Çocuk Gelişiminde Alan Çalışmaları Dersi 4. Ünite Özet

23.07.2022
7
A+
A-

Çocuk Gelişimi Kuramları

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çocuk Gelişiminde Alan Çalışmaları Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Çocuk Gelişimi Kuramları

Giriş

Bu ünitede çocuk davranışlarına odaklanan Davranışçı Kuram, kişilik ve cinsel gelişimine odaklanan Psikoanalitik Kuram, bilişsel gelişimine odaklanan Bilişsel Gelişim Kuramı, bilginin zihinde yapılanma sürecine odaklanan Bilgiyi İşleme Kuramı, sosyal çevrenin etkisine değinen Sosyokültürel Gelişim Kuramı, çocuk gelişiminde tüm çevresel unsurların etkisine değinen Ekolojik Sistemler Kuramı ve gelişimin evrimsel yanına odaklanan Etoloji ve Evrimsel Gelişim Psikolojisi kuramlarının özelliklerinden bahsedeceğiz.

Davranışçı Kuram

Bireyin zihinsel ve bedensel olarak ortaya koyduğu her şey davranış olarak adlandırılabilmektedir. Davranışın gözle görülebilen kısmına odaklanan davranışçı kuram, davranışların yaşantı sonucu ortaya çıktığı görüşünü benimsemektedir. Temelinde John Locke’un boş levha görüşü yatan davranışçı kurama göre gelişim, çocuğun çevresinden ve çevresinde bulunan aile, öğretmen gibi yetişkinlerden etkilenmektedir. Davranışçı kurama göre bilgi insandan bağımsızdır. Yeni davranışlar uyaran-tepki ilişkilerine bağlı olarak ortaya çıkmakta ve bu ilişkiler davranışta değişikliklere yol açmaktadır. Davranışta değişimin meydana gelmesiyle öğrenmenin geçekleştiğini savunan kuramda, çocuğun çevresindeki yetişkinlerden uygun yaşantılar yoluyla çocuğa davranış kazandırması beklenmektedir. Davranışta iradeye odaklanılmaz, davranışın mekanik bir süreç gibi gerçekleştiği düşünülür. John Locke, P. Pavlov, John B. Watson, Edward Thorndike, B. F. Skinner davranışçı kuramın önemli temsilcilerindendir.

Rus bir psikolog olan ve klasik koşullanmanın temsilcilerinden olan Ivan Petroviç Pavlov, köpeklerdeki mide ve tükürük salgılarına ilişkin çalışmalar yaparken köpeklerin ete verdikleri salya tepkisini ayak sesine de verdiklerini fark etmiştir. Bunun üzerine köpeklerdeki koşullanma üzerine çalışmış ve köpekler ile laboratuvarda çalışmaya başlamıştır. Köpeğe önce zil sesi, ardından et tozu içeren bir besin vermiş ve bunu tekrarlamıştır. Sonrasında köpek zil sesi ve eti eşleştirmiş ve ete verdiği salya tepkisini zil sesine de vermiştir. Pavlov yaptığı deney sonucunda klasik koşullanmayı literatüre kazandırmıştır.

Herhangi bir uyaran varlığında ortaya çıkan tepkiye klasik koşullanma denir. Sözü edilen uyaran ses, koku, renk gibi fiziksel durumlar olarak açıklanmaktadır. Klasik koşullanma nötr uyarıcı, koşulsuz uyarıcı, koşulsuz tepki, koşullu uyarıcı ve koşullu tepki aşamalarından oluşur. Klasik koşullanmanın ilkeleri ise, bitişiklik, pekiştirme, genelleme, sönme, ayırt etme, kendiliğinden geri gelme, birden fazla uyarıcıya koşullanma, gölgeleme ve öğrenilmiş çaresizlik olarak sıralanabilir.

John Broadus Watson, davranışçı görüşe göre psikolojiyi objektif ve deneysel bir alan olarak yorumlamış ve hayvan davranışlarının bilinç aranmaksızın araştırılabileceğini, insan ve hayvan davranışının aynı düzlemde ele alınması gerektiğini ifade etmiştir. Watson’a göre, insanlar bazı refleks ve duygusal tepkilerle dünyaya gelir. İnsana ait diğer tüm davranışlar ise uyaran-tepki bağlantıları ile oluşur. Öğrenmelerin şekillendirilebileceğini düşünen Watson, çevrenin çocukların davranışlarını etkilediğini savunmuştur. Watson’a göre insanlar arasındaki farklar yaşantılar sonucu ortaya çıkmaktadır. Watson, uyarantepki ilişkisinde tepkiyi uyarana karşı en son ve en sık yapılan tepki olarak tanımlamıştır.

Psikoterapide görüşleri etkili olan Burrhus Frederic Skinner, çeşitli hayvanlar ve çocuklar ile çalışmalarını yürütmüştür. Tepkisel ve edimsel koşullanmadan söz etmiştir. Uyaran olmaksızın da tepkinin var olabileceğini savunmuş, uyarıcı tarafından oluşturulan ve organizma tarafından gerçekleştirilen olmak üzere bir ayrım yapmıştır.

Albert Bandura sosyal öğrenme kuramını ortaya atmıştır. Öğrenmelerde başkaları ile ilişkilerin ve gözlemlerin etkili olduğunu söyleyen Bandura’ya göre öğrenme için her zaman pekiştirme gerekli değildir. Sosyal öğrenme kuramına göre birey artık uyarana otomatikman cevap veren değil; bunu analiz ederek davranışına karar veren bir pozisyondadır. Kişinin sahip olduğu bireysel özellikler, yaşadığı çevre, davranışlar birbiri ile ilişki içerisindedir ve birbirlerinden etkilenmektedir. Kişi çevresinde bulunan kişileri gözlemler ve onların deneyimlerinden yararlanır. Kendisi için uygun olan davranışları gözlem yolu ile öğrenen birey, öz eleştiri yolu ile davranışlarını analiz eder ve düzenleme yoluna gider. Gözlem yolu ile öğrenmenin ilkeleri, karşılıklı belirleyicilik, sembolleştirme kapasitesi, öngörü kapasitesi, dolaylı öğrenme kapasitesi, öz düzenleme kapasitesi ve öz yargılama kapasitesi olarak sıralanabilir.

Psikoanalitik Kuram

Psikoanalitik kuramda, çocuğun biyolojik ihtiyaçları ve sosyal beklentiler arasında gerçekleşen uyum ve uyumsuzluklar ele alınmıştır. Bilinçli ve bilinçsiz olarak ortaya konan davranışlara değinmişlerdir. Psikoanalitik kuramda gelişim evrelerindeki çatışmalar ve bu evrelerdeki görevler yer alır. Çocuğun bir çatışmayı çözme durumu, bir sonraki çatışmada önemli bir etken olmaktadır. Psikoanalitik kurama göre birey biyolojik ihtiyaçları ve sosyal beklentiler arasında denge kurabilmelidir. Sigmund Freud ve Erik Erikson psikoanalitik kuramın önemli temsilcilerindendir.

Psikoseksüel gelişim teorisini ortaya koyan Freud (1856- 1939) 0-6 yaş döneminin kişilik gelişimi açısından önemli olduğunu ifade etmiştir. Freud’a göre yaşamsal döngüde temel ihtiyaçların karşılanması gerekmektedir. Bu ihtiyaçların karşılanıp karşılanmaması kişilik gelişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Freud kişiliği oluşturan id, ego ve süperego olmak üzere üç kavramı açıklamıştır. İd cinsel arzu gibi temel dürtülerdir. İd ihtiyaçlarının hemen karşılanması için organizmaya baskı yapar. Ego idin dürtüsel isteklerini yönetir ve düzenleyerek yeniden ortaya koyar. Ego idin isteklerini kontrol altında tutarak uygun zamanlarda ortaya çıkmasını sağlar. Süperego ise toplumsal ve ahlaki süreçleri de içerir.

Karşılıklı belirleyicilik, sembolleştirme kapasitesi, öngörü kapasitesi, dolaylı öğrenme kapasitesi, öz düzenleme kapasitesi, öz yargılama kapasitesi gözlem yolu ile öğrenmenin ilkelerindendir.

Freud çocuğun cinsel gelişiminde oral dönem, anal dönem, fallik dönem, gizil dönem, genital dönemlerden bahsetmiştir. Bu dönemlerde kritik gelişimsel görevler vardır. Bu dönemlerde çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması, gelecekteki yaşantısını önemli ölçüde şekillendirmektedir. İhtiyaçları karşılanmayan çocuk o dönemde takılıp kalmakta ve farklı davranışlar ile bu ihtiyaçları ortaya koymaktadır.

Erik Erikson (1902-1994) tarafından ortaya konan psikososyal gelişim teorisinde yaşam belirli evrelere bölünmüştür. Erikson yaşamı sadece çocukluk döneminde ele almayıp, yetişkinliği de ele almıştır. Çocuğun kimlik kazanımı için bazı görevler vardır. Bu görevler hiyerarşik bir düzende olup, birine ilişkin yaşantı kendinden sonrakileri de etkilemektedir. Kültürün yaşam üzerinde etkisine değinen Erikson, çocuk yetiştirmenin kültürden etkilendiğini ortaya koymuştur. Erikson’un psikososyal gelişim dönemleri güvene karşı güvensizlik, özerkliğe karşı utanç ve şüphe, girişimciliğe karşı suçluluk, çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu, kimliğe karşı rol karmaşası, yakınlığa karşı yalıtılmışlık, üretkenliğe karşı durgunluk ve bütünlüğe karşı umutsuzluk olarak sıralanabilir.

Bilişsel Gelişim Kuramı

Bilişsel gelişim, doğumdan itibaren başlamak üzere çevreyle etkileşim, çevreyi idrak etmek için bilgilerin işlenmesi, bilgilerin kullanılması, bilgilerin depolanması, bilgilerin yeniden yorumlanması ve bilgilerin değerlendirilmesi aşamalarının bütününden meydana gelen zihinsel süreç temelli bir gelişim alanı olarak ifade edilmektedir. Bilişsel gelişim kuramı; bilgilerin çocuklar tarafından aktif bir şekilde yapılandırıldığını, dil, problem çözme ve sosyal etkileşimin öğrenme için gerekli olduğunu savunan bir insan gelişimi kuramı olarak tanımlanmaktadır. Bilişsel gelişim kuramına göre, çocukların gelişiminde zihinsel süreçler önemli bir yer edinmektedir. Zihinsel süreçler bu kurama göre karmaşık ve içsel yapıları bünyesinde barındırmaktadır. Karmaşık bilişsel süreçleri barındıran okuma veya matematik ile ilgili işlemler yalnızca davranışçı kuramcıların ifade ettiği gibi gözlenebilen yapılardan ibaret olmamaktadır. Yine bilişsel gelişim kuramlarına göre kişiliğinde de önüne geçen ve çocuğun bilişsel gelişimine etkisi olan durumlar, çocuğun çevreye etki eden eylemleri ve yaşadığı deneyimlerdir. Bilişsel gelişim ile ilgili olarak Jean Piaget, Lev Vygotsky ve Jerome Bruner başta olmak üzere pek çok bilim insanı çalışmıştır.

Temelde Piaget, öğrenmenin aktif bir eylem barındırdığı ve çocukların pasif birer alıcı olmaktan ziyade aktif öğrenen olduklarını ifade etmektedir. İsveçli bir psikolog olan Piaget ilk olarak, çocukların öğrenme etkinlikleri içerisindeki düzenlilikten etkilenmiştir. Gözlemlediği çocukların ardışık bir şekilde keşi er yaptığını, aynı hataları tekrar ettiklerini ve neticede aynı sonuca vardıklarını gözlemlemiş durumdaydı. Piaget’e göre bilişsel gelişimi etkileyen ilkeler olgunlaşma, yaşantı, uyum, örgütleme, dengeleme, zeka ve şema olarak sıralanabilir. Piaget bilişsel gelişim evrelerini dört evreye ayırmaktadır. Bunlar; duyusal motor (0-2 yaş), işlem öncesi dönem (2-7 yaş), somut işlemler dönemi (7-11 yaş) ve soyut işlemler dönemi (11 yaş ve üstü)’dir. İfade edilen gelişim döneminin tamamlanabilmesi ve bir sonraki döneme geçilebilmesi için dönem içerisinde yer alan tüm şemalara sahip olmak gerekmektedir. Ayrıca dönemler arasında sıralı bir ilişki söz konusudur. Bireyler sıralı bir şekilde dönemleri geçmelidir.

Amerikalı psikolog olan Jerome Bruner, Piaget ve özellikle de Vygotsky’in sosyokültürel kuramından etkilenmiştir. Bruner’in bilişsel gelişim kuramı; biyolojik açıdan Piaget’in bilişsel gelişim kuramından etkilenmesine ilaveten, dilin bilişsel gelişim üzerinde etkisine değinmiş ve bu bakımdan Vygotsky ile ortaklaşmıştır. Bruner’e göre bir toplumun içerisinde doğan çocuk için sadece doğmuş olma, bilişsel gelişim için yeterli olmamaktadır. Bu noktada bir öğreticin rolü ön plana çıkmaktadır. İlk etapta çocuklar bazı uyarıcıların kontrolü altındadırlar ve bu uyarıcılara tepkiler verirler. Zamanla özgün yollar geliştirerek uyarıcılardan bağımsız tepkiler ortaya koyabilmektedir. Bruner’e göre çocuklar bilişsel becerileri aşamalı bir şekilde kazanmaktadır. Bu aşamalar; eylemsel dönem, imgesel dönem ve sembolik dönemdir.

Bilgiyi İşleme Kuramı

Bilgiyi işleme kuramında zihinsel olarak bilginin nasıl işlendiği merak konusudur. Burada bilgisayar simülasyonları insan düşünmesinin modeli olarak kullanılmaktadır. Bilgiyi işleme kuramcıları bir soru sorulduğunda sorunun nasıl cevaplandığını belirlemeye çalışırlar. İnsanın düşünme sistemini bilgisayar sistemine benzeten bilgiyi işleme kuramcıları, çocukların öğrendikleri şeylere karşı zihinsel süreçlerin nasıl gerçekleştiği üzerine çalışmışlardır. Kuramda kodlama, depolama, geri alma süreçlerine değinmişlerdir. Kodlama bir bilginin zihinde nasıl yer alacağına ilişkin düzenlemedir. Depolama ise bilginin zihinde saklanmasını ifade eder. Geri alma sürecinde bilgi kullanıma uygun bir durumda bellekten geri çağrılır.

Elde edilen bir bilginin belleğe aktarılmasında bazı süreçler söz konusudur. Bu süreç; duyusal süreç, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellektir. Duyusal süreçte duyu organları aracılığı ile elde ettiğimiz kayıtlar kısa süreli belleğe gider ve orada bekler. Kısa süreli bellekte duyusal bellekten gelen bilgiler hatırlandığı kadarı iledir. Zaman içerisinde buradaki bilgilerin unutulması söz konusudur.

Kısa süreli belleğe iletilen bilgilerin tekrarlanması, organize edilmesi durumunda bunlar uzun süreli belleğe aktarılır. Uzun süreli bellekte kısa süreli bellekten gelen bilgiler organize olmuş haldedir. Kısa süreli bellekte çok fazla bilgi depolanamaz, sınırlı bir kapasitesi vardır. Uzun süreli bellekte ise sınırsız bir alan vardır. Bilgiyi işleme kuramına göre bilişsel süreçler, dikkat, algılama, tekrar, otomatikleştirme, kodlama, geri getirme ve unutma olarak sıralanabilir.

Sosyokültürel Gelişim Kuramı

Sosyokültürel kuram zihinsel süreçlerle ilgilenmektedir. Piaget’in bilişsel gelişimi içsel ve bireysel olarak açıklık getirmesinin aksine, bu kuramcılar düşünme ve öğrenmede sosyal etkileşim ve kültürün etkisinin daha fazla olduğunu ifade etmektedirler. Vygotsky 1986-1934 yılları arasında yaşamış ve psikoloji, kültür, edebiyat, sanat ve tarihle ilgilenmiş olan Rus psikologdur. Vygotsky bilgiyi, deneyimli yetişkinler tarafından deneyimsiz olanlara öğretilen bir şey olarak görmektedir. Deneyimsiz olan çocuklar bu şekilde birer çırak olarak ifade edilmektedir. Vygostky bu görüşüyle, çocukları küçük araştırmacılar olarak gören Piaget’ten farklı düşünmektedir. Yine Vygotsky, sosyal çevrenin çocuğun bilişsel gelişimi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu ifade etmektedir. Çocukların kazandıkları beceri, fikir, düşünce ve benzeri durumların kaynağında sosyal çevreden öğrenilmiş durumlar söz konusudur. Bu doğrultuda bilişsel gelişimin kaynağı kişisel psikolojik süreçlerden önce kültürel etkileşimlerdir. Vygotsky’e göre psikolojik süreçler, insanlar arasındaki süreçlerle başlamaktadır. Buna en temel örnek olarak da “dil” verilebilir.

Ekolojik Sistemler Kuramı

Ekolojik sistemler kuramının ilgi alanı genel olarak çocuklar ve ergenlerdir. Ekolojik sistemler kuramına göre salt çocuğun davranış ve biyolojik gelişime odaklanılmamalı, gelişimi etkileyen çevresel unsurlara da odaklanılmalıdır. Bu kurama göre; okul, politik sistemler, toplum gibi pek çok unsur gelişim üzerinde etkiye sahiptir. Kuramı ortaya atan Urie Bronfenbrenner, bütüncül bir bakış açısıyla gelişimi etkileyen tüm çevresel yapıların ele alınması gerektiğini ifade etmektedir. Bronfenbrenner, çevrenin gelişim üzerindeki etkisini açıklarken, çocukların biyolojik yapısı ile etkileşimi de göz ardı etmemektedir. Dolayısıyla kuramı “biyolojik yaklaşım” adı ile de anılmaktadır. Bronfenbrenner’ın ortaya atmış olduğu ekolojik sistemler kuramının temel yapısını merkezde bir çemberin etrafında gittikçe büyüyen çemberler oluşturmakta ve bu çemberler iç içe geçmektedir.

Ekolojik sistemler kuramı ifade edildiği gibi halkalar mikrosistem, mezosistem, ekosistem ve makrosistemden oluşmaktadır.

Etoloji ve Evrimsel Gelişim Psikolojisi

Etoloji hayvan davranışlarını doğal ortamlarında inceleyen, davranışın tarihsel kökeni ve uyum sağlama yönü ile ilgilenen bilim dalıdır.

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki benzer davranışlar araştırmacıların ilgisini çekmiş ve birçok araştırmacı evrimsel gelişim psikolojisi alanı üzerine çalışmalar yapmıştır. Evrimsel gelişim psikolojisi üzerine çalışan araştırmacılar anne-bebek bağlanması, çocukların stres tepkileri, sosyal biliş ve yaşam boyu gelişme gibi şeyleri içeren konular ile ilgilenmişlerdir. Yapılan son çalışmalar ile gelişim psikolojisi evrimsel olarak ele alınmış ve multidisipliner bir alan olarak yeniden ortaya çıkmıştır. Evrimsel gelişim psikologları gelişimi yalnızca biyolojik ve genetik etmenler ile değil, çevre ile de ele alarak açıklamaya çalışmışlardır. Bunu yaparken davranışların geçmişten günümüze nasıl geldiğini, davranışların türün ataları ile nasıl benzerlik ve farklılık gösterdiklerini incelemişlerdir.

Giriş

Bu ünitede çocuk davranışlarına odaklanan Davranışçı Kuram, kişilik ve cinsel gelişimine odaklanan Psikoanalitik Kuram, bilişsel gelişimine odaklanan Bilişsel Gelişim Kuramı, bilginin zihinde yapılanma sürecine odaklanan Bilgiyi İşleme Kuramı, sosyal çevrenin etkisine değinen Sosyokültürel Gelişim Kuramı, çocuk gelişiminde tüm çevresel unsurların etkisine değinen Ekolojik Sistemler Kuramı ve gelişimin evrimsel yanına odaklanan Etoloji ve Evrimsel Gelişim Psikolojisi kuramlarının özelliklerinden bahsedeceğiz.

Davranışçı Kuram

Bireyin zihinsel ve bedensel olarak ortaya koyduğu her şey davranış olarak adlandırılabilmektedir. Davranışın gözle görülebilen kısmına odaklanan davranışçı kuram, davranışların yaşantı sonucu ortaya çıktığı görüşünü benimsemektedir. Temelinde John Locke’un boş levha görüşü yatan davranışçı kurama göre gelişim, çocuğun çevresinden ve çevresinde bulunan aile, öğretmen gibi yetişkinlerden etkilenmektedir. Davranışçı kurama göre bilgi insandan bağımsızdır. Yeni davranışlar uyaran-tepki ilişkilerine bağlı olarak ortaya çıkmakta ve bu ilişkiler davranışta değişikliklere yol açmaktadır. Davranışta değişimin meydana gelmesiyle öğrenmenin geçekleştiğini savunan kuramda, çocuğun çevresindeki yetişkinlerden uygun yaşantılar yoluyla çocuğa davranış kazandırması beklenmektedir. Davranışta iradeye odaklanılmaz, davranışın mekanik bir süreç gibi gerçekleştiği düşünülür. John Locke, P. Pavlov, John B. Watson, Edward Thorndike, B. F. Skinner davranışçı kuramın önemli temsilcilerindendir.

Rus bir psikolog olan ve klasik koşullanmanın temsilcilerinden olan Ivan Petroviç Pavlov, köpeklerdeki mide ve tükürük salgılarına ilişkin çalışmalar yaparken köpeklerin ete verdikleri salya tepkisini ayak sesine de verdiklerini fark etmiştir. Bunun üzerine köpeklerdeki koşullanma üzerine çalışmış ve köpekler ile laboratuvarda çalışmaya başlamıştır. Köpeğe önce zil sesi, ardından et tozu içeren bir besin vermiş ve bunu tekrarlamıştır. Sonrasında köpek zil sesi ve eti eşleştirmiş ve ete verdiği salya tepkisini zil sesine de vermiştir. Pavlov yaptığı deney sonucunda klasik koşullanmayı literatüre kazandırmıştır.

Herhangi bir uyaran varlığında ortaya çıkan tepkiye klasik koşullanma denir. Sözü edilen uyaran ses, koku, renk gibi fiziksel durumlar olarak açıklanmaktadır. Klasik koşullanma nötr uyarıcı, koşulsuz uyarıcı, koşulsuz tepki, koşullu uyarıcı ve koşullu tepki aşamalarından oluşur. Klasik koşullanmanın ilkeleri ise, bitişiklik, pekiştirme, genelleme, sönme, ayırt etme, kendiliğinden geri gelme, birden fazla uyarıcıya koşullanma, gölgeleme ve öğrenilmiş çaresizlik olarak sıralanabilir.

John Broadus Watson, davranışçı görüşe göre psikolojiyi objektif ve deneysel bir alan olarak yorumlamış ve hayvan davranışlarının bilinç aranmaksızın araştırılabileceğini, insan ve hayvan davranışının aynı düzlemde ele alınması gerektiğini ifade etmiştir. Watson’a göre, insanlar bazı refleks ve duygusal tepkilerle dünyaya gelir. İnsana ait diğer tüm davranışlar ise uyaran-tepki bağlantıları ile oluşur. Öğrenmelerin şekillendirilebileceğini düşünen Watson, çevrenin çocukların davranışlarını etkilediğini savunmuştur. Watson’a göre insanlar arasındaki farklar yaşantılar sonucu ortaya çıkmaktadır. Watson, uyarantepki ilişkisinde tepkiyi uyarana karşı en son ve en sık yapılan tepki olarak tanımlamıştır.

Psikoterapide görüşleri etkili olan Burrhus Frederic Skinner, çeşitli hayvanlar ve çocuklar ile çalışmalarını yürütmüştür. Tepkisel ve edimsel koşullanmadan söz etmiştir. Uyaran olmaksızın da tepkinin var olabileceğini savunmuş, uyarıcı tarafından oluşturulan ve organizma tarafından gerçekleştirilen olmak üzere bir ayrım yapmıştır.

Albert Bandura sosyal öğrenme kuramını ortaya atmıştır. Öğrenmelerde başkaları ile ilişkilerin ve gözlemlerin etkili olduğunu söyleyen Bandura’ya göre öğrenme için her zaman pekiştirme gerekli değildir. Sosyal öğrenme kuramına göre birey artık uyarana otomatikman cevap veren değil; bunu analiz ederek davranışına karar veren bir pozisyondadır. Kişinin sahip olduğu bireysel özellikler, yaşadığı çevre, davranışlar birbiri ile ilişki içerisindedir ve birbirlerinden etkilenmektedir. Kişi çevresinde bulunan kişileri gözlemler ve onların deneyimlerinden yararlanır. Kendisi için uygun olan davranışları gözlem yolu ile öğrenen birey, öz eleştiri yolu ile davranışlarını analiz eder ve düzenleme yoluna gider. Gözlem yolu ile öğrenmenin ilkeleri, karşılıklı belirleyicilik, sembolleştirme kapasitesi, öngörü kapasitesi, dolaylı öğrenme kapasitesi, öz düzenleme kapasitesi ve öz yargılama kapasitesi olarak sıralanabilir.

Psikoanalitik Kuram

Psikoanalitik kuramda, çocuğun biyolojik ihtiyaçları ve sosyal beklentiler arasında gerçekleşen uyum ve uyumsuzluklar ele alınmıştır. Bilinçli ve bilinçsiz olarak ortaya konan davranışlara değinmişlerdir. Psikoanalitik kuramda gelişim evrelerindeki çatışmalar ve bu evrelerdeki görevler yer alır. Çocuğun bir çatışmayı çözme durumu, bir sonraki çatışmada önemli bir etken olmaktadır. Psikoanalitik kurama göre birey biyolojik ihtiyaçları ve sosyal beklentiler arasında denge kurabilmelidir. Sigmund Freud ve Erik Erikson psikoanalitik kuramın önemli temsilcilerindendir.

Psikoseksüel gelişim teorisini ortaya koyan Freud (1856- 1939) 0-6 yaş döneminin kişilik gelişimi açısından önemli olduğunu ifade etmiştir. Freud’a göre yaşamsal döngüde temel ihtiyaçların karşılanması gerekmektedir. Bu ihtiyaçların karşılanıp karşılanmaması kişilik gelişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Freud kişiliği oluşturan id, ego ve süperego olmak üzere üç kavramı açıklamıştır. İd cinsel arzu gibi temel dürtülerdir. İd ihtiyaçlarının hemen karşılanması için organizmaya baskı yapar. Ego idin dürtüsel isteklerini yönetir ve düzenleyerek yeniden ortaya koyar. Ego idin isteklerini kontrol altında tutarak uygun zamanlarda ortaya çıkmasını sağlar. Süperego ise toplumsal ve ahlaki süreçleri de içerir.

Karşılıklı belirleyicilik, sembolleştirme kapasitesi, öngörü kapasitesi, dolaylı öğrenme kapasitesi, öz düzenleme kapasitesi, öz yargılama kapasitesi gözlem yolu ile öğrenmenin ilkelerindendir.

Freud çocuğun cinsel gelişiminde oral dönem, anal dönem, fallik dönem, gizil dönem, genital dönemlerden bahsetmiştir. Bu dönemlerde kritik gelişimsel görevler vardır. Bu dönemlerde çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması, gelecekteki yaşantısını önemli ölçüde şekillendirmektedir. İhtiyaçları karşılanmayan çocuk o dönemde takılıp kalmakta ve farklı davranışlar ile bu ihtiyaçları ortaya koymaktadır.

Erik Erikson (1902-1994) tarafından ortaya konan psikososyal gelişim teorisinde yaşam belirli evrelere bölünmüştür. Erikson yaşamı sadece çocukluk döneminde ele almayıp, yetişkinliği de ele almıştır. Çocuğun kimlik kazanımı için bazı görevler vardır. Bu görevler hiyerarşik bir düzende olup, birine ilişkin yaşantı kendinden sonrakileri de etkilemektedir. Kültürün yaşam üzerinde etkisine değinen Erikson, çocuk yetiştirmenin kültürden etkilendiğini ortaya koymuştur. Erikson’un psikososyal gelişim dönemleri güvene karşı güvensizlik, özerkliğe karşı utanç ve şüphe, girişimciliğe karşı suçluluk, çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu, kimliğe karşı rol karmaşası, yakınlığa karşı yalıtılmışlık, üretkenliğe karşı durgunluk ve bütünlüğe karşı umutsuzluk olarak sıralanabilir.

Bilişsel Gelişim Kuramı

Bilişsel gelişim, doğumdan itibaren başlamak üzere çevreyle etkileşim, çevreyi idrak etmek için bilgilerin işlenmesi, bilgilerin kullanılması, bilgilerin depolanması, bilgilerin yeniden yorumlanması ve bilgilerin değerlendirilmesi aşamalarının bütününden meydana gelen zihinsel süreç temelli bir gelişim alanı olarak ifade edilmektedir. Bilişsel gelişim kuramı; bilgilerin çocuklar tarafından aktif bir şekilde yapılandırıldığını, dil, problem çözme ve sosyal etkileşimin öğrenme için gerekli olduğunu savunan bir insan gelişimi kuramı olarak tanımlanmaktadır. Bilişsel gelişim kuramına göre, çocukların gelişiminde zihinsel süreçler önemli bir yer edinmektedir. Zihinsel süreçler bu kurama göre karmaşık ve içsel yapıları bünyesinde barındırmaktadır. Karmaşık bilişsel süreçleri barındıran okuma veya matematik ile ilgili işlemler yalnızca davranışçı kuramcıların ifade ettiği gibi gözlenebilen yapılardan ibaret olmamaktadır. Yine bilişsel gelişim kuramlarına göre kişiliğinde de önüne geçen ve çocuğun bilişsel gelişimine etkisi olan durumlar, çocuğun çevreye etki eden eylemleri ve yaşadığı deneyimlerdir. Bilişsel gelişim ile ilgili olarak Jean Piaget, Lev Vygotsky ve Jerome Bruner başta olmak üzere pek çok bilim insanı çalışmıştır.

Temelde Piaget, öğrenmenin aktif bir eylem barındırdığı ve çocukların pasif birer alıcı olmaktan ziyade aktif öğrenen olduklarını ifade etmektedir. İsveçli bir psikolog olan Piaget ilk olarak, çocukların öğrenme etkinlikleri içerisindeki düzenlilikten etkilenmiştir. Gözlemlediği çocukların ardışık bir şekilde keşi er yaptığını, aynı hataları tekrar ettiklerini ve neticede aynı sonuca vardıklarını gözlemlemiş durumdaydı. Piaget’e göre bilişsel gelişimi etkileyen ilkeler olgunlaşma, yaşantı, uyum, örgütleme, dengeleme, zeka ve şema olarak sıralanabilir. Piaget bilişsel gelişim evrelerini dört evreye ayırmaktadır. Bunlar; duyusal motor (0-2 yaş), işlem öncesi dönem (2-7 yaş), somut işlemler dönemi (7-11 yaş) ve soyut işlemler dönemi (11 yaş ve üstü)’dir. İfade edilen gelişim döneminin tamamlanabilmesi ve bir sonraki döneme geçilebilmesi için dönem içerisinde yer alan tüm şemalara sahip olmak gerekmektedir. Ayrıca dönemler arasında sıralı bir ilişki söz konusudur. Bireyler sıralı bir şekilde dönemleri geçmelidir.

Amerikalı psikolog olan Jerome Bruner, Piaget ve özellikle de Vygotsky’in sosyokültürel kuramından etkilenmiştir. Bruner’in bilişsel gelişim kuramı; biyolojik açıdan Piaget’in bilişsel gelişim kuramından etkilenmesine ilaveten, dilin bilişsel gelişim üzerinde etkisine değinmiş ve bu bakımdan Vygotsky ile ortaklaşmıştır. Bruner’e göre bir toplumun içerisinde doğan çocuk için sadece doğmuş olma, bilişsel gelişim için yeterli olmamaktadır. Bu noktada bir öğreticin rolü ön plana çıkmaktadır. İlk etapta çocuklar bazı uyarıcıların kontrolü altındadırlar ve bu uyarıcılara tepkiler verirler. Zamanla özgün yollar geliştirerek uyarıcılardan bağımsız tepkiler ortaya koyabilmektedir. Bruner’e göre çocuklar bilişsel becerileri aşamalı bir şekilde kazanmaktadır. Bu aşamalar; eylemsel dönem, imgesel dönem ve sembolik dönemdir.

Bilgiyi İşleme Kuramı

Bilgiyi işleme kuramında zihinsel olarak bilginin nasıl işlendiği merak konusudur. Burada bilgisayar simülasyonları insan düşünmesinin modeli olarak kullanılmaktadır. Bilgiyi işleme kuramcıları bir soru sorulduğunda sorunun nasıl cevaplandığını belirlemeye çalışırlar. İnsanın düşünme sistemini bilgisayar sistemine benzeten bilgiyi işleme kuramcıları, çocukların öğrendikleri şeylere karşı zihinsel süreçlerin nasıl gerçekleştiği üzerine çalışmışlardır. Kuramda kodlama, depolama, geri alma süreçlerine değinmişlerdir. Kodlama bir bilginin zihinde nasıl yer alacağına ilişkin düzenlemedir. Depolama ise bilginin zihinde saklanmasını ifade eder. Geri alma sürecinde bilgi kullanıma uygun bir durumda bellekten geri çağrılır.

Elde edilen bir bilginin belleğe aktarılmasında bazı süreçler söz konusudur. Bu süreç; duyusal süreç, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellektir. Duyusal süreçte duyu organları aracılığı ile elde ettiğimiz kayıtlar kısa süreli belleğe gider ve orada bekler. Kısa süreli bellekte duyusal bellekten gelen bilgiler hatırlandığı kadarı iledir. Zaman içerisinde buradaki bilgilerin unutulması söz konusudur.

Kısa süreli belleğe iletilen bilgilerin tekrarlanması, organize edilmesi durumunda bunlar uzun süreli belleğe aktarılır. Uzun süreli bellekte kısa süreli bellekten gelen bilgiler organize olmuş haldedir. Kısa süreli bellekte çok fazla bilgi depolanamaz, sınırlı bir kapasitesi vardır. Uzun süreli bellekte ise sınırsız bir alan vardır. Bilgiyi işleme kuramına göre bilişsel süreçler, dikkat, algılama, tekrar, otomatikleştirme, kodlama, geri getirme ve unutma olarak sıralanabilir.

Sosyokültürel Gelişim Kuramı

Sosyokültürel kuram zihinsel süreçlerle ilgilenmektedir. Piaget’in bilişsel gelişimi içsel ve bireysel olarak açıklık getirmesinin aksine, bu kuramcılar düşünme ve öğrenmede sosyal etkileşim ve kültürün etkisinin daha fazla olduğunu ifade etmektedirler. Vygotsky 1986-1934 yılları arasında yaşamış ve psikoloji, kültür, edebiyat, sanat ve tarihle ilgilenmiş olan Rus psikologdur. Vygotsky bilgiyi, deneyimli yetişkinler tarafından deneyimsiz olanlara öğretilen bir şey olarak görmektedir. Deneyimsiz olan çocuklar bu şekilde birer çırak olarak ifade edilmektedir. Vygostky bu görüşüyle, çocukları küçük araştırmacılar olarak gören Piaget’ten farklı düşünmektedir. Yine Vygotsky, sosyal çevrenin çocuğun bilişsel gelişimi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu ifade etmektedir. Çocukların kazandıkları beceri, fikir, düşünce ve benzeri durumların kaynağında sosyal çevreden öğrenilmiş durumlar söz konusudur. Bu doğrultuda bilişsel gelişimin kaynağı kişisel psikolojik süreçlerden önce kültürel etkileşimlerdir. Vygotsky’e göre psikolojik süreçler, insanlar arasındaki süreçlerle başlamaktadır. Buna en temel örnek olarak da “dil” verilebilir.

Ekolojik Sistemler Kuramı

Ekolojik sistemler kuramının ilgi alanı genel olarak çocuklar ve ergenlerdir. Ekolojik sistemler kuramına göre salt çocuğun davranış ve biyolojik gelişime odaklanılmamalı, gelişimi etkileyen çevresel unsurlara da odaklanılmalıdır. Bu kurama göre; okul, politik sistemler, toplum gibi pek çok unsur gelişim üzerinde etkiye sahiptir. Kuramı ortaya atan Urie Bronfenbrenner, bütüncül bir bakış açısıyla gelişimi etkileyen tüm çevresel yapıların ele alınması gerektiğini ifade etmektedir. Bronfenbrenner, çevrenin gelişim üzerindeki etkisini açıklarken, çocukların biyolojik yapısı ile etkileşimi de göz ardı etmemektedir. Dolayısıyla kuramı “biyolojik yaklaşım” adı ile de anılmaktadır. Bronfenbrenner’ın ortaya atmış olduğu ekolojik sistemler kuramının temel yapısını merkezde bir çemberin etrafında gittikçe büyüyen çemberler oluşturmakta ve bu çemberler iç içe geçmektedir.

Ekolojik sistemler kuramı ifade edildiği gibi halkalar mikrosistem, mezosistem, ekosistem ve makrosistemden oluşmaktadır.

Etoloji ve Evrimsel Gelişim Psikolojisi

Etoloji hayvan davranışlarını doğal ortamlarında inceleyen, davranışın tarihsel kökeni ve uyum sağlama yönü ile ilgilenen bilim dalıdır.

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki benzer davranışlar araştırmacıların ilgisini çekmiş ve birçok araştırmacı evrimsel gelişim psikolojisi alanı üzerine çalışmalar yapmıştır. Evrimsel gelişim psikolojisi üzerine çalışan araştırmacılar anne-bebek bağlanması, çocukların stres tepkileri, sosyal biliş ve yaşam boyu gelişme gibi şeyleri içeren konular ile ilgilenmişlerdir. Yapılan son çalışmalar ile gelişim psikolojisi evrimsel olarak ele alınmış ve multidisipliner bir alan olarak yeniden ortaya çıkmıştır. Evrimsel gelişim psikologları gelişimi yalnızca biyolojik ve genetik etmenler ile değil, çevre ile de ele alarak açıklamaya çalışmışlardır. Bunu yaparken davranışların geçmişten günümüze nasıl geldiğini, davranışların türün ataları ile nasıl benzerlik ve farklılık gösterdiklerini incelemişlerdir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.