Türkiye´nin Toplumsal Yapısı Dersi 6. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türkiye´nin Toplumsal Yapısı Dersi 6. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Türkiye’De Aile

Giriş

Aile, toplumsal yapılar açısından en önemli kurumların başında gelir. Toplumsallaşma sürecinin ilk ve en önemli aracısıdır. Ailede, toplumsallaşma sürecinde yaşananların etkisi kişilik üzerinde bir ömür boyu devam eder. Aile toplumların temel kurumu olmasına rağmen, aile yapıları dönemlere, ülkelere ve gruplara göre değişebilmektedir.

Aile: Kısa Bir Sosyolojik ve Tarihsel Arka Plan

Aile denildiğinde ilk aşamada akla, “anne, baba ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük yapı birimi” gelmektedir. Schaefer’e göre aile; üreme ve toplumun üyelerinin bakımı için birincil sorumlulukları paylaşan, kan, evlilik ya da anlaşmaya dayanan diğer ilişki ya da evlat edinme üzerinden birbirleriyle bağlantılanan insan kümesi” şeklinde tanımlanabilir.

Ailenin İşlevleri

Toplumsal alanda her kurum bir ihtiyaçtan ortaya çıkar ve kurumların toplumda/grupta önemli işlevleri bulunur. Bu bağlamda ailenin de önemli işlevleri söz konusudur.

  • Toplumsallaştırma: Aileler, farklı toplumsallaşma süreçlerine sahiptir. Ailede farklı değer/tutum/zihniyete sahip olarak yetişen çocuklara, toplumsal alanda öne çıkan değerleri öğretecek, farklılıkları törpüleyecek kurum olarak ise eğitim kurumu öne çıkacaktır.
  • Çocuk sahibi olma: Ailenin en önemli işlevleri arasında çocuk sahibi olma ve neslin devamlılığını sağlama yer almaktadır. Türkiye açısından ise çocuk sahibi olma ve neslin devamı açısından evlenme ve aile olma, hâkim anlayıştır.
  • İlişkiyi meşrulaştırma: Aile, toplumlarda ilişkiyi meşrulaştıran en önemli kurumdur. İlişkinin toplumsal onay kazanmasında evlilik önemlidir.
  • Duygusal paylaşım, destek olma: Aile, üyeleri arasında duygusal bir bağ kurmayı, duygusal paylaşımı sağlar. Aile, hayatın her aşamasında kişilere duygusal etkileşimde bulunma, destek olma özelliği de gösterir ve zor zamanlarda üyelerine güvenli bir liman işlevi görür.
  • Toplumsal statü sağlama: Türkiye’de de ailenin, toplumsal statü sağlama işlevi yaygındır. Evlilik; kadın ya da erkeğin farklı toplumsal çevrelere girmelerinde ve yükselmelerinde kolaylaştırıcı işlev sağlar.

Tarihsel Süreçte Ailenin Dönüşümü: Geniş Aileden Çekirdek Aileye

Tarım toplumlarında geniş aile söz konusudur. Geniş aile; aile fertlerinin, akrabaların bir arada yaşadığı aile tipidir. Tarım toplumlarında geniş ailenin öne çıkmasının arkasında toplumsal faktörler etkilidir. Tarım toplumlarında ağırlıklı geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur.

Tarım toplumlarında bir arada olmak, sayıca fazla olmak dış tehditler karşısında caydırıcılık sağlamaktadır. Bu durumun önemli toplumsal etkileri de bulunmaktadır.

Sanayileşme sürecinde, tarım toplumlarında önemli değişmeler ortaya çıkar. Sanayi toplumlarında yaşamın temel merkezleri, fabrikaların kurulduğu kentlerdir. Kentlerde, son derece zorlu şartlar söz konusudur. İşsizlik, açlık, yoksulluk, çaresizlik çok yaygındır.

Süreçten en çok etkilenenler yaşlılar ve çocuklardır. Açlık, yoksulluk, işsizlik, sağlıksız beslenmenin yoğun olduğu süreçte yaşlı ve çocuk ölümleri yüksektir.

Sanayi toplumlarında, tarım toplumlarındaki hâkim aile yapısı olan geniş aileyi ortaya çıkaran iki temel işlev ortadan kalkmıştır. İş, aileyle birlikte çoğunlukla yaşanılan yerdeki toprakları işlemeye dayalı bir faaliyet olmaktan çıkar. Sanayi toplumlarında işin yapıldığı yerler, dev ölçekli fabrikalardır. Fabrikalarda işler ayrıntılı bir işbölümüyle en küçük parçalara kadar ayrıştırılır ve fiziki kuvvete duyulan ihtiyaç zayıflar. Sanayileşme sürecinde kadın ve çocukların fabrikalarda çalışması yaygındır. Geniş aileyi ortaya çıkaran önemli bir işlev olan, dış tehditlere karşı güvenlik sağlama işlevi de sanayileşme süreciyle birlikte zayıflar. Kentlerde güçlü bir emniyet teşkilatı ve katı hukuk kuralları söz konusudur. Dolayısıyla tarım toplumlarında akrabaları bir arada tutan unsurlar, sanayi toplumlarında zayıflamıştır. Fabrikalarda genelde geçici işler yaygındır. Sürekli hareketlilik zamanla geniş ailenin dağılmasını, anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek ailenin birlikte hareket etmesini beraberinde getirir.

Sanayi toplumlarında kadınların çalışma hayatında yer alması, para kazanması aile içi rollerde de değişikliklerin yaşanmasını beraberinde getirdi. Ataerkil aile yapısında aşınmalar yaşandı. Tarım toplumlarındaki erkeğe bağımlı kadın prototipi zayıfladı. Kadınlar çalışma hayatıyla birlikte, toplumsal alanda da daha fazla görünür hale geldiler.

1970’li yıllar toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda çok köklü değişimlerin, dönüşümlerin yaşandığı yıllardır. Yaşanan süreçler aile yapısında da önemli değişimler ortaya çıkarttı.

Sanayi toplumlarında kadınlar, ağırlıklı olarak “kadın işleri” olarak adlandırılan işlerde çalışmakta ve çok uzun süre erkeklerden daha düşük ücret almaktaydılar. Yönetim kademesinde görev alan kadın sayısı ise çok azdı.

1970’lerin ikinci yarısından itibaren çok daha fazla kadın çalışma hayatında ve yönetici pozisyonlarında yer aldı.

1980’li yıllardan itibaren kadınlar açısından değerlendirildiğinde aile ve evlilik ile ilgili olarak öne çıkan değişimlerden bazıları şunlardır:

  • Evlenme yaşları yükseldi.
  • Bekâr kalma tercihleri arttı.
  • Kariyer-aile dengesinin sağlanması, çalışma hayatının önemli sorunlarından biri hâline geldi. • Çocuksuz aileler arttı.
  • Boşanmalar arttı.
  • Özellikle gelişmiş ülkelerde tek ebeveynli ailelerin sayısında önemli artışlar yaşandı.

Çalışan kadınların hem çalışma hayatında bulunması hem de ailelerine zaman ayırmaları açısından gelişmiş ülkelerde esnek çalışma modelleri yaygınlaştı. Özellikle gelişmiş ülkelerde çocuk sahibi olmanın azalması üzerine çalışan annelere yönelik çok önemli haklar tanındı. Ücretli ve ücretsiz izinler, çocuk yardımı konularında önemli gelişmeler sağlandı.

Sanayileşmiş ülkelerde 1800’lü yıllardan itibaren kadınların çalışma hayatında yer alması ve aile bütçesine destek olmaları söz konusuydu. Sanayileşme süreciyle birlikte ailede eşitlikçi roller öne çıkmış, evlilikte bireysel tercihler belirleyici hâle gelmiş, çekirdek aile yapısı hâkim aile yapısı olmuştu.

Bireyci, tüketici, hazcı, konformist kişilik yapısına sahip kişiler her türlü bağlılığa karşı mesafeli bir yaklaşım sergilemekteler. Bu durum bekâr kalma tercihlerinin artmasına neden olmaktadır. Bireyciliğin hâkim değer olduğu yapıda evlenen çiftler açısından çocuk sahibi olma yerine, hayatı istedikleri gibi yaşama duygusu öne çıkmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde boşanmaların artması ise özellikle anne-çocuk ya da baba-çocuk gibi tek ebeveynli ailelerin artışını da beraberinde getirmektedir.

Günümüzde gelişmiş ülkelerde yaşanan bir durum da ailesiyle birlikte yaşayan yetişkin sayısındaki artıştır.

Aile ve Evlilik Türleri

Ailede otorite sahipliğine, evliliğin gerçekleşme şekline göre aile ve evlilik türleri farklı şekillerde sınıflandırılmışlardır. Öne çıkan bazı aile ve evlilik türlerine aşağıda değinilmektedir.

Ataerkil aile: Kararların alınmasında erkeğin otoritesinin, belirleyiciliğinin geçerli olduğu aile yapısıdır. Son söz erkekte ya da erkeğin aile büyüklerindedir. Tarım toplumlarında yaygın olan aile biçimidir.

Anaerkil aile: Kararların alınmasında kadının otoritesinin, belirleyiciliğinin geçerli olduğu aile yapısıdır. Son söz kadında ya da kadının ailesindedir. Anaerkil aile yapısı, tarihsel süreçte ender görülür.

Endogami: Evlilikte eğitim, yaş, din, dil, etnisite, sosyal sınıf, kültür vb. konularda benzerliklerin öne çıkarıldığı, dikkate alındığı evliliklerdir. Endogami grup içi evlilik olarak da tanımlanır. Kişi değişik özelliklerine göre içinde yer aldığı grupların içinden birisiyle evlenmeyi tercih eder. Üniversite mezunu kişinin üniversite mezunu birisiyle evlenmesi, evlilikte yaş yakınlığının dikkate alınması, aynı etnisiteden kişiyle evlenilmesi örnek olarak verilebilir.

Egzogami: Kişilerin, din, dil, etnisite, yaş, eğitim, ekonomik durum, sosyal sınıf gibi boyutlarda kendi benzer gruplarının dışındaki kişilerle evlenmesidir. İki farklı etnik gruptan, iki farklı dinden kişilerin evlenmesi örnek olarak verilebilir. Değişik nedenlerle, coğrafi hareketliliğin sınırlı olduğu, kültürel etkileşimin yoğun olmadığı dönemlerde endogamiye dayalı evlilikler çok yaygın evlilik türüdür.

Monogami: Erkek ya da kadının tek eşli evliliğidir. Tarihsel süreçte, toplumlarda hâkim olan evlilik türüdür.

Poligami: Erkek ya da kadının birden fazla kişiyle evlenmesidir. Tarım toplumlarında, geleneksel toplumlarda genellikle erkeğin çok eşliliği söz konusu olabilmekteydi. Tarım toplumlarında genelde yöneten kesimde çok eşlilik daha yaygınken, ağırlıklı evlilik şekli tek eşlilikti.

Patrilokal Aile Yerleşimi: Evlenen çiftin, erkeğin ailesiyle aynı evde ya da erkeğin ailesinin evine yakın yerde yaşamasıdır. Tarım toplumlarında ve geleneksel toplumlarda yaygın olan yerleşim şeklidir.

Matrilokal Aile Yerleşimi: Evlenen çiftin, kadının ailesiyle aynı evde ya da kadının ailesinin evine yakın yerde yaşamasıdır. Kadının ailesinin ekonomik durumu ve toplumsal statüsünün, erkeğin ve erkeğin ailesinin olduğundan çok daha yüksek olması durumunda görülen bir yerleşim şeklidir.

Neolokal Aile Yerleşimi: Evlenen çiftin, ailelerinin oturduğu evlere mesafeli bir yerde oturması, ailelerinden bağımsız olarak yaşamalarıdır. Sanayi toplumlarında yaygınlık kazanmıştır.

Cumhuriyet’ten Günümüze Ailede Yaşanan Değişimler: Kısa Bir Tarihçe

  • Osmanlı İmparatorluğunda nüfusun büyük bir bölümü kırsal alanlarda yaşamaktadır. Hâkim aile yapısı olarak anne, baba, çocuklar ve evlenen çocuk varsa gelinin de birlikte kaldığı bir aile yapısı öne çıkmaktadır.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda ataerkil bir aile yapısı hâkimdir. Evde erkek otoritesi geçerlidir.
  • Ağırlıklı olarak patrilokal bir yerleşim tarzı hâkimdir. Evlenen erkek çocuk, eşiyle birlikte baba evinde yaşamaya devam eder.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda tek eşlilik yaygın bir evlilik tarzıydı. Çok eşlilik yöneten kesimde ağırlıklı olarak öne çıkan bir durumdu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle 19. yüzyılda ağırlık kazanan modernleşme/ batılılaşma sürecinde batılı yaşam tarzları özellikle gazete, dergi, hikâye ve romanlarla imparatorlukta da sıklıkla yer almaya başlayacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda kadının çalışma hayatında yer alması çok sınırlıdır. Siyaset, örgütler vb. alanlarda da kadınların katılımı ve etkisi zayıftır. Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınların konumunu güçlendirebilecek en önemli unsurlardan biri olan, kadınların eğitimi konusunda ise önemli sorunlar bulunmaktaydı.

Cumhuriyetin kurulmasından sonraki süreçte modern Türkiye’nin yaratılması amacıyla çok sayıda değişiklik gerçekleştirilmiştir. Kadının konumunu güçlendirmeye yönelik çok önemli adımlar atılmış, önemli değişimler gerçekleştirilmiştir.

  • 1926 yılında karma eğitime geçildi. Kız ve erkek çocuklar aynı sınıflarda eğitim görmeye başladı.
  • 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medeni Kanun’da erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi yasaklanmıştır. Medeni kanun ile kadınlara da boşanma hakkı verilmiştir.
  • 1934 yılında kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Avrupa’da kadınların toplumsal konumlarının güçlenmesinde çalışma hayatına girmelerinin ve maddi olarak erkeklere bağımlılıklarının azalmasının önemli rolü bulunmaktaydı.

Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmeleri 1960’lı yıllardan itibaren artmaya başlasa da 1970’li yıllara gelindiğinde kadınlardan beklenen toplumsal cinsiyet rolleri ağırlıklı olarak çalışma hayatına yönelik değil, ev kadını olmalarına yönelikti. Türkiye’de 1960 ve 1970’li yıllarda çalışan kadınlara yönelik algı özellikle geleneksel değerlerin hâkim olduğu yerlerde olumsuzdu. Kadınların çalışmasına yönelik olumsuz algıyı dönemin filmlerinde de görmek mümkündü (Gelin, 1973, Yönetmen: Ömer Lütfi Akad).

Kadınların çalışma hayatında ağırlıklı olarak yer almaları 1980’li, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren giderek arttı. 1980’li yıllar, bütün dünyada imalat sektörü yerine bilgi ve hizmet işlerinin öne çıktığı yıllardı. Bilgi ve hizmet işleri ise kadınların çalışmasına çok daha uygun imkânlar/ fırsatlar sunmaktaydı. Yine özellikle 1970’li yıllardan itibaren, bütün dünyada kadın hareketleri yükselişe geçti. Eğitim seviyesindeki, üniversiteleşme oranındaki artış, kadınların çalışma hayatında çok daha fazla yer almalarını da beraberinde getirdi.

Türkiye’de özellikle son 30 yılda çok daha fazla kadın çalışma hayatında yer aldı. Toplumsal hayatın çok farklı alanlarında geçmişle kıyaslanmayacak önemli pozisyonlar elde ettiler. Sivil toplum dernekleri kurdular. Bu durum ailede ve evlilik süreçlerinde de önemli değişmeleri beraberinde getirdi.

Günümüzde Türkiye’de Aile, Evlilik ve İlişkiler: Özellikler, Sorunlar, Değişimler

Güçlü aile yapısı, zorlu süreçlerde aile fertlerinin birbirlerine destek olmasını da beraberinde getirmektedir.

1980’li yıllarda dünyada yaşanan gelişmeler, özellikle bireyciliğin çok farklı boyutlardan beslenerek hâkim değer hâline gelmesi bütün toplumsal bağları olduğu gibi aile bağlarını da aşındırmaya başladı.

Türkiye’de Ataerkil Aile Yapısı Hâkim

Öncelikle Türkiye’de ataerkil aile yapısının son 30 yılda önemli aşınmalar yaşadığını belirtmek gerekiyor. Bu değişimlere rağmen, Türkiye’de aile yapısı genel olarak analiz edildiğinde ataerkil aile yapısının hâkim olduğu, ailede erkeğin belirleyiciliğinin daha güçlü olduğu söylenebilir.

Kadının çalışma hayatına girmesi, kendi ücretini kazanması, kadının erkeğe yönelik bağımlılığını da azalttı. Ailede hem kadının hem erkeğin çalışması zamanla eşitlikçi rollerin de öne çıkmasını beraberinde getirdi. Sanayileşme sürecinde geniş aile çözülürken, çekirdek aile yaygınlık kazandı.

Türkiye’de 1980’li yıllara gelindiğinde tarımda çalışan işgücü yaygın, ihracatta tarım ürünlerinin payı çok yüksekti. Güçlü bir sanayi altyapısı yoktu.

Türkiye’de kadınların çalışma hayatına ağırlıklı olarak girmeleri 1980’li yıllardan sonra gerçekleşmiştir. Bunda dünyada sanayi sonrası toplum olarak adlandırılan süreçte kadınların çalışma hayatında yer almalarını kolaylaştıran faktörlerin de önemli etkisi vardır. Buna rağmen, günümüzde kadınların işgücüne katılım oranlarında erkeklerle büyük farklılıklar bulunmaktadır (işgücüne katılım oranları: Kadın %34.7, erkek 72.3. TÜİK, Haziran 2019). Çalışma hayatının dışında kalan, ekonomik özerkliği olmayan kadınların önemli bir bölümü erkeğe bağımlı konumda yaşamaktadır.

Bu noktada 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun’un 159. Maddesi nedeniyle 1990 yılına kadar Türkiye’de evli kadınların çalışma hayatına girmelerinin eşinin iznine bağlı olduğunu, 1990 yılında Anayasa Mahkemesinin kadının çalışmasını eşinin iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159 maddesini iptal ettiğini, bu sayede evli kadınların eşlerinin izni olmadan çalışma hayatına girebildiklerini belirtelim.

Türkiye’de Çekirdek Aile Yapısı Hâkim

Türkiye’de anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan çekirdek ailenin öne çıkmasının nedenleri olarak şu unsurlar öne çıkmaktadır:

  • Kentleşmenin yaygınlık kazanması,
  • Eğitim seviyesinin yükselmesi,
  • İstihdam yapısındaki değişimlerin, akrabaların bir arada yaşamasına yönelik ihtiyacı zayıflatması,
  • Sosyal güvenlik alanında yaşanan gelişmelerin çocukların, sosyal güvence işlevini azaltıp az çocuk tercihini öne çıkarması,
  • Bireyciliğin yükselişi.

Türkiye’de Aile İçinde Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddet Artıyor

Aile içi şiddet, sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil. Günümüzde bütün dünyada gelişmiş ülkelerde de, gelişmekte olan ülkelerde de, az gelişmiş ülkelerde de her düzeyde şiddet artıyor. Hem eğitimli hem de eğitim düzeyi düşük kişilerde geçmişle kıyaslandığında şiddet giderek yaygınlaşmış durumda. Şiddetin giderek yaygınlaşmasının çok farklı sebepleri söz konusudur.

Türkiye açısından değerlendirildiğinde özellikle son on yılda, yaşanan toplumsal faktörlerin de etkisiyle şiddetin, daha önce görülmediği kadar arttığı söylenebilir. Özellikle ailede kadına yönelik şiddet çok yaygınlaşmış durumdadır. Yine çocukların şiddete uğrama oranı da yükselmiştir. Toplumsal alanda ise kadına yönelik şiddetin giderek yükseldiğini söylemek mümkündür. Yasalara göre Türkiye’de 18 yaşını doldurmuş kişiler kendi iradeleriyle istedikleri kişiyle evlenebilirler. Eşler arasında anlaşmazlıklar, aile birliğini devam ettiremeyecek bir boyuta geldiğinde ise kadın ya da erkeğin isteğiyle boşanmak için mahkemeye başvurulur. Yasalara göre durum böyle olmasına karşın, Türkiye’de ataerkil yapının da etkisiyle bir kadının kendisinden ayrılmasını ve bağımsız bir hayat kurmasını kabullenemeyen, sorunlu kişilik yapısına sahip kişiler arasında kadınlara yönelik baskının, şiddetin, cinayetlerin giderek arttığı görülmektedir.

Türkiye’de Evlenme Yaşı Yükseliyor

Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllarda çalışma hayatında yer alan kadınların oranı düşüktü. Bu oran 1990’lı yıllardan itibaren giderek artmaya başladı. Üniversite mezunu kadınların oranı da 1980’li yıllardan itibaren yaşanan gelişmelerle birlikte arttı. Bu durumun evlenme ve bekâr kalma tercihlerine de önemli etkisi bulunmakta.

Türkiye’de evlenme yaşı yükselse de özellikle kırsal alanlarda ve ataerkil yapının hâkim olduğu yerlerde eğer kadın çalışmıyor ve eğitim almıyorsa en geç 20’li yaşlarda evlenme durumu da çok yaygındır.

Evlilikte Az Çocuk Tercihi Öne Çıkıyor

Özellikle 1980’li yıllardan itibaren gelişmiş ülkelerde çocuksuz aileler giderek yaygınlaşmaktadır. Genelde de tek çocuk tercih edilmektedir.

Tarihsel süreçte Türkiye’de de benzer bir durum yaşanmaktadır. Türkiye’de 1800’lü yıllarda Batı’dakine benzer bir sanayileşme süreci yaşanmadı. Dolayısıyla aile yapısındaki değişiklikler daha farklı bir özellik gösteriyor. Türkiye’de kentleşmenin hız kazanması, 1960’lı yıllardan ama özellikle 1980’li yıllardan sonra öne çıktı. Bunun yanında 1980’li yıllardan itibaren dünyada öne çıkan yeni liberal politikalar Türkiye’yi de derinden etkiledi.

1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de evlilikte az çocuk tercihi yaygınlık kazanmaya başladı. Türkiye’de evliliklerde az çocuk tercihinin öne çıkmasının farklı nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenlerden bazıları şunlardır.

  • Eğitim seviyesinin yükselmesi
  • Kentleşmenin artışı
  • Çocuk yetiştirmenin çok maliyetli hale gelmesi
  • Bireyciliğin yükselişi ve daha rahat yaşam tercihi
  • Doğum kontrol yöntemlerindeki gelişmeler ve bilgilendirmenin yaygınlaşması
  • Geçmişte özellikle geniş ailelerde çocuk sahibi olma, ilerleyen dönemlere, özellikle yaşlılık dönemlerine ilişkin bir sosyal güvence işlevi de görmekteydi. Çocuklar aileleriyle aynı evde yaşamakta ve ihtiyaç duyulduğunda ebeveynlerinin bakımlarını da üstlenmekteydi. Bu durum günümüzde geçmişe oranla aşınmaya başladı.

Boşanma Oranları Artıyor

Bütün dünyada ailede yaşanan en önemli sorunlardan birini boşanma oranlarındaki artış oluşturuyor. Hem geleneksel toplumlarda hem de sanayi toplumlarında aile, toplumun en güçlü kurumlarından biriydi. Günümüzde ise aile de dâhil olmak üzere toplumsal bağlar da önemli aşınmalar söz konusudur.

Türkiye’de boşanmaların artışının arkasında yatan başlıca sebepler şunlardır:

  • Bireyciliğin artışı
  • Kadının çalışma hayatında artan rolü
  • Boşanmanın meşrulaşması
  • Çalışma hayatında risk, belirsiz ve güvensizliğin artışı

Evlenmede Bireysel Tercihler Öne Çıkıyor

Tarihsel süreç değerlendirildiğinde tarım toplumlarında, geleneksel yapılarda eş seçiminde bireysel tercihlerin bir önemi yoktur. Erkek ya da kadınların evlilik tercihinde ailenin, akrabaların, içinde bulunulan grupların ağırlıklı etkisi vardır. Özellikle kadınlar açısından evlenilecek erkekte, bireysel kararlar çok ender bir durumu yansıtmaktadır. Sanayileşme sürecinde çekirdek ailenin yaygınlaşması, kadınların çalışma hayatında yer alması, ailede eşitlikçi rollerin öne çıkması vb. unsurlar eş seçiminde bireysel tercihlerin öne çıkmasına neden oldu.

Türkiye açısından değerlendirildiğinde tarihsel süreçte Türkiye’de eş seçiminde aile, akrabalar ve toplumsal grupların önemli etkisi bulunmaktaydı. 1980’li yıllardan itibaren eş seçiminde bireysel tercihler giderek artış göstermektedir. Türkiye açısından değerlendirildiğinde, Türkiye’de tarihsel süreçte görücü usulü evlenme çok yaygındır. Günümüzde de görücü usulü evlenme yaygındır ama görücü usulünün içeriği geçmiştekinden çok farklılaşmıştır. Görücü usulü tanışan, diyalog kuran kişilerin birbirlerini uygun görmemesi sonrasında süreci devam ettirmemeleri yaygınlaşmış ve bu kişiler üzerinde ailenin baskısı azalmıştır.

Küreselleşme sürecinde farklılıklara dayalı evliliklerin giderek arttığı belirtilmişti. Din, dil, etnisite, kültür, eğitim vb. farklılıkların olduğu kişilerle yapılan evlilikler egzogamiye dayalı evliliklerdi. Türkiye’de de her türlü farklılığa dayalı evlilikler, yerel, bölgesel, ulusal sınırların aşınmasıyla giderek artmaktadır.

Ebeveynler, Çocuklarının Evlilik Süreçlerinde hem Destekleyici hem de Huzur Bozucu Etkide Bulunmaktadır

Türkiye’de ebeveynlerin evlilik öncesinden başlayarak hem evlenme sürecinde hem de evlilik sonrasında, çocuklarının evlilik süreçlerine çok büyük katkıları söz konusudur.

Türkiye’de genel olarak aile, bütün bir hayat süresince kişiler açısından önemli bir dayanışma işlevi görürler.

Toplulukçu kültürün önemli bir özelliği, bu bağımlılık/yakınlık ilişkisinin hayatın her sürecinde yoğun olarak devam etmesi beklentisidir. Bu durum, evlenen çiftin kendilerine özerk bir alan yaratmaları önünde de sıkıntı yaratır. Türkiye’de evli çiftlerin evlilik sürecinde yaşadığı birçok sıkın-tının arkasında ebeveynlerle ilişkilerde ortaya çıkan sorunlar yatmaktadır.

Aile ve İlişkilerde Gelenek ve Değişim Paradoksal Şekilde Birlikte Artıyor

Aile ve ilişkiler analiz edildiğinde Türkiye, bir-biriyle paradoksal bir süreci birlikte yaşamaktadır. Türkiye, aile yapısının güçlü bir şekilde varlığını koruduğu, ailenin toplumun geniş bir kesimi için önemli bir değeri oluşturduğu, aileye, evliliğe atfedilen önemin arttığı bir süreci yaşıyor.

Türkiye, bu eğilimin tam aksi yönde yine bireyselleşmenin ve boşanmaların arttığı, bekâr kalma tercihlerinin ve evlilik yaşının yükseldiği, evlilik dâhil bağlılıkların aşındığı bir süreci de yaşıyor.

Giriş

Aile, toplumsal yapılar açısından en önemli kurumların başında gelir. Toplumsallaşma sürecinin ilk ve en önemli aracısıdır. Ailede, toplumsallaşma sürecinde yaşananların etkisi kişilik üzerinde bir ömür boyu devam eder. Aile toplumların temel kurumu olmasına rağmen, aile yapıları dönemlere, ülkelere ve gruplara göre değişebilmektedir.

Aile: Kısa Bir Sosyolojik ve Tarihsel Arka Plan

Aile denildiğinde ilk aşamada akla, “anne, baba ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük yapı birimi” gelmektedir. Schaefer’e göre aile; üreme ve toplumun üyelerinin bakımı için birincil sorumlulukları paylaşan, kan, evlilik ya da anlaşmaya dayanan diğer ilişki ya da evlat edinme üzerinden birbirleriyle bağlantılanan insan kümesi” şeklinde tanımlanabilir.

Ailenin İşlevleri

Toplumsal alanda her kurum bir ihtiyaçtan ortaya çıkar ve kurumların toplumda/grupta önemli işlevleri bulunur. Bu bağlamda ailenin de önemli işlevleri söz konusudur.

  • Toplumsallaştırma: Aileler, farklı toplumsallaşma süreçlerine sahiptir. Ailede farklı değer/tutum/zihniyete sahip olarak yetişen çocuklara, toplumsal alanda öne çıkan değerleri öğretecek, farklılıkları törpüleyecek kurum olarak ise eğitim kurumu öne çıkacaktır.
  • Çocuk sahibi olma: Ailenin en önemli işlevleri arasında çocuk sahibi olma ve neslin devamlılığını sağlama yer almaktadır. Türkiye açısından ise çocuk sahibi olma ve neslin devamı açısından evlenme ve aile olma, hâkim anlayıştır.
  • İlişkiyi meşrulaştırma: Aile, toplumlarda ilişkiyi meşrulaştıran en önemli kurumdur. İlişkinin toplumsal onay kazanmasında evlilik önemlidir.
  • Duygusal paylaşım, destek olma: Aile, üyeleri arasında duygusal bir bağ kurmayı, duygusal paylaşımı sağlar. Aile, hayatın her aşamasında kişilere duygusal etkileşimde bulunma, destek olma özelliği de gösterir ve zor zamanlarda üyelerine güvenli bir liman işlevi görür.
  • Toplumsal statü sağlama: Türkiye’de de ailenin, toplumsal statü sağlama işlevi yaygındır. Evlilik; kadın ya da erkeğin farklı toplumsal çevrelere girmelerinde ve yükselmelerinde kolaylaştırıcı işlev sağlar.

Tarihsel Süreçte Ailenin Dönüşümü: Geniş Aileden Çekirdek Aileye

Tarım toplumlarında geniş aile söz konusudur. Geniş aile; aile fertlerinin, akrabaların bir arada yaşadığı aile tipidir. Tarım toplumlarında geniş ailenin öne çıkmasının arkasında toplumsal faktörler etkilidir. Tarım toplumlarında ağırlıklı geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur.

Tarım toplumlarında bir arada olmak, sayıca fazla olmak dış tehditler karşısında caydırıcılık sağlamaktadır. Bu durumun önemli toplumsal etkileri de bulunmaktadır.

Sanayileşme sürecinde, tarım toplumlarında önemli değişmeler ortaya çıkar. Sanayi toplumlarında yaşamın temel merkezleri, fabrikaların kurulduğu kentlerdir. Kentlerde, son derece zorlu şartlar söz konusudur. İşsizlik, açlık, yoksulluk, çaresizlik çok yaygındır.

Süreçten en çok etkilenenler yaşlılar ve çocuklardır. Açlık, yoksulluk, işsizlik, sağlıksız beslenmenin yoğun olduğu süreçte yaşlı ve çocuk ölümleri yüksektir.

Sanayi toplumlarında, tarım toplumlarındaki hâkim aile yapısı olan geniş aileyi ortaya çıkaran iki temel işlev ortadan kalkmıştır. İş, aileyle birlikte çoğunlukla yaşanılan yerdeki toprakları işlemeye dayalı bir faaliyet olmaktan çıkar. Sanayi toplumlarında işin yapıldığı yerler, dev ölçekli fabrikalardır. Fabrikalarda işler ayrıntılı bir işbölümüyle en küçük parçalara kadar ayrıştırılır ve fiziki kuvvete duyulan ihtiyaç zayıflar. Sanayileşme sürecinde kadın ve çocukların fabrikalarda çalışması yaygındır. Geniş aileyi ortaya çıkaran önemli bir işlev olan, dış tehditlere karşı güvenlik sağlama işlevi de sanayileşme süreciyle birlikte zayıflar. Kentlerde güçlü bir emniyet teşkilatı ve katı hukuk kuralları söz konusudur. Dolayısıyla tarım toplumlarında akrabaları bir arada tutan unsurlar, sanayi toplumlarında zayıflamıştır. Fabrikalarda genelde geçici işler yaygındır. Sürekli hareketlilik zamanla geniş ailenin dağılmasını, anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek ailenin birlikte hareket etmesini beraberinde getirir.

Sanayi toplumlarında kadınların çalışma hayatında yer alması, para kazanması aile içi rollerde de değişikliklerin yaşanmasını beraberinde getirdi. Ataerkil aile yapısında aşınmalar yaşandı. Tarım toplumlarındaki erkeğe bağımlı kadın prototipi zayıfladı. Kadınlar çalışma hayatıyla birlikte, toplumsal alanda da daha fazla görünür hale geldiler.

1970’li yıllar toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda çok köklü değişimlerin, dönüşümlerin yaşandığı yıllardır. Yaşanan süreçler aile yapısında da önemli değişimler ortaya çıkarttı.

Sanayi toplumlarında kadınlar, ağırlıklı olarak “kadın işleri” olarak adlandırılan işlerde çalışmakta ve çok uzun süre erkeklerden daha düşük ücret almaktaydılar. Yönetim kademesinde görev alan kadın sayısı ise çok azdı.

1970’lerin ikinci yarısından itibaren çok daha fazla kadın çalışma hayatında ve yönetici pozisyonlarında yer aldı.

1980’li yıllardan itibaren kadınlar açısından değerlendirildiğinde aile ve evlilik ile ilgili olarak öne çıkan değişimlerden bazıları şunlardır:

  • Evlenme yaşları yükseldi.
  • Bekâr kalma tercihleri arttı.
  • Kariyer-aile dengesinin sağlanması, çalışma hayatının önemli sorunlarından biri hâline geldi. • Çocuksuz aileler arttı.
  • Boşanmalar arttı.
  • Özellikle gelişmiş ülkelerde tek ebeveynli ailelerin sayısında önemli artışlar yaşandı.

Çalışan kadınların hem çalışma hayatında bulunması hem de ailelerine zaman ayırmaları açısından gelişmiş ülkelerde esnek çalışma modelleri yaygınlaştı. Özellikle gelişmiş ülkelerde çocuk sahibi olmanın azalması üzerine çalışan annelere yönelik çok önemli haklar tanındı. Ücretli ve ücretsiz izinler, çocuk yardımı konularında önemli gelişmeler sağlandı.

Sanayileşmiş ülkelerde 1800’lü yıllardan itibaren kadınların çalışma hayatında yer alması ve aile bütçesine destek olmaları söz konusuydu. Sanayileşme süreciyle birlikte ailede eşitlikçi roller öne çıkmış, evlilikte bireysel tercihler belirleyici hâle gelmiş, çekirdek aile yapısı hâkim aile yapısı olmuştu.

Bireyci, tüketici, hazcı, konformist kişilik yapısına sahip kişiler her türlü bağlılığa karşı mesafeli bir yaklaşım sergilemekteler. Bu durum bekâr kalma tercihlerinin artmasına neden olmaktadır. Bireyciliğin hâkim değer olduğu yapıda evlenen çiftler açısından çocuk sahibi olma yerine, hayatı istedikleri gibi yaşama duygusu öne çıkmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde boşanmaların artması ise özellikle anne-çocuk ya da baba-çocuk gibi tek ebeveynli ailelerin artışını da beraberinde getirmektedir.

Günümüzde gelişmiş ülkelerde yaşanan bir durum da ailesiyle birlikte yaşayan yetişkin sayısındaki artıştır.

Aile ve Evlilik Türleri

Ailede otorite sahipliğine, evliliğin gerçekleşme şekline göre aile ve evlilik türleri farklı şekillerde sınıflandırılmışlardır. Öne çıkan bazı aile ve evlilik türlerine aşağıda değinilmektedir.

Ataerkil aile: Kararların alınmasında erkeğin otoritesinin, belirleyiciliğinin geçerli olduğu aile yapısıdır. Son söz erkekte ya da erkeğin aile büyüklerindedir. Tarım toplumlarında yaygın olan aile biçimidir.

Anaerkil aile: Kararların alınmasında kadının otoritesinin, belirleyiciliğinin geçerli olduğu aile yapısıdır. Son söz kadında ya da kadının ailesindedir. Anaerkil aile yapısı, tarihsel süreçte ender görülür.

Endogami: Evlilikte eğitim, yaş, din, dil, etnisite, sosyal sınıf, kültür vb. konularda benzerliklerin öne çıkarıldığı, dikkate alındığı evliliklerdir. Endogami grup içi evlilik olarak da tanımlanır. Kişi değişik özelliklerine göre içinde yer aldığı grupların içinden birisiyle evlenmeyi tercih eder. Üniversite mezunu kişinin üniversite mezunu birisiyle evlenmesi, evlilikte yaş yakınlığının dikkate alınması, aynı etnisiteden kişiyle evlenilmesi örnek olarak verilebilir.

Egzogami: Kişilerin, din, dil, etnisite, yaş, eğitim, ekonomik durum, sosyal sınıf gibi boyutlarda kendi benzer gruplarının dışındaki kişilerle evlenmesidir. İki farklı etnik gruptan, iki farklı dinden kişilerin evlenmesi örnek olarak verilebilir. Değişik nedenlerle, coğrafi hareketliliğin sınırlı olduğu, kültürel etkileşimin yoğun olmadığı dönemlerde endogamiye dayalı evlilikler çok yaygın evlilik türüdür.

Monogami: Erkek ya da kadının tek eşli evliliğidir. Tarihsel süreçte, toplumlarda hâkim olan evlilik türüdür.

Poligami: Erkek ya da kadının birden fazla kişiyle evlenmesidir. Tarım toplumlarında, geleneksel toplumlarda genellikle erkeğin çok eşliliği söz konusu olabilmekteydi. Tarım toplumlarında genelde yöneten kesimde çok eşlilik daha yaygınken, ağırlıklı evlilik şekli tek eşlilikti.

Patrilokal Aile Yerleşimi: Evlenen çiftin, erkeğin ailesiyle aynı evde ya da erkeğin ailesinin evine yakın yerde yaşamasıdır. Tarım toplumlarında ve geleneksel toplumlarda yaygın olan yerleşim şeklidir.

Matrilokal Aile Yerleşimi: Evlenen çiftin, kadının ailesiyle aynı evde ya da kadının ailesinin evine yakın yerde yaşamasıdır. Kadının ailesinin ekonomik durumu ve toplumsal statüsünün, erkeğin ve erkeğin ailesinin olduğundan çok daha yüksek olması durumunda görülen bir yerleşim şeklidir.

Neolokal Aile Yerleşimi: Evlenen çiftin, ailelerinin oturduğu evlere mesafeli bir yerde oturması, ailelerinden bağımsız olarak yaşamalarıdır. Sanayi toplumlarında yaygınlık kazanmıştır.

Cumhuriyet’ten Günümüze Ailede Yaşanan Değişimler: Kısa Bir Tarihçe

  • Osmanlı İmparatorluğunda nüfusun büyük bir bölümü kırsal alanlarda yaşamaktadır. Hâkim aile yapısı olarak anne, baba, çocuklar ve evlenen çocuk varsa gelinin de birlikte kaldığı bir aile yapısı öne çıkmaktadır.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda ataerkil bir aile yapısı hâkimdir. Evde erkek otoritesi geçerlidir.
  • Ağırlıklı olarak patrilokal bir yerleşim tarzı hâkimdir. Evlenen erkek çocuk, eşiyle birlikte baba evinde yaşamaya devam eder.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda tek eşlilik yaygın bir evlilik tarzıydı. Çok eşlilik yöneten kesimde ağırlıklı olarak öne çıkan bir durumdu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle 19. yüzyılda ağırlık kazanan modernleşme/ batılılaşma sürecinde batılı yaşam tarzları özellikle gazete, dergi, hikâye ve romanlarla imparatorlukta da sıklıkla yer almaya başlayacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda kadının çalışma hayatında yer alması çok sınırlıdır. Siyaset, örgütler vb. alanlarda da kadınların katılımı ve etkisi zayıftır. Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınların konumunu güçlendirebilecek en önemli unsurlardan biri olan, kadınların eğitimi konusunda ise önemli sorunlar bulunmaktaydı.

Cumhuriyetin kurulmasından sonraki süreçte modern Türkiye’nin yaratılması amacıyla çok sayıda değişiklik gerçekleştirilmiştir. Kadının konumunu güçlendirmeye yönelik çok önemli adımlar atılmış, önemli değişimler gerçekleştirilmiştir.

  • 1926 yılında karma eğitime geçildi. Kız ve erkek çocuklar aynı sınıflarda eğitim görmeye başladı.
  • 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medeni Kanun’da erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi yasaklanmıştır. Medeni kanun ile kadınlara da boşanma hakkı verilmiştir.
  • 1934 yılında kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Avrupa’da kadınların toplumsal konumlarının güçlenmesinde çalışma hayatına girmelerinin ve maddi olarak erkeklere bağımlılıklarının azalmasının önemli rolü bulunmaktaydı.

Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmeleri 1960’lı yıllardan itibaren artmaya başlasa da 1970’li yıllara gelindiğinde kadınlardan beklenen toplumsal cinsiyet rolleri ağırlıklı olarak çalışma hayatına yönelik değil, ev kadını olmalarına yönelikti. Türkiye’de 1960 ve 1970’li yıllarda çalışan kadınlara yönelik algı özellikle geleneksel değerlerin hâkim olduğu yerlerde olumsuzdu. Kadınların çalışmasına yönelik olumsuz algıyı dönemin filmlerinde de görmek mümkündü (Gelin, 1973, Yönetmen: Ömer Lütfi Akad).

Kadınların çalışma hayatında ağırlıklı olarak yer almaları 1980’li, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren giderek arttı. 1980’li yıllar, bütün dünyada imalat sektörü yerine bilgi ve hizmet işlerinin öne çıktığı yıllardı. Bilgi ve hizmet işleri ise kadınların çalışmasına çok daha uygun imkânlar/ fırsatlar sunmaktaydı. Yine özellikle 1970’li yıllardan itibaren, bütün dünyada kadın hareketleri yükselişe geçti. Eğitim seviyesindeki, üniversiteleşme oranındaki artış, kadınların çalışma hayatında çok daha fazla yer almalarını da beraberinde getirdi.

Türkiye’de özellikle son 30 yılda çok daha fazla kadın çalışma hayatında yer aldı. Toplumsal hayatın çok farklı alanlarında geçmişle kıyaslanmayacak önemli pozisyonlar elde ettiler. Sivil toplum dernekleri kurdular. Bu durum ailede ve evlilik süreçlerinde de önemli değişmeleri beraberinde getirdi.

Günümüzde Türkiye’de Aile, Evlilik ve İlişkiler: Özellikler, Sorunlar, Değişimler

Güçlü aile yapısı, zorlu süreçlerde aile fertlerinin birbirlerine destek olmasını da beraberinde getirmektedir.

1980’li yıllarda dünyada yaşanan gelişmeler, özellikle bireyciliğin çok farklı boyutlardan beslenerek hâkim değer hâline gelmesi bütün toplumsal bağları olduğu gibi aile bağlarını da aşındırmaya başladı.

Türkiye’de Ataerkil Aile Yapısı Hâkim

Öncelikle Türkiye’de ataerkil aile yapısının son 30 yılda önemli aşınmalar yaşadığını belirtmek gerekiyor. Bu değişimlere rağmen, Türkiye’de aile yapısı genel olarak analiz edildiğinde ataerkil aile yapısının hâkim olduğu, ailede erkeğin belirleyiciliğinin daha güçlü olduğu söylenebilir.

Kadının çalışma hayatına girmesi, kendi ücretini kazanması, kadının erkeğe yönelik bağımlılığını da azalttı. Ailede hem kadının hem erkeğin çalışması zamanla eşitlikçi rollerin de öne çıkmasını beraberinde getirdi. Sanayileşme sürecinde geniş aile çözülürken, çekirdek aile yaygınlık kazandı.

Türkiye’de 1980’li yıllara gelindiğinde tarımda çalışan işgücü yaygın, ihracatta tarım ürünlerinin payı çok yüksekti. Güçlü bir sanayi altyapısı yoktu.

Türkiye’de kadınların çalışma hayatına ağırlıklı olarak girmeleri 1980’li yıllardan sonra gerçekleşmiştir. Bunda dünyada sanayi sonrası toplum olarak adlandırılan süreçte kadınların çalışma hayatında yer almalarını kolaylaştıran faktörlerin de önemli etkisi vardır. Buna rağmen, günümüzde kadınların işgücüne katılım oranlarında erkeklerle büyük farklılıklar bulunmaktadır (işgücüne katılım oranları: Kadın %34.7, erkek 72.3. TÜİK, Haziran 2019). Çalışma hayatının dışında kalan, ekonomik özerkliği olmayan kadınların önemli bir bölümü erkeğe bağımlı konumda yaşamaktadır.

Bu noktada 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun’un 159. Maddesi nedeniyle 1990 yılına kadar Türkiye’de evli kadınların çalışma hayatına girmelerinin eşinin iznine bağlı olduğunu, 1990 yılında Anayasa Mahkemesinin kadının çalışmasını eşinin iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159 maddesini iptal ettiğini, bu sayede evli kadınların eşlerinin izni olmadan çalışma hayatına girebildiklerini belirtelim.

Türkiye’de Çekirdek Aile Yapısı Hâkim

Türkiye’de anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan çekirdek ailenin öne çıkmasının nedenleri olarak şu unsurlar öne çıkmaktadır:

  • Kentleşmenin yaygınlık kazanması,
  • Eğitim seviyesinin yükselmesi,
  • İstihdam yapısındaki değişimlerin, akrabaların bir arada yaşamasına yönelik ihtiyacı zayıflatması,
  • Sosyal güvenlik alanında yaşanan gelişmelerin çocukların, sosyal güvence işlevini azaltıp az çocuk tercihini öne çıkarması,
  • Bireyciliğin yükselişi.

Türkiye’de Aile İçinde Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddet Artıyor

Aile içi şiddet, sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil. Günümüzde bütün dünyada gelişmiş ülkelerde de, gelişmekte olan ülkelerde de, az gelişmiş ülkelerde de her düzeyde şiddet artıyor. Hem eğitimli hem de eğitim düzeyi düşük kişilerde geçmişle kıyaslandığında şiddet giderek yaygınlaşmış durumda. Şiddetin giderek yaygınlaşmasının çok farklı sebepleri söz konusudur.

Türkiye açısından değerlendirildiğinde özellikle son on yılda, yaşanan toplumsal faktörlerin de etkisiyle şiddetin, daha önce görülmediği kadar arttığı söylenebilir. Özellikle ailede kadına yönelik şiddet çok yaygınlaşmış durumdadır. Yine çocukların şiddete uğrama oranı da yükselmiştir. Toplumsal alanda ise kadına yönelik şiddetin giderek yükseldiğini söylemek mümkündür. Yasalara göre Türkiye’de 18 yaşını doldurmuş kişiler kendi iradeleriyle istedikleri kişiyle evlenebilirler. Eşler arasında anlaşmazlıklar, aile birliğini devam ettiremeyecek bir boyuta geldiğinde ise kadın ya da erkeğin isteğiyle boşanmak için mahkemeye başvurulur. Yasalara göre durum böyle olmasına karşın, Türkiye’de ataerkil yapının da etkisiyle bir kadının kendisinden ayrılmasını ve bağımsız bir hayat kurmasını kabullenemeyen, sorunlu kişilik yapısına sahip kişiler arasında kadınlara yönelik baskının, şiddetin, cinayetlerin giderek arttığı görülmektedir.

Türkiye’de Evlenme Yaşı Yükseliyor

Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllarda çalışma hayatında yer alan kadınların oranı düşüktü. Bu oran 1990’lı yıllardan itibaren giderek artmaya başladı. Üniversite mezunu kadınların oranı da 1980’li yıllardan itibaren yaşanan gelişmelerle birlikte arttı. Bu durumun evlenme ve bekâr kalma tercihlerine de önemli etkisi bulunmakta.

Türkiye’de evlenme yaşı yükselse de özellikle kırsal alanlarda ve ataerkil yapının hâkim olduğu yerlerde eğer kadın çalışmıyor ve eğitim almıyorsa en geç 20’li yaşlarda evlenme durumu da çok yaygındır.

Evlilikte Az Çocuk Tercihi Öne Çıkıyor

Özellikle 1980’li yıllardan itibaren gelişmiş ülkelerde çocuksuz aileler giderek yaygınlaşmaktadır. Genelde de tek çocuk tercih edilmektedir.

Tarihsel süreçte Türkiye’de de benzer bir durum yaşanmaktadır. Türkiye’de 1800’lü yıllarda Batı’dakine benzer bir sanayileşme süreci yaşanmadı. Dolayısıyla aile yapısındaki değişiklikler daha farklı bir özellik gösteriyor. Türkiye’de kentleşmenin hız kazanması, 1960’lı yıllardan ama özellikle 1980’li yıllardan sonra öne çıktı. Bunun yanında 1980’li yıllardan itibaren dünyada öne çıkan yeni liberal politikalar Türkiye’yi de derinden etkiledi.

1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de evlilikte az çocuk tercihi yaygınlık kazanmaya başladı. Türkiye’de evliliklerde az çocuk tercihinin öne çıkmasının farklı nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenlerden bazıları şunlardır.

  • Eğitim seviyesinin yükselmesi
  • Kentleşmenin artışı
  • Çocuk yetiştirmenin çok maliyetli hale gelmesi
  • Bireyciliğin yükselişi ve daha rahat yaşam tercihi
  • Doğum kontrol yöntemlerindeki gelişmeler ve bilgilendirmenin yaygınlaşması
  • Geçmişte özellikle geniş ailelerde çocuk sahibi olma, ilerleyen dönemlere, özellikle yaşlılık dönemlerine ilişkin bir sosyal güvence işlevi de görmekteydi. Çocuklar aileleriyle aynı evde yaşamakta ve ihtiyaç duyulduğunda ebeveynlerinin bakımlarını da üstlenmekteydi. Bu durum günümüzde geçmişe oranla aşınmaya başladı.

Boşanma Oranları Artıyor

Bütün dünyada ailede yaşanan en önemli sorunlardan birini boşanma oranlarındaki artış oluşturuyor. Hem geleneksel toplumlarda hem de sanayi toplumlarında aile, toplumun en güçlü kurumlarından biriydi. Günümüzde ise aile de dâhil olmak üzere toplumsal bağlar da önemli aşınmalar söz konusudur.

Türkiye’de boşanmaların artışının arkasında yatan başlıca sebepler şunlardır:

  • Bireyciliğin artışı
  • Kadının çalışma hayatında artan rolü
  • Boşanmanın meşrulaşması
  • Çalışma hayatında risk, belirsiz ve güvensizliğin artışı

Evlenmede Bireysel Tercihler Öne Çıkıyor

Tarihsel süreç değerlendirildiğinde tarım toplumlarında, geleneksel yapılarda eş seçiminde bireysel tercihlerin bir önemi yoktur. Erkek ya da kadınların evlilik tercihinde ailenin, akrabaların, içinde bulunulan grupların ağırlıklı etkisi vardır. Özellikle kadınlar açısından evlenilecek erkekte, bireysel kararlar çok ender bir durumu yansıtmaktadır. Sanayileşme sürecinde çekirdek ailenin yaygınlaşması, kadınların çalışma hayatında yer alması, ailede eşitlikçi rollerin öne çıkması vb. unsurlar eş seçiminde bireysel tercihlerin öne çıkmasına neden oldu.

Türkiye açısından değerlendirildiğinde tarihsel süreçte Türkiye’de eş seçiminde aile, akrabalar ve toplumsal grupların önemli etkisi bulunmaktaydı. 1980’li yıllardan itibaren eş seçiminde bireysel tercihler giderek artış göstermektedir. Türkiye açısından değerlendirildiğinde, Türkiye’de tarihsel süreçte görücü usulü evlenme çok yaygındır. Günümüzde de görücü usulü evlenme yaygındır ama görücü usulünün içeriği geçmiştekinden çok farklılaşmıştır. Görücü usulü tanışan, diyalog kuran kişilerin birbirlerini uygun görmemesi sonrasında süreci devam ettirmemeleri yaygınlaşmış ve bu kişiler üzerinde ailenin baskısı azalmıştır.

Küreselleşme sürecinde farklılıklara dayalı evliliklerin giderek arttığı belirtilmişti. Din, dil, etnisite, kültür, eğitim vb. farklılıkların olduğu kişilerle yapılan evlilikler egzogamiye dayalı evliliklerdi. Türkiye’de de her türlü farklılığa dayalı evlilikler, yerel, bölgesel, ulusal sınırların aşınmasıyla giderek artmaktadır.

Ebeveynler, Çocuklarının Evlilik Süreçlerinde hem Destekleyici hem de Huzur Bozucu Etkide Bulunmaktadır

Türkiye’de ebeveynlerin evlilik öncesinden başlayarak hem evlenme sürecinde hem de evlilik sonrasında, çocuklarının evlilik süreçlerine çok büyük katkıları söz konusudur.

Türkiye’de genel olarak aile, bütün bir hayat süresince kişiler açısından önemli bir dayanışma işlevi görürler.

Toplulukçu kültürün önemli bir özelliği, bu bağımlılık/yakınlık ilişkisinin hayatın her sürecinde yoğun olarak devam etmesi beklentisidir. Bu durum, evlenen çiftin kendilerine özerk bir alan yaratmaları önünde de sıkıntı yaratır. Türkiye’de evli çiftlerin evlilik sürecinde yaşadığı birçok sıkın-tının arkasında ebeveynlerle ilişkilerde ortaya çıkan sorunlar yatmaktadır.

Aile ve İlişkilerde Gelenek ve Değişim Paradoksal Şekilde Birlikte Artıyor

Aile ve ilişkiler analiz edildiğinde Türkiye, bir-biriyle paradoksal bir süreci birlikte yaşamaktadır. Türkiye, aile yapısının güçlü bir şekilde varlığını koruduğu, ailenin toplumun geniş bir kesimi için önemli bir değeri oluşturduğu, aileye, evliliğe atfedilen önemin arttığı bir süreci yaşıyor.

Türkiye, bu eğilimin tam aksi yönde yine bireyselleşmenin ve boşanmaların arttığı, bekâr kalma tercihlerinin ve evlilik yaşının yükseldiği, evlilik dâhil bağlılıkların aşındığı bir süreci de yaşıyor.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!