Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar Dersi 7. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar Dersi 7. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Bölgesel Ekonomik Bütünleşmeler

Batı Dünyası’nda Bölgesel Bütünleşme Örnekleri

Avrupa Birliği: Avrupa Birliği (AB), kuruluşu itibarıyla II. Dünya Savaşı sonrası en eski, ayrıntılı, içerikli bir bölgesel bütünleşme hareketi olmuş ve bu yönleriyle başka bölgelerdeki benzeri örgütlenme çabalarına model olmuştur. AB dışındaki çabaların ilerleme derecesi de AB ile kıyaslanarak anlaşılabilir.

Avrupa Birliği

Avrupa Bütünleşmesinin Gerekçeleri ve Kilometre Taşları

Tarihin gördüğü en büyük iki savaşı aynı yüzyılda ve sadece 30 yıl içinde üretmiş olan Avrupa kıtasının 1945’teki feci durumu, ağır sorunların çözümü konusunda çok ciddi yaklaşımları gerektiriyordu. Devlet adamlarının, politikacıların, sermaye kesiminin dünya savaşlarına yol açan geçmişteki hatalarının sorgulanmasının şiddeti giderek artarken, Komünizm tehlikesi de çok ciddi boyutlardaydı. ABD I. Dünya Savaşı sonrasında yeniden izolasyon stratejisine dönmek istememiş ve Avrupa meselelerinin çözümünün Avrupalılara bırakılmasının bir hata olduğunu II. Dünya Savaşı’nın çıkması açıkça ortaya koymuştu. Artık askeri imkânları artan SSCB’nin kendini dış dünyaya kapadığı “Tek Ülkede Sosyalizm” sloganı gerilerde kalmış ve bu rejim Avrupa’nın ve Asya’nın yarısını denetler duruma gelmişti. Bu tehdide askeri, siyasi ve ekonomik anlamda ciddi bir yanıt vermek ve seçenek sunmak gerekiyordu. 1947’de uygulanmasına başlanan Marshall Planı, Avrupa’ya iktisaden “can suyu” verilmesi anlamına geliyordu. Bu program çerçevesinde sağlanan yardımları Avrupa ülkelerine paylaştırmak amacıyla 1948’de Paris merkezli olarak kurulan “Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC)”, 1961’de “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)”na dönüştürüldü. Avrupa’ya yönelik Sovyet askeri tehdidi 1948’de Brüksel Anlaşması ile İngiltere, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Fransa arasında bir askeri işbirliği anlaşmasını getirdi. Avrupa savunmasının ABD katkısı olmadan imkânsızlığı bir yıl sonra 4 Nisan 1949’da Washington Anlaşması ile NATO’yu ortaya çıkardı. Brüksel Anlaşması 1954’de İtalya ve Almanya’nın katılımıyla genişletildi ve “Batı Avrupa Birliği (WEU)” adını aldı. NATO’nun kuruluşundan bir ay sonra 4 Mayıs 1949’da da Avrupa Konseyi kuruldu. NATO, Sovyet askeri tehdidine karşılık olarak düşünülebilirken Avrupa Konseyi başta Komünizm olmak üzere her türlü demokrasi karşıtı yapı ve ideolojilere bir yanıt niteliği taşıyordu. Konsey’in temel misyonu demokratik kurumları korumak ve desteklemek, insan haklarını savunmak, hukuk devleti temelinde bir Avrupa oluşturmak olarak sıralanabilir. Fakat burada esas hedef Sovyet etki alanında kalan Doğu Avrupa halklarıydı. Batılılar Yalta Konferansı ile Sovyetlere terk ettikleri Doğu Avrupa’nın bu durumunu asla kalıcı olarak görmüyorlardı. NATO ve Avrupa Konseyi ile askeri, siyasi, ideolojik güvenlik sorunlarını çözen Avrupa’nın iktisadi sorunlara yoğunlaşma vakti gelmişti. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg 1948’de BENELUX adında bir gümrük birliği oluştururlarken aynı yıl içinde yaşanan Prag Darbesi ve Berlin Ablukası da Almanların ve Almanya’nın önemini Batılılara göstermişti. Ekim 1949’da Almanya’daki işgal bölgelerinde iki farklı devlet oluştu. Batılıların işgal bölgesinde Federal Alman Cumhuriyeti, Sovyet işgal bölgesinde Demokratik Alman Cumhuriyeti kuruldu.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu: 18 Nisan 1951 Paris Anlaşması

Avrupa merkezli olarak yaşanan iki dünya savaşının da Alman-Fransız gerginliği ve ikili sorunları temelinde oluştuğu görülmektedir. Avrupa bütünleşmesinin de bu iki ulus arasındaki sorunlar giderilmeden olması mümkün değildi. Fransa Planlama Örgütü Başkanı Jean Monnet tarafından hazırlanan ve dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafında 9 Mayıs 1950’de Londra’da önerilen bir planın kabul görmesi sonucu 18 Nisan 1951’de imzalanan Paris Anlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kurulmuştur. Bu örgüt üye devletlerin kömür-çelik üretimlerini planlayan bir “yüksek otorite” getiriyordu. Üye ülkeler Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ağır sanayinin belkemiği olan bu sektörde ortak yönetime ek olarak bu sektörün ürünleri için gümrükleri kaldırıyorlar, ortak pazar kuruyorlar ve bu sektördeki ithalatta da ortak tarifeler üzerinde anlaşıyorlardı. “Altılar’ın Avrupası”nın ilk adımı böyle atılmıştır. AKÇT Anlaşması 1952’de yürürlüğe girmiş ve 50 yıllık bir süre için yapılmıştı. 2002’de bu süre dolduktan sonra da bu yapının tüm varlık ve sorumlulukları AB’ye devrolunmuştur. Bu anlaşma, iki yıl önce Ekim 1949’da kurulan Federal Alman Cumhuriyeti’nin komşularıyla olan ilk işbirliği anlaşması niteliğindeydi. İtalya da, birkaç yıl öncesine kadar savaştığı devletlerle 1947’de yine Paris’te barış anlaşmaları yapmıştı, şimdi de ekonomik işbirliğinin ve belki de bütünleşmenin “provası” niteliğindeki bu örgüte giriyordu. Zaman zaman “siyah metalürji” olarak da adlandırılan kömür-demir-çelik endüstrisi savaş döneminde silahlanmanın da en stratejik sahasını oluşturuyordu. Taraflar bu sektörü ortak bir denetime vererek birbirleri aleyhine silahlanma ve savaş kuşkularının da önüne geçiyorlar, Almanya ve İtalya yeniden Batı sistemine dahil oluyorlardı. Üye devletlerin hepsinin de önce Avrupa Konseyi’ne üye olduklarını unutmamak gerekir. Siyasi türdeşlik iktisadi alanda işbirliği için de güven vermekteydi.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu, 1957 Roma Anlaşması

AKÇT’nin başarılı performansının yanı sıra 1952 tarihli “Avrupa Savunma Topluluğu” anlaşmasına Fransa Meclisi’nin 1954’teki oylamada destek vermemesi, bütünleşme çabalarının iktisadi yönde yoğunlaşmasına yol açtı. 1957’de Roma’da çok kapsamlı bir anlaşma ile Altılar iki örgüt daha kurdular ve AKÇT’yi de bu sisteme dahil ederek üç ayaklı bir bütünleşme projesini başlattılar. “Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu” (EURATOM) bu stratejik enerjinin ortak yönetim altında geliştirilmesini öngörüyordu. “Avrupa Ekonomik Topluluğu” (AET) bu örgütlerin en kapsamlısıydı. “Ortak Gümrük Politikası” olarak tanımlanabilecek Gümrük Birliği’nin yanı sıra tarım, ulaştırma, ticaret ve rekabet alanında da yönetimi devletlerin uygulamak zorunda oldukları hukuksal işlemler yapma yetkisine sahip üst organlara bırakıyordu.

Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA)

İngiltere’nin Avrupa bütünleşme projesine bakışı daha serbest ve gevşek bir yapıdan yanaydı. Bu devletin eski koloni ve dominyonlarıyla olan ilişkilerini kurumsallaştıran COMMONWEALTH adlı oluşum çerçevesinde yürüyen dış ilişkileri vardı. Bu yapı 1931 Westminister Statüsü ile kuruldu ve İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki “sömürgelerin tasfiyesi” (de-colonization) süreci sonunda İngiltere’den bağımsızlaşan pek çok ülkenin de bu yapıya dahil olmasıyla büyük bir ülkeler topluluğu oluşmuştu. Roma Anlaşması’nın getirdiği ortak politika yükümlülüklerinin bağlayıcılığı İngiltere’ye Commonwealth ile özel bağlarını koparacağı endişesi vermekteydi. İngiltere daha gevşek bir “serbest ticaret bölgesi” projesi taraftarıydı. Bu yüzden Roma Anlaşması’na taraf olamadı ve buna tepki olarak Altılar’ın dışındaki bazı devletlerle 4 Ocak 1960’da yapılan Stockholm Anlaşması ile “Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA)”ni oluşturdu. EFTA’nın kurucu üyeleri; İngiltere, Danimarka, Avusturya, Portekiz, İsveç, Norveç ve İsviçre idi. Daha sonra 1970’te İzlanda, 1986’da Finlandiya ve 1991’de Lichtenstein da bu örgüte girdiler. Buna mukabil 1973’te İngiltere ile Danimarka, 1986’da Portekiz, 1994’te İsveç, Avusturya ve Finlandiya EFTA’dan ayrılarak AB üyesi oldular. Geriye kalan 4 üye devletten Norveç AB ile tam üyelik anlaşması yaptığı hâlde Norveç halkı 1974 ve 1992’de iki kez referandum ile red oyu vererek AB’ye girmeyi reddetti. EFTA ile AB arasında Ekim 1991’de “Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması” yapılmıştır. Bu anlaşma ile serbest ticaret kuralları ile gümrüklerin karşılıklı olarak sıfırlanmasına ek olarak serbest dolaşımın tüm kalemlerinin iki örgüt üyesi devletlerde geçerli olması, eğitim-kültür-çevre konularında da yoğun işbirliğine gidilmiştir. İsviçre anlaşmayı onaylamayarak bu alanın dışında kalmayı tercih etmiştir. AB’nin bu anlaşmadan sonraki her genişlemesi EFTA açısından da ekonomik alanın genişlemesi anlamına gelmiştir. EFTA üyesi İzlanda 2011’de küresel krizin etkileriyle daha etkin mücadele gayesiyle AB’ye tam üyelik başvurusu yapmıştır.

Avrupa Birliği’nin Organları

1952 yılında yürürlüğe giren Paris Anlaşması ile AKÇT’nin yönetimi için dört organ oluşturulmuştu. Bunlar; Bakanlar Komitesi, Yüksek Otorite, Ortak Kurul, ve Divan. Roma Anlaşması (1957) ile kurulan AET ve EURATOM’un yönetimini yapmak üzere de her iki topluluk için ayrı ayrı olmak üzere dört ana organ oluşturulmuştu. Bunlar; Konsey, Komisyon, Genel Kurul (daha sonra kendi adını “Parlamento” olarak değiştirecektir), ve Adalet Divanı. Roma Anlaşması ile aynı tarihte yapılan özel bir anlaşma ile Genel Kurul ve Divan her üç topluluk için de yetkili organlar hâline getirildi. 8 Nisan 1965’te Brüksel’de imzalanıp 1967’de yürürlüğe giren “Birleşme Anlaşması” (Merger Treaty) ile de Konsey ve Komisyon için de benzer bir düzenleme yapılarak bu karmaşık duruma son verildi. Artık üç topluluğu da bu dört ana organ yönetecekti. 1967’den sonra Avrupa Toplulukları terimi yerleşmeye başladı. Fakat bunların en kapsamlısı olan AET daha fazla öne çıktığından, bu üçlü örgüt modeli ülkemizde AET diye anılır oldu.

Avrupa Parlamentosu

Daha sonra adı üyeleri tarafından “Avrupa Parlamentosu” olarak değiştirilecek olan Genel Kurul’un başlangıçtaki misyonu “toplulukların müzakere ve tartışma organı olmak”tan ibaretti. Fakat 1958’den sonra her aşamada Parlamento’nun rolü, işlevi ve önemi arttı. Parlamento üyeleri başlangıçta her devletin kendisi için ayrılmış sayıdaki kotaya yaptığı atamalarla belirleniyordu. Bu durum 1949’da kurulan Avrupa Konseyi’nin iki ana organından birisi olan “Danışma Meclisi”nin oluşumuna benziyordu. Daha ilginç nokta bu Danışma Meclisi ile Avrupa Parlamentosu, iki farklı örgütün (yani Avrupa Konseyi ile Avrupa Toplulukları’nın) iki farklı organı oldukları halde, Fransa’nın Strasburg kentinde aynı binanın aynı salonunda toplanırlar. Bu yolla Avrupa’nın bütünleşme projesinin siyasi-ideolojik ayağını oluşturan Avrupa Konseyi ile bütünleşmenin ekonomik ayağını oluşturan Avrupa Toplulukları arasında sembolik bir birliktelik, meclisler vasıtasıyla kurulmak istenmiştir. Ayrıca buluşma yeri olarak da Strasburg’un seçilmesinin özel bir anlamı vardır. Bu kentin yer aldığı bölge yıllarca Alman-Fransız çekişmesinin merkeziydi. Avrupa bütünleşme projesinin temsil ayağını oluşturan iki organ bu kentte buluşturularak, çekişme yerine birleşme merkezi oluşturulmak istenmiştir. AT’nin diğer iki organı Konsey ve Komisyon da, NATO Genel Sekreterliği’nin ve NATO’nun en üst organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’nin bulunduğu Brüksel’dedir. Gerek isim benzerlikleri gerekse bulundukları kentlerin aynı olmasından ötürü ülkemizde çoğu kez bu Avrupalı örgütlerle, bazılarının organları karıştırılmaktadır.

AB Konseyi ve AB Komisyonu

Konsey, 1957 Roma Anlaşması ile kurulmuştur ve ATAB’nin “yasama organı”dır. Konseyde her üyenin birer temsilcisi ile Konsey Başkanı yer alır. Fakat burada ülkelerin oyları eşit değildir ve doğal olarak da kararlar oy birliği ile alınmaz. Kararların niteliklerine göre değişen sayıda ağırlıklı oyun sağlanması gerekir. AB’nin dört büyüğü olan Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere’nin ağırlığı da bu sistemle ortaya çıkmaktadır. Onların istemediği bir kararın oluşması imkânsızdır. Öteki üyeler çoğu kez onları izlemek durumundadır. İspanya ve Polonya’nın dört büyüklere yakın ağırlıkta oyları olmakla birlikte, esas olarak Rusya ya da Türkiye gibi kalabalık ve alan olarak geniş, ekonomik olarak büyük devletlerin olası üyeliği bu hassas dört büyükler dengesi ve egemenliğini bozucu nitelikte sonuçlar verebilir. Zira Türkiye’nin üyeliği, Romanya ya da Yunanistan’ın üyeliğine benzemeyecek, “beşinci büyük” olarak Birlik kurumlarında yer alacaktır. Başka pek çok nedenden de ayrı olarak Türkiye’nin üyeliğine salt bu “dengeleri bozucu” ithamıyla karşı olanlar vardır.

AB Adalet Divanı

Adalet Divanı da Roma Anlaşması ile kurulmuş ana organlardan biridir. Üye sayısı kadar hâkimden oluşur ve Lüksemburg’da bulunur. Avrupa Topluluğu ya da 1992 Maastricht Anlaşması’ndan sonraki adıyla Avrupa Birliği’nin hukukunu yorumlamaya ve adli karar vermeye yetkili tek organdır. Birlik üyesi devletler Birlik Hukuku’na ilişkin uzlaşmazlıklarının çözümünde Birlik Adalet Divanı’ndan başka hiçbir hukuksal kuruma gitmemeyi taahhüt etmişlerdir. Bu yüzden Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)’nın yetkisi “mecburi” nitelikte bir yetkidir. Mesela bir başka uluslararası yargı kurumu ve BM’nin bir organı konumunda olan Hollanda’nın La Haye kentindeki Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’nın yargı yetkisi “ihtiyari” olmaktadır. Bu mahkemeye sadece devletler davalarını götürebilirler ve UAD, davanın tarafı olan her iki devlet ya da devletler grubu kendi yargı yetkisini tanımışsa bir davaya bakabilir. ABAD’ın ise böyle bir tercih durumu yoktur. Dava açmaya yetkili her devlet ya da kurum tek taraflı işlemle dava açabilir. ABAD Adalet Divanı, Genel Mahkeme ve uzmanlık mahkemeleri olmak üzere üçlü bir yapıdan oluşmaktadır. ABAD’ın iş yükünü azaltmak gayesiyle 1988’de Konsey’in aldığı bir kararla “İlk Derece Mahkemesi” kurulmuştur. Bu mahkeme daha sonra Genel Mahkeme adını almıştır. Genel Mahkeme;

  1. Birlik çalışanları ile Birlik kurumları arasındaki davalara,
  2. Özel ve kamu işletmeleri tarafından AKÇT ile ilgili açılan davalara,
  3. Birlik Rekabet Hukuku ile ilgili davalara,
  4. Birlik kurumlarının tasarrufu ya da hareketsizliği nedeniyle oluşan zarar ve tazminat davalarına bakar. Bu mahkemenin kararları kesindir. Ancak sınırlı sayıda ve niteliği tanımlanmış davalar için ABAD temyiz organı olarak başvurulabilir.

AB Hukuku

AB’nin kuruluşundan itibaren geliştirdiği tüm mekanizmalar, hukuksal belgeler, uygulamalar bütünü ulusal ya da uluslararası hukuktan farklı özelliklere sahip “uluslar-üstü” (supranational) bir hukuk alanı olan “AB Hukuku”nu oluşturmuştur. Bu hukukun kaynakları:

  • Asli (Birincil-Primaire) Kaynaklar: Anayasal nitelikli kurucu anlaşmalar (1951 Paris, 1957 Roma, 1965 Brüksel Anlaşmaları, 1970 Lüksemburg “Bütçe” Anlaşması 1976 Avrupa Parlamentosu’na doğrudan seçimle ilgili Konsey kararı, 1987 Avrupa Tek Senedi, 1992 Maastricht, 1997 Amsterdam, 2001 Nice, 2009 Lizbon Anlaşmaları , birliğe sonradan dahil olan tüm üye devletlerin katılım anlaşmaları)
  • Tali (İkincil-Secondaire) Kaynaklar: Birlik Organların tasarrufları neticesi oluşan hukuksal belgeler, metinler. (1. Tüzükler, 2. Direktifler, 3. Kararlar, 4. Tavsiyeler, 5. Görüşler; bunlardan ilk üçü bağlayıcı niteliktedir.)
  • Hukukun Genel İlkeleri (Eşitlik, Kanuni Kesinlik, Ahkam’ın Geriye Yürümezliği, Ölçülülük-Muvazenelilik, Hukuki Güvenceler, İnsan Hakları, Hukuk Devleti ilkeleri)
  • ABAD Kararları ile oluşan “İçtihat” (jurisprudence)
  • Üye-Olmayan Devletler ya da Uluslararası Örgütler ile yapılan anlaşmalar
  • Örf-Âdet Hukuku, Yapılageliş-Teamül

AB Hukukunun belirleyici özellikleri:

  1. Mütecanis (Tekdüze-Homojen) Geçerlilik, AB Hukuku’nun tüm üyelerde aynı hüküm ve sonuçları doğurması;
  2. Özerklik, AB organları ile üye devletler arasındaki görev-yetki ayrımı;
  3. AB Hukuku’nun “Doğrudan Uygulanabilirliği” ve “Doğrudan Etki Doğurması”, ulusal organların tasarrufuna gerek olmaksızın hakların ve yükümlülüklerin oluşması;
  4. AB Hukuku’nun ulusal hukuka göre “önceliği” ya da “üstünlüğü”

Amerika Kıtasındaki Ekonomik Bütünleşmeler

Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (LAFTA); Latin Amerika Bütünleşme Bölgesi (LAIA); Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR)

Arjantin, Brezilya, Meksika, Şili, Paraguay, Peru, Uruguay arasında 1 Şubat 1960’ta imzalanan Montevideo Anlaşması ile bir “Serbest Ticaret Bölgesi” olarak Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (Latin American Free Trade Association-LAFTA) kurulmuştur. Örgütün merkezi, daha önceki LAFTA ve LAIA girişimlerine de merkezlik yapan Uruguay’ın başkenti Montevideo’dur. Üye devletler Brezilya, Arjantin, Bolivya, Paraguay, Uruguay ve Şili’dir. MERCOSUR’un öngördüğü Ortak Pazar uygulaması Ocak 1995’ten itibaren başlamıştır.

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA)

NAFTA’nın temeli Ocak 1988’de ABD ile Kanada arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının Ocak 1989’da yürürlüğe girmesiyle atıldı. Bunu izleyen dönemde ABD-Kanada-Meksika arasında 12 Ağustos 1992 tarihinde imzalanan ve 1994’te yürürlüğe giren anlaşma ile NAFTA’yı bir serbest ticaret bölgesi olarak kurdular. Anlaşma ile gümrük vergileri tarım ve sanayi ürünleri için 2008’e kadar olan bir geçiş dönemi sonunda sıfırlanmıştır. İşgücü hareketine ise Meksika’nın henüz yeterince gelişmiş ekonomisi olmaması nedeniyle, serbestlik tanınmamıştır. Fakat girişimci sermayedarlar için çok geniş haklar tanınmıştır. Dünyada ilk defa NAFTA anlaşması ile yatırımcılara, yatırım yaptıkları ABD-Kanada-Meksika hükümetlerini uluslararası tahkime götürebilme hakkı tanınmıştır. Bu sayede 1994-2001 arası dönemde pek çok tahkim sorunu oluşmuş ve hemen hemen tamamı yatırımcılar lehine sonuçlanmıştır. NAFTA ülkeleri GSMH olarak AB’den sonra toplamda dünyada 2. sırayı oluşturmaktadır. Meksika anlaşmanın yürürlüğe girdiği 1994’te ciddi bir ekonomik kriz yaşamıştır. Bununla birlikte, tüm Amerika kıtasının ve dünyanın etkilendiği 20082009 krizine kadar ciddi bir sorunla karşılaşmamıştır. ABD ve Kanada’nın pazar avantajlarından yararlanarak Meksika’nın da uzun dönemde zenginleşeceği düşünülebilir. Meksika, LAFTA ya da LAIA gibi yapılar içinde bunu başaramamıştır.

Asya-Pasifik Bölgesindeki Bütünleşme Hareketleri

Güneydoğu Asya Uluslar Topluluğu (ASEAN)

Güneydoğu Asya’daki bölgesel örgütlenme çabalarının ilki 1947’de ECOSOC bünyesinde “Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Komisyonu’nun kurulmasıyla gerçekleşmiştir. 1951’de ABD-Avustralya-Yeni Zelanda arasında oluşturulan ANZUS ve 1954’te ABD, Fransa, Yeni Zelanda, Pakistan, Tayland, Filipinler tarafından kurulan Güneydoğu Asya Anlaşması Örgütü-SEATO Soğuk Savaş dönemine ait ve Çin’deki komünist başarısının ardından Vietnam’a sıçrayan komünist yayılmasıyla mücadeleyi amaçlayan örgütlerdi. Buna karşılık 1955’te Endonezya Bandung’daki Asya-Afrika Zirve Konferansı “Bağlantısızlık” denilen oluşumun hareket noktası oldu ve 1961 Belgrad Konferansı’nda Bağlantısızlık resmen kuruldu. 1966’da kurulan Asya Kalkınma Bankası ise bölgesel ekonomik kalkınmayı amaçlayan, bölgeden olduğu gibi bölge dışından da üyeleri olan bir finans kuruluşuydu. ASEAN 8 Ağustos 1967’de Bangkok’da üye devlet dışişleri banaklarınca ilan edilen deklarasyon ile kurulmuştur. Kurucu üyeleri Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland’dır.

Güneydoğu Asya’da Dekolonizasyon: Güneydoğu Asya’nın bağımsızlaşması 2. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir. Tayland (eski adıyla Siyam) hariç öteki bölge ülkeleri XVIII. yüzyıldan sonra aşama aşama sömürge durumuna düştüler. Burma (daha sonraki adları Birmanya ve en son Myanmar) Hong Hong ve Malezya’da İngiliz, Endonezya’da Hollanda, Filipinler’de uzun süre İspanya daha sonra ABD, Doğu Timor ve Makao’da Portekiz sömürgeciliği vardı. Vietnam ve Endonezya gibi ülkelerde sömürgecilere karşı çetin savaşlar verilmesi gerekmiştir. Bağımsızlıktan sonra da Malezya ve Endonezya arasında Borneo Adası’ndaki egemenlik sorunu nedeniyle 1964’te savaş çıkmıştır. Bu dönemde Endonezya iç kriz de yaşamış ve sol eğilimli başkan Sukarno, sağ eğilimli Sukarto tarafından 1965’te devrilmiş, ardında da ülkede kanlı bir temizlik hareketi yapılmıştır.

Güney Asya Bölgesel İşbirliği Topluluğu (SAARC)

Güney Asya Bölgesel İşbirliği Topluluğu (South Asian Association For Regional Cooperation: SAARC) 8 Aralık 1985’de Sri Lanka, Hindistan, Pakistan, Bengaldeş, Bhutan, Nepal ve Maldive Adaları devlet ve hükümet başkanlarının örgütün kuruluş sözleşmesini onaylamalarıyla ortaya çıkmıştır. Afganistan 2007’de SAARC’a üye kabul edilmiştir. Bu örgüt Hint Alt Kıtası’ndaki yegâne bölgesel işbirliği ve bütünleşme girişimidir. SAARC’ın ASEAN’dan esinlenilerek oluşturulduğu söylenebilir. SAARC Güney Asya halklarının ekonomik gelişimi ve refahı, birlikte çalışma, dostluk, güven ve anlayış birliği oluşturma, hızlı ekonomik büyüme, bölgenin sosyal ve kültürel gelişimini sağlama amaçlarıyla kurulmuştur. Örgüt içindeki işbirliği ise üyelerin egemen eşitliği, toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlıkları, iç işlerine karışmama, karşılıklı yarar ilkeleri temelinde oluşturulmuştur.

Güney Asya Serbest Ticaret Bölgesi (SAFTA)

SAARC’ın bir organı olan “Ekonomik İşbirliği Komitesi”nin çalışmaları sonunda 7 Aralık 1995’de yürürlüğe giren anlaşma ile “Güney Asya Tercihli Ticaret Düzenlemeleri (SAPTA)” rejimi kurulmuştur. Bu rejimin bir sonraki safhası 1 Ocak 2006’da yürürlüğe giren anlaşma ile “Güney Asya Serbest Ticaret Bölgesi (SAFTA)” olmuştur. Bu yapı müstakil bir örgüt olarak düşünülmüş ve en üst düzey organı olarak “Bakanlar Konseyi” kurulmuştur. Bu kuruluş zirvelerinde nihai amacın “Güney Asya Ekonomik Birliği (SAEU)”nin gerçekleştirilmesi olduğu sürekli vurgulanmıştır.

Avrasya Bölgesindeki Bütünleşme Girişimleri

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)

25 Nisan 1996 Çin’in Şanghay kentinde imzalanan çok yönlü işbirliği anlaşması ile Çin Halk Cumhuriyet, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından “Şanghay Beşlisi” girişimi kurulmuştur. 2001’de Özbekistan da bu girişime katılmış ve girişimin adı da “Şanghay İşbirliği Örgütü” olarak ilan edilmiştir. Daha sonra örgüte Hindistan ve Pakistan üye olmuşlardır. Afganistan, Belarus, İran ve Moğolistan örgüt toplantılarına gözlemci olarak katılmaktadırlar. Türkiye, Azerbaycan, Kamboçya, Nepal ve Sri Lanka diyalog ülkeleri sıfatıyla; ASEAN, BDT ve Türkmenistan da sürekli konuk olarak örgüt toplantılarında yer almaktadırlar.

Avrasya Ekonomik Topluluğu (EAEC)

Sovyetler Birliği’nin Aralık 1991’de dağılmasından sonraki dönemde eski birlik cumhuriyetlerinin devletleşme çabaları sürerken, Sovyet federalizminden zuhur eden pek çok mesele ile uğraşmak gerekti. Eski Sovyet birlik cumhuriyetlerinin bazıları Rusya Federasyonu çevresinde Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) adıyla yeni bir örgüt kurdular. Bu örgüt bünyesinde yer alan üç devlet, Kazakistan, Rusya Federasyonu ve Beyaz Rusya 29 Mart 1996’da bir “gümrük birliği” anlaşması imzaladılar.

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in çabalarıyla 10 Ekim 2000’de 1998’de kurulan yeni Kazak başkenti Astana’da “Avrasya Ekonomik Topluluğu Anlaşması (EAEC)” devlet başkanları zirve konferansında imzalandı. Üye ülkeler Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Rusya Federasyonu, Beyaz Rusya’dır. Ekim 2005’te Özbekistan’ın da örgüte üyeliği kabul edilmiştir. Fakat Özbekistan 2008’de geçici bir süre için üyeliğinin askıya alınmasını istemiştir. Ermenistan 2014 yılında Topluluğa üye olarak kabul edilmiştir.

Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)

Türkiye-İran-Pakistan arasında askeri yardımlaşmayı öngören “Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO)”nın ekonomik yönünü oluşturan “Bölgesel İşbirliği ve Kalkınma (RCD)” programı 1964’te oluşturulmuştu. İzmir’de 22 Nisan 1976’da yapılan RCD zirvesinde karşılıklı ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, turizm alanında işbirliğini yoğunlaştırılması kararları alındı. İran’daki 1979 İslam Devrimi’nin sonucunda oluşan rejim değişikliğinden kısa süre sonra tarafların anlaşmadan çekilmeleriyle CENTO ortadan kalktı. Fakat RCD’nin başka bir biçim altında sürmesinde taraflar mutabık kalınca, 29 Ocak 1985’teki RCD’nin Tahran’da yapılan zirve konferansında, bu yapının adı ve içeriği değiştirilerek “Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)” kurulmuştur. Örgütün merkezi Tahran’dadır. 1991’de SSCB’nin dağılmasından sonra 1992’de Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Afganistan ECO’ya yeni üye olarak kabul edilmişlerdir. Böylece örgütün coğrafyası, nüfusu ve ekonomik potansiyeli bir anda artmıştır. Avrasya coğrafyasındaki Türkiye ile soydaş cumhuriyetlerin hepsinin Türkiye ile aynı çatıda oldukları tek bölgesel örgüt ECO’dur.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ)

Böyle bir kuruluşla ilgili ilk toplantı 19 Aralık 1990’da Ankara’da SSCB, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’nin yanı sıra, SSCB’ye “birlik (soyuz) cumhuriyeti” statüsü altında dahil olan Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Moldova’nın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Toplantı sonunda taraflar “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Projesi”nin hayata geçirilmesi konusunda mutabık kalmışlardır. Mart 1991’de Bükreş’te, Nisan 1991’de Sofya’da, Temmuz 1991’de Moskova’da yapılan toplantılarla kuruluş anlaşması taslağı ortaya çıkmıştır. 19- 21 Ağustos 1991’deki başarısız Moskova darbesi sonrasında yaşanan karmaşa ve bağımsızlık ilanları neticesi Aralık 1991’de SSCB’nin dağılması bir gecikmeyi getirmiştir.

Orta Doğu ve Afrika’daki Bütünleşme Hareketleri

İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ)

Bizzat kuruluş sözleşmesinde Filistin ve Kudüs sorunları örgütün ana ilgi alanı olarak tanımlanmışsa da, sonraki dönemlerde İslam Dünyası’nı ilgilendiren boyutları olan Afganistan, Keşmir gibi sorunlar da örgütün gündemine geldi. 1987 Kuveyt zirvesinde KKTC’ne gözlemcilik statüsü tanındı. İKÖ’nün adı 2010’daki 38. Dışişleri Bakanları Konferansı’nda alınan bir kararla “İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ)” biçiminde değiştirildi. İİÖ’nün organları 1. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, üç yılda bir toplanır; 2. Dışişleri Bakanları Konferansı, her yıl toplanır; 3. Daimi Sekretarya; 4. Çalışma Komiteleri. İKÖ kuruluşundan sonra kısa süre içinde ekonomik boyutlar da kazanmaya başladı. 20 Ekim 1975’teki zirve konferansında “İslam Kalkınma Bankası”nın kuruluşu onaylandı ve merkez olarak yine Cidde seçildi. 1981’deki zirvede ise “İslam Konferansı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)” adlı bir organ oluşturularak başkanlığı Türkiye’ye verildi.

Gelişmekte Olan Sekiz Ülke (D-8)

Türkiye’nin öncülüğünde 15 Haziran 1997’de yapılan İstanbul zirvesinde yayınlanan deklarasyonla kurulmuş bir örgüttür. Üyeleri: Türkiye, Mısır, İran, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya ve Nijerya. Örgütün amaçları:

  • Sosyo-ekonomik işbirliğini, barışın ve çevrenin korunmasını desteklemek
  • Küresel krizlerde üyelerin koordine hareketini sağlamak
  • Enerji sektöründe sürdürülebilir büyüme sağlanması
  • Üyeler arasında tercihli ticaret düzeni kurulması

Körfez İşbirliği Konseyi (GCC)

Basra Körfezi’ndeki Arap monarşileri 1979 İran İslam Devrimi ile oluşan yeni rejimin politikalarından rahatsızlık duymuşlar ve 22 Eylül 1980’de Irak’ın İran’a saldırısıyla başlayan savaşta Irak’a destek olmuşlardı. Bu devletler Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’dan oluşuyordu. Bu devletler 25 Mayıs 1981’de “Körfez Arap Devletleri İşbirliği Konseyi (GCC)” adlı örgütü kurdular. 11 Kasım 1981’de de GCC üyesi devletler arasında “Birleşik Ekonomiler Anlaşması” Abu Dabi’de imza edildi. Bu anlaşmaların amaçlarını aşağıdaki biçimde gruplandırmak mümkündür:

  • Ekonomi, maliye, ticaret, gümrük, turizm, yasama ve idare gibi farklı alanlarda benzer düzenlemeleri formüle etmek
  • Sanayi, madencilik, tarım, su, hayvancılık, balıkçılık ve denizcilik konularında bilimsel ve teknik gelişmeleri ortaklaşa desteklemek
  • Bilimsel araştırma merkezlerini ortaklaşa kurmak ve yararlanmak
  • Ortak iktisadi teşebbüs ve teşekküller oluşturmak
  • Arap Yarımadası Birleşik Askeri Gücü’nü oluşturmak
  • Özel sektörün ekonomik işbirliğini teşvik etmek
  • Üye devlet halkları arasındaki her türlü işbirliği ve dostluk bağlarını güçlendirmek
  • 2010’a kadar üye devletler arasında para birliği oluşturmak (bu hedefe henüz ulaşılamamıştır).

Geniş Arap Serbest Ticaret Bölgesi (GAFTA)

GCC üyeleri 1997’de imzalanan “Geniş Arap Serbest Ticaret Bölgesi (GAFTA)” adlı bir örgüte de üye olmuşlardır. GAFTA “Arap Ekonomik Birliği Konseyi” adlı Arap Birliği’nin yan kuruluşunun çabalarıyla kurulmuştur. GAFTA’nın öteki üyeleri Mısır, Irak, Lübnan, Libya, Fas, Sudan, Suriye, Yemen, Cezayir ve Tunus’tur. Bu örgüt 2005’te tam olarak faaliyete geçmiştir.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC)

Eylül 1960’ta Venezüella’nın yoğun diplomasisinin sonucu olarak Bağdat’ta bir araya gelen 5 petrol ihracatçısı devlet tarafından kurulmuş bir “kartel örgüt”tür. Kurucu üyeleri Irak, İran, Venezüella, Suudi Arabistan ve Kuveyt’tir. Daha sonra yeni üyeler eklenmiştir. 2011 itibarıyla 12 üyesi olan örgütün üyelerinin 8 tanesi Orta Doğu’daki İslam ülkelerindendir. Bu yüzden genel merkezi Viyana’da olmasına karşın bu örgütü “petrol bölgeleri örgütü” olarak bir bölgesel bütünleşme hareketi saymak mümkündür. Dünya petrol rezervlerinin ve üretiminin çok büyük kısmını da gerçekleştiren OPEC üyesi devletler aralarında kotalar belirleyerek fiyat ve gelir artışları sağlamayı başarmışlardır. 1960-73 döneminde fiyatlarda yaklaşık % 40 reel artış gerçekleşmiştir.

Afrika Birliği Örgütü (OAU) ve Afrika Birliği (AU)

Afrika kıtasının 1960’dan sonra büyük çoğunluğunun bağımsız hâle gelmesi, bu yeni devletlerde birlikte hareket etme ihtiyacını ortaya çıkardı. Kıtada bağımsızlığını, 1935-1941 İtalyan işgali hariç, hiç yitirmemiş tek devlet olan Etiyopya (Habeşistan)’da 25 Mayıs 1963’te yapılan ve 32 bağımsız Afrika ülkesinin katıldığı zirve konferansında Afrika Birliği Örgütü (OAU) kuruldu. Örgüt merkezinin de örgütün kuruluş yeri olan Addis Ababa olması kararlaştırıldı. Bu örgütün ana organları

  1. Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi ve Zirve Konferansı,
  2. Bakanlar Konseyi,
  3. Genel Sekreterlik,
  4. Arabuluculuk – Uzlaştırma – Tahkim (Hakemlik) Komisyonundan oluşmaktadır.

OAU’nun amaçları:

  • Afrika devletleri arasında işbirliği ve dayanışmayı güçlendirmek, ülke bütünlüklerini, bağımsızlıklarını korumak
  • Kıtadaki her türlü sömürgeciliğe son vermek
  • BM Şartı ve belgeleri rehberliğinde uluslararası işbirliğini geliştirmek
  • Barışçı Bağlantısızlık politikasını sürdürmek
  • Üyelerin ekonomi, diplomasi, eğitim, sağlık, refah, bilim ve savunma politikalarını uyumlu hâle getirmek, koordinasyon içinde yürütmek olarak belirlenmiştir.

Afrika Ekonomik Topluluğu (AEC)

1991’de Abuja’da imzalanıp 1994’te yürürlüğe giren anlaşma ile oluşturulmuş iktisadi amaçlı kıta girişimidir. AU’nun iktisadi boyutunu temsil eden bir örgüttür. AEC kıta ülkelerinin iktisadi ve siyasi bütünleşmelerini esas alan hedefler belirlemiş ve bu çerçevede bazı evreler oluşturmuştur:

  1. Gelişmişlik ve bölgesellik dikkate alınarak Afrika kıtasında “farklı kulvarlar” ve havzalar içinde bütünleşme amacıyla “bölgesel bloklar” ya da topluluklar kurulması, daha önceden kurulmuş olanların da AEC çerçevesine alınması. Bu aşama tamamlanmış ve tüm kıtanın muhtelif havzalarındaki bölgesel bütünleşme amaçlı örgütler AEC çatısı altına alınmıştır. Bu örgütler:
    • EAC, “Doğu Afrika Topluluğu” 1967’de kurulup 1977’de dağıldı, ama AEC’in projesine uygun olarak 2000’de kurucular tarafından diriltildi.
    • ECOWAS, “Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu” 1975’te kurulmuştur.
    • ECCAS, “Orta Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu” 1983’te kurulmuştur.
    • SACU, “Güney Afrika Gümrük Birliği” 1910’de kurulmuş çok eski bir örgüttür.
    • COMESA, “Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı” 1993’te kurulmuştur.
    • SADC, “Güney Afrika Kalkınma Topluluğu” 1980’de kurulmuştur.
    • IGAD, “Hükümetler-arası Kalkınma Otoritesi” 1986’da kurulmuştur.
  2. Bölgesel toplulukların içindeki bütünleşmenin ve uyumlulaştırmanın (harmonization) sağlanması.
  3. Bölgesel toplulukların her birinin önce “serbest ticaret bölgesi”, sonra da “gümrük birliği” haline getirilmesi. Bu aşamaya gelmiş olan bölgesel örgütler vardır. EAC ve SACU gümrük birliği olarak faaliyetlerini yürütmektedir. COMESA ve SADC ise serbest ticaret bölgesi aşamasındadır ve kısa sürede gümrük birliği aşamasına gelmeleri olasıdır. ECCAS ve ECOWAS’ın bazı üyeleri parasal birlik aşamasına geçmişlerdir. Bu iki örgüt kendi içlerinde “savunma paktı” da kurmuşlardır.

Batı Dünyası’nda Bölgesel Bütünleşme Örnekleri

Avrupa Birliği: Avrupa Birliği (AB), kuruluşu itibarıyla II. Dünya Savaşı sonrası en eski, ayrıntılı, içerikli bir bölgesel bütünleşme hareketi olmuş ve bu yönleriyle başka bölgelerdeki benzeri örgütlenme çabalarına model olmuştur. AB dışındaki çabaların ilerleme derecesi de AB ile kıyaslanarak anlaşılabilir.

Avrupa Birliği

Avrupa Bütünleşmesinin Gerekçeleri ve Kilometre Taşları

Tarihin gördüğü en büyük iki savaşı aynı yüzyılda ve sadece 30 yıl içinde üretmiş olan Avrupa kıtasının 1945’teki feci durumu, ağır sorunların çözümü konusunda çok ciddi yaklaşımları gerektiriyordu. Devlet adamlarının, politikacıların, sermaye kesiminin dünya savaşlarına yol açan geçmişteki hatalarının sorgulanmasının şiddeti giderek artarken, Komünizm tehlikesi de çok ciddi boyutlardaydı. ABD I. Dünya Savaşı sonrasında yeniden izolasyon stratejisine dönmek istememiş ve Avrupa meselelerinin çözümünün Avrupalılara bırakılmasının bir hata olduğunu II. Dünya Savaşı’nın çıkması açıkça ortaya koymuştu. Artık askeri imkânları artan SSCB’nin kendini dış dünyaya kapadığı “Tek Ülkede Sosyalizm” sloganı gerilerde kalmış ve bu rejim Avrupa’nın ve Asya’nın yarısını denetler duruma gelmişti. Bu tehdide askeri, siyasi ve ekonomik anlamda ciddi bir yanıt vermek ve seçenek sunmak gerekiyordu. 1947’de uygulanmasına başlanan Marshall Planı, Avrupa’ya iktisaden “can suyu” verilmesi anlamına geliyordu. Bu program çerçevesinde sağlanan yardımları Avrupa ülkelerine paylaştırmak amacıyla 1948’de Paris merkezli olarak kurulan “Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC)”, 1961’de “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)”na dönüştürüldü. Avrupa’ya yönelik Sovyet askeri tehdidi 1948’de Brüksel Anlaşması ile İngiltere, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Fransa arasında bir askeri işbirliği anlaşmasını getirdi. Avrupa savunmasının ABD katkısı olmadan imkânsızlığı bir yıl sonra 4 Nisan 1949’da Washington Anlaşması ile NATO’yu ortaya çıkardı. Brüksel Anlaşması 1954’de İtalya ve Almanya’nın katılımıyla genişletildi ve “Batı Avrupa Birliği (WEU)” adını aldı. NATO’nun kuruluşundan bir ay sonra 4 Mayıs 1949’da da Avrupa Konseyi kuruldu. NATO, Sovyet askeri tehdidine karşılık olarak düşünülebilirken Avrupa Konseyi başta Komünizm olmak üzere her türlü demokrasi karşıtı yapı ve ideolojilere bir yanıt niteliği taşıyordu. Konsey’in temel misyonu demokratik kurumları korumak ve desteklemek, insan haklarını savunmak, hukuk devleti temelinde bir Avrupa oluşturmak olarak sıralanabilir. Fakat burada esas hedef Sovyet etki alanında kalan Doğu Avrupa halklarıydı. Batılılar Yalta Konferansı ile Sovyetlere terk ettikleri Doğu Avrupa’nın bu durumunu asla kalıcı olarak görmüyorlardı. NATO ve Avrupa Konseyi ile askeri, siyasi, ideolojik güvenlik sorunlarını çözen Avrupa’nın iktisadi sorunlara yoğunlaşma vakti gelmişti. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg 1948’de BENELUX adında bir gümrük birliği oluştururlarken aynı yıl içinde yaşanan Prag Darbesi ve Berlin Ablukası da Almanların ve Almanya’nın önemini Batılılara göstermişti. Ekim 1949’da Almanya’daki işgal bölgelerinde iki farklı devlet oluştu. Batılıların işgal bölgesinde Federal Alman Cumhuriyeti, Sovyet işgal bölgesinde Demokratik Alman Cumhuriyeti kuruldu.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu: 18 Nisan 1951 Paris Anlaşması

Avrupa merkezli olarak yaşanan iki dünya savaşının da Alman-Fransız gerginliği ve ikili sorunları temelinde oluştuğu görülmektedir. Avrupa bütünleşmesinin de bu iki ulus arasındaki sorunlar giderilmeden olması mümkün değildi. Fransa Planlama Örgütü Başkanı Jean Monnet tarafından hazırlanan ve dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafında 9 Mayıs 1950’de Londra’da önerilen bir planın kabul görmesi sonucu 18 Nisan 1951’de imzalanan Paris Anlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kurulmuştur. Bu örgüt üye devletlerin kömür-çelik üretimlerini planlayan bir “yüksek otorite” getiriyordu. Üye ülkeler Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ağır sanayinin belkemiği olan bu sektörde ortak yönetime ek olarak bu sektörün ürünleri için gümrükleri kaldırıyorlar, ortak pazar kuruyorlar ve bu sektördeki ithalatta da ortak tarifeler üzerinde anlaşıyorlardı. “Altılar’ın Avrupası”nın ilk adımı böyle atılmıştır. AKÇT Anlaşması 1952’de yürürlüğe girmiş ve 50 yıllık bir süre için yapılmıştı. 2002’de bu süre dolduktan sonra da bu yapının tüm varlık ve sorumlulukları AB’ye devrolunmuştur. Bu anlaşma, iki yıl önce Ekim 1949’da kurulan Federal Alman Cumhuriyeti’nin komşularıyla olan ilk işbirliği anlaşması niteliğindeydi. İtalya da, birkaç yıl öncesine kadar savaştığı devletlerle 1947’de yine Paris’te barış anlaşmaları yapmıştı, şimdi de ekonomik işbirliğinin ve belki de bütünleşmenin “provası” niteliğindeki bu örgüte giriyordu. Zaman zaman “siyah metalürji” olarak da adlandırılan kömür-demir-çelik endüstrisi savaş döneminde silahlanmanın da en stratejik sahasını oluşturuyordu. Taraflar bu sektörü ortak bir denetime vererek birbirleri aleyhine silahlanma ve savaş kuşkularının da önüne geçiyorlar, Almanya ve İtalya yeniden Batı sistemine dahil oluyorlardı. Üye devletlerin hepsinin de önce Avrupa Konseyi’ne üye olduklarını unutmamak gerekir. Siyasi türdeşlik iktisadi alanda işbirliği için de güven vermekteydi.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu, 1957 Roma Anlaşması

AKÇT’nin başarılı performansının yanı sıra 1952 tarihli “Avrupa Savunma Topluluğu” anlaşmasına Fransa Meclisi’nin 1954’teki oylamada destek vermemesi, bütünleşme çabalarının iktisadi yönde yoğunlaşmasına yol açtı. 1957’de Roma’da çok kapsamlı bir anlaşma ile Altılar iki örgüt daha kurdular ve AKÇT’yi de bu sisteme dahil ederek üç ayaklı bir bütünleşme projesini başlattılar. “Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu” (EURATOM) bu stratejik enerjinin ortak yönetim altında geliştirilmesini öngörüyordu. “Avrupa Ekonomik Topluluğu” (AET) bu örgütlerin en kapsamlısıydı. “Ortak Gümrük Politikası” olarak tanımlanabilecek Gümrük Birliği’nin yanı sıra tarım, ulaştırma, ticaret ve rekabet alanında da yönetimi devletlerin uygulamak zorunda oldukları hukuksal işlemler yapma yetkisine sahip üst organlara bırakıyordu.

Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA)

İngiltere’nin Avrupa bütünleşme projesine bakışı daha serbest ve gevşek bir yapıdan yanaydı. Bu devletin eski koloni ve dominyonlarıyla olan ilişkilerini kurumsallaştıran COMMONWEALTH adlı oluşum çerçevesinde yürüyen dış ilişkileri vardı. Bu yapı 1931 Westminister Statüsü ile kuruldu ve İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki “sömürgelerin tasfiyesi” (de-colonization) süreci sonunda İngiltere’den bağımsızlaşan pek çok ülkenin de bu yapıya dahil olmasıyla büyük bir ülkeler topluluğu oluşmuştu. Roma Anlaşması’nın getirdiği ortak politika yükümlülüklerinin bağlayıcılığı İngiltere’ye Commonwealth ile özel bağlarını koparacağı endişesi vermekteydi. İngiltere daha gevşek bir “serbest ticaret bölgesi” projesi taraftarıydı. Bu yüzden Roma Anlaşması’na taraf olamadı ve buna tepki olarak Altılar’ın dışındaki bazı devletlerle 4 Ocak 1960’da yapılan Stockholm Anlaşması ile “Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA)”ni oluşturdu. EFTA’nın kurucu üyeleri; İngiltere, Danimarka, Avusturya, Portekiz, İsveç, Norveç ve İsviçre idi. Daha sonra 1970’te İzlanda, 1986’da Finlandiya ve 1991’de Lichtenstein da bu örgüte girdiler. Buna mukabil 1973’te İngiltere ile Danimarka, 1986’da Portekiz, 1994’te İsveç, Avusturya ve Finlandiya EFTA’dan ayrılarak AB üyesi oldular. Geriye kalan 4 üye devletten Norveç AB ile tam üyelik anlaşması yaptığı hâlde Norveç halkı 1974 ve 1992’de iki kez referandum ile red oyu vererek AB’ye girmeyi reddetti. EFTA ile AB arasında Ekim 1991’de “Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması” yapılmıştır. Bu anlaşma ile serbest ticaret kuralları ile gümrüklerin karşılıklı olarak sıfırlanmasına ek olarak serbest dolaşımın tüm kalemlerinin iki örgüt üyesi devletlerde geçerli olması, eğitim-kültür-çevre konularında da yoğun işbirliğine gidilmiştir. İsviçre anlaşmayı onaylamayarak bu alanın dışında kalmayı tercih etmiştir. AB’nin bu anlaşmadan sonraki her genişlemesi EFTA açısından da ekonomik alanın genişlemesi anlamına gelmiştir. EFTA üyesi İzlanda 2011’de küresel krizin etkileriyle daha etkin mücadele gayesiyle AB’ye tam üyelik başvurusu yapmıştır.

Avrupa Birliği’nin Organları

1952 yılında yürürlüğe giren Paris Anlaşması ile AKÇT’nin yönetimi için dört organ oluşturulmuştu. Bunlar; Bakanlar Komitesi, Yüksek Otorite, Ortak Kurul, ve Divan. Roma Anlaşması (1957) ile kurulan AET ve EURATOM’un yönetimini yapmak üzere de her iki topluluk için ayrı ayrı olmak üzere dört ana organ oluşturulmuştu. Bunlar; Konsey, Komisyon, Genel Kurul (daha sonra kendi adını “Parlamento” olarak değiştirecektir), ve Adalet Divanı. Roma Anlaşması ile aynı tarihte yapılan özel bir anlaşma ile Genel Kurul ve Divan her üç topluluk için de yetkili organlar hâline getirildi. 8 Nisan 1965’te Brüksel’de imzalanıp 1967’de yürürlüğe giren “Birleşme Anlaşması” (Merger Treaty) ile de Konsey ve Komisyon için de benzer bir düzenleme yapılarak bu karmaşık duruma son verildi. Artık üç topluluğu da bu dört ana organ yönetecekti. 1967’den sonra Avrupa Toplulukları terimi yerleşmeye başladı. Fakat bunların en kapsamlısı olan AET daha fazla öne çıktığından, bu üçlü örgüt modeli ülkemizde AET diye anılır oldu.

Avrupa Parlamentosu

Daha sonra adı üyeleri tarafından “Avrupa Parlamentosu” olarak değiştirilecek olan Genel Kurul’un başlangıçtaki misyonu “toplulukların müzakere ve tartışma organı olmak”tan ibaretti. Fakat 1958’den sonra her aşamada Parlamento’nun rolü, işlevi ve önemi arttı. Parlamento üyeleri başlangıçta her devletin kendisi için ayrılmış sayıdaki kotaya yaptığı atamalarla belirleniyordu. Bu durum 1949’da kurulan Avrupa Konseyi’nin iki ana organından birisi olan “Danışma Meclisi”nin oluşumuna benziyordu. Daha ilginç nokta bu Danışma Meclisi ile Avrupa Parlamentosu, iki farklı örgütün (yani Avrupa Konseyi ile Avrupa Toplulukları’nın) iki farklı organı oldukları halde, Fransa’nın Strasburg kentinde aynı binanın aynı salonunda toplanırlar. Bu yolla Avrupa’nın bütünleşme projesinin siyasi-ideolojik ayağını oluşturan Avrupa Konseyi ile bütünleşmenin ekonomik ayağını oluşturan Avrupa Toplulukları arasında sembolik bir birliktelik, meclisler vasıtasıyla kurulmak istenmiştir. Ayrıca buluşma yeri olarak da Strasburg’un seçilmesinin özel bir anlamı vardır. Bu kentin yer aldığı bölge yıllarca Alman-Fransız çekişmesinin merkeziydi. Avrupa bütünleşme projesinin temsil ayağını oluşturan iki organ bu kentte buluşturularak, çekişme yerine birleşme merkezi oluşturulmak istenmiştir. AT’nin diğer iki organı Konsey ve Komisyon da, NATO Genel Sekreterliği’nin ve NATO’nun en üst organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’nin bulunduğu Brüksel’dedir. Gerek isim benzerlikleri gerekse bulundukları kentlerin aynı olmasından ötürü ülkemizde çoğu kez bu Avrupalı örgütlerle, bazılarının organları karıştırılmaktadır.

AB Konseyi ve AB Komisyonu

Konsey, 1957 Roma Anlaşması ile kurulmuştur ve ATAB’nin “yasama organı”dır. Konseyde her üyenin birer temsilcisi ile Konsey Başkanı yer alır. Fakat burada ülkelerin oyları eşit değildir ve doğal olarak da kararlar oy birliği ile alınmaz. Kararların niteliklerine göre değişen sayıda ağırlıklı oyun sağlanması gerekir. AB’nin dört büyüğü olan Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere’nin ağırlığı da bu sistemle ortaya çıkmaktadır. Onların istemediği bir kararın oluşması imkânsızdır. Öteki üyeler çoğu kez onları izlemek durumundadır. İspanya ve Polonya’nın dört büyüklere yakın ağırlıkta oyları olmakla birlikte, esas olarak Rusya ya da Türkiye gibi kalabalık ve alan olarak geniş, ekonomik olarak büyük devletlerin olası üyeliği bu hassas dört büyükler dengesi ve egemenliğini bozucu nitelikte sonuçlar verebilir. Zira Türkiye’nin üyeliği, Romanya ya da Yunanistan’ın üyeliğine benzemeyecek, “beşinci büyük” olarak Birlik kurumlarında yer alacaktır. Başka pek çok nedenden de ayrı olarak Türkiye’nin üyeliğine salt bu “dengeleri bozucu” ithamıyla karşı olanlar vardır.

AB Adalet Divanı

Adalet Divanı da Roma Anlaşması ile kurulmuş ana organlardan biridir. Üye sayısı kadar hâkimden oluşur ve Lüksemburg’da bulunur. Avrupa Topluluğu ya da 1992 Maastricht Anlaşması’ndan sonraki adıyla Avrupa Birliği’nin hukukunu yorumlamaya ve adli karar vermeye yetkili tek organdır. Birlik üyesi devletler Birlik Hukuku’na ilişkin uzlaşmazlıklarının çözümünde Birlik Adalet Divanı’ndan başka hiçbir hukuksal kuruma gitmemeyi taahhüt etmişlerdir. Bu yüzden Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)’nın yetkisi “mecburi” nitelikte bir yetkidir. Mesela bir başka uluslararası yargı kurumu ve BM’nin bir organı konumunda olan Hollanda’nın La Haye kentindeki Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’nın yargı yetkisi “ihtiyari” olmaktadır. Bu mahkemeye sadece devletler davalarını götürebilirler ve UAD, davanın tarafı olan her iki devlet ya da devletler grubu kendi yargı yetkisini tanımışsa bir davaya bakabilir. ABAD’ın ise böyle bir tercih durumu yoktur. Dava açmaya yetkili her devlet ya da kurum tek taraflı işlemle dava açabilir. ABAD Adalet Divanı, Genel Mahkeme ve uzmanlık mahkemeleri olmak üzere üçlü bir yapıdan oluşmaktadır. ABAD’ın iş yükünü azaltmak gayesiyle 1988’de Konsey’in aldığı bir kararla “İlk Derece Mahkemesi” kurulmuştur. Bu mahkeme daha sonra Genel Mahkeme adını almıştır. Genel Mahkeme;

  1. Birlik çalışanları ile Birlik kurumları arasındaki davalara,
  2. Özel ve kamu işletmeleri tarafından AKÇT ile ilgili açılan davalara,
  3. Birlik Rekabet Hukuku ile ilgili davalara,
  4. Birlik kurumlarının tasarrufu ya da hareketsizliği nedeniyle oluşan zarar ve tazminat davalarına bakar. Bu mahkemenin kararları kesindir. Ancak sınırlı sayıda ve niteliği tanımlanmış davalar için ABAD temyiz organı olarak başvurulabilir.

AB Hukuku

AB’nin kuruluşundan itibaren geliştirdiği tüm mekanizmalar, hukuksal belgeler, uygulamalar bütünü ulusal ya da uluslararası hukuktan farklı özelliklere sahip “uluslar-üstü” (supranational) bir hukuk alanı olan “AB Hukuku”nu oluşturmuştur. Bu hukukun kaynakları:

  • Asli (Birincil-Primaire) Kaynaklar: Anayasal nitelikli kurucu anlaşmalar (1951 Paris, 1957 Roma, 1965 Brüksel Anlaşmaları, 1970 Lüksemburg “Bütçe” Anlaşması 1976 Avrupa Parlamentosu’na doğrudan seçimle ilgili Konsey kararı, 1987 Avrupa Tek Senedi, 1992 Maastricht, 1997 Amsterdam, 2001 Nice, 2009 Lizbon Anlaşmaları , birliğe sonradan dahil olan tüm üye devletlerin katılım anlaşmaları)
  • Tali (İkincil-Secondaire) Kaynaklar: Birlik Organların tasarrufları neticesi oluşan hukuksal belgeler, metinler. (1. Tüzükler, 2. Direktifler, 3. Kararlar, 4. Tavsiyeler, 5. Görüşler; bunlardan ilk üçü bağlayıcı niteliktedir.)
  • Hukukun Genel İlkeleri (Eşitlik, Kanuni Kesinlik, Ahkam’ın Geriye Yürümezliği, Ölçülülük-Muvazenelilik, Hukuki Güvenceler, İnsan Hakları, Hukuk Devleti ilkeleri)
  • ABAD Kararları ile oluşan “İçtihat” (jurisprudence)
  • Üye-Olmayan Devletler ya da Uluslararası Örgütler ile yapılan anlaşmalar
  • Örf-Âdet Hukuku, Yapılageliş-Teamül

AB Hukukunun belirleyici özellikleri:

  1. Mütecanis (Tekdüze-Homojen) Geçerlilik, AB Hukuku’nun tüm üyelerde aynı hüküm ve sonuçları doğurması;
  2. Özerklik, AB organları ile üye devletler arasındaki görev-yetki ayrımı;
  3. AB Hukuku’nun “Doğrudan Uygulanabilirliği” ve “Doğrudan Etki Doğurması”, ulusal organların tasarrufuna gerek olmaksızın hakların ve yükümlülüklerin oluşması;
  4. AB Hukuku’nun ulusal hukuka göre “önceliği” ya da “üstünlüğü”

Amerika Kıtasındaki Ekonomik Bütünleşmeler

Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (LAFTA); Latin Amerika Bütünleşme Bölgesi (LAIA); Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR)

Arjantin, Brezilya, Meksika, Şili, Paraguay, Peru, Uruguay arasında 1 Şubat 1960’ta imzalanan Montevideo Anlaşması ile bir “Serbest Ticaret Bölgesi” olarak Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (Latin American Free Trade Association-LAFTA) kurulmuştur. Örgütün merkezi, daha önceki LAFTA ve LAIA girişimlerine de merkezlik yapan Uruguay’ın başkenti Montevideo’dur. Üye devletler Brezilya, Arjantin, Bolivya, Paraguay, Uruguay ve Şili’dir. MERCOSUR’un öngördüğü Ortak Pazar uygulaması Ocak 1995’ten itibaren başlamıştır.

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA)

NAFTA’nın temeli Ocak 1988’de ABD ile Kanada arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının Ocak 1989’da yürürlüğe girmesiyle atıldı. Bunu izleyen dönemde ABD-Kanada-Meksika arasında 12 Ağustos 1992 tarihinde imzalanan ve 1994’te yürürlüğe giren anlaşma ile NAFTA’yı bir serbest ticaret bölgesi olarak kurdular. Anlaşma ile gümrük vergileri tarım ve sanayi ürünleri için 2008’e kadar olan bir geçiş dönemi sonunda sıfırlanmıştır. İşgücü hareketine ise Meksika’nın henüz yeterince gelişmiş ekonomisi olmaması nedeniyle, serbestlik tanınmamıştır. Fakat girişimci sermayedarlar için çok geniş haklar tanınmıştır. Dünyada ilk defa NAFTA anlaşması ile yatırımcılara, yatırım yaptıkları ABD-Kanada-Meksika hükümetlerini uluslararası tahkime götürebilme hakkı tanınmıştır. Bu sayede 1994-2001 arası dönemde pek çok tahkim sorunu oluşmuş ve hemen hemen tamamı yatırımcılar lehine sonuçlanmıştır. NAFTA ülkeleri GSMH olarak AB’den sonra toplamda dünyada 2. sırayı oluşturmaktadır. Meksika anlaşmanın yürürlüğe girdiği 1994’te ciddi bir ekonomik kriz yaşamıştır. Bununla birlikte, tüm Amerika kıtasının ve dünyanın etkilendiği 20082009 krizine kadar ciddi bir sorunla karşılaşmamıştır. ABD ve Kanada’nın pazar avantajlarından yararlanarak Meksika’nın da uzun dönemde zenginleşeceği düşünülebilir. Meksika, LAFTA ya da LAIA gibi yapılar içinde bunu başaramamıştır.

Asya-Pasifik Bölgesindeki Bütünleşme Hareketleri

Güneydoğu Asya Uluslar Topluluğu (ASEAN)

Güneydoğu Asya’daki bölgesel örgütlenme çabalarının ilki 1947’de ECOSOC bünyesinde “Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Komisyonu’nun kurulmasıyla gerçekleşmiştir. 1951’de ABD-Avustralya-Yeni Zelanda arasında oluşturulan ANZUS ve 1954’te ABD, Fransa, Yeni Zelanda, Pakistan, Tayland, Filipinler tarafından kurulan Güneydoğu Asya Anlaşması Örgütü-SEATO Soğuk Savaş dönemine ait ve Çin’deki komünist başarısının ardından Vietnam’a sıçrayan komünist yayılmasıyla mücadeleyi amaçlayan örgütlerdi. Buna karşılık 1955’te Endonezya Bandung’daki Asya-Afrika Zirve Konferansı “Bağlantısızlık” denilen oluşumun hareket noktası oldu ve 1961 Belgrad Konferansı’nda Bağlantısızlık resmen kuruldu. 1966’da kurulan Asya Kalkınma Bankası ise bölgesel ekonomik kalkınmayı amaçlayan, bölgeden olduğu gibi bölge dışından da üyeleri olan bir finans kuruluşuydu. ASEAN 8 Ağustos 1967’de Bangkok’da üye devlet dışişleri banaklarınca ilan edilen deklarasyon ile kurulmuştur. Kurucu üyeleri Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland’dır.

Güneydoğu Asya’da Dekolonizasyon: Güneydoğu Asya’nın bağımsızlaşması 2. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir. Tayland (eski adıyla Siyam) hariç öteki bölge ülkeleri XVIII. yüzyıldan sonra aşama aşama sömürge durumuna düştüler. Burma (daha sonraki adları Birmanya ve en son Myanmar) Hong Hong ve Malezya’da İngiliz, Endonezya’da Hollanda, Filipinler’de uzun süre İspanya daha sonra ABD, Doğu Timor ve Makao’da Portekiz sömürgeciliği vardı. Vietnam ve Endonezya gibi ülkelerde sömürgecilere karşı çetin savaşlar verilmesi gerekmiştir. Bağımsızlıktan sonra da Malezya ve Endonezya arasında Borneo Adası’ndaki egemenlik sorunu nedeniyle 1964’te savaş çıkmıştır. Bu dönemde Endonezya iç kriz de yaşamış ve sol eğilimli başkan Sukarno, sağ eğilimli Sukarto tarafından 1965’te devrilmiş, ardında da ülkede kanlı bir temizlik hareketi yapılmıştır.

Güney Asya Bölgesel İşbirliği Topluluğu (SAARC)

Güney Asya Bölgesel İşbirliği Topluluğu (South Asian Association For Regional Cooperation: SAARC) 8 Aralık 1985’de Sri Lanka, Hindistan, Pakistan, Bengaldeş, Bhutan, Nepal ve Maldive Adaları devlet ve hükümet başkanlarının örgütün kuruluş sözleşmesini onaylamalarıyla ortaya çıkmıştır. Afganistan 2007’de SAARC’a üye kabul edilmiştir. Bu örgüt Hint Alt Kıtası’ndaki yegâne bölgesel işbirliği ve bütünleşme girişimidir. SAARC’ın ASEAN’dan esinlenilerek oluşturulduğu söylenebilir. SAARC Güney Asya halklarının ekonomik gelişimi ve refahı, birlikte çalışma, dostluk, güven ve anlayış birliği oluşturma, hızlı ekonomik büyüme, bölgenin sosyal ve kültürel gelişimini sağlama amaçlarıyla kurulmuştur. Örgüt içindeki işbirliği ise üyelerin egemen eşitliği, toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlıkları, iç işlerine karışmama, karşılıklı yarar ilkeleri temelinde oluşturulmuştur.

Güney Asya Serbest Ticaret Bölgesi (SAFTA)

SAARC’ın bir organı olan “Ekonomik İşbirliği Komitesi”nin çalışmaları sonunda 7 Aralık 1995’de yürürlüğe giren anlaşma ile “Güney Asya Tercihli Ticaret Düzenlemeleri (SAPTA)” rejimi kurulmuştur. Bu rejimin bir sonraki safhası 1 Ocak 2006’da yürürlüğe giren anlaşma ile “Güney Asya Serbest Ticaret Bölgesi (SAFTA)” olmuştur. Bu yapı müstakil bir örgüt olarak düşünülmüş ve en üst düzey organı olarak “Bakanlar Konseyi” kurulmuştur. Bu kuruluş zirvelerinde nihai amacın “Güney Asya Ekonomik Birliği (SAEU)”nin gerçekleştirilmesi olduğu sürekli vurgulanmıştır.

Avrasya Bölgesindeki Bütünleşme Girişimleri

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)

25 Nisan 1996 Çin’in Şanghay kentinde imzalanan çok yönlü işbirliği anlaşması ile Çin Halk Cumhuriyet, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından “Şanghay Beşlisi” girişimi kurulmuştur. 2001’de Özbekistan da bu girişime katılmış ve girişimin adı da “Şanghay İşbirliği Örgütü” olarak ilan edilmiştir. Daha sonra örgüte Hindistan ve Pakistan üye olmuşlardır. Afganistan, Belarus, İran ve Moğolistan örgüt toplantılarına gözlemci olarak katılmaktadırlar. Türkiye, Azerbaycan, Kamboçya, Nepal ve Sri Lanka diyalog ülkeleri sıfatıyla; ASEAN, BDT ve Türkmenistan da sürekli konuk olarak örgüt toplantılarında yer almaktadırlar.

Avrasya Ekonomik Topluluğu (EAEC)

Sovyetler Birliği’nin Aralık 1991’de dağılmasından sonraki dönemde eski birlik cumhuriyetlerinin devletleşme çabaları sürerken, Sovyet federalizminden zuhur eden pek çok mesele ile uğraşmak gerekti. Eski Sovyet birlik cumhuriyetlerinin bazıları Rusya Federasyonu çevresinde Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) adıyla yeni bir örgüt kurdular. Bu örgüt bünyesinde yer alan üç devlet, Kazakistan, Rusya Federasyonu ve Beyaz Rusya 29 Mart 1996’da bir “gümrük birliği” anlaşması imzaladılar.

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in çabalarıyla 10 Ekim 2000’de 1998’de kurulan yeni Kazak başkenti Astana’da “Avrasya Ekonomik Topluluğu Anlaşması (EAEC)” devlet başkanları zirve konferansında imzalandı. Üye ülkeler Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Rusya Federasyonu, Beyaz Rusya’dır. Ekim 2005’te Özbekistan’ın da örgüte üyeliği kabul edilmiştir. Fakat Özbekistan 2008’de geçici bir süre için üyeliğinin askıya alınmasını istemiştir. Ermenistan 2014 yılında Topluluğa üye olarak kabul edilmiştir.

Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)

Türkiye-İran-Pakistan arasında askeri yardımlaşmayı öngören “Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO)”nın ekonomik yönünü oluşturan “Bölgesel İşbirliği ve Kalkınma (RCD)” programı 1964’te oluşturulmuştu. İzmir’de 22 Nisan 1976’da yapılan RCD zirvesinde karşılıklı ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, turizm alanında işbirliğini yoğunlaştırılması kararları alındı. İran’daki 1979 İslam Devrimi’nin sonucunda oluşan rejim değişikliğinden kısa süre sonra tarafların anlaşmadan çekilmeleriyle CENTO ortadan kalktı. Fakat RCD’nin başka bir biçim altında sürmesinde taraflar mutabık kalınca, 29 Ocak 1985’teki RCD’nin Tahran’da yapılan zirve konferansında, bu yapının adı ve içeriği değiştirilerek “Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)” kurulmuştur. Örgütün merkezi Tahran’dadır. 1991’de SSCB’nin dağılmasından sonra 1992’de Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Afganistan ECO’ya yeni üye olarak kabul edilmişlerdir. Böylece örgütün coğrafyası, nüfusu ve ekonomik potansiyeli bir anda artmıştır. Avrasya coğrafyasındaki Türkiye ile soydaş cumhuriyetlerin hepsinin Türkiye ile aynı çatıda oldukları tek bölgesel örgüt ECO’dur.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ)

Böyle bir kuruluşla ilgili ilk toplantı 19 Aralık 1990’da Ankara’da SSCB, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’nin yanı sıra, SSCB’ye “birlik (soyuz) cumhuriyeti” statüsü altında dahil olan Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Moldova’nın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Toplantı sonunda taraflar “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Projesi”nin hayata geçirilmesi konusunda mutabık kalmışlardır. Mart 1991’de Bükreş’te, Nisan 1991’de Sofya’da, Temmuz 1991’de Moskova’da yapılan toplantılarla kuruluş anlaşması taslağı ortaya çıkmıştır. 19- 21 Ağustos 1991’deki başarısız Moskova darbesi sonrasında yaşanan karmaşa ve bağımsızlık ilanları neticesi Aralık 1991’de SSCB’nin dağılması bir gecikmeyi getirmiştir.

Orta Doğu ve Afrika’daki Bütünleşme Hareketleri

İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ)

Bizzat kuruluş sözleşmesinde Filistin ve Kudüs sorunları örgütün ana ilgi alanı olarak tanımlanmışsa da, sonraki dönemlerde İslam Dünyası’nı ilgilendiren boyutları olan Afganistan, Keşmir gibi sorunlar da örgütün gündemine geldi. 1987 Kuveyt zirvesinde KKTC’ne gözlemcilik statüsü tanındı. İKÖ’nün adı 2010’daki 38. Dışişleri Bakanları Konferansı’nda alınan bir kararla “İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ)” biçiminde değiştirildi. İİÖ’nün organları 1. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, üç yılda bir toplanır; 2. Dışişleri Bakanları Konferansı, her yıl toplanır; 3. Daimi Sekretarya; 4. Çalışma Komiteleri. İKÖ kuruluşundan sonra kısa süre içinde ekonomik boyutlar da kazanmaya başladı. 20 Ekim 1975’teki zirve konferansında “İslam Kalkınma Bankası”nın kuruluşu onaylandı ve merkez olarak yine Cidde seçildi. 1981’deki zirvede ise “İslam Konferansı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)” adlı bir organ oluşturularak başkanlığı Türkiye’ye verildi.

Gelişmekte Olan Sekiz Ülke (D-8)

Türkiye’nin öncülüğünde 15 Haziran 1997’de yapılan İstanbul zirvesinde yayınlanan deklarasyonla kurulmuş bir örgüttür. Üyeleri: Türkiye, Mısır, İran, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya ve Nijerya. Örgütün amaçları:

  • Sosyo-ekonomik işbirliğini, barışın ve çevrenin korunmasını desteklemek
  • Küresel krizlerde üyelerin koordine hareketini sağlamak
  • Enerji sektöründe sürdürülebilir büyüme sağlanması
  • Üyeler arasında tercihli ticaret düzeni kurulması

Körfez İşbirliği Konseyi (GCC)

Basra Körfezi’ndeki Arap monarşileri 1979 İran İslam Devrimi ile oluşan yeni rejimin politikalarından rahatsızlık duymuşlar ve 22 Eylül 1980’de Irak’ın İran’a saldırısıyla başlayan savaşta Irak’a destek olmuşlardı. Bu devletler Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’dan oluşuyordu. Bu devletler 25 Mayıs 1981’de “Körfez Arap Devletleri İşbirliği Konseyi (GCC)” adlı örgütü kurdular. 11 Kasım 1981’de de GCC üyesi devletler arasında “Birleşik Ekonomiler Anlaşması” Abu Dabi’de imza edildi. Bu anlaşmaların amaçlarını aşağıdaki biçimde gruplandırmak mümkündür:

  • Ekonomi, maliye, ticaret, gümrük, turizm, yasama ve idare gibi farklı alanlarda benzer düzenlemeleri formüle etmek
  • Sanayi, madencilik, tarım, su, hayvancılık, balıkçılık ve denizcilik konularında bilimsel ve teknik gelişmeleri ortaklaşa desteklemek
  • Bilimsel araştırma merkezlerini ortaklaşa kurmak ve yararlanmak
  • Ortak iktisadi teşebbüs ve teşekküller oluşturmak
  • Arap Yarımadası Birleşik Askeri Gücü’nü oluşturmak
  • Özel sektörün ekonomik işbirliğini teşvik etmek
  • Üye devlet halkları arasındaki her türlü işbirliği ve dostluk bağlarını güçlendirmek
  • 2010’a kadar üye devletler arasında para birliği oluşturmak (bu hedefe henüz ulaşılamamıştır).

Geniş Arap Serbest Ticaret Bölgesi (GAFTA)

GCC üyeleri 1997’de imzalanan “Geniş Arap Serbest Ticaret Bölgesi (GAFTA)” adlı bir örgüte de üye olmuşlardır. GAFTA “Arap Ekonomik Birliği Konseyi” adlı Arap Birliği’nin yan kuruluşunun çabalarıyla kurulmuştur. GAFTA’nın öteki üyeleri Mısır, Irak, Lübnan, Libya, Fas, Sudan, Suriye, Yemen, Cezayir ve Tunus’tur. Bu örgüt 2005’te tam olarak faaliyete geçmiştir.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC)

Eylül 1960’ta Venezüella’nın yoğun diplomasisinin sonucu olarak Bağdat’ta bir araya gelen 5 petrol ihracatçısı devlet tarafından kurulmuş bir “kartel örgüt”tür. Kurucu üyeleri Irak, İran, Venezüella, Suudi Arabistan ve Kuveyt’tir. Daha sonra yeni üyeler eklenmiştir. 2011 itibarıyla 12 üyesi olan örgütün üyelerinin 8 tanesi Orta Doğu’daki İslam ülkelerindendir. Bu yüzden genel merkezi Viyana’da olmasına karşın bu örgütü “petrol bölgeleri örgütü” olarak bir bölgesel bütünleşme hareketi saymak mümkündür. Dünya petrol rezervlerinin ve üretiminin çok büyük kısmını da gerçekleştiren OPEC üyesi devletler aralarında kotalar belirleyerek fiyat ve gelir artışları sağlamayı başarmışlardır. 1960-73 döneminde fiyatlarda yaklaşık % 40 reel artış gerçekleşmiştir.

Afrika Birliği Örgütü (OAU) ve Afrika Birliği (AU)

Afrika kıtasının 1960’dan sonra büyük çoğunluğunun bağımsız hâle gelmesi, bu yeni devletlerde birlikte hareket etme ihtiyacını ortaya çıkardı. Kıtada bağımsızlığını, 1935-1941 İtalyan işgali hariç, hiç yitirmemiş tek devlet olan Etiyopya (Habeşistan)’da 25 Mayıs 1963’te yapılan ve 32 bağımsız Afrika ülkesinin katıldığı zirve konferansında Afrika Birliği Örgütü (OAU) kuruldu. Örgüt merkezinin de örgütün kuruluş yeri olan Addis Ababa olması kararlaştırıldı. Bu örgütün ana organları

  1. Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi ve Zirve Konferansı,
  2. Bakanlar Konseyi,
  3. Genel Sekreterlik,
  4. Arabuluculuk – Uzlaştırma – Tahkim (Hakemlik) Komisyonundan oluşmaktadır.

OAU’nun amaçları:

  • Afrika devletleri arasında işbirliği ve dayanışmayı güçlendirmek, ülke bütünlüklerini, bağımsızlıklarını korumak
  • Kıtadaki her türlü sömürgeciliğe son vermek
  • BM Şartı ve belgeleri rehberliğinde uluslararası işbirliğini geliştirmek
  • Barışçı Bağlantısızlık politikasını sürdürmek
  • Üyelerin ekonomi, diplomasi, eğitim, sağlık, refah, bilim ve savunma politikalarını uyumlu hâle getirmek, koordinasyon içinde yürütmek olarak belirlenmiştir.

Afrika Ekonomik Topluluğu (AEC)

1991’de Abuja’da imzalanıp 1994’te yürürlüğe giren anlaşma ile oluşturulmuş iktisadi amaçlı kıta girişimidir. AU’nun iktisadi boyutunu temsil eden bir örgüttür. AEC kıta ülkelerinin iktisadi ve siyasi bütünleşmelerini esas alan hedefler belirlemiş ve bu çerçevede bazı evreler oluşturmuştur:

  1. Gelişmişlik ve bölgesellik dikkate alınarak Afrika kıtasında “farklı kulvarlar” ve havzalar içinde bütünleşme amacıyla “bölgesel bloklar” ya da topluluklar kurulması, daha önceden kurulmuş olanların da AEC çerçevesine alınması. Bu aşama tamamlanmış ve tüm kıtanın muhtelif havzalarındaki bölgesel bütünleşme amaçlı örgütler AEC çatısı altına alınmıştır. Bu örgütler:
    • EAC, “Doğu Afrika Topluluğu” 1967’de kurulup 1977’de dağıldı, ama AEC’in projesine uygun olarak 2000’de kurucular tarafından diriltildi.
    • ECOWAS, “Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu” 1975’te kurulmuştur.
    • ECCAS, “Orta Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu” 1983’te kurulmuştur.
    • SACU, “Güney Afrika Gümrük Birliği” 1910’de kurulmuş çok eski bir örgüttür.
    • COMESA, “Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı” 1993’te kurulmuştur.
    • SADC, “Güney Afrika Kalkınma Topluluğu” 1980’de kurulmuştur.
    • IGAD, “Hükümetler-arası Kalkınma Otoritesi” 1986’da kurulmuştur.
  2. Bölgesel toplulukların içindeki bütünleşmenin ve uyumlulaştırmanın (harmonization) sağlanması.
  3. Bölgesel toplulukların her birinin önce “serbest ticaret bölgesi”, sonra da “gümrük birliği” haline getirilmesi. Bu aşamaya gelmiş olan bölgesel örgütler vardır. EAC ve SACU gümrük birliği olarak faaliyetlerini yürütmektedir. COMESA ve SADC ise serbest ticaret bölgesi aşamasındadır ve kısa sürede gümrük birliği aşamasına gelmeleri olasıdır. ECCAS ve ECOWAS’ın bazı üyeleri parasal birlik aşamasına geçmişlerdir. Bu iki örgüt kendi içlerinde “savunma paktı” da kurmuşlardır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!