Kamu Yönetimi Dersi 4. Ünite Özet

29.07.2022
5
A+
A-

Bürokrasi

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Kamu Yönetimi Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Bürokrasi

Giriş

Siyası iktidarlar, başarılı olabilmek ve politikalarını etkin. Yürütebilmek için bürokrasiye ve bürokratlara bağımlı hale gelmişlerdir. Bürokrasi, önemli kararlar alınması ve bunların yürütülmesinde en önemli ortaktır. Özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının da performansları aynı şekilde bürokratlara bağlıdır.

Bürokrasinin Çeşitli Tanımları

Bürokrasi kelime olarak Latince “burra” ve Yunanca “kratos” sözcüklerinden türetilmiştir. Bir devlet dairesinden diğer bir devlet dairesine, istediğimiz bilgiyi elde edemeden ya da işlemi tamamlamadan gönderildiğimizde çeşitli belgelerden birinin eksik ya da yanlış doldurulduğu gerekçesiyle geri çevrildiğimizde veya bir iş için çok sayıda yönetici ve memurun imzası gerektiğinde işlerimiz için sıraya girdiğimizde hep bürokrasiyi fark eder ve onu eleştiririz. halkın dilinde, verimsizlik, işlerin ağdır yürümesi, kuralcılık ve kırtasiyecilik gibi genellikle hoşnutsuzluğu belirten bir kavramdır. Türkçede bürokrasi genellikle kırtasiyecilik anlamında kullanılmaktadır.

Kırtasiyecilik ve Verimsizlik; Bürokrasi, toplum nazarında daha çok olumsuz ve kötüleyici bir anlam ifade eder. Bürokrasi, örgütlerin olumsuzluklarını ve resmî otoritenin kötüye kullanılmasını anlatmakta kullanılan kötüleyici ve aşağılayıcı bir kavramdır. Bu anlamda bürokrasi verimsizlik, işlerin ağır yürümesi, kuralcılık, kırtasiyecilik, sorumluluktan kaçma, yetki devretmekte isteksizlik, otoriteye aşırı bağlılık gibi olumsuz davranış ve işlemlerdir.

Rasyonel Örgüt; Bürokrasi, belirli özeliklere sahip bir örgüt biçimidir. Bürokrasi konusundaki egemen anlayış Weber’in tanımı etrafında toplanmıştır ve bürokrasi, işbölümü, otorite hiyerarşisi, yazılı kurallar, yazışmaların ve faaliyetlerin dosyalanması, gayri şahsilik, disipline olmuş¸ bir yapı ve resmî pozisyonlardan oluşan bir örgüt biçimidir. Bu anlamda bürokrasi, rasyonel bir örgüt biçimidir ve teknik olarak diğer örgüt biçimlerinden üstündür. Bürokrasi, sabit bürolardan ve resmî yetkilerden oluşur ve her bir büronun görevleri, yetkileri ve otoritesi formel kurallarca düzenlenmiştir; dolayısıyla istikrarlı ve düzenle bir isleyiş sistemine sahiptir.

Kamu Yönetimi; bürokrasi, siyasi sistemin bir parçası olan yönetsel yapıyı ve onun eylemlerini anlatır. Bu anlamda bürokrasi, devlet yönetiminde çeşitli idari görevleri- işleri yerine getirmek için hükümetler tarafından yönetilen ve çeşitli kamu kurumlarından oluşan örgütler bütününe ve onların eylem- işlemleridir. Dolayısıyla bürokrasi, halkın gözünde devletin somutlaştığı, kendisiyle temas halinde olunan noktadır. Bu bakımdan bürokrasi kavramına devlet idaresi anlamı da verilmektedir.

Memurlar Tarafından Yönetim; bürokrasi, demokrasi, aristokrasi ve monarşi gibi bir yönetim şeklidir. Bürokrasinin bu anlamı, orijinal olarak 18. yüzyıl Fransız devlet adamı ve düşünürü Gournay, bürokrasi kavramı ile yönetimin eskiden beri bilinen memurlar tarafından yönetimi eklemiştir.

Büyük Yapılı Öğütler ve Modern Toplum; Bürokratikleşme, 19. yüzyıldan itibaren yalnızca devlette değil, aynı zamanda siyasi partilerde dinî kurumlarda, yargı ve sanayide de hâkim bir nitelik olarak gelişme göstermiştir. Böylece toplum, her alanda ortaya çıkan ve faaliyet gösteren örgütlerle karakterize edilir hâle gelmiştir. Nitekim Albrow, bürokrasinin yedi anlamından söz etmiştir, rasyonel örgüt, örgütsel verimsizlik, Memurlar tarafından yönetim, kamu yönetimi, memurlar düzeni örgüt ve modern toplumdur .

Bürokratının Teorik Çerçevesi

Bürokratlar prestij, statü ve sosyal olanakları geliştirmek için bütçelerini büyütme ve personel sayılarını artırma eğilimi içindedirler. Politikacılar, oylarını maksimize etmek için kamu harcamalarına yönelirler. Tüketiciler de kamu hizmetinin ucuz olduğu algısından hareketle daha fazla kamu hizmeti talep ederler. Bütün bunlar kamu bütçelerinin büyütülmesi ve kamu harcamalarının artması sonucunu doğurur. Böylece bürokrasinin savurgan ve verimsizliğine odaklanmıştır.

Karl Marx’ın Düşüncesinde Bürokrasi

Marx, sistematik bir bürokrasi teorisi geliştirmemiştir. Bürokrasiyi, devlet yönetimi içinde daha çok güç¸ ilişkisi bağlamında ele almıştır. Marx bürokrasiyi, karmaşık bir sanayi toplumunun ortaya çıkısının bir sonucu olarak görmekten daha çok onu kapitalizmin belirli ihtiyaçlarıyla ilişkilendirmiştir ve bürokrasiyi, burjuva çıkarlarını destekleme ve kapitalist sistemin savunma mekanizması olarak değerlendirmiştir. Marx’a göre devlet, Hegel’in savunduğu görüşün aksine, genel çıkarları değil, sivil toplumun bir parçası olan egemen sınıfın çıkarlarını temsil etmektedir. Bu bakış¸ acısına göre bürokrasi, spesifik ve özel bir sosyal grubu oluşturur. Devletle sivil toplum arasında yer alır. Bürokrasi, devletin kendisi gibi egemen sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeki hâkimiyetini sürdürmede kullanılan bir araçtır. Bürokrasinin geleceği ve çıkarları, belli bir düzeye kadar devlet ve egemen sınıfın çıkarları ile sıkı bir seklide ilişkilidir. Kısacası, onun temel işlevi, statükoyu ve egemen sınıfın ayrıcalığını korumaktır.

Liberal Düşüncede Bürokrasi

Liberal düşüncenin bürokrasi konusundaki görüşleri, esas itibarıyla İngiliz yazar Jonh Stuart Mill’in (1806-1873) yaklaşımları etrafında şekillenmiştir. Mill, devlet müdahalelerine ve bürokrasiye bireysel özgürlükler açısından yaklaşmış¸, büyüyen bir devletin ve bürokrasinin özgürlükler yönünden tehlikeleri üzerinde durmuş ve sınırlı devlet ve dolayısıyla sınırlı bürokrasi tezini savunmuştur. Asıl olan bireyin yeteneğinin geliştirilmesi ve gayretinin açığa vurulmasını sağlamaktır. Devlet esas itibarıyla bunun için çalışmalıdır. Devletin yetkilerinin artması, bu bakımdan bireysel özgürlüklerin zararınadır. Eğer devlet, insan hayatının bireyi ilgilendiren kısmına müdahale ederse özgürlüğe tecavüz etmiş olur. İnsan hayatına devlet müdahalesini haklı gösteren sebep, bireyi, kendisinden daha kuvvetli olan başka bireylerin müdahalesine karşı korumaktır. Devlet, ne kadar çok fonksiyon üstlenirse o kadar çok meslek ortaya çıkar. Toplum işinin çoğu hükûmetin elinde bulunsa ve devlet daireleri, en kabiliyetli ve ehliyetli insanları bünyesinde istihdam etmiş¸ olsaydı, toplumun geniş¸ kültürlü ve deneyimli zekâları kalabalık bir bürokrat sınıfının içinde toplanmış¸ olur ve geriye kalan insanlar her şeyi bunlardan bekler ve dolayısıyla ulusun yeteneği o kadar tekelleşir. düşüncenin bürokrasi konusundaki etkili diğer önemli bir ismi de Avusturya asıllı iktisatçı Ludwig von Mises’tir. Mises bürokrasiye, devlete ilişkin bir olgu olarak bakmakta ona, kamu hizmetlerini görmek üzere başvurulan bir usul, idare sistemi ve özel girişimin yerine devlet teşebbüsün ikame edilmesi gibi anlamlar vermektedir ve belirli hizmetlerde ve alanlarda bürokrasiyi, demokrasi için zorunlu görmektedir. Mises, özel girişimin yerine devlet teşebbüsünün ikame edilmesini “ totalitarizm ” olarak nitelendirmiştir. Ona göre bürokratik otorite, bireylerin kendi islerini serbestçe yönetebilme özgürlüklerini sınırlayan ve devlete çok sayıda görev yükleyen bir yönetim sisteminin sonucudur.

Bürokrasi ve Oligarşi

Oligarşi: Egemenliğin az sayıda kişinin, birkaç¸ ailenin elinde bulunduğu siyasi rejim ve örgütlü¨ gruplarda fiili egemenliğin küçük bir zümre tarafından kullanılmasıdır. Robert Michels bürokratikleşmeyi, modern toplumların oligarşik eğilimlerine bağlamaya çalışan ilk kuramcılardandır. Avrupa ve özellikle Almanya’daki sosyalist partilerle işçi sendikaları üzerinde yaptığı araştırmalara dayanarak 1911 yılında Oligarşinin tunç kanunu adlı teorisini geliştirmiştir. Oligarşinin Tunç Kanunu, açık bir biçimde modern büyük ölçekli örgütlerin kaçınılmaz olarak oligarşi özellik gösterdiklerini ifade eder. Michels’in teorisi, parti organlarının liderleri ve bunların üyesi, tam gün mesai yapacak maaşlı görevliler istihdam edilmesini gerekli görmektedirler. Bu görevliler, parti organlarında çalışmaya başladıktan sonra belirli dallarda uzmanlaşırlar. Örgüt liderleri de kurumu yönetmek için gerekli eğitim ve deneyime ihtiyaç ¸ hissederler. Bu liderler yaptıkları işlerde zamanla uzmanlaştıkları için profesyonel liderliğe sahip olur. Sosyal köken itibarıyla mensup oldukları tabakadan ilişkilerini keserler ve bir çeşit elit zümre haline dönüşürler.

Max Weber’e Göre Bürokrasi; Modern kamu yönetimi literatürü çağdaş bürokrasileri incelemek için hareket noktası olarak Weber’in bürokrasi modelini seçmektedir. Bürokratik örgütün yapısını ve işlemlerini analiz ederken ortaya koyduğu bürokrasi modelini ideal tip olarak kavramlaştırmıştır. İdeal tip bürokrasi modeli, realitede saf ve eksiksiz yönüyle gözlemlenebilen bir biçim değil, daha çok zihni bir tanımlama ve nitelemedir. Burada ideal kavramı, iyi ya da üstün anlamına gelmemektedir. Bürokrasinin şu yapısal özelliklerine dikkat çekmişlerdir. Yasalarla düzenlenmiş¸ yetki alanı: Bürokratik yapılarda amaçların gerçekleştirilebilmesi için gerekli düzeni çalışmalar, resmî görevler olarak belirli bir biçimde dağıtılır. Görev hiyerarşisi ve otoritenin kademelenmesi: Bürokratik örgütte görevler hiyerarşik bir düzen içinde yürütülür. Bu düzenle alt birimler üstlerin denetimi ve gözetimi altına girer. Yönetimin yazılı belgelere dayandırılması: Çağdaş bürokrasilerde yönetim yazılı belgelere dayanır. Bu belgeler, gerektiğinde kullanılmak üzere saklanır. Yetki ve görevlerde uzmanlaşma: Daire ya da büro yönetimi esaslı bir uzmanlık eğitimini gerektirir. Kurallara bağlılık ve biçimsellik: bürokrasi yazılı ve resmî kurallara göre işler. Bu kurallar, bürokraside çalışanların sorumluluğunu, karşılıklı ilişkilerini ve yetkilerini tanımlar. Belirli olaylar konusunda karar alınırken önceden düzenlenmiş¸ soyut ve genel kurallara göre hareket edilir. Gayri-şahsilik: İdeal bir memur, işleri, sevgi ve nefret gibi duygusallıktan uzak, bütünüyle gayrişahsi biçimsel kurallara göre yürütür. Kariyer yapısı: bürokraside memuriyet bir meslektir. Memurluk mesleği, belirli esaslara dayalı bir terfi sistemi içerisinde yürütülür. Çalışanlar kariyer yapısı içinde uzmanlıklarına ve kıdemlerine bağlı olarak memuriyetin daha üst basamaklarına yükselirler. Kamu ve özel hayatın ayrışması: kamu hizmetinin çağdaş¸ örgütlenişi, resmî daireyi görevlinin özel konutundan ayırdığı gibi, bürokrasi de genel olarak resmî faaliyet ile özel yaşam alanını birbirinden ayrıştırmıştır.

Patrimonyal Bürokrasi ve Rasyonel Bürokrasi; Weber, patrimonyal ve rasyonel olmak üzere iki tip bürokrasiden söz etmiştir. bürokrasi, sözleşme esasına göre atanan görevlilere değil de hür olmayan memurlara dayanmaktadır. Bu bürokrasi bicimi, kölelik sisteminin yaygın olduğu dönemlerdeki idari örgütleri anlatır. Weber’e göre patrimonyal bürokrasi, geleneksel yöneticilere dayanmaktaydı. Ülke, hükümdarın kişisel mülkiyetindeydi. Hükümdarın otoritesi, resmî ve özel alan bakımından bir ayırıma tabi değildi.

Yasal-rasyonel Bürokrasinin Üstünlükleri; Weber’e göre, bürokratik esaslara göre örgütlenen yapılar, diğerlerine göre önemli üstünlüklere sahiptirler.Bürokrasi, etkin ve verimli bir örgüt biçimidir. Bütünüyle bürokratik yapılı örgütler, teknik acıdan en yüksek verimlilik derecesine ulaşmaya muktedirdir. Bürokrasi, vazgeçilmez bir örgüt biçimidir. Bu örgüt biçimi yalnızca devlete özgü değil aynı zamanda özel sektörde de bu örgütlenme biçimi yaygındır. Bürokrasi, güçlü bir örgüt biçimidir ve bürokratik aygıtın kalıcı bir niteliği söz konusudur. Bürokratik örgüt, onu elinde tutanlar için önemli bir güç¸-kuvvet kaynağıdır. Onun gücü, rasyonelliği, uzmanlığı, güvenirliği ve sürekliliğinden kaynaklanmaktadır. Weber’e göre iyi düzenlenmiş¸ bir bürokrasi, başkaları tarafından kontrol edilemez. Toplum, kuralların uygulanması ve hizmetlerin yürütülmesinde ona bağımlı hale gelir. Bürokratik aygıt, kalıcı bir nitelik gösterir. Bürokrasi, bir kez tam kurulduktan sonra artık ortadan kaldırılması en zor olan sosyal yapılardandır. Güç ilişkilerini toplumsallaştırmaya yarayan bir araç olarak bürokrasi, bu aygıtı denetleyenler için birinci derecede önemli bir iktidar aracı olagelmiştir. Bürokrasi, genişleme ve büyüme eğilimindedir. Bürokrasinin genişlemesi yalnızca onun etkinliği ve gücünden kaynaklanmaz, aynı zamanda bu büyüme kompleks bir toplumdaki örgütlü yönetime duyulan ihtiyacın sayı ve nitelik bakımından yeni görev ve isleri ortaya çıkarmasıyla ilgilidir.

Weber’e Göre Otorite; Weber’in bürokrasi ile ilgili düşüncelerini daha iyi analiz edebilmek için, onun otorite konusundaki görüşlerine değinmek gerekir. Weber, bürokrasi modelini geliştirirken otoritenin meşruluğu düşüncesine özel bir önem vermiştir. Örgüt içindeki ilişkileri incelerken otorite ile güç kavramı arasında bir ayırım yapar. Eğer bir kişi sosyal bir ilişkide, kendi iradesini başkasının direnmesine rağmen yerine getirtebiliyorsa güce sahip demektir. Bir emir, başkasına itaat görevi yüklüyorsa bu otoritedir. Otorite bir meşruluk esasına dayanır. Meşruluğun da bir inanç temeli bulunmaktadır ve otoritenin meşruluğu konusunda üç ¸ çeşit inanç ¸ vardır ve bunlar üç otorite biçimini ortaya çıkarmaktadır. Bunlar, “ geleneksel” , “ karizmatik ” ve “ yasal ” otoritedir

Weber Sonrası Bürokrasi Düşüncesi

Sosyalist devletlerde, komünist partisi, ordu ve devlet organlarının örgütlenmesinde Weber’in bürokrasi modelinden büyük ölçüde yararlanılmıştır. Kapitalist ülkelerde ise iş bölümü, uzmanlık, otorite hiyerarşisi, yetki alanı, gayri-şahsilik ve profesyonellik gibi bürokratik yapının temel unsurları daha da geliştirilmiştir. Bu bürokrasi modeli, Batı’da refahın ve demokrasinin gelişmesine önemli katkılar yapmıştır. Bu ülkelerde iş bölümü, uzmanlaşma ve profesyonelleşme sonucunda kamu kurumlarında ve özel işletmelerde teknik yapı veya teknokrasi olarak nitelenen bir yapı, teknokrat, bürokrat, uzman, danışman ve profesyonel yönetici denilen yeni bir yönetici sınıfı ortaya çıkmıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışı, Weber’in bürokrasi modelinin kurallara aşırı düşkün, formalitelere önem veren, katı hiyerarşik ve merkeziyetçi yapısına karşı çıkar. Onun sonuçlardan daha çok prosedürlere değer veren özelliğini eleştirir. Weberyen modelin sonuç¸ itibarıyla kırtasiyeciliğe boğulduğunu ve toplumun verimlilik taleplerine yanıt veremediğini düşünür. Yeni kamu yönetim anlayışı geleneksel kamu yönetimini ve bu yönetim anlayışının gelişmesine önemli katkılar yapan Weberyen bürokrasi modelini yalnız eleştirmekle kalmamıştır aynı zamanda 1970’lerin sonunda İngiltere ve ABD’de sağ hükûmetlerin yaptıkları reformlarla başlayan yeniden yapılanma surecinin temel yönetim anlayışı olarak adlandırılmış ve birçok ülkede reformların temel referansı olmuştur.

Piyasa tipi mekanizmalar, esnek ve âdem-i merkeziyetçi örgütlenmeler, özelleştirme, deregülasyon, stratejik yönetim anlayışı, kalite, vizyon, etkinlik ve verimlilik, performans, saydamlık, yönetişim, girdilerden daha çok sonuç odaklılık, esnek istihdam, toplumsal taleplere duyarlılık gibi ilke ve politikalar, 1970’lerin sonunda gerçekleştirilmeye başlanan ve giderek yaygınlaşan kamu yönetimi reformlarının esasını oluşturmuştur.

Bürokrasinin Temel İşlevleri

Kamu bürokrasilerinin temel işlevi yasaları ve kamu politikası kararlarını uygulamak, sevk ve idare işlerini yerine getirmektir. Ancak bürokrasiler, bunlara ilave olarak kamu politikaları konusunda hükûmetlere öneriler ve projeler hazırlarlar, bazen de kendileri kamu politikası kararları oluştururlar. Yasama organında görüşülen kanun tasarılarının ilk taslakları bürokrasi içinde hazırlanır.

Sevk ve İdare İşleri

Bürokrasinin ana işlevi, yasaları ve siyasaları uygulamak/yürütmek ve böylece yönetim işini sevk ve idare etmektir. Bürokrasinin kimi zaman idare olarak anılmasının, buna karşılık siyasi yürütmenin hükûmet diye adlandırılmasının sebebi budur. Birinci olarak bir kamu politikası kararının nasıl uygulanacağı konusu, çoğu zaman çeşitli ayrıntılar içereceği ve bu idari ayrıntıların memurlara bırakılması gereği, bürokratlara geniş¸ bir ihtiyat payı ya da takdir yetkisi ortaya çıkarabilmektedir. İkinci olarak bürokrasi üzerinde siyasi kontrolün derecesi, devletten devlete önemli ölçüde değişmektedir. Kimi devletlerde bürokratlar, sıkı denetime tabi tutulurken kimilerinde ise geniş bir idari özerklikten yararlanmaktadır. Üçüncü olarak bürokratlar, teknik uzmanlıkları ve deneyimleri nedeniyle ileride uygulanacak çoğu kamu politikasının belirlenmesinde temel rol oynamaktadırlar

Kamu Politikası Kararlarının Hazırlanması

Hükûmetlerin ihtiyaç ¸ duydukları teknik bilgi ve uzmanlık, büyük ölçüde bürokrasi tarafından yerine getirilir. Bürokraside bu rolü, orta ve alt kademedeki çalışanlardan daha ziyade genellikle üst düzey kamu görevlileri yerine getirmektedir. Bu nedenle üst düzey kamu yöneticilerin bu rollerinin siyasi ve idari niteliği konusu karmaşık bir nitelik göstermektedir. Kamu politikası ya da siyasa üretmekle siyasa tavsiyesi sunma veya hazırlama arasında net bir ayırım yapmak kolay değildir. Kamu politikası kararları, bürokrasinin sağladığı ve yönettiği bilgiye dayanır. Çoğu bilgi bürokrasinin içinde üretilir, saklanır, değerlendirilir, biçimlendirilir ve bürokrasinin tercihlerine göre servis edilir.

İstikrar ve Süreklilik

Bürokrasilerin üçüncü görevi, devlet yönetimi ve siyasal sistem içinde bir istikrar ve süreklilik unsuru olmasıdır. Demokratik ülkelerde secimler, bir hükûmeti iktidardan indirip diğer birini işbaşına getirdiği halde, kamu bürokrasileri herhangi bir düzensizliği yol açmadan, kendilerini yeni yöneticilerine uydurarak çalışmaya devam ederler. Seçimler, anayasal düzenlerini yeterince kuramamış ülkelerde yalnızca hükûmetleri değil, aynı zamanda rejimi de değiştirebilir fakat yönetim/bürokrasi ve bürokratlar yine de yerinde kalır ve işlerini yürütmeye devam eder. Bu nedenle hükûmetler değişir, idare/bürokrasi yerinde kalır sözü bir klişe haline gelmiştir.

Bürokrasi ve Siyasi Kurumlar

Bürokrasinin, kural olarak siyasi yöneticilere bağlı ve onların emirlerini yerine getirmek, yasaları icra etmekle görevli bir organ olması gerekirken zaman zaman siyasi temsilcileri etkileyen ve onların rolünü paylasan bir nitelik kazandığı dikkati çekmektedir. Bu niteliğinden dolayı bürokrasi, yasama, yargı ve yürütme organından sonra dördüncü¨ bir kuvvet olarak görülür.

Bürokrasinin güç kaynakları; Bürokrasinin güç¸ kaynakları bilgi ve uzmanlık, hızlı karar verme iktidarı, devamlı ve istikrarlı statü, özerk yapı, örgüt ideolojisi, bütçeleme ve planlama işlevleri olarak belirtilebilir. Bürokrasinin elindeki ikinci güç, kaynağı karar verme iktidarıdır. Toplanma, serbest tartışma ve oylama gibi konularda çok az işlemsel kurallara sahip olan bürokrasiler, çoğu durumlarda yasama organına göre daha hızlı karar alabilmektedir. Yasama organının, kamu yönetimine bıraktığı idari düzenleme yapma yetkisi, bürokrasinin, parlamentodan daha fazla otorite ve yetki kullanması sonucunu doğurmuştur. Bürokrasinin üçüncü güç kaynağı, onun devamlı ve istikrarlı bir statüye sahip olmasıdır. Siyasi yöneticiler, seçimlerle değişir fakat memurlar görevlerinde sabit kalır. Bürokrasiler, partizan politikaların dışında olmanın avantajlarına sahiptirler. Bürokrasinin dördüncü güç kaynağı, bakanlık organizasyonu dışında özerk yapılı örgütlenme modeli olmasıdır. Özerk yapılı örgütler, hükûmet ve bakanlık politikalarından daha az etkilenmekte, kendilerini koruyarak geliştirebilmektedirler. Bürokrasinin besinci güç kaynağı örgüt ideolojisidir. Bürokratik örgütler, çoğu zaman hükûmetlerin ne yapması ya da ne yapmaması gerektiği konusunda çok gelişmiş¸ fikirlere sahiptirler.

Siyasi Kurumların Güç Kaynakları

Siyasi kurumların, hükûmet, meclis, yerel yönetimlerin karar organları gibi elindeki en önemli güç¸ kaynağı, onların meşruiyetidir. Bürokrasiyi yönetme, işletme, yönlendirme ve denetleme, siyasi kurumların yetkisindedir. Siyasi kurumlar bu yetkiyi, demokratik ilkelerden, anayasa ve yasalardan alır. Bürokrasiler, eylem ve işlemleri konusunda siyasi kurumlara karşı sorumludurlar. Siyasi kurumların elindeki ikinci güç¸ kaynağı para, yani bütçe yapma yetkisidir. Bütçe yapma ve vergi koyma yetkisi siyasi kurumların elindedir. Her bürokratik kurumun, yasayabilmek, gelişebilmek ve büyüyebilmek için paraya ihtiyacı vardır. Söz konusu bürokratik kurumlar, siyasi organları bu parayı kendilerine tahsis etmeleri için ikna etmek ya da etkilemek zorundadır. Siyasi kurumların üçüncü güç¸ kaynağı, halka dayanmalarıdır. Bilindiği gibi siyasi kurumlar halkı temsil ederler. Siyasi liderlerin, bürokrasinin gücünü kontrol etmek için kullandıkları son derece etkili araçlardan bir diğeri, bürokrasi dışında kendilerine bağlı uzman personel kadrolarını ve bilgi kaynaklarını geliştirmektir.

Giriş

Siyası iktidarlar, başarılı olabilmek ve politikalarını etkin. Yürütebilmek için bürokrasiye ve bürokratlara bağımlı hale gelmişlerdir. Bürokrasi, önemli kararlar alınması ve bunların yürütülmesinde en önemli ortaktır. Özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının da performansları aynı şekilde bürokratlara bağlıdır.

Bürokrasinin Çeşitli Tanımları

Bürokrasi kelime olarak Latince “burra” ve Yunanca “kratos” sözcüklerinden türetilmiştir. Bir devlet dairesinden diğer bir devlet dairesine, istediğimiz bilgiyi elde edemeden ya da işlemi tamamlamadan gönderildiğimizde çeşitli belgelerden birinin eksik ya da yanlış doldurulduğu gerekçesiyle geri çevrildiğimizde veya bir iş için çok sayıda yönetici ve memurun imzası gerektiğinde işlerimiz için sıraya girdiğimizde hep bürokrasiyi fark eder ve onu eleştiririz. halkın dilinde, verimsizlik, işlerin ağdır yürümesi, kuralcılık ve kırtasiyecilik gibi genellikle hoşnutsuzluğu belirten bir kavramdır. Türkçede bürokrasi genellikle kırtasiyecilik anlamında kullanılmaktadır.

Kırtasiyecilik ve Verimsizlik; Bürokrasi, toplum nazarında daha çok olumsuz ve kötüleyici bir anlam ifade eder. Bürokrasi, örgütlerin olumsuzluklarını ve resmî otoritenin kötüye kullanılmasını anlatmakta kullanılan kötüleyici ve aşağılayıcı bir kavramdır. Bu anlamda bürokrasi verimsizlik, işlerin ağır yürümesi, kuralcılık, kırtasiyecilik, sorumluluktan kaçma, yetki devretmekte isteksizlik, otoriteye aşırı bağlılık gibi olumsuz davranış ve işlemlerdir.

Rasyonel Örgüt; Bürokrasi, belirli özeliklere sahip bir örgüt biçimidir. Bürokrasi konusundaki egemen anlayış Weber’in tanımı etrafında toplanmıştır ve bürokrasi, işbölümü, otorite hiyerarşisi, yazılı kurallar, yazışmaların ve faaliyetlerin dosyalanması, gayri şahsilik, disipline olmuş¸ bir yapı ve resmî pozisyonlardan oluşan bir örgüt biçimidir. Bu anlamda bürokrasi, rasyonel bir örgüt biçimidir ve teknik olarak diğer örgüt biçimlerinden üstündür. Bürokrasi, sabit bürolardan ve resmî yetkilerden oluşur ve her bir büronun görevleri, yetkileri ve otoritesi formel kurallarca düzenlenmiştir; dolayısıyla istikrarlı ve düzenle bir isleyiş sistemine sahiptir.

Kamu Yönetimi; bürokrasi, siyasi sistemin bir parçası olan yönetsel yapıyı ve onun eylemlerini anlatır. Bu anlamda bürokrasi, devlet yönetiminde çeşitli idari görevleri- işleri yerine getirmek için hükümetler tarafından yönetilen ve çeşitli kamu kurumlarından oluşan örgütler bütününe ve onların eylem- işlemleridir. Dolayısıyla bürokrasi, halkın gözünde devletin somutlaştığı, kendisiyle temas halinde olunan noktadır. Bu bakımdan bürokrasi kavramına devlet idaresi anlamı da verilmektedir.

Memurlar Tarafından Yönetim; bürokrasi, demokrasi, aristokrasi ve monarşi gibi bir yönetim şeklidir. Bürokrasinin bu anlamı, orijinal olarak 18. yüzyıl Fransız devlet adamı ve düşünürü Gournay, bürokrasi kavramı ile yönetimin eskiden beri bilinen memurlar tarafından yönetimi eklemiştir.

Büyük Yapılı Öğütler ve Modern Toplum; Bürokratikleşme, 19. yüzyıldan itibaren yalnızca devlette değil, aynı zamanda siyasi partilerde dinî kurumlarda, yargı ve sanayide de hâkim bir nitelik olarak gelişme göstermiştir. Böylece toplum, her alanda ortaya çıkan ve faaliyet gösteren örgütlerle karakterize edilir hâle gelmiştir. Nitekim Albrow, bürokrasinin yedi anlamından söz etmiştir, rasyonel örgüt, örgütsel verimsizlik, Memurlar tarafından yönetim, kamu yönetimi, memurlar düzeni örgüt ve modern toplumdur .

Bürokratının Teorik Çerçevesi

Bürokratlar prestij, statü ve sosyal olanakları geliştirmek için bütçelerini büyütme ve personel sayılarını artırma eğilimi içindedirler. Politikacılar, oylarını maksimize etmek için kamu harcamalarına yönelirler. Tüketiciler de kamu hizmetinin ucuz olduğu algısından hareketle daha fazla kamu hizmeti talep ederler. Bütün bunlar kamu bütçelerinin büyütülmesi ve kamu harcamalarının artması sonucunu doğurur. Böylece bürokrasinin savurgan ve verimsizliğine odaklanmıştır.

Karl Marx’ın Düşüncesinde Bürokrasi

Marx, sistematik bir bürokrasi teorisi geliştirmemiştir. Bürokrasiyi, devlet yönetimi içinde daha çok güç¸ ilişkisi bağlamında ele almıştır. Marx bürokrasiyi, karmaşık bir sanayi toplumunun ortaya çıkısının bir sonucu olarak görmekten daha çok onu kapitalizmin belirli ihtiyaçlarıyla ilişkilendirmiştir ve bürokrasiyi, burjuva çıkarlarını destekleme ve kapitalist sistemin savunma mekanizması olarak değerlendirmiştir. Marx’a göre devlet, Hegel’in savunduğu görüşün aksine, genel çıkarları değil, sivil toplumun bir parçası olan egemen sınıfın çıkarlarını temsil etmektedir. Bu bakış¸ acısına göre bürokrasi, spesifik ve özel bir sosyal grubu oluşturur. Devletle sivil toplum arasında yer alır. Bürokrasi, devletin kendisi gibi egemen sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeki hâkimiyetini sürdürmede kullanılan bir araçtır. Bürokrasinin geleceği ve çıkarları, belli bir düzeye kadar devlet ve egemen sınıfın çıkarları ile sıkı bir seklide ilişkilidir. Kısacası, onun temel işlevi, statükoyu ve egemen sınıfın ayrıcalığını korumaktır.

Liberal Düşüncede Bürokrasi

Liberal düşüncenin bürokrasi konusundaki görüşleri, esas itibarıyla İngiliz yazar Jonh Stuart Mill’in (1806-1873) yaklaşımları etrafında şekillenmiştir. Mill, devlet müdahalelerine ve bürokrasiye bireysel özgürlükler açısından yaklaşmış¸, büyüyen bir devletin ve bürokrasinin özgürlükler yönünden tehlikeleri üzerinde durmuş ve sınırlı devlet ve dolayısıyla sınırlı bürokrasi tezini savunmuştur. Asıl olan bireyin yeteneğinin geliştirilmesi ve gayretinin açığa vurulmasını sağlamaktır. Devlet esas itibarıyla bunun için çalışmalıdır. Devletin yetkilerinin artması, bu bakımdan bireysel özgürlüklerin zararınadır. Eğer devlet, insan hayatının bireyi ilgilendiren kısmına müdahale ederse özgürlüğe tecavüz etmiş olur. İnsan hayatına devlet müdahalesini haklı gösteren sebep, bireyi, kendisinden daha kuvvetli olan başka bireylerin müdahalesine karşı korumaktır. Devlet, ne kadar çok fonksiyon üstlenirse o kadar çok meslek ortaya çıkar. Toplum işinin çoğu hükûmetin elinde bulunsa ve devlet daireleri, en kabiliyetli ve ehliyetli insanları bünyesinde istihdam etmiş¸ olsaydı, toplumun geniş¸ kültürlü ve deneyimli zekâları kalabalık bir bürokrat sınıfının içinde toplanmış¸ olur ve geriye kalan insanlar her şeyi bunlardan bekler ve dolayısıyla ulusun yeteneği o kadar tekelleşir. düşüncenin bürokrasi konusundaki etkili diğer önemli bir ismi de Avusturya asıllı iktisatçı Ludwig von Mises’tir. Mises bürokrasiye, devlete ilişkin bir olgu olarak bakmakta ona, kamu hizmetlerini görmek üzere başvurulan bir usul, idare sistemi ve özel girişimin yerine devlet teşebbüsün ikame edilmesi gibi anlamlar vermektedir ve belirli hizmetlerde ve alanlarda bürokrasiyi, demokrasi için zorunlu görmektedir. Mises, özel girişimin yerine devlet teşebbüsünün ikame edilmesini “ totalitarizm ” olarak nitelendirmiştir. Ona göre bürokratik otorite, bireylerin kendi islerini serbestçe yönetebilme özgürlüklerini sınırlayan ve devlete çok sayıda görev yükleyen bir yönetim sisteminin sonucudur.

Bürokrasi ve Oligarşi

Oligarşi: Egemenliğin az sayıda kişinin, birkaç¸ ailenin elinde bulunduğu siyasi rejim ve örgütlü¨ gruplarda fiili egemenliğin küçük bir zümre tarafından kullanılmasıdır. Robert Michels bürokratikleşmeyi, modern toplumların oligarşik eğilimlerine bağlamaya çalışan ilk kuramcılardandır. Avrupa ve özellikle Almanya’daki sosyalist partilerle işçi sendikaları üzerinde yaptığı araştırmalara dayanarak 1911 yılında Oligarşinin tunç kanunu adlı teorisini geliştirmiştir. Oligarşinin Tunç Kanunu, açık bir biçimde modern büyük ölçekli örgütlerin kaçınılmaz olarak oligarşi özellik gösterdiklerini ifade eder. Michels’in teorisi, parti organlarının liderleri ve bunların üyesi, tam gün mesai yapacak maaşlı görevliler istihdam edilmesini gerekli görmektedirler. Bu görevliler, parti organlarında çalışmaya başladıktan sonra belirli dallarda uzmanlaşırlar. Örgüt liderleri de kurumu yönetmek için gerekli eğitim ve deneyime ihtiyaç ¸ hissederler. Bu liderler yaptıkları işlerde zamanla uzmanlaştıkları için profesyonel liderliğe sahip olur. Sosyal köken itibarıyla mensup oldukları tabakadan ilişkilerini keserler ve bir çeşit elit zümre haline dönüşürler.

Max Weber’e Göre Bürokrasi; Modern kamu yönetimi literatürü çağdaş bürokrasileri incelemek için hareket noktası olarak Weber’in bürokrasi modelini seçmektedir. Bürokratik örgütün yapısını ve işlemlerini analiz ederken ortaya koyduğu bürokrasi modelini ideal tip olarak kavramlaştırmıştır. İdeal tip bürokrasi modeli, realitede saf ve eksiksiz yönüyle gözlemlenebilen bir biçim değil, daha çok zihni bir tanımlama ve nitelemedir. Burada ideal kavramı, iyi ya da üstün anlamına gelmemektedir. Bürokrasinin şu yapısal özelliklerine dikkat çekmişlerdir. Yasalarla düzenlenmiş¸ yetki alanı: Bürokratik yapılarda amaçların gerçekleştirilebilmesi için gerekli düzeni çalışmalar, resmî görevler olarak belirli bir biçimde dağıtılır. Görev hiyerarşisi ve otoritenin kademelenmesi: Bürokratik örgütte görevler hiyerarşik bir düzen içinde yürütülür. Bu düzenle alt birimler üstlerin denetimi ve gözetimi altına girer. Yönetimin yazılı belgelere dayandırılması: Çağdaş bürokrasilerde yönetim yazılı belgelere dayanır. Bu belgeler, gerektiğinde kullanılmak üzere saklanır. Yetki ve görevlerde uzmanlaşma: Daire ya da büro yönetimi esaslı bir uzmanlık eğitimini gerektirir. Kurallara bağlılık ve biçimsellik: bürokrasi yazılı ve resmî kurallara göre işler. Bu kurallar, bürokraside çalışanların sorumluluğunu, karşılıklı ilişkilerini ve yetkilerini tanımlar. Belirli olaylar konusunda karar alınırken önceden düzenlenmiş¸ soyut ve genel kurallara göre hareket edilir. Gayri-şahsilik: İdeal bir memur, işleri, sevgi ve nefret gibi duygusallıktan uzak, bütünüyle gayrişahsi biçimsel kurallara göre yürütür. Kariyer yapısı: bürokraside memuriyet bir meslektir. Memurluk mesleği, belirli esaslara dayalı bir terfi sistemi içerisinde yürütülür. Çalışanlar kariyer yapısı içinde uzmanlıklarına ve kıdemlerine bağlı olarak memuriyetin daha üst basamaklarına yükselirler. Kamu ve özel hayatın ayrışması: kamu hizmetinin çağdaş¸ örgütlenişi, resmî daireyi görevlinin özel konutundan ayırdığı gibi, bürokrasi de genel olarak resmî faaliyet ile özel yaşam alanını birbirinden ayrıştırmıştır.

Patrimonyal Bürokrasi ve Rasyonel Bürokrasi; Weber, patrimonyal ve rasyonel olmak üzere iki tip bürokrasiden söz etmiştir. bürokrasi, sözleşme esasına göre atanan görevlilere değil de hür olmayan memurlara dayanmaktadır. Bu bürokrasi bicimi, kölelik sisteminin yaygın olduğu dönemlerdeki idari örgütleri anlatır. Weber’e göre patrimonyal bürokrasi, geleneksel yöneticilere dayanmaktaydı. Ülke, hükümdarın kişisel mülkiyetindeydi. Hükümdarın otoritesi, resmî ve özel alan bakımından bir ayırıma tabi değildi.

Yasal-rasyonel Bürokrasinin Üstünlükleri; Weber’e göre, bürokratik esaslara göre örgütlenen yapılar, diğerlerine göre önemli üstünlüklere sahiptirler.Bürokrasi, etkin ve verimli bir örgüt biçimidir. Bütünüyle bürokratik yapılı örgütler, teknik acıdan en yüksek verimlilik derecesine ulaşmaya muktedirdir. Bürokrasi, vazgeçilmez bir örgüt biçimidir. Bu örgüt biçimi yalnızca devlete özgü değil aynı zamanda özel sektörde de bu örgütlenme biçimi yaygındır. Bürokrasi, güçlü bir örgüt biçimidir ve bürokratik aygıtın kalıcı bir niteliği söz konusudur. Bürokratik örgüt, onu elinde tutanlar için önemli bir güç¸-kuvvet kaynağıdır. Onun gücü, rasyonelliği, uzmanlığı, güvenirliği ve sürekliliğinden kaynaklanmaktadır. Weber’e göre iyi düzenlenmiş¸ bir bürokrasi, başkaları tarafından kontrol edilemez. Toplum, kuralların uygulanması ve hizmetlerin yürütülmesinde ona bağımlı hale gelir. Bürokratik aygıt, kalıcı bir nitelik gösterir. Bürokrasi, bir kez tam kurulduktan sonra artık ortadan kaldırılması en zor olan sosyal yapılardandır. Güç ilişkilerini toplumsallaştırmaya yarayan bir araç olarak bürokrasi, bu aygıtı denetleyenler için birinci derecede önemli bir iktidar aracı olagelmiştir. Bürokrasi, genişleme ve büyüme eğilimindedir. Bürokrasinin genişlemesi yalnızca onun etkinliği ve gücünden kaynaklanmaz, aynı zamanda bu büyüme kompleks bir toplumdaki örgütlü yönetime duyulan ihtiyacın sayı ve nitelik bakımından yeni görev ve isleri ortaya çıkarmasıyla ilgilidir.

Weber’e Göre Otorite; Weber’in bürokrasi ile ilgili düşüncelerini daha iyi analiz edebilmek için, onun otorite konusundaki görüşlerine değinmek gerekir. Weber, bürokrasi modelini geliştirirken otoritenin meşruluğu düşüncesine özel bir önem vermiştir. Örgüt içindeki ilişkileri incelerken otorite ile güç kavramı arasında bir ayırım yapar. Eğer bir kişi sosyal bir ilişkide, kendi iradesini başkasının direnmesine rağmen yerine getirtebiliyorsa güce sahip demektir. Bir emir, başkasına itaat görevi yüklüyorsa bu otoritedir. Otorite bir meşruluk esasına dayanır. Meşruluğun da bir inanç temeli bulunmaktadır ve otoritenin meşruluğu konusunda üç ¸ çeşit inanç ¸ vardır ve bunlar üç otorite biçimini ortaya çıkarmaktadır. Bunlar, “ geleneksel” , “ karizmatik ” ve “ yasal ” otoritedir

Weber Sonrası Bürokrasi Düşüncesi

Sosyalist devletlerde, komünist partisi, ordu ve devlet organlarının örgütlenmesinde Weber’in bürokrasi modelinden büyük ölçüde yararlanılmıştır. Kapitalist ülkelerde ise iş bölümü, uzmanlık, otorite hiyerarşisi, yetki alanı, gayri-şahsilik ve profesyonellik gibi bürokratik yapının temel unsurları daha da geliştirilmiştir. Bu bürokrasi modeli, Batı’da refahın ve demokrasinin gelişmesine önemli katkılar yapmıştır. Bu ülkelerde iş bölümü, uzmanlaşma ve profesyonelleşme sonucunda kamu kurumlarında ve özel işletmelerde teknik yapı veya teknokrasi olarak nitelenen bir yapı, teknokrat, bürokrat, uzman, danışman ve profesyonel yönetici denilen yeni bir yönetici sınıfı ortaya çıkmıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışı, Weber’in bürokrasi modelinin kurallara aşırı düşkün, formalitelere önem veren, katı hiyerarşik ve merkeziyetçi yapısına karşı çıkar. Onun sonuçlardan daha çok prosedürlere değer veren özelliğini eleştirir. Weberyen modelin sonuç¸ itibarıyla kırtasiyeciliğe boğulduğunu ve toplumun verimlilik taleplerine yanıt veremediğini düşünür. Yeni kamu yönetim anlayışı geleneksel kamu yönetimini ve bu yönetim anlayışının gelişmesine önemli katkılar yapan Weberyen bürokrasi modelini yalnız eleştirmekle kalmamıştır aynı zamanda 1970’lerin sonunda İngiltere ve ABD’de sağ hükûmetlerin yaptıkları reformlarla başlayan yeniden yapılanma surecinin temel yönetim anlayışı olarak adlandırılmış ve birçok ülkede reformların temel referansı olmuştur.

Piyasa tipi mekanizmalar, esnek ve âdem-i merkeziyetçi örgütlenmeler, özelleştirme, deregülasyon, stratejik yönetim anlayışı, kalite, vizyon, etkinlik ve verimlilik, performans, saydamlık, yönetişim, girdilerden daha çok sonuç odaklılık, esnek istihdam, toplumsal taleplere duyarlılık gibi ilke ve politikalar, 1970’lerin sonunda gerçekleştirilmeye başlanan ve giderek yaygınlaşan kamu yönetimi reformlarının esasını oluşturmuştur.

Bürokrasinin Temel İşlevleri

Kamu bürokrasilerinin temel işlevi yasaları ve kamu politikası kararlarını uygulamak, sevk ve idare işlerini yerine getirmektir. Ancak bürokrasiler, bunlara ilave olarak kamu politikaları konusunda hükûmetlere öneriler ve projeler hazırlarlar, bazen de kendileri kamu politikası kararları oluştururlar. Yasama organında görüşülen kanun tasarılarının ilk taslakları bürokrasi içinde hazırlanır.

Sevk ve İdare İşleri

Bürokrasinin ana işlevi, yasaları ve siyasaları uygulamak/yürütmek ve böylece yönetim işini sevk ve idare etmektir. Bürokrasinin kimi zaman idare olarak anılmasının, buna karşılık siyasi yürütmenin hükûmet diye adlandırılmasının sebebi budur. Birinci olarak bir kamu politikası kararının nasıl uygulanacağı konusu, çoğu zaman çeşitli ayrıntılar içereceği ve bu idari ayrıntıların memurlara bırakılması gereği, bürokratlara geniş¸ bir ihtiyat payı ya da takdir yetkisi ortaya çıkarabilmektedir. İkinci olarak bürokrasi üzerinde siyasi kontrolün derecesi, devletten devlete önemli ölçüde değişmektedir. Kimi devletlerde bürokratlar, sıkı denetime tabi tutulurken kimilerinde ise geniş bir idari özerklikten yararlanmaktadır. Üçüncü olarak bürokratlar, teknik uzmanlıkları ve deneyimleri nedeniyle ileride uygulanacak çoğu kamu politikasının belirlenmesinde temel rol oynamaktadırlar

Kamu Politikası Kararlarının Hazırlanması

Hükûmetlerin ihtiyaç ¸ duydukları teknik bilgi ve uzmanlık, büyük ölçüde bürokrasi tarafından yerine getirilir. Bürokraside bu rolü, orta ve alt kademedeki çalışanlardan daha ziyade genellikle üst düzey kamu görevlileri yerine getirmektedir. Bu nedenle üst düzey kamu yöneticilerin bu rollerinin siyasi ve idari niteliği konusu karmaşık bir nitelik göstermektedir. Kamu politikası ya da siyasa üretmekle siyasa tavsiyesi sunma veya hazırlama arasında net bir ayırım yapmak kolay değildir. Kamu politikası kararları, bürokrasinin sağladığı ve yönettiği bilgiye dayanır. Çoğu bilgi bürokrasinin içinde üretilir, saklanır, değerlendirilir, biçimlendirilir ve bürokrasinin tercihlerine göre servis edilir.

İstikrar ve Süreklilik

Bürokrasilerin üçüncü görevi, devlet yönetimi ve siyasal sistem içinde bir istikrar ve süreklilik unsuru olmasıdır. Demokratik ülkelerde secimler, bir hükûmeti iktidardan indirip diğer birini işbaşına getirdiği halde, kamu bürokrasileri herhangi bir düzensizliği yol açmadan, kendilerini yeni yöneticilerine uydurarak çalışmaya devam ederler. Seçimler, anayasal düzenlerini yeterince kuramamış ülkelerde yalnızca hükûmetleri değil, aynı zamanda rejimi de değiştirebilir fakat yönetim/bürokrasi ve bürokratlar yine de yerinde kalır ve işlerini yürütmeye devam eder. Bu nedenle hükûmetler değişir, idare/bürokrasi yerinde kalır sözü bir klişe haline gelmiştir.

Bürokrasi ve Siyasi Kurumlar

Bürokrasinin, kural olarak siyasi yöneticilere bağlı ve onların emirlerini yerine getirmek, yasaları icra etmekle görevli bir organ olması gerekirken zaman zaman siyasi temsilcileri etkileyen ve onların rolünü paylasan bir nitelik kazandığı dikkati çekmektedir. Bu niteliğinden dolayı bürokrasi, yasama, yargı ve yürütme organından sonra dördüncü¨ bir kuvvet olarak görülür.

Bürokrasinin güç kaynakları; Bürokrasinin güç¸ kaynakları bilgi ve uzmanlık, hızlı karar verme iktidarı, devamlı ve istikrarlı statü, özerk yapı, örgüt ideolojisi, bütçeleme ve planlama işlevleri olarak belirtilebilir. Bürokrasinin elindeki ikinci güç, kaynağı karar verme iktidarıdır. Toplanma, serbest tartışma ve oylama gibi konularda çok az işlemsel kurallara sahip olan bürokrasiler, çoğu durumlarda yasama organına göre daha hızlı karar alabilmektedir. Yasama organının, kamu yönetimine bıraktığı idari düzenleme yapma yetkisi, bürokrasinin, parlamentodan daha fazla otorite ve yetki kullanması sonucunu doğurmuştur. Bürokrasinin üçüncü güç kaynağı, onun devamlı ve istikrarlı bir statüye sahip olmasıdır. Siyasi yöneticiler, seçimlerle değişir fakat memurlar görevlerinde sabit kalır. Bürokrasiler, partizan politikaların dışında olmanın avantajlarına sahiptirler. Bürokrasinin dördüncü güç kaynağı, bakanlık organizasyonu dışında özerk yapılı örgütlenme modeli olmasıdır. Özerk yapılı örgütler, hükûmet ve bakanlık politikalarından daha az etkilenmekte, kendilerini koruyarak geliştirebilmektedirler. Bürokrasinin besinci güç kaynağı örgüt ideolojisidir. Bürokratik örgütler, çoğu zaman hükûmetlerin ne yapması ya da ne yapmaması gerektiği konusunda çok gelişmiş¸ fikirlere sahiptirler.

Siyasi Kurumların Güç Kaynakları

Siyasi kurumların, hükûmet, meclis, yerel yönetimlerin karar organları gibi elindeki en önemli güç¸ kaynağı, onların meşruiyetidir. Bürokrasiyi yönetme, işletme, yönlendirme ve denetleme, siyasi kurumların yetkisindedir. Siyasi kurumlar bu yetkiyi, demokratik ilkelerden, anayasa ve yasalardan alır. Bürokrasiler, eylem ve işlemleri konusunda siyasi kurumlara karşı sorumludurlar. Siyasi kurumların elindeki ikinci güç¸ kaynağı para, yani bütçe yapma yetkisidir. Bütçe yapma ve vergi koyma yetkisi siyasi kurumların elindedir. Her bürokratik kurumun, yasayabilmek, gelişebilmek ve büyüyebilmek için paraya ihtiyacı vardır. Söz konusu bürokratik kurumlar, siyasi organları bu parayı kendilerine tahsis etmeleri için ikna etmek ya da etkilemek zorundadır. Siyasi kurumların üçüncü güç¸ kaynağı, halka dayanmalarıdır. Bilindiği gibi siyasi kurumlar halkı temsil ederler. Siyasi liderlerin, bürokrasinin gücünü kontrol etmek için kullandıkları son derece etkili araçlardan bir diğeri, bürokrasi dışında kendilerine bağlı uzman personel kadrolarını ve bilgi kaynaklarını geliştirmektir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.