Türkiye´nin Kültürel Mirası 2 Dersi 4. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türkiye´nin Kültürel Mirası 2 Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Türkiye’De Surlar, Kaleler Ve Köprüler

Bu ünitenin konusunu oluşturan Türkiye’nin sur, kale ve köprüleri tüm insanlığın ortak malı kabul edilen kültürel mirasın önemli bir bölümünü oluştururlar. İlk Çağlardan başlayarak ülke yöneticilerinin istekleri doğrultusunda mimar, mühendis ve yapı ustaları tarafından gerçekleştirilen bu yapıların en eski ve değerli olanları Mezopotamya, Anadolu ve Doğu Akdeniz bölgesinde bulunmaktadır. Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapmış olan İstanbul ve çevresi sur, kale ve köprülerin en yoğun olarak görüldüğü bölgedir.

Surlar

Bu alandaki en önemli gelişmeler Roma İmparatorluğu Dönemi’nde gerçekleşmiştir. Romalı mimarlar, yeni keşifleri ve mühendislik alanındaki yetkinlikleri ile askerî mimarlık alanında da ortak tasarım ilkeleri geliştirdiler. Özellikle İmparator I. Iustinianos Dönemi (hd 527565)’nde, askerî mimarlık alanında önemli gelişmeler kaydedildi. Iustinianos mevcut kaleleri güçlendirdi ve yeni kaleler inşa ettirdi. Sayısı 700’ü bulan ve bir bölümü hâlâ ayakta olan bu kaleler, Orta Çağda Müslüman ve Hristiyan devletlere örnek ve ilham kaynağı olmuştur.

İstanbul Surları

Bugün İstanbul Surları denilince Tarihi Yarımada’yı çepeçevre kuşatan surlar anlaşılmaktadır (Şekil 4.1). Fakat bu surlardan önce ve sonra yapılan surlar da bulunmaktadır. Bunlar: Bizantion Surları (MÖ VI. yüzyıl); Septimius Severus Surları (MS 193-211); Constantinus Surları (324-337).

Haliç Surları: II. Teodosios’un 439’da inşa ettirdiği kara surları Tekfur Sarayı ve Anemos Zindanı’nı içine alan küçük yerleşim sitesini çevreleyen surlarla birleştirilerek, daha sonra devamla Haliç’e uzanmıştır. Kara surları tamamlandıktan sonra, Constantinus Surları ile aynı zamanda inşa edilmiş olan deniz surlarını da gerek Haliç gerekse Marmara kıyılarında tamamlamak zorunluluğu doğmuştur. Kara surlarının kuzey ucunda İmparator Herakleios’un yaptırdığı surun önüne, daha sonra 813 yılında V. Leon ikinci bir sur inşa ettirecek, nihayet Teofilos ek bir surla bu bölümü tamamlayacaktır.

Marmara Surları: İstanbul’un deniz surlarının diğer bölümünü Marmara Denizi kıyısında inşa edilmiş surlar oluşturur. Bunlar, Sarayburnu’ndaki Top Kapısı ile Kara Surlarının güneyindeki bitiş noktası (Yedikule’nin güneyi) arasındaki surlardır.

Kara Surları: İstanbul’un önde gelen kültür varlıklarından olan Kara Surları’nın inşasına İmparator II. Teodosios Dönemi (hd 408-450)’nin ilk yıllarında başlanmıştır. İki beden duvarı ve aralarındaki hendekten oluşan surlar mimari özellikleri ile yapı malzeme ve tekniği açısından incelendiğinde önce asıl beden duvarının tamamlandığı anlaşılmaktadır. Bir beden duvarı ve kulelerden oluşan Marmara ve Haliç surlarından farklı olarak Kara surlarında üçlü bir savunma tasarlanmıştır. Bir esas duvar, ön duvar ve arada hendek ile aralarında kalan alanlardan meydana gelen savunma düzeni, düşmanı mümkün olduğu kadar uzakta tutabilmekte ve ayrıca, değişik yer ve seviyelerden yapılan yoğun atışlarla etkili ateş altına alabilmekteydi.

İstanbul Kara Surları, 5. yüzyıl başındaki inşa tarihinden itibaren, bilhassa depremlerin yaptığı tahribatlar nedeniyle sürekli onarım geçirmiştir. Gerek Bizans gerekse Osmanlı Dönemlerinde yapılan onarımların çoğu onarım yazıtları ile belirtilmiştir.

Diyarbakır Surları

Yaklaşık 5,5 km uzunluktaki surlarının büyüklüğü, mimari özellikleri ve tarihi ile tanınan Diyarbakır kenti, Anadolu ile İran, Irak ve Suriye arasında bir köprü görevi yapmıştır. Bu durumunu devamlı koruyan Diyarbakır, özellikle Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en büyük sınır kentlerinden biri olmuş, Bizans İmparatorluğu Dönemi’nde de önemini sürdürmüştür.

Surların hangi tarihte yapıldığı tam olarak bilinememektedir. Surla kuşatılmış kentin doğusunda bulunan içkalenin bulunduğu yerde Hurriler zamanında bir kale yapıldığı kabul edilmektedir. MS 349 yılında Roma İmparatoru II. Constantinus zamanında kent surlarla çevrilmiştir. Kentin batı surlarının 367-375 yıllarında yıkılarak, kentin genişletildiği ve surların bugünkü görüntüsüne kavuştuğu yolunda bir genel kabul bulunmaktadır.

Surlarla kuşatılmış kentin dört yöne açılan dört kapısı vardır: Kuzeydeki Dağ Kapısı (Harput Kapısı), batıdaki Urfa Kapısı (Rum Kapısı), güneydeki Mardin Kapısı (Tell Kapısı), doğudaki Yeni Kapı (Su veya Dicle Kapısı). Bu kapıların iki yanında yer alan kulelerle batı kesimindeki kuleler diğerlerine göre daha büyük ve güçlüdür. Diğer taraftan, surların batı ucundaki Ulu Beden Kulesi ile onun 150 m kadar güneyinde bulunan Yedi Kardeş Kulesi Türk savunma mimarlığının en güzel örnekleri olarak kabul edilir.

Harput Kapısı: Kentin kuzeyindeki kapı “U” biçimli iki kule arasında yer almaktadır. Kapı, iç tarafta bulunan revaklı bölüme açılmaktadır. Revaklı bölümün üst katında bir mescit kalıntısı bulunmaktadır. Kapının dış yüzünde kapının iki yanında ve kulelerin kapıya bakan yüzlerinde dört tane kemerli niş görülmektedir. Ayrıca batı kulesindeki hayvan figürleri dikkat çekmektedir.

Urfa Kapısı: Üç kapısı olan Urfa Kapısı’nın iki yanında “U” biçimli iki büyük kule bulunmaktadır. Kapılardan kuzeydeki 1183’te Artuklular tarafından yenilenmiş ve diğer iki kapı da duvar örülerek kapatılmıştır. Kapatılan kapılar ise 1932 yılında tekrar açılmıştır.

Mardin Kapısı: Kentin güneyinde bulunan Mardin Kapısı da iki yanındaki “U” planlı kulelerin arasında yer almaktadır. Özgününde üç kapı açıklığı bulunan Mardin Kapısı, Urfa Kapısı ile benzer bir plan düzenine sahiptir. Burada da kapılardan ikisi, Urfa Kapısı’nda olduğu gibi, eski bir tarihte güvenlik nedeniyle kapatılmıştır.

Yeni Kapı: Daha basit bir mimari anlayışla düzenlenmiş olan, kentin doğusundaki Yeni Kapı “Kral Köşkü” olarak adlandırılan bir kule tarafından korunmaktadır. Kapıya bir rampadan geçerek ulaşılmaktadır. Kapıdaki yazıtta inşa tarihi 1145 olarak belirtilmiştir. Dik bir yamacın üstünde yükselen Kral Köşkü (kule), kapının hemen kuzeyinde bulunmaktadır.

Kaleler

Rumeli Hisarı (Boğazkesen Kalesi)

İstanbul’da bulunduğu semte de adını veren Rumeli Hisarı, Boğaz’ın 780 m olan en dar yerindeki Avrupa yakasında konumlanmıştır. Tam karşısında Anadolu Hisarı bulunmakta günümüzde Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, tam üstünden geçmektedir.

Rumeli Hisarı İstanbul’un fethi hazırlıkları sırasında Boğaz’ın kontrolünü sağlamak amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Tarihsel kaynaklar, 1452 Mart ayında yapımına başlanan hisarın dört ay içinde tamamlandığını belirtmektedir. Kalenin büyüklüğü ve biçimi Fatih Sultan Mehmet tarafından belirlenmiştir.

Kadifekale

İzmir kentinin önemli simgelerinden biri olan Kadifekale günümüze çok tahrip ve ihmal edilmiş olarak gelmiştir. MÖ 4. yüzyılda Helenistik Dönemde, Büyük İskender’in iki komutanı tarafından kurulan görkemli antik İzmir kentinin akropolünün Erken Bizans Dönemi’nde kaleye dönüştürülmesi ile oluşmuştur (Şekil 4.4). Kaleyi kuşatan duvarların ve kulelerin büyük bölümü günümüze gelememiştir. Bugün, kalenin içinde yer alan yapılardan sadece büyük sarnıç ile Osmanlı Dönemi’nde camiye dönüştürülen şapelin kalıntıları görülebilmektedir. Kale, İmparator III. İoannes Vatatzes Dönemi (1222-1254)’nde önemli inşa ve onarım etkinliklerine sahne olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Dönemi (1451-1481)’nde, 15. yüzyılın ikinci yarısında yapılan onarım ve inşaatlarla son şeklini almıştır.

Bodrum Kalesi

Türkiye’nin önemli tarihsel yapılarından olan kale, Bodrum kentinin yerleşme alanı olan iki koyun ortasındaki burunda konumlanmıştır. Üç tarafı denizle çevrili kale, kuzeyinden dar bir boyunla karaya bağlanmaktadır. Antik Halikarnassos kenti Akropolünün bulunduğu buruna inşa edilen Bodrum Kalesi’nin bulunduğu yerde, daha önce Bizans ve Selçuklular tarafından inşa edilmiş küçük bir kale bulunuyordu. Rodos Şövalyeleri 1415 yılında Osmanlı Padişahı I. Mehmet’in izniyle kaleyi inşa etmeye  başlamışlar ve inşaat etkinliklerini egemenliklerinin sona erdiği 1522’ye kadar sürdürmüşlerdir. Fransız, İtalyan, İngiliz ve Alman Kuleleri; batı, güney, doğu beden duvarları ile daha sonraki eklemelerle içeride kalan eski kuzey beden duvarı birinci dönemde yapılmıştır (Şekil 4.5).

Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında kent ve kale denizden ağır bir bombardımana tutulmuştur. Bombardımandan özellikle İngiliz Kulesi, güney beden duvarı ile Fransız ve İtalyan Kuleleri büyük hasar görmüştür. 1960’lı yıllara kadar harap durumda boş kalan kale, bu yıllarda restore edilerek Türkiye’nin ilk ve tek “Sualtı Arkeoloji Müzesi” olarak kullanılmaya başlamıştır.

Gaziantep Kalesi

Bugün eski kent merkezinin ortasında bulunan kale, bir höyük üstünde inşa edilmiştir. Yapılan sondaj kazılarında, Höyükte MÖ 5600 yıllarına kadar geri giden buluntular ortaya çıkarılmıştır. Kale, Roma İmparatorluğu zamanında savunma amaçlı bir karakol gibi inşa edilmiştir. Bizans Dönemi’nde, Roma beden duvarları ve kuleleri yükseltilerek daha güçlü bir duruma getirilmiştir. Kalenin bugünkü görkemli biçimini alması, Eyyubiler Dönemi’nde gerçekleştirilmiştir.

Bakras Kalesi

Antakya-İskenderun kara yolu üstünde olduğu söylenebilecek Bakras Kalesi’ne, Antakya’dan 25 km sonra ayrılan 3 km’lik bir yol ile kaleye ulaşılmaktadır. 10. yüzyılda Bizanslar tarafından inşa edilen Bakras Kalesi, Birinci Haçlı Seferi sırasında 1097 yılında Haçlılar tarafından Antakya ile birlikte ele geçirildi. 1108 yılında Antakya Prensliğine verilmiş, 1153 yılında Tapınak Şövalyeleri’nin eline geçmiştir. Tarihsel belgelerde, kalenin bugünkü görüntüsüne onarım ve önemli inşaat etkinliklerinde bulunan Tapınak Şövalyeleri eliyle kavuştuğu belirtilmektedir. 1188 yılında bölgedeki birçok kale ile birlikte Bakras’ı da ele geçiren Selahaddin Eyyubi 1191’de İmparator Frederik Barbarossa’nın bu bölgeye doğru yaklaştığını haber alınca kalenin tahrip edilerek terk edilmesi emrini vermiştir. Bu arada, Kilikya Ermeni Kralı II. Leo, kaleyi ele geçirmiş ve tekrar eski durumuna getirmiştir. Antakya’yı ve Bakras Kalesi’ni 1268 yılında ele geçiren Memlukler kaleyi iyi durumda korudular, onarımların yanı sıra yeni bölümler inşa ettiler.

Köprüler

Köprülerin En ilkel örnekleri, düz atkı sistemiyle ya da asma köprü olarak inşa edilmiştir. Kemerli ilk kagir köprüler Romalılar Dönemi’nde yapılmıştır. Romalıların köprüleri kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir. Kemer, boyut ve biçim açısından ülke ve üsluplara göre değişse de köprü yapımının vazgeçilmez öğesi olarak kalmıştır. 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar köprü mimarlığında önemli gelişme görülmemiştir. Anadolu’daki yolların ve köprülerin tarihi MÖ 3000’li yıllara kadar geri gitmektedir. Hititler, Persler, Yunanlılar, Romalılar ve Bizanslıların kullanmış olduğu yol güzergâhlarını daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar da izlemişlerdir. Böylece, aynı güzergâh üzerinde bulunan bir Roma köprüsü yıkılınca aynı yere, hatta aynı temeller üzerine bir Bizans köprüsü veya Osmanlı köprüsü yapılmıştır. Bugün Türkiye’de Hititlerden günümüze uzanan, geçmişten günümüze gelebilen 1376 köprü bulunmaktadır. 1376 köprünün içinde Hititlerin başkenti Boğazköy’de bulunan MÖ 13. yüzyıla tarihlenen bir köprü de bulunmaktadır.  Köprülerin 1067’si Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiştir.

Cendere Köprüsü

Adıyaman ilinde, Kahta-Gerger yolunda, Kahta Çayı üzerinde bulunan Cendere Köprüsü, Anadolu’daki en sağlam Roma Dönemi köprüsüdür. Köprü İmparator Septimus Severius zamanında MS 198-200 yıllarında inşa edilmiştir.

Malabadi Köprüsü

Diyarbakır-Silvan-Bitlis yolu üstünde bulunan köprü Silvan’a 10 km uzaklıktadır. Yazıtında belirtildiğine göre 1147 yılında Artukoğlu İlgazi Temurtaş tarafından yaptırılmıştır.

Diyarbakır Ongözlü Köprü (Dicle)

Köprü, Diyarbakır kentinin güneyinde, Mardin Kapısı yakınında ve surların güney cephesinde nehrin dirsek yaptığı Yeni Kapı civarındadır. Köprü doğu-batı doğrultusunda uzanmakta ve Diyarbakır-Silvan yolu üzerinde bulunduğundan “Silvan Köprüsü” olarak da anılmaktadır (Resim 4.19). Köprü 1065 yılında Mervanoğulları’ndan Nasr tarafından eski bir köprünün temelleri üzerine yeniden inşa edilmiştir. Köprünün mimarının adı Ubayd veya Ubayd oğlu Yusuf’tur. Bazı araştırmacılar, köprünün antik dönem eseri olduğunu ve çeşitli tarihlerde onarıldığını belirtmektedir.

Irgandi Köprüsü

Bursa’da kentin içinde Yeşil semtini ikiye ayıran Gökdere Vadisi’nde, aynı adı taşıyan derenin üzerinde bulunan Irgandi Köprüsü ilginç bir mimarlık anıtıdır. Tarihsel belgelerden, köprünün 1442 yılında Ali el-Irgandi’nin oğlu tüccar Muslihuddin tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Köprünün mimarı Abdullah oğlu Timurtaş’tır.

Uzunköprü (Trakya)

Uzunköprü’nün bulunduğu yerlerde Antik Çağ’da Traklar devrinde (MÖ 4.yy öncesi) yapılmış ahşap köprülerden bahsedilmektedir. Osmanlılar da ahşap köprü yapmış ve tamir etmişlerdir. Ancak, bu köprüler her zaman geçişe olanak vermiyordu. Bayındırlık ve sosyal amaçlı işlerde başarılı olan Sultan II. Murat zamanında Uzunköprü 20 yıla yakın bir zaman da inşa edildi. Varna Zaferi’nden sonra (1444) Edirne’ye dönen II. Murat, beraberinde vezirler, komutanlar, gaziler ve fiehzade Mehmed ile birlikte Uzunköprü’ye gelmiş ve köprü büyük bir törenle açılmış- tır. Edirne Salnamesi’nde köprünün Timurtaş Bey oğlu Gazi İshak Bey nezaretinde inşa edildiği söylenmektedir (Resim 4.22).

Büyükçekmece Köprüsü

İstanbul Büyükçekmece’deki harap Roma köprüsü, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından tamir ettirilmiştir. Fakat bu onarımlar kısa bir süre sonra yetersiz kalmıştır. Tarihi belgeler, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1563 yılında Büyükçekmece Köprüsü’nün yapımı için Mimar Sinan’ı görevlendirdiğini göstermektedir. Köprünün inşası II. Selim zamanında tamamlanmıştır. Bazı kaynaklar köprünün taşlarının bir bölümünün Çatalca’daki kilise ve surlardan alındığını yazmaktadır.

Bu ünitenin konusunu oluşturan Türkiye’nin sur, kale ve köprüleri tüm insanlığın ortak malı kabul edilen kültürel mirasın önemli bir bölümünü oluştururlar. İlk Çağlardan başlayarak ülke yöneticilerinin istekleri doğrultusunda mimar, mühendis ve yapı ustaları tarafından gerçekleştirilen bu yapıların en eski ve değerli olanları Mezopotamya, Anadolu ve Doğu Akdeniz bölgesinde bulunmaktadır. Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapmış olan İstanbul ve çevresi sur, kale ve köprülerin en yoğun olarak görüldüğü bölgedir.

Surlar

Bu alandaki en önemli gelişmeler Roma İmparatorluğu Dönemi’nde gerçekleşmiştir. Romalı mimarlar, yeni keşifleri ve mühendislik alanındaki yetkinlikleri ile askerî mimarlık alanında da ortak tasarım ilkeleri geliştirdiler. Özellikle İmparator I. Iustinianos Dönemi (hd 527565)’nde, askerî mimarlık alanında önemli gelişmeler kaydedildi. Iustinianos mevcut kaleleri güçlendirdi ve yeni kaleler inşa ettirdi. Sayısı 700’ü bulan ve bir bölümü hâlâ ayakta olan bu kaleler, Orta Çağda Müslüman ve Hristiyan devletlere örnek ve ilham kaynağı olmuştur.

İstanbul Surları

Bugün İstanbul Surları denilince Tarihi Yarımada’yı çepeçevre kuşatan surlar anlaşılmaktadır (Şekil 4.1). Fakat bu surlardan önce ve sonra yapılan surlar da bulunmaktadır. Bunlar: Bizantion Surları (MÖ VI. yüzyıl); Septimius Severus Surları (MS 193-211); Constantinus Surları (324-337).

Haliç Surları: II. Teodosios’un 439’da inşa ettirdiği kara surları Tekfur Sarayı ve Anemos Zindanı’nı içine alan küçük yerleşim sitesini çevreleyen surlarla birleştirilerek, daha sonra devamla Haliç’e uzanmıştır. Kara surları tamamlandıktan sonra, Constantinus Surları ile aynı zamanda inşa edilmiş olan deniz surlarını da gerek Haliç gerekse Marmara kıyılarında tamamlamak zorunluluğu doğmuştur. Kara surlarının kuzey ucunda İmparator Herakleios’un yaptırdığı surun önüne, daha sonra 813 yılında V. Leon ikinci bir sur inşa ettirecek, nihayet Teofilos ek bir surla bu bölümü tamamlayacaktır.

Marmara Surları: İstanbul’un deniz surlarının diğer bölümünü Marmara Denizi kıyısında inşa edilmiş surlar oluşturur. Bunlar, Sarayburnu’ndaki Top Kapısı ile Kara Surlarının güneyindeki bitiş noktası (Yedikule’nin güneyi) arasındaki surlardır.

Kara Surları: İstanbul’un önde gelen kültür varlıklarından olan Kara Surları’nın inşasına İmparator II. Teodosios Dönemi (hd 408-450)’nin ilk yıllarında başlanmıştır. İki beden duvarı ve aralarındaki hendekten oluşan surlar mimari özellikleri ile yapı malzeme ve tekniği açısından incelendiğinde önce asıl beden duvarının tamamlandığı anlaşılmaktadır. Bir beden duvarı ve kulelerden oluşan Marmara ve Haliç surlarından farklı olarak Kara surlarında üçlü bir savunma tasarlanmıştır. Bir esas duvar, ön duvar ve arada hendek ile aralarında kalan alanlardan meydana gelen savunma düzeni, düşmanı mümkün olduğu kadar uzakta tutabilmekte ve ayrıca, değişik yer ve seviyelerden yapılan yoğun atışlarla etkili ateş altına alabilmekteydi.

İstanbul Kara Surları, 5. yüzyıl başındaki inşa tarihinden itibaren, bilhassa depremlerin yaptığı tahribatlar nedeniyle sürekli onarım geçirmiştir. Gerek Bizans gerekse Osmanlı Dönemlerinde yapılan onarımların çoğu onarım yazıtları ile belirtilmiştir.

Diyarbakır Surları

Yaklaşık 5,5 km uzunluktaki surlarının büyüklüğü, mimari özellikleri ve tarihi ile tanınan Diyarbakır kenti, Anadolu ile İran, Irak ve Suriye arasında bir köprü görevi yapmıştır. Bu durumunu devamlı koruyan Diyarbakır, özellikle Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en büyük sınır kentlerinden biri olmuş, Bizans İmparatorluğu Dönemi’nde de önemini sürdürmüştür.

Surların hangi tarihte yapıldığı tam olarak bilinememektedir. Surla kuşatılmış kentin doğusunda bulunan içkalenin bulunduğu yerde Hurriler zamanında bir kale yapıldığı kabul edilmektedir. MS 349 yılında Roma İmparatoru II. Constantinus zamanında kent surlarla çevrilmiştir. Kentin batı surlarının 367-375 yıllarında yıkılarak, kentin genişletildiği ve surların bugünkü görüntüsüne kavuştuğu yolunda bir genel kabul bulunmaktadır.

Surlarla kuşatılmış kentin dört yöne açılan dört kapısı vardır: Kuzeydeki Dağ Kapısı (Harput Kapısı), batıdaki Urfa Kapısı (Rum Kapısı), güneydeki Mardin Kapısı (Tell Kapısı), doğudaki Yeni Kapı (Su veya Dicle Kapısı). Bu kapıların iki yanında yer alan kulelerle batı kesimindeki kuleler diğerlerine göre daha büyük ve güçlüdür. Diğer taraftan, surların batı ucundaki Ulu Beden Kulesi ile onun 150 m kadar güneyinde bulunan Yedi Kardeş Kulesi Türk savunma mimarlığının en güzel örnekleri olarak kabul edilir.

Harput Kapısı: Kentin kuzeyindeki kapı “U” biçimli iki kule arasında yer almaktadır. Kapı, iç tarafta bulunan revaklı bölüme açılmaktadır. Revaklı bölümün üst katında bir mescit kalıntısı bulunmaktadır. Kapının dış yüzünde kapının iki yanında ve kulelerin kapıya bakan yüzlerinde dört tane kemerli niş görülmektedir. Ayrıca batı kulesindeki hayvan figürleri dikkat çekmektedir.

Urfa Kapısı: Üç kapısı olan Urfa Kapısı’nın iki yanında “U” biçimli iki büyük kule bulunmaktadır. Kapılardan kuzeydeki 1183’te Artuklular tarafından yenilenmiş ve diğer iki kapı da duvar örülerek kapatılmıştır. Kapatılan kapılar ise 1932 yılında tekrar açılmıştır.

Mardin Kapısı: Kentin güneyinde bulunan Mardin Kapısı da iki yanındaki “U” planlı kulelerin arasında yer almaktadır. Özgününde üç kapı açıklığı bulunan Mardin Kapısı, Urfa Kapısı ile benzer bir plan düzenine sahiptir. Burada da kapılardan ikisi, Urfa Kapısı’nda olduğu gibi, eski bir tarihte güvenlik nedeniyle kapatılmıştır.

Yeni Kapı: Daha basit bir mimari anlayışla düzenlenmiş olan, kentin doğusundaki Yeni Kapı “Kral Köşkü” olarak adlandırılan bir kule tarafından korunmaktadır. Kapıya bir rampadan geçerek ulaşılmaktadır. Kapıdaki yazıtta inşa tarihi 1145 olarak belirtilmiştir. Dik bir yamacın üstünde yükselen Kral Köşkü (kule), kapının hemen kuzeyinde bulunmaktadır.

Kaleler

Rumeli Hisarı (Boğazkesen Kalesi)

İstanbul’da bulunduğu semte de adını veren Rumeli Hisarı, Boğaz’ın 780 m olan en dar yerindeki Avrupa yakasında konumlanmıştır. Tam karşısında Anadolu Hisarı bulunmakta günümüzde Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, tam üstünden geçmektedir.

Rumeli Hisarı İstanbul’un fethi hazırlıkları sırasında Boğaz’ın kontrolünü sağlamak amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Tarihsel kaynaklar, 1452 Mart ayında yapımına başlanan hisarın dört ay içinde tamamlandığını belirtmektedir. Kalenin büyüklüğü ve biçimi Fatih Sultan Mehmet tarafından belirlenmiştir.

Kadifekale

İzmir kentinin önemli simgelerinden biri olan Kadifekale günümüze çok tahrip ve ihmal edilmiş olarak gelmiştir. MÖ 4. yüzyılda Helenistik Dönemde, Büyük İskender’in iki komutanı tarafından kurulan görkemli antik İzmir kentinin akropolünün Erken Bizans Dönemi’nde kaleye dönüştürülmesi ile oluşmuştur (Şekil 4.4). Kaleyi kuşatan duvarların ve kulelerin büyük bölümü günümüze gelememiştir. Bugün, kalenin içinde yer alan yapılardan sadece büyük sarnıç ile Osmanlı Dönemi’nde camiye dönüştürülen şapelin kalıntıları görülebilmektedir. Kale, İmparator III. İoannes Vatatzes Dönemi (1222-1254)’nde önemli inşa ve onarım etkinliklerine sahne olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Dönemi (1451-1481)’nde, 15. yüzyılın ikinci yarısında yapılan onarım ve inşaatlarla son şeklini almıştır.

Bodrum Kalesi

Türkiye’nin önemli tarihsel yapılarından olan kale, Bodrum kentinin yerleşme alanı olan iki koyun ortasındaki burunda konumlanmıştır. Üç tarafı denizle çevrili kale, kuzeyinden dar bir boyunla karaya bağlanmaktadır. Antik Halikarnassos kenti Akropolünün bulunduğu buruna inşa edilen Bodrum Kalesi’nin bulunduğu yerde, daha önce Bizans ve Selçuklular tarafından inşa edilmiş küçük bir kale bulunuyordu. Rodos Şövalyeleri 1415 yılında Osmanlı Padişahı I. Mehmet’in izniyle kaleyi inşa etmeye  başlamışlar ve inşaat etkinliklerini egemenliklerinin sona erdiği 1522’ye kadar sürdürmüşlerdir. Fransız, İtalyan, İngiliz ve Alman Kuleleri; batı, güney, doğu beden duvarları ile daha sonraki eklemelerle içeride kalan eski kuzey beden duvarı birinci dönemde yapılmıştır (Şekil 4.5).

Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında kent ve kale denizden ağır bir bombardımana tutulmuştur. Bombardımandan özellikle İngiliz Kulesi, güney beden duvarı ile Fransız ve İtalyan Kuleleri büyük hasar görmüştür. 1960’lı yıllara kadar harap durumda boş kalan kale, bu yıllarda restore edilerek Türkiye’nin ilk ve tek “Sualtı Arkeoloji Müzesi” olarak kullanılmaya başlamıştır.

Gaziantep Kalesi

Bugün eski kent merkezinin ortasında bulunan kale, bir höyük üstünde inşa edilmiştir. Yapılan sondaj kazılarında, Höyükte MÖ 5600 yıllarına kadar geri giden buluntular ortaya çıkarılmıştır. Kale, Roma İmparatorluğu zamanında savunma amaçlı bir karakol gibi inşa edilmiştir. Bizans Dönemi’nde, Roma beden duvarları ve kuleleri yükseltilerek daha güçlü bir duruma getirilmiştir. Kalenin bugünkü görkemli biçimini alması, Eyyubiler Dönemi’nde gerçekleştirilmiştir.

Bakras Kalesi

Antakya-İskenderun kara yolu üstünde olduğu söylenebilecek Bakras Kalesi’ne, Antakya’dan 25 km sonra ayrılan 3 km’lik bir yol ile kaleye ulaşılmaktadır. 10. yüzyılda Bizanslar tarafından inşa edilen Bakras Kalesi, Birinci Haçlı Seferi sırasında 1097 yılında Haçlılar tarafından Antakya ile birlikte ele geçirildi. 1108 yılında Antakya Prensliğine verilmiş, 1153 yılında Tapınak Şövalyeleri’nin eline geçmiştir. Tarihsel belgelerde, kalenin bugünkü görüntüsüne onarım ve önemli inşaat etkinliklerinde bulunan Tapınak Şövalyeleri eliyle kavuştuğu belirtilmektedir. 1188 yılında bölgedeki birçok kale ile birlikte Bakras’ı da ele geçiren Selahaddin Eyyubi 1191’de İmparator Frederik Barbarossa’nın bu bölgeye doğru yaklaştığını haber alınca kalenin tahrip edilerek terk edilmesi emrini vermiştir. Bu arada, Kilikya Ermeni Kralı II. Leo, kaleyi ele geçirmiş ve tekrar eski durumuna getirmiştir. Antakya’yı ve Bakras Kalesi’ni 1268 yılında ele geçiren Memlukler kaleyi iyi durumda korudular, onarımların yanı sıra yeni bölümler inşa ettiler.

Köprüler

Köprülerin En ilkel örnekleri, düz atkı sistemiyle ya da asma köprü olarak inşa edilmiştir. Kemerli ilk kagir köprüler Romalılar Dönemi’nde yapılmıştır. Romalıların köprüleri kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir. Kemer, boyut ve biçim açısından ülke ve üsluplara göre değişse de köprü yapımının vazgeçilmez öğesi olarak kalmıştır. 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar köprü mimarlığında önemli gelişme görülmemiştir. Anadolu’daki yolların ve köprülerin tarihi MÖ 3000’li yıllara kadar geri gitmektedir. Hititler, Persler, Yunanlılar, Romalılar ve Bizanslıların kullanmış olduğu yol güzergâhlarını daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar da izlemişlerdir. Böylece, aynı güzergâh üzerinde bulunan bir Roma köprüsü yıkılınca aynı yere, hatta aynı temeller üzerine bir Bizans köprüsü veya Osmanlı köprüsü yapılmıştır. Bugün Türkiye’de Hititlerden günümüze uzanan, geçmişten günümüze gelebilen 1376 köprü bulunmaktadır. 1376 köprünün içinde Hititlerin başkenti Boğazköy’de bulunan MÖ 13. yüzyıla tarihlenen bir köprü de bulunmaktadır.  Köprülerin 1067’si Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiştir.

Cendere Köprüsü

Adıyaman ilinde, Kahta-Gerger yolunda, Kahta Çayı üzerinde bulunan Cendere Köprüsü, Anadolu’daki en sağlam Roma Dönemi köprüsüdür. Köprü İmparator Septimus Severius zamanında MS 198-200 yıllarında inşa edilmiştir.

Malabadi Köprüsü

Diyarbakır-Silvan-Bitlis yolu üstünde bulunan köprü Silvan’a 10 km uzaklıktadır. Yazıtında belirtildiğine göre 1147 yılında Artukoğlu İlgazi Temurtaş tarafından yaptırılmıştır.

Diyarbakır Ongözlü Köprü (Dicle)

Köprü, Diyarbakır kentinin güneyinde, Mardin Kapısı yakınında ve surların güney cephesinde nehrin dirsek yaptığı Yeni Kapı civarındadır. Köprü doğu-batı doğrultusunda uzanmakta ve Diyarbakır-Silvan yolu üzerinde bulunduğundan “Silvan Köprüsü” olarak da anılmaktadır (Resim 4.19). Köprü 1065 yılında Mervanoğulları’ndan Nasr tarafından eski bir köprünün temelleri üzerine yeniden inşa edilmiştir. Köprünün mimarının adı Ubayd veya Ubayd oğlu Yusuf’tur. Bazı araştırmacılar, köprünün antik dönem eseri olduğunu ve çeşitli tarihlerde onarıldığını belirtmektedir.

Irgandi Köprüsü

Bursa’da kentin içinde Yeşil semtini ikiye ayıran Gökdere Vadisi’nde, aynı adı taşıyan derenin üzerinde bulunan Irgandi Köprüsü ilginç bir mimarlık anıtıdır. Tarihsel belgelerden, köprünün 1442 yılında Ali el-Irgandi’nin oğlu tüccar Muslihuddin tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Köprünün mimarı Abdullah oğlu Timurtaş’tır.

Uzunköprü (Trakya)

Uzunköprü’nün bulunduğu yerlerde Antik Çağ’da Traklar devrinde (MÖ 4.yy öncesi) yapılmış ahşap köprülerden bahsedilmektedir. Osmanlılar da ahşap köprü yapmış ve tamir etmişlerdir. Ancak, bu köprüler her zaman geçişe olanak vermiyordu. Bayındırlık ve sosyal amaçlı işlerde başarılı olan Sultan II. Murat zamanında Uzunköprü 20 yıla yakın bir zaman da inşa edildi. Varna Zaferi’nden sonra (1444) Edirne’ye dönen II. Murat, beraberinde vezirler, komutanlar, gaziler ve fiehzade Mehmed ile birlikte Uzunköprü’ye gelmiş ve köprü büyük bir törenle açılmış- tır. Edirne Salnamesi’nde köprünün Timurtaş Bey oğlu Gazi İshak Bey nezaretinde inşa edildiği söylenmektedir (Resim 4.22).

Büyükçekmece Köprüsü

İstanbul Büyükçekmece’deki harap Roma köprüsü, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından tamir ettirilmiştir. Fakat bu onarımlar kısa bir süre sonra yetersiz kalmıştır. Tarihi belgeler, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1563 yılında Büyükçekmece Köprüsü’nün yapımı için Mimar Sinan’ı görevlendirdiğini göstermektedir. Köprünün inşası II. Selim zamanında tamamlanmıştır. Bazı kaynaklar köprünün taşlarının bir bölümünün Çatalca’daki kilise ve surlardan alındığını yazmaktadır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!