Uluslararası Hukuk 1 Dersi 8. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası Hukuk 1 Dersi 8. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Devletin Yargı Muafiyeti Ve Diplomatik İmtiyaz Ve Muafiyetler

Giriş

Devletlerin uluslararası alanda haiz oldukları egemenliğin ulusal hukuklardaki bir yansıması sonucu ortaya çıkan söz konusu imtiyaz ve muafiyetler her devlete hem kendi ulusal hukuklarında diğer bir devlete ve onun diplomatik temsilcilerine nasıl davranması gerektiğini ve bu amaçla alacağı tedbirleri düzenlemektedir. Ayrıca bunun gereği gibi yerine getirilmemesi halinde uluslararası alanda bu durumu düzeltmek için yapılması gerekenleri belirlemektedir.

Devletlere ve Temsilcilerine Uygulanan İmtiyaz ve Muafiyetler

Günümüzde sınırlı muafiyet anlayışı doğrultusunda devletlerin eylem ve işlemleri ikiye ayrılmakta ve devlete özel kişilerin yaptığı türden işlem ve eylemlerinden doğan yükümlerine ilişkin davalarında muafiyet tanınmamaktadır. Bunlar:

  • Egemenlik işlemi
  • Özel hukuk işlemi’dir.

Yabancı devlet başkanı ile hükümet başkanı ve dış işleri bakanının yargı muafiyeti de günümüzde artık bir örf ve adet kuralı haline gelmiş olup bu kişiler özellikle resmi işlemleri bakımından mutlak muafiyetten yararlanırlar. Yine bir devlete ait savaş gemilerinin ve yabancı bir ülkede bulunan asker kişilerin görevin ifası sırasında meydana gelen olaylar bakımından muafiyete haiz oldukları kabul edilmektedir.

Devletin Yargı Muafiyeti İlkesi

Devletlerin egemen eşitliği prensibi çerçevesinde bir devlete başka bir devlet ülkesinde tanınan hakların başında devletin yargı muafiyeti ilkesi gelir. Artık bir örf ve adet kuralı olarak kabul edilen bu ilke tarihsel olarak “par in parem non habet imperium” yani “eşitin eşit üzerinde egemenliği olmaz” anlayışına dayanmaktadır. Bu ilkeye göre bir yabancı devlet rızası olmadıkça başka bir devletin yargı organınca yargılanamaz ve cebri icraya tabi tutulamaz. Bu muafiyetten yararlanacak olanlar;

  • Devletin kendisi,
  • Devletin eylem ve işlemleri (kanunları, idare ve yargı kararları vb.),
  • Egemenlik yetkisini kullanan organları, resmi görevlileri, temsilcileri (diplomatik temsilciler için özel kurallar vardır),
  • Kamu yararına kurulmuş kurum ve mallarıdır.

Uluslararası hukukta ve uygulamada muafiyet iki şekilde ele alınmaktadır:

  • Mutlak Muafiyet
  • Sınırlı Muafiyet

Günümüzde sınırlı muafiyet anlayışı doğrultusunda devletlerin eylem ve işlemleri “egemenlik işlemi” ve “özel hukuk işlemi” şeklinde ikiye ayrılmakta ve devlete özel kişilerin yaptığı türden işlem ve eylemlerinden doğan yükümlerine ilişkin davalarında muafiyet tanınmayıp sadece devletlerin yapabileceği ve kamu otoritesinin kullanıldığı işlemlere muafiyet tanıma yoluna gidilmektedir. Bu iki tür işlem arasındaki ayrımı yapmak her zaman kolay olmamakta bu konu kimi zaman yasalarda kimi zaman da yargı mercii önünde çözümlenmekte ve genellikle işlemin önce doğasına bu yeterli olmuyorsa amacına bakılarak karara varılmaktadır. Uluslararası örf ve adet hukukuna göre bir devletin yabancı bir devlet mahkemesi önünde yargılanamayacağı ilkesinin iki temel istisnası vardır:

  • Taşınmazlara ilişkin ayni hak iddiaları ve muafiyetten vazgeçilmesi durumu ve
  • Yargı muafiyetinden vazgeçme durumu.

Devletlerin aralarında yaptıkları antlaşmalarla veya bir özel kişi ile yapılan ticari akitte yer alan bir şartla özel hukuka ilişkin birtakım uyuşmazlıkların bir milli mahkeme önüne veya uluslararası tahkime götürülmesini önceden kabul etmeleri durumunda bu yargı muafiyetinden vazgeçme olarak değerlendirilir. Ancak yargı muafiyetinden vazgeçme cebri icra muafiyetinden de vazgeçme anlamına gelmemekte ve devlet aleyhine verilmiş bir mahkeme kararının söz konusu devlete ait mallar üzerinde icrası için ayrıca bir izin alınması gerekli görülmektedir. Devlet mallarına karşı cebri icra yapılabilmesi için bunların şu sıralanan kamusal işlerde kullanılmıyor olması gerekir:

  • Diplomatik misyon malları,
  • Askeri mallar,
  • Merkez bankası hesapları,
  • Devlete ait kültürel,
  • Tarihi ve bilimsel eserler,
  • Devlet arşivleri.

2004 tarihli BM Konvansiyonu’nda aşağıdaki işlemler devletler tarafından yapılan özel hukuk işlemi sayılmaktadır:

  • Mal veya hizmet satımına, ya da sınaî veya mesleki nitelikteki ticari akit ve işlemler,
  • Borçlanma akitleri veya benzeri finansal nitelikte işlemler.

Devletin yargı muafiyeti konusunda istisna konuları 1972 tarihli Devletin Muafiyetine Dair Avrupa Konvansiyonu ve buna ek Protokol’de de şu şekildedir:

  • Taşınmaz mallara ilişkin davalar,
  • Mallara ilişkin miras, iflas ve fikri haklar davaları,
  • Kişi veya mallara karşı haksız fiillere ilişkin tazminat davaları (bunun için haksız fiilin ve failin dava açılan ülkede olması gerekir),
  • İş görme akdine ilişkin davalar (iş görenin çalıştıran ülke vatandaşı olduğu durumlar ile görülen işin egemenlik yetkisinin kullanılması ile ilgili olduğu durumlar hariç),
  • Akitten doğan borç davaları,
  • Şirket ortaklığı davaları,
  • Fikri mülkiyet davaları ve ticari faaliyetlere ilişkin davalar.

Konvansiyon akit taraf mahkemesinde dava açma veya açılmış bir davaya müdahil olmanın da muafiyetten vazgeçme sayılacağı kuralını benimsemiştir. Bu konularda Türk Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu, “yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz” kuralı getirilmiştir (Madde 33). Bir devlete karşı açılan davanın ilmühaberi mahkeme tarafından ilgili devletin dışişleri bakanlığına (elçiliğine değil) mahkemenin bulunduğu devletin diplomatik kanalları tarafından bildirilmelidir.

Devlet Başkanı ile Hükümet Başkanı ve Dış İşleri Bakanının Yargı Muafiyeti

Yabancı devlet başkanı ile hükümet başkanı ve dış işleri bakanının yargı muafiyeti de günümüzde bir örf ve adet kuralı hâline gelmiş olup, hukuk davaları bakımından sadece resmi işlemlerde, ceza davalarında ise her bakımdan muafiyetten yararlanırlar. Bunlar dışındaki devlet görevlilerinin muafiyeti resmi görevleri çerçevesinde kalan faaliyetlerle sınırlıdır. Bununla beraber bunların resmi görevi sona erdikten sonra resmi görevi sırasında işlediği suçlar bakımından muafiyeti devam etse de, bu suçlar savaş suçu, insanlığa karşı suç, soykırım suçu veya işkence suçu oluşturuyorsa milli mahkemeler önünde yargılama yapılabileceği yönünde işaretler vardır.

Bu muafiyetlerin yanında her devletin, ülkesinde bulunan yabancı devlet başkanı, hükümet başkanı ve dış işleri bakanını ve bunlarla beraber seyahat eden aile üyelerini her çeşit saldırıya (maddi ve manevi) karşı koruma ve bu konuda gereken önlemleri alma yükümü vardır. Bu konuda Türk Ceza Kanunu, yabancı devlet başkanı, temsilcileri ve bayrağına karşı suçları karşılıklılık şartı ile özel olarak cezalandırma yoluna gitmiştir (Madde 340- 43).

Devletin Askeri Kuvvetlerinin ve Savaş Gemilerinin Statüsü

Devletin kamu otoritesini kullandığının kabul edildiği ve bu çerçevede bazı muafiyetlere haiz olduğu konulardan bir diğeri de devletin askeri kuvvetlerinin ve savaş gemilerinin statüsüdür. Bir devletin savaş gemisi o devletin egemenliğini temsil eder. Bu nedenle bir savaş gemisinin başka bir devletin deniz ülkesinde neden olduğu zarardan bayrak devletinin sorumlu olduğu ve tazminata ilişkin talebin diplomatik yoldan yapılması gerektiği kabul edilir. Uygulamada da zarara uğrayan devlet mahkemelerinin hiçbir surette olaya müdahil olmadıkları görülmektedir. Bununla beraber bir devlete mensup askeri kuvvetlerin resmi bir görevle ve yabancı devletin rızası ile başka bir devletin kara ülkesinde uzun süre bulunmaları meselesi uluslararası hukuk tarafından ele alınmış ancak yeknesak bir düzen oluşturulamamıştır. Ancak belli bir sorunla ilgilenmek veya belli bir görevi ifa etmek üzere yurt dışına ilgili ülkenin rızasını aldıktan sonra gönderilen sivil özel misyon görevlileri için 1969 tarihli Özel Misyonlar Konvansiyonu yapılmıştır.

Yabancı asker veya resmi görevlilerin casusluk veya örtülü operasyonlar gibi faaliyetlerde bulunmaları halinde ülke devletinin rızasının ortadan kalkacağı ve bu faaliyetlerin iç işlerine karışma ve hatta kuvvet kullanma yasağını ihlal etmesi halinde ilgili devlete müdahale hakkı vereceği kabul edilmektedir. Uluslararası hukukta örtülü operasyonlar , ülke dışındaki politik, ekonomik ve askeri şartları etkileme amacıyla yapılan ve bunları yapan ülkenin açıkça belli edilmediği eylemlere denilmektedir. Bunların arasında;

  • Politik partilere parasal ve benzeri destek verme,
  • Propaganda yapma,
  • Siyasi suikastlar düzenleme,
  • İsyancılara silah ve lojistik destek verme gibi faaliyetler yer almaktadır.

Bunların yanı sıra askeri, politik veya ticari nitelikte gizli bilgi toplama veya bu tür bilgilerin istenmeyen kişilerce öğrenilmesini engelleme gibi amaçlarla yapılan casusluk faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olup olmadığı tartışılmaktadır. Bazı hukukçular bu faaliyetleri önleyici meşru müdafaa hakkına dayandırmaktadır. Uluslararası hukukta ülke devletinin rızası ile o ülkede bulunan yabancı asker kişilerin görevlerini ifaları sırasında işledikleri suçlar bakımından muafiyete haiz oldukları ve bu açıdan ülke devletinin askeri birliğin disiplinine ve iç idaresine karışamayacağı görüşü kabul görmektedir. Bu meseleye özel bir düzen getiren antlaşma Türkiye’nin de taraf olduğu 1951 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşması (NATO) ve bununla bağlantılı 1954 tarihli Türkiye ile ABD Arasında Kuvvetlerin Statüsüne Dair Sözleşmenin (SOFA) Tatbikatına Dair Antlaşma’dır.

Diplomatik İmtiyaz ve Muafiyetler

Bir devleti başka bir devlet ülkesinde temsil etmekle görevlendirilmiş diplomat ve konsolosların görevlerini gereğince yerine getirebilmelerini sağlamak üzere kendilerine ve çalıştıkları mekânlara uluslararası antlaşmalarla garanti altına alınmış oldukça geniş imtiyaz ve muafiyetler tanınmaktadır.

Diplomatik Misyon ve Personel

Yabancı bir devlet ülkesinde gönderen ülkenin kişiliğini temsil eden diplomatik temsilcilerin hukuki statüsü sorunu milletlerarası hukukun en eski konularındandır. Bu konudaki milletlerarası örf ve adet kuralları 1961 tarihinde kabul edilmiş olan Diplomatik İlişkilere dair Viyana Konvansiyonu’nda yazılı hâle getirilmiştir. Bir diplomatik misyonda çalışanlar temsil yetkisine haiz;

  • Misyon şefi,
  • Diplomatik personel,
  • İdari ve teknik personel ve
  • Müstahdemler olmak üzere dört gruba ayrılır.

Misyon şefleri;

  • Büyükelçiler,
  • Ortaelçiler ve
  • Maslahatgüzarlar olarak üç sınıftan oluşur.

Misyon şefinin emri altında diplomat sıfatıyla çalışan müsteşar, başkâtip, ikinci kâtip, üçüncü kâtip ve ataşeler bulunur. Bir kişinin misyon şefi olarak atanabilmesi için bu kişiye gönderen devlet tarafından atamasının yapıldığını gösteren bir güven mektubunun verilmesi ve kabul eden devletin de buna rıza göstermesi gerekir. Göreve başlamış misyon şefi kabul eden devlet tarafından istenmeyen kişi ilan edilirse gönderen devlet bu kişiyi ya makul bir süre içinde geri çağırmak ya da görevine son vermek zorundadır. İstenmeyen kişi ilan ederken kabul eden devletin herhangi bir sebep göstermesi gerekmemektedir. Ancak uluslararası hukuka göre diplomatik temsilcinin herhangi bir nedenle yerinde bulunmaması veya geri çağırılması kendiliğinden diplomatik ilişkinin bittiği anlamına gelmez. Viyana Konvansiyonu’nda diplomatik misyonların işlev ve amaçları aşağıdaki şekilde yer almaktadır:

  • Gönderen devleti temsil etmek,
  • Gönderen devletin veya vatandaşlarının çıkarlarını korumak,
  • Kabul eden devletle resmi görüşmeler yapmak,
  • Hukuka uygun yollarla kabul eden devletle ilgili bilgi toplamak ve rapor vermek,
  • Gönderen devleti iktisadi, kültürel ve bilimsel olarak tanıtmak.

Misyon, bu görevleri yerine getirirken;

  • Kabul eden devletin kanunlarına uymak,
  • İç işlerine karışmamak (gönderen devlet adına yapılan siyasi açıklamalar hariç),
  • Görev binalarını amaç dışı kullanmamak ve
  • Ticari faaliyette bulunmamak zorundadır.

Diplomatik imtiyaz ve muafiyetleri incelerken, bunların devletlere tanınan yargı bağışıklığından ayrılması gerekmektedir. Diplomatik misyon binası ve burada çalışanlar görevlerini yerine getirmek için birtakım dokunulmazlıklardan yararlanabilirler. Diplomatik ilişkilerin kesilmesi veya savaş durumunda dahi bunlar devam eder. Bu çerçevede; misyon binalarına ve araçlarına misyon başkanının izni olmadan girmek, buralarda arama veya cebri icra işlemi yapmak arşiv ve belgelere el koymak yasaklanmıştır. Devlet buralara herhangi bir saldırı yapılmaması ve hasara uğratılmaması için uygun olan bütün önlemleri almak ve misyonun faaliyetlerini sürdürebilmesi için gereken ortamı sağlamak durumundadır. Ancak bu dokunulmazlıklar kötüye kullanılmamalı ve şayet burada bir suç işlenirse veya adi suçlar işleyenler buralara sığınırlarsa misyon şefi bunu mahalli makamlara bildirmeli ve gereğini yapmalıdır. Her ne kadar kabul eden devlet suçun işlenmesinin önlenmesi veya cezalandırılması için gereken tedbirleri alabilirse de her durumda bu amaçla misyon şefinden izin alınmadan misyon binasına zorla girilemez. Siyasal nitelikte suç işleyenlerin misyon binasına sığınma hakkı olup olmadığı tartışmalıdır.

Misyon faaliyetleri ile ilgili resmi haberleşmenin, üçüncü taraflara ifşa edilmiş bilgiler hariç, diplomatik ajanların kişisel haberleşmesinin dokunulmazlığı vardır. Diplomatik evrak veya resmi araçlarda bulunan diplomatik çanta açılamaz ve alıkonulamaz. Kabul eden devlet misyon üyelerine ülkesinde seyahat etmek, kendi bayrak ve armalarını kullanmalarına izin vermek ve ayrıca kamusal ve askeri yükümlerden muaf tutmakla yükümlüdür. Misyon binaları ve burada kullanılmak üzere ithal edilen eşyalar her türlü vergi, gümrük ve harçtan muaf olup misyon faaliyetleri ile ilgili resmi işlemler de vergilendirilemez.

Diplomatik personel ile bunların aile üyeleri ve yaşadıkları konut ve kullandıkları araçlar diplomatik dokunulmazlık ve muafiyetlerden yararlanır ve kabul eden devlet bunları saldırılara karşı korumakla ve saldırganları cezalandırmakla yükümlüdür. Diplomatik personel bulunduğu ülkede kar amaçlı bir faaliyette bulunamaz. Diplomatlar tutuklanamaz ve zorla aranamaz. İstisnai olarak suçüstü durumlarda kısa süreli gözaltına alınabilir. Bu çerçevede ceza davalarında diplomatik ajan tam bir yargı muafiyetine haizdir. Hukuk ve idari davalarda ise misyon faaliyetinde kullanılan taşınmaz malla ilgili olmayan diğer taşınmazlara ilişkin ayni hak davalarında, ajanın mirasçı olduğu davalarda ve ajanın bir ticari işiyle ilgili davalarda yargı muafiyeti uygulanmaz. Bu konularda açılmış davalarda mahkemelerin kararları ajanın kişi ve konut dokunulmazlığı ihlal edilmedikçe icra edilebilir. Bunların dışındaki konularda da gönderen devlet diplomatik ajanına karşı açılmış bir davada yargı muafiyetinden vazgeçebilir. Diplomatik ajanın yurt dışından getirdiği şahsi bagajı ve kişisel eşyaları gümrükte aranamaz ve bunlardan gümrük vergisi alınmaz. İstisnası ithali kanunen yasak maddelerin varlığına ilişkin ciddi nedenlerin bulunması hâlidir. Bu kişilerin görevleri sırasında seyahat ederken transit geçtikleri ülkeler bunu engellememekle yükümlüdür. Misyonda çalışan idari ve teknik personel ve bunların aile üyeleri ceza davalarında tam bir muafiyete haizken hukuk davalarında sadece görevleri sırasındaki eylem ve işlemler için bu muafiyeti ileri sürebilirler, müstahdemler ise yalnızca görevleri sırasında yapmış oldukları eylem ve işlemler açısından yargı muafiyetine haizdirler. Misyonda çalışıp kabul eden devletin vatandaşı olanlar sadece görevleri ile ilgili faaliyetler açısından muafiyete haizdirler.

Konsoloslar

Konsoloslar diplomatik ajanlar gibi siyasi temsilci olmayıp yetkileri yer ve konu bakımından sınırlı resmi devlet temsilcileridir. Bu çerçevede konsolosluk ilişkisi resmi diplomatik ilişki kurulmadan da bulunabilir. Bunların hukuki statüleri 1963 tarihli Viyana Konsolosluk İlişkilerine dair Konvansiyon’da düzenlenmiştir. İki tür konsolos vardır:

• Meslekten yetişme memurlar ve

• Memur olmayan fahri konsoloslar.

Bunlar bir atama belgesi ile göreve gider ve gönderilen devletin izni (exequatur) ile işe başlarlar. Her konsolosun kabul eden devlet ülkesinde antlaşma ile saptanmış bir faaliyet bölgesi bulunur. Bir konsolos izin verilirse birden fazla devletin konsolosluk işlevlerini ifa edebilir. Konsolosların faaliyet bölgesine, konsolosluk havzası denir.

Viyana Konvansiyonu’na göre konsolosun işlevleri şunlardır:

  • Gönderen devletin ticari ve iktisadi çıkarlarını korumak ve bunlarla ilgili rapor vermek,
  • Gönderen devletin ve bu devlet mensubu özel ve tüzel kişilerin çıkarlarını korumak ve bunlara kişisel meseleleri ile ilgili hukuki yardım ve koruma sağlamak,
  • Gönderen devlet vatandaşlarına pasaport vermek veya buraya gitmek isteyen yabancılara vize vermek,
  • Gönderen devletle ilgili işlerde noterlik yapmak,
  • Gönderen devletin tabiiyetinde bulunan gemi ve uçaklarla ilgili işlemler yapmak.

Bu vazifelerini yaparken konsoloslar;

  • Kabul eden devletin kanunlarına uymak,
  • İç işlerine karışmamak,
  • Ticari faaliyette bulunmamak ve
  • Konsolosluk binalarını amaç dışı kullanmamakla yükümlüdürler.

Konsolosluk memurları, binaları, arşivleri ve çantalarının dokunulmazlığı vardır (fahri konsoloslar hariç) ve kabul eden devlet bunları korumak için gereken önlemleri almak zorundadır.

Konsoloslar ceza davalarında dava görüldüğü sırada tutuklanamazlar. Ancak ağır ceza davalarında mahkeme kararıyla bu mümkündür. Konsolosluk memurları ile idari ve teknik personel cezai, hukuki ve idari davalarda yalnızca konsolosluk işlevlerinin ifası sırasında yapılmış olan eylem ve işlemlerden ötürü (trafik kazaları ve şahsi sözleşmeler hariç) yargı muafiyetine haizdirler. Gönderen devlet bu muafiyetten vazgeçebilir.

Konsolosluk binaları ve burada yapılan işlemlerden alınan harçlar vergiden muaftır. Konsolosluk memurlarının vergi, gümrük ve diğer kamusal yükümlülüklere (askerlik, çalışma izni, sigorta vb.) ilişkin muafiyetleri diplomatik temsilcilerinki ile aynıdır. Fahri konsolosların ve bulundukları binanın herhangi bir muafiyeti yoksa da bunların konsolosluk faaliyetleri ile ilgili eylem ve işlemlerinin cezai, hukuki ve idari konularda yargısal muafiyetleri mevcuttur.

Giriş

Devletlerin uluslararası alanda haiz oldukları egemenliğin ulusal hukuklardaki bir yansıması sonucu ortaya çıkan söz konusu imtiyaz ve muafiyetler her devlete hem kendi ulusal hukuklarında diğer bir devlete ve onun diplomatik temsilcilerine nasıl davranması gerektiğini ve bu amaçla alacağı tedbirleri düzenlemektedir. Ayrıca bunun gereği gibi yerine getirilmemesi halinde uluslararası alanda bu durumu düzeltmek için yapılması gerekenleri belirlemektedir.

Devletlere ve Temsilcilerine Uygulanan İmtiyaz ve Muafiyetler

Günümüzde sınırlı muafiyet anlayışı doğrultusunda devletlerin eylem ve işlemleri ikiye ayrılmakta ve devlete özel kişilerin yaptığı türden işlem ve eylemlerinden doğan yükümlerine ilişkin davalarında muafiyet tanınmamaktadır. Bunlar:

  • Egemenlik işlemi
  • Özel hukuk işlemi’dir.

Yabancı devlet başkanı ile hükümet başkanı ve dış işleri bakanının yargı muafiyeti de günümüzde artık bir örf ve adet kuralı haline gelmiş olup bu kişiler özellikle resmi işlemleri bakımından mutlak muafiyetten yararlanırlar. Yine bir devlete ait savaş gemilerinin ve yabancı bir ülkede bulunan asker kişilerin görevin ifası sırasında meydana gelen olaylar bakımından muafiyete haiz oldukları kabul edilmektedir.

Devletin Yargı Muafiyeti İlkesi

Devletlerin egemen eşitliği prensibi çerçevesinde bir devlete başka bir devlet ülkesinde tanınan hakların başında devletin yargı muafiyeti ilkesi gelir. Artık bir örf ve adet kuralı olarak kabul edilen bu ilke tarihsel olarak “par in parem non habet imperium” yani “eşitin eşit üzerinde egemenliği olmaz” anlayışına dayanmaktadır. Bu ilkeye göre bir yabancı devlet rızası olmadıkça başka bir devletin yargı organınca yargılanamaz ve cebri icraya tabi tutulamaz. Bu muafiyetten yararlanacak olanlar;

  • Devletin kendisi,
  • Devletin eylem ve işlemleri (kanunları, idare ve yargı kararları vb.),
  • Egemenlik yetkisini kullanan organları, resmi görevlileri, temsilcileri (diplomatik temsilciler için özel kurallar vardır),
  • Kamu yararına kurulmuş kurum ve mallarıdır.

Uluslararası hukukta ve uygulamada muafiyet iki şekilde ele alınmaktadır:

  • Mutlak Muafiyet
  • Sınırlı Muafiyet

Günümüzde sınırlı muafiyet anlayışı doğrultusunda devletlerin eylem ve işlemleri “egemenlik işlemi” ve “özel hukuk işlemi” şeklinde ikiye ayrılmakta ve devlete özel kişilerin yaptığı türden işlem ve eylemlerinden doğan yükümlerine ilişkin davalarında muafiyet tanınmayıp sadece devletlerin yapabileceği ve kamu otoritesinin kullanıldığı işlemlere muafiyet tanıma yoluna gidilmektedir. Bu iki tür işlem arasındaki ayrımı yapmak her zaman kolay olmamakta bu konu kimi zaman yasalarda kimi zaman da yargı mercii önünde çözümlenmekte ve genellikle işlemin önce doğasına bu yeterli olmuyorsa amacına bakılarak karara varılmaktadır. Uluslararası örf ve adet hukukuna göre bir devletin yabancı bir devlet mahkemesi önünde yargılanamayacağı ilkesinin iki temel istisnası vardır:

  • Taşınmazlara ilişkin ayni hak iddiaları ve muafiyetten vazgeçilmesi durumu ve
  • Yargı muafiyetinden vazgeçme durumu.

Devletlerin aralarında yaptıkları antlaşmalarla veya bir özel kişi ile yapılan ticari akitte yer alan bir şartla özel hukuka ilişkin birtakım uyuşmazlıkların bir milli mahkeme önüne veya uluslararası tahkime götürülmesini önceden kabul etmeleri durumunda bu yargı muafiyetinden vazgeçme olarak değerlendirilir. Ancak yargı muafiyetinden vazgeçme cebri icra muafiyetinden de vazgeçme anlamına gelmemekte ve devlet aleyhine verilmiş bir mahkeme kararının söz konusu devlete ait mallar üzerinde icrası için ayrıca bir izin alınması gerekli görülmektedir. Devlet mallarına karşı cebri icra yapılabilmesi için bunların şu sıralanan kamusal işlerde kullanılmıyor olması gerekir:

  • Diplomatik misyon malları,
  • Askeri mallar,
  • Merkez bankası hesapları,
  • Devlete ait kültürel,
  • Tarihi ve bilimsel eserler,
  • Devlet arşivleri.

2004 tarihli BM Konvansiyonu’nda aşağıdaki işlemler devletler tarafından yapılan özel hukuk işlemi sayılmaktadır:

  • Mal veya hizmet satımına, ya da sınaî veya mesleki nitelikteki ticari akit ve işlemler,
  • Borçlanma akitleri veya benzeri finansal nitelikte işlemler.

Devletin yargı muafiyeti konusunda istisna konuları 1972 tarihli Devletin Muafiyetine Dair Avrupa Konvansiyonu ve buna ek Protokol’de de şu şekildedir:

  • Taşınmaz mallara ilişkin davalar,
  • Mallara ilişkin miras, iflas ve fikri haklar davaları,
  • Kişi veya mallara karşı haksız fiillere ilişkin tazminat davaları (bunun için haksız fiilin ve failin dava açılan ülkede olması gerekir),
  • İş görme akdine ilişkin davalar (iş görenin çalıştıran ülke vatandaşı olduğu durumlar ile görülen işin egemenlik yetkisinin kullanılması ile ilgili olduğu durumlar hariç),
  • Akitten doğan borç davaları,
  • Şirket ortaklığı davaları,
  • Fikri mülkiyet davaları ve ticari faaliyetlere ilişkin davalar.

Konvansiyon akit taraf mahkemesinde dava açma veya açılmış bir davaya müdahil olmanın da muafiyetten vazgeçme sayılacağı kuralını benimsemiştir. Bu konularda Türk Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu, “yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz” kuralı getirilmiştir (Madde 33). Bir devlete karşı açılan davanın ilmühaberi mahkeme tarafından ilgili devletin dışişleri bakanlığına (elçiliğine değil) mahkemenin bulunduğu devletin diplomatik kanalları tarafından bildirilmelidir.

Devlet Başkanı ile Hükümet Başkanı ve Dış İşleri Bakanının Yargı Muafiyeti

Yabancı devlet başkanı ile hükümet başkanı ve dış işleri bakanının yargı muafiyeti de günümüzde bir örf ve adet kuralı hâline gelmiş olup, hukuk davaları bakımından sadece resmi işlemlerde, ceza davalarında ise her bakımdan muafiyetten yararlanırlar. Bunlar dışındaki devlet görevlilerinin muafiyeti resmi görevleri çerçevesinde kalan faaliyetlerle sınırlıdır. Bununla beraber bunların resmi görevi sona erdikten sonra resmi görevi sırasında işlediği suçlar bakımından muafiyeti devam etse de, bu suçlar savaş suçu, insanlığa karşı suç, soykırım suçu veya işkence suçu oluşturuyorsa milli mahkemeler önünde yargılama yapılabileceği yönünde işaretler vardır.

Bu muafiyetlerin yanında her devletin, ülkesinde bulunan yabancı devlet başkanı, hükümet başkanı ve dış işleri bakanını ve bunlarla beraber seyahat eden aile üyelerini her çeşit saldırıya (maddi ve manevi) karşı koruma ve bu konuda gereken önlemleri alma yükümü vardır. Bu konuda Türk Ceza Kanunu, yabancı devlet başkanı, temsilcileri ve bayrağına karşı suçları karşılıklılık şartı ile özel olarak cezalandırma yoluna gitmiştir (Madde 340- 43).

Devletin Askeri Kuvvetlerinin ve Savaş Gemilerinin Statüsü

Devletin kamu otoritesini kullandığının kabul edildiği ve bu çerçevede bazı muafiyetlere haiz olduğu konulardan bir diğeri de devletin askeri kuvvetlerinin ve savaş gemilerinin statüsüdür. Bir devletin savaş gemisi o devletin egemenliğini temsil eder. Bu nedenle bir savaş gemisinin başka bir devletin deniz ülkesinde neden olduğu zarardan bayrak devletinin sorumlu olduğu ve tazminata ilişkin talebin diplomatik yoldan yapılması gerektiği kabul edilir. Uygulamada da zarara uğrayan devlet mahkemelerinin hiçbir surette olaya müdahil olmadıkları görülmektedir. Bununla beraber bir devlete mensup askeri kuvvetlerin resmi bir görevle ve yabancı devletin rızası ile başka bir devletin kara ülkesinde uzun süre bulunmaları meselesi uluslararası hukuk tarafından ele alınmış ancak yeknesak bir düzen oluşturulamamıştır. Ancak belli bir sorunla ilgilenmek veya belli bir görevi ifa etmek üzere yurt dışına ilgili ülkenin rızasını aldıktan sonra gönderilen sivil özel misyon görevlileri için 1969 tarihli Özel Misyonlar Konvansiyonu yapılmıştır.

Yabancı asker veya resmi görevlilerin casusluk veya örtülü operasyonlar gibi faaliyetlerde bulunmaları halinde ülke devletinin rızasının ortadan kalkacağı ve bu faaliyetlerin iç işlerine karışma ve hatta kuvvet kullanma yasağını ihlal etmesi halinde ilgili devlete müdahale hakkı vereceği kabul edilmektedir. Uluslararası hukukta örtülü operasyonlar , ülke dışındaki politik, ekonomik ve askeri şartları etkileme amacıyla yapılan ve bunları yapan ülkenin açıkça belli edilmediği eylemlere denilmektedir. Bunların arasında;

  • Politik partilere parasal ve benzeri destek verme,
  • Propaganda yapma,
  • Siyasi suikastlar düzenleme,
  • İsyancılara silah ve lojistik destek verme gibi faaliyetler yer almaktadır.

Bunların yanı sıra askeri, politik veya ticari nitelikte gizli bilgi toplama veya bu tür bilgilerin istenmeyen kişilerce öğrenilmesini engelleme gibi amaçlarla yapılan casusluk faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olup olmadığı tartışılmaktadır. Bazı hukukçular bu faaliyetleri önleyici meşru müdafaa hakkına dayandırmaktadır. Uluslararası hukukta ülke devletinin rızası ile o ülkede bulunan yabancı asker kişilerin görevlerini ifaları sırasında işledikleri suçlar bakımından muafiyete haiz oldukları ve bu açıdan ülke devletinin askeri birliğin disiplinine ve iç idaresine karışamayacağı görüşü kabul görmektedir. Bu meseleye özel bir düzen getiren antlaşma Türkiye’nin de taraf olduğu 1951 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşması (NATO) ve bununla bağlantılı 1954 tarihli Türkiye ile ABD Arasında Kuvvetlerin Statüsüne Dair Sözleşmenin (SOFA) Tatbikatına Dair Antlaşma’dır.

Diplomatik İmtiyaz ve Muafiyetler

Bir devleti başka bir devlet ülkesinde temsil etmekle görevlendirilmiş diplomat ve konsolosların görevlerini gereğince yerine getirebilmelerini sağlamak üzere kendilerine ve çalıştıkları mekânlara uluslararası antlaşmalarla garanti altına alınmış oldukça geniş imtiyaz ve muafiyetler tanınmaktadır.

Diplomatik Misyon ve Personel

Yabancı bir devlet ülkesinde gönderen ülkenin kişiliğini temsil eden diplomatik temsilcilerin hukuki statüsü sorunu milletlerarası hukukun en eski konularındandır. Bu konudaki milletlerarası örf ve adet kuralları 1961 tarihinde kabul edilmiş olan Diplomatik İlişkilere dair Viyana Konvansiyonu’nda yazılı hâle getirilmiştir. Bir diplomatik misyonda çalışanlar temsil yetkisine haiz;

  • Misyon şefi,
  • Diplomatik personel,
  • İdari ve teknik personel ve
  • Müstahdemler olmak üzere dört gruba ayrılır.

Misyon şefleri;

  • Büyükelçiler,
  • Ortaelçiler ve
  • Maslahatgüzarlar olarak üç sınıftan oluşur.

Misyon şefinin emri altında diplomat sıfatıyla çalışan müsteşar, başkâtip, ikinci kâtip, üçüncü kâtip ve ataşeler bulunur. Bir kişinin misyon şefi olarak atanabilmesi için bu kişiye gönderen devlet tarafından atamasının yapıldığını gösteren bir güven mektubunun verilmesi ve kabul eden devletin de buna rıza göstermesi gerekir. Göreve başlamış misyon şefi kabul eden devlet tarafından istenmeyen kişi ilan edilirse gönderen devlet bu kişiyi ya makul bir süre içinde geri çağırmak ya da görevine son vermek zorundadır. İstenmeyen kişi ilan ederken kabul eden devletin herhangi bir sebep göstermesi gerekmemektedir. Ancak uluslararası hukuka göre diplomatik temsilcinin herhangi bir nedenle yerinde bulunmaması veya geri çağırılması kendiliğinden diplomatik ilişkinin bittiği anlamına gelmez. Viyana Konvansiyonu’nda diplomatik misyonların işlev ve amaçları aşağıdaki şekilde yer almaktadır:

  • Gönderen devleti temsil etmek,
  • Gönderen devletin veya vatandaşlarının çıkarlarını korumak,
  • Kabul eden devletle resmi görüşmeler yapmak,
  • Hukuka uygun yollarla kabul eden devletle ilgili bilgi toplamak ve rapor vermek,
  • Gönderen devleti iktisadi, kültürel ve bilimsel olarak tanıtmak.

Misyon, bu görevleri yerine getirirken;

  • Kabul eden devletin kanunlarına uymak,
  • İç işlerine karışmamak (gönderen devlet adına yapılan siyasi açıklamalar hariç),
  • Görev binalarını amaç dışı kullanmamak ve
  • Ticari faaliyette bulunmamak zorundadır.

Diplomatik imtiyaz ve muafiyetleri incelerken, bunların devletlere tanınan yargı bağışıklığından ayrılması gerekmektedir. Diplomatik misyon binası ve burada çalışanlar görevlerini yerine getirmek için birtakım dokunulmazlıklardan yararlanabilirler. Diplomatik ilişkilerin kesilmesi veya savaş durumunda dahi bunlar devam eder. Bu çerçevede; misyon binalarına ve araçlarına misyon başkanının izni olmadan girmek, buralarda arama veya cebri icra işlemi yapmak arşiv ve belgelere el koymak yasaklanmıştır. Devlet buralara herhangi bir saldırı yapılmaması ve hasara uğratılmaması için uygun olan bütün önlemleri almak ve misyonun faaliyetlerini sürdürebilmesi için gereken ortamı sağlamak durumundadır. Ancak bu dokunulmazlıklar kötüye kullanılmamalı ve şayet burada bir suç işlenirse veya adi suçlar işleyenler buralara sığınırlarsa misyon şefi bunu mahalli makamlara bildirmeli ve gereğini yapmalıdır. Her ne kadar kabul eden devlet suçun işlenmesinin önlenmesi veya cezalandırılması için gereken tedbirleri alabilirse de her durumda bu amaçla misyon şefinden izin alınmadan misyon binasına zorla girilemez. Siyasal nitelikte suç işleyenlerin misyon binasına sığınma hakkı olup olmadığı tartışmalıdır.

Misyon faaliyetleri ile ilgili resmi haberleşmenin, üçüncü taraflara ifşa edilmiş bilgiler hariç, diplomatik ajanların kişisel haberleşmesinin dokunulmazlığı vardır. Diplomatik evrak veya resmi araçlarda bulunan diplomatik çanta açılamaz ve alıkonulamaz. Kabul eden devlet misyon üyelerine ülkesinde seyahat etmek, kendi bayrak ve armalarını kullanmalarına izin vermek ve ayrıca kamusal ve askeri yükümlerden muaf tutmakla yükümlüdür. Misyon binaları ve burada kullanılmak üzere ithal edilen eşyalar her türlü vergi, gümrük ve harçtan muaf olup misyon faaliyetleri ile ilgili resmi işlemler de vergilendirilemez.

Diplomatik personel ile bunların aile üyeleri ve yaşadıkları konut ve kullandıkları araçlar diplomatik dokunulmazlık ve muafiyetlerden yararlanır ve kabul eden devlet bunları saldırılara karşı korumakla ve saldırganları cezalandırmakla yükümlüdür. Diplomatik personel bulunduğu ülkede kar amaçlı bir faaliyette bulunamaz. Diplomatlar tutuklanamaz ve zorla aranamaz. İstisnai olarak suçüstü durumlarda kısa süreli gözaltına alınabilir. Bu çerçevede ceza davalarında diplomatik ajan tam bir yargı muafiyetine haizdir. Hukuk ve idari davalarda ise misyon faaliyetinde kullanılan taşınmaz malla ilgili olmayan diğer taşınmazlara ilişkin ayni hak davalarında, ajanın mirasçı olduğu davalarda ve ajanın bir ticari işiyle ilgili davalarda yargı muafiyeti uygulanmaz. Bu konularda açılmış davalarda mahkemelerin kararları ajanın kişi ve konut dokunulmazlığı ihlal edilmedikçe icra edilebilir. Bunların dışındaki konularda da gönderen devlet diplomatik ajanına karşı açılmış bir davada yargı muafiyetinden vazgeçebilir. Diplomatik ajanın yurt dışından getirdiği şahsi bagajı ve kişisel eşyaları gümrükte aranamaz ve bunlardan gümrük vergisi alınmaz. İstisnası ithali kanunen yasak maddelerin varlığına ilişkin ciddi nedenlerin bulunması hâlidir. Bu kişilerin görevleri sırasında seyahat ederken transit geçtikleri ülkeler bunu engellememekle yükümlüdür. Misyonda çalışan idari ve teknik personel ve bunların aile üyeleri ceza davalarında tam bir muafiyete haizken hukuk davalarında sadece görevleri sırasındaki eylem ve işlemler için bu muafiyeti ileri sürebilirler, müstahdemler ise yalnızca görevleri sırasında yapmış oldukları eylem ve işlemler açısından yargı muafiyetine haizdirler. Misyonda çalışıp kabul eden devletin vatandaşı olanlar sadece görevleri ile ilgili faaliyetler açısından muafiyete haizdirler.

Konsoloslar

Konsoloslar diplomatik ajanlar gibi siyasi temsilci olmayıp yetkileri yer ve konu bakımından sınırlı resmi devlet temsilcileridir. Bu çerçevede konsolosluk ilişkisi resmi diplomatik ilişki kurulmadan da bulunabilir. Bunların hukuki statüleri 1963 tarihli Viyana Konsolosluk İlişkilerine dair Konvansiyon’da düzenlenmiştir. İki tür konsolos vardır:

• Meslekten yetişme memurlar ve

• Memur olmayan fahri konsoloslar.

Bunlar bir atama belgesi ile göreve gider ve gönderilen devletin izni (exequatur) ile işe başlarlar. Her konsolosun kabul eden devlet ülkesinde antlaşma ile saptanmış bir faaliyet bölgesi bulunur. Bir konsolos izin verilirse birden fazla devletin konsolosluk işlevlerini ifa edebilir. Konsolosların faaliyet bölgesine, konsolosluk havzası denir.

Viyana Konvansiyonu’na göre konsolosun işlevleri şunlardır:

  • Gönderen devletin ticari ve iktisadi çıkarlarını korumak ve bunlarla ilgili rapor vermek,
  • Gönderen devletin ve bu devlet mensubu özel ve tüzel kişilerin çıkarlarını korumak ve bunlara kişisel meseleleri ile ilgili hukuki yardım ve koruma sağlamak,
  • Gönderen devlet vatandaşlarına pasaport vermek veya buraya gitmek isteyen yabancılara vize vermek,
  • Gönderen devletle ilgili işlerde noterlik yapmak,
  • Gönderen devletin tabiiyetinde bulunan gemi ve uçaklarla ilgili işlemler yapmak.

Bu vazifelerini yaparken konsoloslar;

  • Kabul eden devletin kanunlarına uymak,
  • İç işlerine karışmamak,
  • Ticari faaliyette bulunmamak ve
  • Konsolosluk binalarını amaç dışı kullanmamakla yükümlüdürler.

Konsolosluk memurları, binaları, arşivleri ve çantalarının dokunulmazlığı vardır (fahri konsoloslar hariç) ve kabul eden devlet bunları korumak için gereken önlemleri almak zorundadır.

Konsoloslar ceza davalarında dava görüldüğü sırada tutuklanamazlar. Ancak ağır ceza davalarında mahkeme kararıyla bu mümkündür. Konsolosluk memurları ile idari ve teknik personel cezai, hukuki ve idari davalarda yalnızca konsolosluk işlevlerinin ifası sırasında yapılmış olan eylem ve işlemlerden ötürü (trafik kazaları ve şahsi sözleşmeler hariç) yargı muafiyetine haizdirler. Gönderen devlet bu muafiyetten vazgeçebilir.

Konsolosluk binaları ve burada yapılan işlemlerden alınan harçlar vergiden muaftır. Konsolosluk memurlarının vergi, gümrük ve diğer kamusal yükümlülüklere (askerlik, çalışma izni, sigorta vb.) ilişkin muafiyetleri diplomatik temsilcilerinki ile aynıdır. Fahri konsolosların ve bulundukları binanın herhangi bir muafiyeti yoksa da bunların konsolosluk faaliyetleri ile ilgili eylem ve işlemlerinin cezai, hukuki ve idari konularda yargısal muafiyetleri mevcuttur.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!