Uluslararası İletişim Dersi 4. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası İletişim Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

İletişim Ve Güç

Bireyler, daha hayata gözlerini açmadan, henüz anne karnındayken dış dünyayla iletişim kurmaya başlamaktadır. Bebek önce annesinin sesine, sonrasında dış dünyadan duyduğu seslere anne karnındaki hareketleriyle tepki vermekte ve bu sayede başlayan iletişim hayatı boyunca devam etmektedir. Gündelik hayatta bireyler, sabah uyandıkları andan itibaren gün içerisinde gerek yüz yüze, gerekse kitle iletişim araçları aracılığıyla tanıdıkları ya da hiç tanımadıkları birçok kişiyle isteyerek veya istemeden iletişim kurmaktadır. Bireylerin yaşamının önemli bir parçası olan iletişim, kişilerarası ilişkilerin temelini oluşturmaktadır.

İletişim

İletişim kavramının temel özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. İletişimi kaynak başlatır.
  2. Mesajların belirleyicisi kaynaktır.
  3. Mesajın hangi araç aracılığıyla ne zaman iletileceğini kaynak belirler. Bu süreçte hedef kitlenin araca ulaşabilme olanakları göz önünde bulundurulur.

Kökenleri Latince “communication” sözcüğüne dayanan iletişimi, ise aynı coğrafyanın sınırları içerisinde yaşamlarını sürdüren bireylerin hayatta kalabilmek için araç-gereçler bulması, bunları aralarında işbölümü yaparak amaçlarına uygun olarak kullanması, bu iş bölümü esnasında ortaya çıkan farklılıkları kültürün etkisiyle şekillenen değerler, kurallar ve inançlar çerçevesinde bireyleri kaynaştırarak haklılaştırması olarak tanımlar. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere bireyler yaşamları boyunca yaşamak, öğrenmek, anlamak, anlatmak, kazanmak, değişmek, değiştirmek sürecinde iletişim eylemi içerisindedirler. Diğer bir ifade ile iletişim hem bireysel, hem de toplumsal işleve sahiptir. İletişimin toplumsal işlevlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Bireyleri ve toplumu bilgilendirme,
  2. Bireylerin bir arada yaşama, eğlenme pratiklerine, diğer bir değişle toplumsallaşma sürecine katkıda bulunma.
  3. Bireylerin, toplumun ve dolayısıyla kültürün gelişimine katkıda bulunma.
  4. Kültürün nesilden nesile aktarılmasını sağlama.
  5. Bireylerin eğitimine ve gelişimine katkıda bulunma
  6. Toplumu belirli amaçlar çerçevesinde bir araya getirme.

İletişimin çok sayıda tanımı olduğu gibi iletişim türlerine ilişkinde farklı sınıflandırmalar mevcuttur.

İletişim sürecinde kurulan ilişkiler göz önünde bulundurularak iletişim türlerini şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

  1. Kişisel iletişim
  2. Kişilerarası iletişim
  3. Kitle iletişimi
  4. Kültürlerarası iletişim

Kişisel iletişim bireyin kendi kendisiyle kurduğu iletişimdir. Bu iletişim türünde kaynak ve hedef aynı kişidir. Birey düşünme, kendisini sorgulama, telkin etme, motive etme gibi birçok süreçte kendi kendisiyle iletişim kurmaktadır. Bu noktada bireyin toplumsal rolleri ve dolayısıyla içinde yaşadığı kültürün özellikleri etkili olabilmektedir.

Kişilerarası iletişim ise, bireylerin karşılıklı olarak bilgi, duygu, düşünce ve yaşam biçimlerini paylaştıkları sürece verilen addır. Kişilerarası iletişim, iletişimden farklı olarak karşılıklı ilişki, diğer bir ifade ile etkileşimi içermektedir. Kişilerarası iletişimin genel özellikleri:

  1. Kişilerarası iletişim en az iki kişi arasında gerçekleşir.
  2. Kişilerarası iletişim karşılıklı etkileşime dayanır, tek yönlü değildir.
  3. İletişimin etkili olmasında kişiler arasında kullanılan ortak semboller önem taşır.
  4. Kişilerarası iletişim, bir süreç içerir.
  5. Kişilerarası iletişim çoğunlukla kendiliğinden gerçekleşir.
  6. Kişilerarası iletişim farklı rolleri ve dolaysıyla farklı ilişkileri içerir. Bu süreçte bireylerin kaynak ve hedef olma konumları değişebildiğinden roller esnek olabilmektedir.
  7. İletişimin başarılı olmasında bireylerin cinsiyet, yaş, eğitim, rol, statü, bilgi düzeyi, tutum ve davranışları ile kültürel özellikler etkilidir.

Kitle iletişimi belirli kaynaktan gelen bilgilerin geniş kitlelere iletilmesidir. Diğer bir ifade ile radyo, gazete, televizyon, sinema, internet gibi araçlar aracılığıyla iletilerin geniş kitlelere yayılmasıdır. Kitle iletişimin genel özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Kitle iletişim sürecinde hedef geniş kitlelerdir.
  2. Hedef kitleyi toplumun değişik kesimlerinden gelen, farklı özelliklere sahip bireyler oluşturur.
  3. İletiler geniş kitlelere aynı anda iletilebilir. Diğer bir ifade ile eşzamanlı bir iletişimden söz etmek mümkündür.
  4. Kaynak, hedef kitlede yer alan bireyleri çoğunlukla tanımaz.
  5. Kaynaktan geniş kitlelere iletilmek üzere gönderilen mesajlar, kaynağa ulaşma imkânı olan herkese açıktır.
  6. Kitle iletişim esnasında kurulan iletişim çoğunlukla tek yönlüdür. Hedef kitlenin anında yanıt verme olasılığı dışlanmaktadır. Bu nedenle kaynak ve alıcı arasında bir kutuplaşma söz konusudur.
  7. Özellikle yeni medya başta olmak üzere kitle iletişim araçları, zaman ve mekâna ilişkin sınırları ortadan kaldırmakta, kullanıcıları daha özgür kılmaktadır. Kültürlerarası iletişim farklı kültürler veya altkültürler arasında gerçekleşen iletişimdir. Tarihsel süreçte kültürlerarası iletişim, iş ilişkileri ve/veya politik ilişkiler sürecinde gündeme gelirken, günümüzde toplumsal değişim ve gelişen teknolojilerin etkisiyle çok daha yaygındır. Kültürler arası iletişimin en temel özelliği kaynak ve hedefin farklı kültürlere ait bireyler olmasıdır. Farklı kültürlerin farklı özellikleri olduğu gerçeğinden hareketle kültürlerarası iletişimin başarılı olabilmesi için hem kaynağın, hem de hedefin birbirlerinin kültürlerini iyi bilmeleri gerekmektedir. Kültürlerarası iletişimin genel amaçlarından bir tanesi, farklı kültürlerin birbirlerini anlayarak barış içerisinde ve ortak anlayış çerçevesinde yaşayabilmelerinin sağlanmasıdır. Kültürlerarası iletişimin bir diğer amacı, diğer kültürü tanımak ve bu sayede o kültüre ait değerler ve bu değerlerle yaşayan bireyler üzerinde denetim mekanizmaları geliştirebilmektir. Kültürlerarası iletişim esnasında karşılaşılan ve çatışmaya neden olan zorlukları şu şekilde sıralamak mümkündür:
    a. İletişim esnasında dil farklılığının yarattığı zorluklar.
    b. Kişinin ait olduğu kültürün dışa kapalı, şüpheci olması.
    c. Cinsiyet, ırk, din, yaş gibi farklılıkların getirdiği yanlış anlamalar.
    d. Kültürel empati ve hoşgörü yoksunluğu.
    e. İnsanlara belli kalıp yargılar çerçevesinde yaklaşmak.
    f. Toplumsal rol ve statülerin kültürden kültüre farklılık göstermesi.
    g. Vücut dilinin farklı kullanımları sonucu ortaya çıkabilecek yanlış anlamalar.

    Bu zorlukların aşılması için dikkat edilmesi gereken noktalardan birkaçını şu şekilde sıralamak mümkündür:
    a. İletişim esansında kültürel farklılıkların bilincinde olmak.
    b. Karşı kültürün dil, din, yaşam biçimi ve davranış kalıplarına ilişkin bilgi edinmek.
    c. Önyargılardan arınmış bir iletişim kurmak.
    d. Yanlış anlaşılmaları önlemek için açık konuşmak ve dikkatli dinlemek.
    e. Kültürel empati kurmaya çalışmak.

Güç

ilk insandan günümüze kadar insan-insan, insan-toplum, insan-devlet, toplum-devlet arasındaki ilişkilerde karşımıza çıkan güç, en temelden karmaşığa, kişilerarası iletişimden, kitle iletişime kadar geçen süreçte kilit öneme sahiptir. Gücün bu önemi ve etkinliği bireylerin eylemlerinde önemli bir yönlendiricidir. Gücün birey hayatındaki yerinin ve toplumsal hayattaki yansımalarının bir örneğini İspanyol ressam Goya’nın “Caprichos” adlı albümünde yer alan “A caza de dientes (Dişlerin Peşinde) ” adlı çalışmasında görmek mümkündür. Bu çalışmasında Goya, asılarak öldürülmüş olan bir adamın dişlerinde büyülü bir güç olduğuna inanan bir kadının o dişlere sahip olma isteğini görselleştirmektedir. Resimde kadın, ipte sallanan adama doğru parmak uçları üzerinde yükselmiş dişleri almak üzeredir. Bu esnada bir mendil ile kapattığı yüzünde yaşadığı dehşet ve güce sahip olma kararlılığının yarattığı çelişkinin paradoksu yer almaktadır. Kadın için güce sahip olmak her şeyden önemlidir.

Kişilerin hedeflerine ulaşmalarında yardımcı olan ya da kişilere bu süreçte müdahale etme olanağı tanıyan güç kaynaklarını/türlerini aşağıdaki başlıklar altında sınıflandırmak mümkündür:

Yasal Güç

Bu güç kaynağını kişisel haklar ve görevlerden almaktadır. Bireylerin konumları, toplumsal rolleri, bilgi ve deneyimleri diğer bireylerle ilişki ve dolayısıyla iletişim kurma sürecinde güçlü olmalarına neden olur. Güçlü birey, karşısındaki bireylerden bir takım davranışları yerine getirmelerini isterken, karşısındaki bireyler çoğu zaman güç karşısında uyma davranışı sergiler. Yasal gücün sahip olunan konumla ilişkisine örnek olarak öğretmen öğrenci ilişkisini vermek mümkündür. Sınıf içerisinde susmamızı ve/veya bir takım aykırı davranışlarda bulunmamamızı söyleyen kişinin öğretmenimiz ya da arkadaşımız olması durumunda uyma davranışı farklılık gösterecektir. Yasal güç toplumsal rollerlede ilişkilidir. Aile içerisinde anne ve babalık rollerine atfedilen toplumsal değerlerin etkisiyle anne ve baba, çocukları üzerinde güce sahiptir. Bu nedenle anne ve babalar çocuklarının eve giriş saatlerini sınırlayabilir.

Uzmanlık Gücü

Özel bilgi veya beceri üzerine kurulu olan uzmanlık gücünde kişiler, uzman oldukları alan nedeniyle ikna etme gücüne sahip olurlar. İnanılırlığı yüksek olarak kabul edilen uzman kişiler, karşılarındaki kişiyi iki şekilde etkilerler. İlkinde doktor, avukat gibi meslek grubundaki uzmanların yaptığı gibi karşılarındaki insanların davranışlarını değiştirmeye yönelik bilgi ile etkilemeleri söz konusu olur. İkincisinde ise, karşılarındakilerin elde etmek istedikleri bilgileri onlara vererek ve isteklerine uymayı bekleyerek etkilemeye çalışırlar.

Bilgi ve Teknoloji Gücü

Gelişen teknolojiler insanların yaşama, düşünme ve algılama biçimleri gün geçtikçe değişmektedir. Günümüzde bilgi ve teknolojideki gelişim toplumsalekonomik gelişmeler içinde, kaldıraç görevi üstlenmektedir. Bugün sağlıktan eğitime, yönetimden eğlenceye teknolojiden bağımsız bir hayat düşünülememektedir. Yaşanan gelişmeler ile bir yerde gücün oluşmasına ve o zamana kadar gücü elinde bulunduranların kaybetmesine neden olan temel faktörler teknik bilgideki ve teknolojideki değişimlerdir.

Psiko-Sosyal Güç

Gücün ortaya çıkmasında etkin olan bir başka etken de psiko-sosyal faktörlerdir. Bu faktörlere bağlı olarak oluşan eşitsizlik hem bireysel, hem de toplumsal yapıda güç yapısının etkilenmesine yol açar. Kişilerin kendilerine ait karakteristik özellikleri, onları yönetmeye, buyurgan tavır göstermeye ve liderlik etmeye yönlendirir. Bazı kişiler ise itaat etmeye, emir almaya daha yatkındırlar. Dolayısıyla güç ilişkisinde yöneten ve yönetilen varlıklar oluşur.

Sosyo-Ekonomik Güç

Gücün ortaya çıkması ve yapılanmasında, etkili olan diğer bir unsur sosyo-ekonomik etkenlerdir. Ekonomik ve sosyal faktörlerden kaynaklanan eşitsizlik, bireyler arasında ve toplumsal yapılar arasında olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar.

Ödüllendirici ve/veya Cezalandırıcı Güç

Otoritenin güç kanalıyla tesis edilmesindeki diğer bir kaynak ödüllendirici güçtür. Bu güç türünde önemli olan kişilerin belirli bir davranışa uyma nedeniyle elde edecekleri faydadır. Diğer bir ifade ile kişileri ödüllendirerek onlara fayda sağlayacak olanlar, bu kişiler üzerinde güç sahibi olur.

Zorlayıcı Güç

Güç ilişkilerin tam anlamıyla ortaya konulabilmesi için alanın, nereden geldiğinin ve kaynağının ne olduğunun ortaya konması gerekir. İfadesi ile yasal, ödüllendirici ve zorlayıcı gücü ifade eden güç kaynakları, gücü elinde bulunduranın, karşısındaki hedefin davranışlarını kontrol edebilme ve belirleme yeteneğini etkiler. Bilgi, referans, uzmanlık gibi diğer güç kaynaklarında ise, etkilenme durumunda bulunan hedef, kendi iradesiyle işbirliğine gider.

Siyasal Güç

Siyasal etkenlerin güç kavramının ortaya çıkmasında etkili olmasını sağlayan temel faktör güç ve rıza arasındaki ilişkidir. Burada güç hüküm edebilme yetkisine sahip olan yöneticilere ait olurken, iktidara meşruiyet sağlayan ve yasal otorite olarak gücü uygulanmasına imkân veren, rıza gösterenlerin boyun eğmesidir. Öteki iktidar türlerinden daha geniş kapsamlı, üstün, maddi güç kullanma tekelini elinde bulunduran siyasal yapının özünü yöneten ve yönetilen arasındaki ayrım belirler.

Fiziksel Güç

Kişilerin içinde yaşadıkları toplumda güç ilişkilerine uyum sağlamaları, açık şartlandırma ve zımni şartlandırma yoluyla olabilir. Açık şartlandırmada, güce karşı boyun eğen olumlu bir tavır içinde yer alır. Zımni şartlandırmada ise etkin olan kültürel öğelerdir. Böylece boyun eğme eylemi, geleneğe uygun ve tabii bir hal alır. Fiziksel gücün bir güç kaynağı olarak ortaya çıkışında bu şartlandırmalar önemli rol oynar. Erkek, sahip olduğu fiziksel güç ile daha caydırıcı olabilmekte ve kadın üzerinde kendi iradesini kabul ettirebilmektedir.

Referans Gücü

Referans gücü olarak kabul edilen güç türünde, kişinin kendi referans grubunda, özdeşleştirdiği kişilerden etkilenmesi söz konusudur. Referans gücüne en iyi örnek, reklamlarda bir ürünün satışının kolaylaştırılması için tanınmış kişilerin kullanılması gösterilebilir. Kişi çok beğendiği, kendinde bulunduğuna inandığı özellikleri çekici bulduğu bu kişide görünce ona bağlanır. Böylece referans aldığı kişinin gücünden etkilenir.

İletişim ve Güç

Kişisel İletişim ve Güç

Daha öncede değinildiği gibi kişisel iletişim, kaynak ve hedefin aynı kişi olduğu iletişim türüdür. İletişim bireyin önce kendisini, ardından dış dünyayı anlamlandırması sürecinde hayati öneme sahiptir. Çünkü iletişim bireyin kendisinde başlar, bireyin kendisiyle iletişimi yoksa kimseyle iletişim kuramaz. Bu nedenle, iletişimin nasıl bir güç ve/veya karşı güç olabileceğine bireysel iletişimden başlayarak bakmak yerinde olacaktır. Bireyin kendisiyle olan iletişimi esnasında kendisini nasıl tanımladığı ve kendisine ilişkin farkındalıklarının olup olmadığı önemlidir. Bireyin kendisiyle iletişim süreci anne karnında başlar ve ölünceye kadar devam eder. Bu noktada unutulmaması gereken bireyin kendisiyle iletişimi dış dünyadan bağımsız değildir. Birey kendi benlik algısı çerçevesinde dış dünyaya uyma ya da muhalefet etme eğilimi gösterir. Nitekim eğilimlerine ilişkin kararları ve değerlendirmeleri yine kendisiyle kurduğu iletişim sürecinde gerçekleştirir.

Kişilerarası İletişim ve Güç

En az iki kişi arasında yüz yüze ve/veya teknoloji aracılığıyla gerçekleşen kişiler arası iletişimde, güç belirleyici unsur olmakla birlikte ilişkilerin özelliğine göre değişkenlik göstermektedir. Diğer bir ifade ile evde, işyerinde ve kamusal alanda gerçekleşen kişilerarası iletişimde ki güç uygulamaları birbirinden farklıdır. Örneğin iki sevgili arasındaki iletişimde söz konusu olan güç unsurları ve dengeleri ile iki iş arkadaşı arasındaki güç ilişkileri birbirinden farklıdır. Kişilerarası iletişimde etkili olan güç unsurlarını şu şekilde sıralamak mümkündür: cinsiyet, yaş, fiziksel özellikler, karakteristik özellikler, sosyo-ekonomik durum, eğitim durumu, teknoloji bilgisi, ideolojiler, toplumsal roller, meslek ve statüler, iletişim kurma amaçları, iletişim kurma araçları, iletişimin gerçekleştiği mecralar, iletişim kurulan kişiye ilişkin algılamalar ve kültürel özelliklerdir. Bu unsurların belirleyiciliğinde kurulan iletişim esnasında ortaya çıkan çatışmalar ise, bireyler arasındaki güç eşitsizliklerinden, kişisel faktörlerden, rol-statü farklılıklarından, sosyo-ekonomik farklılıklardan ve ideolojik farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

Kitle İletişim ve Güç

Yaygın olarak birçok ülkede yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç olarak kabul edilen kitle iletişim araçları, birey ve toplum hayatında merkezi öneme sahiptir. Çünkü kitle iletişim araçları aracılığıyla toplumla buluşan temsillerde yeniden üretilen ideolojiler egemen grubun amaçları ve çıkarları doğrultusunda halkı yönlendirme, yanlışlıkların ve eksikliklerin üstünü örtme ve meşrulaştırma işlevi görürler. Buna ek olarak bu iletiler, bireylerin yaşama, düşünme, satın alma biçimlerini de şekillendirmektedir. Kitle iletişim araçlarının bu önemi ülkelerin, hem diğer ülkeler, hem de kendi sınırları içerisinde yaşayan bireyler üzerinde etkili olabilmek için bu araçları kullanma ve kontrol altında tutma eğilimi göstermelerine neden olmuştur

Kültürlerarası İletişim ve Güç

Farklı kültürler veya altkültürler arasında gerçekleşen iletişim olan kültürlerarası iletişim, gelişen ulaşım ve iletişim teknolojileri, artan dünya nüfusu ve dünya ekonomi merkezlerinin değişmesi ile günümüzde kaçınılmaz hale gelmiştir. Farklı kültür ve altkültüre mensup bireylerin birbirleri ile kurdukları iletişimin yanı sıra daha geniş grupların ve hatta ülkelerin birbirleri ile olan iletişimini de içeren kültürler arası iletişimin genel amaçlarından bir tanesi de karşı kültür üzerinde güç üstünlüğü kurma ya da güç karşısında direniş gösterebilmektir.

Bireyler, daha hayata gözlerini açmadan, henüz anne karnındayken dış dünyayla iletişim kurmaya başlamaktadır. Bebek önce annesinin sesine, sonrasında dış dünyadan duyduğu seslere anne karnındaki hareketleriyle tepki vermekte ve bu sayede başlayan iletişim hayatı boyunca devam etmektedir. Gündelik hayatta bireyler, sabah uyandıkları andan itibaren gün içerisinde gerek yüz yüze, gerekse kitle iletişim araçları aracılığıyla tanıdıkları ya da hiç tanımadıkları birçok kişiyle isteyerek veya istemeden iletişim kurmaktadır. Bireylerin yaşamının önemli bir parçası olan iletişim, kişilerarası ilişkilerin temelini oluşturmaktadır.

İletişim

İletişim kavramının temel özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. İletişimi kaynak başlatır.
  2. Mesajların belirleyicisi kaynaktır.
  3. Mesajın hangi araç aracılığıyla ne zaman iletileceğini kaynak belirler. Bu süreçte hedef kitlenin araca ulaşabilme olanakları göz önünde bulundurulur.

Kökenleri Latince “communication” sözcüğüne dayanan iletişimi, ise aynı coğrafyanın sınırları içerisinde yaşamlarını sürdüren bireylerin hayatta kalabilmek için araç-gereçler bulması, bunları aralarında işbölümü yaparak amaçlarına uygun olarak kullanması, bu iş bölümü esnasında ortaya çıkan farklılıkları kültürün etkisiyle şekillenen değerler, kurallar ve inançlar çerçevesinde bireyleri kaynaştırarak haklılaştırması olarak tanımlar. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere bireyler yaşamları boyunca yaşamak, öğrenmek, anlamak, anlatmak, kazanmak, değişmek, değiştirmek sürecinde iletişim eylemi içerisindedirler. Diğer bir ifade ile iletişim hem bireysel, hem de toplumsal işleve sahiptir. İletişimin toplumsal işlevlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Bireyleri ve toplumu bilgilendirme,
  2. Bireylerin bir arada yaşama, eğlenme pratiklerine, diğer bir değişle toplumsallaşma sürecine katkıda bulunma.
  3. Bireylerin, toplumun ve dolayısıyla kültürün gelişimine katkıda bulunma.
  4. Kültürün nesilden nesile aktarılmasını sağlama.
  5. Bireylerin eğitimine ve gelişimine katkıda bulunma
  6. Toplumu belirli amaçlar çerçevesinde bir araya getirme.

İletişimin çok sayıda tanımı olduğu gibi iletişim türlerine ilişkinde farklı sınıflandırmalar mevcuttur.

İletişim sürecinde kurulan ilişkiler göz önünde bulundurularak iletişim türlerini şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

  1. Kişisel iletişim
  2. Kişilerarası iletişim
  3. Kitle iletişimi
  4. Kültürlerarası iletişim

Kişisel iletişim bireyin kendi kendisiyle kurduğu iletişimdir. Bu iletişim türünde kaynak ve hedef aynı kişidir. Birey düşünme, kendisini sorgulama, telkin etme, motive etme gibi birçok süreçte kendi kendisiyle iletişim kurmaktadır. Bu noktada bireyin toplumsal rolleri ve dolayısıyla içinde yaşadığı kültürün özellikleri etkili olabilmektedir.

Kişilerarası iletişim ise, bireylerin karşılıklı olarak bilgi, duygu, düşünce ve yaşam biçimlerini paylaştıkları sürece verilen addır. Kişilerarası iletişim, iletişimden farklı olarak karşılıklı ilişki, diğer bir ifade ile etkileşimi içermektedir. Kişilerarası iletişimin genel özellikleri:

  1. Kişilerarası iletişim en az iki kişi arasında gerçekleşir.
  2. Kişilerarası iletişim karşılıklı etkileşime dayanır, tek yönlü değildir.
  3. İletişimin etkili olmasında kişiler arasında kullanılan ortak semboller önem taşır.
  4. Kişilerarası iletişim, bir süreç içerir.
  5. Kişilerarası iletişim çoğunlukla kendiliğinden gerçekleşir.
  6. Kişilerarası iletişim farklı rolleri ve dolaysıyla farklı ilişkileri içerir. Bu süreçte bireylerin kaynak ve hedef olma konumları değişebildiğinden roller esnek olabilmektedir.
  7. İletişimin başarılı olmasında bireylerin cinsiyet, yaş, eğitim, rol, statü, bilgi düzeyi, tutum ve davranışları ile kültürel özellikler etkilidir.

Kitle iletişimi belirli kaynaktan gelen bilgilerin geniş kitlelere iletilmesidir. Diğer bir ifade ile radyo, gazete, televizyon, sinema, internet gibi araçlar aracılığıyla iletilerin geniş kitlelere yayılmasıdır. Kitle iletişimin genel özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Kitle iletişim sürecinde hedef geniş kitlelerdir.
  2. Hedef kitleyi toplumun değişik kesimlerinden gelen, farklı özelliklere sahip bireyler oluşturur.
  3. İletiler geniş kitlelere aynı anda iletilebilir. Diğer bir ifade ile eşzamanlı bir iletişimden söz etmek mümkündür.
  4. Kaynak, hedef kitlede yer alan bireyleri çoğunlukla tanımaz.
  5. Kaynaktan geniş kitlelere iletilmek üzere gönderilen mesajlar, kaynağa ulaşma imkânı olan herkese açıktır.
  6. Kitle iletişim esnasında kurulan iletişim çoğunlukla tek yönlüdür. Hedef kitlenin anında yanıt verme olasılığı dışlanmaktadır. Bu nedenle kaynak ve alıcı arasında bir kutuplaşma söz konusudur.
  7. Özellikle yeni medya başta olmak üzere kitle iletişim araçları, zaman ve mekâna ilişkin sınırları ortadan kaldırmakta, kullanıcıları daha özgür kılmaktadır. Kültürlerarası iletişim farklı kültürler veya altkültürler arasında gerçekleşen iletişimdir. Tarihsel süreçte kültürlerarası iletişim, iş ilişkileri ve/veya politik ilişkiler sürecinde gündeme gelirken, günümüzde toplumsal değişim ve gelişen teknolojilerin etkisiyle çok daha yaygındır. Kültürler arası iletişimin en temel özelliği kaynak ve hedefin farklı kültürlere ait bireyler olmasıdır. Farklı kültürlerin farklı özellikleri olduğu gerçeğinden hareketle kültürlerarası iletişimin başarılı olabilmesi için hem kaynağın, hem de hedefin birbirlerinin kültürlerini iyi bilmeleri gerekmektedir. Kültürlerarası iletişimin genel amaçlarından bir tanesi, farklı kültürlerin birbirlerini anlayarak barış içerisinde ve ortak anlayış çerçevesinde yaşayabilmelerinin sağlanmasıdır. Kültürlerarası iletişimin bir diğer amacı, diğer kültürü tanımak ve bu sayede o kültüre ait değerler ve bu değerlerle yaşayan bireyler üzerinde denetim mekanizmaları geliştirebilmektir. Kültürlerarası iletişim esnasında karşılaşılan ve çatışmaya neden olan zorlukları şu şekilde sıralamak mümkündür:
    a. İletişim esnasında dil farklılığının yarattığı zorluklar.
    b. Kişinin ait olduğu kültürün dışa kapalı, şüpheci olması.
    c. Cinsiyet, ırk, din, yaş gibi farklılıkların getirdiği yanlış anlamalar.
    d. Kültürel empati ve hoşgörü yoksunluğu.
    e. İnsanlara belli kalıp yargılar çerçevesinde yaklaşmak.
    f. Toplumsal rol ve statülerin kültürden kültüre farklılık göstermesi.
    g. Vücut dilinin farklı kullanımları sonucu ortaya çıkabilecek yanlış anlamalar.

    Bu zorlukların aşılması için dikkat edilmesi gereken noktalardan birkaçını şu şekilde sıralamak mümkündür:
    a. İletişim esansında kültürel farklılıkların bilincinde olmak.
    b. Karşı kültürün dil, din, yaşam biçimi ve davranış kalıplarına ilişkin bilgi edinmek.
    c. Önyargılardan arınmış bir iletişim kurmak.
    d. Yanlış anlaşılmaları önlemek için açık konuşmak ve dikkatli dinlemek.
    e. Kültürel empati kurmaya çalışmak.

Güç

ilk insandan günümüze kadar insan-insan, insan-toplum, insan-devlet, toplum-devlet arasındaki ilişkilerde karşımıza çıkan güç, en temelden karmaşığa, kişilerarası iletişimden, kitle iletişime kadar geçen süreçte kilit öneme sahiptir. Gücün bu önemi ve etkinliği bireylerin eylemlerinde önemli bir yönlendiricidir. Gücün birey hayatındaki yerinin ve toplumsal hayattaki yansımalarının bir örneğini İspanyol ressam Goya’nın “Caprichos” adlı albümünde yer alan “A caza de dientes (Dişlerin Peşinde) ” adlı çalışmasında görmek mümkündür. Bu çalışmasında Goya, asılarak öldürülmüş olan bir adamın dişlerinde büyülü bir güç olduğuna inanan bir kadının o dişlere sahip olma isteğini görselleştirmektedir. Resimde kadın, ipte sallanan adama doğru parmak uçları üzerinde yükselmiş dişleri almak üzeredir. Bu esnada bir mendil ile kapattığı yüzünde yaşadığı dehşet ve güce sahip olma kararlılığının yarattığı çelişkinin paradoksu yer almaktadır. Kadın için güce sahip olmak her şeyden önemlidir.

Kişilerin hedeflerine ulaşmalarında yardımcı olan ya da kişilere bu süreçte müdahale etme olanağı tanıyan güç kaynaklarını/türlerini aşağıdaki başlıklar altında sınıflandırmak mümkündür:

Yasal Güç

Bu güç kaynağını kişisel haklar ve görevlerden almaktadır. Bireylerin konumları, toplumsal rolleri, bilgi ve deneyimleri diğer bireylerle ilişki ve dolayısıyla iletişim kurma sürecinde güçlü olmalarına neden olur. Güçlü birey, karşısındaki bireylerden bir takım davranışları yerine getirmelerini isterken, karşısındaki bireyler çoğu zaman güç karşısında uyma davranışı sergiler. Yasal gücün sahip olunan konumla ilişkisine örnek olarak öğretmen öğrenci ilişkisini vermek mümkündür. Sınıf içerisinde susmamızı ve/veya bir takım aykırı davranışlarda bulunmamamızı söyleyen kişinin öğretmenimiz ya da arkadaşımız olması durumunda uyma davranışı farklılık gösterecektir. Yasal güç toplumsal rollerlede ilişkilidir. Aile içerisinde anne ve babalık rollerine atfedilen toplumsal değerlerin etkisiyle anne ve baba, çocukları üzerinde güce sahiptir. Bu nedenle anne ve babalar çocuklarının eve giriş saatlerini sınırlayabilir.

Uzmanlık Gücü

Özel bilgi veya beceri üzerine kurulu olan uzmanlık gücünde kişiler, uzman oldukları alan nedeniyle ikna etme gücüne sahip olurlar. İnanılırlığı yüksek olarak kabul edilen uzman kişiler, karşılarındaki kişiyi iki şekilde etkilerler. İlkinde doktor, avukat gibi meslek grubundaki uzmanların yaptığı gibi karşılarındaki insanların davranışlarını değiştirmeye yönelik bilgi ile etkilemeleri söz konusu olur. İkincisinde ise, karşılarındakilerin elde etmek istedikleri bilgileri onlara vererek ve isteklerine uymayı bekleyerek etkilemeye çalışırlar.

Bilgi ve Teknoloji Gücü

Gelişen teknolojiler insanların yaşama, düşünme ve algılama biçimleri gün geçtikçe değişmektedir. Günümüzde bilgi ve teknolojideki gelişim toplumsalekonomik gelişmeler içinde, kaldıraç görevi üstlenmektedir. Bugün sağlıktan eğitime, yönetimden eğlenceye teknolojiden bağımsız bir hayat düşünülememektedir. Yaşanan gelişmeler ile bir yerde gücün oluşmasına ve o zamana kadar gücü elinde bulunduranların kaybetmesine neden olan temel faktörler teknik bilgideki ve teknolojideki değişimlerdir.

Psiko-Sosyal Güç

Gücün ortaya çıkmasında etkin olan bir başka etken de psiko-sosyal faktörlerdir. Bu faktörlere bağlı olarak oluşan eşitsizlik hem bireysel, hem de toplumsal yapıda güç yapısının etkilenmesine yol açar. Kişilerin kendilerine ait karakteristik özellikleri, onları yönetmeye, buyurgan tavır göstermeye ve liderlik etmeye yönlendirir. Bazı kişiler ise itaat etmeye, emir almaya daha yatkındırlar. Dolayısıyla güç ilişkisinde yöneten ve yönetilen varlıklar oluşur.

Sosyo-Ekonomik Güç

Gücün ortaya çıkması ve yapılanmasında, etkili olan diğer bir unsur sosyo-ekonomik etkenlerdir. Ekonomik ve sosyal faktörlerden kaynaklanan eşitsizlik, bireyler arasında ve toplumsal yapılar arasında olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar.

Ödüllendirici ve/veya Cezalandırıcı Güç

Otoritenin güç kanalıyla tesis edilmesindeki diğer bir kaynak ödüllendirici güçtür. Bu güç türünde önemli olan kişilerin belirli bir davranışa uyma nedeniyle elde edecekleri faydadır. Diğer bir ifade ile kişileri ödüllendirerek onlara fayda sağlayacak olanlar, bu kişiler üzerinde güç sahibi olur.

Zorlayıcı Güç

Güç ilişkilerin tam anlamıyla ortaya konulabilmesi için alanın, nereden geldiğinin ve kaynağının ne olduğunun ortaya konması gerekir. İfadesi ile yasal, ödüllendirici ve zorlayıcı gücü ifade eden güç kaynakları, gücü elinde bulunduranın, karşısındaki hedefin davranışlarını kontrol edebilme ve belirleme yeteneğini etkiler. Bilgi, referans, uzmanlık gibi diğer güç kaynaklarında ise, etkilenme durumunda bulunan hedef, kendi iradesiyle işbirliğine gider.

Siyasal Güç

Siyasal etkenlerin güç kavramının ortaya çıkmasında etkili olmasını sağlayan temel faktör güç ve rıza arasındaki ilişkidir. Burada güç hüküm edebilme yetkisine sahip olan yöneticilere ait olurken, iktidara meşruiyet sağlayan ve yasal otorite olarak gücü uygulanmasına imkân veren, rıza gösterenlerin boyun eğmesidir. Öteki iktidar türlerinden daha geniş kapsamlı, üstün, maddi güç kullanma tekelini elinde bulunduran siyasal yapının özünü yöneten ve yönetilen arasındaki ayrım belirler.

Fiziksel Güç

Kişilerin içinde yaşadıkları toplumda güç ilişkilerine uyum sağlamaları, açık şartlandırma ve zımni şartlandırma yoluyla olabilir. Açık şartlandırmada, güce karşı boyun eğen olumlu bir tavır içinde yer alır. Zımni şartlandırmada ise etkin olan kültürel öğelerdir. Böylece boyun eğme eylemi, geleneğe uygun ve tabii bir hal alır. Fiziksel gücün bir güç kaynağı olarak ortaya çıkışında bu şartlandırmalar önemli rol oynar. Erkek, sahip olduğu fiziksel güç ile daha caydırıcı olabilmekte ve kadın üzerinde kendi iradesini kabul ettirebilmektedir.

Referans Gücü

Referans gücü olarak kabul edilen güç türünde, kişinin kendi referans grubunda, özdeşleştirdiği kişilerden etkilenmesi söz konusudur. Referans gücüne en iyi örnek, reklamlarda bir ürünün satışının kolaylaştırılması için tanınmış kişilerin kullanılması gösterilebilir. Kişi çok beğendiği, kendinde bulunduğuna inandığı özellikleri çekici bulduğu bu kişide görünce ona bağlanır. Böylece referans aldığı kişinin gücünden etkilenir.

İletişim ve Güç

Kişisel İletişim ve Güç

Daha öncede değinildiği gibi kişisel iletişim, kaynak ve hedefin aynı kişi olduğu iletişim türüdür. İletişim bireyin önce kendisini, ardından dış dünyayı anlamlandırması sürecinde hayati öneme sahiptir. Çünkü iletişim bireyin kendisinde başlar, bireyin kendisiyle iletişimi yoksa kimseyle iletişim kuramaz. Bu nedenle, iletişimin nasıl bir güç ve/veya karşı güç olabileceğine bireysel iletişimden başlayarak bakmak yerinde olacaktır. Bireyin kendisiyle olan iletişimi esnasında kendisini nasıl tanımladığı ve kendisine ilişkin farkındalıklarının olup olmadığı önemlidir. Bireyin kendisiyle iletişim süreci anne karnında başlar ve ölünceye kadar devam eder. Bu noktada unutulmaması gereken bireyin kendisiyle iletişimi dış dünyadan bağımsız değildir. Birey kendi benlik algısı çerçevesinde dış dünyaya uyma ya da muhalefet etme eğilimi gösterir. Nitekim eğilimlerine ilişkin kararları ve değerlendirmeleri yine kendisiyle kurduğu iletişim sürecinde gerçekleştirir.

Kişilerarası İletişim ve Güç

En az iki kişi arasında yüz yüze ve/veya teknoloji aracılığıyla gerçekleşen kişiler arası iletişimde, güç belirleyici unsur olmakla birlikte ilişkilerin özelliğine göre değişkenlik göstermektedir. Diğer bir ifade ile evde, işyerinde ve kamusal alanda gerçekleşen kişilerarası iletişimde ki güç uygulamaları birbirinden farklıdır. Örneğin iki sevgili arasındaki iletişimde söz konusu olan güç unsurları ve dengeleri ile iki iş arkadaşı arasındaki güç ilişkileri birbirinden farklıdır. Kişilerarası iletişimde etkili olan güç unsurlarını şu şekilde sıralamak mümkündür: cinsiyet, yaş, fiziksel özellikler, karakteristik özellikler, sosyo-ekonomik durum, eğitim durumu, teknoloji bilgisi, ideolojiler, toplumsal roller, meslek ve statüler, iletişim kurma amaçları, iletişim kurma araçları, iletişimin gerçekleştiği mecralar, iletişim kurulan kişiye ilişkin algılamalar ve kültürel özelliklerdir. Bu unsurların belirleyiciliğinde kurulan iletişim esnasında ortaya çıkan çatışmalar ise, bireyler arasındaki güç eşitsizliklerinden, kişisel faktörlerden, rol-statü farklılıklarından, sosyo-ekonomik farklılıklardan ve ideolojik farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

Kitle İletişim ve Güç

Yaygın olarak birçok ülkede yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç olarak kabul edilen kitle iletişim araçları, birey ve toplum hayatında merkezi öneme sahiptir. Çünkü kitle iletişim araçları aracılığıyla toplumla buluşan temsillerde yeniden üretilen ideolojiler egemen grubun amaçları ve çıkarları doğrultusunda halkı yönlendirme, yanlışlıkların ve eksikliklerin üstünü örtme ve meşrulaştırma işlevi görürler. Buna ek olarak bu iletiler, bireylerin yaşama, düşünme, satın alma biçimlerini de şekillendirmektedir. Kitle iletişim araçlarının bu önemi ülkelerin, hem diğer ülkeler, hem de kendi sınırları içerisinde yaşayan bireyler üzerinde etkili olabilmek için bu araçları kullanma ve kontrol altında tutma eğilimi göstermelerine neden olmuştur

Kültürlerarası İletişim ve Güç

Farklı kültürler veya altkültürler arasında gerçekleşen iletişim olan kültürlerarası iletişim, gelişen ulaşım ve iletişim teknolojileri, artan dünya nüfusu ve dünya ekonomi merkezlerinin değişmesi ile günümüzde kaçınılmaz hale gelmiştir. Farklı kültür ve altkültüre mensup bireylerin birbirleri ile kurdukları iletişimin yanı sıra daha geniş grupların ve hatta ülkelerin birbirleri ile olan iletişimini de içeren kültürler arası iletişimin genel amaçlarından bir tanesi de karşı kültür üzerinde güç üstünlüğü kurma ya da güç karşısında direniş gösterebilmektir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!