Çocuk Ve Oyun Dersi 6. Ünite Özet

23.07.2022
8
A+
A-

Erken Çocuklukta Fen-Matematik Eğitimi Ve Oyun

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çocuk Ve Oyun Dersi 6. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Erken Çocuklukta Fen-Matematik Eğitimi Ve Oyun

Giriş

Fen ve matematik doğumla beraber canlıların hayatının bir parçası olarak karşımıza çıkar. Henüz bir yeni doğan olarak bebek duyularını kullanarak çevresindeki seslere, kokulara, dokulara ve nesnelerin görüntülerine dikkat ederek ilk bilimsel çalışmalarına koyulur. Yüzüstü yatırılan bir bebek başını kaldırarak çevresine yönelik araştırmalarını daha detaylı yapma fırsatı bulur. Motor becerilerin gelişimine paralel olarak her kazanımda bebeğin deneme yanılma çalışmaları farklı kazanımlar getirir. Elindeki çıngırağı düşürmek, bir sonraki aşamada atmak, daha sonra ise çıngırağa ulaşıp almaya çalışmak bir bebek için motor olduğu kadar aynı zamanda yoğun bilimsel ve matematiksel eylemlerdir. Bebeklerle yapılan araştırmalar, bebeklerin nesnelerle etkileşimlerinde miktara dikkat ettiklerini ve matematiksel muhakeme yürütme becerileri sergilediklerini göstermiştir.

Hayatın ilk beş yılında diğer gelişim alanlarında olduğu gibi matematiksel beceriler de hızlı bir gelişim gösterir. Çocukların günlük yaşantılarında şekilleri ve örüntüleri inceledikleri, nesneleri saydıkları, sayı ifadeleri kullandıkları ve karşılaştırmalar yaptıkları sıklıkla gözlenir. Anasınıfına başlayan pek çok çocuğun, boş bir tablet olarak değil, aksine önceki deneyimleri yoluyla, yani informal olarak kazanılmış matematik ve fen becerileri ile donanmış olarak okula geldiği unutulmaması gereken bir gerçektir.

Serbest Oyuna İlişkin Farklı Yaklaşımlar

Serbest oyun zamanı, hâkim anlayışın aksine, çocukların öğretmen desteğinden uzak, oradan oraya savruldukları bir zaman dilimi değil, öğrenmeye yönelik motivasyonu artıran, informal olarak kazanılmış temel becerilerin sergilendiği zengin öğrenme fırsatları sunan kurum temelli eğitimin önemli bir parçası olan olmazsa olmaz bir zaman dilimidir. Ancak sınıf ortamlarında yapılan gözlemler öğretmenlerin bu zaman diliminde çocuklarla etkileşimlerinin yetersiz düzeyde kaldığına işaret eder.

Yetişkinlerin Oyun Tanımlarındaki Sınırlılıklar

Oyun denince yetişkinler genelde eğlence odaklı bir çocuk etkinliği olarak tanımlama yoluna giderler. Oysa oyunun gerçekte ne olduğu hâlâ tartışmalı bir konudur. Literatürde çok farklı oyun tanımları karşımıza çıkar. Kimi uzmanlar oyunu gönüllü olarak başlatılan ve sürdürülen, sembolik, aktif katılım ve kurallar içeren etkinlikler olarak tanımlarken kimileriyse oyunun çocukların hayalleri doğrultusunda gerçekleştirdikleri kurallardan uzak bir etkinlik olarak ifade eder. Kimileri için katılımcıların taklit, seslendirmeler, tutum ve meta kognitif ipuçları kanalıyla şekillendirdikleri ve iletişim becerilerini geliştiren bir durum canlandırmasıyken kimi uzmanlar için kültürel farklılar da içeren eğlence odaklı etkinliktir.

Özetlersek, literatürde oyun çok farklı şekillerde tanımlanmakta ve netice itibariyle çocukların icra ettiği hemen her çeşit eylem farklı kuramcılar tarafından oyun kapsamına dâhil edilebilmektedir. Aynı şekilde, çocukların oyun esnasında gözlemine dayalı araştırmalar da, çocukların gerçekleştirdiği her türlü etkinliğin oyun kapsamında yer alabileceğini göstermiştir.

Dikkatleri oyunun sosyal-duygusal gelişim üzerindeki etkilerinden bilişsel gelişime çeken ilk kuramcılardan biri Piaget’dir. Piaget, oyunun özümseme ve uyumsama mekanizmalarının işlemesi yoluyla zihinsel gelişime katkı sunduğunu savunur. Özellikle de özümseme yoluyla çocuklar oyun esnasında karşılaştıkları yeni bir fikri/ durumu sahip oldukları şemalarla uyumlu hâle getirirler.

Oyun, ayrıca, sınıftaki her bir çocuğun ilgi, ihtiyaç ve gelişim düzeyini ve informal öğrenmelerini en doğal ortamda değerlendirmek için de güzel bir fırsat sunar. Elde edilen bu bilgiler öğretimin planlanmasında ve çocuklar için anlamlı ve gelişimsel olarak uygun hâle getirilmesinde kullanılır. Çocukların oyun esnasında ilgi gösterdikleri konular sınıfça gerçekleştirilecek proje çalışmalarına dönüştürülebilir. Bu şekilde oyunun taşıdığı potansiyelin farkında olunan bir sınıfa, oyun, fenmatematik öğrenimini uyaran ve güçlendiren bir bağlam sunar.

Tünel Yaklaşımı: Öğretimin Programda Yer Verilen Temel Kavram ve Beceriler Odaklı Olarak Yürütülmesi

Okul öncesi dönemde informal ve formal yollarla kazanılan kavram ve becerilerin, özellikle de dezavantajlı gruplardan gelen çocukların ileriki eğitim yaşantıları üzerindeki olumlu etkisi araştırmalarca kanıtlanmıştır. Bu dönemde kazanılan bilimsel araştırma süreçlerine ilişkin beceriler, sayılar, işlemler, muhakeme, sıralama ve geometri becerileri ilkokulda verilen eğitim için temel oluşturur. Okul öncesi dönemde kazanılan matematik becerileri ileriki okul başarısı üzerinde zekâdan daha etkilidir.

Müfredatta Kavram ve Göstergelere Yer Verilmesinin Avantaj ve Dezavantajları

Avantajlar: Erken çocuklukta kazandırılması beklenen kavram ve becerilerin önceden belirlenip müfredat kapsamında tutulmasının çeşitli faydaları vardır. Öncelikle, öğretmenlere, verecekleri eğitim kapsamında yaş gruplarına göre çocuklardan beklentilerinin neler olması gerektiğine dair bir rehber görevi görür. Gelişimsel olarak uygun planlanmış, yani hem zorlayıcı hem de kazanılabilir hedeflerin varlığı, programın uygulanması ve bireyselleştirilmesinde yol gösterici olur.

Dezavantajlar: Erken çocukluk eğitimcilerinin küçük yaş grupları için öğrenme hedeflerinin öngörülmesine ilişkin kaygılarının en başında ise bu hedeflerin ön plana çıkarılması ve buna paralel olarak gelişim ve öğrenmede bireysel, kültürel ve dilsel farklılıkların göz ardı edilmesi ihtimali gelir. Bu ihtimalin gerçekleştiği durumlarda standardize edilmiş değerlendirme araçlarının kullanımının tercih edilip yaygınlaşmasıyla yapılan gelişimsel değerlendirmeler gerçeği yansıtmayacak ve özellikle de dezavantajlı gruplardan gelen çocuklar etiketlenebilecektir.

Erken Çocukluk Matematik Eğitiminde Hedef Kavram ve Beceriler

Erken çocuklukta matematik eğitiminin tarihi, her ne kadar öğrenim hedefleri geçen yüzyılın sonlarında geliştirilmiş olsa da, aslında oldukça eskiye dayanır. XIX. yy’de Almanya’da Friedrich Fröbel kurucusu olduğu ve dünyada hızla popülarite kazanan “kindergarten” modelinde, manipülatif kullanımı yoluyla matematik eğitimini hedefleyen bir okul öncesi müfredatı geliştirmişti. Takip eden yüzyılda ise İtalya’da Maria Montessori kendisinin geliştirdiği eğitici materyallerin sistemli bir şekilde sunulması yoluyla erken çocukluk eğitiminde matematik eğitimini güçlendirdi.

Sayılar ve İşlemler

Matematik eğitiminde en önemli alan olduğu söylenebilir. Bir biriyle oldukça bağlantılı olan sayı bilgisi ve işlemlerden oluşur. İşlemler sadece toplama, çıkarma, çarpma ve bölmeden oluşmaz. Sayma, karşılaştırma, sınırlama, birleştirme, ayırma ve oluşturma da işlemler kapsamında yer alır. Bu becerilerin erken çocukluk evresinde desteklenmesi çok önemlidir.

Sayma

Sayılara ilişkin farkındalık bebeklikte başlar ve hayatın ilk üç yılında hızlı bir niteliksel gelişim gösterir. Erken dönemdeki sayı bilgisi bir biriyle bağlantılı dört boyuttan oluşur: (1) bir gruptaki eleman sayısını hemen fark etme ve söyleme, (2) en az 10’a kadar olan sayıları öğrenme, (3) nesneleri sayma ve (4) söylenen son rakamın bir gruptaki eleman sayısını ifade ettiğini anlama.

İki yaş civarında ilk sayılar öğrenilir ve sonrasında ilk sayma çalışmaları başlar. Çocuklar ilk başta ilk 10 sayıyı dil öğrenir gibi kelime olarak öğrenirler. İki beş yaş arasında sayıları öğrenmeye büyük ilgi gösteren çocuklar nesneleri tek tek parmaklarıyla dokunarak veya hareket ettirerek saymaya çalışırlar. El-göz ve bilişsel koordinasyon gerektiren bu zorlu işlem bir kaç nesnenin sıraya dizilerek çocuğun her bir nesneye sadece bir kez dokunarak sıradaki rakamı söylemesini sağlamak üzere bol bol pratik yapma imkânı verilerek geliştirilebilir. 3-5 yaş arası çocuklar, yavaş yavaş, yeni beceriler kazandıkça, farklı düzenlemelerle sunulan daha fazla sayıda nesneyi dokunmadan da saymaya başlarlar.

Karşılaştırma ve Sıralama

Okul öncesi çocukları eşleştirme yaparak grupları karşılaştırmayı ve eşit sayıda üyeye sahip gruplar oluşturmayı öğrenebilirler. Üç yaşındakiler bire bir eşleştirilmiş iki gruptan hangisinin daha çok olduğunu söyleyebilirler. Dört yaşındakiler ise grupları sayarak elde ettikleri rakama dayalı olarak hangi grupta daha çok nesne olduğuna yönelik çıkarsama yapabilirler.

Ekleme/Çıkarma

Çok az sayıda nesneyle çalışıldığında iki yaşındaki çocuklar bile birer ekleme ya da çıkarmaya ilişkin farkındalık gösterir. Aynı anda bire bir eşleme yoluyla birbirinden ayrı yerlerde iki ayrı grup oluşturulduğunda 3 yaşındaki çocuklar bile bir gruba ekleme ya da çıkarma yapıldığında hangi grupta daha fazla ya da az olduğunu söyleyebilirler. Ancak grupların başlangıçta eşit sayıda oluşturulmadığı durumlarda 3 yaş grubu doğru yargılamada bulunamazken 5 yaşındaki çocukların başlangıç sayısını da hesaba katabildikleri görülür.

Oluşturma/Ayrıştırma

Parça/bütün kavramlarının yerleşmesinde önemli olan bu işlemler çocukların problem çözümlerinde kolaylık sağlar. Çok küçük yaşlardaki çocuklar bile küçük rakamlar kapsamında yer alan diğer rakamlara ilişkin farkındalık gösterirler. Somut nesneler üzerinde deneyim kazandıkça belirli bir rakamı oluşturan alt sayılara ilişkin farkındalıkları artar.

Gruplama ve Yer Değeri

Her bir kümede eşit sayıda nesne olacak şekilde kümelerin oluşturulmasına gruplama denir. İki ve üstü basamaklı sayılarda rakamın yerine göre değerinin değiştiğini kavrayabilmelerini sağlamak ve bu sayıları yan yana gelmiş tek basamaklı sayılardan ibaret görme hatasına düşmelerini engellemek amacıyla erken çocuklukta çocuklara onluk sistemi temel alan somut materyallerle yazılı ve sözlü rakamlarla ilişkilendirilmiş olarak bol bol pratik yapma imkânı verilmesi gerekir.

Eşit Parçalara Bölme

Çarpma, bölme ve ölçme işlemlerine temel teşkil eder. Az sayıda nesneyle çalışıldığında 3 yaş çocuklarının bile öğrenebileceği bir beceridir. Dört-beş yaşındaki çocuklar bire bir eşleme yoluyla daha geniş bir nesne grubunu eşit parçalara ayırabileceklerini fark edebilirler.

Geometri

Geometri ve uzamsal bilgi bireylerin içinde bulundukları çevrede yaşamlarını etkin bir şekilde sürdürmelerinde çok önemli bir rol oynar. Erken çocuklukta geometri ve uzamsal bilgi ve becerilerinin gelişimi konusundaki bilimsel veri birikimi sayı ve işlemlerinki kadar zengin olmamakla beraber son yıllarda bu konuda yapılan çalışmalar artmış ve müfredat geliştirme ve eğitimsel uygulamalara ışık tutmaya başlamıştır. Erken çocuklukta geometri ve uzamsal ilişkilere ilişkin öğrenim hedefleri şekil ve ilişkileri tanıma ve tanımlamaya odaklanır.

Öncelikle 2 boyutlu ve sonrasında 3 boyutlu şekilleri öğrenmeleri hedeflenir. Kare, üçgen, daire, dörtgen, dikdörtgen, altıgen ve yamuk gibi 2 boyutlu şekillerle küre, küp ve silindir gibi 3 boyutlu şekilleri tanımaları ve özelliklerini tarif edebilmeleri, akabinde bu şekilleri içinde bulundukları ortamdaki nesnelerde görmeye çalışmaları, sonraki aşamada öğrendikleri bu şekilleri kullanarak yeni şekiller üretmeleri, ileriki aşamada ise simetriyi dikkate alarak şekillerden desen oluşturmaları erken çocuklukta geometri hedefleri arasında önemli yer tutar.

Ölçme

Ölçmeye ilişkin farkındalık okul öncesi çağlarda kendini gösterir. Henüz ölçmeye ilişkin kavram ve becerileri sınırlı olan 3 yaş çocukları ölçüm yaparken algısal ipuçlarını dayanak alır. Çocuklar 4-5 yaşına geldiklerinde ise ölçmeyle uyumlu özelliklere odaklanarak muhakeme yapmaya başlarlar.

Cebir ve Örüntüler

Örüntüleri fark etme, bilgiyi organize etme ve uyumlu hâle getirme ve eldeki bilgilere dayalı olarak genellemeler yapmaya temel sağlar. Örüntülerin fark edilmesi ve analizi, cebirsel düşünmenin temellerini de oluşturarak bilişsel gelişimin desteklenmesinde önemli bir rol oynar.

Veri Analizi

Yeni sorular üretmek ve sorulara yanıt verebilmek için bilginin sınıflanması, düzenlenmesi, temsilî ve kullanımı veri analizi kapsamında yer alır. Sınıflama ve sayma becerilerinin kazanımını müteakip verilerin temsilî becerisi gelişir.

Erken Çocukluk Matematik Eğitiminde Hedef Kavram ve Beceriler

Bilim, doğal olguları açıklayan bilgi birikimi ve bilgiyi elde etmek için gerekli sistematik süreçleri içerir. Yaşamımızın her alanında bilimin etkilerini görürüz. Bebeklikten başlayarak çevreyi araştırmaya ve öğrenmeye yönelik arzu had safhadadır. Sorular sorup her şeyi sorgulamanın, keşifler yapmanın yoğun seyrettiği bir dönemde içinde bulunulan ortamın uyaranlarla zengin olması, öğrenme fırsatlarının zenginliği ve yetişkinlerin tutumuna bağlı olarak çocukların bilime yönelik tutum, eğilim ve bilimsel becerileri gelişir.

Erken çocuklukta fen eğitimi kavramsal bilgiden ziyade tutum ve süreç bilgilerini kazandırmaya yönelik anlamlı ve ilginç deneyimler içermelidir. Öğrenme, araştırma ve keşif yapmanın heyecan ve keyif verici süreçler olarak algılanmasına yönelik bir tutum inşası geleceğin bilim insanları olmaları yolunda çocuklarda sağlam bir temel oluşmasını sağlayacaktır.

Çocuklarda Bilimsel Bilginin Gelişimi Kavramsal Bilginin Gelişimi

Yaşadıkları çevre, materyal ve araç-gereçlerle bire bir etkileşimleri bilimsel kavramları öğrenmeleri için çocuklara zengin imkânlar sunacaktır. Elindeki çıngırağı atmak, nesneleri ağzına götürmek gibi bebeklikten başlayarak gerçekleştirilen her türlü eylem kavram gelişimini destekler. Tabii bu esnada her zaman doğru kavram da gelişmeyebilir.

Tutuma İlişkin Bilginin Gelişimi: Bilimsel Tutumlar ve Mizaç

Çocuklarda bilimsel düşünme becerilerinin gelişimini destekleyen tutumlar ve mizaç özelliklerinin güçlendirilmesi çocukların öğrenmeyi öğrenmelerini, öğrendiklerini uygulamaya hevesli olmalarını sağlar. Etkili bir öğrenme için gerekli olan mizaç özellikleri şunlardır:

  • Bağımsızlık
  • Kendi kendine yetme, organize olma ve kendi kendini yönetme becerisi
  • Yaratıcılık
  • Hayal gücünü kullanma, spontane ve yenilikçi olma
  • Kendi kendini motive edebilme
  • Çalışmalarına yoğunlaşabilme
  • Dayanıklılık
  • Engeller karşısında yılmayıp üstesinden gelmeye çalışma ve başarılı olana kadar pes etmeme.

Süreç Bilgisinin Gelişimi: Bilimsel Süreçler ve Bilimsel Beceriler

Bilimsel süreçler, güvenilir bilginin nasıl toplanacağına ve bilimsel verilerden nasıl çıkarsamalar yapılacağına ilişkin bilişsel beceriler setidir.

Bilimsel beceriler ise pratik, bilişsel, iletişim ve sosyal beceriler çocukların araştırma ve inceleme faaliyetleri sayesinde kazanabilecekleri önemli becerilerdir.

Okul Öncesi ve Anasınıfı Eğitiminde Fen Kazanımları

  • Dünya ve Uzay Bilimleri
  • Biyoloji
  • Fizik
    • Maddenin Doğası
    • Güç ve Hareket
    • Enerji
  • Bilim ve Teknoloji
  • Teknolojiyi Anlama
  • Teknolojik Tasarım
  • Bilimsel Araştırma
  • Bilimin Doğası
  • Etik
  • Bilim ve Toplum

Erken Çocuklukta Fen ve Matematik Eğitiminde İçerik ve Süreç Becerileri Arasındaki İlişki

Çocuklar fen ve matematiğe ilişkin bilgilerini inşa ederken hem içerik hem de süreç becerileri kazanırlar. Bilginin temelini oluşturan kavramlar süreç becerilerinin kullanılması neticesinde kazanılır. Temel matematik kavramları olan ölçme, karşılaştırma ve sınıflama aynı zamanda temel bilimsel süreçleri oluşturur. Bilgiye ulaşmak için takip edilen bilimsel süreçler kapsamında yer alan gözlem, iletişim, tahmin ve değişkenlerin kontrolü gibi süreç becerileri matematiksel problemlerin çözümü için de gereklidir.

Fen Matematik Öğretimi ve Oyun

Erken dönemde çocukların potansiyellerini değerlendiren bilimsel araştırmalar ışığında geliştirilen fen-matematik eğitiminde hedef kazanımlara ilişkin standartlar erken çocukluk eğitiminin etrafına dikenli tellerden oluşan bir çit çekme amacıyla hazırlanmaz. Gelişimin temel ilkelerinden olan bireysel farklılıklar her zaman için göz önünde tutulmalıdır. Dezavantajlı gruplardan gelen çocukların akranlarıyla aynı seviyede ilkokula başlamasına yönelik bir erken müdahale programı olarak nitelendirilebilecek erken çocukluk eğitimi çalışmalarına yol gösterici olması amacıyla hazırlanan bu standart kazanımlar eğitimde müşterek asgari temeli oluştururlar. Müfredatta yer alan standartların ötesinde bir kapasiteye sahip daha ileri düzeyde öğrenme çabaları sergileyen çocukların varlığı da sıklıkla rastlanılan bir durumdur.

Matematik Öğretiminde Öğretmenin Rolü

Baroody (2004) matematik öğretiminde öğretmenlerce sergilenen dört farklı yaklaşım tanımlar:

  1. Talim/tünel yaklaşımı
  2. Kavramsal yaklaşım
  3. Problem çözme yaklaşımı
  4. Araştırmacı yaklaşım

Fen Eğitiminde Öğretmenin Rolü

Çocukların fen öğrenmeye yönelik tutumları öğretmenleriyle etkileşimlerinin niteliğinden yakından etkilenir. Bilime yönelik pozitif bir tutum taşıyan, öğrenme heveslisi ve öğretme heyecanı taşıyan öğretmenler çocuklardaki merak duygusunu ve öğrenme aşkını destekleyip güçlendireceklerdir. Keşif yoluyla fen eğitiminde öğretmenler dört ayrı rol üstlenirler.

  1. Kolaylaştırıcı
  2. Katalizör
  3. Danışman
  4. Model

Fen ve Matematik Eğitiminin İç ve Dış Mekân Oyun Alanları ile Desteklenmesi

Oyun sürecine fen ve matematiğin entegre edilmesi dış mekân oyun alanları ve öğrenme merkezleri ile sağlanabilir. Açıkhava oyun alanları çocuklara mevsim ve hava değişiklikleri ile birlikte zengin ve uyarıcı öğrenme ortamları sunar. Çocuklara doğadaki değişiklikleri gözleyebilecekleri bir dış mekân oyun alanı sunulması önemlidir. Öğretmenin doğadaki bitki ve hayvanlarla ve hava olaylarıyla ilgili bilgisinin olması ve çocukları gözlemlerinde yönlendirebilmesi, çocuklara doğa ile ilgili rehberlik yapabilecek bilgiler sunabilmesi çocukların fen ve doğaya karşı olumlu tutum ve merak geliştirmelerinde en önemli etkenlerden biridir. Ayrıca doğayı incelemede okul bahçesi ile sınırlı kalınmamalı ve sık sık çocuklarla orman ve botanik park gibi yeşil alanlara inceleme gezileri yapılmalıdır.

Özetlersek, fen-matematiğe ilginin en yoğun olduğu dönem erken çocukluk dönemidir. Doğumla beraber informal yollarla edindikleri bir birikimle eğitim yaşantılarına başlayan çocuklar boş bir tablet olmaktan uzaktır. Çocukların bu ilgi ve merakını değerlendirerek nitelikli bir fen-matematik eğitimi vermek için öncelikle çocukların sahip oldukları informal öğrenmeler tespit edilmeli ve yeni öğrenmeler onun üzerine inşa edilmelidir. Çocukların kendilerini en rahat ifade ettikleri bir bağlam olan oyun eğitim planlamalarının yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan çocukların geçmiş öğrenmeleri, mevcut gelişim düzeyleri, ilgi ve ihtiyaçları ve fen-matematik açısından hangi gelişimsel basamakta olduklarına ilişkin değerlendirmeleri yapmak için en uygun fırsatı sunar. Ayrıca, materyal açısından zengin bir ortamda gerçekleşen oyun esnasında çocuklar akranları ve ortamdaki yetişkinlerle etkileşimde bulunarak yeni kavram ve beceriler öğrenir, öğrendiklerini pratik yapma imkânı bulurlar. Oyun, öğrenme için zengin fırsatlar sunsa da fen matematik eğitiminde tek başına yeterli değildir.

Giriş

Fen ve matematik doğumla beraber canlıların hayatının bir parçası olarak karşımıza çıkar. Henüz bir yeni doğan olarak bebek duyularını kullanarak çevresindeki seslere, kokulara, dokulara ve nesnelerin görüntülerine dikkat ederek ilk bilimsel çalışmalarına koyulur. Yüzüstü yatırılan bir bebek başını kaldırarak çevresine yönelik araştırmalarını daha detaylı yapma fırsatı bulur. Motor becerilerin gelişimine paralel olarak her kazanımda bebeğin deneme yanılma çalışmaları farklı kazanımlar getirir. Elindeki çıngırağı düşürmek, bir sonraki aşamada atmak, daha sonra ise çıngırağa ulaşıp almaya çalışmak bir bebek için motor olduğu kadar aynı zamanda yoğun bilimsel ve matematiksel eylemlerdir. Bebeklerle yapılan araştırmalar, bebeklerin nesnelerle etkileşimlerinde miktara dikkat ettiklerini ve matematiksel muhakeme yürütme becerileri sergilediklerini göstermiştir.

Hayatın ilk beş yılında diğer gelişim alanlarında olduğu gibi matematiksel beceriler de hızlı bir gelişim gösterir. Çocukların günlük yaşantılarında şekilleri ve örüntüleri inceledikleri, nesneleri saydıkları, sayı ifadeleri kullandıkları ve karşılaştırmalar yaptıkları sıklıkla gözlenir. Anasınıfına başlayan pek çok çocuğun, boş bir tablet olarak değil, aksine önceki deneyimleri yoluyla, yani informal olarak kazanılmış matematik ve fen becerileri ile donanmış olarak okula geldiği unutulmaması gereken bir gerçektir.

Serbest Oyuna İlişkin Farklı Yaklaşımlar

Serbest oyun zamanı, hâkim anlayışın aksine, çocukların öğretmen desteğinden uzak, oradan oraya savruldukları bir zaman dilimi değil, öğrenmeye yönelik motivasyonu artıran, informal olarak kazanılmış temel becerilerin sergilendiği zengin öğrenme fırsatları sunan kurum temelli eğitimin önemli bir parçası olan olmazsa olmaz bir zaman dilimidir. Ancak sınıf ortamlarında yapılan gözlemler öğretmenlerin bu zaman diliminde çocuklarla etkileşimlerinin yetersiz düzeyde kaldığına işaret eder.

Yetişkinlerin Oyun Tanımlarındaki Sınırlılıklar

Oyun denince yetişkinler genelde eğlence odaklı bir çocuk etkinliği olarak tanımlama yoluna giderler. Oysa oyunun gerçekte ne olduğu hâlâ tartışmalı bir konudur. Literatürde çok farklı oyun tanımları karşımıza çıkar. Kimi uzmanlar oyunu gönüllü olarak başlatılan ve sürdürülen, sembolik, aktif katılım ve kurallar içeren etkinlikler olarak tanımlarken kimileriyse oyunun çocukların hayalleri doğrultusunda gerçekleştirdikleri kurallardan uzak bir etkinlik olarak ifade eder. Kimileri için katılımcıların taklit, seslendirmeler, tutum ve meta kognitif ipuçları kanalıyla şekillendirdikleri ve iletişim becerilerini geliştiren bir durum canlandırmasıyken kimi uzmanlar için kültürel farklılar da içeren eğlence odaklı etkinliktir.

Özetlersek, literatürde oyun çok farklı şekillerde tanımlanmakta ve netice itibariyle çocukların icra ettiği hemen her çeşit eylem farklı kuramcılar tarafından oyun kapsamına dâhil edilebilmektedir. Aynı şekilde, çocukların oyun esnasında gözlemine dayalı araştırmalar da, çocukların gerçekleştirdiği her türlü etkinliğin oyun kapsamında yer alabileceğini göstermiştir.

Dikkatleri oyunun sosyal-duygusal gelişim üzerindeki etkilerinden bilişsel gelişime çeken ilk kuramcılardan biri Piaget’dir. Piaget, oyunun özümseme ve uyumsama mekanizmalarının işlemesi yoluyla zihinsel gelişime katkı sunduğunu savunur. Özellikle de özümseme yoluyla çocuklar oyun esnasında karşılaştıkları yeni bir fikri/ durumu sahip oldukları şemalarla uyumlu hâle getirirler.

Oyun, ayrıca, sınıftaki her bir çocuğun ilgi, ihtiyaç ve gelişim düzeyini ve informal öğrenmelerini en doğal ortamda değerlendirmek için de güzel bir fırsat sunar. Elde edilen bu bilgiler öğretimin planlanmasında ve çocuklar için anlamlı ve gelişimsel olarak uygun hâle getirilmesinde kullanılır. Çocukların oyun esnasında ilgi gösterdikleri konular sınıfça gerçekleştirilecek proje çalışmalarına dönüştürülebilir. Bu şekilde oyunun taşıdığı potansiyelin farkında olunan bir sınıfa, oyun, fenmatematik öğrenimini uyaran ve güçlendiren bir bağlam sunar.

Tünel Yaklaşımı: Öğretimin Programda Yer Verilen Temel Kavram ve Beceriler Odaklı Olarak Yürütülmesi

Okul öncesi dönemde informal ve formal yollarla kazanılan kavram ve becerilerin, özellikle de dezavantajlı gruplardan gelen çocukların ileriki eğitim yaşantıları üzerindeki olumlu etkisi araştırmalarca kanıtlanmıştır. Bu dönemde kazanılan bilimsel araştırma süreçlerine ilişkin beceriler, sayılar, işlemler, muhakeme, sıralama ve geometri becerileri ilkokulda verilen eğitim için temel oluşturur. Okul öncesi dönemde kazanılan matematik becerileri ileriki okul başarısı üzerinde zekâdan daha etkilidir.

Müfredatta Kavram ve Göstergelere Yer Verilmesinin Avantaj ve Dezavantajları

Avantajlar: Erken çocuklukta kazandırılması beklenen kavram ve becerilerin önceden belirlenip müfredat kapsamında tutulmasının çeşitli faydaları vardır. Öncelikle, öğretmenlere, verecekleri eğitim kapsamında yaş gruplarına göre çocuklardan beklentilerinin neler olması gerektiğine dair bir rehber görevi görür. Gelişimsel olarak uygun planlanmış, yani hem zorlayıcı hem de kazanılabilir hedeflerin varlığı, programın uygulanması ve bireyselleştirilmesinde yol gösterici olur.

Dezavantajlar: Erken çocukluk eğitimcilerinin küçük yaş grupları için öğrenme hedeflerinin öngörülmesine ilişkin kaygılarının en başında ise bu hedeflerin ön plana çıkarılması ve buna paralel olarak gelişim ve öğrenmede bireysel, kültürel ve dilsel farklılıkların göz ardı edilmesi ihtimali gelir. Bu ihtimalin gerçekleştiği durumlarda standardize edilmiş değerlendirme araçlarının kullanımının tercih edilip yaygınlaşmasıyla yapılan gelişimsel değerlendirmeler gerçeği yansıtmayacak ve özellikle de dezavantajlı gruplardan gelen çocuklar etiketlenebilecektir.

Erken Çocukluk Matematik Eğitiminde Hedef Kavram ve Beceriler

Erken çocuklukta matematik eğitiminin tarihi, her ne kadar öğrenim hedefleri geçen yüzyılın sonlarında geliştirilmiş olsa da, aslında oldukça eskiye dayanır. XIX. yy’de Almanya’da Friedrich Fröbel kurucusu olduğu ve dünyada hızla popülarite kazanan “kindergarten” modelinde, manipülatif kullanımı yoluyla matematik eğitimini hedefleyen bir okul öncesi müfredatı geliştirmişti. Takip eden yüzyılda ise İtalya’da Maria Montessori kendisinin geliştirdiği eğitici materyallerin sistemli bir şekilde sunulması yoluyla erken çocukluk eğitiminde matematik eğitimini güçlendirdi.

Sayılar ve İşlemler

Matematik eğitiminde en önemli alan olduğu söylenebilir. Bir biriyle oldukça bağlantılı olan sayı bilgisi ve işlemlerden oluşur. İşlemler sadece toplama, çıkarma, çarpma ve bölmeden oluşmaz. Sayma, karşılaştırma, sınırlama, birleştirme, ayırma ve oluşturma da işlemler kapsamında yer alır. Bu becerilerin erken çocukluk evresinde desteklenmesi çok önemlidir.

Sayma

Sayılara ilişkin farkındalık bebeklikte başlar ve hayatın ilk üç yılında hızlı bir niteliksel gelişim gösterir. Erken dönemdeki sayı bilgisi bir biriyle bağlantılı dört boyuttan oluşur: (1) bir gruptaki eleman sayısını hemen fark etme ve söyleme, (2) en az 10’a kadar olan sayıları öğrenme, (3) nesneleri sayma ve (4) söylenen son rakamın bir gruptaki eleman sayısını ifade ettiğini anlama.

İki yaş civarında ilk sayılar öğrenilir ve sonrasında ilk sayma çalışmaları başlar. Çocuklar ilk başta ilk 10 sayıyı dil öğrenir gibi kelime olarak öğrenirler. İki beş yaş arasında sayıları öğrenmeye büyük ilgi gösteren çocuklar nesneleri tek tek parmaklarıyla dokunarak veya hareket ettirerek saymaya çalışırlar. El-göz ve bilişsel koordinasyon gerektiren bu zorlu işlem bir kaç nesnenin sıraya dizilerek çocuğun her bir nesneye sadece bir kez dokunarak sıradaki rakamı söylemesini sağlamak üzere bol bol pratik yapma imkânı verilerek geliştirilebilir. 3-5 yaş arası çocuklar, yavaş yavaş, yeni beceriler kazandıkça, farklı düzenlemelerle sunulan daha fazla sayıda nesneyi dokunmadan da saymaya başlarlar.

Karşılaştırma ve Sıralama

Okul öncesi çocukları eşleştirme yaparak grupları karşılaştırmayı ve eşit sayıda üyeye sahip gruplar oluşturmayı öğrenebilirler. Üç yaşındakiler bire bir eşleştirilmiş iki gruptan hangisinin daha çok olduğunu söyleyebilirler. Dört yaşındakiler ise grupları sayarak elde ettikleri rakama dayalı olarak hangi grupta daha çok nesne olduğuna yönelik çıkarsama yapabilirler.

Ekleme/Çıkarma

Çok az sayıda nesneyle çalışıldığında iki yaşındaki çocuklar bile birer ekleme ya da çıkarmaya ilişkin farkındalık gösterir. Aynı anda bire bir eşleme yoluyla birbirinden ayrı yerlerde iki ayrı grup oluşturulduğunda 3 yaşındaki çocuklar bile bir gruba ekleme ya da çıkarma yapıldığında hangi grupta daha fazla ya da az olduğunu söyleyebilirler. Ancak grupların başlangıçta eşit sayıda oluşturulmadığı durumlarda 3 yaş grubu doğru yargılamada bulunamazken 5 yaşındaki çocukların başlangıç sayısını da hesaba katabildikleri görülür.

Oluşturma/Ayrıştırma

Parça/bütün kavramlarının yerleşmesinde önemli olan bu işlemler çocukların problem çözümlerinde kolaylık sağlar. Çok küçük yaşlardaki çocuklar bile küçük rakamlar kapsamında yer alan diğer rakamlara ilişkin farkındalık gösterirler. Somut nesneler üzerinde deneyim kazandıkça belirli bir rakamı oluşturan alt sayılara ilişkin farkındalıkları artar.

Gruplama ve Yer Değeri

Her bir kümede eşit sayıda nesne olacak şekilde kümelerin oluşturulmasına gruplama denir. İki ve üstü basamaklı sayılarda rakamın yerine göre değerinin değiştiğini kavrayabilmelerini sağlamak ve bu sayıları yan yana gelmiş tek basamaklı sayılardan ibaret görme hatasına düşmelerini engellemek amacıyla erken çocuklukta çocuklara onluk sistemi temel alan somut materyallerle yazılı ve sözlü rakamlarla ilişkilendirilmiş olarak bol bol pratik yapma imkânı verilmesi gerekir.

Eşit Parçalara Bölme

Çarpma, bölme ve ölçme işlemlerine temel teşkil eder. Az sayıda nesneyle çalışıldığında 3 yaş çocuklarının bile öğrenebileceği bir beceridir. Dört-beş yaşındaki çocuklar bire bir eşleme yoluyla daha geniş bir nesne grubunu eşit parçalara ayırabileceklerini fark edebilirler.

Geometri

Geometri ve uzamsal bilgi bireylerin içinde bulundukları çevrede yaşamlarını etkin bir şekilde sürdürmelerinde çok önemli bir rol oynar. Erken çocuklukta geometri ve uzamsal bilgi ve becerilerinin gelişimi konusundaki bilimsel veri birikimi sayı ve işlemlerinki kadar zengin olmamakla beraber son yıllarda bu konuda yapılan çalışmalar artmış ve müfredat geliştirme ve eğitimsel uygulamalara ışık tutmaya başlamıştır. Erken çocuklukta geometri ve uzamsal ilişkilere ilişkin öğrenim hedefleri şekil ve ilişkileri tanıma ve tanımlamaya odaklanır.

Öncelikle 2 boyutlu ve sonrasında 3 boyutlu şekilleri öğrenmeleri hedeflenir. Kare, üçgen, daire, dörtgen, dikdörtgen, altıgen ve yamuk gibi 2 boyutlu şekillerle küre, küp ve silindir gibi 3 boyutlu şekilleri tanımaları ve özelliklerini tarif edebilmeleri, akabinde bu şekilleri içinde bulundukları ortamdaki nesnelerde görmeye çalışmaları, sonraki aşamada öğrendikleri bu şekilleri kullanarak yeni şekiller üretmeleri, ileriki aşamada ise simetriyi dikkate alarak şekillerden desen oluşturmaları erken çocuklukta geometri hedefleri arasında önemli yer tutar.

Ölçme

Ölçmeye ilişkin farkındalık okul öncesi çağlarda kendini gösterir. Henüz ölçmeye ilişkin kavram ve becerileri sınırlı olan 3 yaş çocukları ölçüm yaparken algısal ipuçlarını dayanak alır. Çocuklar 4-5 yaşına geldiklerinde ise ölçmeyle uyumlu özelliklere odaklanarak muhakeme yapmaya başlarlar.

Cebir ve Örüntüler

Örüntüleri fark etme, bilgiyi organize etme ve uyumlu hâle getirme ve eldeki bilgilere dayalı olarak genellemeler yapmaya temel sağlar. Örüntülerin fark edilmesi ve analizi, cebirsel düşünmenin temellerini de oluşturarak bilişsel gelişimin desteklenmesinde önemli bir rol oynar.

Veri Analizi

Yeni sorular üretmek ve sorulara yanıt verebilmek için bilginin sınıflanması, düzenlenmesi, temsilî ve kullanımı veri analizi kapsamında yer alır. Sınıflama ve sayma becerilerinin kazanımını müteakip verilerin temsilî becerisi gelişir.

Erken Çocukluk Matematik Eğitiminde Hedef Kavram ve Beceriler

Bilim, doğal olguları açıklayan bilgi birikimi ve bilgiyi elde etmek için gerekli sistematik süreçleri içerir. Yaşamımızın her alanında bilimin etkilerini görürüz. Bebeklikten başlayarak çevreyi araştırmaya ve öğrenmeye yönelik arzu had safhadadır. Sorular sorup her şeyi sorgulamanın, keşifler yapmanın yoğun seyrettiği bir dönemde içinde bulunulan ortamın uyaranlarla zengin olması, öğrenme fırsatlarının zenginliği ve yetişkinlerin tutumuna bağlı olarak çocukların bilime yönelik tutum, eğilim ve bilimsel becerileri gelişir.

Erken çocuklukta fen eğitimi kavramsal bilgiden ziyade tutum ve süreç bilgilerini kazandırmaya yönelik anlamlı ve ilginç deneyimler içermelidir. Öğrenme, araştırma ve keşif yapmanın heyecan ve keyif verici süreçler olarak algılanmasına yönelik bir tutum inşası geleceğin bilim insanları olmaları yolunda çocuklarda sağlam bir temel oluşmasını sağlayacaktır.

Çocuklarda Bilimsel Bilginin Gelişimi Kavramsal Bilginin Gelişimi

Yaşadıkları çevre, materyal ve araç-gereçlerle bire bir etkileşimleri bilimsel kavramları öğrenmeleri için çocuklara zengin imkânlar sunacaktır. Elindeki çıngırağı atmak, nesneleri ağzına götürmek gibi bebeklikten başlayarak gerçekleştirilen her türlü eylem kavram gelişimini destekler. Tabii bu esnada her zaman doğru kavram da gelişmeyebilir.

Tutuma İlişkin Bilginin Gelişimi: Bilimsel Tutumlar ve Mizaç

Çocuklarda bilimsel düşünme becerilerinin gelişimini destekleyen tutumlar ve mizaç özelliklerinin güçlendirilmesi çocukların öğrenmeyi öğrenmelerini, öğrendiklerini uygulamaya hevesli olmalarını sağlar. Etkili bir öğrenme için gerekli olan mizaç özellikleri şunlardır:

  • Bağımsızlık
  • Kendi kendine yetme, organize olma ve kendi kendini yönetme becerisi
  • Yaratıcılık
  • Hayal gücünü kullanma, spontane ve yenilikçi olma
  • Kendi kendini motive edebilme
  • Çalışmalarına yoğunlaşabilme
  • Dayanıklılık
  • Engeller karşısında yılmayıp üstesinden gelmeye çalışma ve başarılı olana kadar pes etmeme.

Süreç Bilgisinin Gelişimi: Bilimsel Süreçler ve Bilimsel Beceriler

Bilimsel süreçler, güvenilir bilginin nasıl toplanacağına ve bilimsel verilerden nasıl çıkarsamalar yapılacağına ilişkin bilişsel beceriler setidir.

Bilimsel beceriler ise pratik, bilişsel, iletişim ve sosyal beceriler çocukların araştırma ve inceleme faaliyetleri sayesinde kazanabilecekleri önemli becerilerdir.

Okul Öncesi ve Anasınıfı Eğitiminde Fen Kazanımları

  • Dünya ve Uzay Bilimleri
  • Biyoloji
  • Fizik
    • Maddenin Doğası
    • Güç ve Hareket
    • Enerji
  • Bilim ve Teknoloji
  • Teknolojiyi Anlama
  • Teknolojik Tasarım
  • Bilimsel Araştırma
  • Bilimin Doğası
  • Etik
  • Bilim ve Toplum

Erken Çocuklukta Fen ve Matematik Eğitiminde İçerik ve Süreç Becerileri Arasındaki İlişki

Çocuklar fen ve matematiğe ilişkin bilgilerini inşa ederken hem içerik hem de süreç becerileri kazanırlar. Bilginin temelini oluşturan kavramlar süreç becerilerinin kullanılması neticesinde kazanılır. Temel matematik kavramları olan ölçme, karşılaştırma ve sınıflama aynı zamanda temel bilimsel süreçleri oluşturur. Bilgiye ulaşmak için takip edilen bilimsel süreçler kapsamında yer alan gözlem, iletişim, tahmin ve değişkenlerin kontrolü gibi süreç becerileri matematiksel problemlerin çözümü için de gereklidir.

Fen Matematik Öğretimi ve Oyun

Erken dönemde çocukların potansiyellerini değerlendiren bilimsel araştırmalar ışığında geliştirilen fen-matematik eğitiminde hedef kazanımlara ilişkin standartlar erken çocukluk eğitiminin etrafına dikenli tellerden oluşan bir çit çekme amacıyla hazırlanmaz. Gelişimin temel ilkelerinden olan bireysel farklılıklar her zaman için göz önünde tutulmalıdır. Dezavantajlı gruplardan gelen çocukların akranlarıyla aynı seviyede ilkokula başlamasına yönelik bir erken müdahale programı olarak nitelendirilebilecek erken çocukluk eğitimi çalışmalarına yol gösterici olması amacıyla hazırlanan bu standart kazanımlar eğitimde müşterek asgari temeli oluştururlar. Müfredatta yer alan standartların ötesinde bir kapasiteye sahip daha ileri düzeyde öğrenme çabaları sergileyen çocukların varlığı da sıklıkla rastlanılan bir durumdur.

Matematik Öğretiminde Öğretmenin Rolü

Baroody (2004) matematik öğretiminde öğretmenlerce sergilenen dört farklı yaklaşım tanımlar:

  1. Talim/tünel yaklaşımı
  2. Kavramsal yaklaşım
  3. Problem çözme yaklaşımı
  4. Araştırmacı yaklaşım

Fen Eğitiminde Öğretmenin Rolü

Çocukların fen öğrenmeye yönelik tutumları öğretmenleriyle etkileşimlerinin niteliğinden yakından etkilenir. Bilime yönelik pozitif bir tutum taşıyan, öğrenme heveslisi ve öğretme heyecanı taşıyan öğretmenler çocuklardaki merak duygusunu ve öğrenme aşkını destekleyip güçlendireceklerdir. Keşif yoluyla fen eğitiminde öğretmenler dört ayrı rol üstlenirler.

  1. Kolaylaştırıcı
  2. Katalizör
  3. Danışman
  4. Model

Fen ve Matematik Eğitiminin İç ve Dış Mekân Oyun Alanları ile Desteklenmesi

Oyun sürecine fen ve matematiğin entegre edilmesi dış mekân oyun alanları ve öğrenme merkezleri ile sağlanabilir. Açıkhava oyun alanları çocuklara mevsim ve hava değişiklikleri ile birlikte zengin ve uyarıcı öğrenme ortamları sunar. Çocuklara doğadaki değişiklikleri gözleyebilecekleri bir dış mekân oyun alanı sunulması önemlidir. Öğretmenin doğadaki bitki ve hayvanlarla ve hava olaylarıyla ilgili bilgisinin olması ve çocukları gözlemlerinde yönlendirebilmesi, çocuklara doğa ile ilgili rehberlik yapabilecek bilgiler sunabilmesi çocukların fen ve doğaya karşı olumlu tutum ve merak geliştirmelerinde en önemli etkenlerden biridir. Ayrıca doğayı incelemede okul bahçesi ile sınırlı kalınmamalı ve sık sık çocuklarla orman ve botanik park gibi yeşil alanlara inceleme gezileri yapılmalıdır.

Özetlersek, fen-matematiğe ilginin en yoğun olduğu dönem erken çocukluk dönemidir. Doğumla beraber informal yollarla edindikleri bir birikimle eğitim yaşantılarına başlayan çocuklar boş bir tablet olmaktan uzaktır. Çocukların bu ilgi ve merakını değerlendirerek nitelikli bir fen-matematik eğitimi vermek için öncelikle çocukların sahip oldukları informal öğrenmeler tespit edilmeli ve yeni öğrenmeler onun üzerine inşa edilmelidir. Çocukların kendilerini en rahat ifade ettikleri bir bağlam olan oyun eğitim planlamalarının yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan çocukların geçmiş öğrenmeleri, mevcut gelişim düzeyleri, ilgi ve ihtiyaçları ve fen-matematik açısından hangi gelişimsel basamakta olduklarına ilişkin değerlendirmeleri yapmak için en uygun fırsatı sunar. Ayrıca, materyal açısından zengin bir ortamda gerçekleşen oyun esnasında çocuklar akranları ve ortamdaki yetişkinlerle etkileşimde bulunarak yeni kavram ve beceriler öğrenir, öğrendiklerini pratik yapma imkânı bulurlar. Oyun, öğrenme için zengin fırsatlar sunsa da fen matematik eğitiminde tek başına yeterli değildir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.