Türk Edebiyatının Mitolojik Kaynakları Dersi 4. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Edebiyatının Mitolojik Kaynakları Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Türk Halk Kültürü Ve Mitoloji

Kültür Nedir?

Kültür “Bir toplumun topyekün yaşam tarzıdır.” Kültür; insan tarafından meydana getirilerek başlangıcından bu yana doğaya (nature) eklenmiş yaratmalar, donatmalar bütününün adıdır. Kısaca, kültür denilince bir toplumun her türlü kendini ifade edişleri ve her türlü ihtiyacını karşılayan toplam hayat tarzıdır. Bu ifade edişler, davranışlardan, alışkanlıklara, törelerden gelenek göreneklere, korkulara ve kokulara kadar pek çok değişik şekillere sahip olabilir. Aynı şekilde sanat, müzik, mimari, düşünce, edebiyat gibi şuurlu inşa yolları da kültür içinde yer alır. Bu bağlamda kültür, bireyin doğumundan itibaren kazanmaya başladığı alışkanlıklar, davranış biçimleri, tutum ve tavırlar bütünüdür. Kültür kalıtımsal değildir. İnsan hangi millet içine doğar ve büyürse, o toplumun kültürünü öğrenir. Bu içinde büyüdüğü ve öğrendiği kültür, o bireyin ulusal kültürü olur bir nesilden diğerine aktarılarak biriktirilen yaşantı ve bilgi öğelerinden oluşur. Kültür ihtiyaçlara göre değişir. Kültürler yakın ve uzak komşu kültürlerden etkilenerek de değişirler. Ancak alınan kültürel öğeler milli bünyeye ve ulusal karaktere uyum sağlayarak ödünçlendiği sürece, ulusal yaratma dinamikleri, o kültürü özgün kılan milli kimliği üretmeye devam eder, bu sürece kültür değişmesi denir. Bunun aksi ise ulusal kültürün tamamen ortadan kalkmasına ve o kültürün sahibi olan milletin tarihten silinmesine yol açar, bu sürece kültürel özümsenme adı verilir.

Halk Kültürü Nedir?

Bütün kültürlerde “resmi kültür “ve halk kültürü denilen iki katman vardır ve bu kaynak ve mahiyet bakımından nesiller boyunca aktarılan ve bilgi öğelerindeki farklılıklardan kaynaklanır. Bilgi kaynağı ve mahiyetinden kaynaklanan bu farklılıklar iki temel kategoriye ayrılır: Bilimsel yöntemin kullanılmasıyla elde edilen bilgi (yöntemsel olan) objektif, eleştiriye açık, sistemli ve tutarlı bilgi …“ resmi kültür” / “kitabi kültür” ya da “ yüksek kültür ” adı verilir. “Halk kültürü “ veya“ gündelik bilgi” ikinci tür bilgi kategorisidir. Bu tür kısmen doğru olan gündelik bilgi duyuru ve algıya dayanan, deneme yanılma ile elde edilen, bilen (suje) –bilinen (obje) ilişkisinin sezgi yoluyla oluşan sezgisel empirik (deneyimsel) bilgidir. Zamanla eskiyen bilimsel bilgiler ve onlara dayalı geliştirilmiş eski teknolojiler de popülerleşip yaygınlaşarak gündelik bilgi veya halkbilimsel bilgiye dönüşebilir.

Halk İnancı Nedir?

Halk kültürü, halkbilimini araştırma alanını oluşturur .“Halkbilimi kadrosu” halkbiliminin ele alıp araştırdığı konuları ve ya çalışma alanının sınırlarını belirleyen bir şemadır ve bir ölçüde de olsa söz konusu karışıklıkları gidermeye yarayan araçların başında gelir. “Halk inancı” ve “halk dini” halkbiliminin temel dinamikleridir. “İnanç” kişi veya toplum tarafından, bir düşüncenin, bir olgunun, bir nesnenin, bir varlığın gerçek olduğunun kabul edilmesi” demektir ve insan düşüncesinin çok geniş bir kısmını alır ve inançları bu çeşitlilik ve yaygınlıkta ele almak halkbilimin sınırlarını aşar. Halkbilimi, halkbilimi kısaca (mitoloji başta olmak üzere eski dinlerden aktarılan resmi inançların yeni yorum ve inanışları) “halk inançları” ele alır. Kitabi veya resmi dinde olmayan, halk dilinde bulunup resmi dine göre yanlış ve boş inanç olan inanç ve uygulamaları din adamları ve bilginlerce hurafe olarak adlandırılır. Hurafeler (batıl inançlar resmi din dışı bırakılmıştır)  çoğu zaman mitolojiyle iç içe geçmiş halk dinine ait yaygın inanış şekilleri yorum ve uygulamalardır. Halkbilimi normatif bir bilim değildir ve bu inanışları “iyi, kötü” veya “doğru, yanlış” olarak araştırmaz. Halk kültüründe ”mit”lerin yer aldığı türlerin başında’ halk inançları ‘ ve ‘efsaneler’ gelir bunları diğer sözlü edebiyat türleri, takip eder.

Efsane Nedir?

“Mit”ler birçok dilde aynı anlamda kullanılan “efsane” (legend) anlamına gelir. Türk mitolojisi sözlü kültüründe de en başta gelen (mitler), efsaneler halk inançları ve halk dininin yansıtıldığı türlerin başında gelir. Efsanenin yaygın tanımı şöyledir “Efsane, yakın veya uzak geçmişte de olsa tarihi bir dönemde yer alan ve anlatanla dinleyenin gerçek olduğuna inandığı bir hikaye ve anlatı’dır.  Konular hakkında bilimsel tartışmalar devam etmektedir. International Society Folk Narrative Research (1963) göre:

  1. Yaratılış ve Dünyanın Sonu ile İlgili Efsaneler
  2. Tarihi Efsaneler ve Medeniyet Tarihi ile İlgili Efsaneler
  3. Olağan üstü kişi ve varlıklarla ilgili (Kader, Ölüm ve ölüler gibi…).

Türk Halk Kültüründe Teogonik Unsurlar Nelerdir?

“Teogoni mitleri” Mitlerin veya benzer olağanüstü güçlerin doğuşu ve oluşumunu konu edinirler.

Gökyüzünde Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Olağanüstü Güçler

Güneş ve Ay Tanrısı Tasarımları: Günümüz Türkiye’sinde güneş ve ay ile ilgili tanrı tasarımı yoktur. İslamileşmiş bir biçimde her iki gök cismine eski kültlerle ilgili olarak saygı gösterilmeye devam edilir. Ancak ay ve güneş tutulmalarının bu gök cisimlerinin bir ejderha tarafından yutulmasıyla açıklandığı görülür. Güneş bir insanın üzerine doğmamalıdır çünkü bu durumda o kişinin bereketinin kaçacağına inanılır, o yüzden güneş doğmadan kalkılır ve bahçedeki tarladaki işlere başlanır. Ay ve Güneş’in cinsiyeti vardır. Faika İsamettin’in Bursa civarına ait derlediği bir metinde ay, güneşe aşık genç bir kadındır. Güneş, kıskandığı sevgilisi ayın herkes tarafından görülmesini istemediği için sadece geceleri görünmesine izin verir. Adana dolaylarında bir işe başlarken ay eskisinin hayır, ay yenisinin hayırsızlık getireceğine inanılır ve bir işe başlamak için ay eskisi beklenir ve bu inanç günümüzde de devam eder (tavuğu kuluçkaya yatırmak için ay eskisi beklenir, ağaç budama meyve toplama da buna göre ayarlanır (Devrek de derlenmiş) Gaziantep’te ise Türk takviminin yılbaşı olan Nevruz’da gece bir tekne içine su ay ışığında bırakılarak sabaha kadar ibadet edilirse suyun altın olacağına inanılır. Ayrıca koyun kemiği işlenip Ay’a bakılırsa gelecekle ilgili öngörülerde bulunulabilir.

Yıldızlar: Günümüzde de yaşayan inanca göre her kişinin (ölünce yıldızda kayar düşer) gökte bir yıldızı vardır. Yıldızlar parmakla gösterilmez, aksi halde ellerde ve yüzde çıbanlar çıkar.

Yeryüzünde Bulunan Tanrılar, Olağanüstü Güçler ve Kutsal Ruhlar

Umay, çocuğun eşi, Albastı, Karabasan, Karakoncolos, Karakura vs…

Umay: Anaerkil dönemde yaratıcı tanrı olan Umay Ataerkil Gök Tanrılı dönemde ikincil konuma düşerek çocukları ve kadınları koruyan kutsal bir ruh haline dönüşür. Umay tanrıça inancı ile ilgili su, ağaç, ateş, ayı mağara kültleri eril unsurlar alınarak pek çok dişil yönleri belirsiz hale gelir. İslamiyetle birlikte koruyucu ruh özelliğini de kaybederek bir yönüyle çocuğun “eş” veya “son”u ile ilgili halk inançları ve Hz Fatma (oluşumunda Umay kültü önemlidir) kültürü ile birleşerek İslamileşir. Benim elim değil Umay anamın eli benim elim değil Fatma ananın sabır, sadakat, bereket ve şifa tılsımı)  eline dönüşmüştür. Şamanis Hakas Türklerinde Umay kültü aynen devam etmektedir. Dar anlamıyla rahim ya da çocuğun eşi olarak Kaşgarlı Mahmut tarafından da kullanılmıştır. Umay’a tapan kişinin çocuk sahibi olacağı düşünülür.

Halk Kültüründe Çocuğun Eşi (Son)  (Umay da denilir)

Türkiye Türklerinde, Kazak ve Kırgızlarda bebeğin eşine veya sonuna saygı gösterilir rastgele yere atılmaz ve saygıyla  (bazı kabilelerde tütsülenerek) gömülür.

Halk Kültüründe Albastı: “Al renk “ ile ilgilendirilen ruh Türk dünyasını her yerinde ve Türk Ekolojisine mensup Ermeni, Gürcü, Fars gibi halkların kültürüne de yansımıştır. Sarışın uzun boylu bir kadın olarak tasvir edilmesine rağmen bazen insan hayvan karışımı görünümünde uzun boylu, uzun parmaklı, dağınık saçlı, yağlı vücutlu, el ve ayakları küçük, dişlek bazen zenci suratlı memlerini omuzlarından geriye atabilen tepesinde gözü olan al gömlek giyen bir yaratıktır. Ağıl, samanlık, su kenarları, kuyu, kaya, çeşme ve su kaynakları gibi yerlerde eğlenir, buralara besmele ve destur ile yaklaşılmalıdır. Lohusa kadınları korumak için loğusa şerbeti, al yorgan örtme, başına kırmızı şal ya da kurdele takma, demir bulundurma, erkeğin olması, silah atma bu inanıştan gelir. Lohusa kadınların dışında ağıllardaki atlara da musallat olur yelelerini ve kuyruklarını örer sabaha kadar koşturarak yorar (atın üstüne kara sakız koymak çengelli iğne ile batırıp yakalamak ama uzun yıllar yakalayıp hizmet ettirebileceğine ancak bu durumdan habersiz çocuklara veya bir kadına iğneyi çıkartıp kaçabileceğine ilişkin memoratlar vardır.

Ağırlık Basması, “Karabasan”: Uyuyan insanların göğsüne bastırarak onu hareket etmez hale getirip boğmaya çalışan olağanüstü varlık (erkek olarak düşünülür). Çengelli iğne ile yakalandığında görünür hale gelir ve yakalayan kişiye hizmet eder. “Kara Koncolos” Bu kötü ruhlar kış aylarında istedikleri herkesin sesini çıkararak kandırırlar, yanlarına çağırırlar soru sorarlar ve cevap veremeyenleri ellerindeki tarakla öldürürler. “ Erkebit”, “Enkebir” Sivas civarlarında “Erkebir” ve diğer yerlerde “Erkebit” başlarında altından bir fes ve ellerinin ortasında delik olan siyah bir gölge olarak düşünülür insanın göğsünün üstüne düşerek boğup öldürür.  Bu kötü ruhtan ancak ezan okunarak kurtulabilinir.

Hınkır Munkur: İnsana benzeyen bu varlık göbeğindeki torbada yavrusunu taşır. Mezardaki insanları ve canlıları da yakalar boğar ve yer. Bunlardan tek kurtulma yolu ona “Donumu açar, üzerine işerim “ demektir.

Hırtik: Yarı insan yarı hayvan olarak düşünülür (Fırat ve Dicle kıyılarında denizkızı yaşadığı ile ilgili olmalıdır). Yaşlıların özellikle çocukların nehir kıyılarına inmemeleri için söylendiği düşünülür. “Demirkıyak (-kırnak )” Balıkesir’in Bigadiç Dağlarında yaşayan ağaç, hayvan hatta futbol topu kılığına girebilen aniden ortaya çıkarak korkunç sesler çıkaran insanları korkutan son derece pis kokan yaratıktır onu gören insanın delirdiğine inanılır. Bir kaynak kişiye göre bir hikayede İremiş’e önce tilki olarak görünmüş, sonra ağaç şeklin egirmiş, sonra bir ata dönüşmüş, sonra kahkahalar atan bir topa görünmüş çoban kaçmaya çalışırken üzerinden atlayacak bir su aramış Demirkıynak sudan geçemezmiş, İremiş nereye kaçtıysa onu bulmuş ve korkutmuş, İremiş bunları köylüye anlatmış ama birkaç gün sonra evini yakacak kadar delirmiş ve hastaneye kapatılmış.

“Kul”: Özellikle kırsal kültürde insanları korkutan ve yolunu kaybettirmeye çalışan kötü ruh. Kalıplaşmış daima görüldüğü bir şekli yoktur her kılığa girer. “Sarıkız” Bazı evlerde yaşar ve eve bereket sağlık ve huzur getirir. Sarışın bir kız olarak tasavvur edilir ve iyi bir ruhtur. İslam öncesi Türk mitolojisindeki ‘ev’ ve ‘ocak iye‘lerini çağrıştırmaktadır. Kaz dağlarında yaşar ve (İslamlaştırılmış) Evliya Sarıkız” olarak adlandırılmıştır.

“Çarşamba Karısı” (Ayvalık Civarı): Çarşamba gecesi (Salı gününün gecesi) evde el işi yapanların yanında bebek yada çocuk dahi olsa erkek olmadığında bulaşır ve çoğunlukla sarışın ve al elbiseli bir kadın olarak yada kedi, köpek ayakları ters kadın ve adamlar olarak da görülür yapılan işleri sabaha kadar söker. Bu yaratıkla ilgili yüzlerce efsane ve memorat vardır. Olağanüstü güçlerle görme, dokunma, hissetme yoluyla kurulan kişisel iletişim ve tecrübeye bağlı kişisel anlatılar. “Yolazdıran” Orta Anadolu’da anlatılan insanların yolunu kaybetmesini sağlayan bir olağanüstü varlık. “Karakura” veya “Kara Ura” Sesiz ortamlarda (görünmez olarak yada tanıdık bir kişi kılığında) ortaya çıkan ve insanları  (özellikle düşünceli ve korku içinde olanları)  boğarak öldürmeye çalışan kötü ruh. “Gelincik” Bu hayvanın olağanüstü özelliklere sahiptir, insanların özelliklede bütün kadınların konuşmalarını duyabileceğine ve iğnenin deliğinden bile geçebileceğine inanılır. Onu saygıyla anmayan kadınların yaptıkları işleri bozabilir, yemeklerini çalar ve yakınlarının ölmelerine sebep olur.

“Kırk Basması”: Doğan çocuğun ve lohusanın kırk gün içinde hasta olmasına “kırk basması”, “kırk karışması”, “loğusa basması”  adı verilir. Bu sebeple çeşitli önlemler alınır. Anne ve çocuk kırk gün evden çıkarılmaz. Kırklı kadınların ve çocukların bu süre içerisinde karşılaşmamalarına dikkat edilir aksi halde “kırklama” ve “kırk çıkarma” törenleri yapılır. “Kapoz” Geceleri çeşitli kılığa girerek veya insanların tanıdıkları sesleri çıkararak uçurum kenarına sürükler. Bu özelliğine göre Erlik’in yeraltına götüren oğulları ve kızlarını andırır.

“Cadı” (Cazu): İsteği kılığa girerek geceleri gezen ve büyü yapan cadı kadındır ve cinlerle perilerle iletişimde olduğu düşünülür. Hortlamış yada ölmüş kişiler olarak görülür. Birtakım olağanüstü güçler, gizemli sözler, kutsal sayılan nesneler aracılığıyla insanları, doğa yasalarını etkilemek, istenilen şeyleri elde etmek için büyücülerce belirli kurallara ve tekniklere uygun bir biçimde uygulanan verimsiz, boş eylemler ve işlemlere büyü denir.

“Mayısa” (Trabzon Çaykara Civarı): Çaykara civarında derlenen anlatılarda alevden saçları olan cadılara (cazu) verilen addır. Yaylada yapılan ilk tereyağının bereketini kaçırdığına inanılır. Mayısalardan satın alınan yağlar, yedi dere geçince insan pisliğine dönüşür, inancı da yaygındır.

“Hıbilik” (Gıbilik): Bir erkek olarak düşünülen bu ruh bütün insanlara musallat olur. Göğse oturarak boğar onu yakalayan kişiye ise çok altın getirip onu zengin edeceğine inanılır. “Arap” Arap, insan veya hayvan kılığına girebilen bazen de insanları dövüp taşlayan kötü ruha denir. Trabzon civarında Arap her yerde olabilir. Çoğunlukla cinlerin, şeytanların ve kötü ruhların göründükleri kılıklardan biri olarak düşünülür.

Ağaç Kültü ve Ağaç Ruhu: Bu kültle ilgili uygulamalar Tahtacı Türkmenleri ve Yörüklerde görülür. Türkmenlerde çam, ardıç, ladin ve göknar , Yörüklerde ise karadut, çam, ardıç, çınar, elma, akağaç (kayın) ve katran ağacı kutsaldır. Tahtalı Türkmenlerinde muharrem ayında ağaç kesilmesi yasaktır. Salı günleri ağaç kesilmez. Tahtcı Türkmenleri ise işe başlamadan önce ve ağaç kesmeden önce dua okurlar adak kurbanlar sunulur, dini törenler yapılır (Kazdağının Sarıkız doruğu bu şekilde ululanan ve kurban ağaçlara “evliya ağaç” veya “ulu ağaç” denir. Bu yerler kutsaldır ağaç kesilmesi ve buradan nesnelerin alınması hoş karşılanmaz. Bu kutsal ağaçlara beyaz, sarı, yeşil, mavi, kırmızı renkli bez çaputlar bağlanarak dilek dilenir. Çocuğu olmayan kadınların, elma ağacı altında bir gece dua ederek yerde yuvarlanarak geçirirlerse çocuklarının olacağına inanılır.

Su Ruhu ve Su Kültü: Pek çok yerde pınarlar “sahipli”, “tekin olmayan” kabul edilmektedir. Benzer şekilde pek çok suyun ve pınarın kutsal ve şifalı olduğu kabul edilir. Büyü yapıldığına inananlar bir akarsuyun üzerinde geçtiklerinde bu büyünün bozulacağına inanırlar. Suyun koruyucu olduğu inancı da halen yaygındır. Yalova civarında derlenen bir efsaneye göre Dağ Ermişi ve Yaz Ermişi Ağustos’un ikinci haftasında bir araya gelmeleriyle  mevsim bereketli geçer.  Bu iki Ermiş’in  buluşamadığı durumlarda ise mevsim bereketsiz geçer.

Dağ Ruhu ve Dağ Kültü: Maçka’dan derlenen bir efsaneye göre Dağlar bir hoca buna inanmaz ve kış ayını dağda geçirmeye karar verir ortalık ıssızlaşınca da sesler duyar ve korkusundan ölür, ölmeden önce ise kağıda Dağ Anası yüzünden öldüğünü yazarak bırakır. Yazın insanlar döndüğünde onu ölü bulurlar ve vasiyeti gereği oraya gömerler. Anası yayla vaktinde insanları yaylada görüp sevinir. İnsanlar yayladan ayrılınca da üzülürmüş.

Ev Ruhu/ Koruyucu İye: Evin temelinde yaşadığına inanılan, temel yılanı da denilen kara yılanlardır. İnanışa göre bu yılan öldürülürse kendisini öldürenin resmi gözünde kalırmış yılanın eşi bunu görür ve aynı gece yılanı öldüren kişiyi ısırıp öldürmüş. Mezarların içerisinde ölen kişiyi koruyan yılanların varlığı, yaygın olarak görülen inanışlardandır . Altay inanışlarında Yeraltı tanrısı Erlik’i simgeleyen ve Onun kamçısı olarak algılanan mitolojik hayvana Kara Yılan denir. Tanrısal varlıkları ve olağanüstü güçlerin görünüşe taşınırken veya boy, soy arasının olağanüstülük gösterirken büründüğü görünüş ve kılık değiştirmeler “ Don değiştirme” olarak adlandırılır “Hayvana dönüşme” gibi.

Atalar ve Ata Ruhları: Ölmüş kişilerin soylarından gelenlere zor durumlarda yardım ettikleri inancıdır. Ata ruhlarının bulundukları yere, sık sık ziyaretler yapılıp adaklar adanır ki atalar onlara yardım etsin. Ata ruhları ölmek üzere olan kişinin ruhunu almaya gelirler bu tür anlatılar mevcuttur.

Yeraltında Bulunan Tanrılar, Olağanüstü Güçler ve Kutsal Ruhlar

Hortlak: ölen kişinin çenesi bağlanarak başı kıbleye doğru verilir bu halde bir gece bekletilir ve yanında mutlaka biri bulunur. Bir kara kedi gelip de ölünün üzerinden atlayacak olursa ölünün hortlayacağına inanılır.

Şubat Karısı: Şanlıurfa civarında evlerin bahçelerindeki kuyulardan Şubat ayında çıkan cadı veya ruhtur. Bu cadı ev halkından kadın veya çocukları kuyuya çağırıp, kuyuya düşmelerine neden olur.

Hazine veya Gömü Yerleri : definecilerin mezar/gömü kazarlarken başlarına gelen fenalıklar etrafında gelişmiş inançlar vardır.

Türk Halk Kültüründe Kozmogonik Unsurlar Nelerdir?

Samanyolu: Saman hırsızı bir kocakarı/ hacı kaçarken döktüğü samanlardan oluşmuştur.

Güneş ve Ay: Bir anlatıya göre (Muğla’dan derlenen) birbiriyle hiç geçinemeyen kız erkek iki kardeşin annelerinin bedduası sonucunda oluşmuşlardır. Ayın üzerindeki lekeler, kızkardeşin attığı tokadın izleri olarak kabul edilir. Tunceli’nden derlenen bir anlatıya göre, güneş hamur yumağını ayın yüzüne çarpar ve ay yüzeyinde lekeler oluşur.

Gök Kuşağı : altından geçenin erkekse kız, kız ise erkek olacağı inancı yaygındır. .

Dünyanın Şekli: Yalova civarından derlenen bir efsaneye göre, suda büyük bir balık yaşamakta, bu balığın sırtında kocaman bir kaplumbağa, kaplumbağanın sırtında da bir öküz bulunmaktadır. İşte dünya bu öküzün boynuzları arasındadır. Öküzün tam karşısında da deli bir sivrisinek vardır. Öküz, sineği sokmakla tehdit edici Öküz de dünyayı gece gündüz devamlı döndürmeye devam eder.

Halk Kültüründe Deprem: Elazığ’dan derlenen bir anlatıya göre, yerin damarları vardır. Bir yerde insanlar günah işlerlerse melekler o yere uzanan damarı çeker ve böylece depremler olur.

Halk Kültüründe Yerleşim Yerlerinin Kökeni : Yalova’dan derlenen bir anlatıya göre, Kafkasya’da yaşayan Gün Baba ile Yer Ana’nın oğlu, sevdiği kızı bulabilmek için yollara düşer. Esadiye köyüne varıp burada uyur. Rüyasında aradığı yerin burası olduğunu öğrenir. Bu yerin adı da rüyada Esadiye olarak bildirilir. Oğul uyanıp bu yere yerleşir.

Halk Kültüründe Mevsim Geçişleri: (Tekrarlanan Zaman), vaktinden önce yaylaya çıkan bir kocakarı fırtınaya tutulur, bundan dolayı  yaza yakın çıkan fırtınaya Kocakarı Fırtınası denir. Sivas yöresinde Doksan Kuşu’nun yuvadan çıkmasıyla yazın geldiğine inanılır. Yeraltında yuva yapan bu kuş, kar düşünce yuvasına aldığı doksan adet küçük taşın her gün bir tanesini dışarıya atar son bir taş kaldığında sayılı fırtınalardan “Abrıl Beşi” olur.

Halk Kültüründe Ateş : Mersin’den derlenen bir anlatıya göre, cehennemden dünyaya getirilen bir zerre ateşi melekler bir dağın üzerine koyarlar. Dağ erir ve kıvılcımlar çıkar. İşte ateş bu şekilde ortaya çıkar. Ayvalık yöresinde bu anlatıya bir parça ateşin denizlerde yetmiş defa yıkandıktan sonra dağın üzerine indirildiği eklenmiştir.

Halk Kültüründe Bitkiler: Karadeniz’de Avad Dikeni yaygın olarak bulunur. Kanayan yere konulduğunda kanama durur. Ayrıca bu bitki bir mağaranın girişini tutarak Hz. Ali!’ yi saklar ve buradan çoğalarak dünyaya yayılır.

Çam sakızı , Hz. Muhammed terlediğinde terini çam ağacına doğru atmış ve bunun sonucunda da çamsakızı oluşmuştur. Çay bitkisi ise Adana yöresinde hastalanıp yataklara düşen bir derebeyinin göz kapaklarını kesip atması sonucu oluşmuştur.

Hayvanlar: Erzincan’da derlenen bir anlatıya göre, kurt saldırısına uğrayan bir adam ağaca tırmanıp beklemeye başlar. Sabah olunca kurtlar ulumaya başlar. Gökten madeni nesneler yağar. Kurtlar bu cisimleri yedikten sonra oradan uzaklaşır. Adam aşağıya iner, cisimlerden birini yer ve üç gün üç gece bir daha acıkmaz.

Köpek Şeytan’nın , çamurdan yapılmış, insan şeklinde bir küp’e tükürür ve Melekler’in bu tükürüğü temizlemesiyle oluşur. Hz. Süleyman’ın emrine icabet etmekte gevşeklik gösteren karga ve serçe cezalandırılır. Bu yüzden bu iki kuş sekerek yürür. Emre itiraz eden Baykuş ’a da günde sadece bir serçe yeme müsaadesi verilir. Yarasanın tüysüz olması da aynı olaydan cezalandırılmasındandır.

Keklik, Hz. Zekeriya’nın saklandığı ağacın yerini belli eder öldürülen Hz. Zekeriya’nın kanından içtiği  için  gagası ve ayakları kırmızıdır. Üvey annelerinden ve bir devden kaçmaya çalışan Nasuh ve Yusuf kuş olmayı dilerler. Atı susuz bırakan bakıcı, aldığı beddua ile çürük çaylak kuşu na dönüşür.

Halk Kültüründe Antropogonik Unsurlar

Adana civarında derlenen bir anlatıda Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın çamurdan bebekler yapıp Allah’tan bu bebeklere can vermesini istedikleri ve insanların bu şekilde çoğaldıklarına inanılır. Trabzon’un Geyikli’den derlenen bir efsanede insanın geyikten türediği anlatılır.

Halk Kültüründe Eskatolojik Unsurlar

Kıyamete dair anlatılarda dünyanın sonuna yakın zamanda Deccal dünyayı fethetmek için asasını hazırlayacağı ancak uykudayken asası karıncalar tarafından yenileceği için maksadına ulaşamayacağı motifi karşımıza çıkar. Yecüc ve Mecüc, Deccal ’dan önce dünyadaki bütün nimetleri yiyip bitirecekler. Bundan sonra Deccal insanlara yiyecekler sunacak, Deccal’ın sofrasına oturanlar cehenneme gidecek, diğerleri ise kurtulup cennete gidecekler. Kıyameti konu alan başka bir mitte, Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar arasında yapılacak büyük bir savaştan sonra kıyametin kopacağına inanılır. Mahşer yerinde insanların işledikleri günahlara göre çeşitli biçimlerde yaratılacaklarına inanılır. Halk arasında çok çeşitli kıyamet alametleri rivayet edilir. Bunlara göre dünyanın sonu yaklaştığında kurt ile kuzu dost olacak, insanlar paraya tapacak, kadınlar doğuramayacak, yollar kısalacak, binalar çoğalacak ve zinalar artacaktır.

Kültür Nedir?

Kültür “Bir toplumun topyekün yaşam tarzıdır.” Kültür; insan tarafından meydana getirilerek başlangıcından bu yana doğaya (nature) eklenmiş yaratmalar, donatmalar bütününün adıdır. Kısaca, kültür denilince bir toplumun her türlü kendini ifade edişleri ve her türlü ihtiyacını karşılayan toplam hayat tarzıdır. Bu ifade edişler, davranışlardan, alışkanlıklara, törelerden gelenek göreneklere, korkulara ve kokulara kadar pek çok değişik şekillere sahip olabilir. Aynı şekilde sanat, müzik, mimari, düşünce, edebiyat gibi şuurlu inşa yolları da kültür içinde yer alır. Bu bağlamda kültür, bireyin doğumundan itibaren kazanmaya başladığı alışkanlıklar, davranış biçimleri, tutum ve tavırlar bütünüdür. Kültür kalıtımsal değildir. İnsan hangi millet içine doğar ve büyürse, o toplumun kültürünü öğrenir. Bu içinde büyüdüğü ve öğrendiği kültür, o bireyin ulusal kültürü olur bir nesilden diğerine aktarılarak biriktirilen yaşantı ve bilgi öğelerinden oluşur. Kültür ihtiyaçlara göre değişir. Kültürler yakın ve uzak komşu kültürlerden etkilenerek de değişirler. Ancak alınan kültürel öğeler milli bünyeye ve ulusal karaktere uyum sağlayarak ödünçlendiği sürece, ulusal yaratma dinamikleri, o kültürü özgün kılan milli kimliği üretmeye devam eder, bu sürece kültür değişmesi denir. Bunun aksi ise ulusal kültürün tamamen ortadan kalkmasına ve o kültürün sahibi olan milletin tarihten silinmesine yol açar, bu sürece kültürel özümsenme adı verilir.

Halk Kültürü Nedir?

Bütün kültürlerde “resmi kültür “ve halk kültürü denilen iki katman vardır ve bu kaynak ve mahiyet bakımından nesiller boyunca aktarılan ve bilgi öğelerindeki farklılıklardan kaynaklanır. Bilgi kaynağı ve mahiyetinden kaynaklanan bu farklılıklar iki temel kategoriye ayrılır: Bilimsel yöntemin kullanılmasıyla elde edilen bilgi (yöntemsel olan) objektif, eleştiriye açık, sistemli ve tutarlı bilgi …“ resmi kültür” / “kitabi kültür” ya da “ yüksek kültür ” adı verilir. “Halk kültürü “ veya“ gündelik bilgi” ikinci tür bilgi kategorisidir. Bu tür kısmen doğru olan gündelik bilgi duyuru ve algıya dayanan, deneme yanılma ile elde edilen, bilen (suje) –bilinen (obje) ilişkisinin sezgi yoluyla oluşan sezgisel empirik (deneyimsel) bilgidir. Zamanla eskiyen bilimsel bilgiler ve onlara dayalı geliştirilmiş eski teknolojiler de popülerleşip yaygınlaşarak gündelik bilgi veya halkbilimsel bilgiye dönüşebilir.

Halk İnancı Nedir?

Halk kültürü, halkbilimini araştırma alanını oluşturur .“Halkbilimi kadrosu” halkbiliminin ele alıp araştırdığı konuları ve ya çalışma alanının sınırlarını belirleyen bir şemadır ve bir ölçüde de olsa söz konusu karışıklıkları gidermeye yarayan araçların başında gelir. “Halk inancı” ve “halk dini” halkbiliminin temel dinamikleridir. “İnanç” kişi veya toplum tarafından, bir düşüncenin, bir olgunun, bir nesnenin, bir varlığın gerçek olduğunun kabul edilmesi” demektir ve insan düşüncesinin çok geniş bir kısmını alır ve inançları bu çeşitlilik ve yaygınlıkta ele almak halkbilimin sınırlarını aşar. Halkbilimi, halkbilimi kısaca (mitoloji başta olmak üzere eski dinlerden aktarılan resmi inançların yeni yorum ve inanışları) “halk inançları” ele alır. Kitabi veya resmi dinde olmayan, halk dilinde bulunup resmi dine göre yanlış ve boş inanç olan inanç ve uygulamaları din adamları ve bilginlerce hurafe olarak adlandırılır. Hurafeler (batıl inançlar resmi din dışı bırakılmıştır)  çoğu zaman mitolojiyle iç içe geçmiş halk dinine ait yaygın inanış şekilleri yorum ve uygulamalardır. Halkbilimi normatif bir bilim değildir ve bu inanışları “iyi, kötü” veya “doğru, yanlış” olarak araştırmaz. Halk kültüründe ”mit”lerin yer aldığı türlerin başında’ halk inançları ‘ ve ‘efsaneler’ gelir bunları diğer sözlü edebiyat türleri, takip eder.

Efsane Nedir?

“Mit”ler birçok dilde aynı anlamda kullanılan “efsane” (legend) anlamına gelir. Türk mitolojisi sözlü kültüründe de en başta gelen (mitler), efsaneler halk inançları ve halk dininin yansıtıldığı türlerin başında gelir. Efsanenin yaygın tanımı şöyledir “Efsane, yakın veya uzak geçmişte de olsa tarihi bir dönemde yer alan ve anlatanla dinleyenin gerçek olduğuna inandığı bir hikaye ve anlatı’dır.  Konular hakkında bilimsel tartışmalar devam etmektedir. International Society Folk Narrative Research (1963) göre:

  1. Yaratılış ve Dünyanın Sonu ile İlgili Efsaneler
  2. Tarihi Efsaneler ve Medeniyet Tarihi ile İlgili Efsaneler
  3. Olağan üstü kişi ve varlıklarla ilgili (Kader, Ölüm ve ölüler gibi…).

Türk Halk Kültüründe Teogonik Unsurlar Nelerdir?

“Teogoni mitleri” Mitlerin veya benzer olağanüstü güçlerin doğuşu ve oluşumunu konu edinirler.

Gökyüzünde Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Olağanüstü Güçler

Güneş ve Ay Tanrısı Tasarımları: Günümüz Türkiye’sinde güneş ve ay ile ilgili tanrı tasarımı yoktur. İslamileşmiş bir biçimde her iki gök cismine eski kültlerle ilgili olarak saygı gösterilmeye devam edilir. Ancak ay ve güneş tutulmalarının bu gök cisimlerinin bir ejderha tarafından yutulmasıyla açıklandığı görülür. Güneş bir insanın üzerine doğmamalıdır çünkü bu durumda o kişinin bereketinin kaçacağına inanılır, o yüzden güneş doğmadan kalkılır ve bahçedeki tarladaki işlere başlanır. Ay ve Güneş’in cinsiyeti vardır. Faika İsamettin’in Bursa civarına ait derlediği bir metinde ay, güneşe aşık genç bir kadındır. Güneş, kıskandığı sevgilisi ayın herkes tarafından görülmesini istemediği için sadece geceleri görünmesine izin verir. Adana dolaylarında bir işe başlarken ay eskisinin hayır, ay yenisinin hayırsızlık getireceğine inanılır ve bir işe başlamak için ay eskisi beklenir ve bu inanç günümüzde de devam eder (tavuğu kuluçkaya yatırmak için ay eskisi beklenir, ağaç budama meyve toplama da buna göre ayarlanır (Devrek de derlenmiş) Gaziantep’te ise Türk takviminin yılbaşı olan Nevruz’da gece bir tekne içine su ay ışığında bırakılarak sabaha kadar ibadet edilirse suyun altın olacağına inanılır. Ayrıca koyun kemiği işlenip Ay’a bakılırsa gelecekle ilgili öngörülerde bulunulabilir.

Yıldızlar: Günümüzde de yaşayan inanca göre her kişinin (ölünce yıldızda kayar düşer) gökte bir yıldızı vardır. Yıldızlar parmakla gösterilmez, aksi halde ellerde ve yüzde çıbanlar çıkar.

Yeryüzünde Bulunan Tanrılar, Olağanüstü Güçler ve Kutsal Ruhlar

Umay, çocuğun eşi, Albastı, Karabasan, Karakoncolos, Karakura vs…

Umay: Anaerkil dönemde yaratıcı tanrı olan Umay Ataerkil Gök Tanrılı dönemde ikincil konuma düşerek çocukları ve kadınları koruyan kutsal bir ruh haline dönüşür. Umay tanrıça inancı ile ilgili su, ağaç, ateş, ayı mağara kültleri eril unsurlar alınarak pek çok dişil yönleri belirsiz hale gelir. İslamiyetle birlikte koruyucu ruh özelliğini de kaybederek bir yönüyle çocuğun “eş” veya “son”u ile ilgili halk inançları ve Hz Fatma (oluşumunda Umay kültü önemlidir) kültürü ile birleşerek İslamileşir. Benim elim değil Umay anamın eli benim elim değil Fatma ananın sabır, sadakat, bereket ve şifa tılsımı)  eline dönüşmüştür. Şamanis Hakas Türklerinde Umay kültü aynen devam etmektedir. Dar anlamıyla rahim ya da çocuğun eşi olarak Kaşgarlı Mahmut tarafından da kullanılmıştır. Umay’a tapan kişinin çocuk sahibi olacağı düşünülür.

Halk Kültüründe Çocuğun Eşi (Son)  (Umay da denilir)

Türkiye Türklerinde, Kazak ve Kırgızlarda bebeğin eşine veya sonuna saygı gösterilir rastgele yere atılmaz ve saygıyla  (bazı kabilelerde tütsülenerek) gömülür.

Halk Kültüründe Albastı: “Al renk “ ile ilgilendirilen ruh Türk dünyasını her yerinde ve Türk Ekolojisine mensup Ermeni, Gürcü, Fars gibi halkların kültürüne de yansımıştır. Sarışın uzun boylu bir kadın olarak tasvir edilmesine rağmen bazen insan hayvan karışımı görünümünde uzun boylu, uzun parmaklı, dağınık saçlı, yağlı vücutlu, el ve ayakları küçük, dişlek bazen zenci suratlı memlerini omuzlarından geriye atabilen tepesinde gözü olan al gömlek giyen bir yaratıktır. Ağıl, samanlık, su kenarları, kuyu, kaya, çeşme ve su kaynakları gibi yerlerde eğlenir, buralara besmele ve destur ile yaklaşılmalıdır. Lohusa kadınları korumak için loğusa şerbeti, al yorgan örtme, başına kırmızı şal ya da kurdele takma, demir bulundurma, erkeğin olması, silah atma bu inanıştan gelir. Lohusa kadınların dışında ağıllardaki atlara da musallat olur yelelerini ve kuyruklarını örer sabaha kadar koşturarak yorar (atın üstüne kara sakız koymak çengelli iğne ile batırıp yakalamak ama uzun yıllar yakalayıp hizmet ettirebileceğine ancak bu durumdan habersiz çocuklara veya bir kadına iğneyi çıkartıp kaçabileceğine ilişkin memoratlar vardır.

Ağırlık Basması, “Karabasan”: Uyuyan insanların göğsüne bastırarak onu hareket etmez hale getirip boğmaya çalışan olağanüstü varlık (erkek olarak düşünülür). Çengelli iğne ile yakalandığında görünür hale gelir ve yakalayan kişiye hizmet eder. “Kara Koncolos” Bu kötü ruhlar kış aylarında istedikleri herkesin sesini çıkararak kandırırlar, yanlarına çağırırlar soru sorarlar ve cevap veremeyenleri ellerindeki tarakla öldürürler. “ Erkebit”, “Enkebir” Sivas civarlarında “Erkebir” ve diğer yerlerde “Erkebit” başlarında altından bir fes ve ellerinin ortasında delik olan siyah bir gölge olarak düşünülür insanın göğsünün üstüne düşerek boğup öldürür.  Bu kötü ruhtan ancak ezan okunarak kurtulabilinir.

Hınkır Munkur: İnsana benzeyen bu varlık göbeğindeki torbada yavrusunu taşır. Mezardaki insanları ve canlıları da yakalar boğar ve yer. Bunlardan tek kurtulma yolu ona “Donumu açar, üzerine işerim “ demektir.

Hırtik: Yarı insan yarı hayvan olarak düşünülür (Fırat ve Dicle kıyılarında denizkızı yaşadığı ile ilgili olmalıdır). Yaşlıların özellikle çocukların nehir kıyılarına inmemeleri için söylendiği düşünülür. “Demirkıyak (-kırnak )” Balıkesir’in Bigadiç Dağlarında yaşayan ağaç, hayvan hatta futbol topu kılığına girebilen aniden ortaya çıkarak korkunç sesler çıkaran insanları korkutan son derece pis kokan yaratıktır onu gören insanın delirdiğine inanılır. Bir kaynak kişiye göre bir hikayede İremiş’e önce tilki olarak görünmüş, sonra ağaç şeklin egirmiş, sonra bir ata dönüşmüş, sonra kahkahalar atan bir topa görünmüş çoban kaçmaya çalışırken üzerinden atlayacak bir su aramış Demirkıynak sudan geçemezmiş, İremiş nereye kaçtıysa onu bulmuş ve korkutmuş, İremiş bunları köylüye anlatmış ama birkaç gün sonra evini yakacak kadar delirmiş ve hastaneye kapatılmış.

“Kul”: Özellikle kırsal kültürde insanları korkutan ve yolunu kaybettirmeye çalışan kötü ruh. Kalıplaşmış daima görüldüğü bir şekli yoktur her kılığa girer. “Sarıkız” Bazı evlerde yaşar ve eve bereket sağlık ve huzur getirir. Sarışın bir kız olarak tasavvur edilir ve iyi bir ruhtur. İslam öncesi Türk mitolojisindeki ‘ev’ ve ‘ocak iye‘lerini çağrıştırmaktadır. Kaz dağlarında yaşar ve (İslamlaştırılmış) Evliya Sarıkız” olarak adlandırılmıştır.

“Çarşamba Karısı” (Ayvalık Civarı): Çarşamba gecesi (Salı gününün gecesi) evde el işi yapanların yanında bebek yada çocuk dahi olsa erkek olmadığında bulaşır ve çoğunlukla sarışın ve al elbiseli bir kadın olarak yada kedi, köpek ayakları ters kadın ve adamlar olarak da görülür yapılan işleri sabaha kadar söker. Bu yaratıkla ilgili yüzlerce efsane ve memorat vardır. Olağanüstü güçlerle görme, dokunma, hissetme yoluyla kurulan kişisel iletişim ve tecrübeye bağlı kişisel anlatılar. “Yolazdıran” Orta Anadolu’da anlatılan insanların yolunu kaybetmesini sağlayan bir olağanüstü varlık. “Karakura” veya “Kara Ura” Sesiz ortamlarda (görünmez olarak yada tanıdık bir kişi kılığında) ortaya çıkan ve insanları  (özellikle düşünceli ve korku içinde olanları)  boğarak öldürmeye çalışan kötü ruh. “Gelincik” Bu hayvanın olağanüstü özelliklere sahiptir, insanların özelliklede bütün kadınların konuşmalarını duyabileceğine ve iğnenin deliğinden bile geçebileceğine inanılır. Onu saygıyla anmayan kadınların yaptıkları işleri bozabilir, yemeklerini çalar ve yakınlarının ölmelerine sebep olur.

“Kırk Basması”: Doğan çocuğun ve lohusanın kırk gün içinde hasta olmasına “kırk basması”, “kırk karışması”, “loğusa basması”  adı verilir. Bu sebeple çeşitli önlemler alınır. Anne ve çocuk kırk gün evden çıkarılmaz. Kırklı kadınların ve çocukların bu süre içerisinde karşılaşmamalarına dikkat edilir aksi halde “kırklama” ve “kırk çıkarma” törenleri yapılır. “Kapoz” Geceleri çeşitli kılığa girerek veya insanların tanıdıkları sesleri çıkararak uçurum kenarına sürükler. Bu özelliğine göre Erlik’in yeraltına götüren oğulları ve kızlarını andırır.

“Cadı” (Cazu): İsteği kılığa girerek geceleri gezen ve büyü yapan cadı kadındır ve cinlerle perilerle iletişimde olduğu düşünülür. Hortlamış yada ölmüş kişiler olarak görülür. Birtakım olağanüstü güçler, gizemli sözler, kutsal sayılan nesneler aracılığıyla insanları, doğa yasalarını etkilemek, istenilen şeyleri elde etmek için büyücülerce belirli kurallara ve tekniklere uygun bir biçimde uygulanan verimsiz, boş eylemler ve işlemlere büyü denir.

“Mayısa” (Trabzon Çaykara Civarı): Çaykara civarında derlenen anlatılarda alevden saçları olan cadılara (cazu) verilen addır. Yaylada yapılan ilk tereyağının bereketini kaçırdığına inanılır. Mayısalardan satın alınan yağlar, yedi dere geçince insan pisliğine dönüşür, inancı da yaygındır.

“Hıbilik” (Gıbilik): Bir erkek olarak düşünülen bu ruh bütün insanlara musallat olur. Göğse oturarak boğar onu yakalayan kişiye ise çok altın getirip onu zengin edeceğine inanılır. “Arap” Arap, insan veya hayvan kılığına girebilen bazen de insanları dövüp taşlayan kötü ruha denir. Trabzon civarında Arap her yerde olabilir. Çoğunlukla cinlerin, şeytanların ve kötü ruhların göründükleri kılıklardan biri olarak düşünülür.

Ağaç Kültü ve Ağaç Ruhu: Bu kültle ilgili uygulamalar Tahtacı Türkmenleri ve Yörüklerde görülür. Türkmenlerde çam, ardıç, ladin ve göknar , Yörüklerde ise karadut, çam, ardıç, çınar, elma, akağaç (kayın) ve katran ağacı kutsaldır. Tahtalı Türkmenlerinde muharrem ayında ağaç kesilmesi yasaktır. Salı günleri ağaç kesilmez. Tahtcı Türkmenleri ise işe başlamadan önce ve ağaç kesmeden önce dua okurlar adak kurbanlar sunulur, dini törenler yapılır (Kazdağının Sarıkız doruğu bu şekilde ululanan ve kurban ağaçlara “evliya ağaç” veya “ulu ağaç” denir. Bu yerler kutsaldır ağaç kesilmesi ve buradan nesnelerin alınması hoş karşılanmaz. Bu kutsal ağaçlara beyaz, sarı, yeşil, mavi, kırmızı renkli bez çaputlar bağlanarak dilek dilenir. Çocuğu olmayan kadınların, elma ağacı altında bir gece dua ederek yerde yuvarlanarak geçirirlerse çocuklarının olacağına inanılır.

Su Ruhu ve Su Kültü: Pek çok yerde pınarlar “sahipli”, “tekin olmayan” kabul edilmektedir. Benzer şekilde pek çok suyun ve pınarın kutsal ve şifalı olduğu kabul edilir. Büyü yapıldığına inananlar bir akarsuyun üzerinde geçtiklerinde bu büyünün bozulacağına inanırlar. Suyun koruyucu olduğu inancı da halen yaygındır. Yalova civarında derlenen bir efsaneye göre Dağ Ermişi ve Yaz Ermişi Ağustos’un ikinci haftasında bir araya gelmeleriyle  mevsim bereketli geçer.  Bu iki Ermiş’in  buluşamadığı durumlarda ise mevsim bereketsiz geçer.

Dağ Ruhu ve Dağ Kültü: Maçka’dan derlenen bir efsaneye göre Dağlar bir hoca buna inanmaz ve kış ayını dağda geçirmeye karar verir ortalık ıssızlaşınca da sesler duyar ve korkusundan ölür, ölmeden önce ise kağıda Dağ Anası yüzünden öldüğünü yazarak bırakır. Yazın insanlar döndüğünde onu ölü bulurlar ve vasiyeti gereği oraya gömerler. Anası yayla vaktinde insanları yaylada görüp sevinir. İnsanlar yayladan ayrılınca da üzülürmüş.

Ev Ruhu/ Koruyucu İye: Evin temelinde yaşadığına inanılan, temel yılanı da denilen kara yılanlardır. İnanışa göre bu yılan öldürülürse kendisini öldürenin resmi gözünde kalırmış yılanın eşi bunu görür ve aynı gece yılanı öldüren kişiyi ısırıp öldürmüş. Mezarların içerisinde ölen kişiyi koruyan yılanların varlığı, yaygın olarak görülen inanışlardandır . Altay inanışlarında Yeraltı tanrısı Erlik’i simgeleyen ve Onun kamçısı olarak algılanan mitolojik hayvana Kara Yılan denir. Tanrısal varlıkları ve olağanüstü güçlerin görünüşe taşınırken veya boy, soy arasının olağanüstülük gösterirken büründüğü görünüş ve kılık değiştirmeler “ Don değiştirme” olarak adlandırılır “Hayvana dönüşme” gibi.

Atalar ve Ata Ruhları: Ölmüş kişilerin soylarından gelenlere zor durumlarda yardım ettikleri inancıdır. Ata ruhlarının bulundukları yere, sık sık ziyaretler yapılıp adaklar adanır ki atalar onlara yardım etsin. Ata ruhları ölmek üzere olan kişinin ruhunu almaya gelirler bu tür anlatılar mevcuttur.

Yeraltında Bulunan Tanrılar, Olağanüstü Güçler ve Kutsal Ruhlar

Hortlak: ölen kişinin çenesi bağlanarak başı kıbleye doğru verilir bu halde bir gece bekletilir ve yanında mutlaka biri bulunur. Bir kara kedi gelip de ölünün üzerinden atlayacak olursa ölünün hortlayacağına inanılır.

Şubat Karısı: Şanlıurfa civarında evlerin bahçelerindeki kuyulardan Şubat ayında çıkan cadı veya ruhtur. Bu cadı ev halkından kadın veya çocukları kuyuya çağırıp, kuyuya düşmelerine neden olur.

Hazine veya Gömü Yerleri : definecilerin mezar/gömü kazarlarken başlarına gelen fenalıklar etrafında gelişmiş inançlar vardır.

Türk Halk Kültüründe Kozmogonik Unsurlar Nelerdir?

Samanyolu: Saman hırsızı bir kocakarı/ hacı kaçarken döktüğü samanlardan oluşmuştur.

Güneş ve Ay: Bir anlatıya göre (Muğla’dan derlenen) birbiriyle hiç geçinemeyen kız erkek iki kardeşin annelerinin bedduası sonucunda oluşmuşlardır. Ayın üzerindeki lekeler, kızkardeşin attığı tokadın izleri olarak kabul edilir. Tunceli’nden derlenen bir anlatıya göre, güneş hamur yumağını ayın yüzüne çarpar ve ay yüzeyinde lekeler oluşur.

Gök Kuşağı : altından geçenin erkekse kız, kız ise erkek olacağı inancı yaygındır. .

Dünyanın Şekli: Yalova civarından derlenen bir efsaneye göre, suda büyük bir balık yaşamakta, bu balığın sırtında kocaman bir kaplumbağa, kaplumbağanın sırtında da bir öküz bulunmaktadır. İşte dünya bu öküzün boynuzları arasındadır. Öküzün tam karşısında da deli bir sivrisinek vardır. Öküz, sineği sokmakla tehdit edici Öküz de dünyayı gece gündüz devamlı döndürmeye devam eder.

Halk Kültüründe Deprem: Elazığ’dan derlenen bir anlatıya göre, yerin damarları vardır. Bir yerde insanlar günah işlerlerse melekler o yere uzanan damarı çeker ve böylece depremler olur.

Halk Kültüründe Yerleşim Yerlerinin Kökeni : Yalova’dan derlenen bir anlatıya göre, Kafkasya’da yaşayan Gün Baba ile Yer Ana’nın oğlu, sevdiği kızı bulabilmek için yollara düşer. Esadiye köyüne varıp burada uyur. Rüyasında aradığı yerin burası olduğunu öğrenir. Bu yerin adı da rüyada Esadiye olarak bildirilir. Oğul uyanıp bu yere yerleşir.

Halk Kültüründe Mevsim Geçişleri: (Tekrarlanan Zaman), vaktinden önce yaylaya çıkan bir kocakarı fırtınaya tutulur, bundan dolayı  yaza yakın çıkan fırtınaya Kocakarı Fırtınası denir. Sivas yöresinde Doksan Kuşu’nun yuvadan çıkmasıyla yazın geldiğine inanılır. Yeraltında yuva yapan bu kuş, kar düşünce yuvasına aldığı doksan adet küçük taşın her gün bir tanesini dışarıya atar son bir taş kaldığında sayılı fırtınalardan “Abrıl Beşi” olur.

Halk Kültüründe Ateş : Mersin’den derlenen bir anlatıya göre, cehennemden dünyaya getirilen bir zerre ateşi melekler bir dağın üzerine koyarlar. Dağ erir ve kıvılcımlar çıkar. İşte ateş bu şekilde ortaya çıkar. Ayvalık yöresinde bu anlatıya bir parça ateşin denizlerde yetmiş defa yıkandıktan sonra dağın üzerine indirildiği eklenmiştir.

Halk Kültüründe Bitkiler: Karadeniz’de Avad Dikeni yaygın olarak bulunur. Kanayan yere konulduğunda kanama durur. Ayrıca bu bitki bir mağaranın girişini tutarak Hz. Ali!’ yi saklar ve buradan çoğalarak dünyaya yayılır.

Çam sakızı , Hz. Muhammed terlediğinde terini çam ağacına doğru atmış ve bunun sonucunda da çamsakızı oluşmuştur. Çay bitkisi ise Adana yöresinde hastalanıp yataklara düşen bir derebeyinin göz kapaklarını kesip atması sonucu oluşmuştur.

Hayvanlar: Erzincan’da derlenen bir anlatıya göre, kurt saldırısına uğrayan bir adam ağaca tırmanıp beklemeye başlar. Sabah olunca kurtlar ulumaya başlar. Gökten madeni nesneler yağar. Kurtlar bu cisimleri yedikten sonra oradan uzaklaşır. Adam aşağıya iner, cisimlerden birini yer ve üç gün üç gece bir daha acıkmaz.

Köpek Şeytan’nın , çamurdan yapılmış, insan şeklinde bir küp’e tükürür ve Melekler’in bu tükürüğü temizlemesiyle oluşur. Hz. Süleyman’ın emrine icabet etmekte gevşeklik gösteren karga ve serçe cezalandırılır. Bu yüzden bu iki kuş sekerek yürür. Emre itiraz eden Baykuş ’a da günde sadece bir serçe yeme müsaadesi verilir. Yarasanın tüysüz olması da aynı olaydan cezalandırılmasındandır.

Keklik, Hz. Zekeriya’nın saklandığı ağacın yerini belli eder öldürülen Hz. Zekeriya’nın kanından içtiği  için  gagası ve ayakları kırmızıdır. Üvey annelerinden ve bir devden kaçmaya çalışan Nasuh ve Yusuf kuş olmayı dilerler. Atı susuz bırakan bakıcı, aldığı beddua ile çürük çaylak kuşu na dönüşür.

Halk Kültüründe Antropogonik Unsurlar

Adana civarında derlenen bir anlatıda Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın çamurdan bebekler yapıp Allah’tan bu bebeklere can vermesini istedikleri ve insanların bu şekilde çoğaldıklarına inanılır. Trabzon’un Geyikli’den derlenen bir efsanede insanın geyikten türediği anlatılır.

Halk Kültüründe Eskatolojik Unsurlar

Kıyamete dair anlatılarda dünyanın sonuna yakın zamanda Deccal dünyayı fethetmek için asasını hazırlayacağı ancak uykudayken asası karıncalar tarafından yenileceği için maksadına ulaşamayacağı motifi karşımıza çıkar. Yecüc ve Mecüc, Deccal ’dan önce dünyadaki bütün nimetleri yiyip bitirecekler. Bundan sonra Deccal insanlara yiyecekler sunacak, Deccal’ın sofrasına oturanlar cehenneme gidecek, diğerleri ise kurtulup cennete gidecekler. Kıyameti konu alan başka bir mitte, Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar arasında yapılacak büyük bir savaştan sonra kıyametin kopacağına inanılır. Mahşer yerinde insanların işledikleri günahlara göre çeşitli biçimlerde yaratılacaklarına inanılır. Halk arasında çok çeşitli kıyamet alametleri rivayet edilir. Bunlara göre dünyanın sonu yaklaştığında kurt ile kuzu dost olacak, insanlar paraya tapacak, kadınlar doğuramayacak, yollar kısalacak, binalar çoğalacak ve zinalar artacaktır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!