Türk Tiyatrosu Dersi 4. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Tiyatrosu Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Tanzimat Dönemi Tiyatromuz

Giriş

Batılılaşmada girişim padişahlardan gelmiştir. Ayrıca, tiyatroya karşı kökten dinci çevrelerden gelebilecek tepkilerin Padişah-Hâlife’nin tiyatroya gösterdiği yakın ilgi ile yok olması tiyatronun yaşaması için bir güvence olmuştur. Saray da baştan beri geleneksel tiyatromuz ve çeşitli gösteriler için uygun bir ortamdı. Sûr-i humayûn denilen şenliklerde, Batı kökenli gösterilere yer verilmiştir. O yıllarda Fransa’da yayımlanan bir dergiye göre, 1836’da saray kütüphanesinde 500 tiyatro oyunu metni bulunmaktaydı.

Abdülmecit ve Abdülhamit yerli yabancı toplulukları genellikle saraylarına çağırtıp sarayda yaptırdıkları tiyatrolarda temsiller verdirmişlerdir. İlk Türkçe oyun olarak benimsenen İbrahim Şinasi Efendi’nin Şair Evlenmesi komedyası, yazarına, Dolmabahçe Sarayı’nda oynanmak üzere ısmarlanmıştır.

Devlet adamları da konaklarında Batı tiyatro yapıtlarına ve müziğine önem vermektelerdi. Tanzimat’ta tiyatronun gelişmesinde bir de elçiliklerin payı büyüktür. Avrupa ülkelerini temsil eden elçilikler sık sık kendi ülkelerinden topluluklar getirtip bunlara temsiller verdirmişler ve bu temsillere Türk seyirciler de katılmışlardır. İstanbul’daki Yahudi ve Hıristiyan yurttaşların da tiyatroya olan ilgileri ve sevgileri, bu dönemde Tanzimat tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlamıştır.

Siyasal ve Toplumsal Ortam

Batıya açılma ve bir reforma gitme düşüncesi daha, on sekizinci yüzyılın ilk yarısında, “Lâle Devri”nde doğmuştur. Sanat alanında da batı etkisi bu dönemde doğmuştur. III. Ahmet (1673-1736) döneminde, Barok ve Rokoko üslûpları Türk sanatına girdi. Eldeki kayıtlara göre, Türkiye’ye ilk opera, kendi de bir besteci ve müzisyen olan III. Selim’in saltanatı sırasında girdi. Daha önceleri de saraylarda batılı eserler ortaya konduysa da halkın batı anlamında tiyatroyu tanıması ve ona alışması on dokuzuncu yüzyıl içinde olmuştur.

Dönemin Tiyatro Ortamı

Yabancı toplulukların, saray dışında, halka da temsiller vermesi, batı anlamında tiyatro kıpırtısını ilk Levanten ve Ermeni vatandaşlar üzerinde gösterdi. 1820 yılından itibaren, zengin Ermeniler, batıya özenerek evlerinde oyunlar oynamaya başladılar.

1824 ile 1828 yılları arasında, II. Mahmut, bir saray orkestrası kurmuştur. Giuseppe Donizetti’nin İstanbul’a gelerek saray orkestrasının başına geçişi opera oynatma çabalarını eskisine oranla hızlandırdı.

Avrupa Tiyatrosunun Etkileri

Sultan Abdülmecit’in 1846 yılında, Dolmabahçe Sarayı’ndaki orkestra üyelerinden bazı gençlerin müzikli tiyatro oyunları da oynamak üzere görevlendirilmesini Donizetti’den istemesi üzerine, Vincenzo Bellini’nin La Somnambula (Uyurgezer Kız, 1831) adlı operasının bir bölümü sarayda amatörce oynandı.

Abdülmecit ilk saray tiyatrosunu yaptırdı ve bu tiyatro İbrahim Şinasi’nin Şair Evlenmesi ’nin oynandığı yıl açıldı. Fakat bu tiyatro saltanatı sırasında yandı. Türkiye’de ikinci saray tiyatrosu, 1889’da II. Abdülhamit (1842-1918) tarafından Yıldız Sarayı alanı içinde yaptırıldı. 1908’e kadar sürekli kullanılan ve 1987’de restorasyonu tamamlanıp halka açılarak temsiller verilen bu tiyatro’da, Güllü Agop, Abdürrezak gibi sanatçılar da temsiller verdiler.

1858 yılında Riyakâr ve Müseyyip (Yalancı ve İhmalci) adıyla dilimize uyarlanan oyun kapalı bir tiyatroda Türkçe oynanan batılı anlamda ilk temsildir.

Batılılaşma taraftarı olan Abdülmecit ve Mustafa Reşit Paşa’nın çabası ile 1839’da Tanzimat Fermanı, bazı iyi noktaları da kapsamakla beraber, bütün kapılarını batıya açtı. Piyano konserleri verilmeye, giyim kuşamda yenilikler yapılmaya vb. başlandı ise de bu yenilikler biçimsel olarak kaldı. Bütün bu yenilikler arasında, Batı anlamında tiyatro da gelmiş ve daha çok Hıristiyan halkın yaşadığı Beyoğlu’na yerleşmişti.

1842’den itibaren çeşitli yabancı yapıtlar Türkçeye çevrilmeye başlandı. Bunların ilki Belisario idi. Bu lirik tiyatro oyununun oynanmasından sonra birçok müzikli oyunun Türkçeye çevrildiği görülür. İki yıl sonra Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşeni adlı bir opera metni yazılmıştır.

Bu gelişmeler yaşanırken, Türklerin geleneksel oyunları, Meddah, Kukla, Karagöz ve Ortaoyunu gösterileri daha çok Ramazan aylarında yoğunlaşarak oynanmaktaydı. Ne yazık ki, bir yandan batı anlamında tiyatro geliştirilirken, geleneksel kaynakların da geliştirilmesi düşünülmemiş, Türklerin eski tiyatrosuna sırt çevrilmiştir.

Dönemin Oyun Yazarları

İlk Türk Komedyası-Şair Evlenmesi

Şinasi batı ve doğu özelliklerini uzlaştırarak bu oyunu yazmıştır. Şair Evlenmesi, eski dönemlerdeki görmeden evlenme anlayışının sakatlığını gösteren bir komedya idi. Önce iki bölüm olarak yazılan bu komedyanın, sonradan ilk bölümü kaldırılmıştır ve oyun yalnız bu ikinci bölümüyle oynanmaktadır.

Şinasi’nin bu oyunu yazdıktan sonra tiyatro yapıtı yazmamıştır. Ondan sonra da komedyaların ortaya çıkması için on yılın üstünde beklemek gerekmiştir.

Akımlar

Romantizm: Avrupa’da Romantizmin ilk evresi 1830’a kadar, ikinci evresi ise1870’lere kadar uzanır. Avrupa’da yüz yıla yakın süren Romantizm, bizde daha kısa süreli oldu ve yine Batı’nın etkisiyle Romantizm’in yanısıra, Realizmi benimseyen anlayışta oyunlar da yazılmıştır. Tıpkı Batı’da olduğu gibi, bizde de Romantizm’le Gerçekçilik arasındaki geçiş döneminde içli (sentimental) oyunlara yer verildi.

İlk Manzum Tragedya Denemeleri

İlk örnekler Ali Haydar Bey’in üç bölümlük Sergüzeş-i Perviz (1866) ve iki bölümlük İkinci Ersas ’tır (1866). Her ikisi de manzum olan yapıtlarda, Romantizm’in etkisiyle yer ve zaman birliklerine uyulmamıştır.

Yeğenzade Hüseyin Fazıl’ın Ahenk (1872) adlı tragedyası ve Mustafa Hilmi’nin Bahtiyar ya da Son Gürlüğü (1874) adlı tragedyası da ilk denemeler arasındadır.

Romantik Tragedya: Abdülhak Hâmit

Abdülhak Hâmit, Türkiye’deki Romantik yazın akımının en önemli temsilcilerinden biriydi. Manzumla yazdığı tragedyalarında özellikle Fransız yazarlarının etkisi altındaydı. İlk tragedyası Nesteren (1877) Corneille’in Le Cid tragedyasına benziyordu.

Hâmit, klasik yazarların titizlikle üzerinde durdukları kurallarla ilgilenmedi. Dağınık bir biçimi olan oyunlarına egemen olan özellik duygu ve coşkunluktu. Ozanın 1880’de yazdığı Zeynep bir dönüşümü getirdi, eserde ‘zaman’ kavramını ortadan kaldıran yazar, bir masal havası içinde egzotik öğeler ve romantik entrikalar kullandı. Liberté’ de (1913) saray politikasına saldıran ozan allegorik kişiler kullandı.

Doğal olarak, Hâmit’in etkisi altında kalıp tragedyalara yönelen yazarlar da vardı. Bunlar arasında İbnürreşat Ali Ferruh (1865-1904), Huşenk (1885) adlı oyunuyla, Abdülhalim Memduh (1868-1905), Bedriye (1888) adını verdiği tragedyasıyla yer alıyordu.

Fantazi Oyunlar

Güllü Agop Tiyatrosu’nun oyuncularından Ahmet Necip’in yazdığı İdbar ve İkbal (1874) masal havasında gelişen, sahne yatkınlığı olan ilgi çekici bir oyundu. Abdülhak Hâmit’in yazdığı Macera-yı Aşk, aynı masal havası içinde ‘yer’ ve ‘zaman’ birliği düşünülmeden, oldukça dağınık bir biçimde ortaya çıkarılmıştı. Tarihsel olaylara ve efsanelere yarı yarıya bir masal havası içinde yaklaşan ve yazarı (ya da çevirmeni) bilinmeyen Ester (1873) adlı oyun da bu bölümde ele alınabilir.

Tarihsel Oyunlar

Tarihsel oyunla ilgilenenlerin başında Namık Kemal geliyordu. Onun 1876’da yazdığı Celâleddin Harzemşah’ ı yazmasının amacı, İslamlığın evrensel yanlarına ve gelişmesi gerektiğine inandığı için, bir İslam birliğinin kurulmasıydı. Aynı yıl içinde Hasan Bedredin ile Şemsettin Sami birlikte Ebulûlâ yahut Mürüvvet adını verdikleri bir tarihsel oyun yazdılar. Şemsettin Sami ayrıca Gâve (1877) ve Seydi Yahya (1878) adlı iki tarihsel oyun yazdı. Seydi Yahya , o dönem için bir yenilik getiriyordu: Antik Yunan tragedyasının korosu bu yapıtta yer alıyordu.

Romantik Dramlar: Namık Kemal

Namık Kemal’in bu alanda yazdığı ilk oyun Gülnihal (1873), Romantik akımın başlıca teması olan özgürlük düşüncesini işliyordu. Namık Kemal’in en ünlü yapıtı Vatan yahut Silistre’ ydi (1873). Oynandığında halktaki birikimi taşıran ve seyirciyi coşturan ve bu yüzden yazarının, İstanbul’dan sürülmesine sebep olan bu oyun, bir küçük devrim havası yaratığından, yabancı ülkeler tarafından da oynandıktan hemen sonra incelenmeye başlandı. Akif Bey (1874) aynı havada yazılmış bir kahramanlık oyunuydu.

Bu alanda oyun vermiş olanlardan biri de Ecel-i Kaza oyunuyla Ebuzziya Tevfik’tir. Mehmet Rıfat’ın Ya Gazi Ya Şehit (1873) ve Mehmet Saadettin’in Tuna yahut Zafer eserleri bu alanda verilebilecek örneklerden birkaçıdır.

Melodram

XIX. yüzyılın ikinci yarısında yazılan melodramlar kişisel ve toplumsal konuları işleyen oyunlardı. Bunlar, yine romantik bir anlayış içinde sınıf farklarının kalkmasını, özgürlük düşüncesini, sorumluluk, namus, ahlâk, kavramlarını vb. işliyorlardı.

Dönemde ilk yazılan melodramlardan biri Salim adlı bir yazarın Sözde Sebat ’ıydı (1870-1). Recaizâde Ekrem’in Afife Anjelik’ i Fransız melodramlarının etkisi altında yazılmış bir oyundu. Ahmet Mithat Efendi’nin Hükm-i Dil (1874) adlı melodramı, sınıf farklarından doğan dramatik bir durumu gösteriyordu.

Bu tür oyunlarla en çok ilgilenenler Hasan Bedreddin ve Mehmet Rıfat’tı. Bu yazarların eserlerinden bazıları; Delile yahut Kanlı İntikam (1876), Kölemenler (1876), Fakire (1877)’dir.

Tanzimat yazarlarının yaşamı ve insanları daha kesin çizgilerle ortaya çıkardığı oyunları XIX. yüzyılın sonlarında yazıldı. Batı ile Doğu anlayışlarının arasında, havada kalmışlığın ve şaşkınlığın ortaya çıkardığı bu yapıtlarda belli bir huzursuzluk sezilir.

İçli Gerçekçilik

Gerçekçi tutumda oyunlarda romantik anlayışta yazılmış yapıtlar arasında bir köprü sayabileceğimiz, daha çok olağan seyirciye yönelen ve o seyircinin duygularını gıcıklayan oyunları ‘İçli Gerçekçilik’ deyimiyle değerlendirebiliriz. Yazarlar, konularını halkın güncel yaşamından alıyorlardı. Tanzimat insanlarının yaşamlarının kesin bir görünüşünü getiren bu eserlerin sayısı hayli fazladır.

Bunlara örnek verecek olursak; ilk olarak Namık Kemal’in Zavallı Çocuk (1873) eseri, Recaizâde Ekrem’in Vuslat (1873) eseri, Mehmet Rıfat’ın Görenek eseri, Salih adlı bir yazarın Kara Talih (1874) eseri, Mehmet Nuri’nin Nasihat yahut Kumar Belâsı ’nda (1875) eseri, Hasan Bedreddin’in Iskat-ı Cenin (1874), M. Ziya’nın Eden Bulur (1882) eseri, Abdülhak Hâmit’in Sabr-ü Sebat ve İçli Kız (1875) eserleri, Ahmet Muhtar’ın Mihnet yahut İftirak-ı Aşk (1885) eserleridir.

Entrika Komedyası

Komik öğenin, ustalıkla birbirine bağlanmış durumlardan, hareketlerden sağlandığı entrika (dolantı) komedyası Scribe’in ‘iyi kurulu oyun’ tekniği ile daha da gelişti. Şair Evlenmesi’ nden sonra ilk komedya on iki yıl sonra yazıldı.

Âli Bey’in Misafiri İstiskal (1871), Kokona Yatıyor (1871), Geveze Berber (1873) oyunları, Hamdi Bey’in İki Karpuz Bir Koltuğa Sığmaz (1871) oyunu, Fuat Beyin Ahmak Herif Hasis Karı (1874) oyunu, yazarı bilinmeyen Kendi Düşen Ağlamaz ve Belâ-yı Muhabbet oyunları, Ali Rıza’nın Mızrak Çuvala Sığmaz oyunu, Mehmet Behçet’in Fakir Uşağı oyunu, A. Cemil’in Eskici Kasım (1885) oyunu entrika komedyalarındandır.

Ayrıca Recaizâde Ekrem’in Çok Bilen Çok Yanılır oyunu töre komedyası özelliklerini de kapsamakta idi.

Töre ve Karakter Komedyası

Töre ve karakter komedyası insan yaşamıyla ilgili olan konuları psikolojiye yönelerek, onların hareketlerini gösterirken, kişisel yorumlarını yaparak gösterir. Bu türün en büyük temsilcisi Molière’dir. Tanzimat’ta yazılan bu tür komedyaların entrika komedyalarına üstünlüğü gerçek bir gözlemin ürünü olmaları ve entrika komedyasındaki hayali bir dünyayı göstermemeleridir.

Mustafa Nuri’nin Zamane Şıkları (1874) oyunu, yazarı bilinmeyen Karı Koca Muarazası (1875), Ahmet Hamdi’nin Sanki Aşk (1883) eseri, Ahmet Mithat Efendi’nin Açıkbaşlı (1875) ve Çengi’ si (1877) töre komedyalarından bazılarıdır.

Bu dönemde, daha çok kişisel nitelikler üzerinde duran, karakter komedyaları da vardı. Cimriliği vurgulayan oyunlar arasında Hasan Bedreddin ile Mehmet Rıfat’ın Nedamet’i (1876), Şemsi Bey’in Kendim Ettim, Kendim Buldum (1875) ve Ömer Faik’in Karı Koca Uygun adlı komedyaları vardır.

Duru bir Türkçe ve sağlam bir teknikle yazan Mehmet Şakir’in ilk oyunlarından biri Evhami (1885) idi. İcab-ı Gurur yahut Inkilâb-ı Muhabbet (1885), Kırk Yalan Köse ve onun devamı olan Yalan Tükendi (1886) oyunları da bu tarz yazdığı diğer eserleridir. Bu yazarın en başarılı oyunları İnatçı yahut Çöpçatan ve Teehhül yahut ilk Göz Ağrısı’ ydı (1886).

Dönemin Tiyatro Eleştirisi

Tiyatro üzerinde ilk yazı Ceride-i Havadis’te, 1841 yılında, Bosko Tiyatrosunda oynanan oyunlar üzerinde yayınlanan bir incelemeydi. Bu yazıda tiyatronun, insanların gereksinimi olan yemek, içmek kadar önemli olduğu üzerinde duruluyor ve tiyatronun kısa bir tarihçesi veriliyordu.

İbrahim Şinasi, Agâh Efendi ile birlikte çıkardığı o dönemin üçüncü gazetesi olan Tercüman-ı Ahval’de, Meşrutiyet yanlısı yazılarıyla ilgi çekiyordu. Asya’nın denemeler yapmış yaşlı aklı ile Avrupa’nın henüz bozulmamış düşüncesini uzlaştırmak düşüncesinde olan İbrahim Şinasi, bu sentez düşüncesini o, Şair Evlenmesi oyununda gerçekleştirmiştir.

Tiyatro alanına büyük ilgi gösteren ve bu konuda önemli yazılar yazan Tanzimat’ın iki ilgi çekici yazarı Teodor Kasap ile Namık Kemal’di. Diyojen gazetesinde yazan Teodor Kasap bir ülkenin tiyatrosu için iki noktayı önemli bulmaktaydı; ‘tavır’ ve ‘ahlak’. Tiyatronun uygarlık kadar gerekli olduğunu, uygarlığın bir ülkeye dışardan girmediğini ancak o ülkenin içinden çıktığını belirtirken tiyatronun da dışardan gelmediğini, o ülkenin kendi özelliklerinden çıktığını savunuyordu.

Teodor Kasap’ın tiyatronun bir ahlak okulu olduğu düşüncesine Namık Kemal katılmışsa da, geleneksel Türk tiyatrosu konusunda Namık Kemal ve Haşmet imzalı yazar ile tartışmalar verilmiştir. Hugo’nun etkisi altında olan Namık Kemal’in tiyatro üzerine yazıları sayıca azdı, ama bunlarda ileri sürdüğü düşünceler önemliydi.

Ziya Paşa batı dünyasının bilinmesi gerektiğini söylerken, “taklit yoluna gidip aslını unutma,” diye önemli bir noktaya da değiniyordu. Bu sebeple, Batı tiyatrosu ve oyunlarının tümünün kamu ahlakı yönünden yararlı olmadığını belirtiyor, dolaylı yoldan her ele geçen metni Türkçeye çevirme tutumunun karşısında olduğunu gösteriyordu.

Giriş

Batılılaşmada girişim padişahlardan gelmiştir. Ayrıca, tiyatroya karşı kökten dinci çevrelerden gelebilecek tepkilerin Padişah-Hâlife’nin tiyatroya gösterdiği yakın ilgi ile yok olması tiyatronun yaşaması için bir güvence olmuştur. Saray da baştan beri geleneksel tiyatromuz ve çeşitli gösteriler için uygun bir ortamdı. Sûr-i humayûn denilen şenliklerde, Batı kökenli gösterilere yer verilmiştir. O yıllarda Fransa’da yayımlanan bir dergiye göre, 1836’da saray kütüphanesinde 500 tiyatro oyunu metni bulunmaktaydı.

Abdülmecit ve Abdülhamit yerli yabancı toplulukları genellikle saraylarına çağırtıp sarayda yaptırdıkları tiyatrolarda temsiller verdirmişlerdir. İlk Türkçe oyun olarak benimsenen İbrahim Şinasi Efendi’nin Şair Evlenmesi komedyası, yazarına, Dolmabahçe Sarayı’nda oynanmak üzere ısmarlanmıştır.

Devlet adamları da konaklarında Batı tiyatro yapıtlarına ve müziğine önem vermektelerdi. Tanzimat’ta tiyatronun gelişmesinde bir de elçiliklerin payı büyüktür. Avrupa ülkelerini temsil eden elçilikler sık sık kendi ülkelerinden topluluklar getirtip bunlara temsiller verdirmişler ve bu temsillere Türk seyirciler de katılmışlardır. İstanbul’daki Yahudi ve Hıristiyan yurttaşların da tiyatroya olan ilgileri ve sevgileri, bu dönemde Tanzimat tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlamıştır.

Siyasal ve Toplumsal Ortam

Batıya açılma ve bir reforma gitme düşüncesi daha, on sekizinci yüzyılın ilk yarısında, “Lâle Devri”nde doğmuştur. Sanat alanında da batı etkisi bu dönemde doğmuştur. III. Ahmet (1673-1736) döneminde, Barok ve Rokoko üslûpları Türk sanatına girdi. Eldeki kayıtlara göre, Türkiye’ye ilk opera, kendi de bir besteci ve müzisyen olan III. Selim’in saltanatı sırasında girdi. Daha önceleri de saraylarda batılı eserler ortaya konduysa da halkın batı anlamında tiyatroyu tanıması ve ona alışması on dokuzuncu yüzyıl içinde olmuştur.

Dönemin Tiyatro Ortamı

Yabancı toplulukların, saray dışında, halka da temsiller vermesi, batı anlamında tiyatro kıpırtısını ilk Levanten ve Ermeni vatandaşlar üzerinde gösterdi. 1820 yılından itibaren, zengin Ermeniler, batıya özenerek evlerinde oyunlar oynamaya başladılar.

1824 ile 1828 yılları arasında, II. Mahmut, bir saray orkestrası kurmuştur. Giuseppe Donizetti’nin İstanbul’a gelerek saray orkestrasının başına geçişi opera oynatma çabalarını eskisine oranla hızlandırdı.

Avrupa Tiyatrosunun Etkileri

Sultan Abdülmecit’in 1846 yılında, Dolmabahçe Sarayı’ndaki orkestra üyelerinden bazı gençlerin müzikli tiyatro oyunları da oynamak üzere görevlendirilmesini Donizetti’den istemesi üzerine, Vincenzo Bellini’nin La Somnambula (Uyurgezer Kız, 1831) adlı operasının bir bölümü sarayda amatörce oynandı.

Abdülmecit ilk saray tiyatrosunu yaptırdı ve bu tiyatro İbrahim Şinasi’nin Şair Evlenmesi ’nin oynandığı yıl açıldı. Fakat bu tiyatro saltanatı sırasında yandı. Türkiye’de ikinci saray tiyatrosu, 1889’da II. Abdülhamit (1842-1918) tarafından Yıldız Sarayı alanı içinde yaptırıldı. 1908’e kadar sürekli kullanılan ve 1987’de restorasyonu tamamlanıp halka açılarak temsiller verilen bu tiyatro’da, Güllü Agop, Abdürrezak gibi sanatçılar da temsiller verdiler.

1858 yılında Riyakâr ve Müseyyip (Yalancı ve İhmalci) adıyla dilimize uyarlanan oyun kapalı bir tiyatroda Türkçe oynanan batılı anlamda ilk temsildir.

Batılılaşma taraftarı olan Abdülmecit ve Mustafa Reşit Paşa’nın çabası ile 1839’da Tanzimat Fermanı, bazı iyi noktaları da kapsamakla beraber, bütün kapılarını batıya açtı. Piyano konserleri verilmeye, giyim kuşamda yenilikler yapılmaya vb. başlandı ise de bu yenilikler biçimsel olarak kaldı. Bütün bu yenilikler arasında, Batı anlamında tiyatro da gelmiş ve daha çok Hıristiyan halkın yaşadığı Beyoğlu’na yerleşmişti.

1842’den itibaren çeşitli yabancı yapıtlar Türkçeye çevrilmeye başlandı. Bunların ilki Belisario idi. Bu lirik tiyatro oyununun oynanmasından sonra birçok müzikli oyunun Türkçeye çevrildiği görülür. İki yıl sonra Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşeni adlı bir opera metni yazılmıştır.

Bu gelişmeler yaşanırken, Türklerin geleneksel oyunları, Meddah, Kukla, Karagöz ve Ortaoyunu gösterileri daha çok Ramazan aylarında yoğunlaşarak oynanmaktaydı. Ne yazık ki, bir yandan batı anlamında tiyatro geliştirilirken, geleneksel kaynakların da geliştirilmesi düşünülmemiş, Türklerin eski tiyatrosuna sırt çevrilmiştir.

Dönemin Oyun Yazarları

İlk Türk Komedyası-Şair Evlenmesi

Şinasi batı ve doğu özelliklerini uzlaştırarak bu oyunu yazmıştır. Şair Evlenmesi, eski dönemlerdeki görmeden evlenme anlayışının sakatlığını gösteren bir komedya idi. Önce iki bölüm olarak yazılan bu komedyanın, sonradan ilk bölümü kaldırılmıştır ve oyun yalnız bu ikinci bölümüyle oynanmaktadır.

Şinasi’nin bu oyunu yazdıktan sonra tiyatro yapıtı yazmamıştır. Ondan sonra da komedyaların ortaya çıkması için on yılın üstünde beklemek gerekmiştir.

Akımlar

Romantizm: Avrupa’da Romantizmin ilk evresi 1830’a kadar, ikinci evresi ise1870’lere kadar uzanır. Avrupa’da yüz yıla yakın süren Romantizm, bizde daha kısa süreli oldu ve yine Batı’nın etkisiyle Romantizm’in yanısıra, Realizmi benimseyen anlayışta oyunlar da yazılmıştır. Tıpkı Batı’da olduğu gibi, bizde de Romantizm’le Gerçekçilik arasındaki geçiş döneminde içli (sentimental) oyunlara yer verildi.

İlk Manzum Tragedya Denemeleri

İlk örnekler Ali Haydar Bey’in üç bölümlük Sergüzeş-i Perviz (1866) ve iki bölümlük İkinci Ersas ’tır (1866). Her ikisi de manzum olan yapıtlarda, Romantizm’in etkisiyle yer ve zaman birliklerine uyulmamıştır.

Yeğenzade Hüseyin Fazıl’ın Ahenk (1872) adlı tragedyası ve Mustafa Hilmi’nin Bahtiyar ya da Son Gürlüğü (1874) adlı tragedyası da ilk denemeler arasındadır.

Romantik Tragedya: Abdülhak Hâmit

Abdülhak Hâmit, Türkiye’deki Romantik yazın akımının en önemli temsilcilerinden biriydi. Manzumla yazdığı tragedyalarında özellikle Fransız yazarlarının etkisi altındaydı. İlk tragedyası Nesteren (1877) Corneille’in Le Cid tragedyasına benziyordu.

Hâmit, klasik yazarların titizlikle üzerinde durdukları kurallarla ilgilenmedi. Dağınık bir biçimi olan oyunlarına egemen olan özellik duygu ve coşkunluktu. Ozanın 1880’de yazdığı Zeynep bir dönüşümü getirdi, eserde ‘zaman’ kavramını ortadan kaldıran yazar, bir masal havası içinde egzotik öğeler ve romantik entrikalar kullandı. Liberté’ de (1913) saray politikasına saldıran ozan allegorik kişiler kullandı.

Doğal olarak, Hâmit’in etkisi altında kalıp tragedyalara yönelen yazarlar da vardı. Bunlar arasında İbnürreşat Ali Ferruh (1865-1904), Huşenk (1885) adlı oyunuyla, Abdülhalim Memduh (1868-1905), Bedriye (1888) adını verdiği tragedyasıyla yer alıyordu.

Fantazi Oyunlar

Güllü Agop Tiyatrosu’nun oyuncularından Ahmet Necip’in yazdığı İdbar ve İkbal (1874) masal havasında gelişen, sahne yatkınlığı olan ilgi çekici bir oyundu. Abdülhak Hâmit’in yazdığı Macera-yı Aşk, aynı masal havası içinde ‘yer’ ve ‘zaman’ birliği düşünülmeden, oldukça dağınık bir biçimde ortaya çıkarılmıştı. Tarihsel olaylara ve efsanelere yarı yarıya bir masal havası içinde yaklaşan ve yazarı (ya da çevirmeni) bilinmeyen Ester (1873) adlı oyun da bu bölümde ele alınabilir.

Tarihsel Oyunlar

Tarihsel oyunla ilgilenenlerin başında Namık Kemal geliyordu. Onun 1876’da yazdığı Celâleddin Harzemşah’ ı yazmasının amacı, İslamlığın evrensel yanlarına ve gelişmesi gerektiğine inandığı için, bir İslam birliğinin kurulmasıydı. Aynı yıl içinde Hasan Bedredin ile Şemsettin Sami birlikte Ebulûlâ yahut Mürüvvet adını verdikleri bir tarihsel oyun yazdılar. Şemsettin Sami ayrıca Gâve (1877) ve Seydi Yahya (1878) adlı iki tarihsel oyun yazdı. Seydi Yahya , o dönem için bir yenilik getiriyordu: Antik Yunan tragedyasının korosu bu yapıtta yer alıyordu.

Romantik Dramlar: Namık Kemal

Namık Kemal’in bu alanda yazdığı ilk oyun Gülnihal (1873), Romantik akımın başlıca teması olan özgürlük düşüncesini işliyordu. Namık Kemal’in en ünlü yapıtı Vatan yahut Silistre’ ydi (1873). Oynandığında halktaki birikimi taşıran ve seyirciyi coşturan ve bu yüzden yazarının, İstanbul’dan sürülmesine sebep olan bu oyun, bir küçük devrim havası yaratığından, yabancı ülkeler tarafından da oynandıktan hemen sonra incelenmeye başlandı. Akif Bey (1874) aynı havada yazılmış bir kahramanlık oyunuydu.

Bu alanda oyun vermiş olanlardan biri de Ecel-i Kaza oyunuyla Ebuzziya Tevfik’tir. Mehmet Rıfat’ın Ya Gazi Ya Şehit (1873) ve Mehmet Saadettin’in Tuna yahut Zafer eserleri bu alanda verilebilecek örneklerden birkaçıdır.

Melodram

XIX. yüzyılın ikinci yarısında yazılan melodramlar kişisel ve toplumsal konuları işleyen oyunlardı. Bunlar, yine romantik bir anlayış içinde sınıf farklarının kalkmasını, özgürlük düşüncesini, sorumluluk, namus, ahlâk, kavramlarını vb. işliyorlardı.

Dönemde ilk yazılan melodramlardan biri Salim adlı bir yazarın Sözde Sebat ’ıydı (1870-1). Recaizâde Ekrem’in Afife Anjelik’ i Fransız melodramlarının etkisi altında yazılmış bir oyundu. Ahmet Mithat Efendi’nin Hükm-i Dil (1874) adlı melodramı, sınıf farklarından doğan dramatik bir durumu gösteriyordu.

Bu tür oyunlarla en çok ilgilenenler Hasan Bedreddin ve Mehmet Rıfat’tı. Bu yazarların eserlerinden bazıları; Delile yahut Kanlı İntikam (1876), Kölemenler (1876), Fakire (1877)’dir.

Tanzimat yazarlarının yaşamı ve insanları daha kesin çizgilerle ortaya çıkardığı oyunları XIX. yüzyılın sonlarında yazıldı. Batı ile Doğu anlayışlarının arasında, havada kalmışlığın ve şaşkınlığın ortaya çıkardığı bu yapıtlarda belli bir huzursuzluk sezilir.

İçli Gerçekçilik

Gerçekçi tutumda oyunlarda romantik anlayışta yazılmış yapıtlar arasında bir köprü sayabileceğimiz, daha çok olağan seyirciye yönelen ve o seyircinin duygularını gıcıklayan oyunları ‘İçli Gerçekçilik’ deyimiyle değerlendirebiliriz. Yazarlar, konularını halkın güncel yaşamından alıyorlardı. Tanzimat insanlarının yaşamlarının kesin bir görünüşünü getiren bu eserlerin sayısı hayli fazladır.

Bunlara örnek verecek olursak; ilk olarak Namık Kemal’in Zavallı Çocuk (1873) eseri, Recaizâde Ekrem’in Vuslat (1873) eseri, Mehmet Rıfat’ın Görenek eseri, Salih adlı bir yazarın Kara Talih (1874) eseri, Mehmet Nuri’nin Nasihat yahut Kumar Belâsı ’nda (1875) eseri, Hasan Bedreddin’in Iskat-ı Cenin (1874), M. Ziya’nın Eden Bulur (1882) eseri, Abdülhak Hâmit’in Sabr-ü Sebat ve İçli Kız (1875) eserleri, Ahmet Muhtar’ın Mihnet yahut İftirak-ı Aşk (1885) eserleridir.

Entrika Komedyası

Komik öğenin, ustalıkla birbirine bağlanmış durumlardan, hareketlerden sağlandığı entrika (dolantı) komedyası Scribe’in ‘iyi kurulu oyun’ tekniği ile daha da gelişti. Şair Evlenmesi’ nden sonra ilk komedya on iki yıl sonra yazıldı.

Âli Bey’in Misafiri İstiskal (1871), Kokona Yatıyor (1871), Geveze Berber (1873) oyunları, Hamdi Bey’in İki Karpuz Bir Koltuğa Sığmaz (1871) oyunu, Fuat Beyin Ahmak Herif Hasis Karı (1874) oyunu, yazarı bilinmeyen Kendi Düşen Ağlamaz ve Belâ-yı Muhabbet oyunları, Ali Rıza’nın Mızrak Çuvala Sığmaz oyunu, Mehmet Behçet’in Fakir Uşağı oyunu, A. Cemil’in Eskici Kasım (1885) oyunu entrika komedyalarındandır.

Ayrıca Recaizâde Ekrem’in Çok Bilen Çok Yanılır oyunu töre komedyası özelliklerini de kapsamakta idi.

Töre ve Karakter Komedyası

Töre ve karakter komedyası insan yaşamıyla ilgili olan konuları psikolojiye yönelerek, onların hareketlerini gösterirken, kişisel yorumlarını yaparak gösterir. Bu türün en büyük temsilcisi Molière’dir. Tanzimat’ta yazılan bu tür komedyaların entrika komedyalarına üstünlüğü gerçek bir gözlemin ürünü olmaları ve entrika komedyasındaki hayali bir dünyayı göstermemeleridir.

Mustafa Nuri’nin Zamane Şıkları (1874) oyunu, yazarı bilinmeyen Karı Koca Muarazası (1875), Ahmet Hamdi’nin Sanki Aşk (1883) eseri, Ahmet Mithat Efendi’nin Açıkbaşlı (1875) ve Çengi’ si (1877) töre komedyalarından bazılarıdır.

Bu dönemde, daha çok kişisel nitelikler üzerinde duran, karakter komedyaları da vardı. Cimriliği vurgulayan oyunlar arasında Hasan Bedreddin ile Mehmet Rıfat’ın Nedamet’i (1876), Şemsi Bey’in Kendim Ettim, Kendim Buldum (1875) ve Ömer Faik’in Karı Koca Uygun adlı komedyaları vardır.

Duru bir Türkçe ve sağlam bir teknikle yazan Mehmet Şakir’in ilk oyunlarından biri Evhami (1885) idi. İcab-ı Gurur yahut Inkilâb-ı Muhabbet (1885), Kırk Yalan Köse ve onun devamı olan Yalan Tükendi (1886) oyunları da bu tarz yazdığı diğer eserleridir. Bu yazarın en başarılı oyunları İnatçı yahut Çöpçatan ve Teehhül yahut ilk Göz Ağrısı’ ydı (1886).

Dönemin Tiyatro Eleştirisi

Tiyatro üzerinde ilk yazı Ceride-i Havadis’te, 1841 yılında, Bosko Tiyatrosunda oynanan oyunlar üzerinde yayınlanan bir incelemeydi. Bu yazıda tiyatronun, insanların gereksinimi olan yemek, içmek kadar önemli olduğu üzerinde duruluyor ve tiyatronun kısa bir tarihçesi veriliyordu.

İbrahim Şinasi, Agâh Efendi ile birlikte çıkardığı o dönemin üçüncü gazetesi olan Tercüman-ı Ahval’de, Meşrutiyet yanlısı yazılarıyla ilgi çekiyordu. Asya’nın denemeler yapmış yaşlı aklı ile Avrupa’nın henüz bozulmamış düşüncesini uzlaştırmak düşüncesinde olan İbrahim Şinasi, bu sentez düşüncesini o, Şair Evlenmesi oyununda gerçekleştirmiştir.

Tiyatro alanına büyük ilgi gösteren ve bu konuda önemli yazılar yazan Tanzimat’ın iki ilgi çekici yazarı Teodor Kasap ile Namık Kemal’di. Diyojen gazetesinde yazan Teodor Kasap bir ülkenin tiyatrosu için iki noktayı önemli bulmaktaydı; ‘tavır’ ve ‘ahlak’. Tiyatronun uygarlık kadar gerekli olduğunu, uygarlığın bir ülkeye dışardan girmediğini ancak o ülkenin içinden çıktığını belirtirken tiyatronun da dışardan gelmediğini, o ülkenin kendi özelliklerinden çıktığını savunuyordu.

Teodor Kasap’ın tiyatronun bir ahlak okulu olduğu düşüncesine Namık Kemal katılmışsa da, geleneksel Türk tiyatrosu konusunda Namık Kemal ve Haşmet imzalı yazar ile tartışmalar verilmiştir. Hugo’nun etkisi altında olan Namık Kemal’in tiyatro üzerine yazıları sayıca azdı, ama bunlarda ileri sürdüğü düşünceler önemliydi.

Ziya Paşa batı dünyasının bilinmesi gerektiğini söylerken, “taklit yoluna gidip aslını unutma,” diye önemli bir noktaya da değiniyordu. Bu sebeple, Batı tiyatrosu ve oyunlarının tümünün kamu ahlakı yönünden yararlı olmadığını belirtiyor, dolaylı yoldan her ele geçen metni Türkçeye çevirme tutumunun karşısında olduğunu gösteriyordu.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!