Uluslararası Örgütler Dersi 6. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası Örgütler Dersi 6. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Bölgesel Ekonomik Örgütler

Avrupa Kıtasında Bölgesel Örgütler

Avrupa kıtasındaki en önemli ekonomik bütünleşme hareketi Avrupa Birliği’dir. 1957 yılında Roma Antlaşmalarıyla kurulan AET’nin dışında kalmayı tercih eden İngiltere, diğer Avrupa ülkelerinden Avusturya, Danimarka, Norveç, Portekiz, İsveç ve İsviçre ile serbest ticaret bölgesi kurarak adeta kıtada alternatif bir ticaret bloğu yaratmıştır.

Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulduğunda başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesi bu bütünleşme hareketinin dışında kalmayı tercih etmiştir. İngiltere açısından AET içinde yer almak, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) ülkelerine karşı AET’nin ortak ticaret politikasını uygulamasını gerektireceğinden sahip olduğu ayrıcalıklı ticaret ilişkilerini kaybetmesi anlamına gelecekti. Bu durum İngiltere’nin başlangıçta Avrupa bütünleşmesinin dışında kalmasının nedenlerinden birisi olmuştur. Diğer taraftan İngiltere gibi Avrupa’da Avusturya, Danimarka, Finlandiya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Norveç ve Portekiz gibi ülkelerin artan sanayi ürünleri üretimlerine pazar bulma arayışları devam etmekteydi. İngiltere öncülüğünde bir araya gelen bu Avrupa ülkeleri 4 Ocak 1960 tarihinde imzaladıkları Stockholm Sözleşmesi ile Avrupa Serbest Ticaret Birliği (European Free Trade Association: EFTA)’ni kurmuşlardır. EFTA ile üye ülkeler kendi aralarındaki ticarette gümrük vergileri ve diğer engelleri tamamen kaldırmayı öngörmüşlerdir. Ticaretin serbestleştirilmesi sadece sanayi ürünleri için hedeflenmiş, Danimarka, Norveç ve Portekiz gibi oldukça gelişmiş tarım ve balıkçılık sektörüne sahip ülkeler olmasına rağmen tarım ve balıkçılık özellikle serbest ticaretin kapsamı dışında bırakılmıştır. EFTA bir serbest ticaret anlaşması olduğu için üye ülkeler arasında üretim faktörü hareketliliğini de öngörmemiştir. Ayrıca EFTA’ya taraf ülkeler üçüncü ülkelere karşı bağımsız bir dış ticaret politikası izlemeye devam etmişlerdir. EFTA kurucu ülkeleri şunlardır: Avusturya, Danimarka, Norveç, Portekiz, İsveç, İsviçre ve İngiltere. Sonradan Finlandiya, İzlanda ve Lihtenştayn da EFTA’ya katılmıştır. Günümüzde ise EFTA üyesi olarak sadece İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre bulunmaktadır.

EFTA üyelerinden önce İngiltere ve Danimarka, ardından Portekiz, Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in AB üyesi olmasıyla zayıflayan EFTA Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından, bir taraftan daha sonra AB üyesi olacak Merkez Doğu Avrupa Ülkeleri ile diğer taraftan da Türkiye, İsrail, Fas, Filistin gibi ülkelerle STA’lar imzalamıştır. AB ile ilişkileri daha da derinleştirmek için 1989 yılında başlayan müzakereler 1994 Avrupa Ekonomik Alanı (European Economic Area: EEA)’nın kurulmasıyla sonuçlanmıştır. AEA Anlaşması farklı bir bütünleşme modelidir. AB ile EFTA üyesi üç ülke arasında bir “ortaklık” ilişkisi kuran Anlaşma kişilerin, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını öngörmektedir. Ancak AEA, AB’nin ortak tarım, balıkçılık politikaları, gümrük birliği, ticaret politikası, parasal birlik, ortak dış ve güvenlik politikası ile adalet ve içişleri alanındaki politikalarını kapsamaz. Bir başka ifadeyle AEA Anlaşmasıyla üç EFTA ülkesi AB üyesi olmadan AB tek pazarına dahil olmaktadır.

Amerika Kıtasındaki Bölgesel Örgütler

Amerika kıtasındaki bölgesel bütünleşme hareketleri üç farklı yönelim sergilemektedir. İki kıtanın güçlü ekonomileri olan ABD ve Kanada’nın AB’nin yakalamış olduğu ortak pazar avantajına karşı Meksika’yı da aralarına alarak daha geniş pazarda bir ticaret bloğu oluşturma girişimidir. İkinci yönelim ise 80’li yıllardan itibaren dünya ekonomisiyle bütünleşmeye çalışan ülkelerin girişimleridir. Üçüncü yönelim ise Latin Amerika ülkelerinde sömürgecilik dönemi sonrasında bölgesel bağımsızlığı koruma geleneğine dayanmaktadır. Bu nedenle Latin Amerika ülkelerinin, özellikle İngiltere ve ABD’ye karşı savunmasızlığını azaltmak için siyasi ve ekonomik olarak dayanışmalarını sağlayacak birçok girişim gerçekleşmiştir.

Meksika 1985 yılından sonra ekonomisini serbestleştirmeye yönelik adımlar atmış, 1986 yılında GATT’a taraf olmuştur. Bu kapsamda 1990’da ABD hükümeti ve Meksika hükümeti arasında bir ticaret anlaşması üzerine müzakerelere başlanmıştır. Kanada’nın da 1991’de görüşmelere katılmasıyla taraflar 1992 yılında uzlaşmışlar ve CUSFTA’nın yerini alacak olan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (The North American Free Trade Agreement: NAFTA) 1 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anlaşma ile ABD, Kanada ve Meksika arasında, belirli sektörlerde ticaretin önündeki engellerin GATT kuralları çerçevesinde belirli bir süre içinde tamamen kaldırılması öngörülmüştür. Nitekim bu süreç 2008 yılında tamamlanmıştır.

NAFTA’nın geleceği açısından atılan en önemli adım ABD öncülüğünde dönemin ABD Başkanı Obama tarafından izlenen enerji, sınır güvenliği ve göç alanlarında daha derin işbirliğini amaçlayan stratejinin genişletilerek 10 pasifik ülkesini de içine alacak şekilde Trans-Pasifik Ortaklığı’na dönüştürme çabası olmuştur. 2015 yılında imzalanan bu ticaret anlaşmasına Avustralya, Kanada, Japonya, Malezya, Meksika, Peru, ABD, Vietnam, Şili, Bruney, Singapur ve Yeni Zelanda taraf olmuştur. NAFTA üyeleri açısından daha geniş bir bölgede serbest ticareti öngören bu açılım ABD Başkanlığı görevine seçilen D. Trump tarafından rafa kaldırılmış, üstelik Trump Amerika ekonomisini güçlendirme stratejisi altında NAFTA’nın güncellenmesi gerektiğini, aksi durumda ABD’nin NAFTA’dan çekileceğini duyurmuştur. Nitekim ABD’nin ekonomik çıkarlarının korunduğu değişikliklerin yer aldığı ABDMeksika-Kanada Anlaşması (USMCA) üzerinde uzlaşma Kasım 2018’de sağlanmıştır.

Güney Ortak Pazarı (Southern Common Market: MERCOSUR), 1991 yılında Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay tarafından Asuncion Antlaşması’nın imzalanmasıyla kurulmuştur. Kurucu Anlaşma’ya göre diğer ALADI üyelerinin katılımına açık olan MERCOSUR’a Venezuela 2006 yılında dahil olmuştur. 2012 yılında Paraguay devlet başkanının azledilmesinin ardından Paraguay’ın üyeliği Birliğin diğer üyeleri tarafından askıya alınmıştır. Ana hedefi, üyeleri arasında bir serbest ticaret bölgesi yarattıktan sonra ortak gümrük tarifesinin uygulandığı ve aynı zamanda mal, hizmet ve üretim faktörlerinin serbest dolaşımının sağlandığı bir güney ortak pazarı oluşturulmasıdır. Tıpkı AB modelinde olduğu gibi üye ülkeler arasında ortak rekabet politikalarının, parasal birliğin, ortak ekonomi kurumlarının ve hatta siyasi birliğin gerçekleştirilmesi MERCOSUR’un nihai hedefleri arasında yer almaktadır.

LAFTA üyelerinden Bolivya, Ekvator, Kolombiya, Peru ve Şili 1969 yılında Cartegena Anlaşması ile And Paktı’nı kurmuşlardır. Aynı zamanda LAFTA üyesi olan Şili 1976 yılında üyelikten ayrılmıştır. 1973 yılında ise yine LAFTA üyesi olan Venezüella Topluluğa katılmıştır. Kurulduğu dönemde Latin Amerika ülkelerinde hakim olan dışa kapalı ve kendi kendine yeterli olma stratejisi çerçevesinde Topluluk bölgesel kalkınmayı hedeflemiştir. Dünya ekonomisindeki gelişmelere bağlı olarak Örgüt yapısını ve stratejisini değiştirerek dışa açılmaya, dış ticaretini serbestleştirmeye çalışmıştır. 1993 yılında Bolivya, Ekvator, Kolombiya, Peru ve Venezuela arasında bir serbest ticaret bölgesi kurulmuştur. Ekonomik ve siyasi açıdan birbirlerine daha çok benzeyen bu ülkeler 1996 yılından itibaren Örgüt’ün adını And Topluluğu (Andean Community: CAN) olarak değiştirmişler ve kendi aralarında bir gümrük birliği oluşturmayı hedeflemişlerdir. And Topluluğu üyesi ülkelerin vatandaşları Topluluk içinde serbest dolaşım hakkına sahiptir. Hugo Chavez’in seçilmesinin ardından Venezuela 2006 yılında And Topluluğu’ndan ayrılmıştır. Günümüzde Topluluğa Bolivya, Ekvator, Kolombiya ve Peru üyedir. Venezuela’nın ayrılmasıyla Topluluk içi ticaret hacmi azalmıştır.

Latin Amerika’daki çokuluslu yapılanmaların ulaştığı en son aşama, 2004 yılında Peru-Cuzco’da toplanan 12 Güney Amerika ülkesinin liderlerinin (Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Ekvador, Guyana, Paraguay, Peru, Surinam, Uruguay ve Venezuela) yayınladıkları Bildiriyle, MERCOSUR ve And Topluluğu’nu birleştirilerek, Şili’nin de katılımıyla Kıta genelinde bir serbest ticaret bölgesi oluşturulması, Güney Amerika ülkeleri arasında siyasi dayanışmanın sağlanması, kırsal kalkınma ve tarım politikalarının uyumlaştırılması, enerji işbirliği, teknoloji transferi, uyuşturucu ticareti ile mücadele gibi alanlarda kapsamlı ortak politikaların geliştirilmesi hedeflerini açıklamalarıdır. 2007 yılında Venezuela’da bir araya gelen Devlet ve Hükümet Başkanları entegrasyon sürecinin Güney Amerika Ulusları Birliği (Union of South American Nations: UNASUR) ismiyle sürdürülmesine karar vermişlerdir. 2008 yılında Kurucu Anlaşması onaylanmış ve Örgüt’ün Sekretaryasının Ekvador’un başkenti Quito’da kurulması kararlaştırılmıştır.

Afrika Kıtasında Bölgesel Örgütler

Afrika kıtasının modern tarihi Avrupa sömürgeciliği ile damgalanmıştır. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında Latin Amerika’dan sonra kıtaya sıçrayan sömürgecilik ciddi ve yıkıcı etkiler yaratmıştır. 1960’lı yıllara gelindiğinde Afrika ülkeleri siyasi bağımsızlıklarını ekonomik bağımsızlıkla desteklemeye çalışmışlardır. Bu amaca yönelik temel araç olarak da bölgesel entegrasyonlar kullanılmıştır.

Afrika Birliği (African Union: AU), 2002 yılında Afrika Birliği Teşkilatı (Organization of African Unity: OAU)’nın yerine kurulmuştur. Afrika Birliği Teşkilatı (ABT), 1963 yılında bağımsızlığını kazanmış 32 Afrika ülkesinin Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Örgüt sömürgecilikle mücadeleyi sürdürme ve Afrika’nın çıkarlarını küresel ölçekte savunmayı amaçlamıştır. Ancak kuruluşundan itibaren Örgüt iki önemli sorunla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Birinci sorun Soğuk Savaş döneminde Afrika ülkelerinin, ABD ve müttefikleri ile Sovyetler Birliği ve müttefikleri arasında taraf olmaya zorlanmalarıdır. İkinci önemli sorun ise Afrika ülkelerinin istikrarsız devletleri ve demokrasinin kıtada gelişememesidir. Bu nedenle ABT adeta bir ‘diktatörler kulübü’ olarak anılmıştır. Kuruluşunda BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Sömürge İdaresi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri’ye bağlılığını ilan eden ABT, diğer üye ülkelerin iç işlerine karışmamayı ilke olarak benimsemiştir. Bu nedenle ABT iç savaşlara müdahale ve yasal olmayan yollardan iktidara gelen hükümetlere karşı yaptırım uygulama gibi yetkilerle donatılmamıştır. Örgüt aracılığıyla, kıtada bazı sınır anlaşmazlıklarının çözümünde ve çatışmaların sonlandırılmasında katkı sağlamasına rağmen barış ve istikrarın sağlanmasında etkili bir sonuç alınamamıştır. 1980 yılında gerçekleşen ABT olağanüstü Zirvesi’nde kabul edilen Lagos Eylem Planı ile Afrika ülkelerinin liderleri toplumsal ve ekonomik ilişkileri kolaylaştırmak ve güçlendirmek için Afrika’nın ekonomik entegrasyonunun teşvik edilmesini, bu amaçla kıtada kurulacak bölgesel entegrasyonların desteklenmesini kararlaştırdılar. Bu çabaların sonunda ortaya çıkan Afrika Ekonomik Topluluğunu Kuran Anlaşma (Abuja Antlaşması) 1991 yılında ABT Zirvesi tarafından kabul edilmiş ve 1994 yılında yürürlüğe girmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte, büyük güçlerin kıtadan geri çekilmiş görünmeleri bazı Afrika siyasi liderleri tarafından Kıta’yı canlandırmak için bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Bu düşünce ile Afrika ülkelerinin daha güçlü ve ekonomik ve siyasi olarak bütünleşmelerini öngören bir Örgüt çatısı altında toplanmaları amaçlanmıştır. 1999 yılında Libya-Sirte’de bir araya gelen ABT Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi’nde kabul edilen Sitre Deklerasyonu ile Afrika’da bütünleşmenin hızlandırılması fikri benimsenmiştir. Bu girişimin ardından 2000 yılında Lome-Togo’da bir araya gelen liderler Afrika Birliği Kurucu Anlaşması’nı onaylamışlar, 2002 Güney Afrika Durban Zirvesi’nde ise 53 ülkenin katılımıyla Afrika Birliği (AfB) resmen kurulmuştur. Yeni kurulan AfB, 1963’te kurulan Afrika Birliği Teşkilatı ve 1994’te kurulmuş olan Afrika Ekonomik Topluluğu’nu da içine alan uluslararası bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. 2011 yılında Güney Sudan Birliğe katılmış ardından Batı Sahra sorunu nedeniyle 1984 yılında ABT’den ayrılan Fas’ın 2017 yılında yeniden katılmasıyla AfB’ne üye ülkelerin sayısı 54’e yükselmiştir. Böylece BM’ye üye tüm Afrika ülkeleri AfB’nin çatısı altında toplanmıştır.

Afrika’daki bölgesel ekonomik örgütler içinde en güçlüsü Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Economic Community of West African States: ECOWAS)’dur. 1975 yılında bir araya gelen 15 Batı Afrika ülkesi (Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gambiya, Gana, Gine, Gine Bissau, Liberya, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Sierra Leone, Togo, Yeşil Burun Adaları (Cape Verde)) aynı Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi aralarında ortak pazar oluşturmak üzere yola çıkmışlardır. Örgüt’ün kuruluşunda bölgedeki Fransa etkisini azaltmak ve önemli bir petrol ihracatçısı olarak bölgedeki ekonomik ve siyasi otoritesini artırmak amacıyla Nijerya liderlik yapmıştır. ECOWAS üyesi ülkelerin üretim yapısı genellikle benzer ürünler üretmekle karakterize olduğundan, Topluluk içi ticaret hacmi gelişmemiştir. Bu nedenle Topluluk içinde ticaretin serbestleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilememiştir. Bölgede Nijerya gibi İngilizce konuşan ülkeler (Anglophone) ve Fildişi Sahili gibi Fransızca konuşan ülkeler (Francofon) ayrımı devam etmektedir. Bu durum, ECOWAS’daki ekonomik entegrasyonun yavaş ilerlemesine yol açmaktadır. Fildişi Sahili öncülüğünde Benin, Burkina Faso, Mali, Nijer, Senegal ve Togo (Frankofon ülkeleri) 1994 yılında Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği (The West African Monetary and Economic Union: WAEMU)’ni kurmuşlardır. 1997’de Gine Bissau Birliğin 8. Üye Devleti olmuştur. Diğer ECOWAS üyesi altı ülkenin Devlet Başkanları (Gambiya, Gana, Gine, Liberya, Nijerya ve Sierra Leone) ise 2000 yılında Batı Afrika Para Sahası (WAMZ: West African Monetary Zone) olarak bilinen ikinci bir para sahası kurmaya karar verdiler. Batı Afrika’da tek bir parasal bölge oluşturmak için gelecekte bu Bölge’nin Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği (WAEMU) ile birleşmesi öngörülmektedir. Aynı AB Parasal Birliğinde olduğu gibi Masstricht kriterlerine benzer ekonomik yakınsama kriterleri belirlemişler, 2003 yılından itibaren ortak para birimi “Eco”yu yönetecek Batı Afrika Merkez Bankası’nın kurulmasını tasarlamış olsalar bile bu hedeflere ulaşmak için henüz bir ilerleme kaydedilmemiştir. ECOWAS tek pazar ve parasal birlik gibi ekonomi alanında bütünleşmeyi derinleştirememesine rağmen bölgeyi ilgilendiren siyasi ve askeri konularda önemli görevler üstlenmiştir. Kuruluşunda dış tehditlere karşı birbirlerini desteklemeyi ve bölgenin istikrarını tehdit eden iç çatışmalara karşı müdahale etmeyi kararlaştıran ECOWAS ülkeleri bu amaçla bir barış gücü de oluşturmuştur.

Aslında İngiliz sömürüsü altında entegre olan Kenya, Tanzanya ve Uganda bağımsızlıklarını kazandıktan sonra 1967 yılında bir entegrasyon hareketine girişmişler ancak sömürgecilik sonrası ekonomik yapının nasıl kurulacağına ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle 1977 yılında uygulamaya son verilmişlerdir. 1999 yılında yine Kenya, Tanzanya ve Uganda tarafından Doğu Afrika Topluluğu (The East African Community: EAC) bir hükümetlerarası örgüt olarak kurulmuştur. Örgüt’e Ruanda ve Burundi 2007 yılında, Güney Sudan ise 2016’da katılmıştır. Örgüt içinde Kenya ve Tanzanya ekonomik olarak öne çıkan ülkelerdir. Kenya, Uganda ve Güney Sudan’ın petrol, Tanzanya’nın ise doğalgaz ve uranyum ihracatıyla yakın gelecekte Topluluk ekonomilerinde bir gelişme sağlanabileceği tahmin edilmektedir. Örgüt’ün başlıca hedefleri arasında, bölgedeki ticaretin serbestleştirilmesi, sermayenin ve işgücünün serbest dolaşacağı bir ortak pazarın kurulması yer almaktadır. 2009 yılında Doğu Afrika Topluluğu Ortak Pazarı’nın kurulmasına ilişkin protokol imzalanmış, 2013 yılında ise Parasal Birliğin kurulmasına karar verilmiştir.

964 yılında Kamerun, Gabon, Orta Afrika, Çad ve Kongo tarafından Orta Afrika Gümrük ve Ekonomik Birliği (UDEAC) kurulmuştur. 1984 yılında Birliğe Ekvator Ginesi de katılmıştır. Bu girişim ile Burundi, Ruanda ve Zaire’nin bir araya geldiği Büyük Göller Devletlerinin Ekonomik Topluluğu (CEPGL) birleşmiş, Sao Tome ve Principe ada devletinin de katılımıyla Orta Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Economic Community of Central African States: ECCAS) 1983 yılında kurulmuştur. ECCAS Afrika Birliği’nin temel hedefleri doğrultusunda Orta Afrika’da alt-bölgesel işbirliğini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Üye ülkelerin çoğunda yaşanan silahlı çatışmalar ve mali gücünün olmaması Örgüt’ün etkinliğini sınırlandırmıştır. Bu nedenle faaliyetlerini çatışmaları durdurma ve önlemeye yoğunlaştırmıştır.

Dünyanın en eski gümrük birliği girişimlerinden olan Güney Afrika Gümrük Birliği (The Southern African Customs Union: SACU), Güney Afrika ile komşuları (Botsvana, Lesotho, Svaziland ve Namibya) arasında 1910 yılında imzalanan ancak 1969 yılında yürürlüğe giren anlaşmayla kurulmuştur. SACU üyeleri arasında, malların serbest ticaretini ve ortak bir dış tarifeyi esas alan bir gümrük birliği planıdır. Bu bağlamda serbest ticaret, gümrük vergi yükünün kaldırılması ve ithalat ve ihracattaki kısıtlamaların kaldırılması amaçlanmaktadır.

Asya-Pasifik Bölgesindeki Örgütler

Günümüzde dünya mal üretiminin önemli bir kısmı AsyaPasifik bölgesinde gerçekleşmektedir. Bölge ülkelerinin yakaladığı yüksek ekonomik büyüme oranları, hızlı nüfus artışı, kentleşme oranları, yeni orta sınıf ve Batı tipi tüketim alışkanlıklarının kuvvetlenmesi gibi nedenlerle önemli bir pazar haline gelen Asya-Pasifik ülkeleri, küreselleşme sürecinde Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği ve Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü aracılığıyla önemli roller üstlenmişlerdir.

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (Association of Southeast Asian Nations: ASEAN) Ağustos 1967’de Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland tarafından kurulmuştur. 1967 Bangkok Deklarasyonu’nda belirtildiği gibi, ASEAN’ın hedefleri, bölgedeki ekonomik büyümeyi, sosyal ilerlemeyi ve kültürel gelişmeyi hızlandırmak ve bölgedeki ülkeler arasındaki ilişkilerde adalete ve hukukun üstünlüğüne saygı göstererek ve BM Şartı’nın ilkelerine bağlı kalınarak bölgesel barış ve istikrarı sağlamaktır. Aslında ASEAN’ın kuruluşunun altında yatan temel neden bir bölgesel entegrasyon oluşturulması fikrinden çok, Vietnam Savaşı döneminde Komünizmin bölgede yayılmasını engellemekti. Kuruluşundan günümüze beş yeni ülke Örgüt’e katılmıştır. Brunei 1984’te üye olmuş, onu Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından 1995’de Vietnam, 1997’de Laos ve Myanmar ve 1999’da Kamboçya izlemiştir. Timor Leste ise tam üyelik başvurusu yapmıştır. Güvenlik ve siyasi hedeflerle kurulan Örgüt, Güneydoğu Asya Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge Anlaşması gibi başarılar elde etse de asıl bölgede ticaretin serbestleştirilmesi ve geliştirilmesi konusunda başarı yakalamıştır. 1992 yılında ASEAN Serbest Ticaret Bölgesi (ASEAN Free Trade Area-AFTA) oluşturulmuş, bu sayede üye ülkeler arasında tarife ve tarife dışı engeller kaldırılarak verimlilik ve rekabette artış hedeflenmiştir. Ayrıca ASEAN AsyaPasifik bölgesindeki önemli ticari partnerleri olan Avustralya, Çin, Hindistan, Japonya, G. Kore ve Yeni Zelanda gibi ülkelerle de bir dizi STA imzalamıştır. Buna karşılık ABD ve AB ile henüz STA’lar imzalanmamıştır. Günümüzde ASEAN bölgesi AB, Rusya, ABD ve Çin arasında açık bir rekabet sahası olarak görülmektedir.

1967 yılında ASEAN’ın kuruluşundan sonra dünya üzerinde neoliberal politikaların doğrultusunda sadece Uzak Doğu’yu değil, tüm Pasifik bölgesini içine alan daha geniş bir serbest ticaret bölgesinin oluşturulması fikri destek kazanmaya başlamıştır. 1980’lerde dünya ekonomisinde yaşanan büyük sıçrama Asya-Pasifik Bölgesi ülkelerinin ekonomik alanda işbirliğini geliştirme yönündeki isteklerini arttırdı. Dünya üzerinde neoliberal politikaların güç kazanması, bölge ülkelerinin neoliberal dışa açık ekonomi modelini benimsemeleri ve kalkınmalarını ihracata dayandıran bir ekonomik anlayışa sahip olmaları, AB gibi uluslarüstü bir entegrasyon modelinin başarısı bölge ülkelerini bu konuda cesaretlendiren olgular olarak önemlidir. Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü (AsiaPacific Economic Cooperation: APEC)’nün kurulması işte böyle bir düşünsel hazırlığın sonucunda gerçekleşmiştir. 1989 yılında 12 ülkenin bakanlar düzeyinde gayri resmî olarak bir araya gelmesiyle başlayan APEC ile bölgesel ve küresel ticaretin serbestleştirilmesi ile ilgili konuların tartışıldığı, işbirliği ve güvenlik konularının görüşüldüğü yıllık toplantılar aracılığıyla bir forum görevi yürütmektedir. Nitekim 1989 yılından itibaren APEC çerçevesinde uygulanan politikalar sonucunda sanayi ve hizmet sektörlerinin yanı sıra ticaret ve yatırım politikalarında da yeniden yapılanmaya gidilmiş, böylece Asya-Pasifik Bölgesi doğrudan yabancı sermaye yatırımları için cazip hâle getirilmiştir. Bu dönemde izledikleri neoliberal politikalarla sanayi üretimleri ve ihracatlarını hızla artıran ülkeler, Asya kaplanları olarak tanımlanmış ve IMF, Dünya Bankası tarafından tüm gelişmekte olan ülkelere örnek olarak gösterilmiştir. APEC, üyelerinin yasal olarak bağlayıcı yükümlülüklere girmeden, ticaret ve yatırımların önündeki engelleri azaltmayı taahhüt ettikleri bir hükümetlerarası örgüttür. APEC üyeleri diyalog ve uzlaşma yolu ile hedeflerine ulaşmaktadır. Temel olarak küreselleşme sürecinde serbest piyasa ekonomisinin etkin bir şekilde işletilmesini amaç edinmiştir. Bu nedenle APEC’i OECD’nin Asya versiyonu olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.

Günümüzde APEC’e üye olan 21 ülke Avustralya, Bruney, Kanada, Şili, Çin, Hong Kong, Tayvan, Endonezya, Japonya, Güney Kore, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine, Peru, Filipinler, Rusya Federasyonu, Singapur, Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve Vietnam’dır.

Asya Kıtası: Avrasya Ekonomik Birliği

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla eş zamanlı olarak 1991 yılında Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmuşlardır. Rusya liderliğinde bu yakın durma çabaları bir taraftan ekonomi boyutuyla Avrasya Ekonomik Topluluğu’nun, güvenlik boyutunda ise Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün doğmasına yol açmıştır. Bir bölgesel örgüt olarak Avrasya Ekonomik Topluluğu, 2015 yılından itibaren Avrasya Ekonomik Birliği’ne dönüşmüştür.

AVEB, BDT ülkeleri arasında kurulmaya çalışılan gümrük birliği ve Ortak Ekonomik Alan’ın gerçekleşmiş hâlidir. Aynı AB’de olduğu gibi malların, hizmetlerin, sermayenin ve işgücünün serbest dolaşımı ilkeleri üzerine kurulmuştur. Kurucu ülkelerin liderleri ortak pazar hedefine 2025 yılına kadar ulaşılmasını öngörmüşlerdir. Kurucu Anlaşma’da enerji, ulaştırma, tıbbi cihaz ve ilaç, tarım, sanayi, makroekonomik politikaların uyumu, istatistiki bilgiler, işgücünün serbest dolaşımı ve finansal piyasaların düzenlenmesi hedeflenen öncelikli bütünleşme alanları olarak tanımlanmıştır. AVEB, üyeleri arasında ortak pazar yaratmayı amaçladığı için üye ülkelerin izlediği makroekonomik politikaların birbirleriyle uyumlu olması gereklidir. Bu nedenle kurucu antlaşmada makroekonomik istikrar göstergesi olarak bazı kriterler belirlemişlerdir. Bununla birlikte henüz AVEB’in bu kriterleri yerine getirmek için kullanılabileceği açıkça tanımlanmış bir mekanizması yoktur. Para politikası koordinasyonunun olmaması, üye ülkelerdeki yüksek enflasyon, döviz kurlarında belirsizlik ve dolarizasyon temel sorunlar olarak AVEB’in önündedir.

AVEB çok geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Bu durum pazarların birleştirilmesini ve taşımacılık maliyetlerini belirlemektedir. AET ile karşılaştırdığımızda yüzölçümü 17 kat daha büyüktür. Kurucu üç ülkenin başkentleri – ekonomik merkezleri arasındaki mesafe de oldukça uzundur. AVEB günümüzde beş ülkeyi kapsamasına rağmen, üyesi olan ülkelerin ekonomik özellikleri ve bütünleşmenin genişleme olanağı göz önünde bulundurulduğunda uzun vadede AB gibi güçlü bir uluslarüstü örgüt olarak dünya siyasetinde ve ekonomisinde adından çok söz ettirme potansiyeli bulunmaktadır.

Avrupa Kıtasında Bölgesel Örgütler

Avrupa kıtasındaki en önemli ekonomik bütünleşme hareketi Avrupa Birliği’dir. 1957 yılında Roma Antlaşmalarıyla kurulan AET’nin dışında kalmayı tercih eden İngiltere, diğer Avrupa ülkelerinden Avusturya, Danimarka, Norveç, Portekiz, İsveç ve İsviçre ile serbest ticaret bölgesi kurarak adeta kıtada alternatif bir ticaret bloğu yaratmıştır.

Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulduğunda başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesi bu bütünleşme hareketinin dışında kalmayı tercih etmiştir. İngiltere açısından AET içinde yer almak, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) ülkelerine karşı AET’nin ortak ticaret politikasını uygulamasını gerektireceğinden sahip olduğu ayrıcalıklı ticaret ilişkilerini kaybetmesi anlamına gelecekti. Bu durum İngiltere’nin başlangıçta Avrupa bütünleşmesinin dışında kalmasının nedenlerinden birisi olmuştur. Diğer taraftan İngiltere gibi Avrupa’da Avusturya, Danimarka, Finlandiya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Norveç ve Portekiz gibi ülkelerin artan sanayi ürünleri üretimlerine pazar bulma arayışları devam etmekteydi. İngiltere öncülüğünde bir araya gelen bu Avrupa ülkeleri 4 Ocak 1960 tarihinde imzaladıkları Stockholm Sözleşmesi ile Avrupa Serbest Ticaret Birliği (European Free Trade Association: EFTA)’ni kurmuşlardır. EFTA ile üye ülkeler kendi aralarındaki ticarette gümrük vergileri ve diğer engelleri tamamen kaldırmayı öngörmüşlerdir. Ticaretin serbestleştirilmesi sadece sanayi ürünleri için hedeflenmiş, Danimarka, Norveç ve Portekiz gibi oldukça gelişmiş tarım ve balıkçılık sektörüne sahip ülkeler olmasına rağmen tarım ve balıkçılık özellikle serbest ticaretin kapsamı dışında bırakılmıştır. EFTA bir serbest ticaret anlaşması olduğu için üye ülkeler arasında üretim faktörü hareketliliğini de öngörmemiştir. Ayrıca EFTA’ya taraf ülkeler üçüncü ülkelere karşı bağımsız bir dış ticaret politikası izlemeye devam etmişlerdir. EFTA kurucu ülkeleri şunlardır: Avusturya, Danimarka, Norveç, Portekiz, İsveç, İsviçre ve İngiltere. Sonradan Finlandiya, İzlanda ve Lihtenştayn da EFTA’ya katılmıştır. Günümüzde ise EFTA üyesi olarak sadece İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre bulunmaktadır.

EFTA üyelerinden önce İngiltere ve Danimarka, ardından Portekiz, Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in AB üyesi olmasıyla zayıflayan EFTA Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından, bir taraftan daha sonra AB üyesi olacak Merkez Doğu Avrupa Ülkeleri ile diğer taraftan da Türkiye, İsrail, Fas, Filistin gibi ülkelerle STA’lar imzalamıştır. AB ile ilişkileri daha da derinleştirmek için 1989 yılında başlayan müzakereler 1994 Avrupa Ekonomik Alanı (European Economic Area: EEA)’nın kurulmasıyla sonuçlanmıştır. AEA Anlaşması farklı bir bütünleşme modelidir. AB ile EFTA üyesi üç ülke arasında bir “ortaklık” ilişkisi kuran Anlaşma kişilerin, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını öngörmektedir. Ancak AEA, AB’nin ortak tarım, balıkçılık politikaları, gümrük birliği, ticaret politikası, parasal birlik, ortak dış ve güvenlik politikası ile adalet ve içişleri alanındaki politikalarını kapsamaz. Bir başka ifadeyle AEA Anlaşmasıyla üç EFTA ülkesi AB üyesi olmadan AB tek pazarına dahil olmaktadır.

Amerika Kıtasındaki Bölgesel Örgütler

Amerika kıtasındaki bölgesel bütünleşme hareketleri üç farklı yönelim sergilemektedir. İki kıtanın güçlü ekonomileri olan ABD ve Kanada’nın AB’nin yakalamış olduğu ortak pazar avantajına karşı Meksika’yı da aralarına alarak daha geniş pazarda bir ticaret bloğu oluşturma girişimidir. İkinci yönelim ise 80’li yıllardan itibaren dünya ekonomisiyle bütünleşmeye çalışan ülkelerin girişimleridir. Üçüncü yönelim ise Latin Amerika ülkelerinde sömürgecilik dönemi sonrasında bölgesel bağımsızlığı koruma geleneğine dayanmaktadır. Bu nedenle Latin Amerika ülkelerinin, özellikle İngiltere ve ABD’ye karşı savunmasızlığını azaltmak için siyasi ve ekonomik olarak dayanışmalarını sağlayacak birçok girişim gerçekleşmiştir.

Meksika 1985 yılından sonra ekonomisini serbestleştirmeye yönelik adımlar atmış, 1986 yılında GATT’a taraf olmuştur. Bu kapsamda 1990’da ABD hükümeti ve Meksika hükümeti arasında bir ticaret anlaşması üzerine müzakerelere başlanmıştır. Kanada’nın da 1991’de görüşmelere katılmasıyla taraflar 1992 yılında uzlaşmışlar ve CUSFTA’nın yerini alacak olan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (The North American Free Trade Agreement: NAFTA) 1 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anlaşma ile ABD, Kanada ve Meksika arasında, belirli sektörlerde ticaretin önündeki engellerin GATT kuralları çerçevesinde belirli bir süre içinde tamamen kaldırılması öngörülmüştür. Nitekim bu süreç 2008 yılında tamamlanmıştır.

NAFTA’nın geleceği açısından atılan en önemli adım ABD öncülüğünde dönemin ABD Başkanı Obama tarafından izlenen enerji, sınır güvenliği ve göç alanlarında daha derin işbirliğini amaçlayan stratejinin genişletilerek 10 pasifik ülkesini de içine alacak şekilde Trans-Pasifik Ortaklığı’na dönüştürme çabası olmuştur. 2015 yılında imzalanan bu ticaret anlaşmasına Avustralya, Kanada, Japonya, Malezya, Meksika, Peru, ABD, Vietnam, Şili, Bruney, Singapur ve Yeni Zelanda taraf olmuştur. NAFTA üyeleri açısından daha geniş bir bölgede serbest ticareti öngören bu açılım ABD Başkanlığı görevine seçilen D. Trump tarafından rafa kaldırılmış, üstelik Trump Amerika ekonomisini güçlendirme stratejisi altında NAFTA’nın güncellenmesi gerektiğini, aksi durumda ABD’nin NAFTA’dan çekileceğini duyurmuştur. Nitekim ABD’nin ekonomik çıkarlarının korunduğu değişikliklerin yer aldığı ABDMeksika-Kanada Anlaşması (USMCA) üzerinde uzlaşma Kasım 2018’de sağlanmıştır.

Güney Ortak Pazarı (Southern Common Market: MERCOSUR), 1991 yılında Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay tarafından Asuncion Antlaşması’nın imzalanmasıyla kurulmuştur. Kurucu Anlaşma’ya göre diğer ALADI üyelerinin katılımına açık olan MERCOSUR’a Venezuela 2006 yılında dahil olmuştur. 2012 yılında Paraguay devlet başkanının azledilmesinin ardından Paraguay’ın üyeliği Birliğin diğer üyeleri tarafından askıya alınmıştır. Ana hedefi, üyeleri arasında bir serbest ticaret bölgesi yarattıktan sonra ortak gümrük tarifesinin uygulandığı ve aynı zamanda mal, hizmet ve üretim faktörlerinin serbest dolaşımının sağlandığı bir güney ortak pazarı oluşturulmasıdır. Tıpkı AB modelinde olduğu gibi üye ülkeler arasında ortak rekabet politikalarının, parasal birliğin, ortak ekonomi kurumlarının ve hatta siyasi birliğin gerçekleştirilmesi MERCOSUR’un nihai hedefleri arasında yer almaktadır.

LAFTA üyelerinden Bolivya, Ekvator, Kolombiya, Peru ve Şili 1969 yılında Cartegena Anlaşması ile And Paktı’nı kurmuşlardır. Aynı zamanda LAFTA üyesi olan Şili 1976 yılında üyelikten ayrılmıştır. 1973 yılında ise yine LAFTA üyesi olan Venezüella Topluluğa katılmıştır. Kurulduğu dönemde Latin Amerika ülkelerinde hakim olan dışa kapalı ve kendi kendine yeterli olma stratejisi çerçevesinde Topluluk bölgesel kalkınmayı hedeflemiştir. Dünya ekonomisindeki gelişmelere bağlı olarak Örgüt yapısını ve stratejisini değiştirerek dışa açılmaya, dış ticaretini serbestleştirmeye çalışmıştır. 1993 yılında Bolivya, Ekvator, Kolombiya, Peru ve Venezuela arasında bir serbest ticaret bölgesi kurulmuştur. Ekonomik ve siyasi açıdan birbirlerine daha çok benzeyen bu ülkeler 1996 yılından itibaren Örgüt’ün adını And Topluluğu (Andean Community: CAN) olarak değiştirmişler ve kendi aralarında bir gümrük birliği oluşturmayı hedeflemişlerdir. And Topluluğu üyesi ülkelerin vatandaşları Topluluk içinde serbest dolaşım hakkına sahiptir. Hugo Chavez’in seçilmesinin ardından Venezuela 2006 yılında And Topluluğu’ndan ayrılmıştır. Günümüzde Topluluğa Bolivya, Ekvator, Kolombiya ve Peru üyedir. Venezuela’nın ayrılmasıyla Topluluk içi ticaret hacmi azalmıştır.

Latin Amerika’daki çokuluslu yapılanmaların ulaştığı en son aşama, 2004 yılında Peru-Cuzco’da toplanan 12 Güney Amerika ülkesinin liderlerinin (Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Ekvador, Guyana, Paraguay, Peru, Surinam, Uruguay ve Venezuela) yayınladıkları Bildiriyle, MERCOSUR ve And Topluluğu’nu birleştirilerek, Şili’nin de katılımıyla Kıta genelinde bir serbest ticaret bölgesi oluşturulması, Güney Amerika ülkeleri arasında siyasi dayanışmanın sağlanması, kırsal kalkınma ve tarım politikalarının uyumlaştırılması, enerji işbirliği, teknoloji transferi, uyuşturucu ticareti ile mücadele gibi alanlarda kapsamlı ortak politikaların geliştirilmesi hedeflerini açıklamalarıdır. 2007 yılında Venezuela’da bir araya gelen Devlet ve Hükümet Başkanları entegrasyon sürecinin Güney Amerika Ulusları Birliği (Union of South American Nations: UNASUR) ismiyle sürdürülmesine karar vermişlerdir. 2008 yılında Kurucu Anlaşması onaylanmış ve Örgüt’ün Sekretaryasının Ekvador’un başkenti Quito’da kurulması kararlaştırılmıştır.

Afrika Kıtasında Bölgesel Örgütler

Afrika kıtasının modern tarihi Avrupa sömürgeciliği ile damgalanmıştır. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında Latin Amerika’dan sonra kıtaya sıçrayan sömürgecilik ciddi ve yıkıcı etkiler yaratmıştır. 1960’lı yıllara gelindiğinde Afrika ülkeleri siyasi bağımsızlıklarını ekonomik bağımsızlıkla desteklemeye çalışmışlardır. Bu amaca yönelik temel araç olarak da bölgesel entegrasyonlar kullanılmıştır.

Afrika Birliği (African Union: AU), 2002 yılında Afrika Birliği Teşkilatı (Organization of African Unity: OAU)’nın yerine kurulmuştur. Afrika Birliği Teşkilatı (ABT), 1963 yılında bağımsızlığını kazanmış 32 Afrika ülkesinin Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Örgüt sömürgecilikle mücadeleyi sürdürme ve Afrika’nın çıkarlarını küresel ölçekte savunmayı amaçlamıştır. Ancak kuruluşundan itibaren Örgüt iki önemli sorunla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Birinci sorun Soğuk Savaş döneminde Afrika ülkelerinin, ABD ve müttefikleri ile Sovyetler Birliği ve müttefikleri arasında taraf olmaya zorlanmalarıdır. İkinci önemli sorun ise Afrika ülkelerinin istikrarsız devletleri ve demokrasinin kıtada gelişememesidir. Bu nedenle ABT adeta bir ‘diktatörler kulübü’ olarak anılmıştır. Kuruluşunda BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Sömürge İdaresi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri’ye bağlılığını ilan eden ABT, diğer üye ülkelerin iç işlerine karışmamayı ilke olarak benimsemiştir. Bu nedenle ABT iç savaşlara müdahale ve yasal olmayan yollardan iktidara gelen hükümetlere karşı yaptırım uygulama gibi yetkilerle donatılmamıştır. Örgüt aracılığıyla, kıtada bazı sınır anlaşmazlıklarının çözümünde ve çatışmaların sonlandırılmasında katkı sağlamasına rağmen barış ve istikrarın sağlanmasında etkili bir sonuç alınamamıştır. 1980 yılında gerçekleşen ABT olağanüstü Zirvesi’nde kabul edilen Lagos Eylem Planı ile Afrika ülkelerinin liderleri toplumsal ve ekonomik ilişkileri kolaylaştırmak ve güçlendirmek için Afrika’nın ekonomik entegrasyonunun teşvik edilmesini, bu amaçla kıtada kurulacak bölgesel entegrasyonların desteklenmesini kararlaştırdılar. Bu çabaların sonunda ortaya çıkan Afrika Ekonomik Topluluğunu Kuran Anlaşma (Abuja Antlaşması) 1991 yılında ABT Zirvesi tarafından kabul edilmiş ve 1994 yılında yürürlüğe girmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte, büyük güçlerin kıtadan geri çekilmiş görünmeleri bazı Afrika siyasi liderleri tarafından Kıta’yı canlandırmak için bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Bu düşünce ile Afrika ülkelerinin daha güçlü ve ekonomik ve siyasi olarak bütünleşmelerini öngören bir Örgüt çatısı altında toplanmaları amaçlanmıştır. 1999 yılında Libya-Sirte’de bir araya gelen ABT Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi’nde kabul edilen Sitre Deklerasyonu ile Afrika’da bütünleşmenin hızlandırılması fikri benimsenmiştir. Bu girişimin ardından 2000 yılında Lome-Togo’da bir araya gelen liderler Afrika Birliği Kurucu Anlaşması’nı onaylamışlar, 2002 Güney Afrika Durban Zirvesi’nde ise 53 ülkenin katılımıyla Afrika Birliği (AfB) resmen kurulmuştur. Yeni kurulan AfB, 1963’te kurulan Afrika Birliği Teşkilatı ve 1994’te kurulmuş olan Afrika Ekonomik Topluluğu’nu da içine alan uluslararası bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. 2011 yılında Güney Sudan Birliğe katılmış ardından Batı Sahra sorunu nedeniyle 1984 yılında ABT’den ayrılan Fas’ın 2017 yılında yeniden katılmasıyla AfB’ne üye ülkelerin sayısı 54’e yükselmiştir. Böylece BM’ye üye tüm Afrika ülkeleri AfB’nin çatısı altında toplanmıştır.

Afrika’daki bölgesel ekonomik örgütler içinde en güçlüsü Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Economic Community of West African States: ECOWAS)’dur. 1975 yılında bir araya gelen 15 Batı Afrika ülkesi (Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gambiya, Gana, Gine, Gine Bissau, Liberya, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Sierra Leone, Togo, Yeşil Burun Adaları (Cape Verde)) aynı Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi aralarında ortak pazar oluşturmak üzere yola çıkmışlardır. Örgüt’ün kuruluşunda bölgedeki Fransa etkisini azaltmak ve önemli bir petrol ihracatçısı olarak bölgedeki ekonomik ve siyasi otoritesini artırmak amacıyla Nijerya liderlik yapmıştır. ECOWAS üyesi ülkelerin üretim yapısı genellikle benzer ürünler üretmekle karakterize olduğundan, Topluluk içi ticaret hacmi gelişmemiştir. Bu nedenle Topluluk içinde ticaretin serbestleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilememiştir. Bölgede Nijerya gibi İngilizce konuşan ülkeler (Anglophone) ve Fildişi Sahili gibi Fransızca konuşan ülkeler (Francofon) ayrımı devam etmektedir. Bu durum, ECOWAS’daki ekonomik entegrasyonun yavaş ilerlemesine yol açmaktadır. Fildişi Sahili öncülüğünde Benin, Burkina Faso, Mali, Nijer, Senegal ve Togo (Frankofon ülkeleri) 1994 yılında Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği (The West African Monetary and Economic Union: WAEMU)’ni kurmuşlardır. 1997’de Gine Bissau Birliğin 8. Üye Devleti olmuştur. Diğer ECOWAS üyesi altı ülkenin Devlet Başkanları (Gambiya, Gana, Gine, Liberya, Nijerya ve Sierra Leone) ise 2000 yılında Batı Afrika Para Sahası (WAMZ: West African Monetary Zone) olarak bilinen ikinci bir para sahası kurmaya karar verdiler. Batı Afrika’da tek bir parasal bölge oluşturmak için gelecekte bu Bölge’nin Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği (WAEMU) ile birleşmesi öngörülmektedir. Aynı AB Parasal Birliğinde olduğu gibi Masstricht kriterlerine benzer ekonomik yakınsama kriterleri belirlemişler, 2003 yılından itibaren ortak para birimi “Eco”yu yönetecek Batı Afrika Merkez Bankası’nın kurulmasını tasarlamış olsalar bile bu hedeflere ulaşmak için henüz bir ilerleme kaydedilmemiştir. ECOWAS tek pazar ve parasal birlik gibi ekonomi alanında bütünleşmeyi derinleştirememesine rağmen bölgeyi ilgilendiren siyasi ve askeri konularda önemli görevler üstlenmiştir. Kuruluşunda dış tehditlere karşı birbirlerini desteklemeyi ve bölgenin istikrarını tehdit eden iç çatışmalara karşı müdahale etmeyi kararlaştıran ECOWAS ülkeleri bu amaçla bir barış gücü de oluşturmuştur.

Aslında İngiliz sömürüsü altında entegre olan Kenya, Tanzanya ve Uganda bağımsızlıklarını kazandıktan sonra 1967 yılında bir entegrasyon hareketine girişmişler ancak sömürgecilik sonrası ekonomik yapının nasıl kurulacağına ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle 1977 yılında uygulamaya son verilmişlerdir. 1999 yılında yine Kenya, Tanzanya ve Uganda tarafından Doğu Afrika Topluluğu (The East African Community: EAC) bir hükümetlerarası örgüt olarak kurulmuştur. Örgüt’e Ruanda ve Burundi 2007 yılında, Güney Sudan ise 2016’da katılmıştır. Örgüt içinde Kenya ve Tanzanya ekonomik olarak öne çıkan ülkelerdir. Kenya, Uganda ve Güney Sudan’ın petrol, Tanzanya’nın ise doğalgaz ve uranyum ihracatıyla yakın gelecekte Topluluk ekonomilerinde bir gelişme sağlanabileceği tahmin edilmektedir. Örgüt’ün başlıca hedefleri arasında, bölgedeki ticaretin serbestleştirilmesi, sermayenin ve işgücünün serbest dolaşacağı bir ortak pazarın kurulması yer almaktadır. 2009 yılında Doğu Afrika Topluluğu Ortak Pazarı’nın kurulmasına ilişkin protokol imzalanmış, 2013 yılında ise Parasal Birliğin kurulmasına karar verilmiştir.

964 yılında Kamerun, Gabon, Orta Afrika, Çad ve Kongo tarafından Orta Afrika Gümrük ve Ekonomik Birliği (UDEAC) kurulmuştur. 1984 yılında Birliğe Ekvator Ginesi de katılmıştır. Bu girişim ile Burundi, Ruanda ve Zaire’nin bir araya geldiği Büyük Göller Devletlerinin Ekonomik Topluluğu (CEPGL) birleşmiş, Sao Tome ve Principe ada devletinin de katılımıyla Orta Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Economic Community of Central African States: ECCAS) 1983 yılında kurulmuştur. ECCAS Afrika Birliği’nin temel hedefleri doğrultusunda Orta Afrika’da alt-bölgesel işbirliğini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Üye ülkelerin çoğunda yaşanan silahlı çatışmalar ve mali gücünün olmaması Örgüt’ün etkinliğini sınırlandırmıştır. Bu nedenle faaliyetlerini çatışmaları durdurma ve önlemeye yoğunlaştırmıştır.

Dünyanın en eski gümrük birliği girişimlerinden olan Güney Afrika Gümrük Birliği (The Southern African Customs Union: SACU), Güney Afrika ile komşuları (Botsvana, Lesotho, Svaziland ve Namibya) arasında 1910 yılında imzalanan ancak 1969 yılında yürürlüğe giren anlaşmayla kurulmuştur. SACU üyeleri arasında, malların serbest ticaretini ve ortak bir dış tarifeyi esas alan bir gümrük birliği planıdır. Bu bağlamda serbest ticaret, gümrük vergi yükünün kaldırılması ve ithalat ve ihracattaki kısıtlamaların kaldırılması amaçlanmaktadır.

Asya-Pasifik Bölgesindeki Örgütler

Günümüzde dünya mal üretiminin önemli bir kısmı AsyaPasifik bölgesinde gerçekleşmektedir. Bölge ülkelerinin yakaladığı yüksek ekonomik büyüme oranları, hızlı nüfus artışı, kentleşme oranları, yeni orta sınıf ve Batı tipi tüketim alışkanlıklarının kuvvetlenmesi gibi nedenlerle önemli bir pazar haline gelen Asya-Pasifik ülkeleri, küreselleşme sürecinde Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği ve Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü aracılığıyla önemli roller üstlenmişlerdir.

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (Association of Southeast Asian Nations: ASEAN) Ağustos 1967’de Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland tarafından kurulmuştur. 1967 Bangkok Deklarasyonu’nda belirtildiği gibi, ASEAN’ın hedefleri, bölgedeki ekonomik büyümeyi, sosyal ilerlemeyi ve kültürel gelişmeyi hızlandırmak ve bölgedeki ülkeler arasındaki ilişkilerde adalete ve hukukun üstünlüğüne saygı göstererek ve BM Şartı’nın ilkelerine bağlı kalınarak bölgesel barış ve istikrarı sağlamaktır. Aslında ASEAN’ın kuruluşunun altında yatan temel neden bir bölgesel entegrasyon oluşturulması fikrinden çok, Vietnam Savaşı döneminde Komünizmin bölgede yayılmasını engellemekti. Kuruluşundan günümüze beş yeni ülke Örgüt’e katılmıştır. Brunei 1984’te üye olmuş, onu Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından 1995’de Vietnam, 1997’de Laos ve Myanmar ve 1999’da Kamboçya izlemiştir. Timor Leste ise tam üyelik başvurusu yapmıştır. Güvenlik ve siyasi hedeflerle kurulan Örgüt, Güneydoğu Asya Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge Anlaşması gibi başarılar elde etse de asıl bölgede ticaretin serbestleştirilmesi ve geliştirilmesi konusunda başarı yakalamıştır. 1992 yılında ASEAN Serbest Ticaret Bölgesi (ASEAN Free Trade Area-AFTA) oluşturulmuş, bu sayede üye ülkeler arasında tarife ve tarife dışı engeller kaldırılarak verimlilik ve rekabette artış hedeflenmiştir. Ayrıca ASEAN AsyaPasifik bölgesindeki önemli ticari partnerleri olan Avustralya, Çin, Hindistan, Japonya, G. Kore ve Yeni Zelanda gibi ülkelerle de bir dizi STA imzalamıştır. Buna karşılık ABD ve AB ile henüz STA’lar imzalanmamıştır. Günümüzde ASEAN bölgesi AB, Rusya, ABD ve Çin arasında açık bir rekabet sahası olarak görülmektedir.

1967 yılında ASEAN’ın kuruluşundan sonra dünya üzerinde neoliberal politikaların doğrultusunda sadece Uzak Doğu’yu değil, tüm Pasifik bölgesini içine alan daha geniş bir serbest ticaret bölgesinin oluşturulması fikri destek kazanmaya başlamıştır. 1980’lerde dünya ekonomisinde yaşanan büyük sıçrama Asya-Pasifik Bölgesi ülkelerinin ekonomik alanda işbirliğini geliştirme yönündeki isteklerini arttırdı. Dünya üzerinde neoliberal politikaların güç kazanması, bölge ülkelerinin neoliberal dışa açık ekonomi modelini benimsemeleri ve kalkınmalarını ihracata dayandıran bir ekonomik anlayışa sahip olmaları, AB gibi uluslarüstü bir entegrasyon modelinin başarısı bölge ülkelerini bu konuda cesaretlendiren olgular olarak önemlidir. Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü (AsiaPacific Economic Cooperation: APEC)’nün kurulması işte böyle bir düşünsel hazırlığın sonucunda gerçekleşmiştir. 1989 yılında 12 ülkenin bakanlar düzeyinde gayri resmî olarak bir araya gelmesiyle başlayan APEC ile bölgesel ve küresel ticaretin serbestleştirilmesi ile ilgili konuların tartışıldığı, işbirliği ve güvenlik konularının görüşüldüğü yıllık toplantılar aracılığıyla bir forum görevi yürütmektedir. Nitekim 1989 yılından itibaren APEC çerçevesinde uygulanan politikalar sonucunda sanayi ve hizmet sektörlerinin yanı sıra ticaret ve yatırım politikalarında da yeniden yapılanmaya gidilmiş, böylece Asya-Pasifik Bölgesi doğrudan yabancı sermaye yatırımları için cazip hâle getirilmiştir. Bu dönemde izledikleri neoliberal politikalarla sanayi üretimleri ve ihracatlarını hızla artıran ülkeler, Asya kaplanları olarak tanımlanmış ve IMF, Dünya Bankası tarafından tüm gelişmekte olan ülkelere örnek olarak gösterilmiştir. APEC, üyelerinin yasal olarak bağlayıcı yükümlülüklere girmeden, ticaret ve yatırımların önündeki engelleri azaltmayı taahhüt ettikleri bir hükümetlerarası örgüttür. APEC üyeleri diyalog ve uzlaşma yolu ile hedeflerine ulaşmaktadır. Temel olarak küreselleşme sürecinde serbest piyasa ekonomisinin etkin bir şekilde işletilmesini amaç edinmiştir. Bu nedenle APEC’i OECD’nin Asya versiyonu olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.

Günümüzde APEC’e üye olan 21 ülke Avustralya, Bruney, Kanada, Şili, Çin, Hong Kong, Tayvan, Endonezya, Japonya, Güney Kore, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine, Peru, Filipinler, Rusya Federasyonu, Singapur, Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve Vietnam’dır.

Asya Kıtası: Avrasya Ekonomik Birliği

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla eş zamanlı olarak 1991 yılında Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmuşlardır. Rusya liderliğinde bu yakın durma çabaları bir taraftan ekonomi boyutuyla Avrasya Ekonomik Topluluğu’nun, güvenlik boyutunda ise Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün doğmasına yol açmıştır. Bir bölgesel örgüt olarak Avrasya Ekonomik Topluluğu, 2015 yılından itibaren Avrasya Ekonomik Birliği’ne dönüşmüştür.

AVEB, BDT ülkeleri arasında kurulmaya çalışılan gümrük birliği ve Ortak Ekonomik Alan’ın gerçekleşmiş hâlidir. Aynı AB’de olduğu gibi malların, hizmetlerin, sermayenin ve işgücünün serbest dolaşımı ilkeleri üzerine kurulmuştur. Kurucu ülkelerin liderleri ortak pazar hedefine 2025 yılına kadar ulaşılmasını öngörmüşlerdir. Kurucu Anlaşma’da enerji, ulaştırma, tıbbi cihaz ve ilaç, tarım, sanayi, makroekonomik politikaların uyumu, istatistiki bilgiler, işgücünün serbest dolaşımı ve finansal piyasaların düzenlenmesi hedeflenen öncelikli bütünleşme alanları olarak tanımlanmıştır. AVEB, üyeleri arasında ortak pazar yaratmayı amaçladığı için üye ülkelerin izlediği makroekonomik politikaların birbirleriyle uyumlu olması gereklidir. Bu nedenle kurucu antlaşmada makroekonomik istikrar göstergesi olarak bazı kriterler belirlemişlerdir. Bununla birlikte henüz AVEB’in bu kriterleri yerine getirmek için kullanılabileceği açıkça tanımlanmış bir mekanizması yoktur. Para politikası koordinasyonunun olmaması, üye ülkelerdeki yüksek enflasyon, döviz kurlarında belirsizlik ve dolarizasyon temel sorunlar olarak AVEB’in önündedir.

AVEB çok geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Bu durum pazarların birleştirilmesini ve taşımacılık maliyetlerini belirlemektedir. AET ile karşılaştırdığımızda yüzölçümü 17 kat daha büyüktür. Kurucu üç ülkenin başkentleri – ekonomik merkezleri arasındaki mesafe de oldukça uzundur. AVEB günümüzde beş ülkeyi kapsamasına rağmen, üyesi olan ülkelerin ekonomik özellikleri ve bütünleşmenin genişleme olanağı göz önünde bulundurulduğunda uzun vadede AB gibi güçlü bir uluslarüstü örgüt olarak dünya siyasetinde ve ekonomisinde adından çok söz ettirme potansiyeli bulunmaktadır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!