Uluslararası İlişkilere Giriş Dersi 8. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası İlişkilere Giriş Dersi 8. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Uluslararası Hükümetler Dışı Örgütler

Giriş

Birbirlerinden çok farklı hedefler ve yapılara sahip olan hükümetler dışı örgüt ve kuruluşların ortak özelliği çalışmalarını devletlerden-hükümetlerden bağımsız olarak sürdürmeleridir.

Uluslararası Hükümetler Dışı Sivil Toplum Örgütleri (Kuruluşları)

Hükümetler dışı uluslararası sivil toplum kuruluşları (STK), hükümetlerin ve devlet kurumlarının ve kuruluşlarının dışında varlık gösteren özerk örgütlerdir. STK’lar yasal kuruluşlardır ve ilkece, kar amacı olmaksızın, gönüllülük yöntemiyle etkinliklerini yürütürler. Bu tür kuruluşların çalışmalarını özgürce gerçekleştirmeleri için bağımsız gelir kaynaklarına gereksinimleri vardır ve dolayısıyla bu kaynakların bağışlardan ya da üyelik aidatlarından oluşması beklenir. STK’lar dernek, sendika, vakıf, oda türü örgütlenmelerle topluma yarar ve hizmet ilkeleri temelinde etkinliklerini belirlerler. Uluslararası düzlemde örgütlenen STK’lar da ulus aşırı mekanizmalarla örgütlenerek çözüm çabalarını sürdürürler. Lobi çalışmaları, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekebilecek türden çeşitli eylem ve etkinlikler bu çabalardandır.

27 Şubat Uluslararası hükümetler dışı örgütler günü (World NGO Day) olarak önce 2010’da 12 ülke tarafından benimsenmiştir. 2014’den beri de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 27 Şubat’ın Dünya Uluslararası Hükümetler Dışı Örgütler günü olarak tanınmasını sağlamıştır.

Uluslararası Af Örgütü-UAÖ

Uluslararası Af Örgütü, özel bir ideoloji veya herhangi bir dinle de ilişkisinin olmadığının altını çizer. “Vizyonumuz, herkesin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve diğer uluslararası insan hakları standartları ile güvence altına alınan haklarına erişmesidir”. Düzenlediği etkinlikler özellikle düşünce suçlularının serbest bırakılması, siyasi suçluların adil bir biçimde yargılanması, işkence, zulüm, idam cezasına karşı, siyasi cinayet, adam kaçırma ve her türlü insan hakları ihlallerine karşı durulmasına katkıda bulunmayı amaçlar. Medeni haklara, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklara saygıya çağrı yapan çalışmalar düzenler.

Küresel düzlemde, insan hakları ihlallerinin gözlemlenmesi, saptanması ve insan haklarının savunulma arayışlarının gündeme getirilmesi ve gündemde tutulması konusunda;

  • Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International),
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch),
  • Özgürlük Evi (Freedom House) gibi hükümetler dışı örgütler de bu alanın önemli aktörleri olmuşlardır.

İnsan Hakları konusunda uzmanlaşmış olan bu aktörler internet, sosyal medya olanaklarından da yoğun bir biçimde yararlanmaktadırlar.

Uluslararası Af Örgütü’nün kurucusu İngiliz Avukat Peter Benenson’dur. Aslında örgütün kuruluşunu tetikleyen olay, 1960 yılında iki Portekizli öğrencinin kadeh tokuştururken “özgürlük” diye bağırmış olmaları nedeniyle yedi yıl hapse mahkûm edilmeleridir. Peter Benenson’un bu olayı okuduğu bir makaleden öğrenip bu olaya karşı yoğun bir tepki hissetmesi örgütün kuruluşundaki itici gücü olmuştur.

Öncelikle Benenson The Observer’da (İngiliz Gazetesi) “Unutulmuş Mahkumlar” (The Forgotten Prisoners) başlıklı bir makale yayınlayarak dünyadaki düşünce suçlularına dikkat çekmek istemiştir ve bu yolla çok da etkili olabildiği görülmüştür. “Siyasal tutukluların serbest bırakılması çağrısı” (Apeal for Amnesty) uluslararası kamuoyunu harekete geçirerek düşünce suçluları için bir baskı oluşturma fikri pekiştirmiştir. Bu deneyimden yola çıkılarak, “Uluslararası Af Örgütü” 1961 yılında Londra’da kurulmuştur ve aşamalı bir biçimde kurumlaşmıştır.

Uluslararası Af Örgütü’nün düzenlediği kampanyalardan bazıları şöyle sıralanabilir.

  • Stop torture! (İşkenceyi durdurun!) kampanyası;
  • Siyasi cinayet, kayıplar ve yargısız infazlara karşı kampanya;
  • Mayınlara karşı kampanya;
  • Mültecilere saygı göster kampanyası;
  • Kadın hakları insan haklarıdır kampanyası;
  • Kadına şiddetin durdurulması için kampanya;
  • Silahlar denetlensin/Bir milyon yüz kampanyası;
  • Terörle mücadele Adalet kampanyası;
  • İdam cezasına karşı kampanyalar (idam cezasının kaldırılmasına yönelik kampanyalar, idam cezasının geri getirilmesine karşı kampanyalar);
  • Gazetecilik suç değildir kampanyası vb.

Uluslararası Af Örgütü’nün Kurumsal Yapısı

Uluslararası Af Örgütü’nün çalışmalarının yürütülmesinde en yetkili merci Uluslararası Konsey’dir. İşlevleri şöyle sıralanabilir:

  • Örgütün stratejisine odaklanmak;
  • UAÖ’nün vizyon, misyon ve temel değerlerini belirlemek;
  • UAÖ’nün Entegre Stratejik Planı’nı (altı yıllık planlar) mali stratejisiyle belirlemek;
  • Hareket için yönetişim ve delegasyon sistem ve organları oluşturmak,
  • Bu organların üyelerini seçmek ve bu organ ve üyelerin sorumlu olmasını sağlamak;
  • Hareketin kabul edilmiş strateji ve planlarına ilişkin performansını denetlemek;
  • Şube, yapı ve diğer organlarının sorumluluklarını belirlemektir.

Bireysel Üyelik statüsü de UAÖ’nün hedeflerine uyumlu bir biçimde katkıda bulunmak isteyen özerk bireylerin yıllık bir aidat ödeyerek örgütün üyesi olabilmelerini sağlar. Özgürlüğü için mücadele ettiği bireylere hesap verebilir olmak temelinde örgütlenen UAÖ’nün kurumsal yapısı şeffaflık, hesap verebilirlik konusunda yasal bir sistem oluşturma çabasının ürünüdür.

Türkiye’de de yaygın kullanımıyla Greenpeace (Yeşil Barış), çevre sorunlarıyla küresel düzlemde mücadele eden hükümetler dışı (Non Governmental OrganisationNGO) uluslararası bir Sivil Toplum Kuruluşu’dur (STK).

Uluslararası STK olarak Greenpeace (Yeşil Barış) 1971’de ABD-Alaska’da yürütülmekte olan nükleer denemeleri protesto eylemi çerçevesinde örgütlenen 14 eylemci tarafından Kanada’nın Vancouver kentinde kurulmuştur. 1979’dan itibaren örgüt uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

Çevre felaketlerinin ulusal sınırları aşan niteliği (ulusötesi) konuyu küresel siyasetin gündemine getirmiştir. Birleşmiş Milletler “Gıda ve Tarım Örgütü”nü (FAO1945) bu bağlamda anlamlandırabiliriz. Kalkınma çabaları, nüfus artışı ile çevrenin sorunlu kullanımı konularına odaklanan “BM insan Çevresi Konferansı”, (Stockholm Konferansı) 1972 yılında uluslararası bir tartışma platformu oluşturarak bilinçlenme-bilinçlendirme sürecine önemli bir katkıda bulunmuştur.

“BM Çevre Programı”nın (UNEP) kurulması ve BM çerçevesinde günümüze dek sürdürülmüş olan etkinliklere hükümetler dışı örgütler de katılmıştır. Küresel sivil toplum örgütleri diye sınıflandırabileceğimiz “Greenpeace” (Yeşil Barış), “Worldwide Fund for Nature” (WWF) gibi birçok uluslararası-hükümetler dışı sivil toplum kuruluşu (STK) çevre sorunlarına dikkat çekmeyi hedeflerler.

Greenpeace Örgütü’nün çalışmalarını yoğunlaştırdıkları önemli konu başlıklarıyla hedefleri de izlenebilir:

  • Bunlardan birisi, “İklim Değişimi”ni engellemek başlığı altında sunulur. “Bize katılın” çağrısı çerçevesinde yenilenebilir enerjinin desteklenmesi, kademeli olarak fosil yakıtların sonlandırılması gibi politikalar savunur.
  • Bir başka konu, “Ormanların korunması” başlığıyla sunulur. Burada da yaşlı ormanların dünyanın akciğeri olduğunu ispatlayacak bilgileri bir araya getirerek özel olarak korunmaları gereğini vurgulamak gibi stratejiler savunur.
  • Okyanusların korunması, çevre dengesi için stratejik bir alan olması gerekçesiyle gündemde tuttuğu bir başka başlıktır. Okyanusların gereksiz zararlı balıkçılıkla mücadele edilerek savunulabileceği konusunda bilinçlenmeye çağrı yapan etkinlikler sürdürür.

Greenpeace Örgütü tarafından;

  • Nükleersiz Gelecek kampanyası,
  • Küresel Isınma ve Enerji kampanyası,
  • Akdeniz’i Koruyoruz kampanyası,
  • Tarım ve GDO kampanyası gibi birçok kampanya yürütülmektedir.

Çok Uluslu Sermaye-Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ)

Küreselleşme sürecinin önemli aktörleri olan ulus ötesi sermayenin simgesi “Çok Uluslu Şirketler” (ÇUŞ) (Multinational corporations), İkinci Dünya Savaşı sonrasında belirginlik kazanmaya başlamıştır. Özellikle 1960’lardan sonra ÇUŞ’ların iyice yaygınlaşmalarına tanık oluyoruz.

ÇUŞ’ların ortak hedeflerinin küresel düzlemde ticaret, hizmet, mallar ve emeğin dolaşımının önündeki ulusal engellerin azaltılması ve karlı yatırım olanaklarının arttırılmasıdır. Aslında ÇUŞ’ların varoluşlarının koşulu da şirketlerin önündeki ulusal engellerin azalmaya başlamasıdır. Bu süreç ÇUŞ’ların varlıklarını güçlendirmektedir.

Çok Uluslu Şirket adlandırması için gerekli nitelikler şöyle sıralanmaktadır: Şirketin bir merkezi vardır ama şirket birden çok ülkenin sermayedarlarına aittir. Aynı zamanda ÇUŞ’lar birden çok ülkede yatırım yapar ve şirket çalışanlarının seçiminde belirli nitelikleri edinmiş olmak tek kıstastır. Bir başka deyişle, bu tür şirketler, çalışabilecek niteliklere sahip olan tüm dünya yurttaşlarına açıktı.

Shell

Shell, enerji ve petrokimya alanında etkinliklerini yoğunlaştırmış olan “Çok Uluslu Şirket” grupları örneğidir. 1833’de Londralı bir İngiliz antikacı (Marcus Samuel), dükkânında döneminin egzotik dekorasyon modası istiridye satmak için geniş bir istiridye ithalatıihracatı ticaret ağı geliştirmiştir. Daha sonra oğullarının girişimiyle iş petrol ihracatı, gazyağı ihracatı gibi alanlara açılmaya kadar genişlemiştir.

IBM

IBM adıyla tanınan “International Business Machines Corporation” (uluslararası iş makineleri şirketi) bilişim teknolojisi alanında dünyanın en büyük çok uluslu şirket örneklerindendir. Bugün 410 bini aşan çalışanı ve 170’den fazla ülkede etkinliği bulunan IBM, bilgisayar, bilgisayar donanım üretimi, yazılım, servis hizmetleri, sunucu servisleri ve araştırma geliştirme alanlarında yer edinmiştir.

GAFAM

Hızla küreselleşen pazarda yer edinebilmiş, “internet devleri” diye de adlandırılan çok uluslu sermaye şirketlerine bir örnek GAFAM kısaltması ile toparlanan;

  • Alphabet ( G oogle),
  • A pple,
  • F acebook,
  • A mazon,
  • M icrosoft 20. yüzyıl sonlarında 21. yüzyılın başlarında ortaya çıkmışlardır.

Google

Çok Uluslu Şirket örneklerinden Google, 1998’de Amerika’da kurulmuştur. (Stanford Üniversitesinde iki öğrencinin (Larry Page, Sergey Brin) 1995’de başlayan çalışmalarının ürünüdür. İnternetle ilişkili servis konusuna odaklanarak dünyanın en önemli çok uluslu şirketlerinden (ÇUS) birisi konumuna hızla gelmiştir.

Dünyada varolan tüm bilgileri düzenlemek, ulaşılabilir kılmak ve kullanıcılar için ücretsiz erişim sağlamak Google şirketinin resmi hedefleridir. Google’ın Google arama motoru, Google Görüntü, Google Video, Google Docs, Google Analytics, Google Earth, Gmail, Google Drive, Google Apps, Google Çeviri, Google Haberler, Google Fiber, Google Harita ve bunun gibi çok sayıda ürünü bu pazarda büyük bir yer kaplamıştır.

Apple

Elektronik ürünler alanında önemli bir ÇUŞ olan Apple, 1976’da ABD’de kurulmuştur. İlk kişisel bilgisayar 1977’de piyasaya çıkmıştır ve hızla küresel pazarda büyük bir yer edinmiştir. Apple Bilgisayar (Apple Computer Inc.) olarak kurulmuş olan şirket, 2007’den beri Apple diye adlandırılmaktadır. Özellikle dizüstü bilgisayar çeşitleri ve cep telefonu çeşitleriyle dünya pazarında ve insanların yaşamlarında kapmış olduğu yeri geliştirerek korumuştur.

Facebook

2004’de “the Facebook” adıyla ABD’de kurulmuş ve yine hızla büyük bir yer edinmiş çok uluslu şirket örneğidir. Sosyal medya alanında çok önemli bir yer edinen şirket, 2005’de “Facebook” olarak bugünkü adını almıştır. 2016’da Apple, Google ve Microsoft’un hemen ardından, dünyanın en pahalı 4. Şirketi olma konumunu kazanmıştır.

Kurulduğu günden beri, oyunun kurallarını değiştiren “büyük olay” olarak değerlendirilmiştir. 2005’de altı milyon kullanıcısı olan şirket 2016’da iki milyar kullanıcı sayısına yaklaşmıştır. Medya bağlantı kurma platformu gibi işlemektedir. Görüşlerin paylaşılabildiği, haber, araştırma, analiz ve çeşitli alanlarda pratik bilgiler, sitelerle bağlantı gibi sınırları belirsiz bir ilişkiler ağı alanıdır.

Amazon

ABD’de 1994 yılında kurulmuş ve hızla büyümüş çok uluslu şirket örneklerinden Amazon elektronik ticaret ve “cloud computing” konularına yoğunlaşmıştır. 2004’den itibaren internetten birçok şirketin ürünlerini satarak işe başlamışken, 2007 yılından itibaren bilgisayara kitap yükleme sistemi (Kindle) ile kendi ürününü de satmaya başlamıştır. Bugünlerde insansız hava aracıyla ürün dağıtımı yapma olanakları araştırılmakta, tartışılmaktadır.

Microsoft

1975’de Bill Gates ve Paul Allen tarafından ABD’de kurulmuş bir enformatik, micro-enformatik bilişim teknolojileri şirketidir (Microsoft Corporation). Bilgisayar yazılım şirketi olarak hızla büyümüştür. Microsoft, ayrıca Bill Gates’in genç yaşında ulaştığı finansal başarının da etkisiyle, “Düşünce hızında çalışmak” (başlıklı kitabı) sloganı ile bu sektörün etkili öncülerinden sayılmaktadır. “Düşünce hızında çalışmak” bu alanın özelliklerini yansıtan bir tür slogana dönüşmüştür.

Küreselleşme Karşıtı Hareketler

H. Spencer tarafından Darvin’in “doğada zayıflar ayıklanır” ilkesini sosyal alana uyarlamasıyla ortaya çıkan sosyal Darvinizm, liberalizmin doğada varolan doğal ayıklanmayı sosyal düzlemde destekleyen yorumuyla, rekabetçiliği, bireyciliğin egoist yorumunu savaşçı bir güvenlikçilikle bir araya getirmiştir.

Zengin ülkelerle fakir ülkeler arasındaki farkların artması ve sosyal refah devletinin geliştiği birçok ülkede eşitsizlikleri yumuşatan refah devletinin geri çekilmeye başlamasıyla birlikte, “gelişmiş” ülkelerde ortaya çıkan “yeni fakirler” ve/veya işsizlerin oranındaki önemli artış, genelleşen bir hoşnutsuzluğu da küresel düzlemde arttırmaktadır. Devletin ekonomi alanından çekilerek küçülmesini, dayanışma yatırımlarının azaltılmasını destekleyen “sosyal Darvinizm”e yönelmiş olan ülkelerde, aynı zamanda güvenlikçi politikalar ve yatırımlar arttırılmıştır.

“Küreselleşme karşıtlığı” genel anlamıyla, “neo-liberal” kapitalizmin yarattığı eşitsizliği eleştirmek, ekonomik zenginleşme ve küreselleşme ilişkisine karşı dayanışma ağları kurma çabasını tanımlamaktadır. Küreselleşmiş medyada dikkatle izlenen protesto hareketlerinin özellikle polisle çatışma ve direniş sahneleri ses getirmektedir. Küreselleşme karşıtı hareketlerin sürdürülebilir gelişme, insan temelli, adil bir proje arayışını dile getirdikleri ileri sürülse de, ortak bir toplumsal-siyasal alternatif sunamadıkları da sıklıkla vurgulanmaktadır.

Küreselleşme karşıtı hareketlerin başlangıcı 1999’da Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantısına karşı geliştirilen gösterilerdir. Hareket daha sonra küresel düzlemde gevşek bir örgütlenme sürecine girmiştir. Küreselleşmenin simgesi olarak görülen Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantılarının yanı sıra G8, G20, OECD toplantıları gibi büyük ekonomi ve finans çevrelerini, zengin kategorisine giren devletleri bir araya getiren toplantılarda sistemli bir şekilde, küreselleşme karşıtı hareketin protesto eylemleri görülmektedir.

Alternatif bir küreselleşme arayışını, küreselleşme karşıtı eğilimleri bir araya getirerek kalıcı bir hükümetler dışı örgütlenmeye dönüştürme arayışı Dünya Sosyal ForumuDSF (World Social Forum-WSF) çerçevesinde geliştirilmiştir. Dünya Sosyal Forumu özgürlükler alanını genişletecek, katılımcı demokrasi deneyimini güçlendirecek bir tartışma platformu oluşturma iddiasındadır. Küreselleşmeye karşı alternatif arayışları “bir başka dünya mümkün” sloganıyla yola çıkmaktadır ve özellikle neo-liberal kapitalizmin iddiası olan alternatifsizlik inancının yaygınlaşmasına karşı gelerek, genel hatlarıyla, daha adil ve daha demokratik bir dünyanın olabileceği iddiasını geliştirmektedir.

İlk kez 1998’de Brezilya-Porto Alegre’de toplanan Sosyal Forumla küreselleşme karşıtlarının bir araya gelmesini sağlayan önemli bir adım atılmıştır. Bu atılımı geliştiren 2001’den itibaren Dünya Sosyal Forumu-DSF toplantıları olmuştur.

Avrupa Sosyal Forumu Toplantıları 2002’de İtalya’nın Floransa kentinde ilk Avrupa Sosyal Forumu düzenlendi. Daha sonra Paris (2003), Londra (2004), Atina (2006), Malmö (2008), İstanbul (2010) gibi şehirlerde yıllık toplantılar devam etti. Ancak daha sonra “alternatif zirve” tartışmaları gündeme geldi. Çeşitli ülkelerde/şehirlerde dikkat çekecek temalar seçilerek toplantılar düzenlenmektedir.

Dünya Sosyal Forumu’nun son dönem toplantılarında ilk yılların toplantılarında gözlenen coşkunun azaldığı gözlenmiştir. Dolayısıyla, son dönemlerde DSF’nin yeniden güçlenmesi için arayışlar sürmektedir. Dünya kamuoyunun yakından izlediği “Arap baharı”nın ardından “Arap baharı” temasıyla düzenlenen, “Teröre karşı birlik” mesajlarıyla desteklenen Dünya Sosyal Forum’ları (20132015 Tunus/Tunus) bu arayışa bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Giriş

Birbirlerinden çok farklı hedefler ve yapılara sahip olan hükümetler dışı örgüt ve kuruluşların ortak özelliği çalışmalarını devletlerden-hükümetlerden bağımsız olarak sürdürmeleridir.

Uluslararası Hükümetler Dışı Sivil Toplum Örgütleri (Kuruluşları)

Hükümetler dışı uluslararası sivil toplum kuruluşları (STK), hükümetlerin ve devlet kurumlarının ve kuruluşlarının dışında varlık gösteren özerk örgütlerdir. STK’lar yasal kuruluşlardır ve ilkece, kar amacı olmaksızın, gönüllülük yöntemiyle etkinliklerini yürütürler. Bu tür kuruluşların çalışmalarını özgürce gerçekleştirmeleri için bağımsız gelir kaynaklarına gereksinimleri vardır ve dolayısıyla bu kaynakların bağışlardan ya da üyelik aidatlarından oluşması beklenir. STK’lar dernek, sendika, vakıf, oda türü örgütlenmelerle topluma yarar ve hizmet ilkeleri temelinde etkinliklerini belirlerler. Uluslararası düzlemde örgütlenen STK’lar da ulus aşırı mekanizmalarla örgütlenerek çözüm çabalarını sürdürürler. Lobi çalışmaları, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekebilecek türden çeşitli eylem ve etkinlikler bu çabalardandır.

27 Şubat Uluslararası hükümetler dışı örgütler günü (World NGO Day) olarak önce 2010’da 12 ülke tarafından benimsenmiştir. 2014’den beri de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 27 Şubat’ın Dünya Uluslararası Hükümetler Dışı Örgütler günü olarak tanınmasını sağlamıştır.

Uluslararası Af Örgütü-UAÖ

Uluslararası Af Örgütü, özel bir ideoloji veya herhangi bir dinle de ilişkisinin olmadığının altını çizer. “Vizyonumuz, herkesin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve diğer uluslararası insan hakları standartları ile güvence altına alınan haklarına erişmesidir”. Düzenlediği etkinlikler özellikle düşünce suçlularının serbest bırakılması, siyasi suçluların adil bir biçimde yargılanması, işkence, zulüm, idam cezasına karşı, siyasi cinayet, adam kaçırma ve her türlü insan hakları ihlallerine karşı durulmasına katkıda bulunmayı amaçlar. Medeni haklara, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklara saygıya çağrı yapan çalışmalar düzenler.

Küresel düzlemde, insan hakları ihlallerinin gözlemlenmesi, saptanması ve insan haklarının savunulma arayışlarının gündeme getirilmesi ve gündemde tutulması konusunda;

  • Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International),
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch),
  • Özgürlük Evi (Freedom House) gibi hükümetler dışı örgütler de bu alanın önemli aktörleri olmuşlardır.

İnsan Hakları konusunda uzmanlaşmış olan bu aktörler internet, sosyal medya olanaklarından da yoğun bir biçimde yararlanmaktadırlar.

Uluslararası Af Örgütü’nün kurucusu İngiliz Avukat Peter Benenson’dur. Aslında örgütün kuruluşunu tetikleyen olay, 1960 yılında iki Portekizli öğrencinin kadeh tokuştururken “özgürlük” diye bağırmış olmaları nedeniyle yedi yıl hapse mahkûm edilmeleridir. Peter Benenson’un bu olayı okuduğu bir makaleden öğrenip bu olaya karşı yoğun bir tepki hissetmesi örgütün kuruluşundaki itici gücü olmuştur.

Öncelikle Benenson The Observer’da (İngiliz Gazetesi) “Unutulmuş Mahkumlar” (The Forgotten Prisoners) başlıklı bir makale yayınlayarak dünyadaki düşünce suçlularına dikkat çekmek istemiştir ve bu yolla çok da etkili olabildiği görülmüştür. “Siyasal tutukluların serbest bırakılması çağrısı” (Apeal for Amnesty) uluslararası kamuoyunu harekete geçirerek düşünce suçluları için bir baskı oluşturma fikri pekiştirmiştir. Bu deneyimden yola çıkılarak, “Uluslararası Af Örgütü” 1961 yılında Londra’da kurulmuştur ve aşamalı bir biçimde kurumlaşmıştır.

Uluslararası Af Örgütü’nün düzenlediği kampanyalardan bazıları şöyle sıralanabilir.

  • Stop torture! (İşkenceyi durdurun!) kampanyası;
  • Siyasi cinayet, kayıplar ve yargısız infazlara karşı kampanya;
  • Mayınlara karşı kampanya;
  • Mültecilere saygı göster kampanyası;
  • Kadın hakları insan haklarıdır kampanyası;
  • Kadına şiddetin durdurulması için kampanya;
  • Silahlar denetlensin/Bir milyon yüz kampanyası;
  • Terörle mücadele Adalet kampanyası;
  • İdam cezasına karşı kampanyalar (idam cezasının kaldırılmasına yönelik kampanyalar, idam cezasının geri getirilmesine karşı kampanyalar);
  • Gazetecilik suç değildir kampanyası vb.

Uluslararası Af Örgütü’nün Kurumsal Yapısı

Uluslararası Af Örgütü’nün çalışmalarının yürütülmesinde en yetkili merci Uluslararası Konsey’dir. İşlevleri şöyle sıralanabilir:

  • Örgütün stratejisine odaklanmak;
  • UAÖ’nün vizyon, misyon ve temel değerlerini belirlemek;
  • UAÖ’nün Entegre Stratejik Planı’nı (altı yıllık planlar) mali stratejisiyle belirlemek;
  • Hareket için yönetişim ve delegasyon sistem ve organları oluşturmak,
  • Bu organların üyelerini seçmek ve bu organ ve üyelerin sorumlu olmasını sağlamak;
  • Hareketin kabul edilmiş strateji ve planlarına ilişkin performansını denetlemek;
  • Şube, yapı ve diğer organlarının sorumluluklarını belirlemektir.

Bireysel Üyelik statüsü de UAÖ’nün hedeflerine uyumlu bir biçimde katkıda bulunmak isteyen özerk bireylerin yıllık bir aidat ödeyerek örgütün üyesi olabilmelerini sağlar. Özgürlüğü için mücadele ettiği bireylere hesap verebilir olmak temelinde örgütlenen UAÖ’nün kurumsal yapısı şeffaflık, hesap verebilirlik konusunda yasal bir sistem oluşturma çabasının ürünüdür.

Türkiye’de de yaygın kullanımıyla Greenpeace (Yeşil Barış), çevre sorunlarıyla küresel düzlemde mücadele eden hükümetler dışı (Non Governmental OrganisationNGO) uluslararası bir Sivil Toplum Kuruluşu’dur (STK).

Uluslararası STK olarak Greenpeace (Yeşil Barış) 1971’de ABD-Alaska’da yürütülmekte olan nükleer denemeleri protesto eylemi çerçevesinde örgütlenen 14 eylemci tarafından Kanada’nın Vancouver kentinde kurulmuştur. 1979’dan itibaren örgüt uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

Çevre felaketlerinin ulusal sınırları aşan niteliği (ulusötesi) konuyu küresel siyasetin gündemine getirmiştir. Birleşmiş Milletler “Gıda ve Tarım Örgütü”nü (FAO1945) bu bağlamda anlamlandırabiliriz. Kalkınma çabaları, nüfus artışı ile çevrenin sorunlu kullanımı konularına odaklanan “BM insan Çevresi Konferansı”, (Stockholm Konferansı) 1972 yılında uluslararası bir tartışma platformu oluşturarak bilinçlenme-bilinçlendirme sürecine önemli bir katkıda bulunmuştur.

“BM Çevre Programı”nın (UNEP) kurulması ve BM çerçevesinde günümüze dek sürdürülmüş olan etkinliklere hükümetler dışı örgütler de katılmıştır. Küresel sivil toplum örgütleri diye sınıflandırabileceğimiz “Greenpeace” (Yeşil Barış), “Worldwide Fund for Nature” (WWF) gibi birçok uluslararası-hükümetler dışı sivil toplum kuruluşu (STK) çevre sorunlarına dikkat çekmeyi hedeflerler.

Greenpeace Örgütü’nün çalışmalarını yoğunlaştırdıkları önemli konu başlıklarıyla hedefleri de izlenebilir:

  • Bunlardan birisi, “İklim Değişimi”ni engellemek başlığı altında sunulur. “Bize katılın” çağrısı çerçevesinde yenilenebilir enerjinin desteklenmesi, kademeli olarak fosil yakıtların sonlandırılması gibi politikalar savunur.
  • Bir başka konu, “Ormanların korunması” başlığıyla sunulur. Burada da yaşlı ormanların dünyanın akciğeri olduğunu ispatlayacak bilgileri bir araya getirerek özel olarak korunmaları gereğini vurgulamak gibi stratejiler savunur.
  • Okyanusların korunması, çevre dengesi için stratejik bir alan olması gerekçesiyle gündemde tuttuğu bir başka başlıktır. Okyanusların gereksiz zararlı balıkçılıkla mücadele edilerek savunulabileceği konusunda bilinçlenmeye çağrı yapan etkinlikler sürdürür.

Greenpeace Örgütü tarafından;

  • Nükleersiz Gelecek kampanyası,
  • Küresel Isınma ve Enerji kampanyası,
  • Akdeniz’i Koruyoruz kampanyası,
  • Tarım ve GDO kampanyası gibi birçok kampanya yürütülmektedir.

Çok Uluslu Sermaye-Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ)

Küreselleşme sürecinin önemli aktörleri olan ulus ötesi sermayenin simgesi “Çok Uluslu Şirketler” (ÇUŞ) (Multinational corporations), İkinci Dünya Savaşı sonrasında belirginlik kazanmaya başlamıştır. Özellikle 1960’lardan sonra ÇUŞ’ların iyice yaygınlaşmalarına tanık oluyoruz.

ÇUŞ’ların ortak hedeflerinin küresel düzlemde ticaret, hizmet, mallar ve emeğin dolaşımının önündeki ulusal engellerin azaltılması ve karlı yatırım olanaklarının arttırılmasıdır. Aslında ÇUŞ’ların varoluşlarının koşulu da şirketlerin önündeki ulusal engellerin azalmaya başlamasıdır. Bu süreç ÇUŞ’ların varlıklarını güçlendirmektedir.

Çok Uluslu Şirket adlandırması için gerekli nitelikler şöyle sıralanmaktadır: Şirketin bir merkezi vardır ama şirket birden çok ülkenin sermayedarlarına aittir. Aynı zamanda ÇUŞ’lar birden çok ülkede yatırım yapar ve şirket çalışanlarının seçiminde belirli nitelikleri edinmiş olmak tek kıstastır. Bir başka deyişle, bu tür şirketler, çalışabilecek niteliklere sahip olan tüm dünya yurttaşlarına açıktı.

Shell

Shell, enerji ve petrokimya alanında etkinliklerini yoğunlaştırmış olan “Çok Uluslu Şirket” grupları örneğidir. 1833’de Londralı bir İngiliz antikacı (Marcus Samuel), dükkânında döneminin egzotik dekorasyon modası istiridye satmak için geniş bir istiridye ithalatıihracatı ticaret ağı geliştirmiştir. Daha sonra oğullarının girişimiyle iş petrol ihracatı, gazyağı ihracatı gibi alanlara açılmaya kadar genişlemiştir.

IBM

IBM adıyla tanınan “International Business Machines Corporation” (uluslararası iş makineleri şirketi) bilişim teknolojisi alanında dünyanın en büyük çok uluslu şirket örneklerindendir. Bugün 410 bini aşan çalışanı ve 170’den fazla ülkede etkinliği bulunan IBM, bilgisayar, bilgisayar donanım üretimi, yazılım, servis hizmetleri, sunucu servisleri ve araştırma geliştirme alanlarında yer edinmiştir.

GAFAM

Hızla küreselleşen pazarda yer edinebilmiş, “internet devleri” diye de adlandırılan çok uluslu sermaye şirketlerine bir örnek GAFAM kısaltması ile toparlanan;

  • Alphabet ( G oogle),
  • A pple,
  • F acebook,
  • A mazon,
  • M icrosoft 20. yüzyıl sonlarında 21. yüzyılın başlarında ortaya çıkmışlardır.

Google

Çok Uluslu Şirket örneklerinden Google, 1998’de Amerika’da kurulmuştur. (Stanford Üniversitesinde iki öğrencinin (Larry Page, Sergey Brin) 1995’de başlayan çalışmalarının ürünüdür. İnternetle ilişkili servis konusuna odaklanarak dünyanın en önemli çok uluslu şirketlerinden (ÇUS) birisi konumuna hızla gelmiştir.

Dünyada varolan tüm bilgileri düzenlemek, ulaşılabilir kılmak ve kullanıcılar için ücretsiz erişim sağlamak Google şirketinin resmi hedefleridir. Google’ın Google arama motoru, Google Görüntü, Google Video, Google Docs, Google Analytics, Google Earth, Gmail, Google Drive, Google Apps, Google Çeviri, Google Haberler, Google Fiber, Google Harita ve bunun gibi çok sayıda ürünü bu pazarda büyük bir yer kaplamıştır.

Apple

Elektronik ürünler alanında önemli bir ÇUŞ olan Apple, 1976’da ABD’de kurulmuştur. İlk kişisel bilgisayar 1977’de piyasaya çıkmıştır ve hızla küresel pazarda büyük bir yer edinmiştir. Apple Bilgisayar (Apple Computer Inc.) olarak kurulmuş olan şirket, 2007’den beri Apple diye adlandırılmaktadır. Özellikle dizüstü bilgisayar çeşitleri ve cep telefonu çeşitleriyle dünya pazarında ve insanların yaşamlarında kapmış olduğu yeri geliştirerek korumuştur.

Facebook

2004’de “the Facebook” adıyla ABD’de kurulmuş ve yine hızla büyük bir yer edinmiş çok uluslu şirket örneğidir. Sosyal medya alanında çok önemli bir yer edinen şirket, 2005’de “Facebook” olarak bugünkü adını almıştır. 2016’da Apple, Google ve Microsoft’un hemen ardından, dünyanın en pahalı 4. Şirketi olma konumunu kazanmıştır.

Kurulduğu günden beri, oyunun kurallarını değiştiren “büyük olay” olarak değerlendirilmiştir. 2005’de altı milyon kullanıcısı olan şirket 2016’da iki milyar kullanıcı sayısına yaklaşmıştır. Medya bağlantı kurma platformu gibi işlemektedir. Görüşlerin paylaşılabildiği, haber, araştırma, analiz ve çeşitli alanlarda pratik bilgiler, sitelerle bağlantı gibi sınırları belirsiz bir ilişkiler ağı alanıdır.

Amazon

ABD’de 1994 yılında kurulmuş ve hızla büyümüş çok uluslu şirket örneklerinden Amazon elektronik ticaret ve “cloud computing” konularına yoğunlaşmıştır. 2004’den itibaren internetten birçok şirketin ürünlerini satarak işe başlamışken, 2007 yılından itibaren bilgisayara kitap yükleme sistemi (Kindle) ile kendi ürününü de satmaya başlamıştır. Bugünlerde insansız hava aracıyla ürün dağıtımı yapma olanakları araştırılmakta, tartışılmaktadır.

Microsoft

1975’de Bill Gates ve Paul Allen tarafından ABD’de kurulmuş bir enformatik, micro-enformatik bilişim teknolojileri şirketidir (Microsoft Corporation). Bilgisayar yazılım şirketi olarak hızla büyümüştür. Microsoft, ayrıca Bill Gates’in genç yaşında ulaştığı finansal başarının da etkisiyle, “Düşünce hızında çalışmak” (başlıklı kitabı) sloganı ile bu sektörün etkili öncülerinden sayılmaktadır. “Düşünce hızında çalışmak” bu alanın özelliklerini yansıtan bir tür slogana dönüşmüştür.

Küreselleşme Karşıtı Hareketler

H. Spencer tarafından Darvin’in “doğada zayıflar ayıklanır” ilkesini sosyal alana uyarlamasıyla ortaya çıkan sosyal Darvinizm, liberalizmin doğada varolan doğal ayıklanmayı sosyal düzlemde destekleyen yorumuyla, rekabetçiliği, bireyciliğin egoist yorumunu savaşçı bir güvenlikçilikle bir araya getirmiştir.

Zengin ülkelerle fakir ülkeler arasındaki farkların artması ve sosyal refah devletinin geliştiği birçok ülkede eşitsizlikleri yumuşatan refah devletinin geri çekilmeye başlamasıyla birlikte, “gelişmiş” ülkelerde ortaya çıkan “yeni fakirler” ve/veya işsizlerin oranındaki önemli artış, genelleşen bir hoşnutsuzluğu da küresel düzlemde arttırmaktadır. Devletin ekonomi alanından çekilerek küçülmesini, dayanışma yatırımlarının azaltılmasını destekleyen “sosyal Darvinizm”e yönelmiş olan ülkelerde, aynı zamanda güvenlikçi politikalar ve yatırımlar arttırılmıştır.

“Küreselleşme karşıtlığı” genel anlamıyla, “neo-liberal” kapitalizmin yarattığı eşitsizliği eleştirmek, ekonomik zenginleşme ve küreselleşme ilişkisine karşı dayanışma ağları kurma çabasını tanımlamaktadır. Küreselleşmiş medyada dikkatle izlenen protesto hareketlerinin özellikle polisle çatışma ve direniş sahneleri ses getirmektedir. Küreselleşme karşıtı hareketlerin sürdürülebilir gelişme, insan temelli, adil bir proje arayışını dile getirdikleri ileri sürülse de, ortak bir toplumsal-siyasal alternatif sunamadıkları da sıklıkla vurgulanmaktadır.

Küreselleşme karşıtı hareketlerin başlangıcı 1999’da Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantısına karşı geliştirilen gösterilerdir. Hareket daha sonra küresel düzlemde gevşek bir örgütlenme sürecine girmiştir. Küreselleşmenin simgesi olarak görülen Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantılarının yanı sıra G8, G20, OECD toplantıları gibi büyük ekonomi ve finans çevrelerini, zengin kategorisine giren devletleri bir araya getiren toplantılarda sistemli bir şekilde, küreselleşme karşıtı hareketin protesto eylemleri görülmektedir.

Alternatif bir küreselleşme arayışını, küreselleşme karşıtı eğilimleri bir araya getirerek kalıcı bir hükümetler dışı örgütlenmeye dönüştürme arayışı Dünya Sosyal ForumuDSF (World Social Forum-WSF) çerçevesinde geliştirilmiştir. Dünya Sosyal Forumu özgürlükler alanını genişletecek, katılımcı demokrasi deneyimini güçlendirecek bir tartışma platformu oluşturma iddiasındadır. Küreselleşmeye karşı alternatif arayışları “bir başka dünya mümkün” sloganıyla yola çıkmaktadır ve özellikle neo-liberal kapitalizmin iddiası olan alternatifsizlik inancının yaygınlaşmasına karşı gelerek, genel hatlarıyla, daha adil ve daha demokratik bir dünyanın olabileceği iddiasını geliştirmektedir.

İlk kez 1998’de Brezilya-Porto Alegre’de toplanan Sosyal Forumla küreselleşme karşıtlarının bir araya gelmesini sağlayan önemli bir adım atılmıştır. Bu atılımı geliştiren 2001’den itibaren Dünya Sosyal Forumu-DSF toplantıları olmuştur.

Avrupa Sosyal Forumu Toplantıları 2002’de İtalya’nın Floransa kentinde ilk Avrupa Sosyal Forumu düzenlendi. Daha sonra Paris (2003), Londra (2004), Atina (2006), Malmö (2008), İstanbul (2010) gibi şehirlerde yıllık toplantılar devam etti. Ancak daha sonra “alternatif zirve” tartışmaları gündeme geldi. Çeşitli ülkelerde/şehirlerde dikkat çekecek temalar seçilerek toplantılar düzenlenmektedir.

Dünya Sosyal Forumu’nun son dönem toplantılarında ilk yılların toplantılarında gözlenen coşkunun azaldığı gözlenmiştir. Dolayısıyla, son dönemlerde DSF’nin yeniden güçlenmesi için arayışlar sürmektedir. Dünya kamuoyunun yakından izlediği “Arap baharı”nın ardından “Arap baharı” temasıyla düzenlenen, “Teröre karşı birlik” mesajlarıyla desteklenen Dünya Sosyal Forum’ları (20132015 Tunus/Tunus) bu arayışa bir örnek olarak değerlendirilebilir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!