Uluslararası İktisat Dersi 2. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası İktisat Dersi 2. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisi

Giriş

David Ricardo’nun Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisine yöneltilen eleştirilerden biri, teoride ülkeler arasındaki emek verimliliği farklarının nedenlerinin ortaya konulamamasıydı. Bir mal, aynı miktarda emek harcandığında, iki ülkede farklı miktarlarda üretilmekteydi. Bunun nedeni olarak, iki ülke arasındaki emek verimliliğindeki farklılıklar gösterilmekteydi. Ancak teoride ülkeler arasında emek verimliliğinin neden farklı olduğu açıklanamamıştı.

İsveçli iktisatçı Eli F. Heckscherdir. Heckschere göre, bu farklılığın nedeni ülkelerin nispi (göreceli) faktör zenginlikleridir. Heckscher, 1919 yılında yazdığı Faktör Oranları Teorisi (Factor Proportions Theory) adlı makalesinde bunu ilk defa dile getirmiştir. Bu makale, İsveççe olduğu için 1933 yılına kadar fazla okunamamış ve ne anlatılmak istendiği bilim çevrelerine anlatılamamıştır. Daha sonra, 1933 yılında yine başka bir İsveçli iktisatçı ve Heckscher’in öğrencisi olan Bertil Ohlin bir kitap yazmış, kitabında Heckscher’in makalesini İngilizceye çevirmiş ve yayınlamıştır. Ayrıca Heckscher’in makalesinde ortaya koyduğu teori ile ne anlatılmak istendiğini yeniden yorumlamıştır. Bertil Ohlin, Heckscher’in Faktör Oranları Teorisi’ndeki görüşlerine daha net açıklık getirmiş ve Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi’ne değişik bir yorum getiren ve onun ayrılmaz bir parçası olan Faktör Donatımı Teorisi’ni ekonomi bilimine kazandırmıştır. İşte bu iki iktisatçının soyadından dolayı bu teoriye Heckscher-Ohlin (H-O) Teorisi denir.

Faktör Oranları Teorisi, dört alt teoriden oluşmaktadır. Bunlar;

  • Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisi (Heckscher-Ohlin)
  • Faktör Fiyatları Eşitliği Teoremi (Heckscher-Ohlin)
  • Gelir Dağılımı Teoremi (Stolper-Samuelson)
  • Rybczynski Teoremidir

Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisi’nin Varsayımları

Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisinin dayandığı basitleştirici varsayımların çoğu klasik dış ticaret teorilerinin varsayımları ile aynıdır. Bunlara ek olarak Faktör Oranları ya da Faktör Donatımı Teorisinde yapılan varsayımlar ise şunlardır:

  • Sadece iki üretim faktörü vardır. Bunlardan biri emek, diğeri sermayedir.
  • Ülkeler faktör zenginlikleri bakımından birbirlerinden farklıdırlar. İki ülkeli modelde ülkelerden biri emek, diğeri ise sermaye bakımından zengin ülkelerdir.
  • Mallar faktör yoğunlukları bakımından birbirlerinden farklıdır. Ele alınan iki maldan biri emek-yoğun, diğeri ise sermaye-yoğun tekniklerle üretilir.
  • Bir malın üretim teknolojisi standarttır. Yani bir mal her iki ülkede de aynı üretim fonksiyonu ile üretilmektedir.
  • Üretimde ölçeğe göre sabit verimler (getiri) geçerlidir.
  • Her iki ülkedeki talep şartları birbirine benzerdir. Geometrik analizlerde iki ülke için ortak ve tek bir toplumsal farksızlık eğrisi çizilmektedir.

Bu varsayımlarda dikkat edileceği üzere, klasik dış ticaret teorilerinin varsayımlarından farklı olarak iki kavram öne çıkmaktadır. Bunlar;

  • Ülkelerin faktör zenginliği ve
  • Malların faktör yoğunluğudur.

Faktör Zenginliği Kavramı

Faktör zenginliği karşılaştırmalı bir kavramdır. İki ülke birbirine göre sermaye açısından daha zengin (sermaye zengini) veya emek açısından daha zengin (emek zengini) olabilir. Örneğin, Türkiye ile Japonya karşılaştırıldığında, Türkiye emek zengini çıkabilir. Fakat Pakistan ile karşılaştırıldığında sermaye zengini çıkabilir. Bir ülke hangi üretim faktörüne bol miktarda sahipse o üretim faktörüyle üretilebilecek mallardan daha fazla üretebilecek demektir. Örneğin, Japonya sermaye faktörüne bol miktarda sahipse sermaye yoğun olarak üretilen televizyonu daha fazla üretir. Türkiye emek faktörüne daha çok sahipse emek yoğun olarak üretilen tekstil ürünlerini daha fazla üretir. Bu durum, ülkelerin dönüşüm eğrilerinin şekline yansır. Ülke, faktör zenginliğinden dolayı hangi malı daha fazla üretebiliyorsa o eksende dönüşüm eğrisi daha uzun olacaktır.

Faktör zenginliği kavramı üç ayrı şekilde tanımlanmıştır.Bunlar;

  • Faktör miktarı tanımı,
  • Fiyat tanımı,
  • Kullanım tanımıdır.

Faktör Miktarı Tanımı

Bu tanımlama, ilk defa Leontief tarafından yapılmıştır. Miktar tanımına göre, iki ülkedeki üretim faktörlerinin miktarları fiziksel olarak sayılır ve birbirine oranlanır. Daha sonra iki ülke arasında bu oranlar karşılaştırılır. Buna göre de karşılaştırmalı olarak hangi ülkenin, hangi üretim faktörüne daha çok sahip olduğu tespit edilir.

Faktör miktarını bu şekilde tanımlamanın birtakım zorlukları olabilir. Üretim faktörlerini bir ülkede fiziksel olarak sayabilmek güçlü bir istatistik ve bilgi işlem altyapısını gerektirir. Aynı zamanda uzun sürebilecek ve zahmetli bir yöntemdir. Çalışmalar kesin bir sonuç vermeyebilir. Üretim faktörleri homojen olursa bu sayım daha kolay yapılır. Gerçek hayattaki gibi homojen olmadığı durumlarda, fiziksel bir sayıyı ortaya koymak zor olabilir.

Faktör Fiyatı Tanımı

Bu tanımlama Heckscher ve Ohlin tarafından yapılmıştır. Fiyat tanımlamasına göre her iki ülkede, üretim faktörlerinin fiyatları ele alınır. Bu fiyatlar birbirine oranlanarak iki ülke için ayrı ayrı katsayılar bulunur. Bulunan katsayıların karşılaştırılması sonucu, ülkelerden hangisinin emek, hangisinin sermaye zengini olduğu tespit edilir. Burada, piyasa mekanizması mantığından ve kıtlık kanunundan yola çıkılmıştır. Eğer bir ülkede bir üretim faktörü bol miktarda ise fiyatı düşük, kıt miktarda ise fiyatı yüksek olacaktır. Gerçek hayatta, emeğin bol olduğu ülkelerde ücretler düşük, sermayenin bol olduğu ülkelerde de rantlar düşüktür.

Faktör Kullanımı Tanımı

Bu tanımlama, Lancester tarafından yapılmıştır. Kullanım tanımında ise bir ülke hangi üretim faktörünü ihracata yönelik mal üreten sektörde kullanıyorsa o faktör bol miktarda sahip olunan faktördür. İthal ikamesi sektöründe yoğun olarak kullanılan faktör ise kıt olan faktördür. Bu tanımlamada, ihraç ve ithal ikamesi sektörlerindeki faktör yoğunluğunun hesaplanması gerekmektedir.

Sonuç olarak, her üç tanımlamada da benzer sonuçlara ulaşılmakta, yani ülkelerin faktör zenginlikleri belirlenmektedir. Aradaki fark sadece kullanışlılıkla ilgilidir. Heckscher-Ohlin Teorisinde fiyat tanımlaması kullanılmıştır.

Faktör Yoğunluğu Kavramı

Mikro iktisatta üretici dengesi analizleri bir firmanın ürettiği bir malda nasıl dengeye geldiğini açıklar. Aynı uygulama, ülkeler açısından da geliştirilebilir. H-O Teorisi’nin varsayımlarına göre, iki ülkeli ve iki mallı bir modelde, ele alınan malların faktör yoğunlukları birbirinden farklı olmalıdır.

Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisi’nin Açıklanması

Teori, ülkeler arasında aynı mallar için üretim fonksiyonlarının aynı olduğunu kabul etmektedir. Ülkelerin dış ticaret yapmalarının nedenini de zevkler ve teknoloji düzeyi veri iken ülkelerin sahip oldukları nispi faktör zenginlikleri olduğunu ileri sürmektedir. Diğer bir ifade ile bir ülke hangi üretim faktörüne bol miktarda sahipse o üretim faktörünü yoğun olarak kullanan üretim dallarında uzmanlaşır ve karşılaştırmalı üstünlük elde eder, onları daha ucuza üretir ve ihraç eder. Eğer bir üretim faktörüne kıt olarak sahip ise bu üretim faktörüyle üretilebilecek malları ithal eder.

Faktör Fiyatları Eşitliği Teoremi

H-O Teorisi’nin sonuçlarından bir tanesi, karşılaştırmalı üstünlüklere dayalı bir dış ticaretin ülkeler arasında faktör fiyatlarını birbirine eşitleyeceğidir. Klasik dış ticaret teorilerinin standart varsayımlarından bir tanesi, emeğin ülke içinde tam hareketli, ülkeler arasında ise tam hareketsiz olduğudur. Bu varsayıma rağmen, dış ticaret sayesinde faktör fiyatları birbirine eşitlenecektir.

Bilindiği gibi, ülkeler arasında serbest faktör hareketliliği olsa, zaten faktör fiyatları birbirine eşit olacaktır. Bu durumda faktör arzında değişmeler olacaktır ve faktör fiyatları eşitlenecektir Ama bu durum üretim faktörlerinin ülkeler arasında tam hareketli olduğu durumda gerçekleşir. Klasik dış ticaret teorilerinde ve H-O Teorisi’nde varsayıldığı gibi ülkeler arasında faktör hareketliliği sıfır, ülke içinde ise sonsuzdur. Böyle bir durumda, eğer iki ülke arasında serbest ticaret yapılırsa bu sayede faktör fiyatları yine birbirine eşitlenecektir.

Gerçek hayatta, ülkeler arasında faktör fiyatlarında farklılıklar vardır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Birincisi, ülkeler arasında tam serbest ticaret yoktur. Ülkeler ithalatlarını tarifeler, kotalar, ithal yasakları vb. dış ticaret politikası araçlarıyla korumaktadırlar. İkincisi, sendikaların güçlü oldukları ülkelerde özellikle ücretlerin düşmesine karşı koymalarıdır. Özellikle gelişmiş ülkelerde sendikalar daha güçlüdür ve ücret düşüşlerini engellemektedirler. Üçüncüsü ise hükümetlerin farklı ücret ve faiz politikaları uygulamalarıdır. Bazı ülkelerde ücretlerin bütçedeki yükünü azaltmak veya enflasyonla mücadele edebilmek için düşük ücret, yüksek faiz politikası izlenmektedir.

Stolper-Samuelson Gelir Dağılımı Teoremi

Stolper-Samuelson Gelir Dağılımı Teoremi, Wolfgang F. Stolper ve Paul A. Samuelson tarafından 1941-1948 yıllarında ortaya atılmıştır. Teoreme göre, serbest dış ticaret ülkede bol olan üretim faktörünün gelirini yükseltirken, kıt olan üretim faktörünün gelirini düşürür. Diğer bir ifadeyle serbest ticaret ihraç mallarında yoğun olarak kullanılan ve ülkenin bol olarak sahip olduğu faktörün millî gelir içindeki payını arttırırken, ithalata rakip üretim dallarında kullanılan kıt faktörün millî gelir içindeki payını azaltır. Kıt faktörün gelirinde meydana gelen düşüş, mutlaka o ülkenin refahında bir azalma yaratmayabilir. Çünkü bol olan üretim faktörünün sağlayacağı kazanç, kıt olan faktörün uğradığı kayıptan daha fazla olacağı için toplum açısından refah seviyesinde bir azalma olmaz.

Serbest ticaret, ülke içinde bol olan ve ihraç endüstrilerinde yoğun olarak kullanılan üretim faktörü sahiplerinin lehinedir. Çünkü ülke dış ticarete açıldıktan sonra, kendisinin zengin olarak sahip olduğu üretim faktörünü yoğun olarak kullanan üretim dallarında uzmanlaşacaktır. Serbest ticaretin tam tersi korumacılıktır. Dış ticarete konulan ithalat yasakları, ithalat ve ihracat kotaları, gümrük tarifeleri vb. kısıtlamalar korumacılığın araçlarıdır. Korumacılık yapılması ülkede bol olan faktörün aleyhine, kıt olan faktörün lehinedir. Çünkü ithal mallarına gümrük vergisi konulduğunda, ithal mallarının iç piyasadaki satış fiyatları gümrük tarifesi kadar yükselir.

Kazanılan yönüyle millî gelir basit olarak şu formülle hesaplanır:

Millî gelir (MG) = Ücret (Ü) + Faiz (F) + Rant (R) + Kâr (K)

Eğer bir ülkede emek zengin olarak sahip olunan faktör ise serbest ticaret toplam ücretleri artıracaktır (AÜ). Diğer taraftan, kıt olan sermaye faktörü ile yapılan ithalata rakip üretim azalacağı için toplam rantlar azalacaktır (AR).

MG = Ü + F + R + K + AÜ – AR

AÜ > AR olduğu için milli gelir artacaktır.

Serbest ticaret ülkede nispeten bol olan üretim faktörünün istihdam düzeyini artıracağı için, onun gelirini de artırır. Bol olan faktörün daha fazla istihdam edilmesi millî geliri, dolayısıyla refahı da artıracaktır. Kıt olan faktörün istihdam düzeyi ise azalacak, kıt faktör sahiplerinin geliri ve millî gelir düzeyi de azalacaktır. Ancak, bol faktörün millî gelirde sağladığı artış, kıt faktörün neden olduğu kayıptan daha büyük olacağı için sonuçta toplumun refahı artacaktır. Millî gelir artışı, gelir dağılımından zarar gören kesimlerin kayıplarını fazlasıyla karşılar. Korumacılık ise tam tersi etkiler gösterecektir.

Emeğin kıt olarak bulunduğu bir toplumda, serbest dış ticaret emek gelirlerinin düşmesine neden olur. Eğer bu ülkede işçi sendikaları güçlü ise sendikalar serbest dış ticarete karşı çıkar. Serbest dış ticaret politikası izlenmesi ülkede bol olan faktörün, koruyucu politikalar ise kıt olan faktörün lehine sonuçlar yaratır.

Rybczynski Teoremi

Rybczynski Teoremi, 1955 yılında T.M. Rybczynski tarafından ortaya atılmıştır. Dayandığı varsayımlar şunlardır:

  • Bir ülkede iki üretim sektörü bulunmakta ve her sektör doğrusal homojen üretim fonksiyonuna göre üretim yapmaktadır.
  • Üretimde, malların faktör yoğunlukları farklıdır.
  • Her iki üretim faktörü de tam olarak kullanılmaktadır, yani ekonomi tam istihdam düzeyinde dengededir.
  • Ele alınan ülke küçük bir ülkedir. Dış ticaret hadleri ekonomik büyümeden etkilenmemektedir.

Teoreme göre, emek ve sermaye faktörlerinden birinin arzı artarken diğerinin arzı sabit kalıyorsa arzı artan faktörü yoğun olarak kullanan üretim dallarında üretim mutlak olarak artar, arzı sabit kalan üretim faktörünün kullanıldığı üretim dalında ise üretim azalır.

Heckscher-Ohlin Teorisi’nin Eksiklikleri

H-O Teorisi, iktisatçılar tarafından kabul görmüş ve uygulaması çeşitli ülkelerde yapılmış bir teoridir. Çünkü

  • Mantık yapısı tutarlıdır.
  • Geometrik ve analitik yöntemlerin uygulanmasına uygundur.
  • Ülkelerin faktör zenginlikleri ve malların faktör yoğunlukları gibi gerekli veriler kolaylıkla bulunabilmektedir.
  • Dış ticaretin ekonomi üzerindeki birçok etkisi bu teoriyle açıklanabilmektedir.

Buna karşılık, teorinin bazı eksikleri vardır. Birçok eksiği de teorinin varsayımlarından kaynaklanmaktadır. H-O Teorisinin eksikleri şunlardır:

  • İki ülkeli, iki mallı ve iki faktörlü analiz gerçek hayattaki durumu yansıtmamaktadır.
  • Gerçek hayatta, ne mal piyasasında ne de faktör piyasasında tam rekabet piyasası şartları yoktur. Genellikle piyasalar aksak rekabet şartlarında işlemektedir.
  • Üretim faktörlerinin ülke içinde tam hareketli, ülkeler arasında ise tam hareketsiz olması söz konusu değildir. Ülke içerisinde bir bölgeden diğer bir bölgeye veya bir sektörden diğer bir sektöre faktör aktarımının önünde ciddi engeller vardır.
  • İki ülkedeki üretim faktörleri homojen değildir. Üretim faktörleri homojen olmadığı için ticaret imkânları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu faktörlerin sayılması da çok zordur.
  • Üretimde sabit maliyet şartları geçerli değildir. Çünkü ülkeler ticaret yaptıkça ve ihraç malının üretimini artırdıkça ölçek ekonomileri ortaya çıkabilecek ve maliyetler azalabilecektir. Bu durumda karşılaştırmalı üstünlüklerin yönü değişebilecektir.
  • Bir malın iki ülkede de üretim tekniğinin aynı olduğu varsayılmıştır. Oysa gerçek hayatta üretim teknolojisinde farklılıklar vardır. Bir ülke teknolojiyi kendi ekonomik bünyesine uydurabilmektedir. Eğer teknolojide ufak bir farklılık olursa H-O Teorisi geçersiz olur.
  • Gerçek hayatta, iki ülkenin zevk ve tercihlerinin birbirinin aynısı olma ihtimali azdır. Eğer ülkelerde bir mala duyulan ihtiyacın şiddet derecesi farklı ise veya bir malın bir ülkede kullanımı moda değilse iki ülkede de gerçek maliyetler bulunamaz ve karşılaştırılamaz.
  • Üretim faktörlerinin nispi zenginliğinin yanında, üretim faktörlerine olan talebin şiddet derecesi de onların fiyatında etkili olacaktır. HeckscherOhlin, fiyat tanımlamasına göre faktör zenginliklerini tespit etmiş ve analizlerini yapmıştır. Eğer, bir ülkede emek bol olmasına rağmen, ona olan talep de çok fazla ise bu faktörün fiyatı yüksek çıkacaktır. Bu durumda, faktör fiyatları gerçek faktör zenginliklerini yansıtmayacaktır.
  • Heckscher-Ohlin Teorisine göre, ülkede dış ticaret yapıldıkça ülke bir malda uzmanlaşacaktır. Bu malın üretimi için yoğun olarak kullanılan üretim faktörüne talep artacaktır. Dolayısıyla o faktörün fiyatı da artacaktır. Kıt faktörün fiyatı ise azalacaktır. Maliyet minimizasyonu gereği, üreticiler fiyatı azalan faktörü, fiyatı artan faktör yerine ikame edecektir. Bu durumda malların faktör yoğunlukları tersine dönebilir ve teori geçersiz olur.

Heckscher-Ohlin Teorisi’nin Ampirik Sonuçları

H-O Teorisinin gerçek hayata uygun olup olmadığı birçok iktisatçı tarafından genellikle kendi ülkeleri üzerinde test edilmiştir. Bu testler, 2. Dünya Savaşından sonra yapılmaya başlanmıştır. Çünkü daha önce ülkelerin faktör zenginliklerini ve malların faktör yoğunluklarını tespit edebilecek bir yöntem bilinmemektedir. 1939 yılında W.W. Leontief girdi-çıktı tabloları analizini geliştirdikten sonra, H-O Teorisi test edilebilir hale gelmiştir. Bu testlerden ilginç olanları aşağıda sıralanmıştır.

Leontief Testi

Leontief Testi, ABD’nin 1947 yılı girdi-çıktı tablolarına ve dış ticaret verilerine göre yapılmış, 1953 yılında da yayınlanmıştır. O yıllarda ABD sermaye zengini bir ülke olarak kabul ediliyordu. O halde H-O Teorisine göre, ABD’nin sermaye yoğun üretilen malların ihracatçısı, emek yoğun üretilen malların da ithalatçısı olması gerekiyordu. İşte Leontiefde bunun doğru olup olmadığını araştırmıştır.

Çalışmada, hem ihraç malları hem de ithal malları çeşitli gruplar altında toplanmıştır. Örneğin beyaz eşya bir grup, tekstil ürünleri başka bir grup vb. şeklinde ele alınmıştır. Aynı gruptaki malların aynı faktör yoğunluklarına sahip olacağı kabul edilmiştir. Böylece çalışma daha basite indirgenmiştir.

Bir grup iktisatçı H-O Teorisi’nin geçerli olduğunu, Leontief’in yapmış olduğu analizin yanlış olduğunu ileri sürmüştür. Onlara göre, Leontief’in çalışması şu yönlerden eksiktir:

  • Leontief Testi’nin yapılışı 2. Dünya Savaşının hemen sonrasına rastladığı için veriler gerçekleri yansıtmayabilir. 1947 yılı tipik bir yıl değildir. Savaşın etkileri verilere yansımış olabilir. Bu yüzden de H-O Teorisi’ne uygun sonuçlar ortaya çıkmamış olabilir.
  • İthal mallarının faktör yoğunlukları da yine ABD ekonomisinde hesaplandığı için gerçekleri yansıtmayabilir.
  • Sadece emek ve sermaye faktörleri ele alınmıştır. Oysa ABD ekonomisinde zengin doğal kaynaklara yönelik üretim de yapılmaktadır.

Tatemoto ve Ichimura Testi

H-O Teorisi, M. Tatemoto ve S. Ichimura isimli iki Japon iktisatçı tarafından 1951 yılı verilerine göre Japonya ekonomisi üzerinde de test edilmiştir. H-O Teorisi Japonya ekonomisi üzerinde test edilirken Leontief ile benzer analiz yöntemleri kullanılmıştır. Sonuçta Japonya’nın sermaye yoğun üretilen malları ihraç, emek yoğun üretilen ürünleri de ithal ettiği bulunmuştur. Bu sonuç, H-O Teorisi ile çelişkilidir. Çünkü o yıllarda Japonya tipik bir emek ülkesidir. Yani, Japonya o yıllarda sermayeye nispeten emeğin bol olduğu bir ülkedir. Dolayısıyla Japonya’nın H-O Teorisi’ne göre emek yoğun üretilen malları ihraç edip, sermaye yoğun üretilen malları ithal etmesi gerekirken, bunun aksi bir durum ortaya çıkmıştır.

Ancak Japonya’nın dış ticaretinin ülkelere göre dağılımı incelendiğinde, Japonya’nın kendisinden daha emek zengini ülkelerle ticaret yaptığı görülmüştür. Aslında Japonya o yıllarda emek yoğun ürünleri ihraç etmektedir. Ancak, ithal ettiği ürünler ihraç ettiği ürünlere göre daha emek yoğundur.

Bharadwaj Testi

R. Bharadwaj isimli Hintli iktisatçı, 1953-1954 yılı verilerine göre Hindistan ekonomisi üzerinde H-O Teorisini test etmiştir. Yaptığı analiz Leontief’inkine çok benzemektedir. Sonuçta, Hindistan’ın emek yoğun ürünleri ihraç, sermaye yoğun ürünleri ithal ettiğini bulmuştur. O yıllarda Hindistan niteliksiz emeğin üretebileceği malların ihracatçısı durumundadır. Sonuç tartışmasız olarak H-O Teorisi’ne uygundur. Bharadwaj, daha sonra beşerî sermayeyi hesaba kattığında Hindistan’ın ihracatında sermaye yoğunluğunun arttığını bulsa da, sermaye yoğunluğundaki artış genel sonucu etkilemeyecek düzeydedir.

Stolper ve Roskamp Testi

Stolper ve Roskamp, Doğu Almanya’nın 1961 yılındaki dış ticaretini test etmiştir. Doğu Almanya’nın sermaye yoğun ürünleri ihraç ettiği, emek yoğun ürünleri ise ithal ettiği sonucunu bulmuştur. O yıllarda, Doğu Almanya Doğu Bloku’nun en sanayileşmiş ülkelerinden biridir ve ticaretinin büyük bir kısmını da yine Doğu Bloku ülkeleri ile yapmaktadır. Bulunan sonuç H-O Teorisi’ne uygundur. Bu çalışma, H-O Teorisi’nin sosyalist ekonomik sistem için de geçerli olduğunu ispatlamıştır.

H-O Teorisi, hemen hemen birçok ülke üzerinde test edilmiş, bulunan sonuçlar genellikle teoriye uygun çıkmıştır.

Giriş

David Ricardo’nun Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisine yöneltilen eleştirilerden biri, teoride ülkeler arasındaki emek verimliliği farklarının nedenlerinin ortaya konulamamasıydı. Bir mal, aynı miktarda emek harcandığında, iki ülkede farklı miktarlarda üretilmekteydi. Bunun nedeni olarak, iki ülke arasındaki emek verimliliğindeki farklılıklar gösterilmekteydi. Ancak teoride ülkeler arasında emek verimliliğinin neden farklı olduğu açıklanamamıştı.

İsveçli iktisatçı Eli F. Heckscherdir. Heckschere göre, bu farklılığın nedeni ülkelerin nispi (göreceli) faktör zenginlikleridir. Heckscher, 1919 yılında yazdığı Faktör Oranları Teorisi (Factor Proportions Theory) adlı makalesinde bunu ilk defa dile getirmiştir. Bu makale, İsveççe olduğu için 1933 yılına kadar fazla okunamamış ve ne anlatılmak istendiği bilim çevrelerine anlatılamamıştır. Daha sonra, 1933 yılında yine başka bir İsveçli iktisatçı ve Heckscher’in öğrencisi olan Bertil Ohlin bir kitap yazmış, kitabında Heckscher’in makalesini İngilizceye çevirmiş ve yayınlamıştır. Ayrıca Heckscher’in makalesinde ortaya koyduğu teori ile ne anlatılmak istendiğini yeniden yorumlamıştır. Bertil Ohlin, Heckscher’in Faktör Oranları Teorisi’ndeki görüşlerine daha net açıklık getirmiş ve Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi’ne değişik bir yorum getiren ve onun ayrılmaz bir parçası olan Faktör Donatımı Teorisi’ni ekonomi bilimine kazandırmıştır. İşte bu iki iktisatçının soyadından dolayı bu teoriye Heckscher-Ohlin (H-O) Teorisi denir.

Faktör Oranları Teorisi, dört alt teoriden oluşmaktadır. Bunlar;

  • Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisi (Heckscher-Ohlin)
  • Faktör Fiyatları Eşitliği Teoremi (Heckscher-Ohlin)
  • Gelir Dağılımı Teoremi (Stolper-Samuelson)
  • Rybczynski Teoremidir

Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisi’nin Varsayımları

Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisinin dayandığı basitleştirici varsayımların çoğu klasik dış ticaret teorilerinin varsayımları ile aynıdır. Bunlara ek olarak Faktör Oranları ya da Faktör Donatımı Teorisinde yapılan varsayımlar ise şunlardır:

  • Sadece iki üretim faktörü vardır. Bunlardan biri emek, diğeri sermayedir.
  • Ülkeler faktör zenginlikleri bakımından birbirlerinden farklıdırlar. İki ülkeli modelde ülkelerden biri emek, diğeri ise sermaye bakımından zengin ülkelerdir.
  • Mallar faktör yoğunlukları bakımından birbirlerinden farklıdır. Ele alınan iki maldan biri emek-yoğun, diğeri ise sermaye-yoğun tekniklerle üretilir.
  • Bir malın üretim teknolojisi standarttır. Yani bir mal her iki ülkede de aynı üretim fonksiyonu ile üretilmektedir.
  • Üretimde ölçeğe göre sabit verimler (getiri) geçerlidir.
  • Her iki ülkedeki talep şartları birbirine benzerdir. Geometrik analizlerde iki ülke için ortak ve tek bir toplumsal farksızlık eğrisi çizilmektedir.

Bu varsayımlarda dikkat edileceği üzere, klasik dış ticaret teorilerinin varsayımlarından farklı olarak iki kavram öne çıkmaktadır. Bunlar;

  • Ülkelerin faktör zenginliği ve
  • Malların faktör yoğunluğudur.

Faktör Zenginliği Kavramı

Faktör zenginliği karşılaştırmalı bir kavramdır. İki ülke birbirine göre sermaye açısından daha zengin (sermaye zengini) veya emek açısından daha zengin (emek zengini) olabilir. Örneğin, Türkiye ile Japonya karşılaştırıldığında, Türkiye emek zengini çıkabilir. Fakat Pakistan ile karşılaştırıldığında sermaye zengini çıkabilir. Bir ülke hangi üretim faktörüne bol miktarda sahipse o üretim faktörüyle üretilebilecek mallardan daha fazla üretebilecek demektir. Örneğin, Japonya sermaye faktörüne bol miktarda sahipse sermaye yoğun olarak üretilen televizyonu daha fazla üretir. Türkiye emek faktörüne daha çok sahipse emek yoğun olarak üretilen tekstil ürünlerini daha fazla üretir. Bu durum, ülkelerin dönüşüm eğrilerinin şekline yansır. Ülke, faktör zenginliğinden dolayı hangi malı daha fazla üretebiliyorsa o eksende dönüşüm eğrisi daha uzun olacaktır.

Faktör zenginliği kavramı üç ayrı şekilde tanımlanmıştır.Bunlar;

  • Faktör miktarı tanımı,
  • Fiyat tanımı,
  • Kullanım tanımıdır.

Faktör Miktarı Tanımı

Bu tanımlama, ilk defa Leontief tarafından yapılmıştır. Miktar tanımına göre, iki ülkedeki üretim faktörlerinin miktarları fiziksel olarak sayılır ve birbirine oranlanır. Daha sonra iki ülke arasında bu oranlar karşılaştırılır. Buna göre de karşılaştırmalı olarak hangi ülkenin, hangi üretim faktörüne daha çok sahip olduğu tespit edilir.

Faktör miktarını bu şekilde tanımlamanın birtakım zorlukları olabilir. Üretim faktörlerini bir ülkede fiziksel olarak sayabilmek güçlü bir istatistik ve bilgi işlem altyapısını gerektirir. Aynı zamanda uzun sürebilecek ve zahmetli bir yöntemdir. Çalışmalar kesin bir sonuç vermeyebilir. Üretim faktörleri homojen olursa bu sayım daha kolay yapılır. Gerçek hayattaki gibi homojen olmadığı durumlarda, fiziksel bir sayıyı ortaya koymak zor olabilir.

Faktör Fiyatı Tanımı

Bu tanımlama Heckscher ve Ohlin tarafından yapılmıştır. Fiyat tanımlamasına göre her iki ülkede, üretim faktörlerinin fiyatları ele alınır. Bu fiyatlar birbirine oranlanarak iki ülke için ayrı ayrı katsayılar bulunur. Bulunan katsayıların karşılaştırılması sonucu, ülkelerden hangisinin emek, hangisinin sermaye zengini olduğu tespit edilir. Burada, piyasa mekanizması mantığından ve kıtlık kanunundan yola çıkılmıştır. Eğer bir ülkede bir üretim faktörü bol miktarda ise fiyatı düşük, kıt miktarda ise fiyatı yüksek olacaktır. Gerçek hayatta, emeğin bol olduğu ülkelerde ücretler düşük, sermayenin bol olduğu ülkelerde de rantlar düşüktür.

Faktör Kullanımı Tanımı

Bu tanımlama, Lancester tarafından yapılmıştır. Kullanım tanımında ise bir ülke hangi üretim faktörünü ihracata yönelik mal üreten sektörde kullanıyorsa o faktör bol miktarda sahip olunan faktördür. İthal ikamesi sektöründe yoğun olarak kullanılan faktör ise kıt olan faktördür. Bu tanımlamada, ihraç ve ithal ikamesi sektörlerindeki faktör yoğunluğunun hesaplanması gerekmektedir.

Sonuç olarak, her üç tanımlamada da benzer sonuçlara ulaşılmakta, yani ülkelerin faktör zenginlikleri belirlenmektedir. Aradaki fark sadece kullanışlılıkla ilgilidir. Heckscher-Ohlin Teorisinde fiyat tanımlaması kullanılmıştır.

Faktör Yoğunluğu Kavramı

Mikro iktisatta üretici dengesi analizleri bir firmanın ürettiği bir malda nasıl dengeye geldiğini açıklar. Aynı uygulama, ülkeler açısından da geliştirilebilir. H-O Teorisi’nin varsayımlarına göre, iki ülkeli ve iki mallı bir modelde, ele alınan malların faktör yoğunlukları birbirinden farklı olmalıdır.

Heckscher-Ohlin (Faktör Donatımı) Teorisi’nin Açıklanması

Teori, ülkeler arasında aynı mallar için üretim fonksiyonlarının aynı olduğunu kabul etmektedir. Ülkelerin dış ticaret yapmalarının nedenini de zevkler ve teknoloji düzeyi veri iken ülkelerin sahip oldukları nispi faktör zenginlikleri olduğunu ileri sürmektedir. Diğer bir ifade ile bir ülke hangi üretim faktörüne bol miktarda sahipse o üretim faktörünü yoğun olarak kullanan üretim dallarında uzmanlaşır ve karşılaştırmalı üstünlük elde eder, onları daha ucuza üretir ve ihraç eder. Eğer bir üretim faktörüne kıt olarak sahip ise bu üretim faktörüyle üretilebilecek malları ithal eder.

Faktör Fiyatları Eşitliği Teoremi

H-O Teorisi’nin sonuçlarından bir tanesi, karşılaştırmalı üstünlüklere dayalı bir dış ticaretin ülkeler arasında faktör fiyatlarını birbirine eşitleyeceğidir. Klasik dış ticaret teorilerinin standart varsayımlarından bir tanesi, emeğin ülke içinde tam hareketli, ülkeler arasında ise tam hareketsiz olduğudur. Bu varsayıma rağmen, dış ticaret sayesinde faktör fiyatları birbirine eşitlenecektir.

Bilindiği gibi, ülkeler arasında serbest faktör hareketliliği olsa, zaten faktör fiyatları birbirine eşit olacaktır. Bu durumda faktör arzında değişmeler olacaktır ve faktör fiyatları eşitlenecektir Ama bu durum üretim faktörlerinin ülkeler arasında tam hareketli olduğu durumda gerçekleşir. Klasik dış ticaret teorilerinde ve H-O Teorisi’nde varsayıldığı gibi ülkeler arasında faktör hareketliliği sıfır, ülke içinde ise sonsuzdur. Böyle bir durumda, eğer iki ülke arasında serbest ticaret yapılırsa bu sayede faktör fiyatları yine birbirine eşitlenecektir.

Gerçek hayatta, ülkeler arasında faktör fiyatlarında farklılıklar vardır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Birincisi, ülkeler arasında tam serbest ticaret yoktur. Ülkeler ithalatlarını tarifeler, kotalar, ithal yasakları vb. dış ticaret politikası araçlarıyla korumaktadırlar. İkincisi, sendikaların güçlü oldukları ülkelerde özellikle ücretlerin düşmesine karşı koymalarıdır. Özellikle gelişmiş ülkelerde sendikalar daha güçlüdür ve ücret düşüşlerini engellemektedirler. Üçüncüsü ise hükümetlerin farklı ücret ve faiz politikaları uygulamalarıdır. Bazı ülkelerde ücretlerin bütçedeki yükünü azaltmak veya enflasyonla mücadele edebilmek için düşük ücret, yüksek faiz politikası izlenmektedir.

Stolper-Samuelson Gelir Dağılımı Teoremi

Stolper-Samuelson Gelir Dağılımı Teoremi, Wolfgang F. Stolper ve Paul A. Samuelson tarafından 1941-1948 yıllarında ortaya atılmıştır. Teoreme göre, serbest dış ticaret ülkede bol olan üretim faktörünün gelirini yükseltirken, kıt olan üretim faktörünün gelirini düşürür. Diğer bir ifadeyle serbest ticaret ihraç mallarında yoğun olarak kullanılan ve ülkenin bol olarak sahip olduğu faktörün millî gelir içindeki payını arttırırken, ithalata rakip üretim dallarında kullanılan kıt faktörün millî gelir içindeki payını azaltır. Kıt faktörün gelirinde meydana gelen düşüş, mutlaka o ülkenin refahında bir azalma yaratmayabilir. Çünkü bol olan üretim faktörünün sağlayacağı kazanç, kıt olan faktörün uğradığı kayıptan daha fazla olacağı için toplum açısından refah seviyesinde bir azalma olmaz.

Serbest ticaret, ülke içinde bol olan ve ihraç endüstrilerinde yoğun olarak kullanılan üretim faktörü sahiplerinin lehinedir. Çünkü ülke dış ticarete açıldıktan sonra, kendisinin zengin olarak sahip olduğu üretim faktörünü yoğun olarak kullanan üretim dallarında uzmanlaşacaktır. Serbest ticaretin tam tersi korumacılıktır. Dış ticarete konulan ithalat yasakları, ithalat ve ihracat kotaları, gümrük tarifeleri vb. kısıtlamalar korumacılığın araçlarıdır. Korumacılık yapılması ülkede bol olan faktörün aleyhine, kıt olan faktörün lehinedir. Çünkü ithal mallarına gümrük vergisi konulduğunda, ithal mallarının iç piyasadaki satış fiyatları gümrük tarifesi kadar yükselir.

Kazanılan yönüyle millî gelir basit olarak şu formülle hesaplanır:

Millî gelir (MG) = Ücret (Ü) + Faiz (F) + Rant (R) + Kâr (K)

Eğer bir ülkede emek zengin olarak sahip olunan faktör ise serbest ticaret toplam ücretleri artıracaktır (AÜ). Diğer taraftan, kıt olan sermaye faktörü ile yapılan ithalata rakip üretim azalacağı için toplam rantlar azalacaktır (AR).

MG = Ü + F + R + K + AÜ – AR

AÜ > AR olduğu için milli gelir artacaktır.

Serbest ticaret ülkede nispeten bol olan üretim faktörünün istihdam düzeyini artıracağı için, onun gelirini de artırır. Bol olan faktörün daha fazla istihdam edilmesi millî geliri, dolayısıyla refahı da artıracaktır. Kıt olan faktörün istihdam düzeyi ise azalacak, kıt faktör sahiplerinin geliri ve millî gelir düzeyi de azalacaktır. Ancak, bol faktörün millî gelirde sağladığı artış, kıt faktörün neden olduğu kayıptan daha büyük olacağı için sonuçta toplumun refahı artacaktır. Millî gelir artışı, gelir dağılımından zarar gören kesimlerin kayıplarını fazlasıyla karşılar. Korumacılık ise tam tersi etkiler gösterecektir.

Emeğin kıt olarak bulunduğu bir toplumda, serbest dış ticaret emek gelirlerinin düşmesine neden olur. Eğer bu ülkede işçi sendikaları güçlü ise sendikalar serbest dış ticarete karşı çıkar. Serbest dış ticaret politikası izlenmesi ülkede bol olan faktörün, koruyucu politikalar ise kıt olan faktörün lehine sonuçlar yaratır.

Rybczynski Teoremi

Rybczynski Teoremi, 1955 yılında T.M. Rybczynski tarafından ortaya atılmıştır. Dayandığı varsayımlar şunlardır:

  • Bir ülkede iki üretim sektörü bulunmakta ve her sektör doğrusal homojen üretim fonksiyonuna göre üretim yapmaktadır.
  • Üretimde, malların faktör yoğunlukları farklıdır.
  • Her iki üretim faktörü de tam olarak kullanılmaktadır, yani ekonomi tam istihdam düzeyinde dengededir.
  • Ele alınan ülke küçük bir ülkedir. Dış ticaret hadleri ekonomik büyümeden etkilenmemektedir.

Teoreme göre, emek ve sermaye faktörlerinden birinin arzı artarken diğerinin arzı sabit kalıyorsa arzı artan faktörü yoğun olarak kullanan üretim dallarında üretim mutlak olarak artar, arzı sabit kalan üretim faktörünün kullanıldığı üretim dalında ise üretim azalır.

Heckscher-Ohlin Teorisi’nin Eksiklikleri

H-O Teorisi, iktisatçılar tarafından kabul görmüş ve uygulaması çeşitli ülkelerde yapılmış bir teoridir. Çünkü

  • Mantık yapısı tutarlıdır.
  • Geometrik ve analitik yöntemlerin uygulanmasına uygundur.
  • Ülkelerin faktör zenginlikleri ve malların faktör yoğunlukları gibi gerekli veriler kolaylıkla bulunabilmektedir.
  • Dış ticaretin ekonomi üzerindeki birçok etkisi bu teoriyle açıklanabilmektedir.

Buna karşılık, teorinin bazı eksikleri vardır. Birçok eksiği de teorinin varsayımlarından kaynaklanmaktadır. H-O Teorisinin eksikleri şunlardır:

  • İki ülkeli, iki mallı ve iki faktörlü analiz gerçek hayattaki durumu yansıtmamaktadır.
  • Gerçek hayatta, ne mal piyasasında ne de faktör piyasasında tam rekabet piyasası şartları yoktur. Genellikle piyasalar aksak rekabet şartlarında işlemektedir.
  • Üretim faktörlerinin ülke içinde tam hareketli, ülkeler arasında ise tam hareketsiz olması söz konusu değildir. Ülke içerisinde bir bölgeden diğer bir bölgeye veya bir sektörden diğer bir sektöre faktör aktarımının önünde ciddi engeller vardır.
  • İki ülkedeki üretim faktörleri homojen değildir. Üretim faktörleri homojen olmadığı için ticaret imkânları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu faktörlerin sayılması da çok zordur.
  • Üretimde sabit maliyet şartları geçerli değildir. Çünkü ülkeler ticaret yaptıkça ve ihraç malının üretimini artırdıkça ölçek ekonomileri ortaya çıkabilecek ve maliyetler azalabilecektir. Bu durumda karşılaştırmalı üstünlüklerin yönü değişebilecektir.
  • Bir malın iki ülkede de üretim tekniğinin aynı olduğu varsayılmıştır. Oysa gerçek hayatta üretim teknolojisinde farklılıklar vardır. Bir ülke teknolojiyi kendi ekonomik bünyesine uydurabilmektedir. Eğer teknolojide ufak bir farklılık olursa H-O Teorisi geçersiz olur.
  • Gerçek hayatta, iki ülkenin zevk ve tercihlerinin birbirinin aynısı olma ihtimali azdır. Eğer ülkelerde bir mala duyulan ihtiyacın şiddet derecesi farklı ise veya bir malın bir ülkede kullanımı moda değilse iki ülkede de gerçek maliyetler bulunamaz ve karşılaştırılamaz.
  • Üretim faktörlerinin nispi zenginliğinin yanında, üretim faktörlerine olan talebin şiddet derecesi de onların fiyatında etkili olacaktır. HeckscherOhlin, fiyat tanımlamasına göre faktör zenginliklerini tespit etmiş ve analizlerini yapmıştır. Eğer, bir ülkede emek bol olmasına rağmen, ona olan talep de çok fazla ise bu faktörün fiyatı yüksek çıkacaktır. Bu durumda, faktör fiyatları gerçek faktör zenginliklerini yansıtmayacaktır.
  • Heckscher-Ohlin Teorisine göre, ülkede dış ticaret yapıldıkça ülke bir malda uzmanlaşacaktır. Bu malın üretimi için yoğun olarak kullanılan üretim faktörüne talep artacaktır. Dolayısıyla o faktörün fiyatı da artacaktır. Kıt faktörün fiyatı ise azalacaktır. Maliyet minimizasyonu gereği, üreticiler fiyatı azalan faktörü, fiyatı artan faktör yerine ikame edecektir. Bu durumda malların faktör yoğunlukları tersine dönebilir ve teori geçersiz olur.

Heckscher-Ohlin Teorisi’nin Ampirik Sonuçları

H-O Teorisinin gerçek hayata uygun olup olmadığı birçok iktisatçı tarafından genellikle kendi ülkeleri üzerinde test edilmiştir. Bu testler, 2. Dünya Savaşından sonra yapılmaya başlanmıştır. Çünkü daha önce ülkelerin faktör zenginliklerini ve malların faktör yoğunluklarını tespit edebilecek bir yöntem bilinmemektedir. 1939 yılında W.W. Leontief girdi-çıktı tabloları analizini geliştirdikten sonra, H-O Teorisi test edilebilir hale gelmiştir. Bu testlerden ilginç olanları aşağıda sıralanmıştır.

Leontief Testi

Leontief Testi, ABD’nin 1947 yılı girdi-çıktı tablolarına ve dış ticaret verilerine göre yapılmış, 1953 yılında da yayınlanmıştır. O yıllarda ABD sermaye zengini bir ülke olarak kabul ediliyordu. O halde H-O Teorisine göre, ABD’nin sermaye yoğun üretilen malların ihracatçısı, emek yoğun üretilen malların da ithalatçısı olması gerekiyordu. İşte Leontiefde bunun doğru olup olmadığını araştırmıştır.

Çalışmada, hem ihraç malları hem de ithal malları çeşitli gruplar altında toplanmıştır. Örneğin beyaz eşya bir grup, tekstil ürünleri başka bir grup vb. şeklinde ele alınmıştır. Aynı gruptaki malların aynı faktör yoğunluklarına sahip olacağı kabul edilmiştir. Böylece çalışma daha basite indirgenmiştir.

Bir grup iktisatçı H-O Teorisi’nin geçerli olduğunu, Leontief’in yapmış olduğu analizin yanlış olduğunu ileri sürmüştür. Onlara göre, Leontief’in çalışması şu yönlerden eksiktir:

  • Leontief Testi’nin yapılışı 2. Dünya Savaşının hemen sonrasına rastladığı için veriler gerçekleri yansıtmayabilir. 1947 yılı tipik bir yıl değildir. Savaşın etkileri verilere yansımış olabilir. Bu yüzden de H-O Teorisi’ne uygun sonuçlar ortaya çıkmamış olabilir.
  • İthal mallarının faktör yoğunlukları da yine ABD ekonomisinde hesaplandığı için gerçekleri yansıtmayabilir.
  • Sadece emek ve sermaye faktörleri ele alınmıştır. Oysa ABD ekonomisinde zengin doğal kaynaklara yönelik üretim de yapılmaktadır.

Tatemoto ve Ichimura Testi

H-O Teorisi, M. Tatemoto ve S. Ichimura isimli iki Japon iktisatçı tarafından 1951 yılı verilerine göre Japonya ekonomisi üzerinde de test edilmiştir. H-O Teorisi Japonya ekonomisi üzerinde test edilirken Leontief ile benzer analiz yöntemleri kullanılmıştır. Sonuçta Japonya’nın sermaye yoğun üretilen malları ihraç, emek yoğun üretilen ürünleri de ithal ettiği bulunmuştur. Bu sonuç, H-O Teorisi ile çelişkilidir. Çünkü o yıllarda Japonya tipik bir emek ülkesidir. Yani, Japonya o yıllarda sermayeye nispeten emeğin bol olduğu bir ülkedir. Dolayısıyla Japonya’nın H-O Teorisi’ne göre emek yoğun üretilen malları ihraç edip, sermaye yoğun üretilen malları ithal etmesi gerekirken, bunun aksi bir durum ortaya çıkmıştır.

Ancak Japonya’nın dış ticaretinin ülkelere göre dağılımı incelendiğinde, Japonya’nın kendisinden daha emek zengini ülkelerle ticaret yaptığı görülmüştür. Aslında Japonya o yıllarda emek yoğun ürünleri ihraç etmektedir. Ancak, ithal ettiği ürünler ihraç ettiği ürünlere göre daha emek yoğundur.

Bharadwaj Testi

R. Bharadwaj isimli Hintli iktisatçı, 1953-1954 yılı verilerine göre Hindistan ekonomisi üzerinde H-O Teorisini test etmiştir. Yaptığı analiz Leontief’inkine çok benzemektedir. Sonuçta, Hindistan’ın emek yoğun ürünleri ihraç, sermaye yoğun ürünleri ithal ettiğini bulmuştur. O yıllarda Hindistan niteliksiz emeğin üretebileceği malların ihracatçısı durumundadır. Sonuç tartışmasız olarak H-O Teorisi’ne uygundur. Bharadwaj, daha sonra beşerî sermayeyi hesaba kattığında Hindistan’ın ihracatında sermaye yoğunluğunun arttığını bulsa da, sermaye yoğunluğundaki artış genel sonucu etkilemeyecek düzeydedir.

Stolper ve Roskamp Testi

Stolper ve Roskamp, Doğu Almanya’nın 1961 yılındaki dış ticaretini test etmiştir. Doğu Almanya’nın sermaye yoğun ürünleri ihraç ettiği, emek yoğun ürünleri ise ithal ettiği sonucunu bulmuştur. O yıllarda, Doğu Almanya Doğu Bloku’nun en sanayileşmiş ülkelerinden biridir ve ticaretinin büyük bir kısmını da yine Doğu Bloku ülkeleri ile yapmaktadır. Bulunan sonuç H-O Teorisi’ne uygundur. Bu çalışma, H-O Teorisi’nin sosyalist ekonomik sistem için de geçerli olduğunu ispatlamıştır.

H-O Teorisi, hemen hemen birçok ülke üzerinde test edilmiş, bulunan sonuçlar genellikle teoriye uygun çıkmıştır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!