Türk Sosyologları Dersi 1. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Sosyologları Dersi 1. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Ziya Gökalp Ve Prens Sabahattin

Ziya Gökalp

Ziya Gökalp’in hayatı : Türkiye’de sosyolojinin kurucusu olan Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. 1909 yılında Selanik’te başladığı parti ve sosyoloji çalışmalarını 1912’den itibaren İstanbul’da sürdürdü ve bu sırada milletvekili oldu. Türkiye’de ilk sosyoloji bölümünü 1914 yılında kuran ve “İçtimaiyat” dersleri veren Ziya Gökalp, milliyetçi, toplumcu, dayanışmacı ve modern bir toplum oluşturma yolunda sosyolojiden yararlandı. 1919 yılında tutuklanarak gönderildiği Malta’dan dönüşünde Ankara yönetimine katıldı ve 1923’de yeniden milletvekili oldu. 25 Ekim 1924’de İstanbul’da öldü. Yaşamı boyunca sosyolojinin üniversitede ve devlet kurumlarında yerleşmesi için çabalayan Ziya Gökalp, diğer sosyal bilimlerin gelişiminde de öncü olmuştur.

Görüşlerinin biçimlenişi ve sosyoloji anlayışı : Babası Tevfik Bey, amcası Hasip Bey, fen bilgisi hocası Yorgi Bey ve Naim Bey, Ziya Gökalp’in düşüncelerini etkilemiştir. Bu dört kişi, Gökalp’e; Doğu-Batı sentezi yapmak, Batıcılaşırken Doğu kültürünü de tanımak, mevcut toplumun özelliklerini ortaya çıkarmak, meşrutiyet fikrini benimseyecek ve savunacak çevreleri oluşturmak gibi açılımlar sunmuştur.

19, yüzyılda ortaya çıkan sosyoloji bilimi Fransız devrimi sonrasında Batı’daki modern ve kentli toplumların sorunlarını ilerlemeci bir anlayışla çözmeyi öngörmektedir. Yoğun sorunlarla uğraşan Osmanlı toplumu ve devletin batılılaşma siyaseti kapsamında Türkiye’ye aktarılan sosyoloji ekolleri, Avrupa’daki eğilimleri temsil eder. Bu konuda en uygun ekol Fransa’da A. Comte-E. Durkheim önderliğinde geliştirilen Sosyolojizm ekolüdür. Gökalp de etkisinde kaldığı Durkheim’in görüşlerini Türkiye’ye aktararak sosyolojizm ekolüne dayalı bir sosyolojinin temsilciliğini yapmıştır.

Sosyolojizm pozitivist ve determinist bir anlayış üzerine kurgulanmıştır; toplumun birey üzerinde mutlak egemenliği vardır. Bu görüşe aynen katılan Gökalp, toplumcu, dayanışmacı, ilerlemeci, milliyetçi, Batıcı ve laik bir sosyologtur.

Gökalp sosyolojiyi, evrensel ve milli sosyoloji olmak üzere ikiye ayırır. Ulusal sosyoloji kapsamında Türk toplumunun hedefleri ile yeni kimlik ve toplumsal ilerleme doğrultusunda çalışır. Batıcılık, İslamcılık ve ulusçuluk görüşlerini sentezler. Gökalp’e göre amaç, Türkleşen, Müslümanlığını sürdüren ve Avrupalılaşan çağdaş bir Türk-İslam toplumu oluşturmaktır. Görüşlerini sentezlediği karşıt kavramlar, birbirine sıkı sıkıya bağlı kültür-uygarlık, birey-toplum, halk-seçkin ayrımlarıdır.

Milliyetçilik anlayışı : Gökalp, Batıcı ve milliyetçi değerlerle biçimlenmiş bir toplum oluşturmayı amaçlar. Bunun için tüm kurumlarının milliyetçi özelliklere sahip olduğu bir devlet oluşturmak gerekmektedir. Anadolu’da yaşayan, üst kimlik olarak kültürel açıdan Türklüğü ve Müslümanlığı benimseyen herkes, Türkiyecilik ile bu ülkeye bağlıdır. Kültürün en belirgin bileşenleri olan dil ve din, Gökalp’e göre Türk ulusunun ayrılmaz parçalarıdır.

Irkların ulusal karakter üzerinde rolü yoktur. Kişilerde toplumsal niteliklerin şekillenmesinde soyun etkisi yoktur; sosyal özellikler kalıtsal olarak değil, eğitimle geçer. Toplumların medeni düzeyleri de ırka değil, birtakım coğrafi ve tarihi nedenlere bağlanabilir. Her toplumun karakteri, yaşayan kurumların, sözlü geleneklerin, şuursuz oluşmuş ülkülerin bütünü olan milli kültürden kaynaklanır. Irkçılık karşıtı bir milliyetçilik anlayışı ile Gökalp, Türkçülük ülküsünü Türkiyecilik, Oğuzculuk ve Turancılık şeklinde sıralar. Millet; dil, din, ahlak ve estetik bakımdan ortak duygular taşıyan, aynı eğitimi almış bireylerden oluşan kültürel topluluktur.

Kültür-uygarlık ayrımı : Gökalp’e göre kültür Doğu’da uygarlık da Batı’dadır. Kültürümüzü koruyarak Batı’dan uygarlık alarak yeni bir sentezle geri kalmışlıktan kurtulabiliriz. Kültür ulusal, yerele ait, sübjektif, öznel niteliklidir. Uygarlık ise uluslararası, merkeze ait, objektif ve nesnel niteliklidir. Bir ulusun uygarlık düzeyi arttıkça, kültür düzeyi zayıflamakta, bozulmaktadır. Kültürle uygarlık ayrıştırılamaz ve kültür uygarlığa mal edilmedikçe ulus tarafından benimsenemez. Avrupa’dan teknik bilgi anlamında uygarlık almak ve onu Türk kültürü ile yeniden şekillendirmek gerekmektedir.

Halkçılık anlayışı : Gökalp, milliyetçi ve halkçı görüşleri beraber değerlendirmiştir. Halkçılık, saflığı koruyan kesim olarak halka dayanır. Halkçılık anlayışına göre eşitsizlikler ortadan kaldırılmalı; eşitlikçi, insancıl ve demokratik bir dünya kurulmalıdır. Aydınlar ile halk arasındaki yabancılaşma da halkçılıkla giderilmelidir. Kültür halktadır, uygarlık ise aydınlarda; bu yüzden aydınlar, temel görevleri olarak halktan kültür almak ve halka Batı uygarlığını götürme amaçları doğrultusunda halka gitmek zorundadır.

Dil ve edebiyat konusundaki görüşleri : Ziya Gökalp’in dil ve edebiyat anlayışı ulusalcıdır. Dil ulusun temelidir. Ulusallaşma ancak Türk dilini yabancı dillerin etkisinden kurtarmakla gerçekleşebilir. Bu yüzden yeni Türk dili sadeleştirilerek tüm yurttaşların anlayabileceği hale gelmelidir. Gökalp, sadeleştirmede İstanbul’da konuşulan Türk ağzını esas alır. Türkçe anlam bakımından çağdaşlaştırılmalı, terim açısından İslamlaştırılmalı, dilbilgisi, söz dizimi ve yazım kuralları bakımından Türkçeleştirilmelidir.

Arapça ve Farsça kelimeler Türkçeden çıkarılmalı ancak Türkçeleşmiş yabancı kelimeler kalmalıdır; dil başka bir dilden kendisinde eş anlamlısı bulunmamak koşuluyla sözcük alabilir.

Edebiyat konusunda da Farsça ya da Fransızcanın taklidini değil, Macar ve Fin edebiyatını örnek almayı öneren Gökalp’in temel amacı, halk ile aydın, Türk toplumu ile İslam toplumları arasındaki dilsel uzaklaşmayı durdurmaktır.

Din sosyolojisi üzerine düşünceleri : Gökalp, dinin bilimsel açıdan araştırılmasının önünü açmıştır. Din, bireycilik ve bencillikten uzaklaştırarak bireyin toplumsallaşmasına yardım eder. Ahlak, sanat, dil gibi din de toplumun tinsel ihtiyaçlarını karşılar. Gelişmiş toplumlarda din yalnız kendi alanı ile ilgili işlerle uğraşır görüşü ile Gökalp laikleşmenin önünü açmayı denemiştir. Sosyal dönüşüm ve değişimi engelleyici özellikleri ile dinin bu olumsuz yanını gidermenin yolu, reform ve millileştirmeden geçmektedir. Bu yüzden dinsel ibadetlerin dili Türkçeleştirilmeli, dinsel mekânlar yeniden düzenlenmelidir.

Eğitim sosyolojisi : Ziya Gökalp’in temel amacı, ulusal bir içeriğe sahip eğitim politikası üretmektir. Tek bir eğitim sistemi olmalı, milli eğitim dönemine geçilmelidir; milliyetçi ve Batılı fikirlerle donatılmış bireylere ihtiyaç vardır. Gökalp, bireyin kültüre uyumunun eğitim, teknolojiye uyumunun ise öğretimle olduğunu belirtir. Bu bağlamda kültür milli, teknoloji uluslararasıdır.

Ekonomi sosyolojisi : Ziya Gökalp, 1910’lardan itibaren milliyetçi, korumacı, devletçi ve dayanışmacı bir ekonomi anlayışı oluşturmaya başlamıştır. II. Meşrutiyet döneminde devletçi bir ekonomi anlayışı ile milliyetçiliğin temel söylevlerinden “ulusal burjuva” oluşturulmasına çaba harcayan Gökalp, sosyalizme, sınıflı toplum yapısına, sınıfsal bilincin gelişmesine karşı çıkmış bunun yerine mesleki dayanışmayı esas almıştır. Gökalp’e göre tüccar ve iş adamlarına dayanan hükümet güçlü iken, memur sınıfına dayanan hükümet güçsüz olur. Ekonomik bağımsız olmadan siyasal bağımsızlık olmaz. Ekonomik bağımsızlık ise Batılı devletlerin ekonomik baskılarına son vermekle ve yatırım-üretim yapabilecek ulusal burjuva sınıfı oluşturmakla sağlanabilir.

Batılılaşma açısından eski Türklerin önemi ve kadın hakları : Gökalp, ulusal bir toplum oluşturmada kadın haklarına büyük önem verir ve bu anlayışını yerleştirmek için de eski Türklerdeki kadınların sahip oldukları haklara dikkat çeker. Demokrasi, özgürlük ve eşitlikçi yaşam biçimi, kadın hakları ve benzeri alanlarda Batılı toplumlar ile eski Türk toplumları arasında paralellik kurar.

Türk sosyolojisine katkıları : Türkiye’de sosyolojinin yerleşmesinde en önemli hizmetleri veren sosyolog Ziya Gökalp, ilk defa 1914 yılında İstanbul Darülfünun’unda sosyoloji kürsüsünü oluşturmuş ve 1917’de yine üniversitede sosyoloji alanında ilk süreli yayını çıkarmıştır. Yetiştirdiği birçok bilim insanı da onun bilimsel eğilimleri doğrultusunda birçok sosyal bilim alanını etkin hale getirmiştir. Gökalp’in düşünceleri başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet tarihi boyunca birçok üst düzey yönetici, aydın ve bürokratın da arasında bulunduğu geniş bir çevrede etkili olmuştur.

Prens Sabahattin’in Sosyolojik Görüşleri

Hayatı : 1879’da İstanbul’da doğan Prens Sabahattin, bireyci, liberal ve Batıcı toplum tipinin önde gelen temsilcisidir. Düşüncelerinin şekillenmesinde babası etkili olmuştur. 1899 yılında gittiği Fransa’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin aktif liderlerinden biri haline geldi. Burada Science Sociale ekolünün önde gelen isimlerinden Frederic Le Play, Henri de Tourville ve Edmond Demolins ile tanışarak görüşlerini benimsedi. 1906’da Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Derneğini kurdu. 1924 yılında hanedan mensubu olarak yasa gereği ülkeden çıkarılan ve çalışmalarını Avrupa’da sürdüren Prens Sabahattin 1948 yılında öldü.

Science Sociale Ekolü : Bilimsel gözlem yöntemine dayanan Science Sociale ekolü, daha çok aile monografisi yapan F. Le Play’in çalışmalarından oluşturulmuştur. Prens Sabahattin F. Le Play’in görüşlerinin, diğer bir ifadeyle Science Sociale ekolünün ülkemizdeki temsilcisi olarak görülebilir. Toplumsal sorunların gözlem yöntemiyle çözülebileceğini ileri sürer ve uygulamaya, topyekün toplumsal değişmeye dayalı siyasal program önerir.

Toplumsal değişme anlayışı : Prens Sabahattin, sorunların kaynağını mevcut toplumsal yapıda görmekte ve bu yapıyı değiştirmeyi hedeflemektedir. Kamucu toplumsal yapıdan, bireysel toplumsal yapıya geçilmesi halinde Türkiye’nin pek çok sorununun çözüleceğine ve ülkenin kalkınacağına inanmaktadır. Eğitim ve yönetim gibi iki temel sorunu olan Türkiye’nin yönetim sorunu, idari yapının ademimerkeziyetçi yapıya doğru değiştirilmesiyle çözülebilir. Buna bağlı olarak eğitim anlayışa da değişmeli; Anglo-Sakson eğitim yöntemleri uygulanmalıdır. Toplumsal yapı değiştirilmeden yönetim biçiminin değiştirilmesi bir işe yaramayacaktır. Bireyci bir toplumsal yapı değişikliğini savunan Prens Sabahattin’e göre, bireyci yapı, kişisel yükselmeye, bağımsızlığa doğru kesin bir gidişe yol açar. Kişisel bağımsızlık sosyal hayatın üstünlüğünü ortaya çıkarır.

Ademimerkeziyetçi yönetim anlayışı : Bireyci toplumlarda ihtiyaçtan doğan ve halkın kendi kendini idare etmesi sonucuna ulaşan yönetim biçimine ademimerkeziyetçi yönetim adı verilmektedir. Bu yönetim biçiminde merkez, ülkenin her tarafına birden aynı emri vermez; işler türüne, genişlik ve karmaşıklığına göre ayrılır, yönetimleri de yetkili kurullarca yüklenilerek yürütülür.

Eğitim konusundaki görüşleri : Prens Sabahattin görüşüne göre toplumsal değişimin merkezinde eğitim bulunur. Altyapı eğitim yoluyla değiştirilerek, bu yapıya uygun üstyapı kurumları yeninden biçimlendirildiğinde toplumsal kurtuluşa erişilebilir. Felaketlerin kaynağı cahilliğimizdir. Eğitim alanında reformlar yapıp halkımızı aydınlatırsak, gelecek kuşaklar aydın insanlar olarak yetiştirilmiş olacaktır. Uygulamalı eğitim yoluyla; öğrencilere teorik bilgi yerine, gerçek yaşamda kullanacakları bilgiler verilmelidir. Kız ve erkek ayrımı yapılmadan tüm çocuklar eğitimden yararlandırılmalı, girişimci ruha sahip kız ve erkek çocuklar yetiştirecek, çocuklarına girişimci zihniyeti aşılayacak gençlerin aile kurmaları sağlanmalıdır. Bu görüşler hayata geçirildiğinde özel hayatta başarılı olacak, aktif, girişken, hayatın pratik ihtiyaçlarına cevap verebilecek gençler yetişecektir.

Ekonomik konulara ilişkin görüşleri : Sınıfsal toplumsal yapı, özel yatırım, burjuva sınıfının teşviki, ademimerkeziyetçi bir ekonomi anlayışı yanında özel mülkiyete dayalı büyük tarım işletmelerini esas alan liberal bir ekonomi anlayışını savunan Prens Sabahattin, ülke ekonomisinin gelişmesi için kadınların da üretime katılması gerektiğini belirtir.

Kalkınma için özel teşebbüs mutlaka geliştirilmelidir. Memur adayı aydınlar ile değil, bireysel girişkenlik ile tarım alanında güçlü bir üretim artışı gerçekleştirebilecek aktif aydınlar yetiştirilmelidir.

Din sosyolojisi üzerine görüşleri : Bütüncü yapılarda kötüye kullanıldığı için baskı aracı olabilen ve zamanla aynı oranda güçlü tepkiler doğurabilen dinler, bireyci yapılarda kişisel bağımsızlığa saygı gösterdiği ve bu yapıyla birlikte geliştiği için büyük bir sosyal ihtiyacı karşılamakta, kamuoyunun saygısını kazanmaktadır. İlerlemeye engel olan İslamiyet değil, Müslüman toplumların bütüncü sosyal yapılarıdır.

Türk sosyolojisine katkıları : Prens Sabahattin’in anlayışı, Ziya Gökalp’in toplumsal değişim için önerdiği ara aşamalara gerek duymaksızın, siyasal ve toplumsal düzeni doğrudan Anglo-Sakso Batı dünyasına benzetmeye çalışan düşüncelerden oluşur. Düşünsel olarak sosyoloji, eğitim, siyaset ve ekonomi alanlarında etkili olan Prens Sabahattin, 1919 yılında ekolü doğrultusunda çalışmalar yürütecek bir dernek kurmuş ve bu derneğin yayın organı olarak Mesleki İçtimai Mecmuası’nın çıkarılmasına öncülük etmiştir.

Prens Sabahattin Türkiye’de uygulamalı sosyoloji anlayışını temsil etmesine rağmen hiçbir alan çalışması yapmamıştır. Science Sociale ekolü ve dolayısıyla Prens Sabahattin’in sosyoloji anlayışı doğrultusunda ülkemizde ilk alan çalışması yapan sosyolog Mehmet Ali Şevki Sevündük olmuştur.

Ziya Gökalp

Ziya Gökalp’in hayatı : Türkiye’de sosyolojinin kurucusu olan Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. 1909 yılında Selanik’te başladığı parti ve sosyoloji çalışmalarını 1912’den itibaren İstanbul’da sürdürdü ve bu sırada milletvekili oldu. Türkiye’de ilk sosyoloji bölümünü 1914 yılında kuran ve “İçtimaiyat” dersleri veren Ziya Gökalp, milliyetçi, toplumcu, dayanışmacı ve modern bir toplum oluşturma yolunda sosyolojiden yararlandı. 1919 yılında tutuklanarak gönderildiği Malta’dan dönüşünde Ankara yönetimine katıldı ve 1923’de yeniden milletvekili oldu. 25 Ekim 1924’de İstanbul’da öldü. Yaşamı boyunca sosyolojinin üniversitede ve devlet kurumlarında yerleşmesi için çabalayan Ziya Gökalp, diğer sosyal bilimlerin gelişiminde de öncü olmuştur.

Görüşlerinin biçimlenişi ve sosyoloji anlayışı : Babası Tevfik Bey, amcası Hasip Bey, fen bilgisi hocası Yorgi Bey ve Naim Bey, Ziya Gökalp’in düşüncelerini etkilemiştir. Bu dört kişi, Gökalp’e; Doğu-Batı sentezi yapmak, Batıcılaşırken Doğu kültürünü de tanımak, mevcut toplumun özelliklerini ortaya çıkarmak, meşrutiyet fikrini benimseyecek ve savunacak çevreleri oluşturmak gibi açılımlar sunmuştur.

19, yüzyılda ortaya çıkan sosyoloji bilimi Fransız devrimi sonrasında Batı’daki modern ve kentli toplumların sorunlarını ilerlemeci bir anlayışla çözmeyi öngörmektedir. Yoğun sorunlarla uğraşan Osmanlı toplumu ve devletin batılılaşma siyaseti kapsamında Türkiye’ye aktarılan sosyoloji ekolleri, Avrupa’daki eğilimleri temsil eder. Bu konuda en uygun ekol Fransa’da A. Comte-E. Durkheim önderliğinde geliştirilen Sosyolojizm ekolüdür. Gökalp de etkisinde kaldığı Durkheim’in görüşlerini Türkiye’ye aktararak sosyolojizm ekolüne dayalı bir sosyolojinin temsilciliğini yapmıştır.

Sosyolojizm pozitivist ve determinist bir anlayış üzerine kurgulanmıştır; toplumun birey üzerinde mutlak egemenliği vardır. Bu görüşe aynen katılan Gökalp, toplumcu, dayanışmacı, ilerlemeci, milliyetçi, Batıcı ve laik bir sosyologtur.

Gökalp sosyolojiyi, evrensel ve milli sosyoloji olmak üzere ikiye ayırır. Ulusal sosyoloji kapsamında Türk toplumunun hedefleri ile yeni kimlik ve toplumsal ilerleme doğrultusunda çalışır. Batıcılık, İslamcılık ve ulusçuluk görüşlerini sentezler. Gökalp’e göre amaç, Türkleşen, Müslümanlığını sürdüren ve Avrupalılaşan çağdaş bir Türk-İslam toplumu oluşturmaktır. Görüşlerini sentezlediği karşıt kavramlar, birbirine sıkı sıkıya bağlı kültür-uygarlık, birey-toplum, halk-seçkin ayrımlarıdır.

Milliyetçilik anlayışı : Gökalp, Batıcı ve milliyetçi değerlerle biçimlenmiş bir toplum oluşturmayı amaçlar. Bunun için tüm kurumlarının milliyetçi özelliklere sahip olduğu bir devlet oluşturmak gerekmektedir. Anadolu’da yaşayan, üst kimlik olarak kültürel açıdan Türklüğü ve Müslümanlığı benimseyen herkes, Türkiyecilik ile bu ülkeye bağlıdır. Kültürün en belirgin bileşenleri olan dil ve din, Gökalp’e göre Türk ulusunun ayrılmaz parçalarıdır.

Irkların ulusal karakter üzerinde rolü yoktur. Kişilerde toplumsal niteliklerin şekillenmesinde soyun etkisi yoktur; sosyal özellikler kalıtsal olarak değil, eğitimle geçer. Toplumların medeni düzeyleri de ırka değil, birtakım coğrafi ve tarihi nedenlere bağlanabilir. Her toplumun karakteri, yaşayan kurumların, sözlü geleneklerin, şuursuz oluşmuş ülkülerin bütünü olan milli kültürden kaynaklanır. Irkçılık karşıtı bir milliyetçilik anlayışı ile Gökalp, Türkçülük ülküsünü Türkiyecilik, Oğuzculuk ve Turancılık şeklinde sıralar. Millet; dil, din, ahlak ve estetik bakımdan ortak duygular taşıyan, aynı eğitimi almış bireylerden oluşan kültürel topluluktur.

Kültür-uygarlık ayrımı : Gökalp’e göre kültür Doğu’da uygarlık da Batı’dadır. Kültürümüzü koruyarak Batı’dan uygarlık alarak yeni bir sentezle geri kalmışlıktan kurtulabiliriz. Kültür ulusal, yerele ait, sübjektif, öznel niteliklidir. Uygarlık ise uluslararası, merkeze ait, objektif ve nesnel niteliklidir. Bir ulusun uygarlık düzeyi arttıkça, kültür düzeyi zayıflamakta, bozulmaktadır. Kültürle uygarlık ayrıştırılamaz ve kültür uygarlığa mal edilmedikçe ulus tarafından benimsenemez. Avrupa’dan teknik bilgi anlamında uygarlık almak ve onu Türk kültürü ile yeniden şekillendirmek gerekmektedir.

Halkçılık anlayışı : Gökalp, milliyetçi ve halkçı görüşleri beraber değerlendirmiştir. Halkçılık, saflığı koruyan kesim olarak halka dayanır. Halkçılık anlayışına göre eşitsizlikler ortadan kaldırılmalı; eşitlikçi, insancıl ve demokratik bir dünya kurulmalıdır. Aydınlar ile halk arasındaki yabancılaşma da halkçılıkla giderilmelidir. Kültür halktadır, uygarlık ise aydınlarda; bu yüzden aydınlar, temel görevleri olarak halktan kültür almak ve halka Batı uygarlığını götürme amaçları doğrultusunda halka gitmek zorundadır.

Dil ve edebiyat konusundaki görüşleri : Ziya Gökalp’in dil ve edebiyat anlayışı ulusalcıdır. Dil ulusun temelidir. Ulusallaşma ancak Türk dilini yabancı dillerin etkisinden kurtarmakla gerçekleşebilir. Bu yüzden yeni Türk dili sadeleştirilerek tüm yurttaşların anlayabileceği hale gelmelidir. Gökalp, sadeleştirmede İstanbul’da konuşulan Türk ağzını esas alır. Türkçe anlam bakımından çağdaşlaştırılmalı, terim açısından İslamlaştırılmalı, dilbilgisi, söz dizimi ve yazım kuralları bakımından Türkçeleştirilmelidir.

Arapça ve Farsça kelimeler Türkçeden çıkarılmalı ancak Türkçeleşmiş yabancı kelimeler kalmalıdır; dil başka bir dilden kendisinde eş anlamlısı bulunmamak koşuluyla sözcük alabilir.

Edebiyat konusunda da Farsça ya da Fransızcanın taklidini değil, Macar ve Fin edebiyatını örnek almayı öneren Gökalp’in temel amacı, halk ile aydın, Türk toplumu ile İslam toplumları arasındaki dilsel uzaklaşmayı durdurmaktır.

Din sosyolojisi üzerine düşünceleri : Gökalp, dinin bilimsel açıdan araştırılmasının önünü açmıştır. Din, bireycilik ve bencillikten uzaklaştırarak bireyin toplumsallaşmasına yardım eder. Ahlak, sanat, dil gibi din de toplumun tinsel ihtiyaçlarını karşılar. Gelişmiş toplumlarda din yalnız kendi alanı ile ilgili işlerle uğraşır görüşü ile Gökalp laikleşmenin önünü açmayı denemiştir. Sosyal dönüşüm ve değişimi engelleyici özellikleri ile dinin bu olumsuz yanını gidermenin yolu, reform ve millileştirmeden geçmektedir. Bu yüzden dinsel ibadetlerin dili Türkçeleştirilmeli, dinsel mekânlar yeniden düzenlenmelidir.

Eğitim sosyolojisi : Ziya Gökalp’in temel amacı, ulusal bir içeriğe sahip eğitim politikası üretmektir. Tek bir eğitim sistemi olmalı, milli eğitim dönemine geçilmelidir; milliyetçi ve Batılı fikirlerle donatılmış bireylere ihtiyaç vardır. Gökalp, bireyin kültüre uyumunun eğitim, teknolojiye uyumunun ise öğretimle olduğunu belirtir. Bu bağlamda kültür milli, teknoloji uluslararasıdır.

Ekonomi sosyolojisi : Ziya Gökalp, 1910’lardan itibaren milliyetçi, korumacı, devletçi ve dayanışmacı bir ekonomi anlayışı oluşturmaya başlamıştır. II. Meşrutiyet döneminde devletçi bir ekonomi anlayışı ile milliyetçiliğin temel söylevlerinden “ulusal burjuva” oluşturulmasına çaba harcayan Gökalp, sosyalizme, sınıflı toplum yapısına, sınıfsal bilincin gelişmesine karşı çıkmış bunun yerine mesleki dayanışmayı esas almıştır. Gökalp’e göre tüccar ve iş adamlarına dayanan hükümet güçlü iken, memur sınıfına dayanan hükümet güçsüz olur. Ekonomik bağımsız olmadan siyasal bağımsızlık olmaz. Ekonomik bağımsızlık ise Batılı devletlerin ekonomik baskılarına son vermekle ve yatırım-üretim yapabilecek ulusal burjuva sınıfı oluşturmakla sağlanabilir.

Batılılaşma açısından eski Türklerin önemi ve kadın hakları : Gökalp, ulusal bir toplum oluşturmada kadın haklarına büyük önem verir ve bu anlayışını yerleştirmek için de eski Türklerdeki kadınların sahip oldukları haklara dikkat çeker. Demokrasi, özgürlük ve eşitlikçi yaşam biçimi, kadın hakları ve benzeri alanlarda Batılı toplumlar ile eski Türk toplumları arasında paralellik kurar.

Türk sosyolojisine katkıları : Türkiye’de sosyolojinin yerleşmesinde en önemli hizmetleri veren sosyolog Ziya Gökalp, ilk defa 1914 yılında İstanbul Darülfünun’unda sosyoloji kürsüsünü oluşturmuş ve 1917’de yine üniversitede sosyoloji alanında ilk süreli yayını çıkarmıştır. Yetiştirdiği birçok bilim insanı da onun bilimsel eğilimleri doğrultusunda birçok sosyal bilim alanını etkin hale getirmiştir. Gökalp’in düşünceleri başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet tarihi boyunca birçok üst düzey yönetici, aydın ve bürokratın da arasında bulunduğu geniş bir çevrede etkili olmuştur.

Prens Sabahattin’in Sosyolojik Görüşleri

Hayatı : 1879’da İstanbul’da doğan Prens Sabahattin, bireyci, liberal ve Batıcı toplum tipinin önde gelen temsilcisidir. Düşüncelerinin şekillenmesinde babası etkili olmuştur. 1899 yılında gittiği Fransa’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin aktif liderlerinden biri haline geldi. Burada Science Sociale ekolünün önde gelen isimlerinden Frederic Le Play, Henri de Tourville ve Edmond Demolins ile tanışarak görüşlerini benimsedi. 1906’da Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Derneğini kurdu. 1924 yılında hanedan mensubu olarak yasa gereği ülkeden çıkarılan ve çalışmalarını Avrupa’da sürdüren Prens Sabahattin 1948 yılında öldü.

Science Sociale Ekolü : Bilimsel gözlem yöntemine dayanan Science Sociale ekolü, daha çok aile monografisi yapan F. Le Play’in çalışmalarından oluşturulmuştur. Prens Sabahattin F. Le Play’in görüşlerinin, diğer bir ifadeyle Science Sociale ekolünün ülkemizdeki temsilcisi olarak görülebilir. Toplumsal sorunların gözlem yöntemiyle çözülebileceğini ileri sürer ve uygulamaya, topyekün toplumsal değişmeye dayalı siyasal program önerir.

Toplumsal değişme anlayışı : Prens Sabahattin, sorunların kaynağını mevcut toplumsal yapıda görmekte ve bu yapıyı değiştirmeyi hedeflemektedir. Kamucu toplumsal yapıdan, bireysel toplumsal yapıya geçilmesi halinde Türkiye’nin pek çok sorununun çözüleceğine ve ülkenin kalkınacağına inanmaktadır. Eğitim ve yönetim gibi iki temel sorunu olan Türkiye’nin yönetim sorunu, idari yapının ademimerkeziyetçi yapıya doğru değiştirilmesiyle çözülebilir. Buna bağlı olarak eğitim anlayışa da değişmeli; Anglo-Sakson eğitim yöntemleri uygulanmalıdır. Toplumsal yapı değiştirilmeden yönetim biçiminin değiştirilmesi bir işe yaramayacaktır. Bireyci bir toplumsal yapı değişikliğini savunan Prens Sabahattin’e göre, bireyci yapı, kişisel yükselmeye, bağımsızlığa doğru kesin bir gidişe yol açar. Kişisel bağımsızlık sosyal hayatın üstünlüğünü ortaya çıkarır.

Ademimerkeziyetçi yönetim anlayışı : Bireyci toplumlarda ihtiyaçtan doğan ve halkın kendi kendini idare etmesi sonucuna ulaşan yönetim biçimine ademimerkeziyetçi yönetim adı verilmektedir. Bu yönetim biçiminde merkez, ülkenin her tarafına birden aynı emri vermez; işler türüne, genişlik ve karmaşıklığına göre ayrılır, yönetimleri de yetkili kurullarca yüklenilerek yürütülür.

Eğitim konusundaki görüşleri : Prens Sabahattin görüşüne göre toplumsal değişimin merkezinde eğitim bulunur. Altyapı eğitim yoluyla değiştirilerek, bu yapıya uygun üstyapı kurumları yeninden biçimlendirildiğinde toplumsal kurtuluşa erişilebilir. Felaketlerin kaynağı cahilliğimizdir. Eğitim alanında reformlar yapıp halkımızı aydınlatırsak, gelecek kuşaklar aydın insanlar olarak yetiştirilmiş olacaktır. Uygulamalı eğitim yoluyla; öğrencilere teorik bilgi yerine, gerçek yaşamda kullanacakları bilgiler verilmelidir. Kız ve erkek ayrımı yapılmadan tüm çocuklar eğitimden yararlandırılmalı, girişimci ruha sahip kız ve erkek çocuklar yetiştirecek, çocuklarına girişimci zihniyeti aşılayacak gençlerin aile kurmaları sağlanmalıdır. Bu görüşler hayata geçirildiğinde özel hayatta başarılı olacak, aktif, girişken, hayatın pratik ihtiyaçlarına cevap verebilecek gençler yetişecektir.

Ekonomik konulara ilişkin görüşleri : Sınıfsal toplumsal yapı, özel yatırım, burjuva sınıfının teşviki, ademimerkeziyetçi bir ekonomi anlayışı yanında özel mülkiyete dayalı büyük tarım işletmelerini esas alan liberal bir ekonomi anlayışını savunan Prens Sabahattin, ülke ekonomisinin gelişmesi için kadınların da üretime katılması gerektiğini belirtir.

Kalkınma için özel teşebbüs mutlaka geliştirilmelidir. Memur adayı aydınlar ile değil, bireysel girişkenlik ile tarım alanında güçlü bir üretim artışı gerçekleştirebilecek aktif aydınlar yetiştirilmelidir.

Din sosyolojisi üzerine görüşleri : Bütüncü yapılarda kötüye kullanıldığı için baskı aracı olabilen ve zamanla aynı oranda güçlü tepkiler doğurabilen dinler, bireyci yapılarda kişisel bağımsızlığa saygı gösterdiği ve bu yapıyla birlikte geliştiği için büyük bir sosyal ihtiyacı karşılamakta, kamuoyunun saygısını kazanmaktadır. İlerlemeye engel olan İslamiyet değil, Müslüman toplumların bütüncü sosyal yapılarıdır.

Türk sosyolojisine katkıları : Prens Sabahattin’in anlayışı, Ziya Gökalp’in toplumsal değişim için önerdiği ara aşamalara gerek duymaksızın, siyasal ve toplumsal düzeni doğrudan Anglo-Sakso Batı dünyasına benzetmeye çalışan düşüncelerden oluşur. Düşünsel olarak sosyoloji, eğitim, siyaset ve ekonomi alanlarında etkili olan Prens Sabahattin, 1919 yılında ekolü doğrultusunda çalışmalar yürütecek bir dernek kurmuş ve bu derneğin yayın organı olarak Mesleki İçtimai Mecmuası’nın çıkarılmasına öncülük etmiştir.

Prens Sabahattin Türkiye’de uygulamalı sosyoloji anlayışını temsil etmesine rağmen hiçbir alan çalışması yapmamıştır. Science Sociale ekolü ve dolayısıyla Prens Sabahattin’in sosyoloji anlayışı doğrultusunda ülkemizde ilk alan çalışması yapan sosyolog Mehmet Ali Şevki Sevündük olmuştur.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!