Uluslararası İktisat Dersi 8. Ünite Özet

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası İktisat Dersi 8. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Dış Borçlar Ve Dış Borç Sorunları

Ödemeler Dengesi ve Yabancı Tasarruflar

Kapalı bir ekonomide ulusal tasarruflar (S) yatırımlara (I) eşittir: I = S

Açık bir ekonomide ise ulusal tasarruflar yatırımlara eşit olmak zorunda değildir. Yatırımların finansmanında yabancı tasarruflar da kullanılabilir. Cari İşlemler Hesabı’ndaki açık ulusal tasarruflar ile yatırımlar arasındaki farktır:

CA = S-I

Yedinci üniteden hatırlanacağı ve Tablo 8.1’den de görüleceği gibi Cari İşlemler Hesabı malların ve hizmetlerin ihracatından ve ithalatından, yatırım gelirlerinden, borç-servis ödemelerinden ve özel ve kamu net transferlerinden oluşmaktadır. Toplam Cari İşlemler Hesabı dengesine ulaşabilmek için mal ve hizmet ihracat değerinden (A) mal ve hizmet ithalat değeri (B) çıkarılmakta bulunan değere net yatırım geliri (C) eklenmektedir. Ortaya çıkan bu toplamdan (A – B + C) günümüzde özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde yaşanan Cari İşlemler Hesabı açığının önemli bir nedeni hâline gelen borç-servis ödemeleri (D) çıkarılmakta ve net özel ve kamu transferleri (E) eklenmektedir. Sonucun (A – B + C – D + E) pozitif çıkması durumunda ülkede Cari İşlemler Hesabı fazlasından, negatif çıkması durumunda ise Cari İşlemler Hesabı açığından söz edilmektedir.

Diğer taraftan Sermaye Hesabı, çok uluslu şirketler tarafından gerçekleştirilen özel doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını, uluslararası bankalardan sağlanan ödünçleri, yabancı ülkelerden sağlanan dış borçlar ile yardımları ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan elde edilen kredileri kapsamaktadır.

Uluslararası Para Fonu: Uluslararası parasal iş birliğini güçlendirmeyi, uluslararası ticaretin genişlemesini ve dengeli büyümesini teşvik etmeyi ve böylece yüksek istihdamı ve reel gelir artışını desteklemeyi, döviz kuru istikrarını sağlayarak ülkelerin rekabetçi döviz değer kayıplarına başvurmalarını engellemeyi, uluslararası ödemeler sistemi oluşturulmasına yardımcı olmayı, ödemeler dengesi dengesizliği sorunu yaşayan ülkelere finansal destek sağlamayı amaçlayan bir uluslararası kuruluştur.

Dünya Bankası: Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası, Uluslararası Kalkınma Birliği, Uluslararası Finans Kurumu, Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı ve Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Mekanizması’ndan oluşan bir gruptur.

Rezervler Hesabı ise istatistiki hataları gösteren Net Hata ve Noksan Hesabı ile birlikte bir dengeleyici hesaptır. Cari İşlemler Hesabı ve Sermaye Hesabı’ndaki toplam ödemeler toplam kazançları geçtiğinde Rezervler Hesabı’nda azalış; tersine iki hesaptaki toplam kazançlar toplam ödemeleri geçtiğinde Rezervler Hesabı’nda artış meydana gelir. Bilindiği gibi bir ülkenin rezervleri; yabancı ülke paralarından, altın, gümüş gibi değerli madenlerden, IMF nezdindeki rezerv pozisyonundan ve özel çekme hakları (SDR)’ndan oluşmaktadır.

Cari İşlemler Hesabı ile birlikte Sermaye Hesabı da açık veren ülkeler için oluşan ödemeler dengesi açığını kapatmak üzere birçok politika seçeneği mevcuttur. Politika seçeneklerinden ilki, ülkenin Cari İşlemler Hesabı’ndaki açığı kapatmak üzere ithalatını kısıtlaması ve ihracatını teşvik etmesidir. Ancak günümüz koşullarında bu önlemlere başvurmak pek mümkün değildir. Bilindiği gibi günümüzde uluslararası ticaret, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları ile düzenlenmiştir. DTÖ, ödemeler dengesi sorunları yaşayan ülkelerin geçici süreyle dış ticaretlerini kısıtlamalarına izin vermektedir. Ancak ilgili kısıtlamaların ithalat kotalarıyla değil, ithalat tarifeleri ile yapılması ve geçici süreyle uygulanması gerekmektedir. İthalatı kısıtlayıp ihracatı teşvik etmek isteyen ülkeler devalüasyon a da başvurabilirler.

Sermaye Hesabı açığının kapatılması için de doğrudan yabancı yatırımlar teşvik edilebilir, yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmek için yüksek faiz politikası uygulanabilir, yabancı ticari bankalardan borç alınabilir veya yabancı ülke hükümetlerinden mali yardım talep edilebilir. Ancak ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımlar kârlarını kendi ülkelerine transfer edecektir. Portföy yatırımcısına faiz ödemesi ve geri ödeme günü geldiğinde anapara ödemesi yapılacaktır.

Cari İşlemler Hesabı açığı ile Sermaye Hesabı açığının kapatılması için son politika alternatifi ise rezervlerin artırılmasıdır.

Sonuç itibariyle, ödemeler dengesi açığı yaşayan az gelişmiş ülkeler için en uygun politika seçeneğinin ülkeye giren yabancı sermayeyi artırmaya çalışmak veya dış borçlanma yoluna gitmek olduğu anlaşılmaktadır. Kısa dönemde ülkeye giren yabancı sermayeyi artırmak çok kolay olmadığından, geriye sadece dış borçlanma alternatifi kalmaktadır.

Yabancı Tasarruf Kaynakları

Yabancı tasarruf kaynaklarını doğrudan yabancı yatırımlar, dış borçlar, hibeler ve dış yardımlar başlıkları altında inceleyebiliriz:

Doğrudan Yabancı Yatırımlar

IMF’nin tanımlamasına göre doğrudan yabancı yatırım, bir ekonomide yerleşik bir işletmenin başka bir ülkede uzun süreli bir ilişki kurmak amacıyla yaptığı uluslararası yatırımdır. Uzun süreli ilişki işletmenin yönetiminde doğrudan yatırımcının yeterli derecede etkisini ifade etmektedir. İşletmenin yönetiminde %10 veya daha fazla hissenin mülkiyeti veya buna eş değerde oy hakkına sahip olunması yeterli derecede etkiye karşılık gelmektedir.

Doğrudan Yabancı Yatırımların Potansiyel Yararları

  • Çıktı düzeyinde artış,
  • Ücret artışı,
  • İstihdam artışı,
  • İhracat artışı,
  • Vergi gelirlerinde artış,
  • Ölçek ekonomilerinin ortaya çıkışı,
  • İleri teknoloji ve ileri teknik ve yönetsel beceriler kazanılması,
  • Yerli monopol gücünün zayıflaması.

Doğrudan Yabancı Yatırımların Potansiyel Sakıncaları

  • Ev sahibi ülkenin dış ticaret hadlerinin kötüleşmesi; 2 koşula bağlıdır:
    1. yatırımın ihraç malları üreten bir endüstriye yapılmış olması.
    2. Ev sahibi ülkenin ilgili malın ihracatında büyük ülke olmasıdır.
  • Ulusal tasarruflarda azalış
  • Ödemeler dengesinde ve döviz kurunda istikrarsızlık
  • Ulusal politikalar üzerindeki kontrolün yitirilmesi
  • İşsizlikte artış
  • Yeni monopol gücünün ortaya çıkması
  • İş gücünün eğitilmesine ve yeni beceriler kazanmasına yeterli önem verilmemesi.

Dış Borçlar

Dış borçlar veya diğer bir ifade ile dış krediler hükûmetlerin, özel firmaların ve bankaların ülke dışından sağladıkları döviz cinsinden kredileri ifade etmektedir. Dış borçları vadelerine, kullanım amaçlarına ve koşullarına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:

  • Kısa ve orta vadeli krediler
  • Uzun vadeli krediler
  • Çok taraflı krediler
  • Proje ve program kredileri
  • Bağlı ve serbest krediler: Bağlı kredilerde krediyi veren taraf, kredinin kullanımını belirli ülkeler veya mallar ile sınırlayabilmektedir.

Hibeler ve Dış Yardımlar

Hibeler, karşılıksız olarak kullanılan yabancı tasarruf kaynaklarıdır. Dış yardımlar ise kısmen veya tamamen karşılıksız olabilmektedir. Bir ülkeye gerçekleştirilen sermaye girişi, aşağıda belirtilen iki koşulu sağladığı takdirde dış yardım olarak kabul edilmektedir. Bu koşullar:

  1. Finansör ülke finansman sağlarken ticari kaygı taşımamalıdır.
  2. Sağlanan finansmanın faizi diğer finansman kaynaklarına göre daha düşük tutulmalı ve anapara geri ödemesi daha uzun vadeye yayılmış olmalıdır.

Dış Borç Sorunları ve Olası Çözüm Yolları

Dış borçlar, pek çok ülke için önemli yabancı tasarruf kaynakları olmalarına karşın, iyi yönetilmedikleri takdirde çok maliyetli olabilmektedir. Dış borçlar ile ilgili en önemli maliyet unsuru borç servisi dir. Genel bir ifadeyle borç servisi, yabancı sermayenin yıllık faiz, kâr ve anapara ödemeleridir. Borç servisi ödemeleri dövizle yapılmaktadır.

Ülkelerin dış borçlarını ödeme kapasiteleri genellikle borç-servis oranı ile belirlenmektedir. Borç-servis oranı, yıllık borç servisi ödemelerinin yıllık ihracat gelirlerine oranlanmasıyla elde edilmektedir. Bu oran, dış borç ödeme gücünün önemli bir göstergesi olmakla birlikte tek başına fazla bir anlam ifade etmeyebilir. Çünkü borç servisi için ihracat gelirlerinin büyüklüğü kadar borçların bileşimi, rezervler ve acil durumlarda elde edilebilecek dış kaynaklar da önem taşımaktadır.

Dünya Ekonomisinin Dış Borç Krizi Deneyimleri

Ülkelerin dış borçlarını ödeyememeleri ile ortaya çıkan dış borç krizi sadece borçlu ülke ile borç veren ülkenin değil, dünya ekonomisinin de bir sorunudur.

Dünya ekonomisi 1980’li yılların başlarında büyük bir borç kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Krize yol açan dış borçlanma süreci 1960’lı yılların sonlarında başlamış ve 1982 yılının Ağustos ayında Meksika’nın Merkez Bankasındaki rezervlerinin tükenmesi nedeniyle ABD bankalarına olan borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmesiyle sona ermiştir. Dış borç krizini 1981-1983 yılları arasında dünya ekonomisinde yaşanan resesyon tetiklemiştir. Tıpkı 1930’lardaki Büyük Buhran döneminde olduğu gibi, 1980’li yılların başlarında yaşanan resesyon da gelişmekte olan ülkelerin dış borçlarını ödemelerini zorlaştırmıştır.

Resesyon: Toplam çıktıda, gelirde, istihdamda ve ticarette önemli azalmaların olduğu, genellikle altı ay veya bir yıl süren ve ekonominin birçok sektöründeki daralmalarla kendini gösteren bir dönemdir.

Dış Borç Sorunlarının Nedenleri

  • Petrol fiyatlarındaki artış
  • Gelişmiş ülkelerde 1970’li yıllarda başlayan ve 1980’li yılların ortalarına kadar süren resesyon
  • Reel faiz oranları (Reel faiz oranı: Nominal faiz oranından beklenen enflasyon oranı çıkarılarak hesaplanır.)
  • İlksel malların fiyatlarındaki düşüş (İlksel mallar; bir malın üretiminde kullanılan işlenmemiş veya yarı işlenmiş gıda maddeleri, tarımsal hammaddeler ve madenlerdir.)
  • Gelişmekte olan ülkelerde uygulanan yanlış ekonomi programları
  • Gelişmekte olan ülkelerden yerleşik sermaye çıkışı
  • Gelişmiş ülke ticari bankalarının borç verme arzusu

Dış Borç Sorunlarının Olası Çözüm Yolları

Borçlu ülkeler açısından dış borç sorunlarını değerlendirirken likidite sorunu ile ödeme sorunu kavramlarını birbirinden ayırmak gerekmektedir.

Likidite sorunu , Ödeme gücüne sahip olduğu hâlde kısa vadede borç servisi ödemelerini gerçekleştirecek finansal varlığı bulunmayan borçlu ülkenin likidite sorunu vardır.

Ödeme sorunu: Borçlu ülkenin dış borçlarını geri ödeyecek kaynakları yaratacak ekonomik gücünün kalmaması durumunu ifade etmektedir. Günümüzde dış borç sorunlarının olası çözüm yolları;

  • Gelişmekte olan ülkelerde uygulanan ekonomi programlarının değiştirilmesi: Gelişmekte olan ülkeler dış borç ödeme kapasitelerini güçlendirmek için ekonomi programlarında değişikliklere gidebilir. Bu çözüm yolu dış borç sorununu likidite sorunu olarak kabul etmektedir.
  • Borçların yeni bir takvime bağlanması: Genellikle borç veren ülkeler IMF ile görüşerek borçların yeni bir takvime bağlanmasını borçlu ülkenin sıkı bir istikrar programı uygulaması koşuluna bağlayabilmektedir.
  • Borçların hafifletilmesi: Dış borçların hafifletilmesi ile ilgili olarak geçmişte iki plan uygulanmıştır. Bunlar Baker Planı ve Brady Planı’dır. Baker Planı, bankalar tarafından borçlu ülkelere daha fazla kredi verilmesi ve mevcut kredilerin vadelerinin uzatılarak yeniden yapılandırılması esaslarına dayanıyordu. Baker Planı başarılı olamamıştır. Brady Planı, dış borcun anapara ve faiz ödemelerinde indirim yapılması, borçların ikincil piyasalarda satılmasını öngören borç takası ve geri ödemelerin ihracat gelirleri dikkate alınarak yapılması gibi unsurları içermiştir.
  • Borç-sermaye takası: Borç-sermaye takasında borç veren taraf borç tutarını borçlu ülkenin parasına çevirmekte ve borçlu ülkenin parasından oluşan bu tutarı borçlu ülkedeki verimli şirketlerin hisselerini alarak değerlendirmektedir. Bu durumda borçlu ülke borcunu anapara ve faiziyle birlikte ödeme yükümlülüğünden, borç veren taraf ise borcu tahsil edememe riskinden kurtulmaktadır.

Ödemeler Dengesi ve Yabancı Tasarruflar

Kapalı bir ekonomide ulusal tasarruflar (S) yatırımlara (I) eşittir: I = S

Açık bir ekonomide ise ulusal tasarruflar yatırımlara eşit olmak zorunda değildir. Yatırımların finansmanında yabancı tasarruflar da kullanılabilir. Cari İşlemler Hesabı’ndaki açık ulusal tasarruflar ile yatırımlar arasındaki farktır:

CA = S-I

Yedinci üniteden hatırlanacağı ve Tablo 8.1’den de görüleceği gibi Cari İşlemler Hesabı malların ve hizmetlerin ihracatından ve ithalatından, yatırım gelirlerinden, borç-servis ödemelerinden ve özel ve kamu net transferlerinden oluşmaktadır. Toplam Cari İşlemler Hesabı dengesine ulaşabilmek için mal ve hizmet ihracat değerinden (A) mal ve hizmet ithalat değeri (B) çıkarılmakta bulunan değere net yatırım geliri (C) eklenmektedir. Ortaya çıkan bu toplamdan (A – B + C) günümüzde özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde yaşanan Cari İşlemler Hesabı açığının önemli bir nedeni hâline gelen borç-servis ödemeleri (D) çıkarılmakta ve net özel ve kamu transferleri (E) eklenmektedir. Sonucun (A – B + C – D + E) pozitif çıkması durumunda ülkede Cari İşlemler Hesabı fazlasından, negatif çıkması durumunda ise Cari İşlemler Hesabı açığından söz edilmektedir.

Diğer taraftan Sermaye Hesabı, çok uluslu şirketler tarafından gerçekleştirilen özel doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını, uluslararası bankalardan sağlanan ödünçleri, yabancı ülkelerden sağlanan dış borçlar ile yardımları ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan elde edilen kredileri kapsamaktadır.

Uluslararası Para Fonu: Uluslararası parasal iş birliğini güçlendirmeyi, uluslararası ticaretin genişlemesini ve dengeli büyümesini teşvik etmeyi ve böylece yüksek istihdamı ve reel gelir artışını desteklemeyi, döviz kuru istikrarını sağlayarak ülkelerin rekabetçi döviz değer kayıplarına başvurmalarını engellemeyi, uluslararası ödemeler sistemi oluşturulmasına yardımcı olmayı, ödemeler dengesi dengesizliği sorunu yaşayan ülkelere finansal destek sağlamayı amaçlayan bir uluslararası kuruluştur.

Dünya Bankası: Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası, Uluslararası Kalkınma Birliği, Uluslararası Finans Kurumu, Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı ve Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Mekanizması’ndan oluşan bir gruptur.

Rezervler Hesabı ise istatistiki hataları gösteren Net Hata ve Noksan Hesabı ile birlikte bir dengeleyici hesaptır. Cari İşlemler Hesabı ve Sermaye Hesabı’ndaki toplam ödemeler toplam kazançları geçtiğinde Rezervler Hesabı’nda azalış; tersine iki hesaptaki toplam kazançlar toplam ödemeleri geçtiğinde Rezervler Hesabı’nda artış meydana gelir. Bilindiği gibi bir ülkenin rezervleri; yabancı ülke paralarından, altın, gümüş gibi değerli madenlerden, IMF nezdindeki rezerv pozisyonundan ve özel çekme hakları (SDR)’ndan oluşmaktadır.

Cari İşlemler Hesabı ile birlikte Sermaye Hesabı da açık veren ülkeler için oluşan ödemeler dengesi açığını kapatmak üzere birçok politika seçeneği mevcuttur. Politika seçeneklerinden ilki, ülkenin Cari İşlemler Hesabı’ndaki açığı kapatmak üzere ithalatını kısıtlaması ve ihracatını teşvik etmesidir. Ancak günümüz koşullarında bu önlemlere başvurmak pek mümkün değildir. Bilindiği gibi günümüzde uluslararası ticaret, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları ile düzenlenmiştir. DTÖ, ödemeler dengesi sorunları yaşayan ülkelerin geçici süreyle dış ticaretlerini kısıtlamalarına izin vermektedir. Ancak ilgili kısıtlamaların ithalat kotalarıyla değil, ithalat tarifeleri ile yapılması ve geçici süreyle uygulanması gerekmektedir. İthalatı kısıtlayıp ihracatı teşvik etmek isteyen ülkeler devalüasyon a da başvurabilirler.

Sermaye Hesabı açığının kapatılması için de doğrudan yabancı yatırımlar teşvik edilebilir, yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmek için yüksek faiz politikası uygulanabilir, yabancı ticari bankalardan borç alınabilir veya yabancı ülke hükümetlerinden mali yardım talep edilebilir. Ancak ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımlar kârlarını kendi ülkelerine transfer edecektir. Portföy yatırımcısına faiz ödemesi ve geri ödeme günü geldiğinde anapara ödemesi yapılacaktır.

Cari İşlemler Hesabı açığı ile Sermaye Hesabı açığının kapatılması için son politika alternatifi ise rezervlerin artırılmasıdır.

Sonuç itibariyle, ödemeler dengesi açığı yaşayan az gelişmiş ülkeler için en uygun politika seçeneğinin ülkeye giren yabancı sermayeyi artırmaya çalışmak veya dış borçlanma yoluna gitmek olduğu anlaşılmaktadır. Kısa dönemde ülkeye giren yabancı sermayeyi artırmak çok kolay olmadığından, geriye sadece dış borçlanma alternatifi kalmaktadır.

Yabancı Tasarruf Kaynakları

Yabancı tasarruf kaynaklarını doğrudan yabancı yatırımlar, dış borçlar, hibeler ve dış yardımlar başlıkları altında inceleyebiliriz:

Doğrudan Yabancı Yatırımlar

IMF’nin tanımlamasına göre doğrudan yabancı yatırım, bir ekonomide yerleşik bir işletmenin başka bir ülkede uzun süreli bir ilişki kurmak amacıyla yaptığı uluslararası yatırımdır. Uzun süreli ilişki işletmenin yönetiminde doğrudan yatırımcının yeterli derecede etkisini ifade etmektedir. İşletmenin yönetiminde %10 veya daha fazla hissenin mülkiyeti veya buna eş değerde oy hakkına sahip olunması yeterli derecede etkiye karşılık gelmektedir.

Doğrudan Yabancı Yatırımların Potansiyel Yararları

  • Çıktı düzeyinde artış,
  • Ücret artışı,
  • İstihdam artışı,
  • İhracat artışı,
  • Vergi gelirlerinde artış,
  • Ölçek ekonomilerinin ortaya çıkışı,
  • İleri teknoloji ve ileri teknik ve yönetsel beceriler kazanılması,
  • Yerli monopol gücünün zayıflaması.

Doğrudan Yabancı Yatırımların Potansiyel Sakıncaları

  • Ev sahibi ülkenin dış ticaret hadlerinin kötüleşmesi; 2 koşula bağlıdır:
    1. yatırımın ihraç malları üreten bir endüstriye yapılmış olması.
    2. Ev sahibi ülkenin ilgili malın ihracatında büyük ülke olmasıdır.
  • Ulusal tasarruflarda azalış
  • Ödemeler dengesinde ve döviz kurunda istikrarsızlık
  • Ulusal politikalar üzerindeki kontrolün yitirilmesi
  • İşsizlikte artış
  • Yeni monopol gücünün ortaya çıkması
  • İş gücünün eğitilmesine ve yeni beceriler kazanmasına yeterli önem verilmemesi.

Dış Borçlar

Dış borçlar veya diğer bir ifade ile dış krediler hükûmetlerin, özel firmaların ve bankaların ülke dışından sağladıkları döviz cinsinden kredileri ifade etmektedir. Dış borçları vadelerine, kullanım amaçlarına ve koşullarına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:

  • Kısa ve orta vadeli krediler
  • Uzun vadeli krediler
  • Çok taraflı krediler
  • Proje ve program kredileri
  • Bağlı ve serbest krediler: Bağlı kredilerde krediyi veren taraf, kredinin kullanımını belirli ülkeler veya mallar ile sınırlayabilmektedir.

Hibeler ve Dış Yardımlar

Hibeler, karşılıksız olarak kullanılan yabancı tasarruf kaynaklarıdır. Dış yardımlar ise kısmen veya tamamen karşılıksız olabilmektedir. Bir ülkeye gerçekleştirilen sermaye girişi, aşağıda belirtilen iki koşulu sağladığı takdirde dış yardım olarak kabul edilmektedir. Bu koşullar:

  1. Finansör ülke finansman sağlarken ticari kaygı taşımamalıdır.
  2. Sağlanan finansmanın faizi diğer finansman kaynaklarına göre daha düşük tutulmalı ve anapara geri ödemesi daha uzun vadeye yayılmış olmalıdır.

Dış Borç Sorunları ve Olası Çözüm Yolları

Dış borçlar, pek çok ülke için önemli yabancı tasarruf kaynakları olmalarına karşın, iyi yönetilmedikleri takdirde çok maliyetli olabilmektedir. Dış borçlar ile ilgili en önemli maliyet unsuru borç servisi dir. Genel bir ifadeyle borç servisi, yabancı sermayenin yıllık faiz, kâr ve anapara ödemeleridir. Borç servisi ödemeleri dövizle yapılmaktadır.

Ülkelerin dış borçlarını ödeme kapasiteleri genellikle borç-servis oranı ile belirlenmektedir. Borç-servis oranı, yıllık borç servisi ödemelerinin yıllık ihracat gelirlerine oranlanmasıyla elde edilmektedir. Bu oran, dış borç ödeme gücünün önemli bir göstergesi olmakla birlikte tek başına fazla bir anlam ifade etmeyebilir. Çünkü borç servisi için ihracat gelirlerinin büyüklüğü kadar borçların bileşimi, rezervler ve acil durumlarda elde edilebilecek dış kaynaklar da önem taşımaktadır.

Dünya Ekonomisinin Dış Borç Krizi Deneyimleri

Ülkelerin dış borçlarını ödeyememeleri ile ortaya çıkan dış borç krizi sadece borçlu ülke ile borç veren ülkenin değil, dünya ekonomisinin de bir sorunudur.

Dünya ekonomisi 1980’li yılların başlarında büyük bir borç kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Krize yol açan dış borçlanma süreci 1960’lı yılların sonlarında başlamış ve 1982 yılının Ağustos ayında Meksika’nın Merkez Bankasındaki rezervlerinin tükenmesi nedeniyle ABD bankalarına olan borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmesiyle sona ermiştir. Dış borç krizini 1981-1983 yılları arasında dünya ekonomisinde yaşanan resesyon tetiklemiştir. Tıpkı 1930’lardaki Büyük Buhran döneminde olduğu gibi, 1980’li yılların başlarında yaşanan resesyon da gelişmekte olan ülkelerin dış borçlarını ödemelerini zorlaştırmıştır.

Resesyon: Toplam çıktıda, gelirde, istihdamda ve ticarette önemli azalmaların olduğu, genellikle altı ay veya bir yıl süren ve ekonominin birçok sektöründeki daralmalarla kendini gösteren bir dönemdir.

Dış Borç Sorunlarının Nedenleri

  • Petrol fiyatlarındaki artış
  • Gelişmiş ülkelerde 1970’li yıllarda başlayan ve 1980’li yılların ortalarına kadar süren resesyon
  • Reel faiz oranları (Reel faiz oranı: Nominal faiz oranından beklenen enflasyon oranı çıkarılarak hesaplanır.)
  • İlksel malların fiyatlarındaki düşüş (İlksel mallar; bir malın üretiminde kullanılan işlenmemiş veya yarı işlenmiş gıda maddeleri, tarımsal hammaddeler ve madenlerdir.)
  • Gelişmekte olan ülkelerde uygulanan yanlış ekonomi programları
  • Gelişmekte olan ülkelerden yerleşik sermaye çıkışı
  • Gelişmiş ülke ticari bankalarının borç verme arzusu

Dış Borç Sorunlarının Olası Çözüm Yolları

Borçlu ülkeler açısından dış borç sorunlarını değerlendirirken likidite sorunu ile ödeme sorunu kavramlarını birbirinden ayırmak gerekmektedir.

Likidite sorunu , Ödeme gücüne sahip olduğu hâlde kısa vadede borç servisi ödemelerini gerçekleştirecek finansal varlığı bulunmayan borçlu ülkenin likidite sorunu vardır.

Ödeme sorunu: Borçlu ülkenin dış borçlarını geri ödeyecek kaynakları yaratacak ekonomik gücünün kalmaması durumunu ifade etmektedir. Günümüzde dış borç sorunlarının olası çözüm yolları;

  • Gelişmekte olan ülkelerde uygulanan ekonomi programlarının değiştirilmesi: Gelişmekte olan ülkeler dış borç ödeme kapasitelerini güçlendirmek için ekonomi programlarında değişikliklere gidebilir. Bu çözüm yolu dış borç sorununu likidite sorunu olarak kabul etmektedir.
  • Borçların yeni bir takvime bağlanması: Genellikle borç veren ülkeler IMF ile görüşerek borçların yeni bir takvime bağlanmasını borçlu ülkenin sıkı bir istikrar programı uygulaması koşuluna bağlayabilmektedir.
  • Borçların hafifletilmesi: Dış borçların hafifletilmesi ile ilgili olarak geçmişte iki plan uygulanmıştır. Bunlar Baker Planı ve Brady Planı’dır. Baker Planı, bankalar tarafından borçlu ülkelere daha fazla kredi verilmesi ve mevcut kredilerin vadelerinin uzatılarak yeniden yapılandırılması esaslarına dayanıyordu. Baker Planı başarılı olamamıştır. Brady Planı, dış borcun anapara ve faiz ödemelerinde indirim yapılması, borçların ikincil piyasalarda satılmasını öngören borç takası ve geri ödemelerin ihracat gelirleri dikkate alınarak yapılması gibi unsurları içermiştir.
  • Borç-sermaye takası: Borç-sermaye takasında borç veren taraf borç tutarını borçlu ülkenin parasına çevirmekte ve borçlu ülkenin parasından oluşan bu tutarı borçlu ülkedeki verimli şirketlerin hisselerini alarak değerlendirmektedir. Bu durumda borçlu ülke borcunu anapara ve faiziyle birlikte ödeme yükümlülüğünden, borç veren taraf ise borcu tahsil edememe riskinden kurtulmaktadır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!