Türkiye´nin Kültürel Mirası 1 Dersi 7. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türkiye´nin Kültürel Mirası 1 Dersi 7. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Mimar Sinan Ve Eserleri

Giriş

Osmanlı İmparatorluğu’nda yapı faaliyetlerinin en yaygın olduğu dönem, Mimar Sinan dönemidir. Sinan’ın 50 yıllık baş mimarlık hizmeti bütün Osmanlı mimarlığında etkisini göstermiştir. Sinan’ın yapılarının büyük çoğunluğu başkent İstanbul’dadır. Bu yapıların kimi İstanbul’un siluetini yaratan tepe noktalarında, kimi ulaşımı kolay deniz kenarlarındadır. Sinan baş mimarlığı süresince 400 den fazla yapı tasarlamıştır.

Sinan mimarlık sanatında çağdaşı Batı’daki Michelangelo, Palladio gibi diğer mimarlar arasında büyük bir onurla yer alır.

Mimar Sinan’dan Önce Osmanlı Mimarlığı

Osmanlı mimarlığında başından beri kubbeli yapılar uygulanmıştır. Osmanlılar, Anadolu’da da pek çok kubbeli yapı örneğiyle karşılaştılar. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz oldukça erken bir dönemde 6.yy.da yapılan Ayasofya idi. Ayasofya uzun yıllar çağının ilerisinde bir yapı olmayı sürdürdü. Bazilika şemasını izleyen Ayasofya o zaman için imkansız büyüklükteki 30 m çaplı kubbesi ve iki yarım kubbesi ile olağanüstü bir yapıdır. İstanbul’un alınmasıyla ortaya çıkan bir başka yapı ise küçük olmasına karşın ilginç strüktürü ile Sergius-Bacchus Kilisesi’ydi.

Sinan’dan önce yapılmış önemli yapıların planları (S:152, Şekil 7.1)’ de gösterilmiştir: 1.Sergius-Bacchus (Küçük Ayasofya), 2.Ayasofya, 3.Bursa Yeşil Cami, 4.İstanbul Eski Fatih Camii, 5.Edirne Üç Şerefeli Cami, 6.Edirne II. Bayezid Camii, 7.İstanbul II. Bayezid Camii.

Vakıf Sistemi

İslam hukukunda vakıf, toplum için bir hayır kurumu niteliğindedir. Vakıfta bir yanda hayır amaçlı kurulacak yapılar, diğer yanda bu yapıların giderlerini ve sürekliliğini sağlayacak gelir kurumları bulunur. Vakfı yapan kişi veya kişiler bu iki tarafı da belgeler, ayrıca vakfın nasıl işleyeceğini, kimlere nasıl hizmet vereceğini, kimlerin hizmetli olarak çalışacağını, alacağı ücreti, artı gelirin nasıl kullanılacağını vb. Konuları tasarlar, bir mütevelli (yönetici) tayin eder ve kadıya başvurur. Vakıf, kadının ve sonra sultanın onayı ile geçerlilik kazanır. Vakıf sistemi Anadolu Selçuklu Beylikler daha sonra da Osmanlı Dönemi’nde bütün yapıların oluşumunda rol oynamıştır.

Hassa Mimarlar Ocağı

Sarayın kendi sanatçılarını topladığı bir örgütü vardı. Ehli hiref denilen bu topluluk imparatorluğun sanatını yaratıyordu. Buna paralel bir başka örgüt ise Hassa Mimarlar Ocağı’dır. Burada bir mimarbaşının yönetimi altında çeşitli mimar ve mühendisler, ustalar, sanatçılar, işçiler ve onların atölye ve ambarları bulunuyordu. Ocak, aynı zamanda acemi oğlanları içinden yetenekli olanları mimar ve usta olarak yetiştirirdi.

Yapı Tasarımı: Yapı siparişini alan mimar, önce bir kroki veya işin önemine göre bir maket ve maliyet hesabı hazırlayarak saraya sunardı. Proje saray divanında incelendikten sonra onay alınırsa defterdara verilerek kaynak istenir ve sadrazam ödeme emri verirdi. Büyük yapılar için bina emini tayin edilir, o da harcamaların hesabını tutardı. Malzeme, usta ve işçi temini için gerekirse vilayet kadılarına emirler verilirdi.

Uygulamalar: Acemi oğlanları önemli bir işgücü kaynağıydı. Esirler ve mahkûmlar da çalıştırılıyordu. Sultan yapılarında ücretli usta ve işçi kullanılmasına özen gösterilirdi. Saray sanatçıları da gerektiği yerlerde görev alıyordu. Her sekiz on işçiye bir denetçi düşüyordu. Çalışma saatleri gün doğumundan batımına kadardı.

Mimar Sinan’ın Yaşam Öyküsü

Sinan’ın hayatı ve eserleri hakkında bize bilgi veren bazı kaynaklar vardır. Bugün Topkapı Sarayı arşivinde olan bu kaynakların ilkleri, Sinan’ın yazdığı tahmin edilen üç müsvedde kitapçıktır. Sinan bu müsveddeleri şair Sai Çelebi’ye vermiş ve daha süslü olarak yazılmasını istemiştir. Sai Çelebi, biri müsvedde olmak üzere şiir ve nesir olarak iki eser hazırlamıştır. Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye’dir.

Sinan, Kayseri’nin Ağırnas köyünde kesin olarak bilmediğimiz bir tarihte Hristiyan olarak doğmuş, 1512-13 yılında devşirilerek yeniçeri yapılmıştır. Sinan da diğerleri gibi Acemi Oğlanlar Ocağı’nda iken dülgerlik öğrenmiş ve inşaatta çalışmıştır. Yeniçeri olduktan sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad, Rodos, Mohaç, Viyana, Almanya, İran, Bağdat, Puglia, Korfu, Moldovya seferlerine istihkâm subayı olarak katılmıştır. Son seferde Prut Nehri üzerine kurduğu köprü çok beğenilmiş ve o sırada ölen mimarbaşı yerine 1539 da mimarbaşı rütbesi Sinan’a verilmiştir. Mimarbaşılığı sırasında Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad’a hizmet etmiştir. Bu süre içinde dört yüzden fazla yapıyı tasarlamış, denetlemiş, inşa etmiş ve onarmıştır. Yalnız İstanbul’da yapılan binaların sayısı üç yüzden fazladır. Bu kadar yoğun bir uygulama örgütlü bir iş gücü, malzeme temini, kaynak akışı gerektirir. Dönemin zengin kaynakları sayesinde bunları sağlamakta çok zorluk çekmemiştir. Sinan, 1588 yılında İstanbul’da ölmüş ve Süleymaniye Külliyesi kenarındaki kendi evinin yakınındaki türbesine gömülmüştür.

Mimar Sinan çağdaş mimarlık anlayışı içinde de büyük bir hayranlık ve kabul görmüştür. Batılı mimarlık tarihçileri Sinan’ı keşfetmeye ve giderek daha çok incelemeye başlamışlardır.

Sinan’ın Eserleri

Sinan dönemindeki yapı türlerinin hepsini tasarlamış ve uygulamıştır. Bu yapılar, külliyeler, camiler, medreseler, mektepler, türbeler, imaretler, hastaneler, hamamlar, hanlar ve kervansaraylar, ticaret yapıları, misafirhaneler, köşkler ve saraylar, su yapıları ve köprüler biçiminde sıralanabilirler

Külliyeler: Dini ve toplumsal içerikli yapılardan oluşur. Cami, türbe, medrese, mektep, hamam, çeşme, sebil, imaret, hastane, ticaret yapıları külliye içinde yer alabilirler. Hepsi vakıf yoluyla yapılmış eserlerdir.

Külliyenin ana yapısı camidir. Sinan’ın yaptığı külliyelerin bazı önemli ve büyük olanları tarih sırasına göre: 1. İstanbul Haseki Külliyesi 1538-51: Hürrem Sultan adına yapılan külliye, Sinan’ın ilk büyük eseridir. 2. Şehzade Mehmed Külliyesi 1543-48: Kanuni’nin oğlu Şehzade Mehmet’in genç yaşta ölümü üzerine yaptırılmıştır. 3. Süleymaniye Külliyesi 1548-59: İstanbul’un en yüksek tepelerinden biri üzerine kurulmuştur. Kent silüetini vurgular(S:156, Resim 7.3). 4. Şam Süleymaniye Külliyesi 1554-67: Hicaz yolu üzerinde bir konaklama yeridir. 5. Lüleburgaz Sokollu Külliyesi 1565-70: Edirne yolu üzerinde bir konaklama yeridir. 6. Kadırga İsmihan Sultan-Sokollu Külliyesi 1567-74: Cami, medrese, tekkeden oluşur. 7. Hatay Payas Sokollu Külliyesi 1567-74: Hicaz yolu üzerinde ve Payas Limanı’ndaki eski bir kalenin yanına yapılmış çok büyük bir konaklama tesisidir. 8. Üsküdar Atik Valide Külliyesi 1571-86: İstanbul’dan Anadolu’ya açılan yolun ilk ve son konaklama yeridir.

Camiler: Osmanlı mimarlığında en önemli yapılar camilerdir. Osmanlı mimarları başından beri az sayıda kubbe ile örtülen mekânlardan tek bir kubbeye doğru merkezileşen şemalar oluşturmuşlardır. Sinan tek veya ilave yarım kubbeli camileri geliştiren en önemli mimardır. Kubbeyi önce dört ayağa oturan dört kemerle taşıtırken, sonra altı dayanaklı altı kemere oturan kubbeleri denemiş, daha sonra da dayanak ve kemer sayısını sekize çıkararak, kemerin hâkimiyetinden kubbenin hâkimiyetine geçen daha güvenli bir yapım sistemi kurarak kubbe büyüklüğünü de arttırmıştır. Sinan’ın bazı önemli camilerini kronolojik sıra ile (S:157, Resim 7.3)’de gösterilmiştir: 1. İstanbul Haseki Camii 1539: Sinan’ın başmimar olduktan sonra ilk yaptığı külliye içinde kalır. 2. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii 1543-48: Denizden daha yüksek bir araziye oturuşu, denizle ilişkisi iyi bir başlangıçtır. 3. Şehzade Camii 1543- 48: Bu camide Sinan dört dayanağa oturan kubbeye dört yarım kubbe ilave ederek, artık kareye oturan kubbe ve yarım kubbe şemasını bitirmiştir. 4. Süleymaniye Camii 1550-57: Dört dayanaklı camilerin en büyüğüdür. 5. Beşiktaş Sinan Paşa Camii 1554-56: Sinan Paşa Camii, Üç Şerefeli Cami’den ilham alınarak tasarlandı ama, ondan çok daha küçüktü. 6. Tahtakale Rüstem Paşa Camii 1561?-63: Mihrimah Sultan tarafından kocası Rüstem Paşa’nın ölümünden sonra yaptırılmıştır. 7. Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii 1563?-70?: Mihrimah Sultan kocası için yaptırdığı camiden sonra kendisi için de bir cami istemiştir. 8. Topkapı Kara Ahmed Paşa Camii 1565- 69?: Ahmet Paşa’nın ölümünden sonra yaptırılmıştır. 9. Kasımpaşa Piyale Paşa Camii 1565?-73?: 10. Kadırga Sokollu- İsmihan Sultan Camii 1567-72: Engebeli bir arazi üzerine oturtulmuş olan cami, yine bir altıgen şema uygulamasıdır. 11. Edirne Selimiye Camii 1568-75: Ayasofya’yı geçme arzusu Sinan’ın olduğu kadar Osmanlı’nın da arzusu olmalıdır ki bu büyüklükte bir cami yapılmak istenmiştir. 31.22 metre çapındaki kubbe Ayasofya ile yarışmaktadır. 12. Babaeski Semiz Ali Paşa Camii 1569-75: Semiz Ali Paşa öldükten sonra yaptırılmıştır. 13. Fındıklı Molla Çelebi Camii 1570-84: Altıgen şemalı cami sadece altıgenin tanımladığı bir dikdörtgene oturmaktadır. 14. Üsküdar Atik Valide Camii 1571-63-86: Nurbanu Sultan’ın yaptırdığı bu cami çok büyük bir külliyenin içindedir. 15. Azapkapı: Sokollu Camii 1573?-78: Selimiye’den sonra aklına takılan bazı tasarımları, sekizgenin bütün kenarlarına tromp veya yarım kubbe koymakla burada uygulamıştır. 16. Eyüp Zal Mahmud Paşa-Şah Sultan Camii 1577-90: Kurucularının ölümünden sonra yaptırılmıştır. 17. Tophane: Kılıç Ali Paşa Camii 1578-81: Plan şeması bakımından Ayasofya ile benzerlik göstermesi bazı araştırmacıları kızdırmıştır. 18. Nişancı Mehmet Paşa Camii 1584-89: Bazı araştırmacılar bu caminin Sinan eseri olmadığını söyleseler de Sinan’ın cami tasarımını nasıl geliştirdiğini ve sanatını izleyerek bu camiyi de Sinan tasarımları içine katabiliriz. 19. Fatih Mesih Mehmet Paşa Camii 1584-86: Bu cami de Sinan yerine daha çok Davud Ağa’ya mal edilir.

Medreseler: Din odaklı medreseler yanında bazen tıp medreseleri de kurulmuştur. Medreseler külliyelerin önemli bir parçasıydı. Tıp medreseleri uygulama alanı veren hastanelerle beraber yapılmışlardır. Medreseler sadece dershaneden ibaret değillerdi. Aynı zamanda yatılı bir okul gibi hizmet vermekteydiler. Birkaç öğrenciye bir oda veriliyordu. Öğrenciler imaretlerde parasız yemek yiyebiliyor, ayrıca harçlık da alıyorlardı. Genel kompozisyonda medrese odalarıyla dershane bir avlu çevresinde yer alır. Medrese odaları önünde kubbeli bir revak dolanır. Her odada iki pencere arasında bir ocak bulunur. Odalar kubbe ile örtülüdür.

Bazı önemli medreseler: Haseki Medresesi, Üsküdar Mihrimah Sultan Medresesi, Semiz Ali Paşa Medresesi (Bağımsız medrese), Şehzade Medresesi, Süleymaniye Medreseleri öğretmen evlerinin de bulunduğu Evvel (birinci), Sani (ikinci) olarak iki medrese dışında külliyenin Haliç’e bakan eğimli tarafında kademeli olarak düzenlenmiş Salis (üçüncü) ve Rabi (dördüncü) medreseleri büyük bir ustalıkla yerleştirilmiştir. Bir diğer medrese türü ise, hadis derslerinin okutulduğu darül hadis medresesidir. Cami ile aynı avluyu paylaşan Beşiktaş Sinan Paşa, Topkapı Kara Ahmed Paşa, Edirnekapı Mihrimah Sultan Medresesi, Lüleburgaz Sokollu Mehmet Paşa Medresesi, Kadırga Sokollu, Eyüp Zal Mahmut Medreseleri sayılabilir. Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Kapıağası, Edirne Selimiye, Üsküdar Atik Valide, Eyüp Sokollu, Üsküdar Şemsi Paşa Medreseleri de önemli medreselerdendir

Türbeler: Türbeler genel görünüş olarak prizmatik bir gövde üzerinde bir kubbe örtüsü konulmuş gibi görünse de gövdeleri kare, altıgen, sekizgen ve daha çok kenarlı olmak üzere çeşitlilik gösterir. Şehzade Mehmet Türbesi sekizgen gövdeli ve giriş revaklıdır. Bu tipte Barbaros Hayrettin Paşa, Hüsrev Paşa, Rüstem Paşa Türbeleri sayılabilir. Hürrem Sultan, Sokollu Mehmed Paşa Türbeleri dıştan sekizgen içten onaltı kenarlıdır. Sinan’ın tasarladığı en ilginç iki türbe Kanuni Süleyman ve II. Selim Türbeleridir. Kanuni Sultan Süleyman Türbesi sekiz kenarlı olup dışarıdan tek katlı bir revakla sarılmıştır (S:167,Resim 7.29).

İmaretler: İmaretler külliyelerin medrese öğrenci ve öğretmenlerine, misafirlerine, cami görevlilerine ve mahalledeki fakirlere bedava yemek dağıtan aşevleridir. İmaretlerin vakfiyesinde kimlere, normal ve özel günlerde ne cins ve ne miktar yiyecek verileceği belirtilmiştir. Konaklama yerlerinde de imaretler yapılmıştır. Süleymaniye Külliyesi’nin vakfında 750 kişi çalışıyor ve bin kişiye yemek çıkıyordu.

Haseki, Şehzade, Üsküdar Atik Valide, Şam Süleymaniye, Konya Karapınar, Hatay Payas, Manisa Muradiye Külliyelerinde imaretler vardı.

Hastaneler: Sinan döneminde yapılan hastanelerden Haseki Hastanesi, Hürrem Sultan tarafından özellikle kadınlara hizmet için yaptırılmıştır. Sekizgen bir avlunun çevresinde yer alır(S:167, Resim 7.30). Süleymaniye Hastanesi Tıp Medresesi ile birlikteydi. Eczanesi, hamamı, fırını vardı.

Hamamlar: Genel olarak soyunmalık mekânından ılıklığa oradan da sıcaklığa geçilir. Soyunmalık büyük kubbeli bir mekândır. Ortasında fıskiyeli bir havuz ve duvar diplerinde bir seki üzerinde ahşap soyunma odaları yer alır. Kubbe üzerinden fener denilen bir camekânla aydınlanır(S:167, Resim 7.31). Ilıklık bölümü sıcaklığa doğru geçişi hazırlar. Sıcaklık genellikle soyunmalık bölümü büyüklüğünde veya biraz daha küçük olabilir. Ortasında göbek taşı denilen çok sıcak sekizgen mermer bir seki vardır. Üzeri kubbeyle örtülüdür.

Sinan çok sayıda hamam yapmıştır. Sinan’ın hamamlarında yenilik olarak sıcaklık bölümünde merkezi bir kubbe altında göbek taşı ve halvetlerin toplandığı görülür.

Hanlar ve Kervansaraylar: Kervansaraylar kervan yolları üzerinde ve kent içlerinde ilk veya son durak olarak yapılmışlardır. İmaret, devlet görevlileri için misafirhane, hamam, çarşı, mescit, ahır, develik gibi bölümleri bulunur. Esas kalınacak yer, duvarda ocaklar bulunan direklikli bir seki üzerindedir. Kentte ise iki katlı odalı ve revaklı olabilir.

Sinan’ın planladığı en görkemli kervansaray Hatay Payas’ta bulunan Sokollu Kervansarayı’dır. Hac yolu ve ticaret limanı üzerinde yapılan kervansaray çok büyük bir alana yayılmıştır. Cami, tekke, hamam, mektep, çok büyük bir arasta, kervansaray, misafirhane ve imareti içerir.

Misafirhaneler: Zaviyeli camiler, ters T planlı camiler adıyla anılan bu tür Bursa’da Yıldırım, Yeşil, Muradiye, Edirne Muradiye Camilerinde izlenir. İstanbul Bayezid ve Yavuz Selim Camilerinde ise daha çok tabhaneli camiler adıyla caminin iki yanına eklenmiş olarak karşımıza çıkar. Sinan tabhane binalarını, artık birer misafirhane gibi ayrı binalar olarak planlamıştır. Şehzade Tabhanesi, kubbelerle örtülü çifte bir yapıdır. Süleymaniye Tabhanesi, avlulu ve revaklıdır. Hatay Payas Misafirhanesi özel avlu ve odalarıyla o zaman için olağanüstü bir tasarıma sahiptir. Şam Süleymaniye, Konya Karapınar, Lüleburgaz Sokollu, vb. külliyelerde de misafirhaneler vardır.

Köprüler: Mimarbaşı olduktan sonra yaptığı Büyükçekmece Sultan Süleyman Köprüsü ve Bosna Vişegrad Drina Sokollu Köprüsü yaptığı önemli köprüler arasında yer alır.

Su Yapıları: Sinan’ın mimarlığı yanında mühendisliği de ileri düzeydeydi. İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için 55 km uzaklıktan su toplayıp kente getirilmesi sekiz yıl sürdü. Su, bazen yer altındaki tünellerle bazen de su kemerleriyle taşınıyordu. Su kemerleri içinde 260 metre uzunluğunda ve 36 metre yüksekliğindeki Mağlova Kemeri mimarlığı ile olağanüstü bir yapıdır.

Bostanların sulanmasında kullanılan su dolapları da Sinan’ın önem verdiği önemli su tesislerindendir.

Giriş

Osmanlı İmparatorluğu’nda yapı faaliyetlerinin en yaygın olduğu dönem, Mimar Sinan dönemidir. Sinan’ın 50 yıllık baş mimarlık hizmeti bütün Osmanlı mimarlığında etkisini göstermiştir. Sinan’ın yapılarının büyük çoğunluğu başkent İstanbul’dadır. Bu yapıların kimi İstanbul’un siluetini yaratan tepe noktalarında, kimi ulaşımı kolay deniz kenarlarındadır. Sinan baş mimarlığı süresince 400 den fazla yapı tasarlamıştır.

Sinan mimarlık sanatında çağdaşı Batı’daki Michelangelo, Palladio gibi diğer mimarlar arasında büyük bir onurla yer alır.

Mimar Sinan’dan Önce Osmanlı Mimarlığı

Osmanlı mimarlığında başından beri kubbeli yapılar uygulanmıştır. Osmanlılar, Anadolu’da da pek çok kubbeli yapı örneğiyle karşılaştılar. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz oldukça erken bir dönemde 6.yy.da yapılan Ayasofya idi. Ayasofya uzun yıllar çağının ilerisinde bir yapı olmayı sürdürdü. Bazilika şemasını izleyen Ayasofya o zaman için imkansız büyüklükteki 30 m çaplı kubbesi ve iki yarım kubbesi ile olağanüstü bir yapıdır. İstanbul’un alınmasıyla ortaya çıkan bir başka yapı ise küçük olmasına karşın ilginç strüktürü ile Sergius-Bacchus Kilisesi’ydi.

Sinan’dan önce yapılmış önemli yapıların planları (S:152, Şekil 7.1)’ de gösterilmiştir: 1.Sergius-Bacchus (Küçük Ayasofya), 2.Ayasofya, 3.Bursa Yeşil Cami, 4.İstanbul Eski Fatih Camii, 5.Edirne Üç Şerefeli Cami, 6.Edirne II. Bayezid Camii, 7.İstanbul II. Bayezid Camii.

Vakıf Sistemi

İslam hukukunda vakıf, toplum için bir hayır kurumu niteliğindedir. Vakıfta bir yanda hayır amaçlı kurulacak yapılar, diğer yanda bu yapıların giderlerini ve sürekliliğini sağlayacak gelir kurumları bulunur. Vakfı yapan kişi veya kişiler bu iki tarafı da belgeler, ayrıca vakfın nasıl işleyeceğini, kimlere nasıl hizmet vereceğini, kimlerin hizmetli olarak çalışacağını, alacağı ücreti, artı gelirin nasıl kullanılacağını vb. Konuları tasarlar, bir mütevelli (yönetici) tayin eder ve kadıya başvurur. Vakıf, kadının ve sonra sultanın onayı ile geçerlilik kazanır. Vakıf sistemi Anadolu Selçuklu Beylikler daha sonra da Osmanlı Dönemi’nde bütün yapıların oluşumunda rol oynamıştır.

Hassa Mimarlar Ocağı

Sarayın kendi sanatçılarını topladığı bir örgütü vardı. Ehli hiref denilen bu topluluk imparatorluğun sanatını yaratıyordu. Buna paralel bir başka örgüt ise Hassa Mimarlar Ocağı’dır. Burada bir mimarbaşının yönetimi altında çeşitli mimar ve mühendisler, ustalar, sanatçılar, işçiler ve onların atölye ve ambarları bulunuyordu. Ocak, aynı zamanda acemi oğlanları içinden yetenekli olanları mimar ve usta olarak yetiştirirdi.

Yapı Tasarımı: Yapı siparişini alan mimar, önce bir kroki veya işin önemine göre bir maket ve maliyet hesabı hazırlayarak saraya sunardı. Proje saray divanında incelendikten sonra onay alınırsa defterdara verilerek kaynak istenir ve sadrazam ödeme emri verirdi. Büyük yapılar için bina emini tayin edilir, o da harcamaların hesabını tutardı. Malzeme, usta ve işçi temini için gerekirse vilayet kadılarına emirler verilirdi.

Uygulamalar: Acemi oğlanları önemli bir işgücü kaynağıydı. Esirler ve mahkûmlar da çalıştırılıyordu. Sultan yapılarında ücretli usta ve işçi kullanılmasına özen gösterilirdi. Saray sanatçıları da gerektiği yerlerde görev alıyordu. Her sekiz on işçiye bir denetçi düşüyordu. Çalışma saatleri gün doğumundan batımına kadardı.

Mimar Sinan’ın Yaşam Öyküsü

Sinan’ın hayatı ve eserleri hakkında bize bilgi veren bazı kaynaklar vardır. Bugün Topkapı Sarayı arşivinde olan bu kaynakların ilkleri, Sinan’ın yazdığı tahmin edilen üç müsvedde kitapçıktır. Sinan bu müsveddeleri şair Sai Çelebi’ye vermiş ve daha süslü olarak yazılmasını istemiştir. Sai Çelebi, biri müsvedde olmak üzere şiir ve nesir olarak iki eser hazırlamıştır. Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye’dir.

Sinan, Kayseri’nin Ağırnas köyünde kesin olarak bilmediğimiz bir tarihte Hristiyan olarak doğmuş, 1512-13 yılında devşirilerek yeniçeri yapılmıştır. Sinan da diğerleri gibi Acemi Oğlanlar Ocağı’nda iken dülgerlik öğrenmiş ve inşaatta çalışmıştır. Yeniçeri olduktan sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad, Rodos, Mohaç, Viyana, Almanya, İran, Bağdat, Puglia, Korfu, Moldovya seferlerine istihkâm subayı olarak katılmıştır. Son seferde Prut Nehri üzerine kurduğu köprü çok beğenilmiş ve o sırada ölen mimarbaşı yerine 1539 da mimarbaşı rütbesi Sinan’a verilmiştir. Mimarbaşılığı sırasında Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad’a hizmet etmiştir. Bu süre içinde dört yüzden fazla yapıyı tasarlamış, denetlemiş, inşa etmiş ve onarmıştır. Yalnız İstanbul’da yapılan binaların sayısı üç yüzden fazladır. Bu kadar yoğun bir uygulama örgütlü bir iş gücü, malzeme temini, kaynak akışı gerektirir. Dönemin zengin kaynakları sayesinde bunları sağlamakta çok zorluk çekmemiştir. Sinan, 1588 yılında İstanbul’da ölmüş ve Süleymaniye Külliyesi kenarındaki kendi evinin yakınındaki türbesine gömülmüştür.

Mimar Sinan çağdaş mimarlık anlayışı içinde de büyük bir hayranlık ve kabul görmüştür. Batılı mimarlık tarihçileri Sinan’ı keşfetmeye ve giderek daha çok incelemeye başlamışlardır.

Sinan’ın Eserleri

Sinan dönemindeki yapı türlerinin hepsini tasarlamış ve uygulamıştır. Bu yapılar, külliyeler, camiler, medreseler, mektepler, türbeler, imaretler, hastaneler, hamamlar, hanlar ve kervansaraylar, ticaret yapıları, misafirhaneler, köşkler ve saraylar, su yapıları ve köprüler biçiminde sıralanabilirler

Külliyeler: Dini ve toplumsal içerikli yapılardan oluşur. Cami, türbe, medrese, mektep, hamam, çeşme, sebil, imaret, hastane, ticaret yapıları külliye içinde yer alabilirler. Hepsi vakıf yoluyla yapılmış eserlerdir.

Külliyenin ana yapısı camidir. Sinan’ın yaptığı külliyelerin bazı önemli ve büyük olanları tarih sırasına göre: 1. İstanbul Haseki Külliyesi 1538-51: Hürrem Sultan adına yapılan külliye, Sinan’ın ilk büyük eseridir. 2. Şehzade Mehmed Külliyesi 1543-48: Kanuni’nin oğlu Şehzade Mehmet’in genç yaşta ölümü üzerine yaptırılmıştır. 3. Süleymaniye Külliyesi 1548-59: İstanbul’un en yüksek tepelerinden biri üzerine kurulmuştur. Kent silüetini vurgular(S:156, Resim 7.3). 4. Şam Süleymaniye Külliyesi 1554-67: Hicaz yolu üzerinde bir konaklama yeridir. 5. Lüleburgaz Sokollu Külliyesi 1565-70: Edirne yolu üzerinde bir konaklama yeridir. 6. Kadırga İsmihan Sultan-Sokollu Külliyesi 1567-74: Cami, medrese, tekkeden oluşur. 7. Hatay Payas Sokollu Külliyesi 1567-74: Hicaz yolu üzerinde ve Payas Limanı’ndaki eski bir kalenin yanına yapılmış çok büyük bir konaklama tesisidir. 8. Üsküdar Atik Valide Külliyesi 1571-86: İstanbul’dan Anadolu’ya açılan yolun ilk ve son konaklama yeridir.

Camiler: Osmanlı mimarlığında en önemli yapılar camilerdir. Osmanlı mimarları başından beri az sayıda kubbe ile örtülen mekânlardan tek bir kubbeye doğru merkezileşen şemalar oluşturmuşlardır. Sinan tek veya ilave yarım kubbeli camileri geliştiren en önemli mimardır. Kubbeyi önce dört ayağa oturan dört kemerle taşıtırken, sonra altı dayanaklı altı kemere oturan kubbeleri denemiş, daha sonra da dayanak ve kemer sayısını sekize çıkararak, kemerin hâkimiyetinden kubbenin hâkimiyetine geçen daha güvenli bir yapım sistemi kurarak kubbe büyüklüğünü de arttırmıştır. Sinan’ın bazı önemli camilerini kronolojik sıra ile (S:157, Resim 7.3)’de gösterilmiştir: 1. İstanbul Haseki Camii 1539: Sinan’ın başmimar olduktan sonra ilk yaptığı külliye içinde kalır. 2. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii 1543-48: Denizden daha yüksek bir araziye oturuşu, denizle ilişkisi iyi bir başlangıçtır. 3. Şehzade Camii 1543- 48: Bu camide Sinan dört dayanağa oturan kubbeye dört yarım kubbe ilave ederek, artık kareye oturan kubbe ve yarım kubbe şemasını bitirmiştir. 4. Süleymaniye Camii 1550-57: Dört dayanaklı camilerin en büyüğüdür. 5. Beşiktaş Sinan Paşa Camii 1554-56: Sinan Paşa Camii, Üç Şerefeli Cami’den ilham alınarak tasarlandı ama, ondan çok daha küçüktü. 6. Tahtakale Rüstem Paşa Camii 1561?-63: Mihrimah Sultan tarafından kocası Rüstem Paşa’nın ölümünden sonra yaptırılmıştır. 7. Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii 1563?-70?: Mihrimah Sultan kocası için yaptırdığı camiden sonra kendisi için de bir cami istemiştir. 8. Topkapı Kara Ahmed Paşa Camii 1565- 69?: Ahmet Paşa’nın ölümünden sonra yaptırılmıştır. 9. Kasımpaşa Piyale Paşa Camii 1565?-73?: 10. Kadırga Sokollu- İsmihan Sultan Camii 1567-72: Engebeli bir arazi üzerine oturtulmuş olan cami, yine bir altıgen şema uygulamasıdır. 11. Edirne Selimiye Camii 1568-75: Ayasofya’yı geçme arzusu Sinan’ın olduğu kadar Osmanlı’nın da arzusu olmalıdır ki bu büyüklükte bir cami yapılmak istenmiştir. 31.22 metre çapındaki kubbe Ayasofya ile yarışmaktadır. 12. Babaeski Semiz Ali Paşa Camii 1569-75: Semiz Ali Paşa öldükten sonra yaptırılmıştır. 13. Fındıklı Molla Çelebi Camii 1570-84: Altıgen şemalı cami sadece altıgenin tanımladığı bir dikdörtgene oturmaktadır. 14. Üsküdar Atik Valide Camii 1571-63-86: Nurbanu Sultan’ın yaptırdığı bu cami çok büyük bir külliyenin içindedir. 15. Azapkapı: Sokollu Camii 1573?-78: Selimiye’den sonra aklına takılan bazı tasarımları, sekizgenin bütün kenarlarına tromp veya yarım kubbe koymakla burada uygulamıştır. 16. Eyüp Zal Mahmud Paşa-Şah Sultan Camii 1577-90: Kurucularının ölümünden sonra yaptırılmıştır. 17. Tophane: Kılıç Ali Paşa Camii 1578-81: Plan şeması bakımından Ayasofya ile benzerlik göstermesi bazı araştırmacıları kızdırmıştır. 18. Nişancı Mehmet Paşa Camii 1584-89: Bazı araştırmacılar bu caminin Sinan eseri olmadığını söyleseler de Sinan’ın cami tasarımını nasıl geliştirdiğini ve sanatını izleyerek bu camiyi de Sinan tasarımları içine katabiliriz. 19. Fatih Mesih Mehmet Paşa Camii 1584-86: Bu cami de Sinan yerine daha çok Davud Ağa’ya mal edilir.

Medreseler: Din odaklı medreseler yanında bazen tıp medreseleri de kurulmuştur. Medreseler külliyelerin önemli bir parçasıydı. Tıp medreseleri uygulama alanı veren hastanelerle beraber yapılmışlardır. Medreseler sadece dershaneden ibaret değillerdi. Aynı zamanda yatılı bir okul gibi hizmet vermekteydiler. Birkaç öğrenciye bir oda veriliyordu. Öğrenciler imaretlerde parasız yemek yiyebiliyor, ayrıca harçlık da alıyorlardı. Genel kompozisyonda medrese odalarıyla dershane bir avlu çevresinde yer alır. Medrese odaları önünde kubbeli bir revak dolanır. Her odada iki pencere arasında bir ocak bulunur. Odalar kubbe ile örtülüdür.

Bazı önemli medreseler: Haseki Medresesi, Üsküdar Mihrimah Sultan Medresesi, Semiz Ali Paşa Medresesi (Bağımsız medrese), Şehzade Medresesi, Süleymaniye Medreseleri öğretmen evlerinin de bulunduğu Evvel (birinci), Sani (ikinci) olarak iki medrese dışında külliyenin Haliç’e bakan eğimli tarafında kademeli olarak düzenlenmiş Salis (üçüncü) ve Rabi (dördüncü) medreseleri büyük bir ustalıkla yerleştirilmiştir. Bir diğer medrese türü ise, hadis derslerinin okutulduğu darül hadis medresesidir. Cami ile aynı avluyu paylaşan Beşiktaş Sinan Paşa, Topkapı Kara Ahmed Paşa, Edirnekapı Mihrimah Sultan Medresesi, Lüleburgaz Sokollu Mehmet Paşa Medresesi, Kadırga Sokollu, Eyüp Zal Mahmut Medreseleri sayılabilir. Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Kapıağası, Edirne Selimiye, Üsküdar Atik Valide, Eyüp Sokollu, Üsküdar Şemsi Paşa Medreseleri de önemli medreselerdendir

Türbeler: Türbeler genel görünüş olarak prizmatik bir gövde üzerinde bir kubbe örtüsü konulmuş gibi görünse de gövdeleri kare, altıgen, sekizgen ve daha çok kenarlı olmak üzere çeşitlilik gösterir. Şehzade Mehmet Türbesi sekizgen gövdeli ve giriş revaklıdır. Bu tipte Barbaros Hayrettin Paşa, Hüsrev Paşa, Rüstem Paşa Türbeleri sayılabilir. Hürrem Sultan, Sokollu Mehmed Paşa Türbeleri dıştan sekizgen içten onaltı kenarlıdır. Sinan’ın tasarladığı en ilginç iki türbe Kanuni Süleyman ve II. Selim Türbeleridir. Kanuni Sultan Süleyman Türbesi sekiz kenarlı olup dışarıdan tek katlı bir revakla sarılmıştır (S:167,Resim 7.29).

İmaretler: İmaretler külliyelerin medrese öğrenci ve öğretmenlerine, misafirlerine, cami görevlilerine ve mahalledeki fakirlere bedava yemek dağıtan aşevleridir. İmaretlerin vakfiyesinde kimlere, normal ve özel günlerde ne cins ve ne miktar yiyecek verileceği belirtilmiştir. Konaklama yerlerinde de imaretler yapılmıştır. Süleymaniye Külliyesi’nin vakfında 750 kişi çalışıyor ve bin kişiye yemek çıkıyordu.

Haseki, Şehzade, Üsküdar Atik Valide, Şam Süleymaniye, Konya Karapınar, Hatay Payas, Manisa Muradiye Külliyelerinde imaretler vardı.

Hastaneler: Sinan döneminde yapılan hastanelerden Haseki Hastanesi, Hürrem Sultan tarafından özellikle kadınlara hizmet için yaptırılmıştır. Sekizgen bir avlunun çevresinde yer alır(S:167, Resim 7.30). Süleymaniye Hastanesi Tıp Medresesi ile birlikteydi. Eczanesi, hamamı, fırını vardı.

Hamamlar: Genel olarak soyunmalık mekânından ılıklığa oradan da sıcaklığa geçilir. Soyunmalık büyük kubbeli bir mekândır. Ortasında fıskiyeli bir havuz ve duvar diplerinde bir seki üzerinde ahşap soyunma odaları yer alır. Kubbe üzerinden fener denilen bir camekânla aydınlanır(S:167, Resim 7.31). Ilıklık bölümü sıcaklığa doğru geçişi hazırlar. Sıcaklık genellikle soyunmalık bölümü büyüklüğünde veya biraz daha küçük olabilir. Ortasında göbek taşı denilen çok sıcak sekizgen mermer bir seki vardır. Üzeri kubbeyle örtülüdür.

Sinan çok sayıda hamam yapmıştır. Sinan’ın hamamlarında yenilik olarak sıcaklık bölümünde merkezi bir kubbe altında göbek taşı ve halvetlerin toplandığı görülür.

Hanlar ve Kervansaraylar: Kervansaraylar kervan yolları üzerinde ve kent içlerinde ilk veya son durak olarak yapılmışlardır. İmaret, devlet görevlileri için misafirhane, hamam, çarşı, mescit, ahır, develik gibi bölümleri bulunur. Esas kalınacak yer, duvarda ocaklar bulunan direklikli bir seki üzerindedir. Kentte ise iki katlı odalı ve revaklı olabilir.

Sinan’ın planladığı en görkemli kervansaray Hatay Payas’ta bulunan Sokollu Kervansarayı’dır. Hac yolu ve ticaret limanı üzerinde yapılan kervansaray çok büyük bir alana yayılmıştır. Cami, tekke, hamam, mektep, çok büyük bir arasta, kervansaray, misafirhane ve imareti içerir.

Misafirhaneler: Zaviyeli camiler, ters T planlı camiler adıyla anılan bu tür Bursa’da Yıldırım, Yeşil, Muradiye, Edirne Muradiye Camilerinde izlenir. İstanbul Bayezid ve Yavuz Selim Camilerinde ise daha çok tabhaneli camiler adıyla caminin iki yanına eklenmiş olarak karşımıza çıkar. Sinan tabhane binalarını, artık birer misafirhane gibi ayrı binalar olarak planlamıştır. Şehzade Tabhanesi, kubbelerle örtülü çifte bir yapıdır. Süleymaniye Tabhanesi, avlulu ve revaklıdır. Hatay Payas Misafirhanesi özel avlu ve odalarıyla o zaman için olağanüstü bir tasarıma sahiptir. Şam Süleymaniye, Konya Karapınar, Lüleburgaz Sokollu, vb. külliyelerde de misafirhaneler vardır.

Köprüler: Mimarbaşı olduktan sonra yaptığı Büyükçekmece Sultan Süleyman Köprüsü ve Bosna Vişegrad Drina Sokollu Köprüsü yaptığı önemli köprüler arasında yer alır.

Su Yapıları: Sinan’ın mimarlığı yanında mühendisliği de ileri düzeydeydi. İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için 55 km uzaklıktan su toplayıp kente getirilmesi sekiz yıl sürdü. Su, bazen yer altındaki tünellerle bazen de su kemerleriyle taşınıyordu. Su kemerleri içinde 260 metre uzunluğunda ve 36 metre yüksekliğindeki Mağlova Kemeri mimarlığı ile olağanüstü bir yapıdır.

Bostanların sulanmasında kullanılan su dolapları da Sinan’ın önem verdiği önemli su tesislerindendir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!