Türkiye´nin Kültürel Mirası 1 Dersi 6. Ünite Özet

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türkiye´nin Kültürel Mirası 1 Dersi 6. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Dünya Mirasında Türkiye: Edirne Selimiye Camii Ve Külliyesi

Dünya Mirasında Türkiye: Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi

İlk Edirne Sarayı (Eski Saray) şimdiki Selimiye Camii’nin yerinde (Kavak Meydanı) I.Murad zamanında yapıldı (1369). II.Murad Tunca kenarına yeni bir saray kurdu (1451) ve saray devamlı yapı ilaveleriyle büyüdü. Edirne Sarayı, yapıları, kuruluşu ve işleyişi bakımından Topkapı Sarayı’na benzer.

II. Selim

II. Selim 1566 yılında sultan olduğunda 42 yaşındaydı ve ilk saltanat yılını Edirne’de geçirdi. 1567 yılında da 8-10 ay Edirne’de kaldı ve yeni bir cami yaptırma fikri o zaman oluştu. Sultanın damadı Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa devleti yönetiyordu. II.Selim’in saltanatı 1566-1574 yılları arasında sadece sekiz yıl sürmüştür. Zamanında Kıbrıs’ın alınmasından sonra Haçlı donanmasına karşı İnebahtı yenilgisi yaşandı. Sonra güçlenen donanma karşısında Venedik savaş tazminatı ödedi. Tunus alındı.

Edirne Selimiye Camii Ve Külliyesi

Sinan’ın Rolü Sinan daha önce yaptığı pek çok camide çeşitli plan tipleri ortaya koymuş ve uygulamıştı. Ama aklında hep Ayasofya’yı geçme arzusu vardı.

Ayasofya Hayranlığı: Osmanlılar Ayasofya’ya daha İstanbul alınmadan önce hayranlık duyuyorlardı. Kuşatma sırasında tek istekleri namazı Ayasofya’da kılmaktı. Osmanlılar bu yapıyı hemen camiye çevirdiler ve uzun yıllar bakım ve onarımını yaparak benimsediler.

Edirne Selimiye Camii Ve Külliyesi’nin Yapım Süreci

Caminin inşaat hazırlıklarına 1568 yılında başlanır. Demir, kereste, mermer, kurşun ve diğer malzemeler dünyanın farklı ülkelerinden getirtilir.

Osmanlılar büyük bir yapı faaliyetine girdikleri zaman sefere çıkarak elde ettikleri ganimeti yapıya harcamayı düşünürlerdi. Bu kez de Kıbrıs’ın fethi planlanır. 1571 yılında Kıbrıs Adası’nın alınmasından sonra sultana düşen pay Selimiye Camii’nin yapılmasına harcanmıştır.

Külliyeyi, ana yapısını caminin teşkil ettiği iki medrese, muvakkithane, arasta, türbe (III. Ahmed’in oğlu Selim Türbesi 1718) ve sıbyan mektebi oluşturmaktadır. Külliyenin dış avlusu 160x120m boyutlarında bir dikdörtgendir. Dış avlunun kıble ve batı tarafında istinat duvarları yapılarak arazi düzleştirilmiştir. İstinat duvarlarını kapatmak ve desteklemek için batı yönüne arasta ve yemiş kapanı yapılmıştır.

Cami

Alt Kat duvarları kareye yakın, enine daha geniş, bir dikdörtgendir (60×50 m). Zemin kat alanı dıştan dışa 3000 m 2 kadardır. Giriş cephesinde ayaklar duvara oldukça yakındır. Sinan bu düzenle aslında payandaları bir kemerle ayaklara bağlayarak ayaklara destek sağlıyordu. Fil ayaklarını destekleyen payanda yapıları her yan cephede ikişer tanedir.

Müezzin Mahfili 1982 yılında boya kazınarak altındaki özgün bezeme ortaya çıkartılmıştır. Kubbenin tam altında olmasıyla müezzin mahfili akustik odakta yer alır ve sesin mekân içine dengeli yansımasını sağlar Mahfilin bir köşesinde fil ayaklarının bir küçük benzeri içinde mahfilin üst katına çıkan merdiven bulunur. Mahfil 2m yüksekliğinde 12 mermer sütun üzerinde ahşaptan yapılmış ve kalem işleriyle bezenmiştir. Mahfilin altındaki kare içinde sekizgen biçimli bir havuzdan kenarları tırtıllı oymalı fiskiye yükselir.

Mihrap üstü yarım kubbeyle kaplşanmış olup nişi dışa çıkıntılıdır. Alınlıklı mermer mihrap revzenli pencere yüksekliğine kadar çıkar. Mihrap nişi bu özellikleriyle bir sultan köşkünü andırır.

Hünkâr Mahfilinin Alt Katı ihrap nişinin solunda üst kattadır. Mahfil, kemerli sütunlarla alt kata oturur. Kemerlerin arası çinilerle kaplanmıştır. Tavanı özgün kalem işleriyle bezenmiştir.

Minber mihrap nişinin sağındadır. Mermerden dantel gibi oyulmuş iki üçgen levha, 25 merdiven basamağını taşır. İki levha yer yer demir gergilerle birbirine bağlanmıştır.

Kapılar caminin üç giriş kapısı kündekâri teknikte yapılmış, yer yer fildişi parçalar ve filetolar kullanılmıştır

Üst Kat ta yan duvarlar caminin dış cephesine kadar genişler. Her taşıyıcı arasında, mahfilin ana mekâna bakan tarafında, tek bir kemerin altında 2 sütunlu üçer kemer vardır. Mahfilin sütunlu üçlü kemerleri, taşıyıcılar arasında yer alan tek kemerin içindeki iki sıra pencereyle dantel gibi oyulmuş kemer alınlığını taşırlar. Cami zeminden kubbeye doğru yükseldikçe daraldığından içeri süzülen ışık da yapı yükseldikçe merkeze doğru odaklaşır.

Hünkâr Mahfili nin bütün duvarları çini panolarla kaplıdır. 16. yüzyılın en güzel İznik çinileri mahfilde yer alırlar Mahfil alt katta birbirine dört kemerle bağlı sütunlar üzerinde taşınır. Mahfilin mihrabı yazılı ve bitkisel desenli çinilerle kaplıdır. Mukarnaslı mihrap duvarı bir pencere ile dışa açılır

Kubbe , sekiz kemere oturan ve köşelerdeki mekânı, tromp denilen yarım kubbeler ile oluşmaktadır. Pencere aralarında dışa doğru çıkma yapan payandalar kubbenin, statik bakımından, çekme bölgesini takviye ederler. Kubbe tümüyle kalem işleri ile bezemelidir. Barok dönemde Klasik bezeme Barok bezeme ile birkaç kez değiştirilmiştir.

Giriş Cephesi

Avlu revakıyla birleşen son cemaat revakı, diğer yönden gelenden daha yüksek olduğundan birbiriyle birleşen iki kemer, köşe sütun üzerinde iki farklı kotta birleşir. Avluya bakan pencerelerin kemer alınları içine çiniden mavi beyaz yazılar istiflenmiştir. Giriş kapısının her iki yanındaki pencerelerin üstleri mukarnaslı mihrabiye şeklinde yapılmıştır.

Yan Cepheler iç mekânı ve strüktürü yansıtır. Kubbe takkesinin saçağından sonra aşağıya doğru yine kurşunla kaplı kasnak üzerindeki kubbeyi destekleyen payandalar arasında 32 pencere yer alır. Kubbenin oturduğu sekizgenin köşelerinde bulunan fil ayaklarının uzantısı olan beş kenarlı ağırlık kulelerinin sivri kubbeleri, takke saçağı seviyesinden başlar. Dört cephede, içi iki sıra pencerelerle doldurulmuş dört kemer alınlığı, iç mekânın köşelerini örten trompların yarım kubbeleriyle almaşık bir görüntü verir

Mihrap Cephesi

Mihrap

Nişinin yarım kubbesi ortada ana elemandır. Mihrap cephesinde yer alan revaklar (dış sofalar) Sinan’ın ilk ve son uygulamasıdır. Bu örnekle çok statik ve payandalarla sert bir görünüm alan diğer camilerdeki mihrap cephesi, bir köşk veya saray cephesi gibi insan ölçülerine yaklaşmaktadır.

Avlu cami ile aynı büyüklüktedir. Çevresi revaklarla çevrilidir. Revakların köşelerine gelen kubbeler aynı çaptadır. Toplam 18 kubbesi ve 16 sütunu bulunan avluya merdivenli üç ayrı kapıdan girilir. Girişin iki yanında yer alan pilastırlı yuvarlak sütunlar üzerinde yer alan sivri bir kemeri vardır.

Minareler caminin dört köşesinde minareler yer alır. Bu düzen de ilk kez Sinan’a özgüdür. Böylece simetrik yapı, merkezi plan tekrar vurgulanmış olur. Dört minare sanki bütün kütleyi iplerle gökyüzüne asmış gibi algılanır. Böylece bir bakıma bütün kütle hafifleyerek madde boyutundan manevi boyuta geçer. Çok derin temellere oturan minareler 84m yüksekliğinde ve 3.80m çapındadır. Selimiye’den 125 yıl önce yapılan bu cami, taşıdığı pek çok yenilik yanında minarelerden birinin üç merdivenli olmasıyla ünlüdür. Sinan da Üç Şerefeli Cami’ye bir karşılık vermek istemiştir.

Medreseler Ve Sıbyan Mektebi

Medreseler simetrik olup birbirine eş planlardan oluşur. Ortada kare biçimli revaklı bir avlu vardır. Cami aksına yakın olan cephenin ortasında dershaneler yer alır. Dershane yanında ve karşısında öğrenci odaları bulunur. Arastanın iki kolunun birleştiği yerde sıbyan mektebi yapılmıştır. Sıbyan mekteplerinin geleneksel planına uygun olarak bir giriş kısmı ile arkasındaki kubbeli bir dershaneden oluşur.

Arasta Selimiye’ye gelir getirmesi amacıyla Sinan tarafından planlansa da II. Selim’in vakitsiz ölümü üzerine sonradan III. Murad döneminde vakıf olarak Mimar Davud Ağa tarafından yapılmıştır. Arastada karşılıklı iki sıra halinde dizilmiş 120 dükkân bulunmaktadır.

Strüktür Ve Kubbe Sorunu

Sinan statik bakımdan daha güvenli olan sekizgen dayanak üzerine oturan kubbeyi seçer. Bütün bu strüktür tasarımında yalınlığa giden yol, yapılar yığma kârgir olmasına rağmen, sanki bir iskelet sisteminin uygulanmasıdır. Bu durumda taşıyıcılar kemerler, sütunlar, ayaklar, duvarlar ve payandalardır. Kemer içlerindeki duvarların statiğe bir katkısı varsa da önemsizdir. En üstte bulunan kubbe 30 metreyi aşan çapıyla oldukça ağır bir kütledir. Kubbe bir yarım küre olarak kemerlerden oluşan sekiz dayanağa oturur. Kubbenin yükü sadece düşey yükler değildir. Yatay yükler kubbeyi dışa doğru iter. Dolayısıyla kubbe deforme olur ve çökebilir. Kârgir kubbe bu kuvvetleri karşılayabilir. Altında kalan bölümde ise çekme kuvvetleri doğar. Yığma yapının bu kuvvetleri karşılaması için bu bölüm kalınlaştırılır ve çoğu kez duvar içine kenetli taş hatıllar, ahşap veya çelik gergiler konularak takviye edilir. Kemerler, dayanak sayısı fazla olduğundan daha kısa açıklıkta, dolayısıyla daha az yük etkisi altındadır. Yatay yükleri karşılamak için genellikle kemerlerin ayaklara oturduğu yerler demir gergilerle birbirine bağlanır. Sinan ayrıca ayakları, ağırlık kulesi şeklinde, yukarı doğru kubbe pencerelerinin üstündeki kubbe eteğine kadar yükseltmiştir.

Statik bakımdan kubbe çapı büyüdükçe yükle birlikte bu yükü taşıyan kemerlerin yanlara doğru açılması, sorunları arttırır. O nedenle her mimar daha büyük bir kubbe yapmak arzusunda ve maharetinde olmak istemiş ama o derecede de korkmuştur. Kubbe basıklığı da statik bakımdan sorun yaratır, yana doğru oluşan itme kuvvetinin karşılanması zorlaşır. Basık kubbe, mimarlar için ustalık işareti sayılmıştır. Rönesans mimarları hep sivri ve yüksek kubbeler yapmışlardır.

Sinan’dan Sonra Selimiye Camii

1584 yılında Selimiye’nin minarelerinden birine yıldırım düşmesiyle minare yıkılmış ve camiye hasar vermiştir. 175 yılındaki depremde yıkılan bazı yerler olmuştur.

Dünya Mirasında Türkiye: Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi

İlk Edirne Sarayı (Eski Saray) şimdiki Selimiye Camii’nin yerinde (Kavak Meydanı) I.Murad zamanında yapıldı (1369). II.Murad Tunca kenarına yeni bir saray kurdu (1451) ve saray devamlı yapı ilaveleriyle büyüdü. Edirne Sarayı, yapıları, kuruluşu ve işleyişi bakımından Topkapı Sarayı’na benzer.

II. Selim

II. Selim 1566 yılında sultan olduğunda 42 yaşındaydı ve ilk saltanat yılını Edirne’de geçirdi. 1567 yılında da 8-10 ay Edirne’de kaldı ve yeni bir cami yaptırma fikri o zaman oluştu. Sultanın damadı Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa devleti yönetiyordu. II.Selim’in saltanatı 1566-1574 yılları arasında sadece sekiz yıl sürmüştür. Zamanında Kıbrıs’ın alınmasından sonra Haçlı donanmasına karşı İnebahtı yenilgisi yaşandı. Sonra güçlenen donanma karşısında Venedik savaş tazminatı ödedi. Tunus alındı.

Edirne Selimiye Camii Ve Külliyesi

Sinan’ın Rolü Sinan daha önce yaptığı pek çok camide çeşitli plan tipleri ortaya koymuş ve uygulamıştı. Ama aklında hep Ayasofya’yı geçme arzusu vardı.

Ayasofya Hayranlığı: Osmanlılar Ayasofya’ya daha İstanbul alınmadan önce hayranlık duyuyorlardı. Kuşatma sırasında tek istekleri namazı Ayasofya’da kılmaktı. Osmanlılar bu yapıyı hemen camiye çevirdiler ve uzun yıllar bakım ve onarımını yaparak benimsediler.

Edirne Selimiye Camii Ve Külliyesi’nin Yapım Süreci

Caminin inşaat hazırlıklarına 1568 yılında başlanır. Demir, kereste, mermer, kurşun ve diğer malzemeler dünyanın farklı ülkelerinden getirtilir.

Osmanlılar büyük bir yapı faaliyetine girdikleri zaman sefere çıkarak elde ettikleri ganimeti yapıya harcamayı düşünürlerdi. Bu kez de Kıbrıs’ın fethi planlanır. 1571 yılında Kıbrıs Adası’nın alınmasından sonra sultana düşen pay Selimiye Camii’nin yapılmasına harcanmıştır.

Külliyeyi, ana yapısını caminin teşkil ettiği iki medrese, muvakkithane, arasta, türbe (III. Ahmed’in oğlu Selim Türbesi 1718) ve sıbyan mektebi oluşturmaktadır. Külliyenin dış avlusu 160x120m boyutlarında bir dikdörtgendir. Dış avlunun kıble ve batı tarafında istinat duvarları yapılarak arazi düzleştirilmiştir. İstinat duvarlarını kapatmak ve desteklemek için batı yönüne arasta ve yemiş kapanı yapılmıştır.

Cami

Alt Kat duvarları kareye yakın, enine daha geniş, bir dikdörtgendir (60×50 m). Zemin kat alanı dıştan dışa 3000 m 2 kadardır. Giriş cephesinde ayaklar duvara oldukça yakındır. Sinan bu düzenle aslında payandaları bir kemerle ayaklara bağlayarak ayaklara destek sağlıyordu. Fil ayaklarını destekleyen payanda yapıları her yan cephede ikişer tanedir.

Müezzin Mahfili 1982 yılında boya kazınarak altındaki özgün bezeme ortaya çıkartılmıştır. Kubbenin tam altında olmasıyla müezzin mahfili akustik odakta yer alır ve sesin mekân içine dengeli yansımasını sağlar Mahfilin bir köşesinde fil ayaklarının bir küçük benzeri içinde mahfilin üst katına çıkan merdiven bulunur. Mahfil 2m yüksekliğinde 12 mermer sütun üzerinde ahşaptan yapılmış ve kalem işleriyle bezenmiştir. Mahfilin altındaki kare içinde sekizgen biçimli bir havuzdan kenarları tırtıllı oymalı fiskiye yükselir.

Mihrap üstü yarım kubbeyle kaplşanmış olup nişi dışa çıkıntılıdır. Alınlıklı mermer mihrap revzenli pencere yüksekliğine kadar çıkar. Mihrap nişi bu özellikleriyle bir sultan köşkünü andırır.

Hünkâr Mahfilinin Alt Katı ihrap nişinin solunda üst kattadır. Mahfil, kemerli sütunlarla alt kata oturur. Kemerlerin arası çinilerle kaplanmıştır. Tavanı özgün kalem işleriyle bezenmiştir.

Minber mihrap nişinin sağındadır. Mermerden dantel gibi oyulmuş iki üçgen levha, 25 merdiven basamağını taşır. İki levha yer yer demir gergilerle birbirine bağlanmıştır.

Kapılar caminin üç giriş kapısı kündekâri teknikte yapılmış, yer yer fildişi parçalar ve filetolar kullanılmıştır

Üst Kat ta yan duvarlar caminin dış cephesine kadar genişler. Her taşıyıcı arasında, mahfilin ana mekâna bakan tarafında, tek bir kemerin altında 2 sütunlu üçer kemer vardır. Mahfilin sütunlu üçlü kemerleri, taşıyıcılar arasında yer alan tek kemerin içindeki iki sıra pencereyle dantel gibi oyulmuş kemer alınlığını taşırlar. Cami zeminden kubbeye doğru yükseldikçe daraldığından içeri süzülen ışık da yapı yükseldikçe merkeze doğru odaklaşır.

Hünkâr Mahfili nin bütün duvarları çini panolarla kaplıdır. 16. yüzyılın en güzel İznik çinileri mahfilde yer alırlar Mahfil alt katta birbirine dört kemerle bağlı sütunlar üzerinde taşınır. Mahfilin mihrabı yazılı ve bitkisel desenli çinilerle kaplıdır. Mukarnaslı mihrap duvarı bir pencere ile dışa açılır

Kubbe , sekiz kemere oturan ve köşelerdeki mekânı, tromp denilen yarım kubbeler ile oluşmaktadır. Pencere aralarında dışa doğru çıkma yapan payandalar kubbenin, statik bakımından, çekme bölgesini takviye ederler. Kubbe tümüyle kalem işleri ile bezemelidir. Barok dönemde Klasik bezeme Barok bezeme ile birkaç kez değiştirilmiştir.

Giriş Cephesi

Avlu revakıyla birleşen son cemaat revakı, diğer yönden gelenden daha yüksek olduğundan birbiriyle birleşen iki kemer, köşe sütun üzerinde iki farklı kotta birleşir. Avluya bakan pencerelerin kemer alınları içine çiniden mavi beyaz yazılar istiflenmiştir. Giriş kapısının her iki yanındaki pencerelerin üstleri mukarnaslı mihrabiye şeklinde yapılmıştır.

Yan Cepheler iç mekânı ve strüktürü yansıtır. Kubbe takkesinin saçağından sonra aşağıya doğru yine kurşunla kaplı kasnak üzerindeki kubbeyi destekleyen payandalar arasında 32 pencere yer alır. Kubbenin oturduğu sekizgenin köşelerinde bulunan fil ayaklarının uzantısı olan beş kenarlı ağırlık kulelerinin sivri kubbeleri, takke saçağı seviyesinden başlar. Dört cephede, içi iki sıra pencerelerle doldurulmuş dört kemer alınlığı, iç mekânın köşelerini örten trompların yarım kubbeleriyle almaşık bir görüntü verir

Mihrap Cephesi

Mihrap

Nişinin yarım kubbesi ortada ana elemandır. Mihrap cephesinde yer alan revaklar (dış sofalar) Sinan’ın ilk ve son uygulamasıdır. Bu örnekle çok statik ve payandalarla sert bir görünüm alan diğer camilerdeki mihrap cephesi, bir köşk veya saray cephesi gibi insan ölçülerine yaklaşmaktadır.

Avlu cami ile aynı büyüklüktedir. Çevresi revaklarla çevrilidir. Revakların köşelerine gelen kubbeler aynı çaptadır. Toplam 18 kubbesi ve 16 sütunu bulunan avluya merdivenli üç ayrı kapıdan girilir. Girişin iki yanında yer alan pilastırlı yuvarlak sütunlar üzerinde yer alan sivri bir kemeri vardır.

Minareler caminin dört köşesinde minareler yer alır. Bu düzen de ilk kez Sinan’a özgüdür. Böylece simetrik yapı, merkezi plan tekrar vurgulanmış olur. Dört minare sanki bütün kütleyi iplerle gökyüzüne asmış gibi algılanır. Böylece bir bakıma bütün kütle hafifleyerek madde boyutundan manevi boyuta geçer. Çok derin temellere oturan minareler 84m yüksekliğinde ve 3.80m çapındadır. Selimiye’den 125 yıl önce yapılan bu cami, taşıdığı pek çok yenilik yanında minarelerden birinin üç merdivenli olmasıyla ünlüdür. Sinan da Üç Şerefeli Cami’ye bir karşılık vermek istemiştir.

Medreseler Ve Sıbyan Mektebi

Medreseler simetrik olup birbirine eş planlardan oluşur. Ortada kare biçimli revaklı bir avlu vardır. Cami aksına yakın olan cephenin ortasında dershaneler yer alır. Dershane yanında ve karşısında öğrenci odaları bulunur. Arastanın iki kolunun birleştiği yerde sıbyan mektebi yapılmıştır. Sıbyan mekteplerinin geleneksel planına uygun olarak bir giriş kısmı ile arkasındaki kubbeli bir dershaneden oluşur.

Arasta Selimiye’ye gelir getirmesi amacıyla Sinan tarafından planlansa da II. Selim’in vakitsiz ölümü üzerine sonradan III. Murad döneminde vakıf olarak Mimar Davud Ağa tarafından yapılmıştır. Arastada karşılıklı iki sıra halinde dizilmiş 120 dükkân bulunmaktadır.

Strüktür Ve Kubbe Sorunu

Sinan statik bakımdan daha güvenli olan sekizgen dayanak üzerine oturan kubbeyi seçer. Bütün bu strüktür tasarımında yalınlığa giden yol, yapılar yığma kârgir olmasına rağmen, sanki bir iskelet sisteminin uygulanmasıdır. Bu durumda taşıyıcılar kemerler, sütunlar, ayaklar, duvarlar ve payandalardır. Kemer içlerindeki duvarların statiğe bir katkısı varsa da önemsizdir. En üstte bulunan kubbe 30 metreyi aşan çapıyla oldukça ağır bir kütledir. Kubbe bir yarım küre olarak kemerlerden oluşan sekiz dayanağa oturur. Kubbenin yükü sadece düşey yükler değildir. Yatay yükler kubbeyi dışa doğru iter. Dolayısıyla kubbe deforme olur ve çökebilir. Kârgir kubbe bu kuvvetleri karşılayabilir. Altında kalan bölümde ise çekme kuvvetleri doğar. Yığma yapının bu kuvvetleri karşılaması için bu bölüm kalınlaştırılır ve çoğu kez duvar içine kenetli taş hatıllar, ahşap veya çelik gergiler konularak takviye edilir. Kemerler, dayanak sayısı fazla olduğundan daha kısa açıklıkta, dolayısıyla daha az yük etkisi altındadır. Yatay yükleri karşılamak için genellikle kemerlerin ayaklara oturduğu yerler demir gergilerle birbirine bağlanır. Sinan ayrıca ayakları, ağırlık kulesi şeklinde, yukarı doğru kubbe pencerelerinin üstündeki kubbe eteğine kadar yükseltmiştir.

Statik bakımdan kubbe çapı büyüdükçe yükle birlikte bu yükü taşıyan kemerlerin yanlara doğru açılması, sorunları arttırır. O nedenle her mimar daha büyük bir kubbe yapmak arzusunda ve maharetinde olmak istemiş ama o derecede de korkmuştur. Kubbe basıklığı da statik bakımdan sorun yaratır, yana doğru oluşan itme kuvvetinin karşılanması zorlaşır. Basık kubbe, mimarlar için ustalık işareti sayılmıştır. Rönesans mimarları hep sivri ve yüksek kubbeler yapmışlardır.

Sinan’dan Sonra Selimiye Camii

1584 yılında Selimiye’nin minarelerinden birine yıldırım düşmesiyle minare yıkılmış ve camiye hasar vermiştir. 175 yılındaki depremde yıkılan bazı yerler olmuştur.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!