Uluslararası Örgütler Dersi 5. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası Örgütler Dersi 5. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Küresel Ekonomik Örgütler

Uluslararası Para Fonu

Uluslararası Para Fonu (IMF), uluslararası parasal işbirliği ve döviz kuru istikrarını desteklemek, ekonomik büyüme ve istihdam artışını teşvik etmek ve üye ülkelerin karşılaştığı ödemeler dengesi finansmanı sorunlarına yardımcı olmak amaçlarıyla kurulmuş bir uluslararası kuruluştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulacak, uluslararası ekonomik sistemin temelini oluşturan Bretton Woods Anlaşması’nın 22 Temmuz 1944 tarihinde imzalanmasının ardından 27 Aralık 1945 tarihinde Uluslararası Para Fonu faaliyetlerine başlamıştır.

Başlangıçta 29 ülkeyle yola çıkan IMF’in bünyesinde Doğu Bloğu ülkeleri yer almamıştır. Türkiye de 11 Mart 1947 tarihinde IMF’e katılmıştır. IMF üyelerinin sayısı 1950’lerin sonlarında ve 1960’lı yıllarda birçok Afrika ülkesinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla artmış ancak Sovyet etki alanındaki birçok ülke Örgüte katılmamıştır.

Bretton Woods Sistemini’nin sacayaklarından birisi olan IMF, görevlerini 1960’lı yılların sonuna kadar yürütebilmiştir. Örgüt’ün kurulduğu dönemde uluslararası ödemelerde ABD doları rezerv para olarak kullanılmaktaydı. Nispeten istikrarlı olan bu sabit döviz kuru sisteminde başta ABD olmak üzere batı kapitalizminin lider ülkeleri üretim güçlerini yeniden artırmışlardır. Ancak 1963’te başlayan Vietnam Savaşı ve ABD’nin soğuk savaş harcamaları ekonomik dengelerinin bozulmasına yol açmıştır. Değeri belirli bir miktarda altına bağlı olan ABD dolarına güvenin azalması ve 1971 yılında doların altınla olan bağlantısının kesilmesiyle sistem fiilen çökmüştür. Uluslararası rezerv para olan dolara olan güvenin ortadan kalkması ve dünya ekonomisinde altın arzının artırılamaması nedeniyle ortaya çıkan uluslararası para krizinin aşılabilmesi amacıyla ülkelerin resmi rezervlerindeki dolarları ve altını destekleyecek uluslararası bir rezerv para yaratılması fikri hayata geçirilmiştir. IMF Guvernörler Konseyi’nin 1967 yılında aldığı kararla Özel Çekme Hakları (Special Drawing Rights – SDR) sistemi yürürlüğe girmiştir.

Uluslararası parasal sistemde doğan bu kaosun etkilerini azaltmaya çalışan IMF 1973’teki petrol kriziyle bir şokla daha karşılaşmıştır. Petrol fiyatlarındaki ani yükseliş, birçok gelişmekte olan ülkenin dış ödeme güçlüğü yaşamasına neden olmuştur. Bu ortamda IMF ödeme güçlüğü çeken ülkelere yardım etme temel görevini yerine getirememiştir.

1970’lerden sonra dünya ekonomisinde başlayan yeni küreselleşme döneminde IMF’in de yeni görevleri olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde 1980’lerin başlarında dış borç krizinin başlamasıyla birlikte, bu borcun yönetimi ve gelişmekte olan ülkelerin izleyecekleri piyasa öncülüğündeki kalkınma stratejilerine yönelik Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve ABD Hazine Bakanlığı arasında bir politika reçetesi benimsenmiştir. Özellikle Latin Amerika ülkelerine yönelik bu politika önerisi paketi daha sonra gelişmekte olan ülkelerin tamamını kapsamıştır. Washington Konsensüsü olarak da anılan neoliberal ekonomi politikaları krizden çıkmak için izlenmesi gereken politikaların ana hatlarını belirlemektedir. Bu yeni dönemde IMF, Dünya Bankası ve GATT’ın temel görevleri yapısal uyum programı adı verilen Washington Konsensüsü ile belirlenen ilkelerin uygulanması olmuştur (Williamson, 2009). Geniş anlamda Washington Konsensüsü’nün yansıdığı standart politika tavsiyesi paketleri, IMF ve Dünya Bankası’nın vermiş olduğu mali yardımların adeta koşulu haline gelmiştir. 1989 yılında Berlin duvarının yıkılışı ve 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla IMF küresel bir örgüt haline gelmiştir. Yeni görevleri arasına eski Doğu Bloğu ülkelerinin kapitalizme geçiş sürecini yönetmek/yönlendirmek de girmiştir. IMF 90’lı yıllar boyunca bu ülkelere politika danışmanlığı, teknik yardım ve finansal destek sağlamıştır. Bu süreç geçiş ekonomilerinin 2004 yılında AB üyeliğini elde etmeleriyle başarıya ulaşmıştır.

Dünya ekonomisindeki finansal serbestleşmenin yarattığı tahribatın en güçlü olduğu dönemlerden birisi 1997 Asya Finansal Krizi olmuştur. Finansal krizden etkilenen hemen hemen her ülke hem mali yardım hem de ekonomi politikaları reformu konusunda IMF’den destek istemiştir. IMF’nin desteğine başvuran ülkelere neoliberal politikalar kapsamında yapısal uyum programları adeta tek çözüm reçetesi olarak sunulmuştur. Buna rağmen 2000’li yılların başına kadar geçiş ekonomileri krizden kurtulamamış, Latin Amerika ülkelerinin çoğu, Rusya ve Türkiye sık sık finansal krizler yaşamış ve Sahra Altı Afrika ülkeleri yoksulluktan kurtulamamıştır. Finansal krizlerle başa çıkmak için izlediği politikalar IMF’nin çok yoğun eleştirilerle karşılaşmasına neden olmuştur.

IMF tarihindeki bir diğer önemli aşama 2007 yılında ABD’de mortgage kredi piyasasındaki çöküş ile başlayan ve 2008 yılında dünyaya yayılan küresel kriz olmuştur. Krizin IMF’nin sağladığı finansal serbestlik ortamında küresel sermaye akımlarındaki büyük dengesizliklerin sonucunda ortaya çıkması bu Örgütün yine tartışılmasına, yapısında ve yönetiminde reform taleplerine neden olmuştur.

IMF’nin temel amacı, uluslararası parasal ve finansal sistemin istikrarını sağlamaktır. Dolayısıyla uluslararası finansal sistemi etkileyecek krizlerin etkilerini azaltabilmek için üye ülkeler ile birlikte çalışır, onlara yardımcı olur. Fon’un amaçları IMF’yi kuran Anasözleşme’nin 1’nci maddesinde;

  • Uluslararası parasal işbirliğini teşvik etmek,
  • Uluslararası ticaretin dengeli büyümesini ve yaygınlaşmasını kolaylaştırmak,
  • Döviz kuru istikrarını desteklemek,
  • Çok taraflı bir ödemeler sistemi kurulmasına yardım etmek,
  • Ödemeler dengesi güçlükleri yaşayan üyelere yeterli koruma önlemleriyle beraber kaynaklar sunmak olarak belirtilmiştir.

IMF, Birleşmiş Milletler’in uzmanlık kuruluşlarından birisidir. Buna karşılık idari ve mali açıdan bağımsız bir örgüt olarak faaliyet göstermektedir. 2018 yılında 189 ülke IMF üyesidir. IMF bir fon olduğu için her üye bu fona katkıda bulunur. Bu da Fon’un sermayesini oluşturur. Üyelerin sermayeye katılım paylarına kota adı verilir. Üye ülkelerin IMF’in yönetiminde temsil düzeyi ve Fon kaynaklarından yararlanabilecekleri miktar sahip olunan kotaya bağlıdır.

Dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak IMF’nin yapısında ve yönetiminde de değişiklikler yapılması amacıyla özellikle gelişmekte olan ülkelerin Fon’da yeterince temsil edilmediği eleştirilerine karşılık 2006 yılında IMF içinde reform çalışmaları başlatılmıştır. Bu kapsamda daha dengeli bir kota dağılımının gerçekleştirildiği Reform Paketi IMF Guvernörler Kurulu tarafından 15 Aralık 2010 tarihinde kabul edilmiş ve 26 Ocak 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Reform Paketi’nin yürürlüğe girmesiyle:

  • IMF’in toplam kotası iki kat arttırılarak 477 milyar SDR olmuştur (yaklaşık 700 milyar ABD Doları)
  • Yükselen piyasa ekonomilerinin ve gelişmekte olan ülkelerin kotadaki payı arttırılmış
  • BRIC ülkeleri en yüksek kotaya sahip 10 ülke arasına girmiş,
  • Avrupa ülkelerinde olan iki adet İcra Direktörlüğü temsil yetkisi gelişmekte olan ülkelere aktarılmıştır.

Ülkemizin IMF’deki pozisyonu da Reform Paketi sonrasında değişmiş toplam kota içindeki payımız %0,98 seviyesine yükselerek en çok kotaya sahip 20. ülke konumuna gelmiştir.

Guvernörler Kurulu, IMF’nin en yetkili organıdır. Genelde ülkelerin maliye bakanları Guvernör, merkez bankası başkanları da vekillik görevini yüklenirler. Guvernörler Kurulu kendi aralarından bir Guvernörü, Guvernörler Kurulu Başkanlığına seçerler. Türkiye adına Guvernörlük görevi Hazine ve Maliye Bakanı, Guvernör Vekilliği ise Merkez Bankası Başkanı tarafından yerine getirilir. IMF ve Dünya Bankası’nın Guvernörler Kurulu her yıl sonbaharda IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantısı’nda bir araya gelirler. Bu toplantılarda yoksullukla mücadele, uluslararası ekonomik gelişmeler ve uluslararası finans konuları tartışılır. Bu sorunları daha geniş bir platformda tartışabilmek için ayrıca IMF-Dünya Bankası Bahar Toplantıları düzenlenir. Bu toplantılarda her yıl maliye ve kalkınma bakanları, merkez bankalarının temsilcileri, özel sektör yöneticileri ve akademisyenler küresel önem taşıyan meseleleri tartışmak üzere bir araya gelmektedir.

İcra Direktörleri Kurulu Fon’un politikalarının oluşturulduğu ve tüm kredi işlemlerinin yürütüldüğü organdır. IMF’nin günlük işlerini yürütme ve üye ülkelerin gözetimi görevleri 24 üyeden oluşan İcra Direktörleri Kurulu tarafından yerine getirilir. 189 üye ülke arasında en yüksek kotaya sahip ABD, Japonya, Çin, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve Suudi Arabistan İcra Direktörleri Kurulunda doğrudan temsil edilir. 16 gruba ayrılan diğer ülkelerin temsili, her grup için ikişer yıllık dönemler için seçilen icra direktörleri aracılığıyla sağlanmaktadır. 2022 yılına kadar Türkiye, Avusturya, Belarus, Çekya, Macaristan, Kosova, Slovakya ve Slovenya ile aynı grupta yer alacaktır. Bu grubun 20142016 döneminde İcra Direktörlüğü görevini yürüten Türkiye 2018-2020 döneminde yeniden bu görevi üstlenecektir.

IMF Guvernörler Kurulu’na tavsiyelerde bulunan iki komite bulunmaktadır: Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) ve Kalkınma Komitesi.

IMF’nin üyelerine kullandırdığı kredilerin temel olarak dört kaynağı bulunmaktadır: Birincisi üye ülkelerin IMF’ye katıldıkları zaman ödedikleri katkı paylarından (kotalar) ve kota artırımlarından sağlanmaktadır. Kotaların % 25’i normal olarak rezerv para birimleri üzerinden; kalanı ise ülkelerin kendi para birimleri cinsinden ödenebilmektedir. İkinci olarak IMF, Fon kaynaklarını desteklemek üzere ödemeler dengesi pozisyonu güçlü durumda bulunan üye ülkelerden borçlanabilmektedir. Üçüncü kaynak olan Fon’un elde ettiği faiz gelirleri ise daha ziyade faiz giderleri ile yıllık idari harcamalarını karşılamak için kullanılmaktadır. Son olarak da Fon elinde bulunan altın varlıklarının satışı yoluyla kaynak sağlayabilir.

Türkiye, 1945 yılında kurulan IMF’ye 11 Mart 1947 tarihinde üye olmuştur. Türkiye, IMF ana sözleşmesinin 8’nci maddesi statüsünde, yani sermaye hareketlerini serbest bırakmış ülke statüsünde bulunmaktadır. Son kota artırımı ile birlikte 4,6 milyar SDR’lik kotasıyla Türkiye toplam oy gücü içinde %0,96’lık paya sahiptir.

Dünya Bankası

Bretton Woods Konferansı’nda belirlenen amaçlardan birisi de Savaş sonrası tahrip olmuş ekonomileri yeniden inşa etmektir. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) bu amaçla kurulmuştur. İlk defa Economist dergisinde IBRD’ye atfen Dünya Bankası ifadesinin kullanılmasıyla bu kavram yerleşmiştir. Banka üyesi ülkelerin sermayeye katkılarıyla oluşan kaynaklar başlangıçta Savaş sonrası Avrupa’nın yeniden imarına yönelik altyapı yatırımlarının finansmanında kullanılmıştır. Avrupa Kıtası’nda ekonomik toparlanma yaşandıktan sonra Banka ilgisini Latin Amerika, Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımlarını finanse etmeye yöneltmiştir. 1950 yılından sonra yoksul ülkelerin borçlarını ödemekte zorlanmaları nedeniyle Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA) kurulmuş, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının artmasıyla özel sektör yatırımlarını destekleyen Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Banka üyesi ülkelerde yatırım yapanlara risk sigortası sağlayan Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) ile anlaşmazlıklarda hakemlik rolü üstlenen Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID)’nin de katılımıyla Dünya Bankası Grubu oluşmuştur. Dünya Bankası’na üye olabilmek için IMF üyesi olmak gerekmektedir. Banka’nın merkezi Washington-ABD’dedir. IBRD üyeliği Dünya Bankası grubunun diğer uzmanlık örgütlerine üyelik için de şarttır.

Dünya Bankası, 189 üye ülkeden oluşan bir kooperatif gibi yapılanmıştır. Bu üye ülkeler ya da hissedarlar, politikaları belirleyen Banka’nın en üst düzey karar alma organı Guvernörler Kurulu’nda temsil edilirler.

Dünya Bankası’nda da en fazla sermaye payına sahip altı ülke olan ABD, Japonya, Çin, Almanya, Fransa ve İngiltere kendilerini temsil edecek icra direktörünü ve vekilini atama hakkına sahiptir. Suudi Arabistan ve Rusya (Suriye ile birlikte) da kendi direktörünü seçerler. Kalan 17 direktör ise diğer üye ülkeler tarafından temsil edildikleri gruplar içinden seçilmektedir. Türkiye, Avusturya, Belarus, Belçika, Çekya, Macaristan, Kosova, Lüksemburg, Slovakya ve Slovenya ile aynı grupta yer almaktadır. Türkiye’yi Dünya Bankası’nda Hazine ve Maliye Bakanlığı temsil etmektedir.

1944 yılında kurulan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (International Bank for Reconstruction and Development-IBRD), Dünya Bankası Grubu’nu oluşturan beş kuruluştan en büyüğüdür. IBRD üyesi olabilmek için IMF üyeliği de şart olduğu için IBRD’nin de 189 üyesi vardır. IBRD, orta gelir grubundaki ülkelere sürdürülebilir bir büyüme hızı yakalamak, yoksullukla mücadele etmek gibi amaçlarla kredi sağlar.

1960 yılında ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’ın önerisiyle kurulan Uluslararası Kalkınma Birliği (International Development Association: IDA) Dünya Bankası Grubu’nun dünyanın en yoksul ülkelerine faizsiz kredi ve hibe programları sağlayan kuruluşudur. Her ne kadar ayrı bir Örgüt olarak kurulsa da IDA ve IBRD’nin yönetim yapısı aynıdır. IDA’nın kaynakları bağışta bulunan gelişmiş ekonomilerdir (dönör ülkeler). Bağışçı ülkeler her üç yılda bir taahhütlerini yenilerler (2017 yılına kadar toplam taahhüt 52 milyar dolardır.) IBRD ve IFC’nin katkıları ile kredilerin geri ödemeleri diğer IDA kaynaklarını oluşturur. IDA’nın 173 üyesi bulunmaktadır. Bu ülkelerden 31 tanesi gelişmiş ülke kategorisindedir ve toplam oy gücündeki payları sermayeye katkılarına göre yüksektir: %53.81. IDA, 39’u Afrika’da olmak üzere dünyanın en yoksul 81 ülkesi için kaynak sağlar. Bu sayede yoksulluğu azaltarak ekonomik büyümeyi artırmayı ve insanların yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedeflemektedir.

Uluslararası Finans Kurumu (International Finance Corporation: IFC), diğer kurumlar ile birlikte Dünya Bankası Grubu’nun faaliyetlerini destekler ancak yasal ve mali açıdan bağımsızdır. Dünya Bankası Grubu Başkanı aynı zamanda IFC Başkanıdır. IFC gelişmekte olan ülkelerde özel sektöre destek vermek amacıyla 1956 yılında kurulmuştur. Bu nedenle hükümet garantisi aranmaksızın, gelişmekte olan ülkelerdeki özel sektör kuruluşlarına kredi sağlayarak veya sermayelerine katılarak, piyasalardan sağlamakta güçlük çektikleri finansmanı sağlamaktadır.

Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (Multilateral Investment Guarantee Agency: MIGA), ticari olmayan risklere karşı güvence sağlayarak ve teknik destek vererek gelişmekte olan ülkeye yönelik yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmekte böylece bu ülkelerde ekonomik büyümeyi desteklemeyi ve yoksulluğun azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Temel faaliyeti üyesi olan ülkenin firmalarının MIGA üyesi gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımlarını sigorta etmektir. MIGA risklere göre fiyatlandırma yapar ve sigorta primleri proje bazında belirlenir. MIGA 15 yıla kadar (bazı projelerde 20 yıldır.) sigorta garantisi sağlar. 1988 yılında kurulan MIGA’nın 181 üyesi vardır. Bu ülkelerden 25’i gelişmiş ekonomiler kategorisindedir ve toplam oy gücündeki payları %55’tir.

Dünya Bankası’nın artan yabancı sermaye yatırımlarının karşılaştığı sorunlara çözüm üretebilmek için hazırladığı “Devletler ile Diğer Devlet Vatandaşları Arasındaki Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümüne Dair Anlaşma” adlı uluslararası anlaşma ile Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (International Centre for Settlement of Investment Disputes: ICSID) oluşturulmuştur. Sözleşmenin yürürlüğe girebilmesi için gerekli 20 ülkenin imzası ile ICSID, 14 Ekim 1966 tarihinde uluslararası tüzel kişiliğe kavuşarak çalışmalarına başlamıştır. ICSID, Dünya Bankası ile yakın ilişki içinde, fakat Banka’dan bağımsız bir uluslararası örgüt olarak kurulmuştur. ICSID’e üye 154 ülke vardır. IBRD üyesi ülkeler ICSID’e katılabilir. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’ne taraf diğer ülkeler ise ICSID Yönetim Kurulu’nun 2/3 kabulüyle yapılan davetle Örgüte üye olabilir.

Dünya Ticaret Örgütü

Cenevre’de başını ABD, Kanada ve İngiltere’nin çektiği 23 ülke bir araya gelerek kendi aralarında belirli malların ticaretinde gümrük tarifesi indirimleri yapmak ve mevcut tarifeleri artırmamak üzere anlaşmışlardır. Böylece ortaya çıkan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (General Agreement on Tariffs and Trade: GATT) 30 Ekim 1947 tarihinde imzalanmış ve 10 Ocak 1948’de yürürlüğe girmiştir. 1948 yılından 1 Ocak 1995’e kadar geçen sürede Sonradan birçok ülkenin de taraf olduğu GATT, uluslararası ticareti düzenleyen ve üzerinde anlaşılan tek çok taraflı sözleşme olmuştur. 1 Ocak 1995’te Dünya Ticaret Örgütü kurulana kadar GATT’a 128 ülke taraf olmuştur. GATT’ın yürürlükte olduğu dönem Soğuk Savaş dönemiyle örtüşmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik düzenin kurumsal yapısında “serbest ticaret” düzenini sağlayacak GATT’ın yürürlüğe girmesi Marshall Planı’nın kararlaştırılmasından bir yıl sonrasına, NATO’nun kuruluşundan ise bir yıl öncesine rastlamaktadır. Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulma kararı ise Sovyetler Birliği’nin resmen dağıldığının ilan edildiği 1991 yılından iki yıl sonra Uruguay Turunda alınmıştır.

DTÖ’nün kurulmasıyla GATT bir uluslararası örgüt haline gelmiş, GATT’a taraf ülkeler de Örgütün üyeleri olmuştur. Ancak dünya ticaretini düzenleyen anlaşma olarak GATT ortadan kalkmamış, Uruguay Turu müzakereleri sonucunda güncellenen, mal ticareti için düzenlenen genel anlaşma olarak GATT 1994 adıyla varlığını korumaktadır. DTÖ’nün öncelikli hedefi, ülkeler arasında ticaret akışının sorunsuz, serbestçe, adil ve öngörülebilir şekilde yapılmasına yardımcı olmaktır.

DTÖ’nün en üst düzey karar organı, iki yılda bir toplanan Bakanlar Konferansı’dır. Konferansta DTÖ üyesi tüm ülkeler bakan veya büyükelçi-delege aracılığıyla temsil edilirler. DTÖ’nün yönetiminde Dünya Bankası veya IMF’de olduğu gibi guvernörler kurulu gibi bir organ bulunmamaktadır. Dünya ticaretini düzenlemeye yönelik alınan her türlü karar üye ülkeler arasında yürütülen müzakerelerin sonucunda uzlaşmayla alınır. Elbette günümüzde 164 üyesi bulunan DTÖ bünyesinde ticaretle ilgili düzenlemelerde fikir birliğine varmak güçtür. Bu nedenle DTÖ ancak uzlaşma sağlanan alanlarda adım atabilmektedir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, ABD ve SSCB arasındaki ayrışma iyice belirginleşmiştir. Sovyetler Birliği’nin çevresindeki ülkelere etkisini yayacağından endişelenen ABD, bir taraftan Truman Doktrini çerçevesinde Komünizmle mücadele eden ülkeleri (Türkiye ve Yunanistan) destekleme politikasını uygulamaya koymuş diğer taraftan da Savaş’tan tahrip olarak çıkmış Avrupa ülkeleri arasında dayanışmayı teşvik etmiştir. ABD açısından, Savaş sonrası çöküntü içindeki Avrupa ülkelerinde Sosyalizmin denenebileceği fikrinin akıllara gelmemesi için hızlı bir şekilde ekonomilerinin ayağa kaldırılması gerekmektedir. Bu kapsamda dönemin ABD Dışişleri Bakanı George Catlett Marshall, Avrupa’nın Yeniden İmarı Programı (European Recovery Program: ERP) ile ilgili görüşünü 5 Haziran 1947 tarihinde ortaya koymuştur. Marshall Planı olarak anılan ABD’nin mali yardımları, Avrupa ekonomilerinde üretim ve verimlilik artışı, uluslararası finansal istikrarın sağlanması, dış ticaretin gelişmesi ve Avrupa ülkeleri arasında ekonomik işbirliğinin artırılması hedefleri üzerine kurulmuştur. Marshall Planı, Truman Doktrininden farklı olarak tek tek ülkelere yardım etmek yerine tüm Orta ve Batı Avrupa’yı bölgesel olarak değerlendirmiştir. Ayrıca askeri yardım yerine öncelik gıda kıtlığı, karaborsa ve kaosla mücadeleye verilmiştir.

Marshall’ın görüşlerini açıklamasından 22 gün sonra 27 Haziran 1947’de İngiltere ve Fransa öncülüğünde toplanan Avrupa ülkeleri bu teklifi benimserlerken toplantıya davet edilen Rus Dışişleri Bakanı Amerikan yardımlarıyla alınacak ithal ürün listesi gibi tasarlanan bir yardım programına SSCB’nin karşı olduğunu açıklamıştır. Bunun üzerine 12 Temmuz 1947 tarihinde İspanya dışında 16 Avrupa ülkesi Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı adı altında Avrupa’nın Yeniden İmarı Programı’nı formüle etmek için Paris’te toplanmıştır. Toplantıda Marshall Yardımı’nın koordinasyonunu yürütecek daimi bir kuruluşun oluşturulması için hazırlanan Avrupa Ekonomik İşbirliği Sözleşmesi 16 Nisan 1948 tarihinde imzalanarak Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (Organization for European Economic Cooperation: OEEC) kurulmuştur.

Kuruluşundan itibaren serbest piyasa ekonomisini benimsemiş Batı Avrupa ülkeleri için şemsiye örgüt olma görevini yüklenen OEEC, IMF ve GATT aracılığıyla kurulmaya çalışılan serbest ticaret düzenine geçişte başarılı olamamıştır. BENELÜKS ülkelerinin (Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) ve ardından da AET üyelerinin aralarında ticaretin önündeki engelleri kaldırmasıyla OEEC’nin bu yöndeki çabaları sonuçsuz kalmıştır. Bu dönemde ABD öncülüğünde Avrupa ekonomilerindeki toparlanmayı takiben, Sovyet yayılmacılığı tehdidine karşı az gelişmiş ülkelere yardımcı olmak için sanayileşmiş ülkelerin kaynaklarını seferber etme anlayışı ön plana geçmiştir. Bu amaçla OEEC’nin yeniden yapılandırılması tartışılmış ve isminde yer alan Avrupa kelimesi çıkarılarak bunun yerine kalkınma kelimesi eklenmiştir. OEEC’nin 18 üye ülkesi arasına Kanada ve ABD’nin de katılmasıyla Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD: The Organisation for Economic Co-operation and Development)’nü kuran Sözleşme 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanmış, 30 Eylül 1961’de yürürlüğe girmiştir.

Başlangıçta 20 üyesi bulunan OECD’nin günümüzde Kuzey ve Güney Amerika’dan Avrupa’ya ve AsyaPasifik’e uzanan coğrafyadan 36 üyesi bulunmaktadır.Üyeleri arasında dünyanın en gelişmiş ülkelerinin yanı sıra Meksika, Şili ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de bulunmaktadır. OECD çalışmalarına Avrupa Komisyonu da gözlemci olarak katılmaktadır.

OECD’nin karar alma organı her üye ülkeden birer temsilci ile Avrupa Komisyonu temsilcisinden oluşan Konsey’dir. Konsey yılda bir kez, önemli konuları tartışmak ve OECD çalışmalarının önceliklerini belirlemek üzere Bakanlar düzeyinde, düzenli olarak ise Paris’te bulunan Daimi Temsilciler aracılığıyla toplanmaktadır. Konsey’de kararlar oybirliği ile alınmaktadır. Konsey, karar ve tavsiye olmak üzere iki tür karar almaktadır. Alınan kararların üye ülkeler tarafından uygulanması beklenmektedir. Şayet üye ülke kararın alınmasında çekimser kalmış ise o karar ilgili ülke için bağlayıcı olmaktan çıkar. Tavsiye kararları ise üyelerin iç hukukuna veya izleyeceği politikalara ilişkin öneriler getirmektedir.

36 ülkenin temsilcileri, ekonomi, ticaret, bilim, istihdam, eğitim ve finansal piyasalar gibi önemli politika alanlarındaki gelişmeleri incelemek ve tartışmak için kurulan yüzlerce komitelerde bir araya gelmektedirler. Komitelerin çalışmaları Sekretarya tarafından takip edilir. Sekretaryanın başında Konsey başkanlığını da yürüten OECD Genel Sekreteri bulunmaktadır.

ECD’nin temel amacı ekonomik büyüme ve istihdam artışı sayesinde üye ülkelerde yükselen bir yaşam standardını sağlamaktır. Örgüt ayrıca bu temel amaca ulaşmak için finansal istikrarı korumayı, ülkeler arasında sermaye hareketlerini serbestleştirmeyi ve uluslararası ticaretin önündeki engelleri kaldırmayı amaçlamaktadır. OECD, bir hükümetlerarası işbirliği örgütü olarak küreselleşmenin faydalarının savunulduğu, hükümetlerin deneyimlerini paylaştıkları ve ortak sorunlara çözüm aramak için birlikte çalışılabildikleri bir forum olma görevini yürütmektedir.

Ülke Grupları

Uluslararası sistem içinde uluslararası örgütler ve/veya bütünleşmeler aracılığıyla kurulan ilişkilerin yanında bazı “gruplaşmalar” da gözlenmektedir. Ekonomik nitelikteki uluslararası örgütler bir uluslararası anlaşmayla kurulurken, ülke gruplarının oluşturulmasında bağlayıcı bir hukuk metni bulunmamaktadır. Dünya ekonomisine yön veren uluslararası ekonomik örgütlerin dışında gelişmişsanayileşmiş ülkelerin oluşturdukları gruplar (G) da bulunmaktadır. Bu grupların başında adını sıkça duyduğumuz G7 (Group of Seven) gelmektedir. 1973 petrol krizinden sonra ortaya çıkan küresel ekonomik durgunluk ortamında sanayileşmiş ülkelerin (ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya) biraraya geldiği hükümetlerarası forum niteliğindeki G6 toplantılarına 1975’te Kanada da katılmış ve G7 ülkeleri olarak dünya ekonomisine yön vermeye çalışmışlardır. AB ise G7 toplantılarında Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi Başkanlığı seviyesinde temsil edilmektedir. 1998 yılında Rusya’nın da katılımıyla grup G8 adını almıştır. Ancak 2014 yılında Rusya-Ukrayna geriliminin ardından G7 ülkeleri Rusya’yı dışlayarak toplanmaya devam etmişlerdir. G7 dönem başkanlığı görevini dönüşümlü olarak üstlenen ülke yıllık toplantının organizyonu ve ev sahipliğinden sorumludur.

Yetmiş Yedi Grubu G77, 15 Haziran 1964 tarihinde BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) esnasında “Yetmiş Yedi Ülkeleri Ortak Deklarasyonu” ile kurulmuştur. Grubun amacı BM Genel Kurulu’nda üçüncü dünya olarak ifade edilen gelişmekte olan ülkelerin kolektif çıkarlarını korumak ve müzakere gücünü artırmak olmuştur. Aynı dayanışmayı DTÖ bünyesinde Güney ülkelerinin çıkarlarını korumak üzere de göstermektedirler. 2017 yılında 134 üye ülkeye yayılmış olmasına rağmen G77 adı muhafaza edilmiştir.

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz BRICS ülkeleri kavramı ise, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. Kavramın sıkça duyulmasının en önemli nedeni BRIC ülkelerinin yakaladıkları büyüme hızının yüksek olması ve dünya nüfusunun yarısına sahip ülkelerden oluşmasıdır. 2020 yılına kadar BRICS ülkelerinin dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde yer alacağı tahmin edilmektedir. Devletlerarası işbirliğini sağlamayı amaçlayan BRICS toplantılarında devlet-hükümet başkanları ile bakanların gündemlerinde uluslararası terörizm, iklim değişikliği, gıda ve enerji güvenliğinden uluslararası ekonomik ve finansal istikrara kadar birçok konu yer almaktadır. Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olması nedeniyle BRICS ülkelerinin politik alanda da etkili olduğu söylenebilir.

Uluslararası Para Fonu

Uluslararası Para Fonu (IMF), uluslararası parasal işbirliği ve döviz kuru istikrarını desteklemek, ekonomik büyüme ve istihdam artışını teşvik etmek ve üye ülkelerin karşılaştığı ödemeler dengesi finansmanı sorunlarına yardımcı olmak amaçlarıyla kurulmuş bir uluslararası kuruluştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulacak, uluslararası ekonomik sistemin temelini oluşturan Bretton Woods Anlaşması’nın 22 Temmuz 1944 tarihinde imzalanmasının ardından 27 Aralık 1945 tarihinde Uluslararası Para Fonu faaliyetlerine başlamıştır.

Başlangıçta 29 ülkeyle yola çıkan IMF’in bünyesinde Doğu Bloğu ülkeleri yer almamıştır. Türkiye de 11 Mart 1947 tarihinde IMF’e katılmıştır. IMF üyelerinin sayısı 1950’lerin sonlarında ve 1960’lı yıllarda birçok Afrika ülkesinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla artmış ancak Sovyet etki alanındaki birçok ülke Örgüte katılmamıştır.

Bretton Woods Sistemini’nin sacayaklarından birisi olan IMF, görevlerini 1960’lı yılların sonuna kadar yürütebilmiştir. Örgüt’ün kurulduğu dönemde uluslararası ödemelerde ABD doları rezerv para olarak kullanılmaktaydı. Nispeten istikrarlı olan bu sabit döviz kuru sisteminde başta ABD olmak üzere batı kapitalizminin lider ülkeleri üretim güçlerini yeniden artırmışlardır. Ancak 1963’te başlayan Vietnam Savaşı ve ABD’nin soğuk savaş harcamaları ekonomik dengelerinin bozulmasına yol açmıştır. Değeri belirli bir miktarda altına bağlı olan ABD dolarına güvenin azalması ve 1971 yılında doların altınla olan bağlantısının kesilmesiyle sistem fiilen çökmüştür. Uluslararası rezerv para olan dolara olan güvenin ortadan kalkması ve dünya ekonomisinde altın arzının artırılamaması nedeniyle ortaya çıkan uluslararası para krizinin aşılabilmesi amacıyla ülkelerin resmi rezervlerindeki dolarları ve altını destekleyecek uluslararası bir rezerv para yaratılması fikri hayata geçirilmiştir. IMF Guvernörler Konseyi’nin 1967 yılında aldığı kararla Özel Çekme Hakları (Special Drawing Rights – SDR) sistemi yürürlüğe girmiştir.

Uluslararası parasal sistemde doğan bu kaosun etkilerini azaltmaya çalışan IMF 1973’teki petrol kriziyle bir şokla daha karşılaşmıştır. Petrol fiyatlarındaki ani yükseliş, birçok gelişmekte olan ülkenin dış ödeme güçlüğü yaşamasına neden olmuştur. Bu ortamda IMF ödeme güçlüğü çeken ülkelere yardım etme temel görevini yerine getirememiştir.

1970’lerden sonra dünya ekonomisinde başlayan yeni küreselleşme döneminde IMF’in de yeni görevleri olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde 1980’lerin başlarında dış borç krizinin başlamasıyla birlikte, bu borcun yönetimi ve gelişmekte olan ülkelerin izleyecekleri piyasa öncülüğündeki kalkınma stratejilerine yönelik Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve ABD Hazine Bakanlığı arasında bir politika reçetesi benimsenmiştir. Özellikle Latin Amerika ülkelerine yönelik bu politika önerisi paketi daha sonra gelişmekte olan ülkelerin tamamını kapsamıştır. Washington Konsensüsü olarak da anılan neoliberal ekonomi politikaları krizden çıkmak için izlenmesi gereken politikaların ana hatlarını belirlemektedir. Bu yeni dönemde IMF, Dünya Bankası ve GATT’ın temel görevleri yapısal uyum programı adı verilen Washington Konsensüsü ile belirlenen ilkelerin uygulanması olmuştur (Williamson, 2009). Geniş anlamda Washington Konsensüsü’nün yansıdığı standart politika tavsiyesi paketleri, IMF ve Dünya Bankası’nın vermiş olduğu mali yardımların adeta koşulu haline gelmiştir. 1989 yılında Berlin duvarının yıkılışı ve 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla IMF küresel bir örgüt haline gelmiştir. Yeni görevleri arasına eski Doğu Bloğu ülkelerinin kapitalizme geçiş sürecini yönetmek/yönlendirmek de girmiştir. IMF 90’lı yıllar boyunca bu ülkelere politika danışmanlığı, teknik yardım ve finansal destek sağlamıştır. Bu süreç geçiş ekonomilerinin 2004 yılında AB üyeliğini elde etmeleriyle başarıya ulaşmıştır.

Dünya ekonomisindeki finansal serbestleşmenin yarattığı tahribatın en güçlü olduğu dönemlerden birisi 1997 Asya Finansal Krizi olmuştur. Finansal krizden etkilenen hemen hemen her ülke hem mali yardım hem de ekonomi politikaları reformu konusunda IMF’den destek istemiştir. IMF’nin desteğine başvuran ülkelere neoliberal politikalar kapsamında yapısal uyum programları adeta tek çözüm reçetesi olarak sunulmuştur. Buna rağmen 2000’li yılların başına kadar geçiş ekonomileri krizden kurtulamamış, Latin Amerika ülkelerinin çoğu, Rusya ve Türkiye sık sık finansal krizler yaşamış ve Sahra Altı Afrika ülkeleri yoksulluktan kurtulamamıştır. Finansal krizlerle başa çıkmak için izlediği politikalar IMF’nin çok yoğun eleştirilerle karşılaşmasına neden olmuştur.

IMF tarihindeki bir diğer önemli aşama 2007 yılında ABD’de mortgage kredi piyasasındaki çöküş ile başlayan ve 2008 yılında dünyaya yayılan küresel kriz olmuştur. Krizin IMF’nin sağladığı finansal serbestlik ortamında küresel sermaye akımlarındaki büyük dengesizliklerin sonucunda ortaya çıkması bu Örgütün yine tartışılmasına, yapısında ve yönetiminde reform taleplerine neden olmuştur.

IMF’nin temel amacı, uluslararası parasal ve finansal sistemin istikrarını sağlamaktır. Dolayısıyla uluslararası finansal sistemi etkileyecek krizlerin etkilerini azaltabilmek için üye ülkeler ile birlikte çalışır, onlara yardımcı olur. Fon’un amaçları IMF’yi kuran Anasözleşme’nin 1’nci maddesinde;

  • Uluslararası parasal işbirliğini teşvik etmek,
  • Uluslararası ticaretin dengeli büyümesini ve yaygınlaşmasını kolaylaştırmak,
  • Döviz kuru istikrarını desteklemek,
  • Çok taraflı bir ödemeler sistemi kurulmasına yardım etmek,
  • Ödemeler dengesi güçlükleri yaşayan üyelere yeterli koruma önlemleriyle beraber kaynaklar sunmak olarak belirtilmiştir.

IMF, Birleşmiş Milletler’in uzmanlık kuruluşlarından birisidir. Buna karşılık idari ve mali açıdan bağımsız bir örgüt olarak faaliyet göstermektedir. 2018 yılında 189 ülke IMF üyesidir. IMF bir fon olduğu için her üye bu fona katkıda bulunur. Bu da Fon’un sermayesini oluşturur. Üyelerin sermayeye katılım paylarına kota adı verilir. Üye ülkelerin IMF’in yönetiminde temsil düzeyi ve Fon kaynaklarından yararlanabilecekleri miktar sahip olunan kotaya bağlıdır.

Dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak IMF’nin yapısında ve yönetiminde de değişiklikler yapılması amacıyla özellikle gelişmekte olan ülkelerin Fon’da yeterince temsil edilmediği eleştirilerine karşılık 2006 yılında IMF içinde reform çalışmaları başlatılmıştır. Bu kapsamda daha dengeli bir kota dağılımının gerçekleştirildiği Reform Paketi IMF Guvernörler Kurulu tarafından 15 Aralık 2010 tarihinde kabul edilmiş ve 26 Ocak 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Reform Paketi’nin yürürlüğe girmesiyle:

  • IMF’in toplam kotası iki kat arttırılarak 477 milyar SDR olmuştur (yaklaşık 700 milyar ABD Doları)
  • Yükselen piyasa ekonomilerinin ve gelişmekte olan ülkelerin kotadaki payı arttırılmış
  • BRIC ülkeleri en yüksek kotaya sahip 10 ülke arasına girmiş,
  • Avrupa ülkelerinde olan iki adet İcra Direktörlüğü temsil yetkisi gelişmekte olan ülkelere aktarılmıştır.

Ülkemizin IMF’deki pozisyonu da Reform Paketi sonrasında değişmiş toplam kota içindeki payımız %0,98 seviyesine yükselerek en çok kotaya sahip 20. ülke konumuna gelmiştir.

Guvernörler Kurulu, IMF’nin en yetkili organıdır. Genelde ülkelerin maliye bakanları Guvernör, merkez bankası başkanları da vekillik görevini yüklenirler. Guvernörler Kurulu kendi aralarından bir Guvernörü, Guvernörler Kurulu Başkanlığına seçerler. Türkiye adına Guvernörlük görevi Hazine ve Maliye Bakanı, Guvernör Vekilliği ise Merkez Bankası Başkanı tarafından yerine getirilir. IMF ve Dünya Bankası’nın Guvernörler Kurulu her yıl sonbaharda IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantısı’nda bir araya gelirler. Bu toplantılarda yoksullukla mücadele, uluslararası ekonomik gelişmeler ve uluslararası finans konuları tartışılır. Bu sorunları daha geniş bir platformda tartışabilmek için ayrıca IMF-Dünya Bankası Bahar Toplantıları düzenlenir. Bu toplantılarda her yıl maliye ve kalkınma bakanları, merkez bankalarının temsilcileri, özel sektör yöneticileri ve akademisyenler küresel önem taşıyan meseleleri tartışmak üzere bir araya gelmektedir.

İcra Direktörleri Kurulu Fon’un politikalarının oluşturulduğu ve tüm kredi işlemlerinin yürütüldüğü organdır. IMF’nin günlük işlerini yürütme ve üye ülkelerin gözetimi görevleri 24 üyeden oluşan İcra Direktörleri Kurulu tarafından yerine getirilir. 189 üye ülke arasında en yüksek kotaya sahip ABD, Japonya, Çin, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve Suudi Arabistan İcra Direktörleri Kurulunda doğrudan temsil edilir. 16 gruba ayrılan diğer ülkelerin temsili, her grup için ikişer yıllık dönemler için seçilen icra direktörleri aracılığıyla sağlanmaktadır. 2022 yılına kadar Türkiye, Avusturya, Belarus, Çekya, Macaristan, Kosova, Slovakya ve Slovenya ile aynı grupta yer alacaktır. Bu grubun 20142016 döneminde İcra Direktörlüğü görevini yürüten Türkiye 2018-2020 döneminde yeniden bu görevi üstlenecektir.

IMF Guvernörler Kurulu’na tavsiyelerde bulunan iki komite bulunmaktadır: Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) ve Kalkınma Komitesi.

IMF’nin üyelerine kullandırdığı kredilerin temel olarak dört kaynağı bulunmaktadır: Birincisi üye ülkelerin IMF’ye katıldıkları zaman ödedikleri katkı paylarından (kotalar) ve kota artırımlarından sağlanmaktadır. Kotaların % 25’i normal olarak rezerv para birimleri üzerinden; kalanı ise ülkelerin kendi para birimleri cinsinden ödenebilmektedir. İkinci olarak IMF, Fon kaynaklarını desteklemek üzere ödemeler dengesi pozisyonu güçlü durumda bulunan üye ülkelerden borçlanabilmektedir. Üçüncü kaynak olan Fon’un elde ettiği faiz gelirleri ise daha ziyade faiz giderleri ile yıllık idari harcamalarını karşılamak için kullanılmaktadır. Son olarak da Fon elinde bulunan altın varlıklarının satışı yoluyla kaynak sağlayabilir.

Türkiye, 1945 yılında kurulan IMF’ye 11 Mart 1947 tarihinde üye olmuştur. Türkiye, IMF ana sözleşmesinin 8’nci maddesi statüsünde, yani sermaye hareketlerini serbest bırakmış ülke statüsünde bulunmaktadır. Son kota artırımı ile birlikte 4,6 milyar SDR’lik kotasıyla Türkiye toplam oy gücü içinde %0,96’lık paya sahiptir.

Dünya Bankası

Bretton Woods Konferansı’nda belirlenen amaçlardan birisi de Savaş sonrası tahrip olmuş ekonomileri yeniden inşa etmektir. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) bu amaçla kurulmuştur. İlk defa Economist dergisinde IBRD’ye atfen Dünya Bankası ifadesinin kullanılmasıyla bu kavram yerleşmiştir. Banka üyesi ülkelerin sermayeye katkılarıyla oluşan kaynaklar başlangıçta Savaş sonrası Avrupa’nın yeniden imarına yönelik altyapı yatırımlarının finansmanında kullanılmıştır. Avrupa Kıtası’nda ekonomik toparlanma yaşandıktan sonra Banka ilgisini Latin Amerika, Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımlarını finanse etmeye yöneltmiştir. 1950 yılından sonra yoksul ülkelerin borçlarını ödemekte zorlanmaları nedeniyle Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA) kurulmuş, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının artmasıyla özel sektör yatırımlarını destekleyen Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Banka üyesi ülkelerde yatırım yapanlara risk sigortası sağlayan Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) ile anlaşmazlıklarda hakemlik rolü üstlenen Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID)’nin de katılımıyla Dünya Bankası Grubu oluşmuştur. Dünya Bankası’na üye olabilmek için IMF üyesi olmak gerekmektedir. Banka’nın merkezi Washington-ABD’dedir. IBRD üyeliği Dünya Bankası grubunun diğer uzmanlık örgütlerine üyelik için de şarttır.

Dünya Bankası, 189 üye ülkeden oluşan bir kooperatif gibi yapılanmıştır. Bu üye ülkeler ya da hissedarlar, politikaları belirleyen Banka’nın en üst düzey karar alma organı Guvernörler Kurulu’nda temsil edilirler.

Dünya Bankası’nda da en fazla sermaye payına sahip altı ülke olan ABD, Japonya, Çin, Almanya, Fransa ve İngiltere kendilerini temsil edecek icra direktörünü ve vekilini atama hakkına sahiptir. Suudi Arabistan ve Rusya (Suriye ile birlikte) da kendi direktörünü seçerler. Kalan 17 direktör ise diğer üye ülkeler tarafından temsil edildikleri gruplar içinden seçilmektedir. Türkiye, Avusturya, Belarus, Belçika, Çekya, Macaristan, Kosova, Lüksemburg, Slovakya ve Slovenya ile aynı grupta yer almaktadır. Türkiye’yi Dünya Bankası’nda Hazine ve Maliye Bakanlığı temsil etmektedir.

1944 yılında kurulan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (International Bank for Reconstruction and Development-IBRD), Dünya Bankası Grubu’nu oluşturan beş kuruluştan en büyüğüdür. IBRD üyesi olabilmek için IMF üyeliği de şart olduğu için IBRD’nin de 189 üyesi vardır. IBRD, orta gelir grubundaki ülkelere sürdürülebilir bir büyüme hızı yakalamak, yoksullukla mücadele etmek gibi amaçlarla kredi sağlar.

1960 yılında ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’ın önerisiyle kurulan Uluslararası Kalkınma Birliği (International Development Association: IDA) Dünya Bankası Grubu’nun dünyanın en yoksul ülkelerine faizsiz kredi ve hibe programları sağlayan kuruluşudur. Her ne kadar ayrı bir Örgüt olarak kurulsa da IDA ve IBRD’nin yönetim yapısı aynıdır. IDA’nın kaynakları bağışta bulunan gelişmiş ekonomilerdir (dönör ülkeler). Bağışçı ülkeler her üç yılda bir taahhütlerini yenilerler (2017 yılına kadar toplam taahhüt 52 milyar dolardır.) IBRD ve IFC’nin katkıları ile kredilerin geri ödemeleri diğer IDA kaynaklarını oluşturur. IDA’nın 173 üyesi bulunmaktadır. Bu ülkelerden 31 tanesi gelişmiş ülke kategorisindedir ve toplam oy gücündeki payları sermayeye katkılarına göre yüksektir: %53.81. IDA, 39’u Afrika’da olmak üzere dünyanın en yoksul 81 ülkesi için kaynak sağlar. Bu sayede yoksulluğu azaltarak ekonomik büyümeyi artırmayı ve insanların yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedeflemektedir.

Uluslararası Finans Kurumu (International Finance Corporation: IFC), diğer kurumlar ile birlikte Dünya Bankası Grubu’nun faaliyetlerini destekler ancak yasal ve mali açıdan bağımsızdır. Dünya Bankası Grubu Başkanı aynı zamanda IFC Başkanıdır. IFC gelişmekte olan ülkelerde özel sektöre destek vermek amacıyla 1956 yılında kurulmuştur. Bu nedenle hükümet garantisi aranmaksızın, gelişmekte olan ülkelerdeki özel sektör kuruluşlarına kredi sağlayarak veya sermayelerine katılarak, piyasalardan sağlamakta güçlük çektikleri finansmanı sağlamaktadır.

Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (Multilateral Investment Guarantee Agency: MIGA), ticari olmayan risklere karşı güvence sağlayarak ve teknik destek vererek gelişmekte olan ülkeye yönelik yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmekte böylece bu ülkelerde ekonomik büyümeyi desteklemeyi ve yoksulluğun azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Temel faaliyeti üyesi olan ülkenin firmalarının MIGA üyesi gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımlarını sigorta etmektir. MIGA risklere göre fiyatlandırma yapar ve sigorta primleri proje bazında belirlenir. MIGA 15 yıla kadar (bazı projelerde 20 yıldır.) sigorta garantisi sağlar. 1988 yılında kurulan MIGA’nın 181 üyesi vardır. Bu ülkelerden 25’i gelişmiş ekonomiler kategorisindedir ve toplam oy gücündeki payları %55’tir.

Dünya Bankası’nın artan yabancı sermaye yatırımlarının karşılaştığı sorunlara çözüm üretebilmek için hazırladığı “Devletler ile Diğer Devlet Vatandaşları Arasındaki Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümüne Dair Anlaşma” adlı uluslararası anlaşma ile Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (International Centre for Settlement of Investment Disputes: ICSID) oluşturulmuştur. Sözleşmenin yürürlüğe girebilmesi için gerekli 20 ülkenin imzası ile ICSID, 14 Ekim 1966 tarihinde uluslararası tüzel kişiliğe kavuşarak çalışmalarına başlamıştır. ICSID, Dünya Bankası ile yakın ilişki içinde, fakat Banka’dan bağımsız bir uluslararası örgüt olarak kurulmuştur. ICSID’e üye 154 ülke vardır. IBRD üyesi ülkeler ICSID’e katılabilir. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’ne taraf diğer ülkeler ise ICSID Yönetim Kurulu’nun 2/3 kabulüyle yapılan davetle Örgüte üye olabilir.

Dünya Ticaret Örgütü

Cenevre’de başını ABD, Kanada ve İngiltere’nin çektiği 23 ülke bir araya gelerek kendi aralarında belirli malların ticaretinde gümrük tarifesi indirimleri yapmak ve mevcut tarifeleri artırmamak üzere anlaşmışlardır. Böylece ortaya çıkan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (General Agreement on Tariffs and Trade: GATT) 30 Ekim 1947 tarihinde imzalanmış ve 10 Ocak 1948’de yürürlüğe girmiştir. 1948 yılından 1 Ocak 1995’e kadar geçen sürede Sonradan birçok ülkenin de taraf olduğu GATT, uluslararası ticareti düzenleyen ve üzerinde anlaşılan tek çok taraflı sözleşme olmuştur. 1 Ocak 1995’te Dünya Ticaret Örgütü kurulana kadar GATT’a 128 ülke taraf olmuştur. GATT’ın yürürlükte olduğu dönem Soğuk Savaş dönemiyle örtüşmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik düzenin kurumsal yapısında “serbest ticaret” düzenini sağlayacak GATT’ın yürürlüğe girmesi Marshall Planı’nın kararlaştırılmasından bir yıl sonrasına, NATO’nun kuruluşundan ise bir yıl öncesine rastlamaktadır. Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulma kararı ise Sovyetler Birliği’nin resmen dağıldığının ilan edildiği 1991 yılından iki yıl sonra Uruguay Turunda alınmıştır.

DTÖ’nün kurulmasıyla GATT bir uluslararası örgüt haline gelmiş, GATT’a taraf ülkeler de Örgütün üyeleri olmuştur. Ancak dünya ticaretini düzenleyen anlaşma olarak GATT ortadan kalkmamış, Uruguay Turu müzakereleri sonucunda güncellenen, mal ticareti için düzenlenen genel anlaşma olarak GATT 1994 adıyla varlığını korumaktadır. DTÖ’nün öncelikli hedefi, ülkeler arasında ticaret akışının sorunsuz, serbestçe, adil ve öngörülebilir şekilde yapılmasına yardımcı olmaktır.

DTÖ’nün en üst düzey karar organı, iki yılda bir toplanan Bakanlar Konferansı’dır. Konferansta DTÖ üyesi tüm ülkeler bakan veya büyükelçi-delege aracılığıyla temsil edilirler. DTÖ’nün yönetiminde Dünya Bankası veya IMF’de olduğu gibi guvernörler kurulu gibi bir organ bulunmamaktadır. Dünya ticaretini düzenlemeye yönelik alınan her türlü karar üye ülkeler arasında yürütülen müzakerelerin sonucunda uzlaşmayla alınır. Elbette günümüzde 164 üyesi bulunan DTÖ bünyesinde ticaretle ilgili düzenlemelerde fikir birliğine varmak güçtür. Bu nedenle DTÖ ancak uzlaşma sağlanan alanlarda adım atabilmektedir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, ABD ve SSCB arasındaki ayrışma iyice belirginleşmiştir. Sovyetler Birliği’nin çevresindeki ülkelere etkisini yayacağından endişelenen ABD, bir taraftan Truman Doktrini çerçevesinde Komünizmle mücadele eden ülkeleri (Türkiye ve Yunanistan) destekleme politikasını uygulamaya koymuş diğer taraftan da Savaş’tan tahrip olarak çıkmış Avrupa ülkeleri arasında dayanışmayı teşvik etmiştir. ABD açısından, Savaş sonrası çöküntü içindeki Avrupa ülkelerinde Sosyalizmin denenebileceği fikrinin akıllara gelmemesi için hızlı bir şekilde ekonomilerinin ayağa kaldırılması gerekmektedir. Bu kapsamda dönemin ABD Dışişleri Bakanı George Catlett Marshall, Avrupa’nın Yeniden İmarı Programı (European Recovery Program: ERP) ile ilgili görüşünü 5 Haziran 1947 tarihinde ortaya koymuştur. Marshall Planı olarak anılan ABD’nin mali yardımları, Avrupa ekonomilerinde üretim ve verimlilik artışı, uluslararası finansal istikrarın sağlanması, dış ticaretin gelişmesi ve Avrupa ülkeleri arasında ekonomik işbirliğinin artırılması hedefleri üzerine kurulmuştur. Marshall Planı, Truman Doktrininden farklı olarak tek tek ülkelere yardım etmek yerine tüm Orta ve Batı Avrupa’yı bölgesel olarak değerlendirmiştir. Ayrıca askeri yardım yerine öncelik gıda kıtlığı, karaborsa ve kaosla mücadeleye verilmiştir.

Marshall’ın görüşlerini açıklamasından 22 gün sonra 27 Haziran 1947’de İngiltere ve Fransa öncülüğünde toplanan Avrupa ülkeleri bu teklifi benimserlerken toplantıya davet edilen Rus Dışişleri Bakanı Amerikan yardımlarıyla alınacak ithal ürün listesi gibi tasarlanan bir yardım programına SSCB’nin karşı olduğunu açıklamıştır. Bunun üzerine 12 Temmuz 1947 tarihinde İspanya dışında 16 Avrupa ülkesi Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı adı altında Avrupa’nın Yeniden İmarı Programı’nı formüle etmek için Paris’te toplanmıştır. Toplantıda Marshall Yardımı’nın koordinasyonunu yürütecek daimi bir kuruluşun oluşturulması için hazırlanan Avrupa Ekonomik İşbirliği Sözleşmesi 16 Nisan 1948 tarihinde imzalanarak Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (Organization for European Economic Cooperation: OEEC) kurulmuştur.

Kuruluşundan itibaren serbest piyasa ekonomisini benimsemiş Batı Avrupa ülkeleri için şemsiye örgüt olma görevini yüklenen OEEC, IMF ve GATT aracılığıyla kurulmaya çalışılan serbest ticaret düzenine geçişte başarılı olamamıştır. BENELÜKS ülkelerinin (Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) ve ardından da AET üyelerinin aralarında ticaretin önündeki engelleri kaldırmasıyla OEEC’nin bu yöndeki çabaları sonuçsuz kalmıştır. Bu dönemde ABD öncülüğünde Avrupa ekonomilerindeki toparlanmayı takiben, Sovyet yayılmacılığı tehdidine karşı az gelişmiş ülkelere yardımcı olmak için sanayileşmiş ülkelerin kaynaklarını seferber etme anlayışı ön plana geçmiştir. Bu amaçla OEEC’nin yeniden yapılandırılması tartışılmış ve isminde yer alan Avrupa kelimesi çıkarılarak bunun yerine kalkınma kelimesi eklenmiştir. OEEC’nin 18 üye ülkesi arasına Kanada ve ABD’nin de katılmasıyla Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD: The Organisation for Economic Co-operation and Development)’nü kuran Sözleşme 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanmış, 30 Eylül 1961’de yürürlüğe girmiştir.

Başlangıçta 20 üyesi bulunan OECD’nin günümüzde Kuzey ve Güney Amerika’dan Avrupa’ya ve AsyaPasifik’e uzanan coğrafyadan 36 üyesi bulunmaktadır.Üyeleri arasında dünyanın en gelişmiş ülkelerinin yanı sıra Meksika, Şili ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de bulunmaktadır. OECD çalışmalarına Avrupa Komisyonu da gözlemci olarak katılmaktadır.

OECD’nin karar alma organı her üye ülkeden birer temsilci ile Avrupa Komisyonu temsilcisinden oluşan Konsey’dir. Konsey yılda bir kez, önemli konuları tartışmak ve OECD çalışmalarının önceliklerini belirlemek üzere Bakanlar düzeyinde, düzenli olarak ise Paris’te bulunan Daimi Temsilciler aracılığıyla toplanmaktadır. Konsey’de kararlar oybirliği ile alınmaktadır. Konsey, karar ve tavsiye olmak üzere iki tür karar almaktadır. Alınan kararların üye ülkeler tarafından uygulanması beklenmektedir. Şayet üye ülke kararın alınmasında çekimser kalmış ise o karar ilgili ülke için bağlayıcı olmaktan çıkar. Tavsiye kararları ise üyelerin iç hukukuna veya izleyeceği politikalara ilişkin öneriler getirmektedir.

36 ülkenin temsilcileri, ekonomi, ticaret, bilim, istihdam, eğitim ve finansal piyasalar gibi önemli politika alanlarındaki gelişmeleri incelemek ve tartışmak için kurulan yüzlerce komitelerde bir araya gelmektedirler. Komitelerin çalışmaları Sekretarya tarafından takip edilir. Sekretaryanın başında Konsey başkanlığını da yürüten OECD Genel Sekreteri bulunmaktadır.

ECD’nin temel amacı ekonomik büyüme ve istihdam artışı sayesinde üye ülkelerde yükselen bir yaşam standardını sağlamaktır. Örgüt ayrıca bu temel amaca ulaşmak için finansal istikrarı korumayı, ülkeler arasında sermaye hareketlerini serbestleştirmeyi ve uluslararası ticaretin önündeki engelleri kaldırmayı amaçlamaktadır. OECD, bir hükümetlerarası işbirliği örgütü olarak küreselleşmenin faydalarının savunulduğu, hükümetlerin deneyimlerini paylaştıkları ve ortak sorunlara çözüm aramak için birlikte çalışılabildikleri bir forum olma görevini yürütmektedir.

Ülke Grupları

Uluslararası sistem içinde uluslararası örgütler ve/veya bütünleşmeler aracılığıyla kurulan ilişkilerin yanında bazı “gruplaşmalar” da gözlenmektedir. Ekonomik nitelikteki uluslararası örgütler bir uluslararası anlaşmayla kurulurken, ülke gruplarının oluşturulmasında bağlayıcı bir hukuk metni bulunmamaktadır. Dünya ekonomisine yön veren uluslararası ekonomik örgütlerin dışında gelişmişsanayileşmiş ülkelerin oluşturdukları gruplar (G) da bulunmaktadır. Bu grupların başında adını sıkça duyduğumuz G7 (Group of Seven) gelmektedir. 1973 petrol krizinden sonra ortaya çıkan küresel ekonomik durgunluk ortamında sanayileşmiş ülkelerin (ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya) biraraya geldiği hükümetlerarası forum niteliğindeki G6 toplantılarına 1975’te Kanada da katılmış ve G7 ülkeleri olarak dünya ekonomisine yön vermeye çalışmışlardır. AB ise G7 toplantılarında Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi Başkanlığı seviyesinde temsil edilmektedir. 1998 yılında Rusya’nın da katılımıyla grup G8 adını almıştır. Ancak 2014 yılında Rusya-Ukrayna geriliminin ardından G7 ülkeleri Rusya’yı dışlayarak toplanmaya devam etmişlerdir. G7 dönem başkanlığı görevini dönüşümlü olarak üstlenen ülke yıllık toplantının organizyonu ve ev sahipliğinden sorumludur.

Yetmiş Yedi Grubu G77, 15 Haziran 1964 tarihinde BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) esnasında “Yetmiş Yedi Ülkeleri Ortak Deklarasyonu” ile kurulmuştur. Grubun amacı BM Genel Kurulu’nda üçüncü dünya olarak ifade edilen gelişmekte olan ülkelerin kolektif çıkarlarını korumak ve müzakere gücünü artırmak olmuştur. Aynı dayanışmayı DTÖ bünyesinde Güney ülkelerinin çıkarlarını korumak üzere de göstermektedirler. 2017 yılında 134 üye ülkeye yayılmış olmasına rağmen G77 adı muhafaza edilmiştir.

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz BRICS ülkeleri kavramı ise, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. Kavramın sıkça duyulmasının en önemli nedeni BRIC ülkelerinin yakaladıkları büyüme hızının yüksek olması ve dünya nüfusunun yarısına sahip ülkelerden oluşmasıdır. 2020 yılına kadar BRICS ülkelerinin dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde yer alacağı tahmin edilmektedir. Devletlerarası işbirliğini sağlamayı amaçlayan BRICS toplantılarında devlet-hükümet başkanları ile bakanların gündemlerinde uluslararası terörizm, iklim değişikliği, gıda ve enerji güvenliğinden uluslararası ekonomik ve finansal istikrara kadar birçok konu yer almaktadır. Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olması nedeniyle BRICS ülkelerinin politik alanda da etkili olduğu söylenebilir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!