Türkiye´de Demokrasi Ve Parlemento Tarihi Dersi Genel Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türkiye´de Demokrasi Ve Parlemento Tarihi Dersi Genel Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

7 Darbeler Dönemi Ve Demokrasiyi Yaşatma Çabaları I

27 Mayıs Rejimi

27 Mayıs süreci içinde bir taraftan Demokrat Parti kapatılırken öte yandan Yassıada duruşmaları da başlamıştı. Geçici Anayasa eski iktidar mensuplarını yargılamak üzere Yüksek Adalet Divanı adlı olağanüstü mahkeme kurulmasını öngörmüştü.

Yüksek Adalet Divanı’nın yaptığı yargılamalar üç ana grupta toplanıyordu. Bunlar;

  1. Cinayet, ayaklanmaya azmettirme ve bilerek mala ve cana zarar verme gibi suçları kapsayan üç ağır ceza davası,
  2. Anayasayı ihlal kapsamında altı siyasal dava
  3. Dokuz yolsuzluk davası idi.

Yüksek Adalet Divanı’nın yaptığı yargılamalar ve MBK’nin onayı sonrası Adnan Menderes , Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan ölüm cezasına çarptırıldı. Hakkında idam hükmü verilen Celal Bayar ’ın cezası MBK tarafından ömür boyu hapse çevrildi.

Bu süreçte 27 Mayıs sonrasının;

  • ilk büyük işçi mitingi Eskişehir’de gerçekleştirildi.
  • İlk işçi kafilesi Almanya’ya gitti.
  • İlk siyasi gençlik kurultayı olan CHP Gençlik Kolları I. Kurultayı toplandı.

Milli Birlik Komitesi, 3 Ağustos 1960’da çıkardığı yasa ile Genelkurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala ile birlikte 235 general ve 5000’e yakın subayı ordudan uzaklaştırdı. Cevdet Sunay Genelkurmay Başkanlığı’na, İrfan Tansel Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi.

Bu arada emekliye sevk edilenler Emekli İnkılâp Subayları Derneği (EMİNSU) adıyla örgütlenip orduya dönebilmek için mücadele etmeye başladılar.

1960 Anayasası ve Devletin Yeniden Örgütlenmesi

Anayasanın Nitelikleri

İhtilal sonrası kurulan Milli Birlik Komitesi, tek başına iktidar yetkisini kullanıyordu. Bu durum 13 Aralık 1960’a kadar sürdü. Bu tarihte çıkardığı iki yasa ile yetkiyi sivil bir kuruluş olan Temsilciler Meclisi ile paylaşmaya başladı. Kurucu Meclis, anayasayı ve seçim kanununu en kısa zamanda hazırlamakla görevlendirilmişti. Kurucu Meclis ikili kanattan oluşuyordu. İlki Milli Birlik Komitesi, ikincisi ise Temsilciler Meclisi idi.

Yeni anayasayı hazırlarken etüt metni olarak İstanbul Bilim Kurulu’nun taslağını, yardımcı metin olarak da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin taslağını dikkate aldı. Dolayısıyla Anayasanın hazırlanış sürecinde öntasarı olarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi orijinli iki metin yer aldı. Halkoylaması 9 Temmuz 1961 günü yapıldı. Katılma oranı %80’in üzerinde gerçekleşti. Geçerli oyların %61,5’i Anayasaya evet derken, %38,5’i hayır demişti. Ardından Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçildi.

Bir başlangıç bölümü, 157 madde ve 22 geçici maddeden oluşan 1961 Anayasası o tarihe kadarki Osmanlı-Türk Anayasalarının en uzun metnidir. Yine hacim bakımından II. Dünya Savaşı sonrasının demokratik anayasalarının ( İtalya, Fransa, Federal Almanya vb. ) ortalamasının üzerindedir.1961 Anayasası 1924 Anayasası’na göre daha uzun ve ayrıntılı olmuştur. Temel hak ve özgürlükler konusunda Anayasa son derece liberal ve demokratik eğilime sahiptir.

1961 Anayasası’nın “Genel Esaslar” başlığını taşıyan birinci kısmında devleti şekli ve Cumhuriyetin nitelikleri gibi temel ilkeler düzenlenmiştir. Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu vurgulanmış, insan haklarına dayanan devlet, demokratik devlet, sosyal devlet, hukuk devleti gibi tanımlamalar kullanılmıştır. İster iktidarda, isterse muhalefette olsun siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilmiştir.

Hükümet karşısında bir kuvvet oluşturabilecek Anayasa Mahkemesi kurulmuş, TRT gibi kurumlar özerkleştirilmiştir. Bu Anayasaya dayalı olarak 1963 yılında çıkarılan sendika kurma, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt haklarını düzenleyen kanunlarla da çalışma hayatında yeni bir dönem başlayacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı da ilk defa anayasal düzeyde ele alınmıştır.

1961 Anayasası 1924’ten farklı olarak iki meclisli bir parlamento yapısı benimsenmiştir. İlki Millet Meclisi, ikincisi ise Cumhuriyet Senatosu adını taşımaktadır.

Millet Meclisi; tamamı halk tarafından seçilen 450 üyeden oluşacaktır. Cumhuriyet Senatosu’nda ise üç kanaldan gelen temsilciler bulunacaktır. Bunlar;

  • Halk tarafından seçilenler,
  • Cumhurbaşkanı tarafından bir dönem için atananlar,
  • Ömür boyu koşuluyla atanan üyelerdir.

Ömür boyu koşuluyla atanan doğal üyeler eski Milli Birlik Komitesi başkan ve üyeleri ile eski Cumhurbaşkanlarından oluşacaktır. 1961 Anayasası Cumhuriyet tarihimizin en demokratik ve özgürlükleri genişleten anayasası olarak kabul görmüştür.

Seçim Kanunu ve Siyasi Temsilin Güçlendirilmesi

Kurucu Meclis çalışmaya başladıktan sonra Milli Birlik Komitesi kimlerin seçimlere katılabileceğini açıkladı. Bu açıklama yeni siyasi partilerin arka arkaya kurulmasını sağladı. Sosyalist Parti, Mutedil Liberal Parti bunlar arasındaydı. Arkasından Adalet Partisi, Çalışma Partisi, Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi, Memleketçi Serbest Parti ilk kurulan partiler oldu. Seçime katılmak için son gün olan 13 Şubat’ta ise yedi parti daha kuruldu.

Bunlar Yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Güven Partisi, Musavat Partisi, Millete Hizmet Partisi, Muhafazakâr Parti ve Cumhuriyetçi Parti idi.

Demokrat Parti’nin mirasına aday iki parti dikkati çekiyordu. Adalet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi.

Seçim Kanunu’nda 1961 Anayasası’nın halkoyuna sunulmasından önce önemli değişiklikler yapılmıştı. Buna göre seçmen yaşı 21’e düşmüş, temsilciliklerin partiler arasındaki dağılımında nispi sistem kabul edilmişti. Milletvekili sayısı 450 ile sınırlandırılmıştı. 1965 seçimlerinde ilk kez bir sosyalist parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP) parlamentoya girecektir.

1961 Seçimleri ve Çoğulcu Demokrasiye Geçiş

27 Mayıs İhtilali’nden sonraki ilk Millet Meclisi genel seçimleri 15 Ekim 1961’de yapılmıştır. Seçimlerde ilk kez nispi seçim sistemi uygulanmıştır. CHP, 15 Ekim 1961 seçimlerinden Meclis’te daha fazla sandalyeye sahip siyasal parti olarak çıkmış olmakla beraber tek başına iktidar olamamış, İnönü’nün başkanlığında CHP-AP koalisyonu kurulmuştur. Cumhurbaşkanlığı’na tek aday olarak Org. Cemal Gürsel gösterilmiş ve Gürsel, 607 oyun 434’ünü alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. Cumhurbaşkanı olmuştur.

1960-1965 arasındaki dönemde yeni isimlerin Türk siyasal yaşamına girdiği görülür. Bunlardan ilki 1964 yılı sonlarında Adalet Partisi lideri olacak olan Süleyman Demirel ’dir. İkinci isim ise 1961 yılından sonraki İnönü Hükümetleri’nde görev alan Bülent Ecevit ’tir. Süleyman Demirel, 1965 seçimlerinin ardından %52 oyla 240 milletvekili elde ederek çoğunluk hükümetini kurmuştur.

İşçi Haklarındaki Gelişmeler

1961 Anayasası’nın en önemli özelliklerinden biri çalışma hayatına dair getirdiği yeniliklerdir. Anayasanın 46. maddesi çalışanlara sendika hakkı, 47. maddesi ise işçilere grev ve toplu sözleşme hakkı tanımıştır. 46. maddedeki “çalışanlar” ifadesinin memurları da sendika hakkı kapsamına alması, özellikle önemlidir.

27 Mayıs sonrasının ortamından yararlanan sendikalar ve üst örgüt olarak Türk-İş, dinamizm kazanmıştır. Türkiye Öğretmenler Sendikası da (TÖS) etkin olarak çalışmaya başlamıştır. Türk-İş içinden ayrılan bir grup Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ’nu (DİSK) oluşturmuştur. Ayrıca 1961 yılında yine çoğu Türk-İş bünyesinden 12 sendikacı tarafından Türkiye İşçi Partisi kurulmuştur.

Üniversite Özerkliği

1961 Anayasası, Türk anayasa tarihinde ilk defa yükseköğretime ilişkin hükümler getiren bir anayasa olması açısından önemlidir. Anayasanın 120. Maddesinde “ Özerk Kuruluşlar ” başlığı altında “ Üniversiteler ” düzenlenmiştir. Söz konusu maddede üniversitelerin; ancak devlet eliyle ve kanunlarla kurulacağını, bilimsel ve idarî özerkliğe sahip kamu tüzel kişiliğe sahip olduğunu, kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulu organlar eliyle yönetilip denetleneceğini hükme bağlamıştır. Ayrıca öğretim üyeleri ve yardımcılarının üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılamayacakları, serbestçe araştırma ve yayında bulunabilecekleri de saptanmıştır.

1961 Anayasası’nın bilim özgürlüğünü düzenleyen 21. maddesinin ilk fıkrası “ Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. ” hükmünü getirmiştir. 1961 Anayasası ile garanti altına alınan “bilimsel özerklik” uyarınca, üniversite öğretim üyeleri ile yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilecek, dersleri ve yayınlarında kendi gündemlerini oluşturup bunu izleyebilecek ve bunları yaparken uğraştıkları bilim dalının kendine özgü yönteminin yanı sıra belli bir dünya görüşünü yansıtan felsefe yöntemini de istedikleri gibi belirleyebilecektir. Üniversitenin kendisine ayrılan kaynaklar çerçevesinde bütçesini istediği gibi yönetebilmesi ve başka kaynaklar yaratabilmesi mümkün olmakla beraber 1961 Anayasası, üniversiteye mali özerklik tanımamıştır. Böylece Türk üniversitelerinin demokratik niteliklerinin geliştirici önemli bir adım atılmıştır.

Öğrenci ve İşçi Eylemleri

27 Mayıs 1960’tan sonra Türkiye işçi eylemleri ile tanışmıştır. İlk işçi eylemi 1962 yılında İstanbul’da Kavel Fabrikası ’ndaki işçilerin greve gitmesi nedeni ile olmuştur. İşçilere sendika kurma hakkı, toplu sözleşme ve grev hakkını veren 274 ve 275 sayılı yasaların çıkmasından sonra ilk işçi eylemi Zonguldak ’ta olmuştur.

1966 yılında ilk işçi yürüyüşü Çorum Belediyesi ’nde çalışan temizlik işçilerinin yürüyüşü oldu. İşçiler, Çorum’dan Ankara’ya ve Ankara’dan İstanbul’a kadar 716 kilometrelik yolda günler boyu devam eden bir protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.

1967 yılı sendikaların birleşme yılı oldu. Türkiye Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve Türkiye Maden-İş (Zonguldak) sendikaları İstanbul’da Şafak Sineması ’nda ortak (kuruluş) bir genel kurul toplantısı yaptı. Bu toplantının ardından sendikaların delegelerinin ortak kararıyla Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu yani DİSK kuruldu.

17 Temmuz’da ABD 6. Filosu’nun İstanbul önlerinde demirlemesi kanlı olaylara neden oldu. Yine aynı yıl içerisinde Türkiye’de ilk kez bir sinemada greve gidildi. O yıllarda gençler arasında Vietnam Savaşı içinde bulunan Amerika’ya karşı da yavaş yavaş bir tepki oluşuyor, NATO düşmanlığı gelişiyor ve buna karşılık Moskova kökenli propagandalar kendisini gösteriyordu.

Bu dış etkenler öğrenci olaylarının 1967 yılı içinde siyasi bir kimlik kazanmasına da neden oldu. Amerikan 6. Filo’sunun İstanbul’a yaptığı olağan ziyaretin önemli bir protesto ile karşılanması da bunun göstergesiydi.

Üniversitelerdeki öğrenci olaylarının dalga dalga yurt geneline yayılması karşısında Başbakan Süleyman Demirel, 13 Haziran 1968 günü açıklama yapma gereği hissetti. Demirel, “Mesele ciddidir. Bütün memleketlerde de ciddi mahiyet almıştır ve ciddi şekilde seyretmiştir. Hükümetimiz her türlü tedbirin içinde olacaktır. Özerk üniversite idaresi de ümit ediyorum ki sükûnetlerini muhafaza ederek, anlayışlarını muhafaza ederek, meseleleri bir yatıştırmaya götürmek için gerekli gayretin içinde olacaklardır.” dedi.

1969 yılında Amerika Büyükelçisi Komer’in otomobilinin Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde yakılması, olayları iyice tırmandırdı. Ülke bu huzursuz ortamda iken 219 Adalet Partili milletvekili Anayasayı değiştirerek Demokrat Partililerin affı ve siyasi haklarının geri verilmesi konusunda bir kampanya başlattı. İsmet İnönü ve Bülent Ecevit de “ Kuyudan adam çıkarma ” olarak tanımlanan bu girişime destek verirken işçi emeklileri için işçilerin sokağa döküleceği uyarıları yapılmakta, üniversitelerde şiddet devam etmekteydi. Aynı zamanda Türkiye’de ilk defa 57 yolcusuyla Türk Hava Yollarına ait bir uçak silah zoruyla bir üniversite öğrencisi tarafından kaçırılmıştı. 1970 yılının ilk ayında ise Milli Nizam Partisi kurulacak ve Necmettin Erbakan siyaset sahnesine katılacaktı.

12 Mart Muhtırası ve Ara Rejim

Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur 21 Kasım 1970’de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir mektup gönderdi. Bu mektup 12 Mart muhtırasına giden yolda bir kilometre taşı oldu. Batur mektubunda ülkedeki durumun giderek kötüleştiğinden söz etmekteydi.

İlk tepki Başbakan Süleyman Demirel’den geldi. Yöntemi, hiyerarşiye aykırı buldu. Bir kuvvet komutanının Genelkurmay Başkanı’nı ve Başbakanı aşarak Cumhurbaşkanına gitmesini eleştirdi. Mart ayına gelindiğinde ülke; dört Amerikalı havacının kaçırılması, banka soygunları ve peş peşe bombaların patlaması gibi eylemlerle yüz yüze kaldı. Amerikalı subayları kaçırma eylemini üstlenen Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isimli örgütün karargâhı olarak kabul edilen ve Prof. Dr. Erdal İnönü’nün rektörü olduğu ODTÜ güvenlik güçleri tarafından kuşatıldı.

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun lideri Deniz Gezmiş ’i arıyordu. Nihat Erim 26 Mart 1971’de on dört teknokrat ve sekiz siyasetçiyle partiler üstü yeni bir hükümet kurmuştu. Ne var ki hükümet daha ilk günden iç ve dış sorunlarla yüz yüze kaldı. En önemli olaylardan biri İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılması oldu. Elrom öldürüldü. Komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Mümtaz Soysal, Selahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol gibi akademisyenlerden, yazar, sendikacı, doktor, avukat, subay, işçi ve öğrencilerden tutuklananlar oldu.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan hakkındaki ölüm cezaları 1972 yılında infaz edilirken, Milli Nizam Partisi ile Türkiye İşçi Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. İnönü-Ecevit rekabetine hız veren bu süreç sonunda Ecevit taraftarı olan parti meclisinin güvenoyu alması üzerine İnönü genel başkanlıktan istifa etti. Bülent Ecevit Genel Başkan seçildi.

AP, Ekim 1972’de Altıncı Büyük Kongresi’ni topladı ve Süleyman Demirel kongrede kesin egemenliğini ilan etti. Demirel, Ecevit ve Feyzioğlu’nun üzerinde uzlaştıkları Fahri Korutürk 6 Nisan 1973’te Türkiye’nin 6. Cumhurbaşkanı oldu. 1973 seçimlerinin sonunda CHP, milletvekili sayısını 91 sandalye artırırken AP 77, CGP ise 29 sandalye kaybetmişti. Bu sonuçlar sağdaki dağınıklıktan yararlanarak %33 oy alan CHP’ye iktidar yolunu açtı.

1973 Seçimleri ve Demokrasiye Dönüş

1973 seçimleriyle 1971 muhtırası ile başlayan ara rejim dönemi sona erdi. Ekim ayı başlarında seçim sürecine giren Türkiye’de propaganda konuşmalarına başlayan siyasal parti liderlerinden Süleyman Demirel; Düzce, Sakarya ve Kocaeli’nde yaptığı konuşmalarda 12 Mart muhtırasının bunalımı büyüttüğünü, rejim bunalımı yarattığını vurgulamış, muhtıranın anayasa ve hukuk devleti ile bağdaşmaması nedeni ile istifa ettiğini açıklamıştı.

1973 seçimlerine gidilirken demokrasi adına önemli bir gelişme yaşandı. 12 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden uzaklaştırılan 10 öğretim üyesinden beşi yürütmeyi durdurma için dava açmıştı. Danıştay 12 Mart’tan sonra Üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerini göreve iade etti. 1973 genel seçimlerine gelindiği zaman ülkedeki siyasi tabloda beş siyasal parti dikkati çekiyordu. Bunlar; Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet Partisi , kapatılan Milli Nizam Partisi’nin yerine kurulan Milli Selamet Partisi, Adalet Partisi’nden ayrılan bir gurup tarafından kurulan Demokrat Parti ve Alparslan Türkeş’in başkanlığındaki Milliyetçi Hareket Partisi idi. 1973 seçimlerinde seçmen sayısı 17.5 milyondu. Seçmenler 450 milletvekilliği ve 52 senatörlük için oy kullanacaktı. 1973 seçimleri sonucunda Demokrat Parti ve Milli Selamet Partisi, Adalet Partisi’nin kaybettiği oyları bölüşmüştü.

Hükümet Krizleri

Türkiye’nin 37. Hükümeti 25 Ocak 1974’te CHP ve MSP ortaklığında kuruldu. CHP ile MSP’nin bu ortaklığı Türk siyaseti açısından bir ilk oldu. Kendini solda tanımlayan bir parti ile dinsel eğilimleri güçlü bir partinin ittifakı büyük sorunlarla 17 Eylül 1974’te Bülent Ecevit istifa edinceye kadar sürdü. Kıbrıs, haşhaş ekimi, genel af gibi konularda taraflar arasındaki görüş ayrılıkları CHP ve MSP koalisyon hükümetinin sonunu getirdi.

5 Haziran 1977’de yapılan Senato üçte bir yenileme ve milletvekilliği genel seçimleri sonucunda en büyük kaybı DP yaşadı. Bir önceki seçimde 48 milletvekili çıkaran DP bu seçimlerde sadece bir milletvekilliği kazanarak adeta siyasetten silindi.

İşçi ve Öğrenci Eylemleri

12 Mart 1971, işçi haklarında geriye gidişin başlangıç tarihidir. Anayasanın sendika hakkını çalışanlara veren 46. maddesindeki “ çalışanlar ’ ifadesinin ‘ işçiler ’ olarak değiştirilmesi ile memurların sendika kurma hakkı ellerinden alınmıştır.

1 Mayıs 1977’de Taksim’de yapılan miting 37 kişinin ölümü ile sonuçlanmış ve ardından da kutlamalar yasaklanmıştır. 1979 Mayıs ayına girilirken 1 Mayıs’ı kutlama yasağına, sokağa çıkma yasağı da eklenmiştir. Temmuz 1980’de ise DİSK eski genel başkanı Kemal Türkler öldürülmüştür.

Sağ ve sol gurup arasında yaşanan ideolojik çatışma, yedi TİP’li öğrencinin Ankara’da öldürülmesi ile sonuçlanırken (Bahçelievler Katliamı) Kahramanmaraş’ta iki öğretmenin cenaze töreninde yaşanan çatışmalarda 100’den fazla insan yaşamını yitirmiştir. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi 1979 yılında düzenlenen suikast sonucunda öldürülmüştür.

27 Mayıs Rejimi

27 Mayıs süreci içinde bir taraftan Demokrat Parti kapatılırken öte yandan Yassıada duruşmaları da başlamıştı. Geçici Anayasa eski iktidar mensuplarını yargılamak üzere Yüksek Adalet Divanı adlı olağanüstü mahkeme kurulmasını öngörmüştü.

Yüksek Adalet Divanı’nın yaptığı yargılamalar üç ana grupta toplanıyordu. Bunlar;

  1. Cinayet, ayaklanmaya azmettirme ve bilerek mala ve cana zarar verme gibi suçları kapsayan üç ağır ceza davası,
  2. Anayasayı ihlal kapsamında altı siyasal dava
  3. Dokuz yolsuzluk davası idi.

Yüksek Adalet Divanı’nın yaptığı yargılamalar ve MBK’nin onayı sonrası Adnan Menderes , Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan ölüm cezasına çarptırıldı. Hakkında idam hükmü verilen Celal Bayar ’ın cezası MBK tarafından ömür boyu hapse çevrildi.

Bu süreçte 27 Mayıs sonrasının;

  • ilk büyük işçi mitingi Eskişehir’de gerçekleştirildi.
  • İlk işçi kafilesi Almanya’ya gitti.
  • İlk siyasi gençlik kurultayı olan CHP Gençlik Kolları I. Kurultayı toplandı.

Milli Birlik Komitesi, 3 Ağustos 1960’da çıkardığı yasa ile Genelkurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala ile birlikte 235 general ve 5000’e yakın subayı ordudan uzaklaştırdı. Cevdet Sunay Genelkurmay Başkanlığı’na, İrfan Tansel Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi.

Bu arada emekliye sevk edilenler Emekli İnkılâp Subayları Derneği (EMİNSU) adıyla örgütlenip orduya dönebilmek için mücadele etmeye başladılar.

1960 Anayasası ve Devletin Yeniden Örgütlenmesi

Anayasanın Nitelikleri

İhtilal sonrası kurulan Milli Birlik Komitesi, tek başına iktidar yetkisini kullanıyordu. Bu durum 13 Aralık 1960’a kadar sürdü. Bu tarihte çıkardığı iki yasa ile yetkiyi sivil bir kuruluş olan Temsilciler Meclisi ile paylaşmaya başladı. Kurucu Meclis, anayasayı ve seçim kanununu en kısa zamanda hazırlamakla görevlendirilmişti. Kurucu Meclis ikili kanattan oluşuyordu. İlki Milli Birlik Komitesi, ikincisi ise Temsilciler Meclisi idi.

Yeni anayasayı hazırlarken etüt metni olarak İstanbul Bilim Kurulu’nun taslağını, yardımcı metin olarak da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin taslağını dikkate aldı. Dolayısıyla Anayasanın hazırlanış sürecinde öntasarı olarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi orijinli iki metin yer aldı. Halkoylaması 9 Temmuz 1961 günü yapıldı. Katılma oranı %80’in üzerinde gerçekleşti. Geçerli oyların %61,5’i Anayasaya evet derken, %38,5’i hayır demişti. Ardından Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçildi.

Bir başlangıç bölümü, 157 madde ve 22 geçici maddeden oluşan 1961 Anayasası o tarihe kadarki Osmanlı-Türk Anayasalarının en uzun metnidir. Yine hacim bakımından II. Dünya Savaşı sonrasının demokratik anayasalarının ( İtalya, Fransa, Federal Almanya vb. ) ortalamasının üzerindedir.1961 Anayasası 1924 Anayasası’na göre daha uzun ve ayrıntılı olmuştur. Temel hak ve özgürlükler konusunda Anayasa son derece liberal ve demokratik eğilime sahiptir.

1961 Anayasası’nın “Genel Esaslar” başlığını taşıyan birinci kısmında devleti şekli ve Cumhuriyetin nitelikleri gibi temel ilkeler düzenlenmiştir. Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu vurgulanmış, insan haklarına dayanan devlet, demokratik devlet, sosyal devlet, hukuk devleti gibi tanımlamalar kullanılmıştır. İster iktidarda, isterse muhalefette olsun siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilmiştir.

Hükümet karşısında bir kuvvet oluşturabilecek Anayasa Mahkemesi kurulmuş, TRT gibi kurumlar özerkleştirilmiştir. Bu Anayasaya dayalı olarak 1963 yılında çıkarılan sendika kurma, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt haklarını düzenleyen kanunlarla da çalışma hayatında yeni bir dönem başlayacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı da ilk defa anayasal düzeyde ele alınmıştır.

1961 Anayasası 1924’ten farklı olarak iki meclisli bir parlamento yapısı benimsenmiştir. İlki Millet Meclisi, ikincisi ise Cumhuriyet Senatosu adını taşımaktadır.

Millet Meclisi; tamamı halk tarafından seçilen 450 üyeden oluşacaktır. Cumhuriyet Senatosu’nda ise üç kanaldan gelen temsilciler bulunacaktır. Bunlar;

  • Halk tarafından seçilenler,
  • Cumhurbaşkanı tarafından bir dönem için atananlar,
  • Ömür boyu koşuluyla atanan üyelerdir.

Ömür boyu koşuluyla atanan doğal üyeler eski Milli Birlik Komitesi başkan ve üyeleri ile eski Cumhurbaşkanlarından oluşacaktır. 1961 Anayasası Cumhuriyet tarihimizin en demokratik ve özgürlükleri genişleten anayasası olarak kabul görmüştür.

Seçim Kanunu ve Siyasi Temsilin Güçlendirilmesi

Kurucu Meclis çalışmaya başladıktan sonra Milli Birlik Komitesi kimlerin seçimlere katılabileceğini açıkladı. Bu açıklama yeni siyasi partilerin arka arkaya kurulmasını sağladı. Sosyalist Parti, Mutedil Liberal Parti bunlar arasındaydı. Arkasından Adalet Partisi, Çalışma Partisi, Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi, Memleketçi Serbest Parti ilk kurulan partiler oldu. Seçime katılmak için son gün olan 13 Şubat’ta ise yedi parti daha kuruldu.

Bunlar Yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Güven Partisi, Musavat Partisi, Millete Hizmet Partisi, Muhafazakâr Parti ve Cumhuriyetçi Parti idi.

Demokrat Parti’nin mirasına aday iki parti dikkati çekiyordu. Adalet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi.

Seçim Kanunu’nda 1961 Anayasası’nın halkoyuna sunulmasından önce önemli değişiklikler yapılmıştı. Buna göre seçmen yaşı 21’e düşmüş, temsilciliklerin partiler arasındaki dağılımında nispi sistem kabul edilmişti. Milletvekili sayısı 450 ile sınırlandırılmıştı. 1965 seçimlerinde ilk kez bir sosyalist parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP) parlamentoya girecektir.

1961 Seçimleri ve Çoğulcu Demokrasiye Geçiş

27 Mayıs İhtilali’nden sonraki ilk Millet Meclisi genel seçimleri 15 Ekim 1961’de yapılmıştır. Seçimlerde ilk kez nispi seçim sistemi uygulanmıştır. CHP, 15 Ekim 1961 seçimlerinden Meclis’te daha fazla sandalyeye sahip siyasal parti olarak çıkmış olmakla beraber tek başına iktidar olamamış, İnönü’nün başkanlığında CHP-AP koalisyonu kurulmuştur. Cumhurbaşkanlığı’na tek aday olarak Org. Cemal Gürsel gösterilmiş ve Gürsel, 607 oyun 434’ünü alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. Cumhurbaşkanı olmuştur.

1960-1965 arasındaki dönemde yeni isimlerin Türk siyasal yaşamına girdiği görülür. Bunlardan ilki 1964 yılı sonlarında Adalet Partisi lideri olacak olan Süleyman Demirel ’dir. İkinci isim ise 1961 yılından sonraki İnönü Hükümetleri’nde görev alan Bülent Ecevit ’tir. Süleyman Demirel, 1965 seçimlerinin ardından %52 oyla 240 milletvekili elde ederek çoğunluk hükümetini kurmuştur.

İşçi Haklarındaki Gelişmeler

1961 Anayasası’nın en önemli özelliklerinden biri çalışma hayatına dair getirdiği yeniliklerdir. Anayasanın 46. maddesi çalışanlara sendika hakkı, 47. maddesi ise işçilere grev ve toplu sözleşme hakkı tanımıştır. 46. maddedeki “çalışanlar” ifadesinin memurları da sendika hakkı kapsamına alması, özellikle önemlidir.

27 Mayıs sonrasının ortamından yararlanan sendikalar ve üst örgüt olarak Türk-İş, dinamizm kazanmıştır. Türkiye Öğretmenler Sendikası da (TÖS) etkin olarak çalışmaya başlamıştır. Türk-İş içinden ayrılan bir grup Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ’nu (DİSK) oluşturmuştur. Ayrıca 1961 yılında yine çoğu Türk-İş bünyesinden 12 sendikacı tarafından Türkiye İşçi Partisi kurulmuştur.

Üniversite Özerkliği

1961 Anayasası, Türk anayasa tarihinde ilk defa yükseköğretime ilişkin hükümler getiren bir anayasa olması açısından önemlidir. Anayasanın 120. Maddesinde “ Özerk Kuruluşlar ” başlığı altında “ Üniversiteler ” düzenlenmiştir. Söz konusu maddede üniversitelerin; ancak devlet eliyle ve kanunlarla kurulacağını, bilimsel ve idarî özerkliğe sahip kamu tüzel kişiliğe sahip olduğunu, kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulu organlar eliyle yönetilip denetleneceğini hükme bağlamıştır. Ayrıca öğretim üyeleri ve yardımcılarının üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılamayacakları, serbestçe araştırma ve yayında bulunabilecekleri de saptanmıştır.

1961 Anayasası’nın bilim özgürlüğünü düzenleyen 21. maddesinin ilk fıkrası “ Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. ” hükmünü getirmiştir. 1961 Anayasası ile garanti altına alınan “bilimsel özerklik” uyarınca, üniversite öğretim üyeleri ile yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilecek, dersleri ve yayınlarında kendi gündemlerini oluşturup bunu izleyebilecek ve bunları yaparken uğraştıkları bilim dalının kendine özgü yönteminin yanı sıra belli bir dünya görüşünü yansıtan felsefe yöntemini de istedikleri gibi belirleyebilecektir. Üniversitenin kendisine ayrılan kaynaklar çerçevesinde bütçesini istediği gibi yönetebilmesi ve başka kaynaklar yaratabilmesi mümkün olmakla beraber 1961 Anayasası, üniversiteye mali özerklik tanımamıştır. Böylece Türk üniversitelerinin demokratik niteliklerinin geliştirici önemli bir adım atılmıştır.

Öğrenci ve İşçi Eylemleri

27 Mayıs 1960’tan sonra Türkiye işçi eylemleri ile tanışmıştır. İlk işçi eylemi 1962 yılında İstanbul’da Kavel Fabrikası ’ndaki işçilerin greve gitmesi nedeni ile olmuştur. İşçilere sendika kurma hakkı, toplu sözleşme ve grev hakkını veren 274 ve 275 sayılı yasaların çıkmasından sonra ilk işçi eylemi Zonguldak ’ta olmuştur.

1966 yılında ilk işçi yürüyüşü Çorum Belediyesi ’nde çalışan temizlik işçilerinin yürüyüşü oldu. İşçiler, Çorum’dan Ankara’ya ve Ankara’dan İstanbul’a kadar 716 kilometrelik yolda günler boyu devam eden bir protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.

1967 yılı sendikaların birleşme yılı oldu. Türkiye Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve Türkiye Maden-İş (Zonguldak) sendikaları İstanbul’da Şafak Sineması ’nda ortak (kuruluş) bir genel kurul toplantısı yaptı. Bu toplantının ardından sendikaların delegelerinin ortak kararıyla Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu yani DİSK kuruldu.

17 Temmuz’da ABD 6. Filosu’nun İstanbul önlerinde demirlemesi kanlı olaylara neden oldu. Yine aynı yıl içerisinde Türkiye’de ilk kez bir sinemada greve gidildi. O yıllarda gençler arasında Vietnam Savaşı içinde bulunan Amerika’ya karşı da yavaş yavaş bir tepki oluşuyor, NATO düşmanlığı gelişiyor ve buna karşılık Moskova kökenli propagandalar kendisini gösteriyordu.

Bu dış etkenler öğrenci olaylarının 1967 yılı içinde siyasi bir kimlik kazanmasına da neden oldu. Amerikan 6. Filo’sunun İstanbul’a yaptığı olağan ziyaretin önemli bir protesto ile karşılanması da bunun göstergesiydi.

Üniversitelerdeki öğrenci olaylarının dalga dalga yurt geneline yayılması karşısında Başbakan Süleyman Demirel, 13 Haziran 1968 günü açıklama yapma gereği hissetti. Demirel, “Mesele ciddidir. Bütün memleketlerde de ciddi mahiyet almıştır ve ciddi şekilde seyretmiştir. Hükümetimiz her türlü tedbirin içinde olacaktır. Özerk üniversite idaresi de ümit ediyorum ki sükûnetlerini muhafaza ederek, anlayışlarını muhafaza ederek, meseleleri bir yatıştırmaya götürmek için gerekli gayretin içinde olacaklardır.” dedi.

1969 yılında Amerika Büyükelçisi Komer’in otomobilinin Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde yakılması, olayları iyice tırmandırdı. Ülke bu huzursuz ortamda iken 219 Adalet Partili milletvekili Anayasayı değiştirerek Demokrat Partililerin affı ve siyasi haklarının geri verilmesi konusunda bir kampanya başlattı. İsmet İnönü ve Bülent Ecevit de “ Kuyudan adam çıkarma ” olarak tanımlanan bu girişime destek verirken işçi emeklileri için işçilerin sokağa döküleceği uyarıları yapılmakta, üniversitelerde şiddet devam etmekteydi. Aynı zamanda Türkiye’de ilk defa 57 yolcusuyla Türk Hava Yollarına ait bir uçak silah zoruyla bir üniversite öğrencisi tarafından kaçırılmıştı. 1970 yılının ilk ayında ise Milli Nizam Partisi kurulacak ve Necmettin Erbakan siyaset sahnesine katılacaktı.

12 Mart Muhtırası ve Ara Rejim

Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur 21 Kasım 1970’de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir mektup gönderdi. Bu mektup 12 Mart muhtırasına giden yolda bir kilometre taşı oldu. Batur mektubunda ülkedeki durumun giderek kötüleştiğinden söz etmekteydi.

İlk tepki Başbakan Süleyman Demirel’den geldi. Yöntemi, hiyerarşiye aykırı buldu. Bir kuvvet komutanının Genelkurmay Başkanı’nı ve Başbakanı aşarak Cumhurbaşkanına gitmesini eleştirdi. Mart ayına gelindiğinde ülke; dört Amerikalı havacının kaçırılması, banka soygunları ve peş peşe bombaların patlaması gibi eylemlerle yüz yüze kaldı. Amerikalı subayları kaçırma eylemini üstlenen Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isimli örgütün karargâhı olarak kabul edilen ve Prof. Dr. Erdal İnönü’nün rektörü olduğu ODTÜ güvenlik güçleri tarafından kuşatıldı.

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun lideri Deniz Gezmiş ’i arıyordu. Nihat Erim 26 Mart 1971’de on dört teknokrat ve sekiz siyasetçiyle partiler üstü yeni bir hükümet kurmuştu. Ne var ki hükümet daha ilk günden iç ve dış sorunlarla yüz yüze kaldı. En önemli olaylardan biri İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılması oldu. Elrom öldürüldü. Komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Mümtaz Soysal, Selahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol gibi akademisyenlerden, yazar, sendikacı, doktor, avukat, subay, işçi ve öğrencilerden tutuklananlar oldu.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan hakkındaki ölüm cezaları 1972 yılında infaz edilirken, Milli Nizam Partisi ile Türkiye İşçi Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. İnönü-Ecevit rekabetine hız veren bu süreç sonunda Ecevit taraftarı olan parti meclisinin güvenoyu alması üzerine İnönü genel başkanlıktan istifa etti. Bülent Ecevit Genel Başkan seçildi.

AP, Ekim 1972’de Altıncı Büyük Kongresi’ni topladı ve Süleyman Demirel kongrede kesin egemenliğini ilan etti. Demirel, Ecevit ve Feyzioğlu’nun üzerinde uzlaştıkları Fahri Korutürk 6 Nisan 1973’te Türkiye’nin 6. Cumhurbaşkanı oldu. 1973 seçimlerinin sonunda CHP, milletvekili sayısını 91 sandalye artırırken AP 77, CGP ise 29 sandalye kaybetmişti. Bu sonuçlar sağdaki dağınıklıktan yararlanarak %33 oy alan CHP’ye iktidar yolunu açtı.

1973 Seçimleri ve Demokrasiye Dönüş

1973 seçimleriyle 1971 muhtırası ile başlayan ara rejim dönemi sona erdi. Ekim ayı başlarında seçim sürecine giren Türkiye’de propaganda konuşmalarına başlayan siyasal parti liderlerinden Süleyman Demirel; Düzce, Sakarya ve Kocaeli’nde yaptığı konuşmalarda 12 Mart muhtırasının bunalımı büyüttüğünü, rejim bunalımı yarattığını vurgulamış, muhtıranın anayasa ve hukuk devleti ile bağdaşmaması nedeni ile istifa ettiğini açıklamıştı.

1973 seçimlerine gidilirken demokrasi adına önemli bir gelişme yaşandı. 12 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden uzaklaştırılan 10 öğretim üyesinden beşi yürütmeyi durdurma için dava açmıştı. Danıştay 12 Mart’tan sonra Üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerini göreve iade etti. 1973 genel seçimlerine gelindiği zaman ülkedeki siyasi tabloda beş siyasal parti dikkati çekiyordu. Bunlar; Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet Partisi , kapatılan Milli Nizam Partisi’nin yerine kurulan Milli Selamet Partisi, Adalet Partisi’nden ayrılan bir gurup tarafından kurulan Demokrat Parti ve Alparslan Türkeş’in başkanlığındaki Milliyetçi Hareket Partisi idi. 1973 seçimlerinde seçmen sayısı 17.5 milyondu. Seçmenler 450 milletvekilliği ve 52 senatörlük için oy kullanacaktı. 1973 seçimleri sonucunda Demokrat Parti ve Milli Selamet Partisi, Adalet Partisi’nin kaybettiği oyları bölüşmüştü.

Hükümet Krizleri

Türkiye’nin 37. Hükümeti 25 Ocak 1974’te CHP ve MSP ortaklığında kuruldu. CHP ile MSP’nin bu ortaklığı Türk siyaseti açısından bir ilk oldu. Kendini solda tanımlayan bir parti ile dinsel eğilimleri güçlü bir partinin ittifakı büyük sorunlarla 17 Eylül 1974’te Bülent Ecevit istifa edinceye kadar sürdü. Kıbrıs, haşhaş ekimi, genel af gibi konularda taraflar arasındaki görüş ayrılıkları CHP ve MSP koalisyon hükümetinin sonunu getirdi.

5 Haziran 1977’de yapılan Senato üçte bir yenileme ve milletvekilliği genel seçimleri sonucunda en büyük kaybı DP yaşadı. Bir önceki seçimde 48 milletvekili çıkaran DP bu seçimlerde sadece bir milletvekilliği kazanarak adeta siyasetten silindi.

İşçi ve Öğrenci Eylemleri

12 Mart 1971, işçi haklarında geriye gidişin başlangıç tarihidir. Anayasanın sendika hakkını çalışanlara veren 46. maddesindeki “ çalışanlar ’ ifadesinin ‘ işçiler ’ olarak değiştirilmesi ile memurların sendika kurma hakkı ellerinden alınmıştır.

1 Mayıs 1977’de Taksim’de yapılan miting 37 kişinin ölümü ile sonuçlanmış ve ardından da kutlamalar yasaklanmıştır. 1979 Mayıs ayına girilirken 1 Mayıs’ı kutlama yasağına, sokağa çıkma yasağı da eklenmiştir. Temmuz 1980’de ise DİSK eski genel başkanı Kemal Türkler öldürülmüştür.

Sağ ve sol gurup arasında yaşanan ideolojik çatışma, yedi TİP’li öğrencinin Ankara’da öldürülmesi ile sonuçlanırken (Bahçelievler Katliamı) Kahramanmaraş’ta iki öğretmenin cenaze töreninde yaşanan çatışmalarda 100’den fazla insan yaşamını yitirmiştir. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi 1979 yılında düzenlenen suikast sonucunda öldürülmüştür.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!