Uluslararası Örgütler Dersi 7. Ünite Sorularla Öğrenelim

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası Örgütler Dersi 7. Ünite Sorularla Öğrenelim için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Sui Generis Örgütler

1. Soru

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) ne zaman kurulmuştur?

Cevap

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzalayarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuştur.


2. Soru

BDT’nin doğmasına yol açan olay nedir?

Cevap

SSCB’nin yıkılma süreci içerisinde, geride kalan ülkeler arasında sıkı bir iletişim zorunluluğu BDT’nin doğmasına yol açmıştır.


3. Soru

BDT’nin amaçları nelerdir?

Cevap

BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültürel ve diğer alanlarda işbirliği,
  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasında işbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,
  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilke ve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçimde insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,
  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında üye devletlerarasında işbirliği,
  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılması, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,
  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dolaşım özgürlüklerinin sağlanması,
  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukuki yardım ve işbirliğinin sağlanması,
  • Üye devletlerarasında anlaşmazlık ve çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümü.

4. Soru

Bağımsız Devletler Topluluğunun temel organları nelerdir?

Cevap

Bağımsız Devletler Topluluğunun temel organları;

  • Devlet Başkanları Konseyi (DBK),
  • Hükûmet Başkanları Konseyi,
  • Savunma Bakanları Konseyi,
  • Dışişleri Bakanları Konseyi (DİBK),
  • Parlamentolararası Asamble,
  • Yürütme Komitesi,
  • Ekonomi Mahkemesi,
  • Sınır Birlikleri Komutanları Konseyi’dir.

5. Soru

Devlet Başkanları Konseyi ne kadar sıklıkta toplanır?

Cevap

IMF, Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır.


6. Soru

Hükûmet Başkanları Konseyinin görevi nedir?

Cevap

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yürütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, toplumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getirmek işlevine sahiptir.


7. Soru

Dışişleri Bakanları Konseyi (DİBK) ne zaman kurulmuştur?

Cevap

Dışişleri Bakanları Konseyi (DİBK), DBK’nin 4 Eylül 1993 tarihli kararıyla üye devletlerin dışişleri politikalarının eşgüdümünü sağlamak amacıyla kurulmuştur.


8. Soru

DİBK’nin görevleri nelerdir?

Cevap

DİBK şu görevleri üstlenir: DBK ve HBK kararlarının uygulanması; üye devletlerin dış politikalarının eşgüdümü ve diplomatik misyonlar arasında işbirliğinin sağlanması; insani ve hukuki alanlarda işbirliğini arttırmak; anlaşmazlık ve çatışmaların barışçıl yollarla çözümünü sağlayarak topluluk içinde barış, anlayış ve istikrarı kurmak; üyeler arasında dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerini inşa etmek.


9. Soru

Savunma Bakanları Konseyi ne zaman kurulmuştur?    

Cevap

Savunma Bakanları Konseyi, 14 Şubat 1992 tarihli DBK kararıyla kurulmuştur.


10. Soru

Parlamentolararası Asamble ne zaman kurulmuştur?

Cevap

Parlamentolararası Asamble, 27 Mart 1992’de Alma Ata’da Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, RF, Tacikistan ve Özbekistan Parlamento Başkanları’nın imzasıyla kurulmuştur.


11. Soru

Parlamentolararası Asemble ne kadar sıklıkla toplanır?

Cevap

Üye parlamento heyetlerinden oluşan Asamble Konseyi yılda dört kez toplanır.


12. Soru

Ekonomi Mahkemesinin görevi nedir?

Cevap

BDT içerisinde ekonomi alanındaki ilişkileri düzenlemeyi ve ortaya çıkan sorunları çözüme kavuşturmayı amaç edinmiştir. Mahkeme imzalanan anlaşma ve belgelerin yorumunu yapar, uyuşmazlık durumunda tavsiye niteliğinde kararlar alır.


13. Soru

Gürcistan’ın BDT’den ayrılması nasıl olmuştur?

Cevap

2008 Güney Osetya Savaşı ile başlayan ve Rusya ile aralarında çıkan savaş sonrası Gürcistan BDT’den ayrılmaya karar vermiştir. 15 Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan Meclisi, BDT’den ayrılma kararını onaylamış ve üyelik resmen 18 Ağustos 2009 tarihinde sona ermiştir.


14. Soru

BDT’nin en çok ilerleme kaydettiği alan nedir?

Cevap

İşbirliğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur.


15. Soru

Kültür Devrimi nedir?

Cevap

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi.


16. Soru

“Şangay Beşlisi (Shanghai Five) ne zaman kuruldu?

Cevap

26 Nisan 1996’da Şangay’da imzalanan Sınır Bölgelerinde Askeri Güveni Derinleştirme Antlaşması’yla “Şangay Beşlisi (Shanghai Five)” olarak anılan yapı kuruldu.


17. Soru

Altı üyeli Şangay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organisation :SCO) ne zaman kurulmuştur?

Cevap

2001’de tekrar Şangay’da yapılan zirveye Özbekistan’ın da katılımıyla yapılanmanın bir hükûmetler arası örgüt şeklinde kurumsallaşması kararı alındı ve 15 Haziran 2001’de yayımlanan bildiriyle de altı üyeli Şangay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organisation: SCO) resmen kurulmuş oldu.


18. Soru

İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması ne zaman imzalanmıştır?

Cevap

ŞİÖ’nün kurucu ülkeleri RF ve Çin, Örgüt’ün kuruluşundan bundan bir ay sonra, Temmuz 2001’de İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması da imzalamıştır.


19. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü’nün ilkeleri nelerdir?

Cevap

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan kurucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir geleceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma olarak sıralanmaktadır.


20. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü’nün ana amaçları nelerdir?

Cevap

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler arası iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, ekonomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve istikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.


21. Soru

Örgütün en üst karar alma organı nedir ve ne sıklıkla toplanır?

Cevap

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmektedir.


22. Soru

Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten konsey nedir?

Cevap

Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir.


23. Soru

ŞİÖ Sekretaryanın sorumlulukları nelerdir?

Cevap

Örgütün tüm rutin “bürokratik” işleyişinden sorumlu olan Sekretarya, Devlet Başkanları Konseyi’nden başlayarak diğer ana organlarda alınan kararların uygulanması, yürütülmesi ve gözetlenmesinden sorumludur.


24. Soru

Sekretarya’nın başında kim vardır?

Cevap

Pekin’de bulunan ve örgütün tüm resmî belgelerinin depozitörü de olan Sekretarya’nın başında, Devlet Başkanları Konseyi tarafından 3 yıllığına atanan ve (şimdilik) zayıf/sembolik de olsa örgütü bir anlamda temsil eden Genel Sekreter bulunmaktadır.


25. Soru

İslam İşbirliği Örgütünün kaç üyesi vardır?

Cevap

Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüttür. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir.


26. Soru

Örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da önemli bir aktör olamamasının sebepleri nelerdir?

Cevap

Örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir.


27. Soru

İslam İşbirliği Örgütü’ne başvurma şartı nedir?

Cevap

Kurucu metnin 3. Maddesinde yapılan düzenlemeye göre, örgüt kurucu metnine uyan ve “Müslüman çoğunluğa sahip olan (having Muslim majority)” BM üyesi her devlet, üyeliğe başvurabilecektir.


28. Soru

İİÖ’nün Ağustos 2017 itibariyle üyesi olan ülkeler hangileridir?

Cevap

İİÖ’nün Ağustos 2017 itibariyle üyesi olan 57 devlet şunlardır: Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Brunei, Burkina-Faso, Cezayir, Cibuti, Çad, Endonezya, Fas, Fildişi Sahili, Filistin, Gabon, Gambiya, Gine, Gine Bissau, Guyana, Irak, İran, Kamerun, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, Komorlar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Maldivler, Malezya, Mali, Mısır, Moritanya, Mozambik, Nijer, Nijerya, Özbekistan, Pakistan, Senegal, Sierra Leone, Somali, Sudan, Surinam, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Togo, Tunus, Türkiye, Türkmenistan, Uganda, Umman, Ürdün ve Yemen. Öte yandan, Suriye’nin üyeliği 14-15 Ağustos 2012’de düzenlenen 4. Olağanüstü İİT Zirvesi’nde askıya alınmıştır.


29. Soru

İİÖ’de gözlemci üye statüsüne sahip ülkeler hangileridir?

Cevap

Rusya Federasyonu, Bosna-Hersek, Orta Afrika Cumhuriyeti, Tayland Krallığı ve “Kıbrıs Türk Devleti” gözlemci üye statüsüne sahiptir.


30. Soru

İİÖ Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçları nelerdir?

Cevap

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışma bağlarını geliştirmek;
  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davalarında üyelerini desteklemek;
  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işlerine karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;
  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplumsal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağlayacak şekilde aktif katılımını sağlamak;
  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağlamak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi komşuluk üzerine bina edilmiş devletlerarası ilişkileri teşvik etmek;
  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağlayacak şekilde güçlendirmek;
  • Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinleri ve değerleri teşvik etmek, korumak ve yaymak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;
  • İslam’ın gerçek imajını korumak ve savunmak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;
  • Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliştirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araştırma ve işbirliğini teşvik etmek;
  • Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlıların ve engellilerin hakları dâhil olmak üzere insan haklarını ve temel özgürlüklerini ve İslami aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;
  • Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti, yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılığıyla mücadelede işbirliği yapmak;
  • Doğal afetler gibi acil insani durumlarda işbirliği yapmak ve birlikte çalışmak;
  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insani kalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;
  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasını desteklemek.

31. Soru

Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, ne kadar sıklıkla toplanır?

Cevap

Üyelerin devlet ya da hükümet başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplanmaktadır (madde 6-8).


32. Soru

Olağanüstü toplantı yapma kriteri nedir?

Cevap

“Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”, Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üyelerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiyle olağanüstü toplantı mümkündür (Madde 9).


33. Soru

İİÖ Dışişleri Bakanları Konseyi’nin görevi nedir?

Cevap

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yürütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorumludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tarafından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite kurulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seçmektir (madde 10).


34. Soru

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter nasıl seçilir?

Cevap

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakanları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en fazla iki dönem olacak şekilde seçilir.


35. Soru

Genel Sekreterliğin görevi nedir?

Cevap

Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin işleyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen raporların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halinde ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).


36. Soru

Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)’ın başkanlığını kim yapar?

Cevap

İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.


37. Soru

Arap Birliği neden sui generis bir uluslararası örgüttür?

Cevap

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür.


38. Soru

Arap Birliği’nin merkezi neresidir?

Cevap

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. Ancak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (madde 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürütülmüştür.


39. Soru

Arap Birliğine üye olan ülkeler nelerdir?

Cevap

Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.


40. Soru

Örgüt üyeliğinden ayrılma şartı nedir?

Cevap

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18).


41. Soru

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi hangi ülkelerdir?

Cevap

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlardır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.


42. Soru

Arap Birliğinin amacı nedir?

Cevap

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaştırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlıklarını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçevede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık işlemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgütün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaçladığı söylenebilir.


43. Soru

Arap Birliğinin organları nelerdir?

Cevap

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik.


44. Soru

Arap Birliği Konseyinin görevi nedir?

Cevap

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3).


45. Soru

Arap Birliği Genel Sekreterliğin görevi nedir?

Cevap

Genel Sekreter, yardımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazırlayıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur.


46. Soru

Mevcut Genel Sekreter kimdir?

Cevap

Mısır’ın üyelikten çıkarılması nedeniyle 1979-1990 dönemi hariç örgüt genel sekreterliğini hep Mısır vatandaşları yapmıştır. Mevcut Genel Sekreter ise 2016’da seçilen Ahmed Aboul Gheit’tir.


47. Soru

Arap Birliği ile İslam İşbirliği Örgütü hep karşılaştırılmakta ve birlikte ele alınmasının sebepleri nelerdir?

Cevap

Arap Birliği ile İslam İşbirliği Örgütü hep karşılaştırılmakta ve birlikte ele alınmaktadır. Bunun temel nedeni, Arap Birliği’nin Mısır merkezli seküler, sosyalist ve Pan-Arabist akımı, İslam İşbirliği Örgütü’nün ise Suudi Arabistan merkezli ümmetçi akımı temsil ettiğinin düşünülmesi ve iki örgütün de İsrail-Filistin Sorunu’nun da etkisiyle doğrudan Orta Doğu siyaseti açısından akla gelmesi olsa gerektir.


48. Soru

Bağımsız devletler topluluğu nedir?

Cevap

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.


49. Soru

Bağımsız devletler topluluğu çalışma sistemini açıklayınız.

Cevap

BDT’nin neden ve nasıl kurulduğu kısaca özet- lendikten sonra, örgüt yapılanması üzerinde dur- mak yararlı olacaktır. 1993’te kabul edilen BDT Şartı’nın birinci maddesinde topluluğun eşit hak- lara sahip bağımsız uluslararası hukuk öznelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulu olduğu kabul edilmiştir. BDT, siyasal, askerî, ekonomik, toplum- sal ve kültürel alanlarda yakın işbirliğini hedefleyen çok amaçlı bir bölgesel örgüttür. BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültü- rel ve diğer alanlarda işbirliği,

  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasındaişbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,

  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilkeve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçim- de insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,

  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanma- sında üye devletler arasında işbirliği,

  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılma- sı, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,

  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dola- şım özgürlüklerinin sağlanması,

  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukukiyardım ve işbirliğinin sağlanması,

  • Üye devletler arasında anlaşmazlık ve çatış- maların barışçıl yöntemlerle çözümü.

Şartın üçüncü maddesinde üye devletlerin ulus- lararası hukukça benimsenmiş evrensel norm ve il- kelere saygılı olacakları da kabul edilmiştir. Ayrıca Topluluk amaç ve ilkelerini paylaşan diğer devlet- lerin katılımına açıktır.

Topluluğun temel organları şunlardır: Devlet Başkanları Konseyi (DBK), Topluluğun en üst dü- zey organıdır. Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır. Kararlar oydaşmayla (consensus) alınır. Devlet başkanlarından birinin alınacak kara- ra katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Karar, onaylayan devletler için alınabilir. Nisan 1999’da DBK başkanlığının bir yılı geçmemek kaydıyla rotasyon usulünce belirlenmesi kara- rı alınmıştır (Purtaş, 2005: 74-75). DBK, en üst düzeyde görüş alış verişinin yapıldığı ve çıkan an- laşmazlıkların masaya yatırılarak doğrudan çözüm arayışlarının gündeme geldiği bir platform işlevi görmektedir.

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yü- rütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, top- lumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getir- mek işlevine sahiptir. Ekonomik Birlik Anlaşması’nın uygulanması ve ortak pazarın yaratılması için faaliyet- lerde bulunur. HBK de oydaşma ile karar alır ve bir/ birkaç üyenin karara katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Yılda iki kez toplanır.


50. Soru

Bağımsız devletler topluluğu işlevini anlatınız.

Cevap

1992’den başlayarak BDT içerisindeki pek çok işbirliği girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Örneğin, bütün üyeleri kapsayan bir ortak pazar hedefine ulaşılamamıştır. Bütün çabalara karşın 2008’de BDT ülkeleri yaptıkları ihracatın yalnızca yüzde 20’sine yakınını, ithalatın ise yüzde 30’unu diğer BDT ülkelerine/ülkelerinden yapmışlar- dır. 2008’de RF ile yaşanan çatışmanın ardından 18 Ağustos 2009’da Gürcistan BDT’den ayrılma- sı topluluğun bütünlüğüne yönelik çok ciddi bir darbe niteliğini taşımaktadır. Son olarak, 2013 gü- zünde başlayan, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’daki devlet bütünlüğünün sona ermesiyle sonuçlanan bunalım ilişkileri son derece olumsuz yönde etkilemiştir (Özdal, 2016: 235-265).

Yine de BDT’yi toptan bir başarısızlık olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. 2016’da 25. yılını kutlayan topluluk sürekliliğini kanıtlamıştır (http:// www.cis.minsk.by/page.php?id=19200) Bir kere, düzenli olarak yapılan DBK zirveleri bölgedeki so- runların dile getirilerek çözüm arandığı bir platform işlevini görmektedir. SSCB’nin dağılmasının ardın- dan yaşanan pazar ekonomisine geçiş ve devletin inşası süreçlerinin kansız biçimde gerçekleşmesin- de BDT’nin büyük katkısı olmuştur. Bu coğrafya- nın “Balkanizasyonu” engellenmiştir. Kazakistan ve Ukrayna’nın nükleer silahlardan arınma süreci de BDT çerçevesinde gerçekleştirilmiştir (İvanov, 2002: 106). Bu gelişmelere paralel biçimde, bölge- de uyuşturucu kaçakçılığından insan ticaretine pek çok sorunla BDT çerçevesinde mücadele edilmekte- dir. Yürütme komitesine bağlı olarak çalışan onlarca uzmanlık komisyonu hemen her alanda işbirliğini geliştirmek için çaba harcamaktadır. BDT’nin ku- rumsal yapısını hızla tamamlayabilmesi ve uluslara- rası kabul görmesi de ona saygınlık kazandırmıştır. BDT’ye Mart 1994’te BM Genel Kurulunda göz- lemci statüsü verilmiştir (Purtaş, 2005: 87). İşbir- liğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur. Tüm BDT üyeleri katılmasalar da KGAÖ, 2000’lerde bölgede ortak savunmayı he- defleyen en önemli yapı hâline gelmiştir.


51. Soru

Şangay işbirliği örgütünü anlatınız.

Cevap

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilk yılları, SSCB ile en azından ideolojik (“yoldaşlık”) temelli iyi ilişkilerin söz konusu olduğu dönemdir. Bu dönem kısa sürede yerini rekabete bırakmıştır. Çin ve SSCB arasında Kore Savaşı’yla başlayan müttefiklik, sınır sorunları dâhil pek çok nedenle kısa sürede bozulmuştur. Bir yandan 1953’te Stalin’in ölmesi ve Kruşçev’le başlayan “de-Stalinizasyon”/“revizyonizm” dönemi diğer yandaysa Çin’de Kültür Devrimi’nin getirdiği ideolojik ayrışma ilişkileri bir ölçüde “düşmanlık” seviyesine getirmiştir. Öyle ki SSCB’nin Afganistan’ı işgalinedek giden süreç içinde, bölgede ciddi bir örgütlenme çabası “imkânsız” hâle gelmiştir. Çin’in dünya politikası bir yana “zorunlu” durumlar hariç bölge politikasına bile dahil olmama anlayışı, SSCB’nin de uluslararası ilişkilerini büyük ölçüde iki-kutuplu dünyanın iki ana devletinden birisi olarak ve nihayetinde temel ola- rak Avrupa merkezli yürütmesi (Varşova Paktı), bir bölgesel örgütlenmenin siyasal zeminini yok etmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitiş sürecinde durum aşamalı olarak değişmiştir. Bu anlamda ilk dönüşümün Çin’de yaşandığı söylenebilir. Dışta hem SSCB’yle hem de Batı dünyasıyla ciddi sorunlara, içeride de ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel çalkantılara neden olan Kültür Devrimi, Mao’nun ölümüyle terk edilmiştir. Üstelik 1978’de yapılan Çin Komünist Partisi’nin 11. Kongresi’nde alınan kararlarla da “reform ve dışa açılma” süreci başlatılmıştır. Bu çerçevede “Çin’e özgü sosyalizm” yani “piyasa sosyalizmi” ya da “devlet kapitalizmi” olarak da anılan karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiştir. Böylece Çin, yaygın görüşe göre binlerce yıldır için- de durduğu kabuğu kırmaya ve ekonomik ve hatta siyasi olarak sınırlarının dışıyla aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır. Bölgesinden başlayarak uluslararası sahada varlık göstermeye başlamasının tartışmasız en önemli nedenlerinden birisi, yeni ekonomi politikaları için gerekli hammadde ve pazar arayışıdır. Zaten bu arayış, Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasına giden süreçte Çin açısından çok belirleyici olmuştur.


52. Soru

Şangay örgütünün amacı nedirdir?

Cevap

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan ku- rucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir ge- leceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma ola- rak sıralanmaktadır.

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler ara- sı iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, eko- nomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve is- tikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

Bu çerçevede toplumsal yakınlaşmayı amaçlayan çeşitli ortak kültür aktiviteleri yapılmakta, orta-uzun vadede serbest ticaret bölgesi kurmak ve hatta alterna- tif banka sistemi kurmak gibi ekonomik-finansal he- defler belirlenmekte, doğal gaz, petrol arama ve hatta su kaynakları üzerinde ortak enerji çalışmaları yürüt- me fikirleri geliştirilmektedir. Nitekim ŞİÖ’nün ener- ji, ulaşım, iletişim gibi alanlarda yürütmekte olduğu geniş kapsamlı projelere de sıklıkla dikkat çekilmekte ve örgütün “asıl” amaçlarının altyapısal gelişmeye da- yalı “hazırlık” dönemini takiben orta vadede görünür/ hissedilir olacağı ileri sürülmektedir.


53. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü işlevi nedir?

Cevap

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmekte- dir. Örgütün genel siyasasını belirleyen, makro ka- rarları alan ve tüm önemli konularda diğer örgüt organlarına direktifler veren bu Konseyin yanı sıra bir de üye devlet hükümet başkanlarından oluşanHükümet Başkanları Konseyi bulunmaktadır. Yıllık bütçeyi onaylama yetkisine de sahip olan Konsey, yılda bir kez toplanarak üyeler arası işbirliğini çe- şitli boyutlarıyla ele almaktadır. İşbirliği stratejileri belirleme ve işbirliği alanlarında gerekli kararları alma yetkisi de bu organa verilmiştir.

Onun da altında yine düzenli toplantılar yapan ve örgütün dış ilişkilerini yürüten Dışişleri Bakan- ları Konseyi yer almaktadır. Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir. Ay- rıca, ele alınacak konuya göre üye ülke bakanları da işbirliğini artıracak mekanizmalar üzerinden iş- leyen çeşitli düzeylerde toplantılar yürütmektedir.

Nihayet, ŞİÖ’nün sürekliliğinin aracı ve sembolü olarak bir uluslararası örgüt olmasını sağlayan bir deSekretarya vardır. Örgütün tüm rutin “bürokratik”


54. Soru

İslam işbirliği örgütünü anlatınız.

Cevap

1969-1972 arasında düzenlenen bir dizi konferans neticesinde kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), 2011’de İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) adını almıştır. Başlangıçtan beri isminde bir din adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüt olan İİÖ, amaç ve faaliyet alanlarını da büyük ölçüde bu çerçevede belirlemiştir. İİÖ’nün bir diğer dikkat çekici özelliğiyse, Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüt olmasıdır. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir. Öte yandan, örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da
önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir. Nihayetinde modern uluslararası ilişkiler sistemi, bu türden dini-kültürel boyutları olduğu düşünülen kimi ittifak ilişkilerinin söz konusu olduğu ya da olabi- leceği yönünde kimi görüşler olsa da, büyük ölçüde siyasi ve ekonomik çıkar ilişkileriyle değer ortaklıkları temelinde şekillenmektedir. Dolayısıyla, uygulamada da görüldüğü gibi, İİÖ sadece dini-kültürel boyutu ön planda olduğu düşünülen kimi sorunlara karşı kısmen ön plana çıkabilmektedir. Tabii ancak üyeleri arasındaki siyasi ve ekonomik farklılıkların ve uluslararası ilişkilerin genel işleyişinin izin verdiği ölçüde.


55. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü kuruluş sürecini anlatınız.

Cevap

Örgütün kuruluş sürecinde biri genel bir de özel ve hızlandırıcı iki etkenin rol oynadığı söylenebilir. Ge- nel etken olarak karşımıza dünya ve özellikle de bölge politikasında yaşanan gelişmeler çıkmakta. Şöyle ki, bir önceki bölümde ele alınan Arap Birliği’nin 1945’te, İsrail’in de 1948’de kurulması Ortadoğu siyasetini derinden etkiledi. Mısır önderliğinde kurulan Arap Birliği, özellikle Bağlantısızlar Hareketi’nin de liderlerinden olan Nasır döneminden itibaren Ortadoğu’da seküler/sosyalist ve pan-Arabist politikaların ön pla- na çıkmasına neden oldu. Buysa, diğer boyutları bir yana, bölgede Filistin sorunu konusunda yürütü- lecek mücadelenin merkezinin neresi olacağı ve bu mücadelenin hangi temelde yürütüleceği tartışmala- rını da başlattı. Yanıtı seküler Arap milliyetçiliğinde arayanların Mısır merkezli Arap Birliği üzerinden ve kısmen Sovyetler Birliği’ne yakın olarak yürüttü- ğü politikalara alternatif olma arayışı zamanla daha belirgin olmaya başladı. 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleşti- rilmesi girişiminin başarısız olsa da, bu kez Baas Partisi’nin Irak ve Suriye’de güç kazanmasıyla böl- gede Sovyetler Birliği’nin etkisinin arttığı yönünde düşünceler de artmaya başladı. Tüm bunlar, İsrail- Filistin sorunun dini boyutları da olduğu ve hatta mücadelenin ve daha da önemlisi Ortadoğu devlet- leri arasında İsrail karşıtı birliğin zemininin din ol- ması gerektiği düşüncesini başını Suudi Arabistan’ın çektiği devletler arasında ön plana çıkardı.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.


56. Soru

İslam işbirliği teşkilatı amaçlarını açıklayınız.

Cevap

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışmabağlarını geliştirmek;

  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davala- rında üyelerini desteklemek;

  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işleri- ne karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;

  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğininve toprak bütünlüğünün yeniden sağlan- masını desteklemek;

  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplum- sal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağ- layacak şekilde aktif katılımını sağlamak;

  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağla- mak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi kom- şuluk üzerine bina edilmiş devletler arası ilişkileri teşvik etmek;

  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticariilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağ- layacak şekilde güçlendirmek;

  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insanikalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;

• Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinlerive değerleri teşvik etmek, korumak ve yay- mak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;

• İslam’ın gerçek imajını korumak ve savun- mak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;

• Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliş- tirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araş- tırma ve işbirliğini teşvik etmek;

• Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlılarınve engellilerin hakları dâhil olmak üzere in- san haklarını ve temel özgürlüklerini ve İsla- mi aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;

• Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti,yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılı- ğıyla mücadelede işbirliği yapmak;

• Doğal afetler gibi acil insani durumlarda iş- birliği yapmak ve birlikte çalışmak.

Bu amaçların dışında 2016-2025 yıllarını kap- sayacak yeni 10 Yıllık Eylem Programı da kabul edilmiştir. Buna göre, ılımlılığın ve hoşgörünün teşviki, terörizmle ve İslamofobi ile mücadele, baş- ta Filistin sorunu olmak üzere çatışmaların önlen- mesi ve çözümü, ekonomik işbirliği ve Afrika’da yoksullukla mücadele, bilim ve teknoloji alanın- da ortak çalışmalar yapılması, insan hakları ve iyi yönetişim ile üyeler arasında kültürel değişim gibi konular öncelikli çalışma alanları ve hedefler olarak belirlenmiştir.


57. Soru

İslam işbirliği teşkilatı yapısı ve işleyişini anlatınız.

Cevap

İİÖ’nün üç ana organı bulunmaktadır. Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, İİÖ’nün en üst düzeyde yönetim ve karar alma organıdır. Üyelerin devlet ya da hükü- met başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplan- maktadır (madde 6-8). Üyeler, zirve toplantılarına coğrafi gruplar (Arap, Asya ve Afrika) esasında dö- nüşümlü olarak ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, “Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”,Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üye- lerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiy- le olağanüstü toplantı da mümkündür (Madde 9). Nitekim bu yönteme son yıllarda sıklıkla başvurulmaktadır. 

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.


58. Soru

Türkiye-İslam İşbirliği Örgütü ilişkilerini açıklayınız.

Cevap

Türkiye’nin kurucu konferanslar sırasında me- safeli yaklaştığı İİÖ’yle ilişkileri zamanla gelişmiş- tir. 1969 Rabat toplantısına davet edilen Türkiye’de konunun birkaç açıdan tartışıldığı söylenebilir. Bi- rincisi, dini nitelik taşıyan bu girişimin anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı olduğu gündeme gelmiştir. İkincisi, Ortadoğu’da Mısır gibi ülkele- re karşı yapıldığı açık olan toplantının Türkiye’yi doğrudan tarafı olmadığı karşıtlıkların içine çekeceği düşünülmüştür. Üçüncüsü, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden olan Türkiye’nin Filistin sorunun ba- rışçıl çözümü adına aldığı tüm taraflara eşit mesafe- li tutumun zarar görebileceği görüşü hâkimdir.

Öte yandan, “dışarıda kalmaktansa içeride olmak iyidir” şeklindeki Dışişleri Bakanlığı politikasının da etkisiyle olsa gerek, davet alınan (ve zamanla bir ör- güte dönüşme olasılığı yüksek olan) bir uluslararası toplantıya katılmayarak dışarıda kalmanın çeşitli de- zavantajları olacağı düşüncesi ağır basmış ve Türkiye, Rabat toplantısına dışişleri bakanı düzeyinde gözlem- ci olarak katılmıştır. Toplantıda İsrail’i işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye çağıran bir karar alınsa da, bu ülkeyle diplomatik ilişkilerin kesilmesi yönünde açık bir karar alınmaması, bu konuda çekinceleri olan İran’la birlikte Türkiye’yi de konferanslara katılmaya devam etme anlamında rahatlatmıştır. Yine de iç po- litikada artan tartışmaların etkisiyle 1970’deki Cidde toplantısında bu kez dışişleri bakanlığı genel sekrete- rinin temsil ettiği Türkiye, kurulan ve katkı vermek istemediğini açıkladığı konferans sekretaryasına bir çekince mektubu vermiştir. Buna göre, “konferans kararlarına ancak anayasasının ve dış politikasının il- keleriyle bağdaştığı ölçüde” katılacaktı. Nitekim Türkiye, örgüt çalışmalarına laiklik ilkesiyle çelişmediği ve Filistinlilerin haklarını gözeten barışçıl çözümü desteklemekle birlikte İsrail’le ilişkilerini de etkilemediği sürece katılacaktır.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.


59. Soru

Arap Birliği örgütünü açıklayınız.

Cevap

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür. İmparatorlukların dağıldığı, sömürgeciliğin sürdüğü ve “merkezi” devletlerin “ulus” temelli olarak kurulmaya başladığı 20. yüzyılın ilk yarısında, nüfusunun çoğunluğu Arap olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde de çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Sömürgeciliğe ve manda sistemine karşı Arap dünyasının ortak mücadelesinin ancak tek bir Arap devleti (Pan-Arabizm) kurulmasıyla mümkün olduğunu dillendirilenler olsa da, kurulan ve kurulacak egemen ve bağımsız devletlerin yakın işbirliği esasında birlikte hareket etmesi fikri daha ağır basmıştır. Bunda geniş bir coğrafyaya yayılan ülkelerin ekonomik, toplumsal ve kültürel farklılıklarıyla iç ve dış politikalarındaki çıkar ve görüş ayrışmalarının da etkisi olmuştur. Ayrıca bölge dışı müdahaleler kadar özellikle Mısır gibi devletlerin ön plana çıkması olasılığının da bölge içinde kimi çekincelere neden olduğu söylenebilir. Bu gibi nedenlerle nihayetinde bir “uluslararası” örgüt olarak 1945’te kurulan Arap Birliği’nin çalış- malarında zamanla etkisi epey hissedilen sorunlar da olmuştur. Nitekim “Arap dünyasını bir bütün olarak ilgilendirdiği için” kurucu metinde özel olarak ele alınan Filistin sorunu kronikleştikçe, uluslararası politikadaki konumlarının da etkisiyle üyelerinin soruna yaklaşımları zamanla farklılaşmıştır. Ayrıca Bağ- lantısızlar Hareketi’nin en önemli ülkelerinden olan Mısır’ın kendi liderliğinde tek bir Arap devleti kurma arayışları da bölgede ilgiden çok endişe yaratmıştır. Nitekim 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleştirilmesi aslında Suriye’de bile tepki çekmiş, Yemen’in savaşla karşı çıkma- sıyla da bu girişim kısa sürede başarısız olmuştur. Öte yandan, Soğuk Savaş’ın etkisiyle 1950’lerde ABD ve Sovyetler Birliği’ne yakın bölge ülkeleri arasında oluşan mesafe, temel ilkeleri vahdet (Pan-Arabizm), hürriyet ve iştirakkiye (Arap sosyalizmi) olan Baas Partisi’nin 1968’de Irak, 1970’te de Suriye’de iktidara gelmesiyle daha da derinleşmiştir. 1973 krizi sonrasında petrolün artan öneminin de etkisiyle ekonomik imkânları ve siyasi çıkarları farklılaşan bölge ülkeleri, bağımsız varlıklarını korumaya daha fazla önem ver- miştir. Nihayet 1979’da Camp David Antlaşmaları’yla Mısır’ın İsrail politikasını değiştirmesi, bölge ülke- leri arasındaki çatlağı daha da büyütmüştür. Aslında kurucu Mısır’ın bir süreliğine üyelikten atılmasına ve örgüt merkezinin Kahire’den Tunus’a taşınmasına neden olan sorun 1989’a gelindiğinde aşılmıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrasında uluslararası siyasette beraber bölge de belirsizlik içine girmiş, 2011’den itibaren de Arap Birliği’nin yaşadığı iç sorunlar daha da belirgin hale gelmiştir. Her ne kadar Suriye’nin üyeliğini as- kıya alma kararı 2011’de alınabilse de, Mısır, Libya, Yemen, Katar ve hatta Suriye krizlerinde oluşan görüş farklılıkları, bölge siyasetinde pek etkili olamadığı eleştirilerine hep konu olan Arap Birliği’nin etkinliğinin ve işlevinin daha fazla sorgulanmasına neden olmuştur.


60. Soru

Arap Birliği Kuruluş sürecini anlatınız.

Cevap

I. ve II. Dünya Savaşları’nın en çok etkilediği bölgelerin başında Orta Doğu gelmektedir. 20. yüzyılın başında önem kazanan petrol nedeniyle paylaşım mücadelesinin yoğunlaştığı bölge olan Orta Doğu, doğrudan sömürgeciliğin tasfiyesi sürecinde de bölge dışı devletlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Çeşitli siyasi aktörlerle akımların bölge sorunlarını kendi lehlerine çare bulma arayışları çerçevesinde gündeme gelen fikirlerin başında da “Arap dayanışması”nın sağlanması ve derinleştirilmesi gelmiştir. 1930’larda kimi bölge devletleri kendi aralarındaki sorunları barışçıl yollarla çözme, saldırmazlık ve kültürel işbirliğini geliştirme adımları atmış, bu girişimleri pekiştiren ve yayarak kurumsallaştıransa Arap Birliği’nin 22 Mart 1945’te kurulması olmuştur.


61. Soru

Arap Birliği üyelerini açıklayınız.

Cevap

Arap Birliği’nin kurucu metni, 22 Mart 1945’te Kahire’de altı devlet (Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye) tarafından imzalanmış- tır. Aynı yıl Yemen’in de katıldığı örgütün üye sa- yısı zamanla 22’ye çıksa da, 2011’de kuruculardan Suriye’nin üyeliğinin “hükümetin siyasi muhale- fete yönelik acımasız yöntemler uygulaması nede- niyle” askıya alındığı açıklanmıştır. Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Fi- listin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.

Kurucu metninde bağımsız tüm Arap devlet- lerinin örgüte üye olma hakkının olduğu belirtil- mekte ve isteyen Arap devletinin üyelik talebinin Genel Sekreterlik’e kayıt ettirebileceği ve takip eden ilk toplantıda da Konsey’e sunabileceği hük- me bağlanmaktadır (madde 1). Dolayısıyla, örgüt üyeliğinin “başvuran” Arap devletleri için herhangi bir kabule ya da onaya tâbi olmadan (bir hak ola- rak) kendiliğinden gerçekleştiği kabul edilebilir.

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18). Ayrıca Konsey’in kurucu metinden kaynaklanan yü- kümlülükleri yerine getirmediğine diğer tüm üyelerin oybirliğiyle karar verdiği bir devletin üyelikten atılma- sı da mümkündür (madde 18). Nitekim İsrail’le 1979 Camp David Anlaşması’nı imzaladığı için üyelikten çıkarılan Mısır, 1989’da tekrar üye olmuştur.

Öte yandan, kurucu metinde bu yönde açık bir hüküm olmasa da, örgüt üyeliğinin askıya alın- ması uygulamasına da rastlanmaktadır. Nitekim Mart 2011’de Libya’nın üyeliğinin askıya alındığı duyurulmuştur. Kaddafi’nin Arap Birliği’ni gay-

rimeşru ilan etmesine neden olan bu kararın ge- çerliliği Kaddafi’nin devrilmesiyle kurulan Geçiş Yönetimi’nin tanınmasıyla bir anlamda son bulmuş ve Libya’nın tam üyeliğinin devam ettiği ilan edil- miştir. Benzer şekilde, 2011’de iç savaşın başladığı Suriye ve Yemen’in üyeliklerinin askıya alınması da gündeme gelmiş, Suriye, Lübnan ve Yemen’in aleyh- te oy kullandığı, Irak’ın da çekimser kaldığı oylama sonrasında Suriye’nin üyeliğinin askıya alındığı du- yurulmuştur. Her ne kadar 2013’te Suriye’yi Arap Birliği’nde Suriye Ulusal Koalisyonu’nun temsil ede- ceği açıklansa da, kısa süre sonra Suriye muhalefeti kurumsal yapılanmasını sağlayana kadar Suriye kol- tuğunun boş kalacağı ilan edilmiştir.

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlar- dır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.


62. Soru

Arap Birliği Örgütü amacını açıklayınız.

Cevap

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaş- tırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlık- larını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçe- vede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık iş- lemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgü- tün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaç- ladığı söylenebilir. Öte yandan, üyeleri arasındaki kimi derin ekonomik farklıklar ve farklı siyasi an- gajmanlar nedeniyle bu amaçların ancak belirli bir seviyeye kadar gerçekleştirilebildiği görülmektedir.

Kurucu metinde yapılan ve aşağıda Konsey’in yetkileri bağlamında ele alınacak ayrıntılı düzenle- meler dikkate alındığında, özellikle bölgedeki uyuş- mazlıkların çözümüne ve üyelerin iç yapılarının ko- runmasına da büyük önem verildiği görülmektedir.

Arap Birliği’nin üyelerine getirdiği belki de en ilginç yükümlülükse, örgüt üyesi olsun ya da ol- masın imzalanan tüm uluslararası antlaşmaların bir nüshasının Genel Sekreterliğe tescil edilme- sidir (madde 17). Bu hükmün, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’nin getirdiği gizli antlaşmaların yasaklanması anlayışı- nın devamı olduğu söylenebilir.


63. Soru

Arap Birliği yapın ve işlevini açıklayınız.

Cevap

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik. Ocak ve ekim aylarında olmak üzere yılda iki olağan toplantı yapan Konsey’de üyelerin istedikleri sayıda temsilci bulundurması mümkün olsa da, her üye devlet bir oy hakkına sahiptir. Konsey’de örgütün çalışanlarını ve iç işleyişini il- gilendiren konularla oturumların sona erdirilmesi ve bütçenin kabulü kararları basit çoğunlukla alınmaktadır (Madde 16). Öte yandan hemen aşağıda ele alınacak uyuşmazlıkların çözümü gibi konular- da aranacak karar çoğunluğu ayrıca belirtilmiştir.

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3). Mart 1945’te yazılan bu maddede, kuruluş hazırlıkları başlamış olan Birleşmiş Milletler kastediliyor olsa gerektir.

Kurucu metninde (Madde 5) üye devletler ara- sında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde kuv- vet kullanmaya başvurulmasına izin verilmeyeceğini hükme bağlayan örgütün bu konulara verdiği önem, Konsey’e verilen yetkilerde de kendini göstermektedir. Zira aynı maddede, aralarında egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendirmeyen uyuşmazlıklar çıkan üyelerin konuyu Konsey’in önüne getirmesi duru- munda taraflar katılmadan yapılacak görüşmelerle oylama sonrasında alınacak kararların taraflar için bağlayıcı olacağı belirtilmektedir. Öte yandan, üyeler arasında ya da bir üyeyle üye olmayan bir devlet ara- sında savaşa gidebilecek bir uyuşmazlık yaşanması du- rumunda, Konsey’in çoğunluk oyuyla arabuluculuk yapabileceği de hükme bağlanmıştır (Madde 5). Bir üyenin bir saldırıyla ya da saldırı tehdidiyle karşılaştığı durumlarda acilen toplanmasını isteyebileceği Konsey,

Arap Birliği Üyeleri

ilgili devletin üye olması durumunda katılamayacağı oylamada oy birliğiyle karar alabilecektir (Madde 6).

Genel olarak Konsey’in oy birliğiyle aldığı karar- ların tüm üyeleri bağladığı örgütün bu anlamdaki en özgün özelliğiyse, çoğunluk oyuyla alınan kararların sadece kabul eden üyeleri bağlayacağının, dahası her durumda Konsey kararlarının üyelerin temel iç ya- pısına uygun olarak hayata geçirileceğinin hükme bağlanmasıdır (Madde 7). Nitekim üyelerin kendi hükümetlerini oluşturma biçimlerine karşılıklı ola- rak saygı duyulacağı, bu anlamda müdahalede bu- lunulmayacağı ve hükümetlerin tanınacağı da kay- da alınmaktadır. Tüm bunlar, Arap Birliği’nin bir yandan üye devletler içinde diğer yandansa bölgede statükonun korunmasına verdiği merkezi önemi göstermektedir. Temel amaç statükonun korunma- sı olduğu için de, daha önce de vurgulandığı gibi, başta Filistin sorunu olmak üzere Arap Birliği’nin bölgesel uyuşmazlıkların çözümü konusunda kuru- cu metinde yazan amaçlara ulaşması zorlaşmaktadır.

Örgütün kurucu metinde ismen zikredilen ikinci ana organıysa Genel Sekreterlik’tir. Genel Sekreter, yar- dımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazır- layıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur. Konsey tarafından üçte iki oyla atanan ve büyükelçi sıfatı taşıyacağı hükme bağlanan Genel Sekreter, yar- dımcılarını ve başlıca görevlileri belirleme yetkisine de sahiptir (Madde 12).


64. Soru

Arap Birliği merkezi nerededir?

Cevap

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. An- cak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (mad- de 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürü- tülmüştür.


65. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü işlevleri açısından durumunu anlatınız.

Cevap

ŞİÖ’nün orta vadede küresel siyasette daha etkin bir güç merkezi olabileceğini, en azından bu potansiyeli taşıdığını ve “mücadele merkezi”nin Asya-Pasifik’e kaymasıyla da örgütün gelecekte adından sıklıkla söz ettireceğini ileri süren görüşle- re yaygın şekilde rastlanmaktadır.

Dünya petrol üretim ve kullanım pazarı- nın yarısından fazlasını elinde bulundu- ran İran ve Moğolistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rus- ya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbir- liği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edi- lemez” diyerek bir anlamda Örgüt misyo- nunu da belirtmiştir.


66. Soru

Çin Komunist Partisi kültür devrimini anlatınız.

Cevap

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi. SSCB’nin Stalin’in ölümüyle Bolşevik ilkelerden uzak- laştığı ve Batı’yla fazla yaklaştığı görüşü, Çin’in benzer bir “tehlike”ye karşı önlem alması gerektiği fikrinde olanları harekete geçirmiş, Parti içi iktidar mücadelelerinden galip çıkan Mao liderliğindeki ekip de köklü bir “toplumsal yeniden yapılanma” programı başlatmıştır. “Geçmişi hatırlatan her şeye lanet olsun” ve “Feodaliz- mi ve burjuvazizmi hatırlatan her şeyi tahrip edin” gibi sloganlar eşliğinde yürütülen “Büyük Proleter Kültür Devrimi” çerçevesinde eski ve klasik sanat eserleri, kitaplar, kültürel öğeler ve hatta zanaatlar yasaklanmış, sadece “devrimci” eserlere ve çalışmalara izin verilmiştir. Mao’nun kült haline geldiği, “devrimci şiddet”i be- nimseyen “gönüllü” Kızıl Muhafızlar eliyle baskıcı bir rejimin kurulduğu dönem, Çin’in ekonomik ve kültü- rel hayatında önemli çalkantılara sahne olmuş, 1976’da Mao’nun ölümüyle de terk edilmiştir. Çin Komünist Partisi’nin 1978’deki 11. Kongresi’nde alınan “reform ve dışa açılma” kararlarıyla da günümüzde de süren karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiş ve Çin uluslararası sistemde günümüzdeki pozisyonunu almıştır.


67. Soru

Sui generis örgütler kavramını açıklayınız.

Cevap

Bu ünitede, ders kitabımızın genelinde yapmış olduğumuz sınıflandırmaya uymayan, kendine özgü uluslararası örgütler tanıtılmaya çalışılacaktır. Bu örgütler Bağımsız Devletler Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Örgütü ve Arap Birligi olarak belirlenmiştir.

1917 Ekim Devrimi’nin ardından yaşanan İç Savaş’ın sonunda 1922 Aralık’ında kurulan Sov- yet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Aralık 1991’de dağılmıştır. Kurmaya çalıştığı “Bolşevik Sistem”le, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferdeki büyük payıyla ve Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistemde iki süper güç- ten biri olma nitelikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran bu büyük devletin yıkılması uluslararası sis- tem içerisinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu değişikliklerden bazıları tüm sisteme ilişkin iken (örneğin iki kutuplu sistemin sona ermesi) bazıları ise eski Sovyet coğrafyasını ve komşu coğrafyaları etkilemiştir. Bağımsız Devletler topluluğu, SSCB sonrasında bu coğrafyadaki kendine özgü örgütler- den biridir. Bölgedeki gelişmelerin masaya yatırıl- dığı önemli bir platform rolü oynamaktadır.

Bu bölümde SSCB’nin dağılmasının sonuçların- dan biri olan Bağımsız Devletler Topluluğu ile So- ğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra temelde Rusya Federasyonu (RF) ve Çin arasındaki işbirliği arayış- larına zamanla dört bölge ülkesinin de katılmasıyla kurulan Şangay İşbirliği Örgütü incelenecektir.

İslam İşbirliği Örgütü, Filistin Sorunu ve buna bağlı gelişmeler karşısında İslam ülkelerinin tep- kilerini daha güçlü bir şekilde ortaya koymak için toplanan konferanslar sonucunda kurulmuştur. Ör- güt faaliyetleri açısından üye ülkelerin nüfuslarının çoğunluğunun Müslüman olması, bir avantaj olarak görülse de din dışında çok fazla ortak noktanın bu- lunmaması önemli bir dezavantajdır. Farklı coğraf- ya, kültür (dinsel boyut hariç), dil, ırk ve yönetim şekilleri ülkelerin çıkarlarını uyumsuzlaştırırken pek çok konuda uzlaşmayı da zorlaştırmaktadır.

Arap Birligi ise Arap devletleri arasında her alanda işbirliğini geliştirmek amacıyla kurulmuş- tur. Günümüzde 22 üyesi bulunan Örgüt, yoğun bölgesel sorunlar karşısında ve İsrail ile ilişkilerde başarılı politikalar geliştirememiştir.


1. Soru

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) ne zaman kurulmuştur?

Cevap

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzalayarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuştur.

2. Soru

BDT’nin doğmasına yol açan olay nedir?

Cevap

SSCB’nin yıkılma süreci içerisinde, geride kalan ülkeler arasında sıkı bir iletişim zorunluluğu BDT’nin doğmasına yol açmıştır.

3. Soru

BDT’nin amaçları nelerdir?

Cevap

BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültürel ve diğer alanlarda işbirliği,
  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasında işbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,
  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilke ve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçimde insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,
  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında üye devletlerarasında işbirliği,
  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılması, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,
  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dolaşım özgürlüklerinin sağlanması,
  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukuki yardım ve işbirliğinin sağlanması,
  • Üye devletlerarasında anlaşmazlık ve çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümü.
4. Soru

Bağımsız Devletler Topluluğunun temel organları nelerdir?

Cevap

Bağımsız Devletler Topluluğunun temel organları;

  • Devlet Başkanları Konseyi (DBK),
  • Hükûmet Başkanları Konseyi,
  • Savunma Bakanları Konseyi,
  • Dışişleri Bakanları Konseyi (DİBK),
  • Parlamentolararası Asamble,
  • Yürütme Komitesi,
  • Ekonomi Mahkemesi,
  • Sınır Birlikleri Komutanları Konseyi’dir.
5. Soru

Devlet Başkanları Konseyi ne kadar sıklıkta toplanır?

Cevap

IMF, Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır.

6. Soru

Hükûmet Başkanları Konseyinin görevi nedir?

Cevap

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yürütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, toplumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getirmek işlevine sahiptir.

7. Soru

Dışişleri Bakanları Konseyi (DİBK) ne zaman kurulmuştur?

Cevap

Dışişleri Bakanları Konseyi (DİBK), DBK’nin 4 Eylül 1993 tarihli kararıyla üye devletlerin dışişleri politikalarının eşgüdümünü sağlamak amacıyla kurulmuştur.

8. Soru

DİBK’nin görevleri nelerdir?

Cevap

DİBK şu görevleri üstlenir: DBK ve HBK kararlarının uygulanması; üye devletlerin dış politikalarının eşgüdümü ve diplomatik misyonlar arasında işbirliğinin sağlanması; insani ve hukuki alanlarda işbirliğini arttırmak; anlaşmazlık ve çatışmaların barışçıl yollarla çözümünü sağlayarak topluluk içinde barış, anlayış ve istikrarı kurmak; üyeler arasında dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerini inşa etmek.

9. Soru

Savunma Bakanları Konseyi ne zaman kurulmuştur?    

Cevap

Savunma Bakanları Konseyi, 14 Şubat 1992 tarihli DBK kararıyla kurulmuştur.

10. Soru

Parlamentolararası Asamble ne zaman kurulmuştur?

Cevap

Parlamentolararası Asamble, 27 Mart 1992’de Alma Ata’da Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, RF, Tacikistan ve Özbekistan Parlamento Başkanları’nın imzasıyla kurulmuştur.

11. Soru

Parlamentolararası Asemble ne kadar sıklıkla toplanır?

Cevap

Üye parlamento heyetlerinden oluşan Asamble Konseyi yılda dört kez toplanır.

12. Soru

Ekonomi Mahkemesinin görevi nedir?

Cevap

BDT içerisinde ekonomi alanındaki ilişkileri düzenlemeyi ve ortaya çıkan sorunları çözüme kavuşturmayı amaç edinmiştir. Mahkeme imzalanan anlaşma ve belgelerin yorumunu yapar, uyuşmazlık durumunda tavsiye niteliğinde kararlar alır.

13. Soru

Gürcistan’ın BDT’den ayrılması nasıl olmuştur?

Cevap

2008 Güney Osetya Savaşı ile başlayan ve Rusya ile aralarında çıkan savaş sonrası Gürcistan BDT’den ayrılmaya karar vermiştir. 15 Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan Meclisi, BDT’den ayrılma kararını onaylamış ve üyelik resmen 18 Ağustos 2009 tarihinde sona ermiştir.

14. Soru

BDT’nin en çok ilerleme kaydettiği alan nedir?

Cevap

İşbirliğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur.

15. Soru

Kültür Devrimi nedir?

Cevap

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi.

16. Soru

“Şangay Beşlisi (Shanghai Five) ne zaman kuruldu?

Cevap

26 Nisan 1996’da Şangay’da imzalanan Sınır Bölgelerinde Askeri Güveni Derinleştirme Antlaşması’yla “Şangay Beşlisi (Shanghai Five)” olarak anılan yapı kuruldu.

17. Soru

Altı üyeli Şangay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organisation :SCO) ne zaman kurulmuştur?

Cevap

2001’de tekrar Şangay’da yapılan zirveye Özbekistan’ın da katılımıyla yapılanmanın bir hükûmetler arası örgüt şeklinde kurumsallaşması kararı alındı ve 15 Haziran 2001’de yayımlanan bildiriyle de altı üyeli Şangay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organisation: SCO) resmen kurulmuş oldu.

18. Soru

İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması ne zaman imzalanmıştır?

Cevap

ŞİÖ’nün kurucu ülkeleri RF ve Çin, Örgüt’ün kuruluşundan bundan bir ay sonra, Temmuz 2001’de İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması da imzalamıştır.

19. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü’nün ilkeleri nelerdir?

Cevap

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan kurucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir geleceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma olarak sıralanmaktadır.

20. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü’nün ana amaçları nelerdir?

Cevap

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler arası iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, ekonomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve istikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

21. Soru

Örgütün en üst karar alma organı nedir ve ne sıklıkla toplanır?

Cevap

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmektedir.

22. Soru

Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten konsey nedir?

Cevap

Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir.

23. Soru

ŞİÖ Sekretaryanın sorumlulukları nelerdir?

Cevap

Örgütün tüm rutin “bürokratik” işleyişinden sorumlu olan Sekretarya, Devlet Başkanları Konseyi’nden başlayarak diğer ana organlarda alınan kararların uygulanması, yürütülmesi ve gözetlenmesinden sorumludur.

24. Soru

Sekretarya’nın başında kim vardır?

Cevap

Pekin’de bulunan ve örgütün tüm resmî belgelerinin depozitörü de olan Sekretarya’nın başında, Devlet Başkanları Konseyi tarafından 3 yıllığına atanan ve (şimdilik) zayıf/sembolik de olsa örgütü bir anlamda temsil eden Genel Sekreter bulunmaktadır.

25. Soru

İslam İşbirliği Örgütünün kaç üyesi vardır?

Cevap

Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüttür. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir.

26. Soru

Örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da önemli bir aktör olamamasının sebepleri nelerdir?

Cevap

Örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir.

27. Soru

İslam İşbirliği Örgütü’ne başvurma şartı nedir?

Cevap

Kurucu metnin 3. Maddesinde yapılan düzenlemeye göre, örgüt kurucu metnine uyan ve “Müslüman çoğunluğa sahip olan (having Muslim majority)” BM üyesi her devlet, üyeliğe başvurabilecektir.

28. Soru

İİÖ’nün Ağustos 2017 itibariyle üyesi olan ülkeler hangileridir?

Cevap

İİÖ’nün Ağustos 2017 itibariyle üyesi olan 57 devlet şunlardır: Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Brunei, Burkina-Faso, Cezayir, Cibuti, Çad, Endonezya, Fas, Fildişi Sahili, Filistin, Gabon, Gambiya, Gine, Gine Bissau, Guyana, Irak, İran, Kamerun, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, Komorlar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Maldivler, Malezya, Mali, Mısır, Moritanya, Mozambik, Nijer, Nijerya, Özbekistan, Pakistan, Senegal, Sierra Leone, Somali, Sudan, Surinam, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Togo, Tunus, Türkiye, Türkmenistan, Uganda, Umman, Ürdün ve Yemen. Öte yandan, Suriye’nin üyeliği 14-15 Ağustos 2012’de düzenlenen 4. Olağanüstü İİT Zirvesi’nde askıya alınmıştır.

29. Soru

İİÖ’de gözlemci üye statüsüne sahip ülkeler hangileridir?

Cevap

Rusya Federasyonu, Bosna-Hersek, Orta Afrika Cumhuriyeti, Tayland Krallığı ve “Kıbrıs Türk Devleti” gözlemci üye statüsüne sahiptir.

30. Soru

İİÖ Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçları nelerdir?

Cevap

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışma bağlarını geliştirmek;
  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davalarında üyelerini desteklemek;
  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işlerine karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;
  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplumsal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağlayacak şekilde aktif katılımını sağlamak;
  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağlamak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi komşuluk üzerine bina edilmiş devletlerarası ilişkileri teşvik etmek;
  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağlayacak şekilde güçlendirmek;
  • Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinleri ve değerleri teşvik etmek, korumak ve yaymak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;
  • İslam’ın gerçek imajını korumak ve savunmak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;
  • Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliştirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araştırma ve işbirliğini teşvik etmek;
  • Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlıların ve engellilerin hakları dâhil olmak üzere insan haklarını ve temel özgürlüklerini ve İslami aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;
  • Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti, yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılığıyla mücadelede işbirliği yapmak;
  • Doğal afetler gibi acil insani durumlarda işbirliği yapmak ve birlikte çalışmak;
  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insani kalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;
  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasını desteklemek.
31. Soru

Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, ne kadar sıklıkla toplanır?

Cevap

Üyelerin devlet ya da hükümet başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplanmaktadır (madde 6-8).

32. Soru

Olağanüstü toplantı yapma kriteri nedir?

Cevap

“Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”, Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üyelerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiyle olağanüstü toplantı mümkündür (Madde 9).

33. Soru

İİÖ Dışişleri Bakanları Konseyi’nin görevi nedir?

Cevap

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yürütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorumludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tarafından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite kurulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seçmektir (madde 10).

34. Soru

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter nasıl seçilir?

Cevap

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakanları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en fazla iki dönem olacak şekilde seçilir.

35. Soru

Genel Sekreterliğin görevi nedir?

Cevap

Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin işleyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen raporların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halinde ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

36. Soru

Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)’ın başkanlığını kim yapar?

Cevap

İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

37. Soru

Arap Birliği neden sui generis bir uluslararası örgüttür?

Cevap

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür.

38. Soru

Arap Birliği’nin merkezi neresidir?

Cevap

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. Ancak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (madde 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürütülmüştür.

39. Soru

Arap Birliğine üye olan ülkeler nelerdir?

Cevap

Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.

40. Soru

Örgüt üyeliğinden ayrılma şartı nedir?

Cevap

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18).

41. Soru

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi hangi ülkelerdir?

Cevap

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlardır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.

42. Soru

Arap Birliğinin amacı nedir?

Cevap

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaştırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlıklarını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçevede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık işlemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgütün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaçladığı söylenebilir.

43. Soru

Arap Birliğinin organları nelerdir?

Cevap

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik.

44. Soru

Arap Birliği Konseyinin görevi nedir?

Cevap

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3).

45. Soru

Arap Birliği Genel Sekreterliğin görevi nedir?

Cevap

Genel Sekreter, yardımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazırlayıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur.

46. Soru

Mevcut Genel Sekreter kimdir?

Cevap

Mısır’ın üyelikten çıkarılması nedeniyle 1979-1990 dönemi hariç örgüt genel sekreterliğini hep Mısır vatandaşları yapmıştır. Mevcut Genel Sekreter ise 2016’da seçilen Ahmed Aboul Gheit’tir.

47. Soru

Arap Birliği ile İslam İşbirliği Örgütü hep karşılaştırılmakta ve birlikte ele alınmasının sebepleri nelerdir?

Cevap

Arap Birliği ile İslam İşbirliği Örgütü hep karşılaştırılmakta ve birlikte ele alınmaktadır. Bunun temel nedeni, Arap Birliği’nin Mısır merkezli seküler, sosyalist ve Pan-Arabist akımı, İslam İşbirliği Örgütü’nün ise Suudi Arabistan merkezli ümmetçi akımı temsil ettiğinin düşünülmesi ve iki örgütün de İsrail-Filistin Sorunu’nun da etkisiyle doğrudan Orta Doğu siyaseti açısından akla gelmesi olsa gerektir.

48. Soru

Bağımsız devletler topluluğu nedir?

Cevap

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States: CIS) 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus’un Bağım- sız Devletler Topluluğu’nu kuran anlaşmayı imzala- yarak Sovyetler Birliği’ne son vermesiyle kurulmuş- tur. Öncelikle Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kuruluşuna yol açan gelişmeleri açıklamak yararlı olacaktır. SSCB’de iktidarda olan Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olan Mihayl Garbaçov, bu göre-
ve geldiği 1985’ten başlayarak bir dizi reform paketiyle (perestroyka, glasnost ve demok- ratikleşme) çözülmenin önüne geçmeye çalışmıştır. Sonuçta bu girişiminde başarısız olmuş ve 1990’da Baltıklar’dan başlayarak SSCB’yi oluşturan cum- huriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunu engellemeye çalışan Garbaçov, yeni bir açılım suna- rak 24 Kasım 1990’da “Egemen Devletler Birliği” adı altında bir federatif yapı öne sürmüştür. Savun- ma, maliye ve dış politika konuları dışında merkezî yönetimi ikinci plana iten bu öneri, 19 Ağustos 1991’deki darbe girişiminin de etkisiyle gerçekleşe- memiştir (Bilge, 1995: 69).

Gorbaçov’un bu girişiminin ardından, Baltıklar dışındaki cumhuriyetler de birer birer bağımsızlık- larını ilan edince çözülme süreci ivme kazanmıştır. SSCB’nin dağılma sürecinin tamamlanması kimi araştırmacılara göre 8 Aralık 1991’de imzalanan Minsk Anlaşması’yla olmuştur. Bu tarihte Belarus’ta bir araya gelen Rusya, Belarus ve Ukrayna yönetici- leri SSCB’nin dağıldığını, Bağımsız Devletler Top- luluğu (BDT)’nun kurulduğunu ilan etmişlerdir (Purtaş, 2005: 57). 13 Aralık’ta Orta Asya Cum- huriyetleri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir araya gelerek bu birliğe katılıp katılmamayı ele almışlar, sonucun olumlu çıkması üzerine bu kez 21-22 Aralık’ta o dönemde Kazakistan’ın başkenti olan Almaata’da imzalanan Protokol’le BDT’nin kuruluş süreci tamamlanmıştır. Ardından, Garba- çov, 25 Aralık’ta yaptığı televizyon konuşmasıyla görevinden istifa etmiştir (Özen, 1995: 19). Ku- ruluş sürecine ilişkin bu çok kısa özetin ardından, üyeleri bir araya getiren “ortak çıkar” ya da zorun- luluklar üzerine durmakta yarar vardır.

49. Soru

Bağımsız devletler topluluğu çalışma sistemini açıklayınız.

Cevap

BDT’nin neden ve nasıl kurulduğu kısaca özet- lendikten sonra, örgüt yapılanması üzerinde dur- mak yararlı olacaktır. 1993’te kabul edilen BDT Şartı’nın birinci maddesinde topluluğun eşit hak- lara sahip bağımsız uluslararası hukuk öznelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulu olduğu kabul edilmiştir. BDT, siyasal, askerî, ekonomik, toplum- sal ve kültürel alanlarda yakın işbirliğini hedefleyen çok amaçlı bir bölgesel örgüttür. BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültü- rel ve diğer alanlarda işbirliği,

  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasındaişbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,

  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilkeve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçim- de insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,

  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanma- sında üye devletler arasında işbirliği,

  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılma- sı, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,

  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dola- şım özgürlüklerinin sağlanması,

  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukukiyardım ve işbirliğinin sağlanması,

  • Üye devletler arasında anlaşmazlık ve çatış- maların barışçıl yöntemlerle çözümü.

Şartın üçüncü maddesinde üye devletlerin ulus- lararası hukukça benimsenmiş evrensel norm ve il- kelere saygılı olacakları da kabul edilmiştir. Ayrıca Topluluk amaç ve ilkelerini paylaşan diğer devlet- lerin katılımına açıktır.

Topluluğun temel organları şunlardır: Devlet Başkanları Konseyi (DBK), Topluluğun en üst dü- zey organıdır. Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır. Kararlar oydaşmayla (consensus) alınır. Devlet başkanlarından birinin alınacak kara- ra katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Karar, onaylayan devletler için alınabilir. Nisan 1999’da DBK başkanlığının bir yılı geçmemek kaydıyla rotasyon usulünce belirlenmesi kara- rı alınmıştır (Purtaş, 2005: 74-75). DBK, en üst düzeyde görüş alış verişinin yapıldığı ve çıkan an- laşmazlıkların masaya yatırılarak doğrudan çözüm arayışlarının gündeme geldiği bir platform işlevi görmektedir.

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yü- rütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, top- lumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getir- mek işlevine sahiptir. Ekonomik Birlik Anlaşması’nın uygulanması ve ortak pazarın yaratılması için faaliyet- lerde bulunur. HBK de oydaşma ile karar alır ve bir/ birkaç üyenin karara katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Yılda iki kez toplanır.

BDT’nin neden ve nasıl kurulduğu kısaca özet- lendikten sonra, örgüt yapılanması üzerinde dur- mak yararlı olacaktır. 1993’te kabul edilen BDT Şartı’nın birinci maddesinde topluluğun eşit hak- lara sahip bağımsız uluslararası hukuk öznelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulu olduğu kabul edilmiştir. BDT, siyasal, askerî, ekonomik, toplum- sal ve kültürel alanlarda yakın işbirliğini hedefleyen çok amaçlı bir bölgesel örgüttür. BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültü- rel ve diğer alanlarda işbirliği,

  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasındaişbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,

  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilkeve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçim- de insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,

  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanma- sında üye devletler arasında işbirliği,

  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılma- sı, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,

  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dola- şım özgürlüklerinin sağlanması,

  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukukiyardım ve işbirliğinin sağlanması,

  • Üye devletler arasında anlaşmazlık ve çatış- maların barışçıl yöntemlerle çözümü.

Şartın üçüncü maddesinde üye devletlerin ulus- lararası hukukça benimsenmiş evrensel norm ve il- kelere saygılı olacakları da kabul edilmiştir. Ayrıca Topluluk amaç ve ilkelerini paylaşan diğer devlet- lerin katılımına açıktır.

Topluluğun temel organları şunlardır: Devlet Başkanları Konseyi (DBK), Topluluğun en üst dü- zey organıdır. Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır. Kararlar oydaşmayla (consensus) alınır. Devlet başkanlarından birinin alınacak kara- ra katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Karar, onaylayan devletler için alınabilir. Nisan 1999’da DBK başkanlığının bir yılı geçmemek kaydıyla rotasyon usulünce belirlenmesi kara- rı alınmıştır (Purtaş, 2005: 74-75). DBK, en üst düzeyde görüş alış verişinin yapıldığı ve çıkan an- laşmazlıkların masaya yatırılarak doğrudan çözüm arayışlarının gündeme geldiği bir platform işlevi görmektedir.

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yü- rütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, top- lumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getir- mek işlevine sahiptir. Ekonomik Birlik Anlaşması’nın uygulanması ve ortak pazarın yaratılması için faaliyet- lerde bulunur. HBK de oydaşma ile karar alır ve bir/ birkaç üyenin karara katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Yılda iki kez toplanır.

BDT’nin neden ve nasıl kurulduğu kısaca özet- lendikten sonra, örgüt yapılanması üzerinde dur- mak yararlı olacaktır. 1993’te kabul edilen BDT Şartı’nın birinci maddesinde topluluğun eşit hak- lara sahip bağımsız uluslararası hukuk öznelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulu olduğu kabul edilmiştir. BDT, siyasal, askerî, ekonomik, toplum- sal ve kültürel alanlarda yakın işbirliğini hedefleyen çok amaçlı bir bölgesel örgüttür. BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültü- rel ve diğer alanlarda işbirliği,

  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasındaişbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,

  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilkeve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçim- de insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,

  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanma- sında üye devletler arasında işbirliği,

  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılma- sı, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,

  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dola- şım özgürlüklerinin sağlanması,

  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukukiyardım ve işbirliğinin sağlanması,

  • Üye devletler arasında anlaşmazlık ve çatış- maların barışçıl yöntemlerle çözümü.

Şartın üçüncü maddesinde üye devletlerin ulus- lararası hukukça benimsenmiş evrensel norm ve il- kelere saygılı olacakları da kabul edilmiştir. Ayrıca Topluluk amaç ve ilkelerini paylaşan diğer devlet- lerin katılımına açıktır.

Topluluğun temel organları şunlardır: Devlet Başkanları Konseyi (DBK), Topluluğun en üst dü- zey organıdır. Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır. Kararlar oydaşmayla (consensus) alınır. Devlet başkanlarından birinin alınacak kara- ra katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Karar, onaylayan devletler için alınabilir. Nisan 1999’da DBK başkanlığının bir yılı geçmemek kaydıyla rotasyon usulünce belirlenmesi kara- rı alınmıştır (Purtaş, 2005: 74-75). DBK, en üst düzeyde görüş alış verişinin yapıldığı ve çıkan an- laşmazlıkların masaya yatırılarak doğrudan çözüm arayışlarının gündeme geldiği bir platform işlevi görmektedir.

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yü- rütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, top- lumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getir- mek işlevine sahiptir. Ekonomik Birlik Anlaşması’nın uygulanması ve ortak pazarın yaratılması için faaliyet- lerde bulunur. HBK de oydaşma ile karar alır ve bir/ birkaç üyenin karara katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Yılda iki kez toplanır.

BDT’nin neden ve nasıl kurulduğu kısaca özet- lendikten sonra, örgüt yapılanması üzerinde dur- mak yararlı olacaktır. 1993’te kabul edilen BDT Şartı’nın birinci maddesinde topluluğun eşit hak- lara sahip bağımsız uluslararası hukuk öznelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulu olduğu kabul edilmiştir. BDT, siyasal, askerî, ekonomik, toplum- sal ve kültürel alanlarda yakın işbirliğini hedefleyen çok amaçlı bir bölgesel örgüttür. BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültü- rel ve diğer alanlarda işbirliği,

  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasındaişbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,

  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilkeve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçim- de insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,

  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanma- sında üye devletler arasında işbirliği,

  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılma- sı, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,

  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dola- şım özgürlüklerinin sağlanması,

  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukukiyardım ve işbirliğinin sağlanması,

  • Üye devletler arasında anlaşmazlık ve çatış- maların barışçıl yöntemlerle çözümü.

Şartın üçüncü maddesinde üye devletlerin ulus- lararası hukukça benimsenmiş evrensel norm ve il- kelere saygılı olacakları da kabul edilmiştir. Ayrıca Topluluk amaç ve ilkelerini paylaşan diğer devlet- lerin katılımına açıktır.

Topluluğun temel organları şunlardır: Devlet Başkanları Konseyi (DBK), Topluluğun en üst dü- zey organıdır. Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır. Kararlar oydaşmayla (consensus) alınır. Devlet başkanlarından birinin alınacak kara- ra katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Karar, onaylayan devletler için alınabilir. Nisan 1999’da DBK başkanlığının bir yılı geçmemek kaydıyla rotasyon usulünce belirlenmesi kara- rı alınmıştır (Purtaş, 2005: 74-75). DBK, en üst düzeyde görüş alış verişinin yapıldığı ve çıkan an- laşmazlıkların masaya yatırılarak doğrudan çözüm arayışlarının gündeme geldiği bir platform işlevi görmektedir.

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yü- rütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, top- lumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getir- mek işlevine sahiptir. Ekonomik Birlik Anlaşması’nın uygulanması ve ortak pazarın yaratılması için faaliyet- lerde bulunur. HBK de oydaşma ile karar alır ve bir/ birkaç üyenin karara katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Yılda iki kez toplanır.

BDT’nin neden ve nasıl kurulduğu kısaca özet- lendikten sonra, örgüt yapılanması üzerinde dur- mak yararlı olacaktır. 1993’te kabul edilen BDT Şartı’nın birinci maddesinde topluluğun eşit hak- lara sahip bağımsız uluslararası hukuk öznelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulu olduğu kabul edilmiştir. BDT, siyasal, askerî, ekonomik, toplum- sal ve kültürel alanlarda yakın işbirliğini hedefleyen çok amaçlı bir bölgesel örgüttür. BDT Şartı’nın ikinci maddesinde amaçlar sıralanmıştır:

  • Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültü- rel ve diğer alanlarda işbirliği,

  • Ortak ekonomik alan, devletlerarasındaişbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengeli ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,

  • Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilkeve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçim- de insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,

  • Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanma- sında üye devletler arasında işbirliği,

  • Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılma- sı, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,

  • Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dola- şım özgürlüklerinin sağlanması,

  • Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukukiyardım ve işbirliğinin sağlanması,

  • Üye devletler arasında anlaşmazlık ve çatış- maların barışçıl yöntemlerle çözümü.

Şartın üçüncü maddesinde üye devletlerin ulus- lararası hukukça benimsenmiş evrensel norm ve il- kelere saygılı olacakları da kabul edilmiştir. Ayrıca Topluluk amaç ve ilkelerini paylaşan diğer devlet- lerin katılımına açıktır.

Topluluğun temel organları şunlardır: Devlet Başkanları Konseyi (DBK), Topluluğun en üst dü- zey organıdır. Olağanüstü durumlar dışında yılda iki kez toplanır. Kararlar oydaşmayla (consensus) alınır. Devlet başkanlarından birinin alınacak kara- ra katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Karar, onaylayan devletler için alınabilir. Nisan 1999’da DBK başkanlığının bir yılı geçmemek kaydıyla rotasyon usulünce belirlenmesi kara- rı alınmıştır (Purtaş, 2005: 74-75). DBK, en üst düzeyde görüş alış verişinin yapıldığı ve çıkan an- laşmazlıkların masaya yatırılarak doğrudan çözüm arayışlarının gündeme geldiği bir platform işlevi görmektedir.

Hükûmet Başkanları Konseyi, üye devletlerin yü- rütme organlarını bir araya getirir. Ekonomik, top- lumsal, siyasal alanlarda işbirliğini geliştirmek ve DBK’nin bu doğrultuda verdiği görevleri yerine getir- mek işlevine sahiptir. Ekonomik Birlik Anlaşması’nın uygulanması ve ortak pazarın yaratılması için faaliyet- lerde bulunur. HBK de oydaşma ile karar alır ve bir/ birkaç üyenin karara katılmaması, kararın alınmasına engel değildir. Yılda iki kez toplanır.

50. Soru

Bağımsız devletler topluluğu işlevini anlatınız.

Cevap

1992’den başlayarak BDT içerisindeki pek çok işbirliği girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Örneğin, bütün üyeleri kapsayan bir ortak pazar hedefine ulaşılamamıştır. Bütün çabalara karşın 2008’de BDT ülkeleri yaptıkları ihracatın yalnızca yüzde 20’sine yakınını, ithalatın ise yüzde 30’unu diğer BDT ülkelerine/ülkelerinden yapmışlar- dır. 2008’de RF ile yaşanan çatışmanın ardından 18 Ağustos 2009’da Gürcistan BDT’den ayrılma- sı topluluğun bütünlüğüne yönelik çok ciddi bir darbe niteliğini taşımaktadır. Son olarak, 2013 gü- zünde başlayan, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’daki devlet bütünlüğünün sona ermesiyle sonuçlanan bunalım ilişkileri son derece olumsuz yönde etkilemiştir (Özdal, 2016: 235-265).

Yine de BDT’yi toptan bir başarısızlık olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. 2016’da 25. yılını kutlayan topluluk sürekliliğini kanıtlamıştır (http:// www.cis.minsk.by/page.php?id=19200) Bir kere, düzenli olarak yapılan DBK zirveleri bölgedeki so- runların dile getirilerek çözüm arandığı bir platform işlevini görmektedir. SSCB’nin dağılmasının ardın- dan yaşanan pazar ekonomisine geçiş ve devletin inşası süreçlerinin kansız biçimde gerçekleşmesin- de BDT’nin büyük katkısı olmuştur. Bu coğrafya- nın “Balkanizasyonu” engellenmiştir. Kazakistan ve Ukrayna’nın nükleer silahlardan arınma süreci de BDT çerçevesinde gerçekleştirilmiştir (İvanov, 2002: 106). Bu gelişmelere paralel biçimde, bölge- de uyuşturucu kaçakçılığından insan ticaretine pek çok sorunla BDT çerçevesinde mücadele edilmekte- dir. Yürütme komitesine bağlı olarak çalışan onlarca uzmanlık komisyonu hemen her alanda işbirliğini geliştirmek için çaba harcamaktadır. BDT’nin ku- rumsal yapısını hızla tamamlayabilmesi ve uluslara- rası kabul görmesi de ona saygınlık kazandırmıştır. BDT’ye Mart 1994’te BM Genel Kurulunda göz- lemci statüsü verilmiştir (Purtaş, 2005: 87). İşbir- liğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur. Tüm BDT üyeleri katılmasalar da KGAÖ, 2000’lerde bölgede ortak savunmayı he- defleyen en önemli yapı hâline gelmiştir.

1992’den başlayarak BDT içerisindeki pek çok işbirliği girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Örneğin, bütün üyeleri kapsayan bir ortak pazar hedefine ulaşılamamıştır. Bütün çabalara karşın 2008’de BDT ülkeleri yaptıkları ihracatın yalnızca yüzde 20’sine yakınını, ithalatın ise yüzde 30’unu diğer BDT ülkelerine/ülkelerinden yapmışlar- dır. 2008’de RF ile yaşanan çatışmanın ardından 18 Ağustos 2009’da Gürcistan BDT’den ayrılma- sı topluluğun bütünlüğüne yönelik çok ciddi bir darbe niteliğini taşımaktadır. Son olarak, 2013 gü- zünde başlayan, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’daki devlet bütünlüğünün sona ermesiyle sonuçlanan bunalım ilişkileri son derece olumsuz yönde etkilemiştir (Özdal, 2016: 235-265).

Yine de BDT’yi toptan bir başarısızlık olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. 2016’da 25. yılını kutlayan topluluk sürekliliğini kanıtlamıştır (http:// www.cis.minsk.by/page.php?id=19200) Bir kere, düzenli olarak yapılan DBK zirveleri bölgedeki so- runların dile getirilerek çözüm arandığı bir platform işlevini görmektedir. SSCB’nin dağılmasının ardın- dan yaşanan pazar ekonomisine geçiş ve devletin inşası süreçlerinin kansız biçimde gerçekleşmesin- de BDT’nin büyük katkısı olmuştur. Bu coğrafya- nın “Balkanizasyonu” engellenmiştir. Kazakistan ve Ukrayna’nın nükleer silahlardan arınma süreci de BDT çerçevesinde gerçekleştirilmiştir (İvanov, 2002: 106). Bu gelişmelere paralel biçimde, bölge- de uyuşturucu kaçakçılığından insan ticaretine pek çok sorunla BDT çerçevesinde mücadele edilmekte- dir. Yürütme komitesine bağlı olarak çalışan onlarca uzmanlık komisyonu hemen her alanda işbirliğini geliştirmek için çaba harcamaktadır. BDT’nin ku- rumsal yapısını hızla tamamlayabilmesi ve uluslara- rası kabul görmesi de ona saygınlık kazandırmıştır. BDT’ye Mart 1994’te BM Genel Kurulunda göz- lemci statüsü verilmiştir (Purtaş, 2005: 87). İşbir- liğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur. Tüm BDT üyeleri katılmasalar da KGAÖ, 2000’lerde bölgede ortak savunmayı he- defleyen en önemli yapı hâline gelmiştir.

1992’den başlayarak BDT içerisindeki pek çok işbirliği girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Örneğin, bütün üyeleri kapsayan bir ortak pazar hedefine ulaşılamamıştır. Bütün çabalara karşın 2008’de BDT ülkeleri yaptıkları ihracatın yalnızca yüzde 20’sine yakınını, ithalatın ise yüzde 30’unu diğer BDT ülkelerine/ülkelerinden yapmışlar- dır. 2008’de RF ile yaşanan çatışmanın ardından 18 Ağustos 2009’da Gürcistan BDT’den ayrılma- sı topluluğun bütünlüğüne yönelik çok ciddi bir darbe niteliğini taşımaktadır. Son olarak, 2013 gü- zünde başlayan, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’daki devlet bütünlüğünün sona ermesiyle sonuçlanan bunalım ilişkileri son derece olumsuz yönde etkilemiştir (Özdal, 2016: 235-265).

Yine de BDT’yi toptan bir başarısızlık olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. 2016’da 25. yılını kutlayan topluluk sürekliliğini kanıtlamıştır (http:// www.cis.minsk.by/page.php?id=19200) Bir kere, düzenli olarak yapılan DBK zirveleri bölgedeki so- runların dile getirilerek çözüm arandığı bir platform işlevini görmektedir. SSCB’nin dağılmasının ardın- dan yaşanan pazar ekonomisine geçiş ve devletin inşası süreçlerinin kansız biçimde gerçekleşmesin- de BDT’nin büyük katkısı olmuştur. Bu coğrafya- nın “Balkanizasyonu” engellenmiştir. Kazakistan ve Ukrayna’nın nükleer silahlardan arınma süreci de BDT çerçevesinde gerçekleştirilmiştir (İvanov, 2002: 106). Bu gelişmelere paralel biçimde, bölge- de uyuşturucu kaçakçılığından insan ticaretine pek çok sorunla BDT çerçevesinde mücadele edilmekte- dir. Yürütme komitesine bağlı olarak çalışan onlarca uzmanlık komisyonu hemen her alanda işbirliğini geliştirmek için çaba harcamaktadır. BDT’nin ku- rumsal yapısını hızla tamamlayabilmesi ve uluslara- rası kabul görmesi de ona saygınlık kazandırmıştır. BDT’ye Mart 1994’te BM Genel Kurulunda göz- lemci statüsü verilmiştir (Purtaş, 2005: 87). İşbir- liğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur. Tüm BDT üyeleri katılmasalar da KGAÖ, 2000’lerde bölgede ortak savunmayı he- defleyen en önemli yapı hâline gelmiştir.

1992’den başlayarak BDT içerisindeki pek çok işbirliği girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Örneğin, bütün üyeleri kapsayan bir ortak pazar hedefine ulaşılamamıştır. Bütün çabalara karşın 2008’de BDT ülkeleri yaptıkları ihracatın yalnızca yüzde 20’sine yakınını, ithalatın ise yüzde 30’unu diğer BDT ülkelerine/ülkelerinden yapmışlar- dır. 2008’de RF ile yaşanan çatışmanın ardından 18 Ağustos 2009’da Gürcistan BDT’den ayrılma- sı topluluğun bütünlüğüne yönelik çok ciddi bir darbe niteliğini taşımaktadır. Son olarak, 2013 gü- zünde başlayan, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’daki devlet bütünlüğünün sona ermesiyle sonuçlanan bunalım ilişkileri son derece olumsuz yönde etkilemiştir (Özdal, 2016: 235-265).

Yine de BDT’yi toptan bir başarısızlık olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. 2016’da 25. yılını kutlayan topluluk sürekliliğini kanıtlamıştır (http:// www.cis.minsk.by/page.php?id=19200) Bir kere, düzenli olarak yapılan DBK zirveleri bölgedeki so- runların dile getirilerek çözüm arandığı bir platform işlevini görmektedir. SSCB’nin dağılmasının ardın- dan yaşanan pazar ekonomisine geçiş ve devletin inşası süreçlerinin kansız biçimde gerçekleşmesin- de BDT’nin büyük katkısı olmuştur. Bu coğrafya- nın “Balkanizasyonu” engellenmiştir. Kazakistan ve Ukrayna’nın nükleer silahlardan arınma süreci de BDT çerçevesinde gerçekleştirilmiştir (İvanov, 2002: 106). Bu gelişmelere paralel biçimde, bölge- de uyuşturucu kaçakçılığından insan ticaretine pek çok sorunla BDT çerçevesinde mücadele edilmekte- dir. Yürütme komitesine bağlı olarak çalışan onlarca uzmanlık komisyonu hemen her alanda işbirliğini geliştirmek için çaba harcamaktadır. BDT’nin ku- rumsal yapısını hızla tamamlayabilmesi ve uluslara- rası kabul görmesi de ona saygınlık kazandırmıştır. BDT’ye Mart 1994’te BM Genel Kurulunda göz- lemci statüsü verilmiştir (Purtaş, 2005: 87). İşbir- liğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur. Tüm BDT üyeleri katılmasalar da KGAÖ, 2000’lerde bölgede ortak savunmayı he- defleyen en önemli yapı hâline gelmiştir.

1992’den başlayarak BDT içerisindeki pek çok işbirliği girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Örneğin, bütün üyeleri kapsayan bir ortak pazar hedefine ulaşılamamıştır. Bütün çabalara karşın 2008’de BDT ülkeleri yaptıkları ihracatın yalnızca yüzde 20’sine yakınını, ithalatın ise yüzde 30’unu diğer BDT ülkelerine/ülkelerinden yapmışlar- dır. 2008’de RF ile yaşanan çatışmanın ardından 18 Ağustos 2009’da Gürcistan BDT’den ayrılma- sı topluluğun bütünlüğüne yönelik çok ciddi bir darbe niteliğini taşımaktadır. Son olarak, 2013 gü- zünde başlayan, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’daki devlet bütünlüğünün sona ermesiyle sonuçlanan bunalım ilişkileri son derece olumsuz yönde etkilemiştir (Özdal, 2016: 235-265).

Yine de BDT’yi toptan bir başarısızlık olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. 2016’da 25. yılını kutlayan topluluk sürekliliğini kanıtlamıştır (http:// www.cis.minsk.by/page.php?id=19200) Bir kere, düzenli olarak yapılan DBK zirveleri bölgedeki so- runların dile getirilerek çözüm arandığı bir platform işlevini görmektedir. SSCB’nin dağılmasının ardın- dan yaşanan pazar ekonomisine geçiş ve devletin inşası süreçlerinin kansız biçimde gerçekleşmesin- de BDT’nin büyük katkısı olmuştur. Bu coğrafya- nın “Balkanizasyonu” engellenmiştir. Kazakistan ve Ukrayna’nın nükleer silahlardan arınma süreci de BDT çerçevesinde gerçekleştirilmiştir (İvanov, 2002: 106). Bu gelişmelere paralel biçimde, bölge- de uyuşturucu kaçakçılığından insan ticaretine pek çok sorunla BDT çerçevesinde mücadele edilmekte- dir. Yürütme komitesine bağlı olarak çalışan onlarca uzmanlık komisyonu hemen her alanda işbirliğini geliştirmek için çaba harcamaktadır. BDT’nin ku- rumsal yapısını hızla tamamlayabilmesi ve uluslara- rası kabul görmesi de ona saygınlık kazandırmıştır. BDT’ye Mart 1994’te BM Genel Kurulunda göz- lemci statüsü verilmiştir (Purtaş, 2005: 87). İşbir- liğinin en çok ilerleme kaydettiği alan savunma ve güvenlik olmuştur. Tüm BDT üyeleri katılmasalar da KGAÖ, 2000’lerde bölgede ortak savunmayı he- defleyen en önemli yapı hâline gelmiştir.

51. Soru

Şangay işbirliği örgütünü anlatınız.

Cevap

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilk yılları, SSCB ile en azından ideolojik (“yoldaşlık”) temelli iyi ilişkilerin söz konusu olduğu dönemdir. Bu dönem kısa sürede yerini rekabete bırakmıştır. Çin ve SSCB arasında Kore Savaşı’yla başlayan müttefiklik, sınır sorunları dâhil pek çok nedenle kısa sürede bozulmuştur. Bir yandan 1953’te Stalin’in ölmesi ve Kruşçev’le başlayan “de-Stalinizasyon”/“revizyonizm” dönemi diğer yandaysa Çin’de Kültür Devrimi’nin getirdiği ideolojik ayrışma ilişkileri bir ölçüde “düşmanlık” seviyesine getirmiştir. Öyle ki SSCB’nin Afganistan’ı işgalinedek giden süreç içinde, bölgede ciddi bir örgütlenme çabası “imkânsız” hâle gelmiştir. Çin’in dünya politikası bir yana “zorunlu” durumlar hariç bölge politikasına bile dahil olmama anlayışı, SSCB’nin de uluslararası ilişkilerini büyük ölçüde iki-kutuplu dünyanın iki ana devletinden birisi olarak ve nihayetinde temel ola- rak Avrupa merkezli yürütmesi (Varşova Paktı), bir bölgesel örgütlenmenin siyasal zeminini yok etmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitiş sürecinde durum aşamalı olarak değişmiştir. Bu anlamda ilk dönüşümün Çin’de yaşandığı söylenebilir. Dışta hem SSCB’yle hem de Batı dünyasıyla ciddi sorunlara, içeride de ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel çalkantılara neden olan Kültür Devrimi, Mao’nun ölümüyle terk edilmiştir. Üstelik 1978’de yapılan Çin Komünist Partisi’nin 11. Kongresi’nde alınan kararlarla da “reform ve dışa açılma” süreci başlatılmıştır. Bu çerçevede “Çin’e özgü sosyalizm” yani “piyasa sosyalizmi” ya da “devlet kapitalizmi” olarak da anılan karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiştir. Böylece Çin, yaygın görüşe göre binlerce yıldır için- de durduğu kabuğu kırmaya ve ekonomik ve hatta siyasi olarak sınırlarının dışıyla aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır. Bölgesinden başlayarak uluslararası sahada varlık göstermeye başlamasının tartışmasız en önemli nedenlerinden birisi, yeni ekonomi politikaları için gerekli hammadde ve pazar arayışıdır. Zaten bu arayış, Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasına giden süreçte Çin açısından çok belirleyici olmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilk yılları, SSCB ile en azından ideolojik (“yoldaşlık”) temelli iyi ilişkilerin söz konusu olduğu dönemdir. Bu dönem kısa sürede yerini rekabete bırakmıştır. Çin ve SSCB arasında Kore Savaşı’yla başlayan müttefiklik, sınır sorunları dâhil pek çok nedenle kısa sürede bozulmuştur. Bir yandan 1953’te Stalin’in ölmesi ve Kruşçev’le başlayan “de-Stalinizasyon”/“revizyonizm” dönemi diğer yandaysa Çin’de Kültür Devrimi’nin getirdiği ideolojik ayrışma ilişkileri bir ölçüde “düşmanlık” seviyesine getirmiştir. Öyle ki SSCB’nin Afganistan’ı işgalinedek giden süreç içinde, bölgede ciddi bir örgütlenme çabası “imkânsız” hâle gelmiştir. Çin’in dünya politikası bir yana “zorunlu” durumlar hariç bölge politikasına bile dahil olmama anlayışı, SSCB’nin de uluslararası ilişkilerini büyük ölçüde iki-kutuplu dünyanın iki ana devletinden birisi olarak ve nihayetinde temel ola- rak Avrupa merkezli yürütmesi (Varşova Paktı), bir bölgesel örgütlenmenin siyasal zeminini yok etmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitiş sürecinde durum aşamalı olarak değişmiştir. Bu anlamda ilk dönüşümün Çin’de yaşandığı söylenebilir. Dışta hem SSCB’yle hem de Batı dünyasıyla ciddi sorunlara, içeride de ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel çalkantılara neden olan Kültür Devrimi, Mao’nun ölümüyle terk edilmiştir. Üstelik 1978’de yapılan Çin Komünist Partisi’nin 11. Kongresi’nde alınan kararlarla da “reform ve dışa açılma” süreci başlatılmıştır. Bu çerçevede “Çin’e özgü sosyalizm” yani “piyasa sosyalizmi” ya da “devlet kapitalizmi” olarak da anılan karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiştir. Böylece Çin, yaygın görüşe göre binlerce yıldır için- de durduğu kabuğu kırmaya ve ekonomik ve hatta siyasi olarak sınırlarının dışıyla aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır. Bölgesinden başlayarak uluslararası sahada varlık göstermeye başlamasının tartışmasız en önemli nedenlerinden birisi, yeni ekonomi politikaları için gerekli hammadde ve pazar arayışıdır. Zaten bu arayış, Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasına giden süreçte Çin açısından çok belirleyici olmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilk yılları, SSCB ile en azından ideolojik (“yoldaşlık”) temelli iyi ilişkilerin söz konusu olduğu dönemdir. Bu dönem kısa sürede yerini rekabete bırakmıştır. Çin ve SSCB arasında Kore Savaşı’yla başlayan müttefiklik, sınır sorunları dâhil pek çok nedenle kısa sürede bozulmuştur. Bir yandan 1953’te Stalin’in ölmesi ve Kruşçev’le başlayan “de-Stalinizasyon”/“revizyonizm” dönemi diğer yandaysa Çin’de Kültür Devrimi’nin getirdiği ideolojik ayrışma ilişkileri bir ölçüde “düşmanlık” seviyesine getirmiştir. Öyle ki SSCB’nin Afganistan’ı işgalinedek giden süreç içinde, bölgede ciddi bir örgütlenme çabası “imkânsız” hâle gelmiştir. Çin’in dünya politikası bir yana “zorunlu” durumlar hariç bölge politikasına bile dahil olmama anlayışı, SSCB’nin de uluslararası ilişkilerini büyük ölçüde iki-kutuplu dünyanın iki ana devletinden birisi olarak ve nihayetinde temel ola- rak Avrupa merkezli yürütmesi (Varşova Paktı), bir bölgesel örgütlenmenin siyasal zeminini yok etmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitiş sürecinde durum aşamalı olarak değişmiştir. Bu anlamda ilk dönüşümün Çin’de yaşandığı söylenebilir. Dışta hem SSCB’yle hem de Batı dünyasıyla ciddi sorunlara, içeride de ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel çalkantılara neden olan Kültür Devrimi, Mao’nun ölümüyle terk edilmiştir. Üstelik 1978’de yapılan Çin Komünist Partisi’nin 11. Kongresi’nde alınan kararlarla da “reform ve dışa açılma” süreci başlatılmıştır. Bu çerçevede “Çin’e özgü sosyalizm” yani “piyasa sosyalizmi” ya da “devlet kapitalizmi” olarak da anılan karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiştir. Böylece Çin, yaygın görüşe göre binlerce yıldır için- de durduğu kabuğu kırmaya ve ekonomik ve hatta siyasi olarak sınırlarının dışıyla aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır. Bölgesinden başlayarak uluslararası sahada varlık göstermeye başlamasının tartışmasız en önemli nedenlerinden birisi, yeni ekonomi politikaları için gerekli hammadde ve pazar arayışıdır. Zaten bu arayış, Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasına giden süreçte Çin açısından çok belirleyici olmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilk yılları, SSCB ile en azından ideolojik (“yoldaşlık”) temelli iyi ilişkilerin söz konusu olduğu dönemdir. Bu dönem kısa sürede yerini rekabete bırakmıştır. Çin ve SSCB arasında Kore Savaşı’yla başlayan müttefiklik, sınır sorunları dâhil pek çok nedenle kısa sürede bozulmuştur. Bir yandan 1953’te Stalin’in ölmesi ve Kruşçev’le başlayan “de-Stalinizasyon”/“revizyonizm” dönemi diğer yandaysa Çin’de Kültür Devrimi’nin getirdiği ideolojik ayrışma ilişkileri bir ölçüde “düşmanlık” seviyesine getirmiştir. Öyle ki SSCB’nin Afganistan’ı işgalinedek giden süreç içinde, bölgede ciddi bir örgütlenme çabası “imkânsız” hâle gelmiştir. Çin’in dünya politikası bir yana “zorunlu” durumlar hariç bölge politikasına bile dahil olmama anlayışı, SSCB’nin de uluslararası ilişkilerini büyük ölçüde iki-kutuplu dünyanın iki ana devletinden birisi olarak ve nihayetinde temel ola- rak Avrupa merkezli yürütmesi (Varşova Paktı), bir bölgesel örgütlenmenin siyasal zeminini yok etmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitiş sürecinde durum aşamalı olarak değişmiştir. Bu anlamda ilk dönüşümün Çin’de yaşandığı söylenebilir. Dışta hem SSCB’yle hem de Batı dünyasıyla ciddi sorunlara, içeride de ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel çalkantılara neden olan Kültür Devrimi, Mao’nun ölümüyle terk edilmiştir. Üstelik 1978’de yapılan Çin Komünist Partisi’nin 11. Kongresi’nde alınan kararlarla da “reform ve dışa açılma” süreci başlatılmıştır. Bu çerçevede “Çin’e özgü sosyalizm” yani “piyasa sosyalizmi” ya da “devlet kapitalizmi” olarak da anılan karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiştir. Böylece Çin, yaygın görüşe göre binlerce yıldır için- de durduğu kabuğu kırmaya ve ekonomik ve hatta siyasi olarak sınırlarının dışıyla aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır. Bölgesinden başlayarak uluslararası sahada varlık göstermeye başlamasının tartışmasız en önemli nedenlerinden birisi, yeni ekonomi politikaları için gerekli hammadde ve pazar arayışıdır. Zaten bu arayış, Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasına giden süreçte Çin açısından çok belirleyici olmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilk yılları, SSCB ile en azından ideolojik (“yoldaşlık”) temelli iyi ilişkilerin söz konusu olduğu dönemdir. Bu dönem kısa sürede yerini rekabete bırakmıştır. Çin ve SSCB arasında Kore Savaşı’yla başlayan müttefiklik, sınır sorunları dâhil pek çok nedenle kısa sürede bozulmuştur. Bir yandan 1953’te Stalin’in ölmesi ve Kruşçev’le başlayan “de-Stalinizasyon”/“revizyonizm” dönemi diğer yandaysa Çin’de Kültür Devrimi’nin getirdiği ideolojik ayrışma ilişkileri bir ölçüde “düşmanlık” seviyesine getirmiştir. Öyle ki SSCB’nin Afganistan’ı işgalinedek giden süreç içinde, bölgede ciddi bir örgütlenme çabası “imkânsız” hâle gelmiştir. Çin’in dünya politikası bir yana “zorunlu” durumlar hariç bölge politikasına bile dahil olmama anlayışı, SSCB’nin de uluslararası ilişkilerini büyük ölçüde iki-kutuplu dünyanın iki ana devletinden birisi olarak ve nihayetinde temel ola- rak Avrupa merkezli yürütmesi (Varşova Paktı), bir bölgesel örgütlenmenin siyasal zeminini yok etmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitiş sürecinde durum aşamalı olarak değişmiştir. Bu anlamda ilk dönüşümün Çin’de yaşandığı söylenebilir. Dışta hem SSCB’yle hem de Batı dünyasıyla ciddi sorunlara, içeride de ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel çalkantılara neden olan Kültür Devrimi, Mao’nun ölümüyle terk edilmiştir. Üstelik 1978’de yapılan Çin Komünist Partisi’nin 11. Kongresi’nde alınan kararlarla da “reform ve dışa açılma” süreci başlatılmıştır. Bu çerçevede “Çin’e özgü sosyalizm” yani “piyasa sosyalizmi” ya da “devlet kapitalizmi” olarak da anılan karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiştir. Böylece Çin, yaygın görüşe göre binlerce yıldır için- de durduğu kabuğu kırmaya ve ekonomik ve hatta siyasi olarak sınırlarının dışıyla aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır. Bölgesinden başlayarak uluslararası sahada varlık göstermeye başlamasının tartışmasız en önemli nedenlerinden birisi, yeni ekonomi politikaları için gerekli hammadde ve pazar arayışıdır. Zaten bu arayış, Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasına giden süreçte Çin açısından çok belirleyici olmuştur.

52. Soru

Şangay örgütünün amacı nedirdir?

Cevap

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan ku- rucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir ge- leceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma ola- rak sıralanmaktadır.

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler ara- sı iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, eko- nomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve is- tikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

Bu çerçevede toplumsal yakınlaşmayı amaçlayan çeşitli ortak kültür aktiviteleri yapılmakta, orta-uzun vadede serbest ticaret bölgesi kurmak ve hatta alterna- tif banka sistemi kurmak gibi ekonomik-finansal he- defler belirlenmekte, doğal gaz, petrol arama ve hatta su kaynakları üzerinde ortak enerji çalışmaları yürüt- me fikirleri geliştirilmektedir. Nitekim ŞİÖ’nün ener- ji, ulaşım, iletişim gibi alanlarda yürütmekte olduğu geniş kapsamlı projelere de sıklıkla dikkat çekilmekte ve örgütün “asıl” amaçlarının altyapısal gelişmeye da- yalı “hazırlık” dönemini takiben orta vadede görünür/ hissedilir olacağı ileri sürülmektedir.

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan ku- rucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir ge- leceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma ola- rak sıralanmaktadır.

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler ara- sı iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, eko- nomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve is- tikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

Bu çerçevede toplumsal yakınlaşmayı amaçlayan çeşitli ortak kültür aktiviteleri yapılmakta, orta-uzun vadede serbest ticaret bölgesi kurmak ve hatta alterna- tif banka sistemi kurmak gibi ekonomik-finansal he- defler belirlenmekte, doğal gaz, petrol arama ve hatta su kaynakları üzerinde ortak enerji çalışmaları yürüt- me fikirleri geliştirilmektedir. Nitekim ŞİÖ’nün ener- ji, ulaşım, iletişim gibi alanlarda yürütmekte olduğu geniş kapsamlı projelere de sıklıkla dikkat çekilmekte ve örgütün “asıl” amaçlarının altyapısal gelişmeye da- yalı “hazırlık” dönemini takiben orta vadede görünür/ hissedilir olacağı ileri sürülmektedir.

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan ku- rucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir ge- leceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma ola- rak sıralanmaktadır.

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler ara- sı iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, eko- nomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve is- tikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

Bu çerçevede toplumsal yakınlaşmayı amaçlayan çeşitli ortak kültür aktiviteleri yapılmakta, orta-uzun vadede serbest ticaret bölgesi kurmak ve hatta alterna- tif banka sistemi kurmak gibi ekonomik-finansal he- defler belirlenmekte, doğal gaz, petrol arama ve hatta su kaynakları üzerinde ortak enerji çalışmaları yürüt- me fikirleri geliştirilmektedir. Nitekim ŞİÖ’nün ener- ji, ulaşım, iletişim gibi alanlarda yürütmekte olduğu geniş kapsamlı projelere de sıklıkla dikkat çekilmekte ve örgütün “asıl” amaçlarının altyapısal gelişmeye da- yalı “hazırlık” dönemini takiben orta vadede görünür/ hissedilir olacağı ileri sürülmektedir.

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan ku- rucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir ge- leceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma ola- rak sıralanmaktadır.

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler ara- sı iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, eko- nomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve is- tikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

Bu çerçevede toplumsal yakınlaşmayı amaçlayan çeşitli ortak kültür aktiviteleri yapılmakta, orta-uzun vadede serbest ticaret bölgesi kurmak ve hatta alterna- tif banka sistemi kurmak gibi ekonomik-finansal he- defler belirlenmekte, doğal gaz, petrol arama ve hatta su kaynakları üzerinde ortak enerji çalışmaları yürüt- me fikirleri geliştirilmektedir. Nitekim ŞİÖ’nün ener- ji, ulaşım, iletişim gibi alanlarda yürütmekte olduğu geniş kapsamlı projelere de sıklıkla dikkat çekilmekte ve örgütün “asıl” amaçlarının altyapısal gelişmeye da- yalı “hazırlık” dönemini takiben orta vadede görünür/ hissedilir olacağı ileri sürülmektedir.

Örgüt, “Şangay Ruhu” olarak atıf yapılan ku- rucu ilkelerini, karşılıklı güven, karşılıklı fayda, dayanışma, kültürel farklılığa saygı ve ortak bir ge- leceğe yönelme olarak belirtmektedir. Örgütün dış ilişkilerinin esası da bağlantısız ilkeleri esas alma, kimseyi hedef almama ve açıklıktan yana olma ola- rak sıralanmaktadır.

Ana amaçlarsa “karşılıklı güveni ve üyeler ara- sı iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, eko- nomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, enerji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölgede barış, güvenlik ve is- tikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demokratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

Bu çerçevede toplumsal yakınlaşmayı amaçlayan çeşitli ortak kültür aktiviteleri yapılmakta, orta-uzun vadede serbest ticaret bölgesi kurmak ve hatta alterna- tif banka sistemi kurmak gibi ekonomik-finansal he- defler belirlenmekte, doğal gaz, petrol arama ve hatta su kaynakları üzerinde ortak enerji çalışmaları yürüt- me fikirleri geliştirilmektedir. Nitekim ŞİÖ’nün ener- ji, ulaşım, iletişim gibi alanlarda yürütmekte olduğu geniş kapsamlı projelere de sıklıkla dikkat çekilmekte ve örgütün “asıl” amaçlarının altyapısal gelişmeye da- yalı “hazırlık” dönemini takiben orta vadede görünür/ hissedilir olacağı ileri sürülmektedir.

53. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü işlevi nedir?

Cevap

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmekte- dir. Örgütün genel siyasasını belirleyen, makro ka- rarları alan ve tüm önemli konularda diğer örgüt organlarına direktifler veren bu Konseyin yanı sıra bir de üye devlet hükümet başkanlarından oluşanHükümet Başkanları Konseyi bulunmaktadır. Yıllık bütçeyi onaylama yetkisine de sahip olan Konsey, yılda bir kez toplanarak üyeler arası işbirliğini çe- şitli boyutlarıyla ele almaktadır. İşbirliği stratejileri belirleme ve işbirliği alanlarında gerekli kararları alma yetkisi de bu organa verilmiştir.

Onun da altında yine düzenli toplantılar yapan ve örgütün dış ilişkilerini yürüten Dışişleri Bakan- ları Konseyi yer almaktadır. Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir. Ay- rıca, ele alınacak konuya göre üye ülke bakanları da işbirliğini artıracak mekanizmalar üzerinden iş- leyen çeşitli düzeylerde toplantılar yürütmektedir.

Nihayet, ŞİÖ’nün sürekliliğinin aracı ve sembolü olarak bir uluslararası örgüt olmasını sağlayan bir deSekretarya vardır. Örgütün tüm rutin “bürokratik”

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmekte- dir. Örgütün genel siyasasını belirleyen, makro ka- rarları alan ve tüm önemli konularda diğer örgüt organlarına direktifler veren bu Konseyin yanı sıra bir de üye devlet hükümet başkanlarından oluşanHükümet Başkanları Konseyi bulunmaktadır. Yıllık bütçeyi onaylama yetkisine de sahip olan Konsey, yılda bir kez toplanarak üyeler arası işbirliğini çe- şitli boyutlarıyla ele almaktadır. İşbirliği stratejileri belirleme ve işbirliği alanlarında gerekli kararları alma yetkisi de bu organa verilmiştir.

Onun da altında yine düzenli toplantılar yapan ve örgütün dış ilişkilerini yürüten Dışişleri Bakan- ları Konseyi yer almaktadır. Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir. Ay- rıca, ele alınacak konuya göre üye ülke bakanları da işbirliğini artıracak mekanizmalar üzerinden iş- leyen çeşitli düzeylerde toplantılar yürütmektedir.

Nihayet, ŞİÖ’nün sürekliliğinin aracı ve sembolü olarak bir uluslararası örgüt olmasını sağlayan bir deSekretarya vardır. Örgütün tüm rutin “bürokratik”

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmekte- dir. Örgütün genel siyasasını belirleyen, makro ka- rarları alan ve tüm önemli konularda diğer örgüt organlarına direktifler veren bu Konseyin yanı sıra bir de üye devlet hükümet başkanlarından oluşanHükümet Başkanları Konseyi bulunmaktadır. Yıllık bütçeyi onaylama yetkisine de sahip olan Konsey, yılda bir kez toplanarak üyeler arası işbirliğini çe- şitli boyutlarıyla ele almaktadır. İşbirliği stratejileri belirleme ve işbirliği alanlarında gerekli kararları alma yetkisi de bu organa verilmiştir.

Onun da altında yine düzenli toplantılar yapan ve örgütün dış ilişkilerini yürüten Dışişleri Bakan- ları Konseyi yer almaktadır. Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir. Ay- rıca, ele alınacak konuya göre üye ülke bakanları da işbirliğini artıracak mekanizmalar üzerinden iş- leyen çeşitli düzeylerde toplantılar yürütmektedir.

Nihayet, ŞİÖ’nün sürekliliğinin aracı ve sembolü olarak bir uluslararası örgüt olmasını sağlayan bir deSekretarya vardır. Örgütün tüm rutin “bürokratik”

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmekte- dir. Örgütün genel siyasasını belirleyen, makro ka- rarları alan ve tüm önemli konularda diğer örgüt organlarına direktifler veren bu Konseyin yanı sıra bir de üye devlet hükümet başkanlarından oluşanHükümet Başkanları Konseyi bulunmaktadır. Yıllık bütçeyi onaylama yetkisine de sahip olan Konsey, yılda bir kez toplanarak üyeler arası işbirliğini çe- şitli boyutlarıyla ele almaktadır. İşbirliği stratejileri belirleme ve işbirliği alanlarında gerekli kararları alma yetkisi de bu organa verilmiştir.

Onun da altında yine düzenli toplantılar yapan ve örgütün dış ilişkilerini yürüten Dışişleri Bakan- ları Konseyi yer almaktadır. Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir. Ay- rıca, ele alınacak konuya göre üye ülke bakanları da işbirliğini artıracak mekanizmalar üzerinden iş- leyen çeşitli düzeylerde toplantılar yürütmektedir.

Nihayet, ŞİÖ’nün sürekliliğinin aracı ve sembolü olarak bir uluslararası örgüt olmasını sağlayan bir deSekretarya vardır. Örgütün tüm rutin “bürokratik”

Örgütün en üst karar alma organı olan Devlet Başkanları Konseyi, yılda bir kez (Rus alfabesine göre sırayla) üye ülkelerden birisinin başkentinde toplanmakta ve ev sahibi ülke devlet başkanı da bir anlamda o yıl için dönem başkanlığı yürütmekte- dir. Örgütün genel siyasasını belirleyen, makro ka- rarları alan ve tüm önemli konularda diğer örgüt organlarına direktifler veren bu Konseyin yanı sıra bir de üye devlet hükümet başkanlarından oluşanHükümet Başkanları Konseyi bulunmaktadır. Yıllık bütçeyi onaylama yetkisine de sahip olan Konsey, yılda bir kez toplanarak üyeler arası işbirliğini çe- şitli boyutlarıyla ele almaktadır. İşbirliği stratejileri belirleme ve işbirliği alanlarında gerekli kararları alma yetkisi de bu organa verilmiştir.

Onun da altında yine düzenli toplantılar yapan ve örgütün dış ilişkilerini yürüten Dışişleri Bakan- ları Konseyi yer almaktadır. Üyeler arası ilişkileri koordine eden ve ŞİÖ’nün bu çerçevede işleyişini yürüten ise Ulusal Koordinatörler Konseyi’dir. Ay- rıca, ele alınacak konuya göre üye ülke bakanları da işbirliğini artıracak mekanizmalar üzerinden iş- leyen çeşitli düzeylerde toplantılar yürütmektedir.

Nihayet, ŞİÖ’nün sürekliliğinin aracı ve sembolü olarak bir uluslararası örgüt olmasını sağlayan bir deSekretarya vardır. Örgütün tüm rutin “bürokratik”

54. Soru

İslam işbirliği örgütünü anlatınız.

Cevap

1969-1972 arasında düzenlenen bir dizi konferans neticesinde kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), 2011’de İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) adını almıştır. Başlangıçtan beri isminde bir din adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüt olan İİÖ, amaç ve faaliyet alanlarını da büyük ölçüde bu çerçevede belirlemiştir. İİÖ’nün bir diğer dikkat çekici özelliğiyse, Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüt olmasıdır. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir. Öte yandan, örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da
önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir. Nihayetinde modern uluslararası ilişkiler sistemi, bu türden dini-kültürel boyutları olduğu düşünülen kimi ittifak ilişkilerinin söz konusu olduğu ya da olabi- leceği yönünde kimi görüşler olsa da, büyük ölçüde siyasi ve ekonomik çıkar ilişkileriyle değer ortaklıkları temelinde şekillenmektedir. Dolayısıyla, uygulamada da görüldüğü gibi, İİÖ sadece dini-kültürel boyutu ön planda olduğu düşünülen kimi sorunlara karşı kısmen ön plana çıkabilmektedir. Tabii ancak üyeleri arasındaki siyasi ve ekonomik farklılıkların ve uluslararası ilişkilerin genel işleyişinin izin verdiği ölçüde.

1969-1972 arasında düzenlenen bir dizi konferans neticesinde kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), 2011’de İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) adını almıştır. Başlangıçtan beri isminde bir din adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüt olan İİÖ, amaç ve faaliyet alanlarını da büyük ölçüde bu çerçevede belirlemiştir. İİÖ’nün bir diğer dikkat çekici özelliğiyse, Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüt olmasıdır. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir. Öte yandan, örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da
önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir. Nihayetinde modern uluslararası ilişkiler sistemi, bu türden dini-kültürel boyutları olduğu düşünülen kimi ittifak ilişkilerinin söz konusu olduğu ya da olabi- leceği yönünde kimi görüşler olsa da, büyük ölçüde siyasi ve ekonomik çıkar ilişkileriyle değer ortaklıkları temelinde şekillenmektedir. Dolayısıyla, uygulamada da görüldüğü gibi, İİÖ sadece dini-kültürel boyutu ön planda olduğu düşünülen kimi sorunlara karşı kısmen ön plana çıkabilmektedir. Tabii ancak üyeleri arasındaki siyasi ve ekonomik farklılıkların ve uluslararası ilişkilerin genel işleyişinin izin verdiği ölçüde.

1969-1972 arasında düzenlenen bir dizi konferans neticesinde kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), 2011’de İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) adını almıştır. Başlangıçtan beri isminde bir din adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüt olan İİÖ, amaç ve faaliyet alanlarını da büyük ölçüde bu çerçevede belirlemiştir. İİÖ’nün bir diğer dikkat çekici özelliğiyse, Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüt olmasıdır. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir. Öte yandan, örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da
önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir. Nihayetinde modern uluslararası ilişkiler sistemi, bu türden dini-kültürel boyutları olduğu düşünülen kimi ittifak ilişkilerinin söz konusu olduğu ya da olabi- leceği yönünde kimi görüşler olsa da, büyük ölçüde siyasi ve ekonomik çıkar ilişkileriyle değer ortaklıkları temelinde şekillenmektedir. Dolayısıyla, uygulamada da görüldüğü gibi, İİÖ sadece dini-kültürel boyutu ön planda olduğu düşünülen kimi sorunlara karşı kısmen ön plana çıkabilmektedir. Tabii ancak üyeleri arasındaki siyasi ve ekonomik farklılıkların ve uluslararası ilişkilerin genel işleyişinin izin verdiği ölçüde.

1969-1972 arasında düzenlenen bir dizi konferans neticesinde kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), 2011’de İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) adını almıştır. Başlangıçtan beri isminde bir din adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüt olan İİÖ, amaç ve faaliyet alanlarını da büyük ölçüde bu çerçevede belirlemiştir. İİÖ’nün bir diğer dikkat çekici özelliğiyse, Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüt olmasıdır. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir. Öte yandan, örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da
önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir. Nihayetinde modern uluslararası ilişkiler sistemi, bu türden dini-kültürel boyutları olduğu düşünülen kimi ittifak ilişkilerinin söz konusu olduğu ya da olabi- leceği yönünde kimi görüşler olsa da, büyük ölçüde siyasi ve ekonomik çıkar ilişkileriyle değer ortaklıkları temelinde şekillenmektedir. Dolayısıyla, uygulamada da görüldüğü gibi, İİÖ sadece dini-kültürel boyutu ön planda olduğu düşünülen kimi sorunlara karşı kısmen ön plana çıkabilmektedir. Tabii ancak üyeleri arasındaki siyasi ve ekonomik farklılıkların ve uluslararası ilişkilerin genel işleyişinin izin verdiği ölçüde.

1969-1972 arasında düzenlenen bir dizi konferans neticesinde kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), 2011’de İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) adını almıştır. Başlangıçtan beri isminde bir din adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüt olan İİÖ, amaç ve faaliyet alanlarını da büyük ölçüde bu çerçevede belirlemiştir. İİÖ’nün bir diğer dikkat çekici özelliğiyse, Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip olan uluslararası örgüt olmasıdır. Örgütün 57 üyesi, toplam 1.5 milyarlık nüfuslarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini teşkil etmektedir. Öte yandan, örgütün dünya siyasetinde bir uluslararası güç merkezi ya da
önemli bir aktör olduğunu söylemek zordur. Bunda, örgüte ismini de veren ortak dini referansa rağmen, üyelerinin coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına dağılmış olması, ekonomik olarak çok farklı seviyelerde bulunmaları, birer ulusal devlet olarak farklı siyasi yönelimleri ve angajmanları olmaları ve hatta kültürel anlamda da farklı dini yorum ve uygulamalara sahip olmaları etkili olsa gerektir. Nihayetinde modern uluslararası ilişkiler sistemi, bu türden dini-kültürel boyutları olduğu düşünülen kimi ittifak ilişkilerinin söz konusu olduğu ya da olabi- leceği yönünde kimi görüşler olsa da, büyük ölçüde siyasi ve ekonomik çıkar ilişkileriyle değer ortaklıkları temelinde şekillenmektedir. Dolayısıyla, uygulamada da görüldüğü gibi, İİÖ sadece dini-kültürel boyutu ön planda olduğu düşünülen kimi sorunlara karşı kısmen ön plana çıkabilmektedir. Tabii ancak üyeleri arasındaki siyasi ve ekonomik farklılıkların ve uluslararası ilişkilerin genel işleyişinin izin verdiği ölçüde.

55. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü kuruluş sürecini anlatınız.

Cevap

Örgütün kuruluş sürecinde biri genel bir de özel ve hızlandırıcı iki etkenin rol oynadığı söylenebilir. Ge- nel etken olarak karşımıza dünya ve özellikle de bölge politikasında yaşanan gelişmeler çıkmakta. Şöyle ki, bir önceki bölümde ele alınan Arap Birliği’nin 1945’te, İsrail’in de 1948’de kurulması Ortadoğu siyasetini derinden etkiledi. Mısır önderliğinde kurulan Arap Birliği, özellikle Bağlantısızlar Hareketi’nin de liderlerinden olan Nasır döneminden itibaren Ortadoğu’da seküler/sosyalist ve pan-Arabist politikaların ön pla- na çıkmasına neden oldu. Buysa, diğer boyutları bir yana, bölgede Filistin sorunu konusunda yürütü- lecek mücadelenin merkezinin neresi olacağı ve bu mücadelenin hangi temelde yürütüleceği tartışmala- rını da başlattı. Yanıtı seküler Arap milliyetçiliğinde arayanların Mısır merkezli Arap Birliği üzerinden ve kısmen Sovyetler Birliği’ne yakın olarak yürüttü- ğü politikalara alternatif olma arayışı zamanla daha belirgin olmaya başladı. 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleşti- rilmesi girişiminin başarısız olsa da, bu kez Baas Partisi’nin Irak ve Suriye’de güç kazanmasıyla böl- gede Sovyetler Birliği’nin etkisinin arttığı yönünde düşünceler de artmaya başladı. Tüm bunlar, İsrail- Filistin sorunun dini boyutları da olduğu ve hatta mücadelenin ve daha da önemlisi Ortadoğu devlet- leri arasında İsrail karşıtı birliğin zemininin din ol- ması gerektiği düşüncesini başını Suudi Arabistan’ın çektiği devletler arasında ön plana çıkardı.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

Örgütün kuruluş sürecinde biri genel bir de özel ve hızlandırıcı iki etkenin rol oynadığı söylenebilir. Ge- nel etken olarak karşımıza dünya ve özellikle de bölge politikasında yaşanan gelişmeler çıkmakta. Şöyle ki, bir önceki bölümde ele alınan Arap Birliği’nin 1945’te, İsrail’in de 1948’de kurulması Ortadoğu siyasetini derinden etkiledi. Mısır önderliğinde kurulan Arap Birliği, özellikle Bağlantısızlar Hareketi’nin de liderlerinden olan Nasır döneminden itibaren Ortadoğu’da seküler/sosyalist ve pan-Arabist politikaların ön pla- na çıkmasına neden oldu. Buysa, diğer boyutları bir yana, bölgede Filistin sorunu konusunda yürütü- lecek mücadelenin merkezinin neresi olacağı ve bu mücadelenin hangi temelde yürütüleceği tartışmala- rını da başlattı. Yanıtı seküler Arap milliyetçiliğinde arayanların Mısır merkezli Arap Birliği üzerinden ve kısmen Sovyetler Birliği’ne yakın olarak yürüttü- ğü politikalara alternatif olma arayışı zamanla daha belirgin olmaya başladı. 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleşti- rilmesi girişiminin başarısız olsa da, bu kez Baas Partisi’nin Irak ve Suriye’de güç kazanmasıyla böl- gede Sovyetler Birliği’nin etkisinin arttığı yönünde düşünceler de artmaya başladı. Tüm bunlar, İsrail- Filistin sorunun dini boyutları da olduğu ve hatta mücadelenin ve daha da önemlisi Ortadoğu devlet- leri arasında İsrail karşıtı birliğin zemininin din ol- ması gerektiği düşüncesini başını Suudi Arabistan’ın çektiği devletler arasında ön plana çıkardı.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

Örgütün kuruluş sürecinde biri genel bir de özel ve hızlandırıcı iki etkenin rol oynadığı söylenebilir. Ge- nel etken olarak karşımıza dünya ve özellikle de bölge politikasında yaşanan gelişmeler çıkmakta. Şöyle ki, bir önceki bölümde ele alınan Arap Birliği’nin 1945’te, İsrail’in de 1948’de kurulması Ortadoğu siyasetini derinden etkiledi. Mısır önderliğinde kurulan Arap Birliği, özellikle Bağlantısızlar Hareketi’nin de liderlerinden olan Nasır döneminden itibaren Ortadoğu’da seküler/sosyalist ve pan-Arabist politikaların ön pla- na çıkmasına neden oldu. Buysa, diğer boyutları bir yana, bölgede Filistin sorunu konusunda yürütü- lecek mücadelenin merkezinin neresi olacağı ve bu mücadelenin hangi temelde yürütüleceği tartışmala- rını da başlattı. Yanıtı seküler Arap milliyetçiliğinde arayanların Mısır merkezli Arap Birliği üzerinden ve kısmen Sovyetler Birliği’ne yakın olarak yürüttü- ğü politikalara alternatif olma arayışı zamanla daha belirgin olmaya başladı. 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleşti- rilmesi girişiminin başarısız olsa da, bu kez Baas Partisi’nin Irak ve Suriye’de güç kazanmasıyla böl- gede Sovyetler Birliği’nin etkisinin arttığı yönünde düşünceler de artmaya başladı. Tüm bunlar, İsrail- Filistin sorunun dini boyutları da olduğu ve hatta mücadelenin ve daha da önemlisi Ortadoğu devlet- leri arasında İsrail karşıtı birliğin zemininin din ol- ması gerektiği düşüncesini başını Suudi Arabistan’ın çektiği devletler arasında ön plana çıkardı.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

Örgütün kuruluş sürecinde biri genel bir de özel ve hızlandırıcı iki etkenin rol oynadığı söylenebilir. Ge- nel etken olarak karşımıza dünya ve özellikle de bölge politikasında yaşanan gelişmeler çıkmakta. Şöyle ki, bir önceki bölümde ele alınan Arap Birliği’nin 1945’te, İsrail’in de 1948’de kurulması Ortadoğu siyasetini derinden etkiledi. Mısır önderliğinde kurulan Arap Birliği, özellikle Bağlantısızlar Hareketi’nin de liderlerinden olan Nasır döneminden itibaren Ortadoğu’da seküler/sosyalist ve pan-Arabist politikaların ön pla- na çıkmasına neden oldu. Buysa, diğer boyutları bir yana, bölgede Filistin sorunu konusunda yürütü- lecek mücadelenin merkezinin neresi olacağı ve bu mücadelenin hangi temelde yürütüleceği tartışmala- rını da başlattı. Yanıtı seküler Arap milliyetçiliğinde arayanların Mısır merkezli Arap Birliği üzerinden ve kısmen Sovyetler Birliği’ne yakın olarak yürüttü- ğü politikalara alternatif olma arayışı zamanla daha belirgin olmaya başladı. 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleşti- rilmesi girişiminin başarısız olsa da, bu kez Baas Partisi’nin Irak ve Suriye’de güç kazanmasıyla böl- gede Sovyetler Birliği’nin etkisinin arttığı yönünde düşünceler de artmaya başladı. Tüm bunlar, İsrail- Filistin sorunun dini boyutları da olduğu ve hatta mücadelenin ve daha da önemlisi Ortadoğu devlet- leri arasında İsrail karşıtı birliğin zemininin din ol- ması gerektiği düşüncesini başını Suudi Arabistan’ın çektiği devletler arasında ön plana çıkardı.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

Örgütün kuruluş sürecinde biri genel bir de özel ve hızlandırıcı iki etkenin rol oynadığı söylenebilir. Ge- nel etken olarak karşımıza dünya ve özellikle de bölge politikasında yaşanan gelişmeler çıkmakta. Şöyle ki, bir önceki bölümde ele alınan Arap Birliği’nin 1945’te, İsrail’in de 1948’de kurulması Ortadoğu siyasetini derinden etkiledi. Mısır önderliğinde kurulan Arap Birliği, özellikle Bağlantısızlar Hareketi’nin de liderlerinden olan Nasır döneminden itibaren Ortadoğu’da seküler/sosyalist ve pan-Arabist politikaların ön pla- na çıkmasına neden oldu. Buysa, diğer boyutları bir yana, bölgede Filistin sorunu konusunda yürütü- lecek mücadelenin merkezinin neresi olacağı ve bu mücadelenin hangi temelde yürütüleceği tartışmala- rını da başlattı. Yanıtı seküler Arap milliyetçiliğinde arayanların Mısır merkezli Arap Birliği üzerinden ve kısmen Sovyetler Birliği’ne yakın olarak yürüttü- ğü politikalara alternatif olma arayışı zamanla daha belirgin olmaya başladı. 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleşti- rilmesi girişiminin başarısız olsa da, bu kez Baas Partisi’nin Irak ve Suriye’de güç kazanmasıyla böl- gede Sovyetler Birliği’nin etkisinin arttığı yönünde düşünceler de artmaya başladı. Tüm bunlar, İsrail- Filistin sorunun dini boyutları da olduğu ve hatta mücadelenin ve daha da önemlisi Ortadoğu devlet- leri arasında İsrail karşıtı birliğin zemininin din ol- ması gerektiği düşüncesini başını Suudi Arabistan’ın çektiği devletler arasında ön plana çıkardı.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

İşte bu ortamda 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklandığı haberi geldi. Her ne ka- dar eylemi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Ruhan’ın “İsa Mesih’in gelmesini hızlandırmak için” yaptığı sonradan anlaşılsa (ve hatta mahke- mece “akıl hastası” bulunsa) da, nihayetinde Müs- lümanlar için kutsal olan mekânın yakılması büyük tepki çekmiş ve Ürdün, Fas ve Suudi Arabistan ta- rafından Rabat’ta acil bir toplantı yapılması talep edilmiştir. İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesinin talep edildiği toplantıda ayrıca bir “daimi sekreterlik” kurularak toplantıların yıllık olarak tekrarlanması kararı da alındı. Örgütlen- me yolunda atılan bu adım yıllık konferanslarda ilerletilmiş, 1971’deki Karaçi toplantısında şekil- lendirilen İslam Konferansı Örgütü kurucu metni 1972’deki Cidde toplantısında da kabul edilmiştir.

56. Soru

İslam işbirliği teşkilatı amaçlarını açıklayınız.

Cevap

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışmabağlarını geliştirmek;

  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davala- rında üyelerini desteklemek;

  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işleri- ne karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;

  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğininve toprak bütünlüğünün yeniden sağlan- masını desteklemek;

  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplum- sal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağ- layacak şekilde aktif katılımını sağlamak;

  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağla- mak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi kom- şuluk üzerine bina edilmiş devletler arası ilişkileri teşvik etmek;

  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticariilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağ- layacak şekilde güçlendirmek;

  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insanikalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;

• Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinlerive değerleri teşvik etmek, korumak ve yay- mak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;

• İslam’ın gerçek imajını korumak ve savun- mak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;

• Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliş- tirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araş- tırma ve işbirliğini teşvik etmek;

• Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlılarınve engellilerin hakları dâhil olmak üzere in- san haklarını ve temel özgürlüklerini ve İsla- mi aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;

• Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti,yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılı- ğıyla mücadelede işbirliği yapmak;

• Doğal afetler gibi acil insani durumlarda iş- birliği yapmak ve birlikte çalışmak.

Bu amaçların dışında 2016-2025 yıllarını kap- sayacak yeni 10 Yıllık Eylem Programı da kabul edilmiştir. Buna göre, ılımlılığın ve hoşgörünün teşviki, terörizmle ve İslamofobi ile mücadele, baş- ta Filistin sorunu olmak üzere çatışmaların önlen- mesi ve çözümü, ekonomik işbirliği ve Afrika’da yoksullukla mücadele, bilim ve teknoloji alanın- da ortak çalışmalar yapılması, insan hakları ve iyi yönetişim ile üyeler arasında kültürel değişim gibi konular öncelikli çalışma alanları ve hedefler olarak belirlenmiştir.

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışmabağlarını geliştirmek;

  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davala- rında üyelerini desteklemek;

  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işleri- ne karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;

  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğininve toprak bütünlüğünün yeniden sağlan- masını desteklemek;

  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplum- sal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağ- layacak şekilde aktif katılımını sağlamak;

  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağla- mak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi kom- şuluk üzerine bina edilmiş devletler arası ilişkileri teşvik etmek;

  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticariilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağ- layacak şekilde güçlendirmek;

  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insanikalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;

• Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinlerive değerleri teşvik etmek, korumak ve yay- mak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;

• İslam’ın gerçek imajını korumak ve savun- mak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;

• Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliş- tirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araş- tırma ve işbirliğini teşvik etmek;

• Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlılarınve engellilerin hakları dâhil olmak üzere in- san haklarını ve temel özgürlüklerini ve İsla- mi aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;

• Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti,yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılı- ğıyla mücadelede işbirliği yapmak;

• Doğal afetler gibi acil insani durumlarda iş- birliği yapmak ve birlikte çalışmak.

Bu amaçların dışında 2016-2025 yıllarını kap- sayacak yeni 10 Yıllık Eylem Programı da kabul edilmiştir. Buna göre, ılımlılığın ve hoşgörünün teşviki, terörizmle ve İslamofobi ile mücadele, baş- ta Filistin sorunu olmak üzere çatışmaların önlen- mesi ve çözümü, ekonomik işbirliği ve Afrika’da yoksullukla mücadele, bilim ve teknoloji alanın- da ortak çalışmalar yapılması, insan hakları ve iyi yönetişim ile üyeler arasında kültürel değişim gibi konular öncelikli çalışma alanları ve hedefler olarak belirlenmiştir.

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışmabağlarını geliştirmek;

  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davala- rında üyelerini desteklemek;

  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işleri- ne karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;

  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğininve toprak bütünlüğünün yeniden sağlan- masını desteklemek;

  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplum- sal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağ- layacak şekilde aktif katılımını sağlamak;

  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağla- mak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi kom- şuluk üzerine bina edilmiş devletler arası ilişkileri teşvik etmek;

  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticariilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağ- layacak şekilde güçlendirmek;

  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insanikalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;

• Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinlerive değerleri teşvik etmek, korumak ve yay- mak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;

• İslam’ın gerçek imajını korumak ve savun- mak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;

• Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliş- tirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araş- tırma ve işbirliğini teşvik etmek;

• Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlılarınve engellilerin hakları dâhil olmak üzere in- san haklarını ve temel özgürlüklerini ve İsla- mi aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;

• Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti,yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılı- ğıyla mücadelede işbirliği yapmak;

• Doğal afetler gibi acil insani durumlarda iş- birliği yapmak ve birlikte çalışmak.

Bu amaçların dışında 2016-2025 yıllarını kap- sayacak yeni 10 Yıllık Eylem Programı da kabul edilmiştir. Buna göre, ılımlılığın ve hoşgörünün teşviki, terörizmle ve İslamofobi ile mücadele, baş- ta Filistin sorunu olmak üzere çatışmaların önlen- mesi ve çözümü, ekonomik işbirliği ve Afrika’da yoksullukla mücadele, bilim ve teknoloji alanın- da ortak çalışmalar yapılması, insan hakları ve iyi yönetişim ile üyeler arasında kültürel değişim gibi konular öncelikli çalışma alanları ve hedefler olarak belirlenmiştir.

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışmabağlarını geliştirmek;

  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davala- rında üyelerini desteklemek;

  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işleri- ne karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;

  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğininve toprak bütünlüğünün yeniden sağlan- masını desteklemek;

  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplum- sal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağ- layacak şekilde aktif katılımını sağlamak;

  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağla- mak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi kom- şuluk üzerine bina edilmiş devletler arası ilişkileri teşvik etmek;

  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticariilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağ- layacak şekilde güçlendirmek;

  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insanikalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;

• Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinlerive değerleri teşvik etmek, korumak ve yay- mak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;

• İslam’ın gerçek imajını korumak ve savun- mak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;

• Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliş- tirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araş- tırma ve işbirliğini teşvik etmek;

• Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlılarınve engellilerin hakları dâhil olmak üzere in- san haklarını ve temel özgürlüklerini ve İsla- mi aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;

• Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti,yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılı- ğıyla mücadelede işbirliği yapmak;

• Doğal afetler gibi acil insani durumlarda iş- birliği yapmak ve birlikte çalışmak.

Bu amaçların dışında 2016-2025 yıllarını kap- sayacak yeni 10 Yıllık Eylem Programı da kabul edilmiştir. Buna göre, ılımlılığın ve hoşgörünün teşviki, terörizmle ve İslamofobi ile mücadele, baş- ta Filistin sorunu olmak üzere çatışmaların önlen- mesi ve çözümü, ekonomik işbirliği ve Afrika’da yoksullukla mücadele, bilim ve teknoloji alanın- da ortak çalışmalar yapılması, insan hakları ve iyi yönetişim ile üyeler arasında kültürel değişim gibi konular öncelikli çalışma alanları ve hedefler olarak belirlenmiştir.

Örgütün kurucu metninde (Madde 1) yer alan güncellenmiş amaçlarından bazıları şöyledir:

  • Üyeler arasında kardeşlik ve dayanışmabağlarını geliştirmek;

  • Ortak çıkarları korumak ve meşru davala- rında üyelerini desteklemek;

  • Kendi geleceğini tayin hakkına ve iç işleri- ne karışmama ilkesine saygı göstermek ve üyelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duymak;

  • İşgal altındaki üyelerin tam egemenliğininve toprak bütünlüğünün yeniden sağlan- masını desteklemek;

  • Üyelerin küresel siyasi, ekonomik ve toplum- sal karar alma süreçlerine ortak çıkarlarını sağ- layacak şekilde aktif katılımını sağlamak;

  • Küresel barışı, güvenliği ve uyumu sağla- mak için adalet, karşılıklı saygı ve iyi kom- şuluk üzerine bina edilmiş devletler arası ilişkileri teşvik etmek;

  • İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticariilişkileri bir İslam Ortak Pazarı kurmakla sonuçlanacak ekonomik bütünleşmeyi sağ- layacak şekilde güçlendirmek;

  • Üyelerde sürdürülebilir ve kapsamlı insanikalkınmayı ve ekonomik refahı sağlamak için çaba sarf etmek;

• Ilımlı ve hoşgörüye dayalı İslami doktrinlerive değerleri teşvik etmek, korumak ve yay- mak, İslami kültürü teşvik etmek ve İslam mirasını korumak;

• İslam’ın gerçek imajını korumak ve savun- mak, İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve medeniyetler ve dinler arası diyalogu teşvik etmek;

• Bilim ve teknolojiyi güçlendirmek ve geliş- tirmek ve üyeler arasında bu alanlarda araş- tırma ve işbirliğini teşvik etmek;

• Kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlılarınve engellilerin hakları dâhil olmak üzere in- san haklarını ve temel özgürlüklerini ve İsla- mi aile değerlerini teşvik etmek ve korumak;

• Her türlü terörizm, uyuşturucu ticareti,yolsuzluk, para aklama ve insan kaçakçılı- ğıyla mücadelede işbirliği yapmak;

• Doğal afetler gibi acil insani durumlarda iş- birliği yapmak ve birlikte çalışmak.

Bu amaçların dışında 2016-2025 yıllarını kap- sayacak yeni 10 Yıllık Eylem Programı da kabul edilmiştir. Buna göre, ılımlılığın ve hoşgörünün teşviki, terörizmle ve İslamofobi ile mücadele, baş- ta Filistin sorunu olmak üzere çatışmaların önlen- mesi ve çözümü, ekonomik işbirliği ve Afrika’da yoksullukla mücadele, bilim ve teknoloji alanın- da ortak çalışmalar yapılması, insan hakları ve iyi yönetişim ile üyeler arasında kültürel değişim gibi konular öncelikli çalışma alanları ve hedefler olarak belirlenmiştir.

57. Soru

İslam işbirliği teşkilatı yapısı ve işleyişini anlatınız.

Cevap

İİÖ’nün üç ana organı bulunmaktadır. Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, İİÖ’nün en üst düzeyde yönetim ve karar alma organıdır. Üyelerin devlet ya da hükü- met başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplan- maktadır (madde 6-8). Üyeler, zirve toplantılarına coğrafi gruplar (Arap, Asya ve Afrika) esasında dö- nüşümlü olarak ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, “Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”,Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üye- lerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiy- le olağanüstü toplantı da mümkündür (Madde 9). Nitekim bu yönteme son yıllarda sıklıkla başvurulmaktadır. 

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

İİÖ’nün üç ana organı bulunmaktadır. Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, İİÖ’nün en üst düzeyde yönetim ve karar alma organıdır. Üyelerin devlet ya da hükü- met başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplan- maktadır (madde 6-8). Üyeler, zirve toplantılarına coğrafi gruplar (Arap, Asya ve Afrika) esasında dö- nüşümlü olarak ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, “Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”,Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üye- lerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiy- le olağanüstü toplantı da mümkündür (Madde 9). Nitekim bu yönteme son yıllarda sıklıkla başvurulmaktadır. 

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

İİÖ’nün üç ana organı bulunmaktadır. Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, İİÖ’nün en üst düzeyde yönetim ve karar alma organıdır. Üyelerin devlet ya da hükü- met başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplan- maktadır (madde 6-8). Üyeler, zirve toplantılarına coğrafi gruplar (Arap, Asya ve Afrika) esasında dö- nüşümlü olarak ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, “Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”,Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üye- lerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiy- le olağanüstü toplantı da mümkündür (Madde 9). Nitekim bu yönteme son yıllarda sıklıkla başvurulmaktadır. 

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

İİÖ’nün üç ana organı bulunmaktadır. Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, İİÖ’nün en üst düzeyde yönetim ve karar alma organıdır. Üyelerin devlet ya da hükü- met başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplan- maktadır (madde 6-8). Üyeler, zirve toplantılarına coğrafi gruplar (Arap, Asya ve Afrika) esasında dö- nüşümlü olarak ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, “Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”,Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üye- lerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiy- le olağanüstü toplantı da mümkündür (Madde 9). Nitekim bu yönteme son yıllarda sıklıkla başvurulmaktadır. 

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

İİÖ’nün üç ana organı bulunmaktadır. Güncel gelişmelerin ve İslam dünyasının sorunlarının ele alındığı Zirve, İİÖ’nün en üst düzeyde yönetim ve karar alma organıdır. Üyelerin devlet ya da hükü- met başkanlarının katılımıyla üç yılda bir toplan- maktadır (madde 6-8). Üyeler, zirve toplantılarına coğrafi gruplar (Arap, Asya ve Afrika) esasında dö- nüşümlü olarak ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, “Ümmet’in çıkarlarının gerektirmesi durumunda”,Dışişleri Bakanları Konseyi’nin tavsiyesi ya da üye- lerin salt çoğunluğunun desteğini almak kaydıyla üyelerden birinin ya da Genel Sekreter’in girişimiy- le olağanüstü toplantı da mümkündür (Madde 9). Nitekim bu yönteme son yıllarda sıklıkla başvurulmaktadır. 

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

Her yıl bir üyede toplanan (ve Zirve’ninkine benzer usulle olağanüstü de toplanabilen) Dışişleri Bakanları Konseyi, örgütün genel politikasının yü- rütülmesinden ve hayata geçirilmesinden sorum- ludur. Bu çerçevede kararlar almakta, daha önce alınmış kararların uygulanmasını takip etmekte ve örgüt programını, bütçesini ve diğer organlar tara- fından hazırlanan mali ve idari raporları görüşüp karara bağlamaktadır. Yeni organ ya da komite ku- rulmasını da tavsiye edebilen Konsey’in en önemli yetkisiyse, Genel Sekreter’i ve yardımcılarını seç- mektir (madde 10). Mevcut Genel Sekreter Suudi Arabistan’dan Yousef bin Ahmad Al-Othaimeen, bu göreve 2016’da seçilmiştir.

Örgütün ve çalışanlarının (Genel Sekreterlik) baş idari sorumlusu olan Genel Sekreter, Dışişleri Bakan- ları Konseyi tarafından beş yıl için ve toplamda en faz- la iki dönem olacak şekilde seçilir. Seçimde liyakatli olmak kaydıyla üye devlet vatandaşları arasında eşit coğrafi dağılıma dayalı dönüşümün dikkate alına- cağı belirtilmektedir (madde 16). Genel Sekreter’in başkanlığındaki Genel Sekreterlik, İİÖ’nün rutin iş- leyişinden sorumludur. Zirve ve Dışişleri Bakanları Konseyi’nde alınan kararların ve kabul edilen rapor- ların takibini yaparak sonuçları yıllık raporlar halin- de ilgili organlara iletir. İlgili organlarda ele alınacak çeşitli konuları gündeme taşır. Bütçe ve programı da hazırlayan Genel Sekreterlik, örgütün çalışmalarının uyumlu şekilde devamını temin eder (madde 16-20).

Bunların dışında İİÖ’nün siyasi, ekonomik, finansal, kültürel, tarihi, sanatsal ve bilimsel alan- larda çalışmalar yürüten çeşitli yardımcı organları ve daimi komiteleri de bulunmaktadır. Bu komi- telerden Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Ko- mitesi (İSEDAK), üyeler arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla 1981’de ku- rulmuştur. 1984’teki Zirve’de alınan karar gereğin-

ce İSEDAK’ın başkanlığını sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

58. Soru

Türkiye-İslam İşbirliği Örgütü ilişkilerini açıklayınız.

Cevap

Türkiye’nin kurucu konferanslar sırasında me- safeli yaklaştığı İİÖ’yle ilişkileri zamanla gelişmiş- tir. 1969 Rabat toplantısına davet edilen Türkiye’de konunun birkaç açıdan tartışıldığı söylenebilir. Bi- rincisi, dini nitelik taşıyan bu girişimin anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı olduğu gündeme gelmiştir. İkincisi, Ortadoğu’da Mısır gibi ülkele- re karşı yapıldığı açık olan toplantının Türkiye’yi doğrudan tarafı olmadığı karşıtlıkların içine çekeceği düşünülmüştür. Üçüncüsü, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden olan Türkiye’nin Filistin sorunun ba- rışçıl çözümü adına aldığı tüm taraflara eşit mesafe- li tutumun zarar görebileceği görüşü hâkimdir.

Öte yandan, “dışarıda kalmaktansa içeride olmak iyidir” şeklindeki Dışişleri Bakanlığı politikasının da etkisiyle olsa gerek, davet alınan (ve zamanla bir ör- güte dönüşme olasılığı yüksek olan) bir uluslararası toplantıya katılmayarak dışarıda kalmanın çeşitli de- zavantajları olacağı düşüncesi ağır basmış ve Türkiye, Rabat toplantısına dışişleri bakanı düzeyinde gözlem- ci olarak katılmıştır. Toplantıda İsrail’i işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye çağıran bir karar alınsa da, bu ülkeyle diplomatik ilişkilerin kesilmesi yönünde açık bir karar alınmaması, bu konuda çekinceleri olan İran’la birlikte Türkiye’yi de konferanslara katılmaya devam etme anlamında rahatlatmıştır. Yine de iç po- litikada artan tartışmaların etkisiyle 1970’deki Cidde toplantısında bu kez dışişleri bakanlığı genel sekrete- rinin temsil ettiği Türkiye, kurulan ve katkı vermek istemediğini açıkladığı konferans sekretaryasına bir çekince mektubu vermiştir. Buna göre, “konferans kararlarına ancak anayasasının ve dış politikasının il- keleriyle bağdaştığı ölçüde” katılacaktı. Nitekim Türkiye, örgüt çalışmalarına laiklik ilkesiyle çelişmediği ve Filistinlilerin haklarını gözeten barışçıl çözümü desteklemekle birlikte İsrail’le ilişkilerini de etkilemediği sürece katılacaktır.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Türkiye’nin kurucu konferanslar sırasında me- safeli yaklaştığı İİÖ’yle ilişkileri zamanla gelişmiş- tir. 1969 Rabat toplantısına davet edilen Türkiye’de konunun birkaç açıdan tartışıldığı söylenebilir. Bi- rincisi, dini nitelik taşıyan bu girişimin anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı olduğu gündeme gelmiştir. İkincisi, Ortadoğu’da Mısır gibi ülkele- re karşı yapıldığı açık olan toplantının Türkiye’yi doğrudan tarafı olmadığı karşıtlıkların içine çekeceği düşünülmüştür. Üçüncüsü, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden olan Türkiye’nin Filistin sorunun ba- rışçıl çözümü adına aldığı tüm taraflara eşit mesafe- li tutumun zarar görebileceği görüşü hâkimdir.

Öte yandan, “dışarıda kalmaktansa içeride olmak iyidir” şeklindeki Dışişleri Bakanlığı politikasının da etkisiyle olsa gerek, davet alınan (ve zamanla bir ör- güte dönüşme olasılığı yüksek olan) bir uluslararası toplantıya katılmayarak dışarıda kalmanın çeşitli de- zavantajları olacağı düşüncesi ağır basmış ve Türkiye, Rabat toplantısına dışişleri bakanı düzeyinde gözlem- ci olarak katılmıştır. Toplantıda İsrail’i işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye çağıran bir karar alınsa da, bu ülkeyle diplomatik ilişkilerin kesilmesi yönünde açık bir karar alınmaması, bu konuda çekinceleri olan İran’la birlikte Türkiye’yi de konferanslara katılmaya devam etme anlamında rahatlatmıştır. Yine de iç po- litikada artan tartışmaların etkisiyle 1970’deki Cidde toplantısında bu kez dışişleri bakanlığı genel sekrete- rinin temsil ettiği Türkiye, kurulan ve katkı vermek istemediğini açıkladığı konferans sekretaryasına bir çekince mektubu vermiştir. Buna göre, “konferans kararlarına ancak anayasasının ve dış politikasının il- keleriyle bağdaştığı ölçüde” katılacaktı. Nitekim Türkiye, örgüt çalışmalarına laiklik ilkesiyle çelişmediği ve Filistinlilerin haklarını gözeten barışçıl çözümü desteklemekle birlikte İsrail’le ilişkilerini de etkilemediği sürece katılacaktır.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Türkiye’nin kurucu konferanslar sırasında me- safeli yaklaştığı İİÖ’yle ilişkileri zamanla gelişmiş- tir. 1969 Rabat toplantısına davet edilen Türkiye’de konunun birkaç açıdan tartışıldığı söylenebilir. Bi- rincisi, dini nitelik taşıyan bu girişimin anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı olduğu gündeme gelmiştir. İkincisi, Ortadoğu’da Mısır gibi ülkele- re karşı yapıldığı açık olan toplantının Türkiye’yi doğrudan tarafı olmadığı karşıtlıkların içine çekeceği düşünülmüştür. Üçüncüsü, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden olan Türkiye’nin Filistin sorunun ba- rışçıl çözümü adına aldığı tüm taraflara eşit mesafe- li tutumun zarar görebileceği görüşü hâkimdir.

Öte yandan, “dışarıda kalmaktansa içeride olmak iyidir” şeklindeki Dışişleri Bakanlığı politikasının da etkisiyle olsa gerek, davet alınan (ve zamanla bir ör- güte dönüşme olasılığı yüksek olan) bir uluslararası toplantıya katılmayarak dışarıda kalmanın çeşitli de- zavantajları olacağı düşüncesi ağır basmış ve Türkiye, Rabat toplantısına dışişleri bakanı düzeyinde gözlem- ci olarak katılmıştır. Toplantıda İsrail’i işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye çağıran bir karar alınsa da, bu ülkeyle diplomatik ilişkilerin kesilmesi yönünde açık bir karar alınmaması, bu konuda çekinceleri olan İran’la birlikte Türkiye’yi de konferanslara katılmaya devam etme anlamında rahatlatmıştır. Yine de iç po- litikada artan tartışmaların etkisiyle 1970’deki Cidde toplantısında bu kez dışişleri bakanlığı genel sekrete- rinin temsil ettiği Türkiye, kurulan ve katkı vermek istemediğini açıkladığı konferans sekretaryasına bir çekince mektubu vermiştir. Buna göre, “konferans kararlarına ancak anayasasının ve dış politikasının il- keleriyle bağdaştığı ölçüde” katılacaktı. Nitekim Türkiye, örgüt çalışmalarına laiklik ilkesiyle çelişmediği ve Filistinlilerin haklarını gözeten barışçıl çözümü desteklemekle birlikte İsrail’le ilişkilerini de etkilemediği sürece katılacaktır.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Türkiye’nin kurucu konferanslar sırasında me- safeli yaklaştığı İİÖ’yle ilişkileri zamanla gelişmiş- tir. 1969 Rabat toplantısına davet edilen Türkiye’de konunun birkaç açıdan tartışıldığı söylenebilir. Bi- rincisi, dini nitelik taşıyan bu girişimin anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı olduğu gündeme gelmiştir. İkincisi, Ortadoğu’da Mısır gibi ülkele- re karşı yapıldığı açık olan toplantının Türkiye’yi doğrudan tarafı olmadığı karşıtlıkların içine çekeceği düşünülmüştür. Üçüncüsü, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden olan Türkiye’nin Filistin sorunun ba- rışçıl çözümü adına aldığı tüm taraflara eşit mesafe- li tutumun zarar görebileceği görüşü hâkimdir.

Öte yandan, “dışarıda kalmaktansa içeride olmak iyidir” şeklindeki Dışişleri Bakanlığı politikasının da etkisiyle olsa gerek, davet alınan (ve zamanla bir ör- güte dönüşme olasılığı yüksek olan) bir uluslararası toplantıya katılmayarak dışarıda kalmanın çeşitli de- zavantajları olacağı düşüncesi ağır basmış ve Türkiye, Rabat toplantısına dışişleri bakanı düzeyinde gözlem- ci olarak katılmıştır. Toplantıda İsrail’i işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye çağıran bir karar alınsa da, bu ülkeyle diplomatik ilişkilerin kesilmesi yönünde açık bir karar alınmaması, bu konuda çekinceleri olan İran’la birlikte Türkiye’yi de konferanslara katılmaya devam etme anlamında rahatlatmıştır. Yine de iç po- litikada artan tartışmaların etkisiyle 1970’deki Cidde toplantısında bu kez dışişleri bakanlığı genel sekrete- rinin temsil ettiği Türkiye, kurulan ve katkı vermek istemediğini açıkladığı konferans sekretaryasına bir çekince mektubu vermiştir. Buna göre, “konferans kararlarına ancak anayasasının ve dış politikasının il- keleriyle bağdaştığı ölçüde” katılacaktı. Nitekim Türkiye, örgüt çalışmalarına laiklik ilkesiyle çelişmediği ve Filistinlilerin haklarını gözeten barışçıl çözümü desteklemekle birlikte İsrail’le ilişkilerini de etkilemediği sürece katılacaktır.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Türkiye’nin kurucu konferanslar sırasında me- safeli yaklaştığı İİÖ’yle ilişkileri zamanla gelişmiş- tir. 1969 Rabat toplantısına davet edilen Türkiye’de konunun birkaç açıdan tartışıldığı söylenebilir. Bi- rincisi, dini nitelik taşıyan bu girişimin anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı olduğu gündeme gelmiştir. İkincisi, Ortadoğu’da Mısır gibi ülkele- re karşı yapıldığı açık olan toplantının Türkiye’yi doğrudan tarafı olmadığı karşıtlıkların içine çekeceği düşünülmüştür. Üçüncüsü, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden olan Türkiye’nin Filistin sorunun ba- rışçıl çözümü adına aldığı tüm taraflara eşit mesafe- li tutumun zarar görebileceği görüşü hâkimdir.

Öte yandan, “dışarıda kalmaktansa içeride olmak iyidir” şeklindeki Dışişleri Bakanlığı politikasının da etkisiyle olsa gerek, davet alınan (ve zamanla bir ör- güte dönüşme olasılığı yüksek olan) bir uluslararası toplantıya katılmayarak dışarıda kalmanın çeşitli de- zavantajları olacağı düşüncesi ağır basmış ve Türkiye, Rabat toplantısına dışişleri bakanı düzeyinde gözlem- ci olarak katılmıştır. Toplantıda İsrail’i işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye çağıran bir karar alınsa da, bu ülkeyle diplomatik ilişkilerin kesilmesi yönünde açık bir karar alınmaması, bu konuda çekinceleri olan İran’la birlikte Türkiye’yi de konferanslara katılmaya devam etme anlamında rahatlatmıştır. Yine de iç po- litikada artan tartışmaların etkisiyle 1970’deki Cidde toplantısında bu kez dışişleri bakanlığı genel sekrete- rinin temsil ettiği Türkiye, kurulan ve katkı vermek istemediğini açıkladığı konferans sekretaryasına bir çekince mektubu vermiştir. Buna göre, “konferans kararlarına ancak anayasasının ve dış politikasının il- keleriyle bağdaştığı ölçüde” katılacaktı. Nitekim Türkiye, örgüt çalışmalarına laiklik ilkesiyle çelişmediği ve Filistinlilerin haklarını gözeten barışçıl çözümü desteklemekle birlikte İsrail’le ilişkilerini de etkilemediği sürece katılacaktır.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

Her ne kadar bu çekince genel olarak geçerli- liğini korusa da, aslında alınan temkinli tutumda o dönemde gündemde çok yeni ve önemli bir yer tutan Kıbrıs sorununun etkileri de açıktır. Zira kısa bir süre sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin Kıbrıslı Rumların ilgili bir teklifini reddetmesiyle, Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda aradığı uluslararası desteği Ortadoğu’da ve İslam konferansı ülkelerinde bulabi- leceğini görmüştür. Nitekim 1972’de imzaya açılan kurucu metne ulusal ve uluslararası hukuk usullerine uygun olarak (Eylül 2017 itibariyle de) taraf olma- yan Türkiye, karşılıklı fiili anlayış çerçevesinde örgüt çalışmalarına katılmaya başlamıştır. İlişkileri tümüy- le “normalleştiren” gelişmeyse 1975’teki Dışişleri Ba- kanları Konseyi toplantısına Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri adına “misafir” olarak katılması ve sonuç bildirisinde “Türk toplumunun meşru haklarını ve adanın İslam karakterini koruma çabaları”ndan bahsedilmesi olmuştur. Bir sonraki toplantının İstanbul’da yapılması kabul edildiği gibi, örgü- tün Tarih, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin İstanbul’da, İstatistik, Ekonomi ve Sosyal Araştır- ma ve Eğitim Merkezi’nin de Ankara’da kurulması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Türkiye örgüt kurucu metnini TBMM’den geçirme hazırlıkları yapsa da, erken seçimler nedeniyle girişim yarım kalmıştır. Ancak artan ilişkilerin etkisiyle, 1979’daki Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında “Kıbrıs Türk Müs- lüman Topluluğu”nun “misafir” şeklindeki statüsü “gözlemci”liğe yükseltilmiştir. (Bu statü günümüz- de aynen devam etse de 2004’te bir isim değişiklik yapılmış ve Annan Planı’nda geçen “Kıbrıs Türk

Devleti” ifadesi kullanılmaya başlamıştır.) İlişkileri daha da pekiştirense, 1981’de kurulan İSEDAK’ın daimi başkanlığının 1984’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na verilmesi oldu.

Öte yandan, her ne kadar 1980’lerde ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikalarının da etkisiyle bölge ülke- leri arasında yakınlaşmalar artsa da, o zamanki adıyla İKÖ’nün bölge ve dünya politikasında çok ön planda olmamasının da etkisiyle 2000’li yıllarda kadar ikili ilişkilerde kaydadeğer gelişmelerin olduğunu söylemek zor. Bu anlamda 11 Eylül Saldırıları’yla başlatılabile- cek dönemde yeni gelişmelerin olduğu söylenebilir. Nitekim, dini radikalizmle ve İslamofobiyle mücade- le konularının gündeme gelmesiyle İKÖ’de bir kıpır- danma olduğunu, ılımlı İslam yorumlarının ön plana çıkarılması ve desteklenmesi anlayışının daha fazla dillendirilmeye başladığını görüyoruz. Türkiye, bu çer- çevede İKÖ çalışmalarına daha aktif şekilde katılmaya başlamış, 2005’te Ekmeleddin İhsanoğlu (bu göreve gelen ilk Türk vatandaşı olarak) İKÖ Genel Sekreteri seçilmiştir. Örgütü yeniden yapılandırarak amaç ve hedeflerini gözden geçirme çalışmalarının da hızlan- dığı bu dönemde, sadece dini boyutu olan sorunların ele alınmasıyla yetinilmemesi, üyelerin ekonomik, bi- limsel ve teknolojik kalkınma alanlarında işbirliğini de uluslararası politikayı etkileyecek şekilde artırması hedeflenmiştir. Nitekim 2011’de Astana’da düzenlenen ve örgütün adının İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) olarak değiştirildiği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında örgütün hedefleri ve çalışma alanlarını da resmen göz- den geçirilecektir. Bununla birlikte, Mısır, Suriye, Ye- men, Libya ve en son da Katar krizlerinde görüldüğü üzere görüş ve çıkar farklılıkları yaşayan İİÖ üyeleri, sorunların çözümü konusunda çok etkili olamamakta- dır. Bunda, en başta da belirtildiği gibi, üyelerin homo- jen olmayan ekonomik, kültürel, siyasi özelikleri kadar dünya ekonomisinde ve kültüründe kendilerini fazla hissettirememeleri de etkili olsa gerektir.

59. Soru

Arap Birliği örgütünü açıklayınız.

Cevap

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür. İmparatorlukların dağıldığı, sömürgeciliğin sürdüğü ve “merkezi” devletlerin “ulus” temelli olarak kurulmaya başladığı 20. yüzyılın ilk yarısında, nüfusunun çoğunluğu Arap olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde de çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Sömürgeciliğe ve manda sistemine karşı Arap dünyasının ortak mücadelesinin ancak tek bir Arap devleti (Pan-Arabizm) kurulmasıyla mümkün olduğunu dillendirilenler olsa da, kurulan ve kurulacak egemen ve bağımsız devletlerin yakın işbirliği esasında birlikte hareket etmesi fikri daha ağır basmıştır. Bunda geniş bir coğrafyaya yayılan ülkelerin ekonomik, toplumsal ve kültürel farklılıklarıyla iç ve dış politikalarındaki çıkar ve görüş ayrışmalarının da etkisi olmuştur. Ayrıca bölge dışı müdahaleler kadar özellikle Mısır gibi devletlerin ön plana çıkması olasılığının da bölge içinde kimi çekincelere neden olduğu söylenebilir. Bu gibi nedenlerle nihayetinde bir “uluslararası” örgüt olarak 1945’te kurulan Arap Birliği’nin çalış- malarında zamanla etkisi epey hissedilen sorunlar da olmuştur. Nitekim “Arap dünyasını bir bütün olarak ilgilendirdiği için” kurucu metinde özel olarak ele alınan Filistin sorunu kronikleştikçe, uluslararası politikadaki konumlarının da etkisiyle üyelerinin soruna yaklaşımları zamanla farklılaşmıştır. Ayrıca Bağ- lantısızlar Hareketi’nin en önemli ülkelerinden olan Mısır’ın kendi liderliğinde tek bir Arap devleti kurma arayışları da bölgede ilgiden çok endişe yaratmıştır. Nitekim 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleştirilmesi aslında Suriye’de bile tepki çekmiş, Yemen’in savaşla karşı çıkma- sıyla da bu girişim kısa sürede başarısız olmuştur. Öte yandan, Soğuk Savaş’ın etkisiyle 1950’lerde ABD ve Sovyetler Birliği’ne yakın bölge ülkeleri arasında oluşan mesafe, temel ilkeleri vahdet (Pan-Arabizm), hürriyet ve iştirakkiye (Arap sosyalizmi) olan Baas Partisi’nin 1968’de Irak, 1970’te de Suriye’de iktidara gelmesiyle daha da derinleşmiştir. 1973 krizi sonrasında petrolün artan öneminin de etkisiyle ekonomik imkânları ve siyasi çıkarları farklılaşan bölge ülkeleri, bağımsız varlıklarını korumaya daha fazla önem ver- miştir. Nihayet 1979’da Camp David Antlaşmaları’yla Mısır’ın İsrail politikasını değiştirmesi, bölge ülke- leri arasındaki çatlağı daha da büyütmüştür. Aslında kurucu Mısır’ın bir süreliğine üyelikten atılmasına ve örgüt merkezinin Kahire’den Tunus’a taşınmasına neden olan sorun 1989’a gelindiğinde aşılmıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrasında uluslararası siyasette beraber bölge de belirsizlik içine girmiş, 2011’den itibaren de Arap Birliği’nin yaşadığı iç sorunlar daha da belirgin hale gelmiştir. Her ne kadar Suriye’nin üyeliğini as- kıya alma kararı 2011’de alınabilse de, Mısır, Libya, Yemen, Katar ve hatta Suriye krizlerinde oluşan görüş farklılıkları, bölge siyasetinde pek etkili olamadığı eleştirilerine hep konu olan Arap Birliği’nin etkinliğinin ve işlevinin daha fazla sorgulanmasına neden olmuştur.

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür. İmparatorlukların dağıldığı, sömürgeciliğin sürdüğü ve “merkezi” devletlerin “ulus” temelli olarak kurulmaya başladığı 20. yüzyılın ilk yarısında, nüfusunun çoğunluğu Arap olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde de çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Sömürgeciliğe ve manda sistemine karşı Arap dünyasının ortak mücadelesinin ancak tek bir Arap devleti (Pan-Arabizm) kurulmasıyla mümkün olduğunu dillendirilenler olsa da, kurulan ve kurulacak egemen ve bağımsız devletlerin yakın işbirliği esasında birlikte hareket etmesi fikri daha ağır basmıştır. Bunda geniş bir coğrafyaya yayılan ülkelerin ekonomik, toplumsal ve kültürel farklılıklarıyla iç ve dış politikalarındaki çıkar ve görüş ayrışmalarının da etkisi olmuştur. Ayrıca bölge dışı müdahaleler kadar özellikle Mısır gibi devletlerin ön plana çıkması olasılığının da bölge içinde kimi çekincelere neden olduğu söylenebilir. Bu gibi nedenlerle nihayetinde bir “uluslararası” örgüt olarak 1945’te kurulan Arap Birliği’nin çalış- malarında zamanla etkisi epey hissedilen sorunlar da olmuştur. Nitekim “Arap dünyasını bir bütün olarak ilgilendirdiği için” kurucu metinde özel olarak ele alınan Filistin sorunu kronikleştikçe, uluslararası politikadaki konumlarının da etkisiyle üyelerinin soruna yaklaşımları zamanla farklılaşmıştır. Ayrıca Bağ- lantısızlar Hareketi’nin en önemli ülkelerinden olan Mısır’ın kendi liderliğinde tek bir Arap devleti kurma arayışları da bölgede ilgiden çok endişe yaratmıştır. Nitekim 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleştirilmesi aslında Suriye’de bile tepki çekmiş, Yemen’in savaşla karşı çıkma- sıyla da bu girişim kısa sürede başarısız olmuştur. Öte yandan, Soğuk Savaş’ın etkisiyle 1950’lerde ABD ve Sovyetler Birliği’ne yakın bölge ülkeleri arasında oluşan mesafe, temel ilkeleri vahdet (Pan-Arabizm), hürriyet ve iştirakkiye (Arap sosyalizmi) olan Baas Partisi’nin 1968’de Irak, 1970’te de Suriye’de iktidara gelmesiyle daha da derinleşmiştir. 1973 krizi sonrasında petrolün artan öneminin de etkisiyle ekonomik imkânları ve siyasi çıkarları farklılaşan bölge ülkeleri, bağımsız varlıklarını korumaya daha fazla önem ver- miştir. Nihayet 1979’da Camp David Antlaşmaları’yla Mısır’ın İsrail politikasını değiştirmesi, bölge ülke- leri arasındaki çatlağı daha da büyütmüştür. Aslında kurucu Mısır’ın bir süreliğine üyelikten atılmasına ve örgüt merkezinin Kahire’den Tunus’a taşınmasına neden olan sorun 1989’a gelindiğinde aşılmıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrasında uluslararası siyasette beraber bölge de belirsizlik içine girmiş, 2011’den itibaren de Arap Birliği’nin yaşadığı iç sorunlar daha da belirgin hale gelmiştir. Her ne kadar Suriye’nin üyeliğini as- kıya alma kararı 2011’de alınabilse de, Mısır, Libya, Yemen, Katar ve hatta Suriye krizlerinde oluşan görüş farklılıkları, bölge siyasetinde pek etkili olamadığı eleştirilerine hep konu olan Arap Birliği’nin etkinliğinin ve işlevinin daha fazla sorgulanmasına neden olmuştur.

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür. İmparatorlukların dağıldığı, sömürgeciliğin sürdüğü ve “merkezi” devletlerin “ulus” temelli olarak kurulmaya başladığı 20. yüzyılın ilk yarısında, nüfusunun çoğunluğu Arap olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde de çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Sömürgeciliğe ve manda sistemine karşı Arap dünyasının ortak mücadelesinin ancak tek bir Arap devleti (Pan-Arabizm) kurulmasıyla mümkün olduğunu dillendirilenler olsa da, kurulan ve kurulacak egemen ve bağımsız devletlerin yakın işbirliği esasında birlikte hareket etmesi fikri daha ağır basmıştır. Bunda geniş bir coğrafyaya yayılan ülkelerin ekonomik, toplumsal ve kültürel farklılıklarıyla iç ve dış politikalarındaki çıkar ve görüş ayrışmalarının da etkisi olmuştur. Ayrıca bölge dışı müdahaleler kadar özellikle Mısır gibi devletlerin ön plana çıkması olasılığının da bölge içinde kimi çekincelere neden olduğu söylenebilir. Bu gibi nedenlerle nihayetinde bir “uluslararası” örgüt olarak 1945’te kurulan Arap Birliği’nin çalış- malarında zamanla etkisi epey hissedilen sorunlar da olmuştur. Nitekim “Arap dünyasını bir bütün olarak ilgilendirdiği için” kurucu metinde özel olarak ele alınan Filistin sorunu kronikleştikçe, uluslararası politikadaki konumlarının da etkisiyle üyelerinin soruna yaklaşımları zamanla farklılaşmıştır. Ayrıca Bağ- lantısızlar Hareketi’nin en önemli ülkelerinden olan Mısır’ın kendi liderliğinde tek bir Arap devleti kurma arayışları da bölgede ilgiden çok endişe yaratmıştır. Nitekim 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleştirilmesi aslında Suriye’de bile tepki çekmiş, Yemen’in savaşla karşı çıkma- sıyla da bu girişim kısa sürede başarısız olmuştur. Öte yandan, Soğuk Savaş’ın etkisiyle 1950’lerde ABD ve Sovyetler Birliği’ne yakın bölge ülkeleri arasında oluşan mesafe, temel ilkeleri vahdet (Pan-Arabizm), hürriyet ve iştirakkiye (Arap sosyalizmi) olan Baas Partisi’nin 1968’de Irak, 1970’te de Suriye’de iktidara gelmesiyle daha da derinleşmiştir. 1973 krizi sonrasında petrolün artan öneminin de etkisiyle ekonomik imkânları ve siyasi çıkarları farklılaşan bölge ülkeleri, bağımsız varlıklarını korumaya daha fazla önem ver- miştir. Nihayet 1979’da Camp David Antlaşmaları’yla Mısır’ın İsrail politikasını değiştirmesi, bölge ülke- leri arasındaki çatlağı daha da büyütmüştür. Aslında kurucu Mısır’ın bir süreliğine üyelikten atılmasına ve örgüt merkezinin Kahire’den Tunus’a taşınmasına neden olan sorun 1989’a gelindiğinde aşılmıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrasında uluslararası siyasette beraber bölge de belirsizlik içine girmiş, 2011’den itibaren de Arap Birliği’nin yaşadığı iç sorunlar daha da belirgin hale gelmiştir. Her ne kadar Suriye’nin üyeliğini as- kıya alma kararı 2011’de alınabilse de, Mısır, Libya, Yemen, Katar ve hatta Suriye krizlerinde oluşan görüş farklılıkları, bölge siyasetinde pek etkili olamadığı eleştirilerine hep konu olan Arap Birliği’nin etkinliğinin ve işlevinin daha fazla sorgulanmasına neden olmuştur.

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür. İmparatorlukların dağıldığı, sömürgeciliğin sürdüğü ve “merkezi” devletlerin “ulus” temelli olarak kurulmaya başladığı 20. yüzyılın ilk yarısında, nüfusunun çoğunluğu Arap olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde de çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Sömürgeciliğe ve manda sistemine karşı Arap dünyasının ortak mücadelesinin ancak tek bir Arap devleti (Pan-Arabizm) kurulmasıyla mümkün olduğunu dillendirilenler olsa da, kurulan ve kurulacak egemen ve bağımsız devletlerin yakın işbirliği esasında birlikte hareket etmesi fikri daha ağır basmıştır. Bunda geniş bir coğrafyaya yayılan ülkelerin ekonomik, toplumsal ve kültürel farklılıklarıyla iç ve dış politikalarındaki çıkar ve görüş ayrışmalarının da etkisi olmuştur. Ayrıca bölge dışı müdahaleler kadar özellikle Mısır gibi devletlerin ön plana çıkması olasılığının da bölge içinde kimi çekincelere neden olduğu söylenebilir. Bu gibi nedenlerle nihayetinde bir “uluslararası” örgüt olarak 1945’te kurulan Arap Birliği’nin çalış- malarında zamanla etkisi epey hissedilen sorunlar da olmuştur. Nitekim “Arap dünyasını bir bütün olarak ilgilendirdiği için” kurucu metinde özel olarak ele alınan Filistin sorunu kronikleştikçe, uluslararası politikadaki konumlarının da etkisiyle üyelerinin soruna yaklaşımları zamanla farklılaşmıştır. Ayrıca Bağ- lantısızlar Hareketi’nin en önemli ülkelerinden olan Mısır’ın kendi liderliğinde tek bir Arap devleti kurma arayışları da bölgede ilgiden çok endişe yaratmıştır. Nitekim 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleştirilmesi aslında Suriye’de bile tepki çekmiş, Yemen’in savaşla karşı çıkma- sıyla da bu girişim kısa sürede başarısız olmuştur. Öte yandan, Soğuk Savaş’ın etkisiyle 1950’lerde ABD ve Sovyetler Birliği’ne yakın bölge ülkeleri arasında oluşan mesafe, temel ilkeleri vahdet (Pan-Arabizm), hürriyet ve iştirakkiye (Arap sosyalizmi) olan Baas Partisi’nin 1968’de Irak, 1970’te de Suriye’de iktidara gelmesiyle daha da derinleşmiştir. 1973 krizi sonrasında petrolün artan öneminin de etkisiyle ekonomik imkânları ve siyasi çıkarları farklılaşan bölge ülkeleri, bağımsız varlıklarını korumaya daha fazla önem ver- miştir. Nihayet 1979’da Camp David Antlaşmaları’yla Mısır’ın İsrail politikasını değiştirmesi, bölge ülke- leri arasındaki çatlağı daha da büyütmüştür. Aslında kurucu Mısır’ın bir süreliğine üyelikten atılmasına ve örgüt merkezinin Kahire’den Tunus’a taşınmasına neden olan sorun 1989’a gelindiğinde aşılmıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrasında uluslararası siyasette beraber bölge de belirsizlik içine girmiş, 2011’den itibaren de Arap Birliği’nin yaşadığı iç sorunlar daha da belirgin hale gelmiştir. Her ne kadar Suriye’nin üyeliğini as- kıya alma kararı 2011’de alınabilse de, Mısır, Libya, Yemen, Katar ve hatta Suriye krizlerinde oluşan görüş farklılıkları, bölge siyasetinde pek etkili olamadığı eleştirilerine hep konu olan Arap Birliği’nin etkinliğinin ve işlevinin daha fazla sorgulanmasına neden olmuştur.

1945’te kurulan Arap Birliği, isminde bir etnisite adı barındırması açısından sui generis bir uluslararası örgüttür. İmparatorlukların dağıldığı, sömürgeciliğin sürdüğü ve “merkezi” devletlerin “ulus” temelli olarak kurulmaya başladığı 20. yüzyılın ilk yarısında, nüfusunun çoğunluğu Arap olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde de çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Sömürgeciliğe ve manda sistemine karşı Arap dünyasının ortak mücadelesinin ancak tek bir Arap devleti (Pan-Arabizm) kurulmasıyla mümkün olduğunu dillendirilenler olsa da, kurulan ve kurulacak egemen ve bağımsız devletlerin yakın işbirliği esasında birlikte hareket etmesi fikri daha ağır basmıştır. Bunda geniş bir coğrafyaya yayılan ülkelerin ekonomik, toplumsal ve kültürel farklılıklarıyla iç ve dış politikalarındaki çıkar ve görüş ayrışmalarının da etkisi olmuştur. Ayrıca bölge dışı müdahaleler kadar özellikle Mısır gibi devletlerin ön plana çıkması olasılığının da bölge içinde kimi çekincelere neden olduğu söylenebilir. Bu gibi nedenlerle nihayetinde bir “uluslararası” örgüt olarak 1945’te kurulan Arap Birliği’nin çalış- malarında zamanla etkisi epey hissedilen sorunlar da olmuştur. Nitekim “Arap dünyasını bir bütün olarak ilgilendirdiği için” kurucu metinde özel olarak ele alınan Filistin sorunu kronikleştikçe, uluslararası politikadaki konumlarının da etkisiyle üyelerinin soruna yaklaşımları zamanla farklılaşmıştır. Ayrıca Bağ- lantısızlar Hareketi’nin en önemli ülkelerinden olan Mısır’ın kendi liderliğinde tek bir Arap devleti kurma arayışları da bölgede ilgiden çok endişe yaratmıştır. Nitekim 1958’de Mısır’la Suriye’nin “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleştirilmesi aslında Suriye’de bile tepki çekmiş, Yemen’in savaşla karşı çıkma- sıyla da bu girişim kısa sürede başarısız olmuştur. Öte yandan, Soğuk Savaş’ın etkisiyle 1950’lerde ABD ve Sovyetler Birliği’ne yakın bölge ülkeleri arasında oluşan mesafe, temel ilkeleri vahdet (Pan-Arabizm), hürriyet ve iştirakkiye (Arap sosyalizmi) olan Baas Partisi’nin 1968’de Irak, 1970’te de Suriye’de iktidara gelmesiyle daha da derinleşmiştir. 1973 krizi sonrasında petrolün artan öneminin de etkisiyle ekonomik imkânları ve siyasi çıkarları farklılaşan bölge ülkeleri, bağımsız varlıklarını korumaya daha fazla önem ver- miştir. Nihayet 1979’da Camp David Antlaşmaları’yla Mısır’ın İsrail politikasını değiştirmesi, bölge ülke- leri arasındaki çatlağı daha da büyütmüştür. Aslında kurucu Mısır’ın bir süreliğine üyelikten atılmasına ve örgüt merkezinin Kahire’den Tunus’a taşınmasına neden olan sorun 1989’a gelindiğinde aşılmıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrasında uluslararası siyasette beraber bölge de belirsizlik içine girmiş, 2011’den itibaren de Arap Birliği’nin yaşadığı iç sorunlar daha da belirgin hale gelmiştir. Her ne kadar Suriye’nin üyeliğini as- kıya alma kararı 2011’de alınabilse de, Mısır, Libya, Yemen, Katar ve hatta Suriye krizlerinde oluşan görüş farklılıkları, bölge siyasetinde pek etkili olamadığı eleştirilerine hep konu olan Arap Birliği’nin etkinliğinin ve işlevinin daha fazla sorgulanmasına neden olmuştur.

60. Soru

Arap Birliği Kuruluş sürecini anlatınız.

Cevap

I. ve II. Dünya Savaşları’nın en çok etkilediği bölgelerin başında Orta Doğu gelmektedir. 20. yüzyılın başında önem kazanan petrol nedeniyle paylaşım mücadelesinin yoğunlaştığı bölge olan Orta Doğu, doğrudan sömürgeciliğin tasfiyesi sürecinde de bölge dışı devletlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Çeşitli siyasi aktörlerle akımların bölge sorunlarını kendi lehlerine çare bulma arayışları çerçevesinde gündeme gelen fikirlerin başında da “Arap dayanışması”nın sağlanması ve derinleştirilmesi gelmiştir. 1930’larda kimi bölge devletleri kendi aralarındaki sorunları barışçıl yollarla çözme, saldırmazlık ve kültürel işbirliğini geliştirme adımları atmış, bu girişimleri pekiştiren ve yayarak kurumsallaştıransa Arap Birliği’nin 22 Mart 1945’te kurulması olmuştur.

I. ve II. Dünya Savaşları’nın en çok etkilediği bölgelerin başında Orta Doğu gelmektedir. 20. yüzyılın başında önem kazanan petrol nedeniyle paylaşım mücadelesinin yoğunlaştığı bölge olan Orta Doğu, doğrudan sömürgeciliğin tasfiyesi sürecinde de bölge dışı devletlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Çeşitli siyasi aktörlerle akımların bölge sorunlarını kendi lehlerine çare bulma arayışları çerçevesinde gündeme gelen fikirlerin başında da “Arap dayanışması”nın sağlanması ve derinleştirilmesi gelmiştir. 1930’larda kimi bölge devletleri kendi aralarındaki sorunları barışçıl yollarla çözme, saldırmazlık ve kültürel işbirliğini geliştirme adımları atmış, bu girişimleri pekiştiren ve yayarak kurumsallaştıransa Arap Birliği’nin 22 Mart 1945’te kurulması olmuştur.

I. ve II. Dünya Savaşları’nın en çok etkilediği bölgelerin başında Orta Doğu gelmektedir. 20. yüzyılın başında önem kazanan petrol nedeniyle paylaşım mücadelesinin yoğunlaştığı bölge olan Orta Doğu, doğrudan sömürgeciliğin tasfiyesi sürecinde de bölge dışı devletlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Çeşitli siyasi aktörlerle akımların bölge sorunlarını kendi lehlerine çare bulma arayışları çerçevesinde gündeme gelen fikirlerin başında da “Arap dayanışması”nın sağlanması ve derinleştirilmesi gelmiştir. 1930’larda kimi bölge devletleri kendi aralarındaki sorunları barışçıl yollarla çözme, saldırmazlık ve kültürel işbirliğini geliştirme adımları atmış, bu girişimleri pekiştiren ve yayarak kurumsallaştıransa Arap Birliği’nin 22 Mart 1945’te kurulması olmuştur.

I. ve II. Dünya Savaşları’nın en çok etkilediği bölgelerin başında Orta Doğu gelmektedir. 20. yüzyılın başında önem kazanan petrol nedeniyle paylaşım mücadelesinin yoğunlaştığı bölge olan Orta Doğu, doğrudan sömürgeciliğin tasfiyesi sürecinde de bölge dışı devletlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Çeşitli siyasi aktörlerle akımların bölge sorunlarını kendi lehlerine çare bulma arayışları çerçevesinde gündeme gelen fikirlerin başında da “Arap dayanışması”nın sağlanması ve derinleştirilmesi gelmiştir. 1930’larda kimi bölge devletleri kendi aralarındaki sorunları barışçıl yollarla çözme, saldırmazlık ve kültürel işbirliğini geliştirme adımları atmış, bu girişimleri pekiştiren ve yayarak kurumsallaştıransa Arap Birliği’nin 22 Mart 1945’te kurulması olmuştur.

I. ve II. Dünya Savaşları’nın en çok etkilediği bölgelerin başında Orta Doğu gelmektedir. 20. yüzyılın başında önem kazanan petrol nedeniyle paylaşım mücadelesinin yoğunlaştığı bölge olan Orta Doğu, doğrudan sömürgeciliğin tasfiyesi sürecinde de bölge dışı devletlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Çeşitli siyasi aktörlerle akımların bölge sorunlarını kendi lehlerine çare bulma arayışları çerçevesinde gündeme gelen fikirlerin başında da “Arap dayanışması”nın sağlanması ve derinleştirilmesi gelmiştir. 1930’larda kimi bölge devletleri kendi aralarındaki sorunları barışçıl yollarla çözme, saldırmazlık ve kültürel işbirliğini geliştirme adımları atmış, bu girişimleri pekiştiren ve yayarak kurumsallaştıransa Arap Birliği’nin 22 Mart 1945’te kurulması olmuştur.

61. Soru

Arap Birliği üyelerini açıklayınız.

Cevap

Arap Birliği’nin kurucu metni, 22 Mart 1945’te Kahire’de altı devlet (Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye) tarafından imzalanmış- tır. Aynı yıl Yemen’in de katıldığı örgütün üye sa- yısı zamanla 22’ye çıksa da, 2011’de kuruculardan Suriye’nin üyeliğinin “hükümetin siyasi muhale- fete yönelik acımasız yöntemler uygulaması nede- niyle” askıya alındığı açıklanmıştır. Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Fi- listin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.

Kurucu metninde bağımsız tüm Arap devlet- lerinin örgüte üye olma hakkının olduğu belirtil- mekte ve isteyen Arap devletinin üyelik talebinin Genel Sekreterlik’e kayıt ettirebileceği ve takip eden ilk toplantıda da Konsey’e sunabileceği hük- me bağlanmaktadır (madde 1). Dolayısıyla, örgüt üyeliğinin “başvuran” Arap devletleri için herhangi bir kabule ya da onaya tâbi olmadan (bir hak ola- rak) kendiliğinden gerçekleştiği kabul edilebilir.

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18). Ayrıca Konsey’in kurucu metinden kaynaklanan yü- kümlülükleri yerine getirmediğine diğer tüm üyelerin oybirliğiyle karar verdiği bir devletin üyelikten atılma- sı da mümkündür (madde 18). Nitekim İsrail’le 1979 Camp David Anlaşması’nı imzaladığı için üyelikten çıkarılan Mısır, 1989’da tekrar üye olmuştur.

Öte yandan, kurucu metinde bu yönde açık bir hüküm olmasa da, örgüt üyeliğinin askıya alın- ması uygulamasına da rastlanmaktadır. Nitekim Mart 2011’de Libya’nın üyeliğinin askıya alındığı duyurulmuştur. Kaddafi’nin Arap Birliği’ni gay-

rimeşru ilan etmesine neden olan bu kararın ge- çerliliği Kaddafi’nin devrilmesiyle kurulan Geçiş Yönetimi’nin tanınmasıyla bir anlamda son bulmuş ve Libya’nın tam üyeliğinin devam ettiği ilan edil- miştir. Benzer şekilde, 2011’de iç savaşın başladığı Suriye ve Yemen’in üyeliklerinin askıya alınması da gündeme gelmiş, Suriye, Lübnan ve Yemen’in aleyh- te oy kullandığı, Irak’ın da çekimser kaldığı oylama sonrasında Suriye’nin üyeliğinin askıya alındığı du- yurulmuştur. Her ne kadar 2013’te Suriye’yi Arap Birliği’nde Suriye Ulusal Koalisyonu’nun temsil ede- ceği açıklansa da, kısa süre sonra Suriye muhalefeti kurumsal yapılanmasını sağlayana kadar Suriye kol- tuğunun boş kalacağı ilan edilmiştir.

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlar- dır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.

Arap Birliği’nin kurucu metni, 22 Mart 1945’te Kahire’de altı devlet (Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye) tarafından imzalanmış- tır. Aynı yıl Yemen’in de katıldığı örgütün üye sa- yısı zamanla 22’ye çıksa da, 2011’de kuruculardan Suriye’nin üyeliğinin “hükümetin siyasi muhale- fete yönelik acımasız yöntemler uygulaması nede- niyle” askıya alındığı açıklanmıştır. Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Fi- listin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.

Kurucu metninde bağımsız tüm Arap devlet- lerinin örgüte üye olma hakkının olduğu belirtil- mekte ve isteyen Arap devletinin üyelik talebinin Genel Sekreterlik’e kayıt ettirebileceği ve takip eden ilk toplantıda da Konsey’e sunabileceği hük- me bağlanmaktadır (madde 1). Dolayısıyla, örgüt üyeliğinin “başvuran” Arap devletleri için herhangi bir kabule ya da onaya tâbi olmadan (bir hak ola- rak) kendiliğinden gerçekleştiği kabul edilebilir.

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18). Ayrıca Konsey’in kurucu metinden kaynaklanan yü- kümlülükleri yerine getirmediğine diğer tüm üyelerin oybirliğiyle karar verdiği bir devletin üyelikten atılma- sı da mümkündür (madde 18). Nitekim İsrail’le 1979 Camp David Anlaşması’nı imzaladığı için üyelikten çıkarılan Mısır, 1989’da tekrar üye olmuştur.

Öte yandan, kurucu metinde bu yönde açık bir hüküm olmasa da, örgüt üyeliğinin askıya alın- ması uygulamasına da rastlanmaktadır. Nitekim Mart 2011’de Libya’nın üyeliğinin askıya alındığı duyurulmuştur. Kaddafi’nin Arap Birliği’ni gay-

rimeşru ilan etmesine neden olan bu kararın ge- çerliliği Kaddafi’nin devrilmesiyle kurulan Geçiş Yönetimi’nin tanınmasıyla bir anlamda son bulmuş ve Libya’nın tam üyeliğinin devam ettiği ilan edil- miştir. Benzer şekilde, 2011’de iç savaşın başladığı Suriye ve Yemen’in üyeliklerinin askıya alınması da gündeme gelmiş, Suriye, Lübnan ve Yemen’in aleyh- te oy kullandığı, Irak’ın da çekimser kaldığı oylama sonrasında Suriye’nin üyeliğinin askıya alındığı du- yurulmuştur. Her ne kadar 2013’te Suriye’yi Arap Birliği’nde Suriye Ulusal Koalisyonu’nun temsil ede- ceği açıklansa da, kısa süre sonra Suriye muhalefeti kurumsal yapılanmasını sağlayana kadar Suriye kol- tuğunun boş kalacağı ilan edilmiştir.

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlar- dır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.

Arap Birliği’nin kurucu metni, 22 Mart 1945’te Kahire’de altı devlet (Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye) tarafından imzalanmış- tır. Aynı yıl Yemen’in de katıldığı örgütün üye sa- yısı zamanla 22’ye çıksa da, 2011’de kuruculardan Suriye’nin üyeliğinin “hükümetin siyasi muhale- fete yönelik acımasız yöntemler uygulaması nede- niyle” askıya alındığı açıklanmıştır. Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Fi- listin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.

Kurucu metninde bağımsız tüm Arap devlet- lerinin örgüte üye olma hakkının olduğu belirtil- mekte ve isteyen Arap devletinin üyelik talebinin Genel Sekreterlik’e kayıt ettirebileceği ve takip eden ilk toplantıda da Konsey’e sunabileceği hük- me bağlanmaktadır (madde 1). Dolayısıyla, örgüt üyeliğinin “başvuran” Arap devletleri için herhangi bir kabule ya da onaya tâbi olmadan (bir hak ola- rak) kendiliğinden gerçekleştiği kabul edilebilir.

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18). Ayrıca Konsey’in kurucu metinden kaynaklanan yü- kümlülükleri yerine getirmediğine diğer tüm üyelerin oybirliğiyle karar verdiği bir devletin üyelikten atılma- sı da mümkündür (madde 18). Nitekim İsrail’le 1979 Camp David Anlaşması’nı imzaladığı için üyelikten çıkarılan Mısır, 1989’da tekrar üye olmuştur.

Öte yandan, kurucu metinde bu yönde açık bir hüküm olmasa da, örgüt üyeliğinin askıya alın- ması uygulamasına da rastlanmaktadır. Nitekim Mart 2011’de Libya’nın üyeliğinin askıya alındığı duyurulmuştur. Kaddafi’nin Arap Birliği’ni gay-

rimeşru ilan etmesine neden olan bu kararın ge- çerliliği Kaddafi’nin devrilmesiyle kurulan Geçiş Yönetimi’nin tanınmasıyla bir anlamda son bulmuş ve Libya’nın tam üyeliğinin devam ettiği ilan edil- miştir. Benzer şekilde, 2011’de iç savaşın başladığı Suriye ve Yemen’in üyeliklerinin askıya alınması da gündeme gelmiş, Suriye, Lübnan ve Yemen’in aleyh- te oy kullandığı, Irak’ın da çekimser kaldığı oylama sonrasında Suriye’nin üyeliğinin askıya alındığı du- yurulmuştur. Her ne kadar 2013’te Suriye’yi Arap Birliği’nde Suriye Ulusal Koalisyonu’nun temsil ede- ceği açıklansa da, kısa süre sonra Suriye muhalefeti kurumsal yapılanmasını sağlayana kadar Suriye kol- tuğunun boş kalacağı ilan edilmiştir.

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlar- dır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.

Arap Birliği’nin kurucu metni, 22 Mart 1945’te Kahire’de altı devlet (Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye) tarafından imzalanmış- tır. Aynı yıl Yemen’in de katıldığı örgütün üye sa- yısı zamanla 22’ye çıksa da, 2011’de kuruculardan Suriye’nin üyeliğinin “hükümetin siyasi muhale- fete yönelik acımasız yöntemler uygulaması nede- niyle” askıya alındığı açıklanmıştır. Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Fi- listin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.

Kurucu metninde bağımsız tüm Arap devlet- lerinin örgüte üye olma hakkının olduğu belirtil- mekte ve isteyen Arap devletinin üyelik talebinin Genel Sekreterlik’e kayıt ettirebileceği ve takip eden ilk toplantıda da Konsey’e sunabileceği hük- me bağlanmaktadır (madde 1). Dolayısıyla, örgüt üyeliğinin “başvuran” Arap devletleri için herhangi bir kabule ya da onaya tâbi olmadan (bir hak ola- rak) kendiliğinden gerçekleştiği kabul edilebilir.

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18). Ayrıca Konsey’in kurucu metinden kaynaklanan yü- kümlülükleri yerine getirmediğine diğer tüm üyelerin oybirliğiyle karar verdiği bir devletin üyelikten atılma- sı da mümkündür (madde 18). Nitekim İsrail’le 1979 Camp David Anlaşması’nı imzaladığı için üyelikten çıkarılan Mısır, 1989’da tekrar üye olmuştur.

Öte yandan, kurucu metinde bu yönde açık bir hüküm olmasa da, örgüt üyeliğinin askıya alın- ması uygulamasına da rastlanmaktadır. Nitekim Mart 2011’de Libya’nın üyeliğinin askıya alındığı duyurulmuştur. Kaddafi’nin Arap Birliği’ni gay-

rimeşru ilan etmesine neden olan bu kararın ge- çerliliği Kaddafi’nin devrilmesiyle kurulan Geçiş Yönetimi’nin tanınmasıyla bir anlamda son bulmuş ve Libya’nın tam üyeliğinin devam ettiği ilan edil- miştir. Benzer şekilde, 2011’de iç savaşın başladığı Suriye ve Yemen’in üyeliklerinin askıya alınması da gündeme gelmiş, Suriye, Lübnan ve Yemen’in aleyh- te oy kullandığı, Irak’ın da çekimser kaldığı oylama sonrasında Suriye’nin üyeliğinin askıya alındığı du- yurulmuştur. Her ne kadar 2013’te Suriye’yi Arap Birliği’nde Suriye Ulusal Koalisyonu’nun temsil ede- ceği açıklansa da, kısa süre sonra Suriye muhalefeti kurumsal yapılanmasını sağlayana kadar Suriye kol- tuğunun boş kalacağı ilan edilmiştir.

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlar- dır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.

Arap Birliği’nin kurucu metni, 22 Mart 1945’te Kahire’de altı devlet (Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye) tarafından imzalanmış- tır. Aynı yıl Yemen’in de katıldığı örgütün üye sa- yısı zamanla 22’ye çıksa da, 2011’de kuruculardan Suriye’nin üyeliğinin “hükümetin siyasi muhale- fete yönelik acımasız yöntemler uygulaması nede- niyle” askıya alındığı açıklanmıştır. Ağustos 2017 itibariyle örgütün 21 üyesi şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Fi- listin, Irak, Katar, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Oman, Somali, Sudan, Suudi Arabistan, Tunus, Ürdün ve Yemen.

Kurucu metninde bağımsız tüm Arap devlet- lerinin örgüte üye olma hakkının olduğu belirtil- mekte ve isteyen Arap devletinin üyelik talebinin Genel Sekreterlik’e kayıt ettirebileceği ve takip eden ilk toplantıda da Konsey’e sunabileceği hük- me bağlanmaktadır (madde 1). Dolayısıyla, örgüt üyeliğinin “başvuran” Arap devletleri için herhangi bir kabule ya da onaya tâbi olmadan (bir hak ola- rak) kendiliğinden gerçekleştiği kabul edilebilir.

Örgüt üyeliğinden Konsey’e bir yıl önceden haber vermek kaydıyla ayrılmak mümkündür (madde 18). Ayrıca Konsey’in kurucu metinden kaynaklanan yü- kümlülükleri yerine getirmediğine diğer tüm üyelerin oybirliğiyle karar verdiği bir devletin üyelikten atılma- sı da mümkündür (madde 18). Nitekim İsrail’le 1979 Camp David Anlaşması’nı imzaladığı için üyelikten çıkarılan Mısır, 1989’da tekrar üye olmuştur.

Öte yandan, kurucu metinde bu yönde açık bir hüküm olmasa da, örgüt üyeliğinin askıya alın- ması uygulamasına da rastlanmaktadır. Nitekim Mart 2011’de Libya’nın üyeliğinin askıya alındığı duyurulmuştur. Kaddafi’nin Arap Birliği’ni gay-

rimeşru ilan etmesine neden olan bu kararın ge- çerliliği Kaddafi’nin devrilmesiyle kurulan Geçiş Yönetimi’nin tanınmasıyla bir anlamda son bulmuş ve Libya’nın tam üyeliğinin devam ettiği ilan edil- miştir. Benzer şekilde, 2011’de iç savaşın başladığı Suriye ve Yemen’in üyeliklerinin askıya alınması da gündeme gelmiş, Suriye, Lübnan ve Yemen’in aleyh- te oy kullandığı, Irak’ın da çekimser kaldığı oylama sonrasında Suriye’nin üyeliğinin askıya alındığı du- yurulmuştur. Her ne kadar 2013’te Suriye’yi Arap Birliği’nde Suriye Ulusal Koalisyonu’nun temsil ede- ceği açıklansa da, kısa süre sonra Suriye muhalefeti kurumsal yapılanmasını sağlayana kadar Suriye kol- tuğunun boş kalacağı ilan edilmiştir.

Arap Birliği’nin dört gözlemci üyesi ise şunlar- dır: Brezilya, Eritre, Hindistan ve Venezuela.

62. Soru

Arap Birliği Örgütü amacını açıklayınız.

Cevap

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaş- tırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlık- larını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçe- vede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık iş- lemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgü- tün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaç- ladığı söylenebilir. Öte yandan, üyeleri arasındaki kimi derin ekonomik farklıklar ve farklı siyasi an- gajmanlar nedeniyle bu amaçların ancak belirli bir seviyeye kadar gerçekleştirilebildiği görülmektedir.

Kurucu metinde yapılan ve aşağıda Konsey’in yetkileri bağlamında ele alınacak ayrıntılı düzenle- meler dikkate alındığında, özellikle bölgedeki uyuş- mazlıkların çözümüne ve üyelerin iç yapılarının ko- runmasına da büyük önem verildiği görülmektedir.

Arap Birliği’nin üyelerine getirdiği belki de en ilginç yükümlülükse, örgüt üyesi olsun ya da ol- masın imzalanan tüm uluslararası antlaşmaların bir nüshasının Genel Sekreterliğe tescil edilme- sidir (madde 17). Bu hükmün, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’nin getirdiği gizli antlaşmaların yasaklanması anlayışı- nın devamı olduğu söylenebilir.

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaş- tırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlık- larını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçe- vede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık iş- lemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgü- tün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaç- ladığı söylenebilir. Öte yandan, üyeleri arasındaki kimi derin ekonomik farklıklar ve farklı siyasi an- gajmanlar nedeniyle bu amaçların ancak belirli bir seviyeye kadar gerçekleştirilebildiği görülmektedir.

Kurucu metinde yapılan ve aşağıda Konsey’in yetkileri bağlamında ele alınacak ayrıntılı düzenle- meler dikkate alındığında, özellikle bölgedeki uyuş- mazlıkların çözümüne ve üyelerin iç yapılarının ko- runmasına da büyük önem verildiği görülmektedir.

Arap Birliği’nin üyelerine getirdiği belki de en ilginç yükümlülükse, örgüt üyesi olsun ya da ol- masın imzalanan tüm uluslararası antlaşmaların bir nüshasının Genel Sekreterliğe tescil edilme- sidir (madde 17). Bu hükmün, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’nin getirdiği gizli antlaşmaların yasaklanması anlayışı- nın devamı olduğu söylenebilir.

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaş- tırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlık- larını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçe- vede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık iş- lemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgü- tün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaç- ladığı söylenebilir. Öte yandan, üyeleri arasındaki kimi derin ekonomik farklıklar ve farklı siyasi an- gajmanlar nedeniyle bu amaçların ancak belirli bir seviyeye kadar gerçekleştirilebildiği görülmektedir.

Kurucu metinde yapılan ve aşağıda Konsey’in yetkileri bağlamında ele alınacak ayrıntılı düzenle- meler dikkate alındığında, özellikle bölgedeki uyuş- mazlıkların çözümüne ve üyelerin iç yapılarının ko- runmasına da büyük önem verildiği görülmektedir.

Arap Birliği’nin üyelerine getirdiği belki de en ilginç yükümlülükse, örgüt üyesi olsun ya da ol- masın imzalanan tüm uluslararası antlaşmaların bir nüshasının Genel Sekreterliğe tescil edilme- sidir (madde 17). Bu hükmün, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’nin getirdiği gizli antlaşmaların yasaklanması anlayışı- nın devamı olduğu söylenebilir.

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaş- tırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlık- larını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçe- vede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık iş- lemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgü- tün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaç- ladığı söylenebilir. Öte yandan, üyeleri arasındaki kimi derin ekonomik farklıklar ve farklı siyasi an- gajmanlar nedeniyle bu amaçların ancak belirli bir seviyeye kadar gerçekleştirilebildiği görülmektedir.

Kurucu metinde yapılan ve aşağıda Konsey’in yetkileri bağlamında ele alınacak ayrıntılı düzenle- meler dikkate alındığında, özellikle bölgedeki uyuş- mazlıkların çözümüne ve üyelerin iç yapılarının ko- runmasına da büyük önem verildiği görülmektedir.

Arap Birliği’nin üyelerine getirdiği belki de en ilginç yükümlülükse, örgüt üyesi olsun ya da ol- masın imzalanan tüm uluslararası antlaşmaların bir nüshasının Genel Sekreterliğe tescil edilme- sidir (madde 17). Bu hükmün, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’nin getirdiği gizli antlaşmaların yasaklanması anlayışı- nın devamı olduğu söylenebilir.

Örgütün amacı kurucu metninde “üyeler arası ilişkileri güçlendirmek, politikaların uyumlulaş- tırılmasını sağlamak, egemenlik ve bağımsızlık- larını korumak ve Arap ülkelerinin çıkarlarının gözetmek” şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçe- vede ticaret, gümrük, tarım ve endüstriyi içerecek şekilde ekonomik ve finansal konularda; ulaşım ve iletişimde; kültürel konularda; vatandaşlık iş- lemlerinde ve sosyal güvenlikle sağlığı ilgilendiren konularda her bir üyenin koşullarını ve yapılarını gözetecek şekilde yakın işbirliğinin hedeflendiği de ayrıca vurgulanmıştır (madde 2). Dolayısıyla örgü- tün hemen her alanda işbirliği yapılmasını amaç- ladığı söylenebilir. Öte yandan, üyeleri arasındaki kimi derin ekonomik farklıklar ve farklı siyasi an- gajmanlar nedeniyle bu amaçların ancak belirli bir seviyeye kadar gerçekleştirilebildiği görülmektedir.

Kurucu metinde yapılan ve aşağıda Konsey’in yetkileri bağlamında ele alınacak ayrıntılı düzenle- meler dikkate alındığında, özellikle bölgedeki uyuş- mazlıkların çözümüne ve üyelerin iç yapılarının ko- runmasına da büyük önem verildiği görülmektedir.

Arap Birliği’nin üyelerine getirdiği belki de en ilginç yükümlülükse, örgüt üyesi olsun ya da ol- masın imzalanan tüm uluslararası antlaşmaların bir nüshasının Genel Sekreterliğe tescil edilme- sidir (madde 17). Bu hükmün, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’nin getirdiği gizli antlaşmaların yasaklanması anlayışı- nın devamı olduğu söylenebilir.

63. Soru

Arap Birliği yapın ve işlevini açıklayınız.

Cevap

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik. Ocak ve ekim aylarında olmak üzere yılda iki olağan toplantı yapan Konsey’de üyelerin istedikleri sayıda temsilci bulundurması mümkün olsa da, her üye devlet bir oy hakkına sahiptir. Konsey’de örgütün çalışanlarını ve iç işleyişini il- gilendiren konularla oturumların sona erdirilmesi ve bütçenin kabulü kararları basit çoğunlukla alınmaktadır (Madde 16). Öte yandan hemen aşağıda ele alınacak uyuşmazlıkların çözümü gibi konular- da aranacak karar çoğunluğu ayrıca belirtilmiştir.

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3). Mart 1945’te yazılan bu maddede, kuruluş hazırlıkları başlamış olan Birleşmiş Milletler kastediliyor olsa gerektir.

Kurucu metninde (Madde 5) üye devletler ara- sında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde kuv- vet kullanmaya başvurulmasına izin verilmeyeceğini hükme bağlayan örgütün bu konulara verdiği önem, Konsey’e verilen yetkilerde de kendini göstermektedir. Zira aynı maddede, aralarında egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendirmeyen uyuşmazlıklar çıkan üyelerin konuyu Konsey’in önüne getirmesi duru- munda taraflar katılmadan yapılacak görüşmelerle oylama sonrasında alınacak kararların taraflar için bağlayıcı olacağı belirtilmektedir. Öte yandan, üyeler arasında ya da bir üyeyle üye olmayan bir devlet ara- sında savaşa gidebilecek bir uyuşmazlık yaşanması du- rumunda, Konsey’in çoğunluk oyuyla arabuluculuk yapabileceği de hükme bağlanmıştır (Madde 5). Bir üyenin bir saldırıyla ya da saldırı tehdidiyle karşılaştığı durumlarda acilen toplanmasını isteyebileceği Konsey,

Arap Birliği Üyeleri

ilgili devletin üye olması durumunda katılamayacağı oylamada oy birliğiyle karar alabilecektir (Madde 6).

Genel olarak Konsey’in oy birliğiyle aldığı karar- ların tüm üyeleri bağladığı örgütün bu anlamdaki en özgün özelliğiyse, çoğunluk oyuyla alınan kararların sadece kabul eden üyeleri bağlayacağının, dahası her durumda Konsey kararlarının üyelerin temel iç ya- pısına uygun olarak hayata geçirileceğinin hükme bağlanmasıdır (Madde 7). Nitekim üyelerin kendi hükümetlerini oluşturma biçimlerine karşılıklı ola- rak saygı duyulacağı, bu anlamda müdahalede bu- lunulmayacağı ve hükümetlerin tanınacağı da kay- da alınmaktadır. Tüm bunlar, Arap Birliği’nin bir yandan üye devletler içinde diğer yandansa bölgede statükonun korunmasına verdiği merkezi önemi göstermektedir. Temel amaç statükonun korunma- sı olduğu için de, daha önce de vurgulandığı gibi, başta Filistin sorunu olmak üzere Arap Birliği’nin bölgesel uyuşmazlıkların çözümü konusunda kuru- cu metinde yazan amaçlara ulaşması zorlaşmaktadır.

Örgütün kurucu metinde ismen zikredilen ikinci ana organıysa Genel Sekreterlik’tir. Genel Sekreter, yar- dımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazır- layıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur. Konsey tarafından üçte iki oyla atanan ve büyükelçi sıfatı taşıyacağı hükme bağlanan Genel Sekreter, yar- dımcılarını ve başlıca görevlileri belirleme yetkisine de sahiptir (Madde 12).

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik. Ocak ve ekim aylarında olmak üzere yılda iki olağan toplantı yapan Konsey’de üyelerin istedikleri sayıda temsilci bulundurması mümkün olsa da, her üye devlet bir oy hakkına sahiptir. Konsey’de örgütün çalışanlarını ve iç işleyişini il- gilendiren konularla oturumların sona erdirilmesi ve bütçenin kabulü kararları basit çoğunlukla alınmaktadır (Madde 16). Öte yandan hemen aşağıda ele alınacak uyuşmazlıkların çözümü gibi konular- da aranacak karar çoğunluğu ayrıca belirtilmiştir.

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3). Mart 1945’te yazılan bu maddede, kuruluş hazırlıkları başlamış olan Birleşmiş Milletler kastediliyor olsa gerektir.

Kurucu metninde (Madde 5) üye devletler ara- sında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde kuv- vet kullanmaya başvurulmasına izin verilmeyeceğini hükme bağlayan örgütün bu konulara verdiği önem, Konsey’e verilen yetkilerde de kendini göstermektedir. Zira aynı maddede, aralarında egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendirmeyen uyuşmazlıklar çıkan üyelerin konuyu Konsey’in önüne getirmesi duru- munda taraflar katılmadan yapılacak görüşmelerle oylama sonrasında alınacak kararların taraflar için bağlayıcı olacağı belirtilmektedir. Öte yandan, üyeler arasında ya da bir üyeyle üye olmayan bir devlet ara- sında savaşa gidebilecek bir uyuşmazlık yaşanması du- rumunda, Konsey’in çoğunluk oyuyla arabuluculuk yapabileceği de hükme bağlanmıştır (Madde 5). Bir üyenin bir saldırıyla ya da saldırı tehdidiyle karşılaştığı durumlarda acilen toplanmasını isteyebileceği Konsey,

Arap Birliği Üyeleri

ilgili devletin üye olması durumunda katılamayacağı oylamada oy birliğiyle karar alabilecektir (Madde 6).

Genel olarak Konsey’in oy birliğiyle aldığı karar- ların tüm üyeleri bağladığı örgütün bu anlamdaki en özgün özelliğiyse, çoğunluk oyuyla alınan kararların sadece kabul eden üyeleri bağlayacağının, dahası her durumda Konsey kararlarının üyelerin temel iç ya- pısına uygun olarak hayata geçirileceğinin hükme bağlanmasıdır (Madde 7). Nitekim üyelerin kendi hükümetlerini oluşturma biçimlerine karşılıklı ola- rak saygı duyulacağı, bu anlamda müdahalede bu- lunulmayacağı ve hükümetlerin tanınacağı da kay- da alınmaktadır. Tüm bunlar, Arap Birliği’nin bir yandan üye devletler içinde diğer yandansa bölgede statükonun korunmasına verdiği merkezi önemi göstermektedir. Temel amaç statükonun korunma- sı olduğu için de, daha önce de vurgulandığı gibi, başta Filistin sorunu olmak üzere Arap Birliği’nin bölgesel uyuşmazlıkların çözümü konusunda kuru- cu metinde yazan amaçlara ulaşması zorlaşmaktadır.

Örgütün kurucu metinde ismen zikredilen ikinci ana organıysa Genel Sekreterlik’tir. Genel Sekreter, yar- dımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazır- layıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur. Konsey tarafından üçte iki oyla atanan ve büyükelçi sıfatı taşıyacağı hükme bağlanan Genel Sekreter, yar- dımcılarını ve başlıca görevlileri belirleme yetkisine de sahiptir (Madde 12).

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik. Ocak ve ekim aylarında olmak üzere yılda iki olağan toplantı yapan Konsey’de üyelerin istedikleri sayıda temsilci bulundurması mümkün olsa da, her üye devlet bir oy hakkına sahiptir. Konsey’de örgütün çalışanlarını ve iç işleyişini il- gilendiren konularla oturumların sona erdirilmesi ve bütçenin kabulü kararları basit çoğunlukla alınmaktadır (Madde 16). Öte yandan hemen aşağıda ele alınacak uyuşmazlıkların çözümü gibi konular- da aranacak karar çoğunluğu ayrıca belirtilmiştir.

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3). Mart 1945’te yazılan bu maddede, kuruluş hazırlıkları başlamış olan Birleşmiş Milletler kastediliyor olsa gerektir.

Kurucu metninde (Madde 5) üye devletler ara- sında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde kuv- vet kullanmaya başvurulmasına izin verilmeyeceğini hükme bağlayan örgütün bu konulara verdiği önem, Konsey’e verilen yetkilerde de kendini göstermektedir. Zira aynı maddede, aralarında egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendirmeyen uyuşmazlıklar çıkan üyelerin konuyu Konsey’in önüne getirmesi duru- munda taraflar katılmadan yapılacak görüşmelerle oylama sonrasında alınacak kararların taraflar için bağlayıcı olacağı belirtilmektedir. Öte yandan, üyeler arasında ya da bir üyeyle üye olmayan bir devlet ara- sında savaşa gidebilecek bir uyuşmazlık yaşanması du- rumunda, Konsey’in çoğunluk oyuyla arabuluculuk yapabileceği de hükme bağlanmıştır (Madde 5). Bir üyenin bir saldırıyla ya da saldırı tehdidiyle karşılaştığı durumlarda acilen toplanmasını isteyebileceği Konsey,

Arap Birliği Üyeleri

ilgili devletin üye olması durumunda katılamayacağı oylamada oy birliğiyle karar alabilecektir (Madde 6).

Genel olarak Konsey’in oy birliğiyle aldığı karar- ların tüm üyeleri bağladığı örgütün bu anlamdaki en özgün özelliğiyse, çoğunluk oyuyla alınan kararların sadece kabul eden üyeleri bağlayacağının, dahası her durumda Konsey kararlarının üyelerin temel iç ya- pısına uygun olarak hayata geçirileceğinin hükme bağlanmasıdır (Madde 7). Nitekim üyelerin kendi hükümetlerini oluşturma biçimlerine karşılıklı ola- rak saygı duyulacağı, bu anlamda müdahalede bu- lunulmayacağı ve hükümetlerin tanınacağı da kay- da alınmaktadır. Tüm bunlar, Arap Birliği’nin bir yandan üye devletler içinde diğer yandansa bölgede statükonun korunmasına verdiği merkezi önemi göstermektedir. Temel amaç statükonun korunma- sı olduğu için de, daha önce de vurgulandığı gibi, başta Filistin sorunu olmak üzere Arap Birliği’nin bölgesel uyuşmazlıkların çözümü konusunda kuru- cu metinde yazan amaçlara ulaşması zorlaşmaktadır.

Örgütün kurucu metinde ismen zikredilen ikinci ana organıysa Genel Sekreterlik’tir. Genel Sekreter, yar- dımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazır- layıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur. Konsey tarafından üçte iki oyla atanan ve büyükelçi sıfatı taşıyacağı hükme bağlanan Genel Sekreter, yar- dımcılarını ve başlıca görevlileri belirleme yetkisine de sahiptir (Madde 12).

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik. Ocak ve ekim aylarında olmak üzere yılda iki olağan toplantı yapan Konsey’de üyelerin istedikleri sayıda temsilci bulundurması mümkün olsa da, her üye devlet bir oy hakkına sahiptir. Konsey’de örgütün çalışanlarını ve iç işleyişini il- gilendiren konularla oturumların sona erdirilmesi ve bütçenin kabulü kararları basit çoğunlukla alınmaktadır (Madde 16). Öte yandan hemen aşağıda ele alınacak uyuşmazlıkların çözümü gibi konular- da aranacak karar çoğunluğu ayrıca belirtilmiştir.

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3). Mart 1945’te yazılan bu maddede, kuruluş hazırlıkları başlamış olan Birleşmiş Milletler kastediliyor olsa gerektir.

Kurucu metninde (Madde 5) üye devletler ara- sında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde kuv- vet kullanmaya başvurulmasına izin verilmeyeceğini hükme bağlayan örgütün bu konulara verdiği önem, Konsey’e verilen yetkilerde de kendini göstermektedir. Zira aynı maddede, aralarında egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendirmeyen uyuşmazlıklar çıkan üyelerin konuyu Konsey’in önüne getirmesi duru- munda taraflar katılmadan yapılacak görüşmelerle oylama sonrasında alınacak kararların taraflar için bağlayıcı olacağı belirtilmektedir. Öte yandan, üyeler arasında ya da bir üyeyle üye olmayan bir devlet ara- sında savaşa gidebilecek bir uyuşmazlık yaşanması du- rumunda, Konsey’in çoğunluk oyuyla arabuluculuk yapabileceği de hükme bağlanmıştır (Madde 5). Bir üyenin bir saldırıyla ya da saldırı tehdidiyle karşılaştığı durumlarda acilen toplanmasını isteyebileceği Konsey,

Arap Birliği Üyeleri

ilgili devletin üye olması durumunda katılamayacağı oylamada oy birliğiyle karar alabilecektir (Madde 6).

Genel olarak Konsey’in oy birliğiyle aldığı karar- ların tüm üyeleri bağladığı örgütün bu anlamdaki en özgün özelliğiyse, çoğunluk oyuyla alınan kararların sadece kabul eden üyeleri bağlayacağının, dahası her durumda Konsey kararlarının üyelerin temel iç ya- pısına uygun olarak hayata geçirileceğinin hükme bağlanmasıdır (Madde 7). Nitekim üyelerin kendi hükümetlerini oluşturma biçimlerine karşılıklı ola- rak saygı duyulacağı, bu anlamda müdahalede bu- lunulmayacağı ve hükümetlerin tanınacağı da kay- da alınmaktadır. Tüm bunlar, Arap Birliği’nin bir yandan üye devletler içinde diğer yandansa bölgede statükonun korunmasına verdiği merkezi önemi göstermektedir. Temel amaç statükonun korunma- sı olduğu için de, daha önce de vurgulandığı gibi, başta Filistin sorunu olmak üzere Arap Birliği’nin bölgesel uyuşmazlıkların çözümü konusunda kuru- cu metinde yazan amaçlara ulaşması zorlaşmaktadır.

Örgütün kurucu metinde ismen zikredilen ikinci ana organıysa Genel Sekreterlik’tir. Genel Sekreter, yar- dımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazır- layıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur. Konsey tarafından üçte iki oyla atanan ve büyükelçi sıfatı taşıyacağı hükme bağlanan Genel Sekreter, yar- dımcılarını ve başlıca görevlileri belirleme yetkisine de sahiptir (Madde 12).

Örgütün kurucu metninde açıkça zikredilen iki ana organı bulunmaktadır: Konsey ve Genel Sekreterlik. Ocak ve ekim aylarında olmak üzere yılda iki olağan toplantı yapan Konsey’de üyelerin istedikleri sayıda temsilci bulundurması mümkün olsa da, her üye devlet bir oy hakkına sahiptir. Konsey’de örgütün çalışanlarını ve iç işleyişini il- gilendiren konularla oturumların sona erdirilmesi ve bütçenin kabulü kararları basit çoğunlukla alınmaktadır (Madde 16). Öte yandan hemen aşağıda ele alınacak uyuşmazlıkların çözümü gibi konular- da aranacak karar çoğunluğu ayrıca belirtilmiştir.

Örgütün amaçlarının ve üyeler arasında imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesinin takibinden sorumlu olan Konsey’e barış ve güvenliği sağlamak ve ekonomik ve toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla gelecekte kurulabilecek uluslararası örgütlerle ilişkileri yürütme görevi verilmiştir (Madde 3). Mart 1945’te yazılan bu maddede, kuruluş hazırlıkları başlamış olan Birleşmiş Milletler kastediliyor olsa gerektir.

Kurucu metninde (Madde 5) üye devletler ara- sında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde kuv- vet kullanmaya başvurulmasına izin verilmeyeceğini hükme bağlayan örgütün bu konulara verdiği önem, Konsey’e verilen yetkilerde de kendini göstermektedir. Zira aynı maddede, aralarında egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendirmeyen uyuşmazlıklar çıkan üyelerin konuyu Konsey’in önüne getirmesi duru- munda taraflar katılmadan yapılacak görüşmelerle oylama sonrasında alınacak kararların taraflar için bağlayıcı olacağı belirtilmektedir. Öte yandan, üyeler arasında ya da bir üyeyle üye olmayan bir devlet ara- sında savaşa gidebilecek bir uyuşmazlık yaşanması du- rumunda, Konsey’in çoğunluk oyuyla arabuluculuk yapabileceği de hükme bağlanmıştır (Madde 5). Bir üyenin bir saldırıyla ya da saldırı tehdidiyle karşılaştığı durumlarda acilen toplanmasını isteyebileceği Konsey,

Arap Birliği Üyeleri

ilgili devletin üye olması durumunda katılamayacağı oylamada oy birliğiyle karar alabilecektir (Madde 6).

Genel olarak Konsey’in oy birliğiyle aldığı karar- ların tüm üyeleri bağladığı örgütün bu anlamdaki en özgün özelliğiyse, çoğunluk oyuyla alınan kararların sadece kabul eden üyeleri bağlayacağının, dahası her durumda Konsey kararlarının üyelerin temel iç ya- pısına uygun olarak hayata geçirileceğinin hükme bağlanmasıdır (Madde 7). Nitekim üyelerin kendi hükümetlerini oluşturma biçimlerine karşılıklı ola- rak saygı duyulacağı, bu anlamda müdahalede bu- lunulmayacağı ve hükümetlerin tanınacağı da kay- da alınmaktadır. Tüm bunlar, Arap Birliği’nin bir yandan üye devletler içinde diğer yandansa bölgede statükonun korunmasına verdiği merkezi önemi göstermektedir. Temel amaç statükonun korunma- sı olduğu için de, daha önce de vurgulandığı gibi, başta Filistin sorunu olmak üzere Arap Birliği’nin bölgesel uyuşmazlıkların çözümü konusunda kuru- cu metinde yazan amaçlara ulaşması zorlaşmaktadır.

Örgütün kurucu metinde ismen zikredilen ikinci ana organıysa Genel Sekreterlik’tir. Genel Sekreter, yar- dımcıları ve uygun sayıda çalışandan oluşan (Madde 12) Genel Sekreterlik, Konsey tarafından belirlenecek üyelik aidatlarını da içerecek şekilde bütçeyi hazır- layıp Konsey’in onayına sunmak (Madde 13) başta olmak üzere örgütün rutin işleyişinden sorumludur. Konsey tarafından üçte iki oyla atanan ve büyükelçi sıfatı taşıyacağı hükme bağlanan Genel Sekreter, yar- dımcılarını ve başlıca görevlileri belirleme yetkisine de sahiptir (Madde 12).

64. Soru

Arap Birliği merkezi nerededir?

Cevap

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. An- cak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (mad- de 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürü- tülmüştür.

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. An- cak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (mad- de 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürü- tülmüştür.

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. An- cak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (mad- de 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürü- tülmüştür.

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. An- cak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (mad- de 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürü- tülmüştür.

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’dir. An- cak Konsey’in belirleyeceği başka bir yerde toplanması da mümkündür (mad- de 10). 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’yla İsrail’le yakın ilişkiler kuran Mısır’ın üyelikten çıkarılmasıyla örgüt çalışmaları Mısır’ın tekrar üye olacağı 1989’a kadar Tunus merkezli olarak yürü- tülmüştür.

65. Soru

Şangay İşbirliği Örgütü işlevleri açısından durumunu anlatınız.

Cevap

ŞİÖ’nün orta vadede küresel siyasette daha etkin bir güç merkezi olabileceğini, en azından bu potansiyeli taşıdığını ve “mücadele merkezi”nin Asya-Pasifik’e kaymasıyla da örgütün gelecekte adından sıklıkla söz ettireceğini ileri süren görüşle- re yaygın şekilde rastlanmaktadır.

Dünya petrol üretim ve kullanım pazarı- nın yarısından fazlasını elinde bulundu- ran İran ve Moğolistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rus- ya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbir- liği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edi- lemez” diyerek bir anlamda Örgüt misyo- nunu da belirtmiştir.

ŞİÖ’nün orta vadede küresel siyasette daha etkin bir güç merkezi olabileceğini, en azından bu potansiyeli taşıdığını ve “mücadele merkezi”nin Asya-Pasifik’e kaymasıyla da örgütün gelecekte adından sıklıkla söz ettireceğini ileri süren görüşle- re yaygın şekilde rastlanmaktadır.

Dünya petrol üretim ve kullanım pazarı- nın yarısından fazlasını elinde bulundu- ran İran ve Moğolistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rus- ya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbir- liği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edi- lemez” diyerek bir anlamda Örgüt misyo- nunu da belirtmiştir.

ŞİÖ’nün orta vadede küresel siyasette daha etkin bir güç merkezi olabileceğini, en azından bu potansiyeli taşıdığını ve “mücadele merkezi”nin Asya-Pasifik’e kaymasıyla da örgütün gelecekte adından sıklıkla söz ettireceğini ileri süren görüşle- re yaygın şekilde rastlanmaktadır.

Dünya petrol üretim ve kullanım pazarı- nın yarısından fazlasını elinde bulundu- ran İran ve Moğolistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rus- ya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbir- liği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edi- lemez” diyerek bir anlamda Örgüt misyo- nunu da belirtmiştir.

ŞİÖ’nün orta vadede küresel siyasette daha etkin bir güç merkezi olabileceğini, en azından bu potansiyeli taşıdığını ve “mücadele merkezi”nin Asya-Pasifik’e kaymasıyla da örgütün gelecekte adından sıklıkla söz ettireceğini ileri süren görüşle- re yaygın şekilde rastlanmaktadır.

Dünya petrol üretim ve kullanım pazarı- nın yarısından fazlasını elinde bulundu- ran İran ve Moğolistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rus- ya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbir- liği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edi- lemez” diyerek bir anlamda Örgüt misyo- nunu da belirtmiştir.

ŞİÖ’nün orta vadede küresel siyasette daha etkin bir güç merkezi olabileceğini, en azından bu potansiyeli taşıdığını ve “mücadele merkezi”nin Asya-Pasifik’e kaymasıyla da örgütün gelecekte adından sıklıkla söz ettireceğini ileri süren görüşle- re yaygın şekilde rastlanmaktadır.

Dünya petrol üretim ve kullanım pazarı- nın yarısından fazlasını elinde bulundu- ran İran ve Moğolistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ABD’ye karşı etkili bir kutup oluşturmaktadır. Dönemin Rus- ya Devlet Başkanı Putin, Şanghay İşbir- liği Örgütü’nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edi- lemez” diyerek bir anlamda Örgüt misyo- nunu da belirtmiştir.

66. Soru

Çin Komunist Partisi kültür devrimini anlatınız.

Cevap

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi. SSCB’nin Stalin’in ölümüyle Bolşevik ilkelerden uzak- laştığı ve Batı’yla fazla yaklaştığı görüşü, Çin’in benzer bir “tehlike”ye karşı önlem alması gerektiği fikrinde olanları harekete geçirmiş, Parti içi iktidar mücadelelerinden galip çıkan Mao liderliğindeki ekip de köklü bir “toplumsal yeniden yapılanma” programı başlatmıştır. “Geçmişi hatırlatan her şeye lanet olsun” ve “Feodaliz- mi ve burjuvazizmi hatırlatan her şeyi tahrip edin” gibi sloganlar eşliğinde yürütülen “Büyük Proleter Kültür Devrimi” çerçevesinde eski ve klasik sanat eserleri, kitaplar, kültürel öğeler ve hatta zanaatlar yasaklanmış, sadece “devrimci” eserlere ve çalışmalara izin verilmiştir. Mao’nun kült haline geldiği, “devrimci şiddet”i be- nimseyen “gönüllü” Kızıl Muhafızlar eliyle baskıcı bir rejimin kurulduğu dönem, Çin’in ekonomik ve kültü- rel hayatında önemli çalkantılara sahne olmuş, 1976’da Mao’nun ölümüyle de terk edilmiştir. Çin Komünist Partisi’nin 1978’deki 11. Kongresi’nde alınan “reform ve dışa açılma” kararlarıyla da günümüzde de süren karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiş ve Çin uluslararası sistemde günümüzdeki pozisyonunu almıştır.

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi. SSCB’nin Stalin’in ölümüyle Bolşevik ilkelerden uzak- laştığı ve Batı’yla fazla yaklaştığı görüşü, Çin’in benzer bir “tehlike”ye karşı önlem alması gerektiği fikrinde olanları harekete geçirmiş, Parti içi iktidar mücadelelerinden galip çıkan Mao liderliğindeki ekip de köklü bir “toplumsal yeniden yapılanma” programı başlatmıştır. “Geçmişi hatırlatan her şeye lanet olsun” ve “Feodaliz- mi ve burjuvazizmi hatırlatan her şeyi tahrip edin” gibi sloganlar eşliğinde yürütülen “Büyük Proleter Kültür Devrimi” çerçevesinde eski ve klasik sanat eserleri, kitaplar, kültürel öğeler ve hatta zanaatlar yasaklanmış, sadece “devrimci” eserlere ve çalışmalara izin verilmiştir. Mao’nun kült haline geldiği, “devrimci şiddet”i be- nimseyen “gönüllü” Kızıl Muhafızlar eliyle baskıcı bir rejimin kurulduğu dönem, Çin’in ekonomik ve kültü- rel hayatında önemli çalkantılara sahne olmuş, 1976’da Mao’nun ölümüyle de terk edilmiştir. Çin Komünist Partisi’nin 1978’deki 11. Kongresi’nde alınan “reform ve dışa açılma” kararlarıyla da günümüzde de süren karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiş ve Çin uluslararası sistemde günümüzdeki pozisyonunu almıştır.

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi. SSCB’nin Stalin’in ölümüyle Bolşevik ilkelerden uzak- laştığı ve Batı’yla fazla yaklaştığı görüşü, Çin’in benzer bir “tehlike”ye karşı önlem alması gerektiği fikrinde olanları harekete geçirmiş, Parti içi iktidar mücadelelerinden galip çıkan Mao liderliğindeki ekip de köklü bir “toplumsal yeniden yapılanma” programı başlatmıştır. “Geçmişi hatırlatan her şeye lanet olsun” ve “Feodaliz- mi ve burjuvazizmi hatırlatan her şeyi tahrip edin” gibi sloganlar eşliğinde yürütülen “Büyük Proleter Kültür Devrimi” çerçevesinde eski ve klasik sanat eserleri, kitaplar, kültürel öğeler ve hatta zanaatlar yasaklanmış, sadece “devrimci” eserlere ve çalışmalara izin verilmiştir. Mao’nun kült haline geldiği, “devrimci şiddet”i be- nimseyen “gönüllü” Kızıl Muhafızlar eliyle baskıcı bir rejimin kurulduğu dönem, Çin’in ekonomik ve kültü- rel hayatında önemli çalkantılara sahne olmuş, 1976’da Mao’nun ölümüyle de terk edilmiştir. Çin Komünist Partisi’nin 1978’deki 11. Kongresi’nde alınan “reform ve dışa açılma” kararlarıyla da günümüzde de süren karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiş ve Çin uluslararası sistemde günümüzdeki pozisyonunu almıştır.

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi. SSCB’nin Stalin’in ölümüyle Bolşevik ilkelerden uzak- laştığı ve Batı’yla fazla yaklaştığı görüşü, Çin’in benzer bir “tehlike”ye karşı önlem alması gerektiği fikrinde olanları harekete geçirmiş, Parti içi iktidar mücadelelerinden galip çıkan Mao liderliğindeki ekip de köklü bir “toplumsal yeniden yapılanma” programı başlatmıştır. “Geçmişi hatırlatan her şeye lanet olsun” ve “Feodaliz- mi ve burjuvazizmi hatırlatan her şeyi tahrip edin” gibi sloganlar eşliğinde yürütülen “Büyük Proleter Kültür Devrimi” çerçevesinde eski ve klasik sanat eserleri, kitaplar, kültürel öğeler ve hatta zanaatlar yasaklanmış, sadece “devrimci” eserlere ve çalışmalara izin verilmiştir. Mao’nun kült haline geldiği, “devrimci şiddet”i be- nimseyen “gönüllü” Kızıl Muhafızlar eliyle baskıcı bir rejimin kurulduğu dönem, Çin’in ekonomik ve kültü- rel hayatında önemli çalkantılara sahne olmuş, 1976’da Mao’nun ölümüyle de terk edilmiştir. Çin Komünist Partisi’nin 1978’deki 11. Kongresi’nde alınan “reform ve dışa açılma” kararlarıyla da günümüzde de süren karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiş ve Çin uluslararası sistemde günümüzdeki pozisyonunu almıştır.

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedong’un iktidarının son 10 yılında yürüttüğü “Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırma” hareketi. SSCB’nin Stalin’in ölümüyle Bolşevik ilkelerden uzak- laştığı ve Batı’yla fazla yaklaştığı görüşü, Çin’in benzer bir “tehlike”ye karşı önlem alması gerektiği fikrinde olanları harekete geçirmiş, Parti içi iktidar mücadelelerinden galip çıkan Mao liderliğindeki ekip de köklü bir “toplumsal yeniden yapılanma” programı başlatmıştır. “Geçmişi hatırlatan her şeye lanet olsun” ve “Feodaliz- mi ve burjuvazizmi hatırlatan her şeyi tahrip edin” gibi sloganlar eşliğinde yürütülen “Büyük Proleter Kültür Devrimi” çerçevesinde eski ve klasik sanat eserleri, kitaplar, kültürel öğeler ve hatta zanaatlar yasaklanmış, sadece “devrimci” eserlere ve çalışmalara izin verilmiştir. Mao’nun kült haline geldiği, “devrimci şiddet”i be- nimseyen “gönüllü” Kızıl Muhafızlar eliyle baskıcı bir rejimin kurulduğu dönem, Çin’in ekonomik ve kültü- rel hayatında önemli çalkantılara sahne olmuş, 1976’da Mao’nun ölümüyle de terk edilmiştir. Çin Komünist Partisi’nin 1978’deki 11. Kongresi’nde alınan “reform ve dışa açılma” kararlarıyla da günümüzde de süren karma ekonomik ve siyasi sisteme geçilmiş ve Çin uluslararası sistemde günümüzdeki pozisyonunu almıştır.

67. Soru

Sui generis örgütler kavramını açıklayınız.

Cevap

Bu ünitede, ders kitabımızın genelinde yapmış olduğumuz sınıflandırmaya uymayan, kendine özgü uluslararası örgütler tanıtılmaya çalışılacaktır. Bu örgütler Bağımsız Devletler Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Örgütü ve Arap Birligi olarak belirlenmiştir.

1917 Ekim Devrimi’nin ardından yaşanan İç Savaş’ın sonunda 1922 Aralık’ında kurulan Sov- yet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Aralık 1991’de dağılmıştır. Kurmaya çalıştığı “Bolşevik Sistem”le, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferdeki büyük payıyla ve Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistemde iki süper güç- ten biri olma nitelikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran bu büyük devletin yıkılması uluslararası sis- tem içerisinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu değişikliklerden bazıları tüm sisteme ilişkin iken (örneğin iki kutuplu sistemin sona ermesi) bazıları ise eski Sovyet coğrafyasını ve komşu coğrafyaları etkilemiştir. Bağımsız Devletler topluluğu, SSCB sonrasında bu coğrafyadaki kendine özgü örgütler- den biridir. Bölgedeki gelişmelerin masaya yatırıl- dığı önemli bir platform rolü oynamaktadır.

Bu bölümde SSCB’nin dağılmasının sonuçların- dan biri olan Bağımsız Devletler Topluluğu ile So- ğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra temelde Rusya Federasyonu (RF) ve Çin arasındaki işbirliği arayış- larına zamanla dört bölge ülkesinin de katılmasıyla kurulan Şangay İşbirliği Örgütü incelenecektir.

İslam İşbirliği Örgütü, Filistin Sorunu ve buna bağlı gelişmeler karşısında İslam ülkelerinin tep- kilerini daha güçlü bir şekilde ortaya koymak için toplanan konferanslar sonucunda kurulmuştur. Ör- güt faaliyetleri açısından üye ülkelerin nüfuslarının çoğunluğunun Müslüman olması, bir avantaj olarak görülse de din dışında çok fazla ortak noktanın bu- lunmaması önemli bir dezavantajdır. Farklı coğraf- ya, kültür (dinsel boyut hariç), dil, ırk ve yönetim şekilleri ülkelerin çıkarlarını uyumsuzlaştırırken pek çok konuda uzlaşmayı da zorlaştırmaktadır.

Arap Birligi ise Arap devletleri arasında her alanda işbirliğini geliştirmek amacıyla kurulmuş- tur. Günümüzde 22 üyesi bulunan Örgüt, yoğun bölgesel sorunlar karşısında ve İsrail ile ilişkilerde başarılı politikalar geliştirememiştir.

Bu ünitede, ders kitabımızın genelinde yapmış olduğumuz sınıflandırmaya uymayan, kendine özgü uluslararası örgütler tanıtılmaya çalışılacaktır. Bu örgütler Bağımsız Devletler Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Örgütü ve Arap Birligi olarak belirlenmiştir.

1917 Ekim Devrimi’nin ardından yaşanan İç Savaş’ın sonunda 1922 Aralık’ında kurulan Sov- yet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Aralık 1991’de dağılmıştır. Kurmaya çalıştığı “Bolşevik Sistem”le, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferdeki büyük payıyla ve Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistemde iki süper güç- ten biri olma nitelikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran bu büyük devletin yıkılması uluslararası sis- tem içerisinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu değişikliklerden bazıları tüm sisteme ilişkin iken (örneğin iki kutuplu sistemin sona ermesi) bazıları ise eski Sovyet coğrafyasını ve komşu coğrafyaları etkilemiştir. Bağımsız Devletler topluluğu, SSCB sonrasında bu coğrafyadaki kendine özgü örgütler- den biridir. Bölgedeki gelişmelerin masaya yatırıl- dığı önemli bir platform rolü oynamaktadır.

Bu bölümde SSCB’nin dağılmasının sonuçların- dan biri olan Bağımsız Devletler Topluluğu ile So- ğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra temelde Rusya Federasyonu (RF) ve Çin arasındaki işbirliği arayış- larına zamanla dört bölge ülkesinin de katılmasıyla kurulan Şangay İşbirliği Örgütü incelenecektir.

İslam İşbirliği Örgütü, Filistin Sorunu ve buna bağlı gelişmeler karşısında İslam ülkelerinin tep- kilerini daha güçlü bir şekilde ortaya koymak için toplanan konferanslar sonucunda kurulmuştur. Ör- güt faaliyetleri açısından üye ülkelerin nüfuslarının çoğunluğunun Müslüman olması, bir avantaj olarak görülse de din dışında çok fazla ortak noktanın bu- lunmaması önemli bir dezavantajdır. Farklı coğraf- ya, kültür (dinsel boyut hariç), dil, ırk ve yönetim şekilleri ülkelerin çıkarlarını uyumsuzlaştırırken pek çok konuda uzlaşmayı da zorlaştırmaktadır.

Arap Birligi ise Arap devletleri arasında her alanda işbirliğini geliştirmek amacıyla kurulmuş- tur. Günümüzde 22 üyesi bulunan Örgüt, yoğun bölgesel sorunlar karşısında ve İsrail ile ilişkilerde başarılı politikalar geliştirememiştir.

Bu ünitede, ders kitabımızın genelinde yapmış olduğumuz sınıflandırmaya uymayan, kendine özgü uluslararası örgütler tanıtılmaya çalışılacaktır. Bu örgütler Bağımsız Devletler Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Örgütü ve Arap Birligi olarak belirlenmiştir.

1917 Ekim Devrimi’nin ardından yaşanan İç Savaş’ın sonunda 1922 Aralık’ında kurulan Sov- yet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Aralık 1991’de dağılmıştır. Kurmaya çalıştığı “Bolşevik Sistem”le, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferdeki büyük payıyla ve Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistemde iki süper güç- ten biri olma nitelikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran bu büyük devletin yıkılması uluslararası sis- tem içerisinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu değişikliklerden bazıları tüm sisteme ilişkin iken (örneğin iki kutuplu sistemin sona ermesi) bazıları ise eski Sovyet coğrafyasını ve komşu coğrafyaları etkilemiştir. Bağımsız Devletler topluluğu, SSCB sonrasında bu coğrafyadaki kendine özgü örgütler- den biridir. Bölgedeki gelişmelerin masaya yatırıl- dığı önemli bir platform rolü oynamaktadır.

Bu bölümde SSCB’nin dağılmasının sonuçların- dan biri olan Bağımsız Devletler Topluluğu ile So- ğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra temelde Rusya Federasyonu (RF) ve Çin arasındaki işbirliği arayış- larına zamanla dört bölge ülkesinin de katılmasıyla kurulan Şangay İşbirliği Örgütü incelenecektir.

İslam İşbirliği Örgütü, Filistin Sorunu ve buna bağlı gelişmeler karşısında İslam ülkelerinin tep- kilerini daha güçlü bir şekilde ortaya koymak için toplanan konferanslar sonucunda kurulmuştur. Ör- güt faaliyetleri açısından üye ülkelerin nüfuslarının çoğunluğunun Müslüman olması, bir avantaj olarak görülse de din dışında çok fazla ortak noktanın bu- lunmaması önemli bir dezavantajdır. Farklı coğraf- ya, kültür (dinsel boyut hariç), dil, ırk ve yönetim şekilleri ülkelerin çıkarlarını uyumsuzlaştırırken pek çok konuda uzlaşmayı da zorlaştırmaktadır.

Arap Birligi ise Arap devletleri arasında her alanda işbirliğini geliştirmek amacıyla kurulmuş- tur. Günümüzde 22 üyesi bulunan Örgüt, yoğun bölgesel sorunlar karşısında ve İsrail ile ilişkilerde başarılı politikalar geliştirememiştir.

Bu ünitede, ders kitabımızın genelinde yapmış olduğumuz sınıflandırmaya uymayan, kendine özgü uluslararası örgütler tanıtılmaya çalışılacaktır. Bu örgütler Bağımsız Devletler Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Örgütü ve Arap Birligi olarak belirlenmiştir.

1917 Ekim Devrimi’nin ardından yaşanan İç Savaş’ın sonunda 1922 Aralık’ında kurulan Sov- yet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Aralık 1991’de dağılmıştır. Kurmaya çalıştığı “Bolşevik Sistem”le, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferdeki büyük payıyla ve Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistemde iki süper güç- ten biri olma nitelikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran bu büyük devletin yıkılması uluslararası sis- tem içerisinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu değişikliklerden bazıları tüm sisteme ilişkin iken (örneğin iki kutuplu sistemin sona ermesi) bazıları ise eski Sovyet coğrafyasını ve komşu coğrafyaları etkilemiştir. Bağımsız Devletler topluluğu, SSCB sonrasında bu coğrafyadaki kendine özgü örgütler- den biridir. Bölgedeki gelişmelerin masaya yatırıl- dığı önemli bir platform rolü oynamaktadır.

Bu bölümde SSCB’nin dağılmasının sonuçların- dan biri olan Bağımsız Devletler Topluluğu ile So- ğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra temelde Rusya Federasyonu (RF) ve Çin arasındaki işbirliği arayış- larına zamanla dört bölge ülkesinin de katılmasıyla kurulan Şangay İşbirliği Örgütü incelenecektir.

İslam İşbirliği Örgütü, Filistin Sorunu ve buna bağlı gelişmeler karşısında İslam ülkelerinin tep- kilerini daha güçlü bir şekilde ortaya koymak için toplanan konferanslar sonucunda kurulmuştur. Ör- güt faaliyetleri açısından üye ülkelerin nüfuslarının çoğunluğunun Müslüman olması, bir avantaj olarak görülse de din dışında çok fazla ortak noktanın bu- lunmaması önemli bir dezavantajdır. Farklı coğraf- ya, kültür (dinsel boyut hariç), dil, ırk ve yönetim şekilleri ülkelerin çıkarlarını uyumsuzlaştırırken pek çok konuda uzlaşmayı da zorlaştırmaktadır.

Arap Birligi ise Arap devletleri arasında her alanda işbirliğini geliştirmek amacıyla kurulmuş- tur. Günümüzde 22 üyesi bulunan Örgüt, yoğun bölgesel sorunlar karşısında ve İsrail ile ilişkilerde başarılı politikalar geliştirememiştir.

Bu ünitede, ders kitabımızın genelinde yapmış olduğumuz sınıflandırmaya uymayan, kendine özgü uluslararası örgütler tanıtılmaya çalışılacaktır. Bu örgütler Bağımsız Devletler Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Örgütü ve Arap Birligi olarak belirlenmiştir.

1917 Ekim Devrimi’nin ardından yaşanan İç Savaş’ın sonunda 1922 Aralık’ında kurulan Sov- yet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Aralık 1991’de dağılmıştır. Kurmaya çalıştığı “Bolşevik Sistem”le, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferdeki büyük payıyla ve Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistemde iki süper güç- ten biri olma nitelikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran bu büyük devletin yıkılması uluslararası sis- tem içerisinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu değişikliklerden bazıları tüm sisteme ilişkin iken (örneğin iki kutuplu sistemin sona ermesi) bazıları ise eski Sovyet coğrafyasını ve komşu coğrafyaları etkilemiştir. Bağımsız Devletler topluluğu, SSCB sonrasında bu coğrafyadaki kendine özgü örgütler- den biridir. Bölgedeki gelişmelerin masaya yatırıl- dığı önemli bir platform rolü oynamaktadır.

Bu bölümde SSCB’nin dağılmasının sonuçların- dan biri olan Bağımsız Devletler Topluluğu ile So- ğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra temelde Rusya Federasyonu (RF) ve Çin arasındaki işbirliği arayış- larına zamanla dört bölge ülkesinin de katılmasıyla kurulan Şangay İşbirliği Örgütü incelenecektir.

İslam İşbirliği Örgütü, Filistin Sorunu ve buna bağlı gelişmeler karşısında İslam ülkelerinin tep- kilerini daha güçlü bir şekilde ortaya koymak için toplanan konferanslar sonucunda kurulmuştur. Ör- güt faaliyetleri açısından üye ülkelerin nüfuslarının çoğunluğunun Müslüman olması, bir avantaj olarak görülse de din dışında çok fazla ortak noktanın bu- lunmaması önemli bir dezavantajdır. Farklı coğraf- ya, kültür (dinsel boyut hariç), dil, ırk ve yönetim şekilleri ülkelerin çıkarlarını uyumsuzlaştırırken pek çok konuda uzlaşmayı da zorlaştırmaktadır.

Arap Birligi ise Arap devletleri arasında her alanda işbirliğini geliştirmek amacıyla kurulmuş- tur. Günümüzde 22 üyesi bulunan Örgüt, yoğun bölgesel sorunlar karşısında ve İsrail ile ilişkilerde başarılı politikalar geliştirememiştir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!