Türk Tiyatrosu Dersi 1. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Tiyatrosu Dersi 1. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Dram Sanatı Ve Tiyatro Sanatı

Giriş

Tiyatro Nedir?

Tiyatronun ve opera, bale, sinema gibi tiyatro ile akraba olan diğer sanatların temelinde oyun vardır. Tiyatroyu tanımak ve tanımlamak için dram sanatının yakından tanınması gerekir.

Tanımlanması güç olan dram sanatı çok yaygın olup pek çok sanat dalında yer alır. Tarihi bin yıllara varan dram sanatının zaman içinde çok büyük evrimler geçirmiş olması tanımlanmasının zorluğunda önemli bir etkendir. Bu sanatı çetrefilli kılan bir diğer özelliği, aynı kalan özelliklerine rağmen ülkeden ülkeye, kültürden kültüre göre farklılıklar göstermesidir.

Yaygınlık kazandığı türler (tragedya, komedya, dram, vodvil, fars vb.) arasında her zaman kalın olmayan sınır çizgileri de dram sanatının tanımlamasını zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte, her türde değişmeyen özellikleri vardır ve türlerin de belli özellikleri bulunmaktadır.

Dram sanatının başka sanatlarla (şiir, destan, öykü, resim vb.) ilişkili olması nedeniyle bunlarla bağlar içinde bulunduğunun, hangi özelliklerinin kendisinin özellikleri olduğunun, hangilerinin başka sanatlardan alındığının ve hangilerinin ortak olduğunun irdelenmesi bu sanatın daha iyi tanınmasında önemlidir.

Dram Sanatının Yaygınlığı

17. yüzyıla kadar, dram sanatının tiyatro ve dramatik dans olmak üzere iki temel biçimi egemendi. Bunların ardından, 1594’te “Dafne” adını taşıyan ilk opera ortaya çıkmıştır. Modern anlamda balenin doğuşu, Jean Georges Noverre’in, 1760 yılında yayımladığı “Letters on the Dance and Ballet” eseri ile olsa da bu sanatın temeli İ.Ö. 5 yüzyıla kadar dayanmaktadır.

Dram sanatının önemli ve etkili temsilcilerinden biri olan sinema, 1895 yılında, Lumière’in ilk belgesel filmleriyle başlar. 1900 yılında, oyunculu ve devinimli kamerayla yapılan sinemaya, çizgiler, nesneler ve hareketsiz kamerayla yapılan canlandırma sineması eklenmiştir.

Sinemanın keşfinden sonra, dram sanatı için önemli bir araç olan televizyon bulundu. İlk drama yayını 1930’da, Pirandello’nun “Ağız Çiçekli Adam” ile oldu. Televizyon yayını, dram sanatının biçim ve araç değiştirerek gelişmesine katkıda bulunmasının yanında bu sanatın geniş kitlelere ulaşmasını da sağlayarak sanata yaygınlık kazandırmıştır.

Dram sanatının özgün bir biçimi de radyoda yapılan “Radyo tiyatrosu” gibi dramatik etkinliklerdir. Günümüzde, video, bilgisayar ve internet ağı da dram sanatının yaygınlaşmasına ve daha fazla kullanılmasına katkıda bulunmakta, dram sanatından yararlanmaktadır.

Dram sanatı, bunlarla beraber başka sanatsal, kültürel, dinsel ya da eğitimsel alanlarda da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Araç Olarak Yaygın Olan Dram

Başlangıcından günümüze kadar, sanat biçiminin yanında dram, pek çok alanda yöntem olarak da etkili bir biçimde kullanılmıştır. Hıristiyanlığın ortaya çıkışıyla birlikte dramın etkili bir yöntem olduğu anlaşılmış ve dinsel öykülerin dramatize edilerek veya tablolar ile anlatılması yolu izlenmiştir. 16. yüzyıldan başlayarak, günlük hayat içinde, noel törenlerinde, karnavallarda, dramatik özellikteki şakalar yapılmış, oyunlar oynanmış, Latince öğrenmede kullanılmıştır.

Dramın, sanat biçimi olarak geniş bir yelpazede kendine yer bulması, anlatımdaki somutluğu, insanları kolay etkilemesi ve etkilerinin uzun süreli olması sebebiyle günümüzde de diğer bir çok alanda başvurulmaktadır.

Öğretimde Drama

Dramın somut anlatımı, böylece, benzerlik, ayrım ve çelişkilerin daha çarpıcı olarak ortaya konması, daha kolay algılanması ve görsel belleğin daha güçlü olması, günümüzde de, eğitimcileri ve öğreticileri, dramı bu alanda kullanmaya itmiştir.

Öğretilecek konunun drama kullanılarak aktarılabilmesi için, amaçlar doğrultusunda dramatik bir anlatı oluşturulur ve bu anlatının profesyonel oyuncular veya öğrenciler tarafından canlandırılması sağlanır. Radyo ve televizyonda yer alan öğreti programlarındaki dramatik bölümler hem daha etkili olmalarını, hem de zevkle takiplerini sağlar.

Bu yöntemin öğretimde etkin ve yaygın bir biçimde kullanılması, öğretimin, daha az enerji, daha az zaman kullanılarak, daha etkin bir biçimde gerçekleştirilmesini, öğrenilen bilgilerin daha uzun süre korunmasını sağlar.

Eğitimde Drama; Yaratıcı Drama

Dramın eğitimde kullanılması, İngiltere, A.B.D. ve Almanya kaynaklı olup ülkemizde bu kullanımlar yol gösterici olmuştur.

Yaratıcı drama, dramın yaratıcılıkta, bireyin kendini ve toplumu tanımasında, toplumla arasındaki ilişkiyi saptamasında, toplumla arasındaki dengeyi kurmasında, iletişim kurmasında ve güçlendirmesinde, tutum, davranış edinmesi ve değiştirmesinde kullanılmasıdır. Bu yöntemle, bir grup içinde yer alan kişilerin duygu, düşünce, tutum, davranış ve sorunları dramatize edilerek irdelenmektedir.

“Drama Lideri” öncülüğünde, grup üyelerinin yaşantılarından anlatıların ya da bazı nesne, durum ve sorunlar üzerinde kurulmuş yeni anlatıların dramatize edilebildiği bu yöntemde dram, sorunların ortaya konmasına, irdelenip anlaşılmasına ve çözüm yollarının bulunmasına katkıda bulunmaktadır.

Dram Sanatının Kaynağı ve Temel Nitelikleri

Diğer sanatların aksine gereksinimden ortaya çıkan dram sanatının “büyüden”, büyü amaçlı ritüellerden ve mitoslardan doğduğu düşünülmektedir. İlkel dönemlerde, insan büyüye bugünkü bilimin işlevini yüklüyor ve dünyayı bununla değiştirebileceğine inanıyordu.

Dram sanatının kökeni büyü amacıyla yapılan simgesel sözlere ve simgesel eylemlere dayanmaktadır. Mitoslar , simgesel sözler, ritüeller ise simgesel eylemlerdir. Bu dönemlerde insanlar, yansılama özelliklerini çok yönlü olarak kullanmaktaydılar. Bunun yanında kişileştirme, kimlik değiştirme ve role girme de bu ritüellerde gelişiyordu. Nesnel ve bilimsel bilginin gelişmesi ve böylece büyünün etkisinin azalması ile büyü törenleri, ritüel ve mitos sanatsal bir biçime dönüşmüştür.

Mitos ve ritüeller sanat amaçlı yapılmış olmamasına rağmen biçimleri dramatikti. Daha sonraları, epik şiir, roman ve öykü mitoslardan doğup gelişmiştir. Dram sanatının ortaya çıkışı da bunların değişime uğramasıyla biçimlenmiştir.

Tarih içinde, dram büyüsel özelliğinden yavaş yavaş sıyrılmış, biçimini korumakla birlikte, içerik olarak daha dünyasal konuları ele almaya ve sanatsal bir nitelik kazanmaya başlamıştır.

Dram sanatının ileri sürülen kaynaklarından biri de öykü anlatıcılığıdır. Dile getirme arzusunun ve iletişim isteğinin de yansıtıldığı öykü anlatıcılığının, dram sanatının gelişmesinde etkili olduğu belirtilmektedir.

Bu kaynaklar ek olarak, ilkel insan hayatının vazgeçilmez ögeleri arasında yer alan müzik ve dansın, çıkarılan çarpıcı, ürkütücü seslerin, törenlerde takılan maskelerin, rengarenk boyanmaların dramın ortaya çıkmasında ve gelişiminde etkili olduğu belirtilmektedir.

Tüm bu kaynaklar dram sanatının ortaya çıkışında ve gelişmesinde etkili olmuştur. Ancak sözle ifade edilen anlatı (mitos) ile eylemle ifade edilen anlatı (ritüel) dram sanatının kaynağında öne çıkmaktadır.

Dram Sanatının Temeli Anlatı

Mitos ve ritüellerin temelinde anlatı bulunmaktadır. Mitos ve ritüelden doğup gelen birçok sanatın (öykü, roman, masal, tiyatro, bale, televizyon dizileri vb.) harcında anlatı bulunmaktadır.

Anlatı

Birçok sanat dalında farklı sunum biçimleri ve türleriyle yer alan anlatılar çok sayıda ve çeşitliliktedir. Anlatının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir, bütün zamanlarda, bütün yerlerde, bütün toplumlarda vardır.

Bir anlatı oluşması için bulunması zorunlu olan dört temel öge vardır. Bunlar, kişi, uzam, zaman ve eylemlerdir. Bununla birlikte, bu dört temel ögenin yan yana gelmesi her zaman bir anlatı oluşturmaya yetmemektedir.

Kişi

Bir anlatı en az bir kişiye ihtiyaç duymaktadır. Anlatılarda kişiler etken ya da edilgen, gerçek ( Marat-Sade’ daki de Sade, tarih anlatısındaki Barbaros gibi) ya da kurmaca ( Oblomov’ daki Oblomov, Madam Bovary’ deki Madam Bovary gibi) olabilirler.

Bazen, hayvanlar ya da nesneler, rüzgar, yağmur gibi doğa olayları da kişileştirilmekte, bunlar tıpkı insanlar gibi düşünmekte ve davranmaktadır (Orwell’in Hayvan Çiftliği, La Fontaine’in masalları ’nda olduğu gibi).

Uzam

Eylemlerin geçtiği yeri belirtmektedir. Uzamlar da gerçek olabileceği gibi (anı, günlük, tarih anlatılarında olduğu gibi), gerçeğin taklidi de (sinema, opera ve tiyatroda yaratılan dekorlar gibi) olabilmektedir.

Zaman

Anlatıda kişinin yaptığı ya da maruz kaldığı eylemler ve edimler belli bir zamanda gerçekleşir. Zaman ölçen araçların bulunmadığı ortamlarda, zamanın geçişi uzamın değişiminden (bitki örtüsünün değişmesi, yapıların eskimesi vb.) anlaşılır. Zaman, anlatıda her boyutuyla (süre, süreç, vakit, an) yer alabilir.

Lirik şiir, heykel, fotoğraf gibi bazı sanatların zamanla ilişkisi yok gibi görünse de bunlar, açık ya da gizli (zaman kiplerinde belirtilerek) bir biçimde, doğrudan ya da dolaylı olarak (örneğin sinemada uzam aracılığıyla) zamanla bir ilişki içinde oluşur ve öyle alımlanır.

Eylemler

Bir anlatı kurabilmek için en az iki eylem ya da edim gerekmektedir. Bununla birlikte, birbiriyle bağlantısız iki eylem ya da edim de anlatı oluşturmaya yetmemektedir. Anlatı içinde yer alan eylem ve edimler için özellikle ardıllık ilişkisi vurgulanmaktadır.

Anlatı ve ögelerinin farklı kullanımlarıyla iki büyük grup oluşmaktadır; yazınsal (edebi) anlatı ve dramatik anlatıdır (dram sanatı).

Yazınsal (Edebi) Anlatı

Bu grupta yer alan sanatların temeli anlatıya, anlatının en eski hali olan mitosa ve epik şiire dayanmaktadır. Eski biçimleri mitolojik öykü, masal, destan iken; öykü, roman, anı, günce gibi yeni biçimleri oluşmuştur.

Yazınsal anlatı içinde yer alanlar göreceli olarak daha kolay gruplanabilen sanat dallarıdır. Yazınsal anlatının kendine özgülüğü, sözel dil içermenin yanı sıra anlatı ögelerini kullanma biçiminden kaynaklanmaktadır. Bu ögeleri ve ögelerin kullanımını bir bağıntı içinde şu şekilde belirtilebilir.

  • Kişi: O, onlar (başkaları)
  • Uzam: Orası (başka bir yer)
  • Zaman: O zaman (başka zaman, geçmiş zaman)
  • Eylemler: Sözel dille aktarma (anlatıcı)

Yazınsal Anlatıda Kişi

Anlatıcı, bir yazar, bir masalcı dede, bir radyo spikeri vb. olabilir. Kişileri onun sözel dili (sözlü ya da yazılı) aracılığıyla alımlarız. Aktarma dolaylıdır. Kişiler genellikle isimleri ile ya da “o”, “onlar” biçiminde aktarılırlar. Bazı anlatılar (anı, günce ve yazınsal düşlerde), birinci tekil şahıs olan “ben” üzerinden de anlatabilir. Bazılarında ise (öykü ve romanlarda) yazar, anlatı içinde bir anlatıcı yaratmıştır.

Yazınsal Anlatıda Uzam

Yazınsal anlatıda, okurlar ya da dinleyiciler olan bizler için uzam “başka bir yer”dir. Uzamın uzaklığı dil aracılığıyla vurgulanır. Öykü, masal, roman, fıkra gibi yazınsal anlatılarda, uzam “orası” genellemesi içinde aktarılır. Bazılarında (özellikle anı ve güncelerde) uzam için “burası” belirlemesi kullanılsa da, kuramsal olarak “orası” anlamı taşır. Gerçek ya da hayali uzamlar kullanılabilir.

Yazınsal Anlatıda Zaman

Olaylar geçmişte, “başka bir zaman”da olup bitmiştir. Anlatıcı onu “şimdi” sözel dil aracılığıyla iletmektedir. Anlatılar bilim-kurgu türünde olsa ve gelecekte geçse bile, o anlatı yine de geçmişte olup bitmiş gibi dile getirilir. Anlatılar geniş zamanda ya da şimdiki zamanda anlatılsa bile bunlar geçmiş zamanda olmuş olarak alımlanır.

Yazınsal Anlatıda Eylemler

Yazınsal anlatıda, başka bir uzamda, geçmiş zamanda ve başkalarının başından geçen olaylar bir anlatıcı tarafından aktarılır. Anlatıcı, eylemleri aktarırken, bazen bazı bilgileri gizleyerek merak duygusunu arttırır, bazen betimlemelerle anlatıyı duraklatır ve gerilimi askıda tutar, bazen boşluklar bırakarak hayal gücünü harekete geçirir.

Dramatik Anlatı (Dram Sanatı)

Kökeni mitos ve ritüele dayanmaktadır. Tiyatro ve dramatik dans en eski biçimleridir. Opera, bale, sinema, televizyon dramaları, radyo oyunları vb. gibi yeni biçimleri ortaya çıkmıştır.

Dramatik anlatı, birbirinden kopartılmış, farklı kurumlar içine alınmış, birbiriyle ilişkisiz gibi duran, “dramatik sanatlar”ın temelidir.

Dram sanatını araç olarak kullanan bazı alanlar da, dramatik anlatıya başvurmaktadırlar. Bu alanlar arasında öğretimde drama çalışmaları, psikodrama, her türlü dramatizasyon, radyo ve televizyon programları içinde yer alan dramatik bölümler vb. yer alır.

Dramatik anlatıdaki temel ögeler ve kullanımları bir bağıntı içinde şu şekilde belirtilebilir:

  • Anlatı: Dramatik anlatı
  • Kişiler: Sen-ben
  • Uzam: Burası
  • Zaman: Şimdi, şu anda
  • Eylemler: Canlandırma (temsil)

Dramatik Anlatıda Kişiler

Dramatik anlatıda kişiler “sen-ben” ilişkisi içinde aktarılır. Bu genel belirleme, “biz-siz”, “sen-biz”, “ben-siz” ilişkisini de içerir. Dramatik anlatının da anlatıcıları vardır ancak sanat alıcıları onları görmez. Oyun yazarı, senarist, oyun ya da film yönetmeni, sahne tasarımcısı vb. dramatik anlatının anlatıcılar arasında yer alır.

Sahnede ya da perdede görülen ya da radyo dalgasıyla duyulan kişiler gerçek değil, onların taklididirler. Dramatik anlatı bazen sözel dile de sahipse söz diyalog ya da monolog, şarkı, mektup vb. biçimlerdedir. Dramatik anlatıda, dil, sözce olarak ortaya çıkar. Sözce, kişinin, “ben”den ve “şimdiki zaman”dan hareket ederek sözle dışa vurduğu anlamlı bütündür.

Dramatik Anlatıda Uzam

Olaylar nerede geçmiş olursa olsun, onlar “burada”, sanat alıcılarının yanıbaşında geçiyormuş gibi alımlanır. Uzam dekor, ışık, nesneler, efektler veya resimler aracılığıyla yeniden yaratılır.

Dramatik Anlatıda Zaman

Dramatik anlatıda zaman, genel olarak, “şimdi, şu anda” özelliğindedir. Anlatılarda, olaylar sunumdan önce ya da sonra olup bitmiş olsa da, alıcılar sunum sırasında gerçekleşiyormuş gibi alımlar.

Dramatik Anlatıda Eylemler

Dramatik anlatı, eylem ve edimlerin sunumunu yazınsal anlatıdakinden farklı bir biçimde yapar. Dramatik anlatıda eylem ve edimleri aktarmanın yolu “canlandırma”, yansılama, bir başka deyişle taklittir.

Eylem ve edimlerin canlandırılması, anlatının içinde aracına göre farklılıklar gösterir. Tiyatro, opera ve balede sahnede, sinema perdede, televizyon ekranda bu canlandırmayı yapar.

Dram Sanatı, kişi, uzam, zaman ve eylemler içeren anlatıların, “sen-ben” ilişkisi içinde, “şimdi” ve “burada”lık duygusu yaratacak biçimde, içinde yer aldığı araca göre farklı biçimlerde yansılanarak oluşan, tiyatro, opera, bale, kurmaca sinema filmi, kukla oyunu, radyo oyunu, gölge oyunu gibi sanatları içeren sanattır.

Bunlardan hareketle tiyatro şu şekilde tanımlanabilir;

Tiyatro: Kişi, uzam, zaman ve eylemler içeren anlatıların, “sen-ben” ilişkisi içinde, “şimdi” ve “burada”lık duygusu yaratacak biçimde, sahnede ya da sahne yerine geçecek bir alanda, oyuncu, kukla, gölge veya çeşitli nesneler kullanılarak, yansılama yoluyla oluşan, seyircisiyle buluştuğunda varolan ve her buluşmada yeniden yaratılan sanata tiyatro denir.

Giriş

Tiyatro Nedir?

Tiyatronun ve opera, bale, sinema gibi tiyatro ile akraba olan diğer sanatların temelinde oyun vardır. Tiyatroyu tanımak ve tanımlamak için dram sanatının yakından tanınması gerekir.

Tanımlanması güç olan dram sanatı çok yaygın olup pek çok sanat dalında yer alır. Tarihi bin yıllara varan dram sanatının zaman içinde çok büyük evrimler geçirmiş olması tanımlanmasının zorluğunda önemli bir etkendir. Bu sanatı çetrefilli kılan bir diğer özelliği, aynı kalan özelliklerine rağmen ülkeden ülkeye, kültürden kültüre göre farklılıklar göstermesidir.

Yaygınlık kazandığı türler (tragedya, komedya, dram, vodvil, fars vb.) arasında her zaman kalın olmayan sınır çizgileri de dram sanatının tanımlamasını zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte, her türde değişmeyen özellikleri vardır ve türlerin de belli özellikleri bulunmaktadır.

Dram sanatının başka sanatlarla (şiir, destan, öykü, resim vb.) ilişkili olması nedeniyle bunlarla bağlar içinde bulunduğunun, hangi özelliklerinin kendisinin özellikleri olduğunun, hangilerinin başka sanatlardan alındığının ve hangilerinin ortak olduğunun irdelenmesi bu sanatın daha iyi tanınmasında önemlidir.

Dram Sanatının Yaygınlığı

17. yüzyıla kadar, dram sanatının tiyatro ve dramatik dans olmak üzere iki temel biçimi egemendi. Bunların ardından, 1594’te “Dafne” adını taşıyan ilk opera ortaya çıkmıştır. Modern anlamda balenin doğuşu, Jean Georges Noverre’in, 1760 yılında yayımladığı “Letters on the Dance and Ballet” eseri ile olsa da bu sanatın temeli İ.Ö. 5 yüzyıla kadar dayanmaktadır.

Dram sanatının önemli ve etkili temsilcilerinden biri olan sinema, 1895 yılında, Lumière’in ilk belgesel filmleriyle başlar. 1900 yılında, oyunculu ve devinimli kamerayla yapılan sinemaya, çizgiler, nesneler ve hareketsiz kamerayla yapılan canlandırma sineması eklenmiştir.

Sinemanın keşfinden sonra, dram sanatı için önemli bir araç olan televizyon bulundu. İlk drama yayını 1930’da, Pirandello’nun “Ağız Çiçekli Adam” ile oldu. Televizyon yayını, dram sanatının biçim ve araç değiştirerek gelişmesine katkıda bulunmasının yanında bu sanatın geniş kitlelere ulaşmasını da sağlayarak sanata yaygınlık kazandırmıştır.

Dram sanatının özgün bir biçimi de radyoda yapılan “Radyo tiyatrosu” gibi dramatik etkinliklerdir. Günümüzde, video, bilgisayar ve internet ağı da dram sanatının yaygınlaşmasına ve daha fazla kullanılmasına katkıda bulunmakta, dram sanatından yararlanmaktadır.

Dram sanatı, bunlarla beraber başka sanatsal, kültürel, dinsel ya da eğitimsel alanlarda da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Araç Olarak Yaygın Olan Dram

Başlangıcından günümüze kadar, sanat biçiminin yanında dram, pek çok alanda yöntem olarak da etkili bir biçimde kullanılmıştır. Hıristiyanlığın ortaya çıkışıyla birlikte dramın etkili bir yöntem olduğu anlaşılmış ve dinsel öykülerin dramatize edilerek veya tablolar ile anlatılması yolu izlenmiştir. 16. yüzyıldan başlayarak, günlük hayat içinde, noel törenlerinde, karnavallarda, dramatik özellikteki şakalar yapılmış, oyunlar oynanmış, Latince öğrenmede kullanılmıştır.

Dramın, sanat biçimi olarak geniş bir yelpazede kendine yer bulması, anlatımdaki somutluğu, insanları kolay etkilemesi ve etkilerinin uzun süreli olması sebebiyle günümüzde de diğer bir çok alanda başvurulmaktadır.

Öğretimde Drama

Dramın somut anlatımı, böylece, benzerlik, ayrım ve çelişkilerin daha çarpıcı olarak ortaya konması, daha kolay algılanması ve görsel belleğin daha güçlü olması, günümüzde de, eğitimcileri ve öğreticileri, dramı bu alanda kullanmaya itmiştir.

Öğretilecek konunun drama kullanılarak aktarılabilmesi için, amaçlar doğrultusunda dramatik bir anlatı oluşturulur ve bu anlatının profesyonel oyuncular veya öğrenciler tarafından canlandırılması sağlanır. Radyo ve televizyonda yer alan öğreti programlarındaki dramatik bölümler hem daha etkili olmalarını, hem de zevkle takiplerini sağlar.

Bu yöntemin öğretimde etkin ve yaygın bir biçimde kullanılması, öğretimin, daha az enerji, daha az zaman kullanılarak, daha etkin bir biçimde gerçekleştirilmesini, öğrenilen bilgilerin daha uzun süre korunmasını sağlar.

Eğitimde Drama; Yaratıcı Drama

Dramın eğitimde kullanılması, İngiltere, A.B.D. ve Almanya kaynaklı olup ülkemizde bu kullanımlar yol gösterici olmuştur.

Yaratıcı drama, dramın yaratıcılıkta, bireyin kendini ve toplumu tanımasında, toplumla arasındaki ilişkiyi saptamasında, toplumla arasındaki dengeyi kurmasında, iletişim kurmasında ve güçlendirmesinde, tutum, davranış edinmesi ve değiştirmesinde kullanılmasıdır. Bu yöntemle, bir grup içinde yer alan kişilerin duygu, düşünce, tutum, davranış ve sorunları dramatize edilerek irdelenmektedir.

“Drama Lideri” öncülüğünde, grup üyelerinin yaşantılarından anlatıların ya da bazı nesne, durum ve sorunlar üzerinde kurulmuş yeni anlatıların dramatize edilebildiği bu yöntemde dram, sorunların ortaya konmasına, irdelenip anlaşılmasına ve çözüm yollarının bulunmasına katkıda bulunmaktadır.

Dram Sanatının Kaynağı ve Temel Nitelikleri

Diğer sanatların aksine gereksinimden ortaya çıkan dram sanatının “büyüden”, büyü amaçlı ritüellerden ve mitoslardan doğduğu düşünülmektedir. İlkel dönemlerde, insan büyüye bugünkü bilimin işlevini yüklüyor ve dünyayı bununla değiştirebileceğine inanıyordu.

Dram sanatının kökeni büyü amacıyla yapılan simgesel sözlere ve simgesel eylemlere dayanmaktadır. Mitoslar , simgesel sözler, ritüeller ise simgesel eylemlerdir. Bu dönemlerde insanlar, yansılama özelliklerini çok yönlü olarak kullanmaktaydılar. Bunun yanında kişileştirme, kimlik değiştirme ve role girme de bu ritüellerde gelişiyordu. Nesnel ve bilimsel bilginin gelişmesi ve böylece büyünün etkisinin azalması ile büyü törenleri, ritüel ve mitos sanatsal bir biçime dönüşmüştür.

Mitos ve ritüeller sanat amaçlı yapılmış olmamasına rağmen biçimleri dramatikti. Daha sonraları, epik şiir, roman ve öykü mitoslardan doğup gelişmiştir. Dram sanatının ortaya çıkışı da bunların değişime uğramasıyla biçimlenmiştir.

Tarih içinde, dram büyüsel özelliğinden yavaş yavaş sıyrılmış, biçimini korumakla birlikte, içerik olarak daha dünyasal konuları ele almaya ve sanatsal bir nitelik kazanmaya başlamıştır.

Dram sanatının ileri sürülen kaynaklarından biri de öykü anlatıcılığıdır. Dile getirme arzusunun ve iletişim isteğinin de yansıtıldığı öykü anlatıcılığının, dram sanatının gelişmesinde etkili olduğu belirtilmektedir.

Bu kaynaklar ek olarak, ilkel insan hayatının vazgeçilmez ögeleri arasında yer alan müzik ve dansın, çıkarılan çarpıcı, ürkütücü seslerin, törenlerde takılan maskelerin, rengarenk boyanmaların dramın ortaya çıkmasında ve gelişiminde etkili olduğu belirtilmektedir.

Tüm bu kaynaklar dram sanatının ortaya çıkışında ve gelişmesinde etkili olmuştur. Ancak sözle ifade edilen anlatı (mitos) ile eylemle ifade edilen anlatı (ritüel) dram sanatının kaynağında öne çıkmaktadır.

Dram Sanatının Temeli Anlatı

Mitos ve ritüellerin temelinde anlatı bulunmaktadır. Mitos ve ritüelden doğup gelen birçok sanatın (öykü, roman, masal, tiyatro, bale, televizyon dizileri vb.) harcında anlatı bulunmaktadır.

Anlatı

Birçok sanat dalında farklı sunum biçimleri ve türleriyle yer alan anlatılar çok sayıda ve çeşitliliktedir. Anlatının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir, bütün zamanlarda, bütün yerlerde, bütün toplumlarda vardır.

Bir anlatı oluşması için bulunması zorunlu olan dört temel öge vardır. Bunlar, kişi, uzam, zaman ve eylemlerdir. Bununla birlikte, bu dört temel ögenin yan yana gelmesi her zaman bir anlatı oluşturmaya yetmemektedir.

Kişi

Bir anlatı en az bir kişiye ihtiyaç duymaktadır. Anlatılarda kişiler etken ya da edilgen, gerçek ( Marat-Sade’ daki de Sade, tarih anlatısındaki Barbaros gibi) ya da kurmaca ( Oblomov’ daki Oblomov, Madam Bovary’ deki Madam Bovary gibi) olabilirler.

Bazen, hayvanlar ya da nesneler, rüzgar, yağmur gibi doğa olayları da kişileştirilmekte, bunlar tıpkı insanlar gibi düşünmekte ve davranmaktadır (Orwell’in Hayvan Çiftliği, La Fontaine’in masalları ’nda olduğu gibi).

Uzam

Eylemlerin geçtiği yeri belirtmektedir. Uzamlar da gerçek olabileceği gibi (anı, günlük, tarih anlatılarında olduğu gibi), gerçeğin taklidi de (sinema, opera ve tiyatroda yaratılan dekorlar gibi) olabilmektedir.

Zaman

Anlatıda kişinin yaptığı ya da maruz kaldığı eylemler ve edimler belli bir zamanda gerçekleşir. Zaman ölçen araçların bulunmadığı ortamlarda, zamanın geçişi uzamın değişiminden (bitki örtüsünün değişmesi, yapıların eskimesi vb.) anlaşılır. Zaman, anlatıda her boyutuyla (süre, süreç, vakit, an) yer alabilir.

Lirik şiir, heykel, fotoğraf gibi bazı sanatların zamanla ilişkisi yok gibi görünse de bunlar, açık ya da gizli (zaman kiplerinde belirtilerek) bir biçimde, doğrudan ya da dolaylı olarak (örneğin sinemada uzam aracılığıyla) zamanla bir ilişki içinde oluşur ve öyle alımlanır.

Eylemler

Bir anlatı kurabilmek için en az iki eylem ya da edim gerekmektedir. Bununla birlikte, birbiriyle bağlantısız iki eylem ya da edim de anlatı oluşturmaya yetmemektedir. Anlatı içinde yer alan eylem ve edimler için özellikle ardıllık ilişkisi vurgulanmaktadır.

Anlatı ve ögelerinin farklı kullanımlarıyla iki büyük grup oluşmaktadır; yazınsal (edebi) anlatı ve dramatik anlatıdır (dram sanatı).

Yazınsal (Edebi) Anlatı

Bu grupta yer alan sanatların temeli anlatıya, anlatının en eski hali olan mitosa ve epik şiire dayanmaktadır. Eski biçimleri mitolojik öykü, masal, destan iken; öykü, roman, anı, günce gibi yeni biçimleri oluşmuştur.

Yazınsal anlatı içinde yer alanlar göreceli olarak daha kolay gruplanabilen sanat dallarıdır. Yazınsal anlatının kendine özgülüğü, sözel dil içermenin yanı sıra anlatı ögelerini kullanma biçiminden kaynaklanmaktadır. Bu ögeleri ve ögelerin kullanımını bir bağıntı içinde şu şekilde belirtilebilir.

  • Kişi: O, onlar (başkaları)
  • Uzam: Orası (başka bir yer)
  • Zaman: O zaman (başka zaman, geçmiş zaman)
  • Eylemler: Sözel dille aktarma (anlatıcı)

Yazınsal Anlatıda Kişi

Anlatıcı, bir yazar, bir masalcı dede, bir radyo spikeri vb. olabilir. Kişileri onun sözel dili (sözlü ya da yazılı) aracılığıyla alımlarız. Aktarma dolaylıdır. Kişiler genellikle isimleri ile ya da “o”, “onlar” biçiminde aktarılırlar. Bazı anlatılar (anı, günce ve yazınsal düşlerde), birinci tekil şahıs olan “ben” üzerinden de anlatabilir. Bazılarında ise (öykü ve romanlarda) yazar, anlatı içinde bir anlatıcı yaratmıştır.

Yazınsal Anlatıda Uzam

Yazınsal anlatıda, okurlar ya da dinleyiciler olan bizler için uzam “başka bir yer”dir. Uzamın uzaklığı dil aracılığıyla vurgulanır. Öykü, masal, roman, fıkra gibi yazınsal anlatılarda, uzam “orası” genellemesi içinde aktarılır. Bazılarında (özellikle anı ve güncelerde) uzam için “burası” belirlemesi kullanılsa da, kuramsal olarak “orası” anlamı taşır. Gerçek ya da hayali uzamlar kullanılabilir.

Yazınsal Anlatıda Zaman

Olaylar geçmişte, “başka bir zaman”da olup bitmiştir. Anlatıcı onu “şimdi” sözel dil aracılığıyla iletmektedir. Anlatılar bilim-kurgu türünde olsa ve gelecekte geçse bile, o anlatı yine de geçmişte olup bitmiş gibi dile getirilir. Anlatılar geniş zamanda ya da şimdiki zamanda anlatılsa bile bunlar geçmiş zamanda olmuş olarak alımlanır.

Yazınsal Anlatıda Eylemler

Yazınsal anlatıda, başka bir uzamda, geçmiş zamanda ve başkalarının başından geçen olaylar bir anlatıcı tarafından aktarılır. Anlatıcı, eylemleri aktarırken, bazen bazı bilgileri gizleyerek merak duygusunu arttırır, bazen betimlemelerle anlatıyı duraklatır ve gerilimi askıda tutar, bazen boşluklar bırakarak hayal gücünü harekete geçirir.

Dramatik Anlatı (Dram Sanatı)

Kökeni mitos ve ritüele dayanmaktadır. Tiyatro ve dramatik dans en eski biçimleridir. Opera, bale, sinema, televizyon dramaları, radyo oyunları vb. gibi yeni biçimleri ortaya çıkmıştır.

Dramatik anlatı, birbirinden kopartılmış, farklı kurumlar içine alınmış, birbiriyle ilişkisiz gibi duran, “dramatik sanatlar”ın temelidir.

Dram sanatını araç olarak kullanan bazı alanlar da, dramatik anlatıya başvurmaktadırlar. Bu alanlar arasında öğretimde drama çalışmaları, psikodrama, her türlü dramatizasyon, radyo ve televizyon programları içinde yer alan dramatik bölümler vb. yer alır.

Dramatik anlatıdaki temel ögeler ve kullanımları bir bağıntı içinde şu şekilde belirtilebilir:

  • Anlatı: Dramatik anlatı
  • Kişiler: Sen-ben
  • Uzam: Burası
  • Zaman: Şimdi, şu anda
  • Eylemler: Canlandırma (temsil)

Dramatik Anlatıda Kişiler

Dramatik anlatıda kişiler “sen-ben” ilişkisi içinde aktarılır. Bu genel belirleme, “biz-siz”, “sen-biz”, “ben-siz” ilişkisini de içerir. Dramatik anlatının da anlatıcıları vardır ancak sanat alıcıları onları görmez. Oyun yazarı, senarist, oyun ya da film yönetmeni, sahne tasarımcısı vb. dramatik anlatının anlatıcılar arasında yer alır.

Sahnede ya da perdede görülen ya da radyo dalgasıyla duyulan kişiler gerçek değil, onların taklididirler. Dramatik anlatı bazen sözel dile de sahipse söz diyalog ya da monolog, şarkı, mektup vb. biçimlerdedir. Dramatik anlatıda, dil, sözce olarak ortaya çıkar. Sözce, kişinin, “ben”den ve “şimdiki zaman”dan hareket ederek sözle dışa vurduğu anlamlı bütündür.

Dramatik Anlatıda Uzam

Olaylar nerede geçmiş olursa olsun, onlar “burada”, sanat alıcılarının yanıbaşında geçiyormuş gibi alımlanır. Uzam dekor, ışık, nesneler, efektler veya resimler aracılığıyla yeniden yaratılır.

Dramatik Anlatıda Zaman

Dramatik anlatıda zaman, genel olarak, “şimdi, şu anda” özelliğindedir. Anlatılarda, olaylar sunumdan önce ya da sonra olup bitmiş olsa da, alıcılar sunum sırasında gerçekleşiyormuş gibi alımlar.

Dramatik Anlatıda Eylemler

Dramatik anlatı, eylem ve edimlerin sunumunu yazınsal anlatıdakinden farklı bir biçimde yapar. Dramatik anlatıda eylem ve edimleri aktarmanın yolu “canlandırma”, yansılama, bir başka deyişle taklittir.

Eylem ve edimlerin canlandırılması, anlatının içinde aracına göre farklılıklar gösterir. Tiyatro, opera ve balede sahnede, sinema perdede, televizyon ekranda bu canlandırmayı yapar.

Dram Sanatı, kişi, uzam, zaman ve eylemler içeren anlatıların, “sen-ben” ilişkisi içinde, “şimdi” ve “burada”lık duygusu yaratacak biçimde, içinde yer aldığı araca göre farklı biçimlerde yansılanarak oluşan, tiyatro, opera, bale, kurmaca sinema filmi, kukla oyunu, radyo oyunu, gölge oyunu gibi sanatları içeren sanattır.

Bunlardan hareketle tiyatro şu şekilde tanımlanabilir;

Tiyatro: Kişi, uzam, zaman ve eylemler içeren anlatıların, “sen-ben” ilişkisi içinde, “şimdi” ve “burada”lık duygusu yaratacak biçimde, sahnede ya da sahne yerine geçecek bir alanda, oyuncu, kukla, gölge veya çeşitli nesneler kullanılarak, yansılama yoluyla oluşan, seyircisiyle buluştuğunda varolan ve her buluşmada yeniden yaratılan sanata tiyatro denir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!