Türk Sosyologları Dersi 8. Ünite Sorularla Öğrenelim

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Sosyologları Dersi 8. Ünite Sorularla Öğrenelim için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Baykan Sezer Ve Şerif Mardin

1. Soru

Sezer’in en önemli eserleri nelerdir?

Cevap

Sosyoloji’nin Ana Sorunları, Sosyoloji’de Yöntem Tartışmaları, Sosyoloji’nin Ana Konuları


2. Soru

Sezer sosyoloji yöntemini nasıl açıklar?

Cevap

Sosyoloji felsefeden en son ayrılan bilimsel disiplin olduğu için genç bir bilim dalıdır. Bundan dolayı ki yeniliğini ve farklılığını kullandığı yöntemlere ortaya koyma çabasına girmiştir. Nitekim Sezer’in belirttiği gibi sosyolojinin sahip olduğu iki özelliği bu çabasında etkili olmuştur. Birinci özellik, yeni bilim olmasıyla değişen bilim anlayışına büyük katkıları olmuştur. İkinci özellik ise sosyolojinin kendi üstüne soru sorabilen ve bu soruları sürekli yenileyen yani refleksif bir bilim olmasıdır. Sosyolojide yöntem tartışmalarının diğer bilimlerde görülmeyecek boyutlara ulaşmasının nedeni, bu yenilik ve farklılık arayışıdır. Zira sosyolojinin ilk kurulduğu yıllarda yükselen pozitivist düşüncenin etkisiyle sosyolojinin bir doğa bilimi (matematik, fizik, kimya gibi) olduğu ve doğa bilimlerinin kullandığı yöntemleri kullanması gerektiği ve bunun karşısında ise sosyolojinin kendi yöntem ve tekniklerini oluşturması yönündeki karşıt görüşler, sosyolojide yöntem tartışmalarını en üst seviyeye taşımıştır. Sosyoloji diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğini, kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğini savunmaya yönelmiş özel bir bilim dalıdır. Başka bir tabirle sosyolojide yöntem tartışmalarında sorun, sosyoloji yöntemleri olmaktan ziyade sosyolojinin kendi geçerliliğidir. Sosyolojide yöntem tartışmaları her şeyden önce kendi varlığını doğrulayabilmek amacıyla sürdürülmektedir. Sosyolojide yöntem tartışmalarının hiçbir bilimde görülmeyen boyutlara ulaşmasının nedeni budur. Bu nedenle sosyoloji doğuşundan bugüne kadar kendi üzerine soru sormaktan geri kalmamıştır. Sosyolojinin kendi üzerine tartışmayı böylesine uzun sürdürmesi yalnızca henüz arayış içinde olması ve kendisini bulamaması sonucu değildir. Soru sormayı sürdürmektedir; çünkü kendisini kanıtlamaktan öte her soru soruş biçimiyle birlikte konuyu ele alış biçimi ve buna bağlı olarak da ulaştığı sonuçlar değişmektedir. Bu yüzden her yeni sosyoloji akımı ile hatta her yeni sosyolog ile bu sorular yinelenmektedir. Görüldüğü gibi sosyolojide yöntem, bir yerde sosyolojinin kendisiyle eş anlama gelmeye başlamıştır. Yöntemle ilgili olarak diğer bir tartışma konusu ise sosyolojinin yansızlığı sorunudur. Bilimin zorunlu olarak objektif olması gerektiği yönündeki yaygın kanı sosyolojinin de bir bilim sayılabilmek için tarafsız olması gerektiği inancını doğurmuştur. Sezer’e göre sosyolojide ne araştırmacı ne de araştırma konusu kullanılan yöntemden bağımsız değildir. Sosyolojideki araştırmacı, araştırma konusu ve araştırma yöntemi arasındaki bağımlılık sosyolojide tarafsızlık konusunun bilim olabilmek adına göz ardı edilmesine yol açmıştır. Sonuçta sosyoloji, diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğini ve kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğini savunmaya yönelmiş özel bir bilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle de sosyoloji öğretisi öncelikle kendisinin incelenmesine eğilmiştir. Sezer’e göre sosyolojinin yöntem konusundaki tüm bu sorunları sosyolojinin yoksullaşması olarak değil, ancak böylece bir bilim kimliğine kavuşabilecektir şeklinde yorumlanmalıdır. Görüldüğü üzere sosyolojide tam anlamıyla bir objektifliğin olamayacağını belirten Sezer’e göre; sosyolojide yöntem ele alınan olayların özellikleri ve bu özelliklerin gereklilikleri üzerine belirlenmemektedir. Yöntem sorunu öncelikle bizlerin olaylara bakış açısına bağlıdır. Yani sosyolojide yöntem her şeyden önce araştırmalarımızdan önce bildiklerimize bağlı kalmaktadır.


3. Soru

Baykan Sezer’in doğum yeri neresidir?

Cevap

Malatya


4. Soru

Baykan Sezer kimdir?

Cevap

Baykan Sezer, Türk sosyolojisinin ve Türk toplumunun konuları ve sorunları üzerine görüşleri ve çözüm önerileri bulunan bir Türk sosyoloğudur


5. Soru

Sezer’e göre sosyoloji neyin ürünüdür?

Cevap

Sezer’e göre sosyoloji tarih ürünüdür.


6. Soru

Tarihin kaynağı nedir?

Cevap

Tarihin kaynağı ise toplumlar arası çatışmalar ve çelişkilerdir.


7. Soru

Sezer’e göre “tarihte doğu batı çatışması” sosyoloji için önemi nedir?

Cevap

Sorunlara Doğu-Batı çatışması temelinde yaklaşan Sezer, Doğu’yu da Batı’yı da iyi tanımamız ve bilmemiz gerektiğinin altını önemle çizmektedir. Doğu toplumları için önerilen modellerde amacın, Doğu’yu Batı’ya benzetmek olduğunu belirten Sezer; öne sürülen modellerde çıkış noktasının Doğu toplumlarının sorunları olmadığını, Batı’nın kendisi olduğu saptamasını yaparak, sosyoloji-tarih bağlantısının önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Buna bağlı olarak sosyoloji ve tarih ilişkisi Sezer’e göre kaçınılmazdır. Toplumlar kendi özelliklerini kendi serüvenleri sonunda kazanmaktadır. Kendi tarihlerinin asıl yaratıcı gücü olan bu gelişme isteğe bağlı ya da ısmarlama olmaktan uzaktır. Bir toplumun özellikleri de, sorunları da tarihte yaşamış bulunduğu serüvenin ürünüdür. Eğer sorunlarımızı aşmak istiyorsak sorunlarımızın kaynağının doğru saptanmasının yanında tarihin akışına yeni bir yön kazandırmakla bu sonucu elde edebiliriz. Bir toplumun yükselişi, sorunlarını aşması ancak tarihin akışıyla uyum sağlayabilmesi ve tarih akışını denetleyip yönlendirebilmesiyle gerçekleşebilir. Yoksa belli estetik ameliyatlarla böyle bir sonucun elde edilebileceğini düşünmek, bedelini halkların ödediği yanılgıdan başka bir şey değildir. Toplumun kendisi gibi çıkarları da tarih içinde oluşmaktadır. Toplumlar tarih içinde kendilerine bir yer, bir rol ve çeşitli ilişkiler içinde bir çerçeve edinirler, oluştururlar. Topluma kimliğini kazandıran da başka bir şey değildir. Toplumun tarihteki rolüne, yerine, edindiği çevreye uygunluk ya da ters düşmesi ile toplum çıkarlarını saptamamız konusundaki tek ölçüyü oluşturur. Çıkarlarımızı ancak tarihî yakından bilmekle tanıyabiliriz. Bu nedenle sosyolojinin tarihle işbirliği kaçınılmazdır. Tarih, sosyolojinin başlıca bilgi kaynağıdır. Toplum olayı gerçekleştiği andan itibaren tarihin konusu olmaktadır. Böylece sosyoloji ile tarih birbiriyle iç içe bir görünüm içinde bulunmaktadır. Sosyolojinin tarihle olan ilişkisi öbür toplum bilimlerinden farklıdır ve çok daha yakındır. Toplum olaylarının tarihî boyutu konusunda sosyoloji doğrudan tarihe başvurmak zorundadır. Bu nedenle herhangi bir toplum olayı üzerinde doğru yargıda bulunabilmemiz için tarih bilgisine gerek bulunmaktadır. Türkiye ile ilgili sorunlar birbirinden kopuk ve bağımsız değildir. Bu nedenle bu sorunların birini ele alış biçimimiz diğer sorunları da ilgilendirmektedir. Günümüzde toplumların karşılaştığı sorunlar tarihin bir ürünüdür. Sorunların tarihî boyutu bulunmaktadır ve çözümleri de tarihî gelişmeye yol açmaktadır vurgusunu yapan Sezer, sosyoloji ve tarih ilişkisine üzerinde önemle durmuş, konuları tarihî boyutları içinde ele alarak özellikle yakın tarihimizi sadece bir akademik ilgi alanı olmaktan çıkarmıştır. Sezer, günümüz sorunlarını çözmeyi başarabilmenin sorunlarımızı iyi ve doğru tanımakla mümkün olabileceğini belirtmektedir. Toplumsal olayların mutlaka tarihî boyutu olması nedeniyle tarihî bir kenara bırakmanın doğru olmadığını dolayısıyla sosyoloji ve tarihin birbirlerinden faydalanmasının gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Toplumun temel niteliklerinden birinin değişme olduğu anlayışı, toplumun tarihsel bir süreç olduğu anlayışını da beraberinde getirir. Her toplum, kendine özgü koşullarıyla göreli yapısal ve dolayısıyla düşünsel aşamalardan geçmiş ve geçmektedir. Sosyolojik anlamda bu aşamalar tarihin konusu içinde yer alan olaylarla kendisini somutlaştırmaktadır.


8. Soru

Sezer, son tahlilde Türk sosyolojisinin önünde üç yol bulunduğunu belirtir. Bunlar nelerdir?

Cevap

  • Batı’nın getirdigi tüm açıklamaları evrensel kabul ederek Türk gerçegini buna göre açıklamak
  • Batı sosyolojisinin yalnızca kuram ve yöntemini evrensel olarak kabul etmek
  • Türk toplumunun kendine özgü sorunları vardır ve bu sorunları yine kendine özgü kuram ve yöntemlerle çözme yoluna gitmekdir. Bu seçenekler aynı zamanda Sezer’in sosyolojik görüşlerinin analizinde takip edilebilecek yol hakkında bilgi vermektedir.

9. Soru

Batıcılaşma kavramı ile Baykan Sezer neyi kastetmaktedir?

Cevap

Baykan Sezer Batıcılaşma kavramı ile sorgulamadan ve sonsuz bir güvenle Batı’nın tüm öğelerini ithal etmeyi kastetmektedir.


10. Soru

Baykan Sezer, Fransa’da bulunduğu yıllarda hangi savaşa tanıklık etmiştir?

Cevap

Fransa’da bulunduğu yıllarda Cezayir Bağımsızlık Savaşına tanıklık etmiştir.


11. Soru

Tarihimizden bilgi edinmek, tarihimizden gerekli sonuç ve dersleri çıkarmak Türk sosyolojisi açısından neyin bir gereğidir?

Cevap

Türk sosyolojisinin kendi kimliğini kazanmasının bir gereğidir.


12. Soru

Sezer’e göre “köy sorunu” nedir?

Cevap

Günümüz Türk toplumu açısından ilk belirlememiz gereken sorun, köy sorunudur. Köy sorununu iyi anlayabilmemiz için Osmanlı toprak düzenini iyi bilmemiz gerekmektedir. Osmanlı döneminde, köy düzeni ve tarımda oluşan ilişkiler, tarihin bizlere aktardığı mirası tanımlamamız açısından ne kadar önemliyse, günümüz Türkiye’sinde köy, toplumsal sorunlarımızın kökenini bilmek açısından o denli önemlidir. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “millet sistemi”ne bağlı olarak yeni kurulan rejimin Türk olma niteliği köylülükte aranmıştır. Özetle köy sorununun Cumhuriyet döneminde ön plana çıkarılmasının nedeni, Osmanlılığın inkârı ya da Batılılaşmanın Türkiye’de gerçekleşebilmesi için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı, Osmanlı Türk toplumunun kendi gelişme ve çelişkilerinin doğal bir sonucu değil, Türkiye’deki siyasal aktörlerin bir tercihinin sonucudur. Böylelikle yeni kurulan Türk toplumu dünya dengeleri içerisinde kendine Batının tanımladığı bir yer edinecektir. Söz konusu Batı tanımlarına göre Türk toplumunun temel özelliği köylülük ve “az gelişmiş” bir toplum olmasıdır. Sonuç olarak köy, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında bir lokomotif görevi görürken, daha sonraki aşamalarda kalkınmanın önünde en büyük engel olarak görünmeye başlamış, az gelişmişliğin nedeni sayılmaya başlamıştır.


13. Soru

Sezer’e göre “ kalkınma sorunu” nedir?

Cevap

Günümüz Türk sosyolojisinin önündeki önemli sorunlardan bir diğeri kalkınma sorunudur. Gerçekte bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olması, çeşitli tarihî olayların bir sonucudur. Hiçbir toplum olayının mekanik bir gelişme sonucu ve sırası geldiği için oluşmadığını hatırlayarak bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olmasını da tarihî gelişmelerin bir ürünü olarak değerlendirmemiz kaçınılmazdır. Günümüzde Türk toplumu çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Türk sosyolojisinin konusu da bu sorunlardır, bu sorunların büyük çoğunluğu diğer toplumlarla olan ilişkilerde belirlenmektedir. Dolayısıyla Batıcılaşma girişimleri beraberinde az gelişmişlik durumunu ortaya çıkarmış, Batı’yı tanıtma görevini üzerine alan sosyoloji için de kalkınma sorunu, toplumumuz önündeki çözüm getirilmesi gereken önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı’da sosyolojinin kuruluşu ve ortaya çıkış koşulları, Batı’nın elde etmiş olduğu dünya egemenliğinin özelliklerini, Batı toplumlarının kendini temelden sarsan sorunların neler olduğunu ve Batı düşünce dünyasının olaylara bakış açısının özellikleri Türk sosyolojisi tarafından öncelikle ele alınacak konulardır. Nitekim Sezer’e göre; Türk Sosyolojisi’nin en önemli başlığını yöntem konusu oluşturmaktadır. Yöntem konusu, sosyolojinin ele aldığı konuları diğer bilimlerden farklı ele alış tarzını içermektedir. Sosyolojinin bu farklı ele alış tarzı, araştırma alanı birçok bilimsel disiplinle çakışmasına rağmen bağımsız bir bilim kimliği kazanmasına yol açmıştır. Türkiye’de sosyoloji Batı’dan aktarma bir bilimdir ancak tarihimizden bilgi edinmek, tarihimizden gerekli sonuç ve dersleri çıkarmak Türk sosyolojisi açısından kendi kimliğini kazanmanın bir gereğidir. Türk sosyolojisi toplum sorunlarının karşılıklarını Batı sosyolojisinde bulduğuna inanmış ve bunun sonucunda her türlü bilgiyi Batı’dan aktarma yoluna gitmiştir. Ancak, belirtilmelidir ki Batı’dan aktarmacılık yalnızca sosyolojiye ait bir özellik değildir. Türk sosyolojisi Batıcılaşma çabalarında yüklenmiş olduğu yol göstericilik çabası yanında asıl önemini toplum olarak yeni bir kimlik kazanma çabalarında ön saflarda yer almıştır. Bu çaba bize göstermektedir ki ne kadar aktarmacı gözükürse gözüksün Türk sosyolojisi, toplum sorunlarından uzak değildir. Sonuç itibarıyla sosyolojiyi tüm yönleriyle Batı’dan aktaran Türk sosyolojisi, ayrı bir kimlik ve kişilik oluşturma çabasında öncelikle Türkçülük ve laiklik konularını sosyolojik bir perspektifte ele alarak günümüzde de etkili olan toplumsal sorunları açıklamak ve anlamlandırmak zorundadır.


14. Soru

Baykan Sezer kimdir ve sosyolojiyi nasıl tanımlar?

Cevap

Baykan Sezer 1939 yılında göz doktoru bir baba ve ilkokul öğretmeni bir annenin ikinci çocuğu olarak Malatya’da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlamış, daha sonra Fransa’da bulunmuştur. Fransa’da bulunduğu yıllarda Cezayir Bağımsızlık Savaşına tanıklık eden Sezer’in Doğu toplumlarıyla ilgili görüşleri bu süreçte şekillenmiştir. Türkiye’ye döndüğünde, Kemal Tahir aracılığıyla Cahit Tanyol ile tanışma fırsatı bulmuş, kitap okuyarak para kazanabileceği asistanlığa Cahit Tanyol’un teklifi üzerine İstanbul Üniversitesi’nde başlamış, emekliliği gelince bölüm başkanlığı görevini bırakmıştır. Baykan Sezer, verdiği önemli eserler yanında, en önemli mirasını Baykan Sezer ekolüyle bırakmıştır. 2002 yılında aramızdan ayrılan Sezer’in en önemli eserleri arasında Sosyoloji’nin Ana Sorunları, Sosyoloji’de Yöntem Tartışmaları, Sosyoloji’nin Ana Konuları sayılabilir. Baykan Sezer, Türk sosyolojisinin ve Türk toplumunun konuları ve sorunları üzerine görüşleri ve çözüm önerileri bulunan bir Türk sosyoloğudur. Türk sosyolojisi için ayrı bir kişilik ve kimlik öneren Baykan Sezer, 1980 sonrası yeniden tavır belirleyen Türk sosyolojisi açısından önemli bir kilometre taşıdır. Sezer’e göre Türk sosyolojisi için ayrı bir kişilik ve kimlikten söz etmek duygusal ya da biçimsel bir sorun değil, aksine son derece zahmetli ve çaba isteyen bir süreçtir. Ancak, unutulmaması gereken Türk sosyolojisini ve Türk toplumunu diğer toplum ve sosyolojilerden soyutlamak gibi bir endişenin asla olmamasıdır. Sosyoloji ve tarih ilişkisine önemle vurgu yapan ve bunu tüm çalışmalarında ortaya koyan Sezer, konuları tarihî boyutlarında ele alınmasının altını önemle çizmektedir. 19. yüzyılda Batı dünyasında görülen sosyal sorunlarla birlikte, doğa ve diğer toplumlar üzerinde egemenlik kurmuş Batı toplumları kendi toplumlarını yönlendirme ve istenilen şekli vermek için sosyolojiyi bir araç olarak görmüşlerdir. Sosyolojinin ortaya çıkışını Batı dünya egemenliği temelinde ele alan Sezer, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu aşamasında genel Batıcılaşma akımı içinde sosyolojinin Türkiye’ye ithal edildiğini belirtmektedir. Sezer’e göre sosyoloji tarih ürünüdür. Tarihin kaynağı ise toplumlar arası çatışmalar ve çelişkilerdir. Bu anlamda; tarihî bütünlük olmadan başka bir ifadeyle Doğu-Batı çatışma ve çelişkilerini dikkate almadan sergilenen yaklaşımlar tek boyutludur. Sezer, son tahlilde Türk sosyolojisinin önünde üç yol bulunduğunu belirtir. Bunlar:
Batı’nın getirdiği tüm açıklamaları evrensel kabul ederek Türk gerçeğini buna göre açıklamak

  • Batı sosyolojisinin yalnızca kuram ve yöntemini evrensel olarak kabul etmek
  • Türk toplumunun kendine özgü sorunları vardır ve bu sorunları yine kendine özgü kuram ve yöntemlerle çözme yoluna gitmektir. Bu seçenekler aynı zamanda Sezer’in sosyolojik görüşlerinin analizinde takip edilebilecek yol hakkında bilgi vermektedir.

15. Soru

Şerif Mardin kimdir ve sosyoloji için önemi nedir?

Cevap

Şerif Mardin 1927 yılında İstanbul’da doğmuştur. Galatasaray Lisesi’nde başladığı orta öğrenimini Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamlamıştır. Lisans öğrenimini 1948 yılında Stanford Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde; Yüksek Lisansını 1950 yılında John Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Doktorasını 1958 yılında Stanford Üniversitesi Hoover Enstitüsü Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamlayan Şerif Mardin, 1954-1956 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmıştır. 1957 yılında Hürriyet Partisi’nde genel sekreterlik görevini üstlendiği dönemde 1954-1966 yılları arasında yazılarının yayınlandığı ve dönemin en önemli dergilerinden biri olan Forum Dergisi’ndeki yazarlık faaliyetlerine başlamıştır. 1958-1961 yılları arasında Princeton Üniversitesi Şark Çalışmaları Bölümü’nde Doktora Sonrası Araştırmacı; 1960-1961 yılları arasında ise Harvard Üniversitesi, Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırma bursu kapsamında çalışmalar yapmıştır. 1961- 1972 yılları arasındaki dönemde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Doçent ve ardından Profesör unvanları ile akademik yaşamını sürdüren Şerif Mardin, Türkiye’de ve yurt dışında birçok üniversitede misafir profesör olarak akademik ve idari hizmetlerde bulunmuş, 1967-1970 yılları arasında Türkiye Sosyal Bilimler Derneği kurucu başkanlığı görevini yürütmüştür. 1973-1991 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu dekanı ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde Profesör olarak görevler alarak Türkiye’deki sosyal bilimsel düşün açısından çok önemli katkılarda bulunmuştur. Forum Dergisi yazarlığı ve Hürriyet Partisi Genel Sekreterliği gibi akademik bir perspektifi göz ardı etmeksizin giriştiği siyaset alanındaki çalışmalarının ardından 1994 yılında kurulan Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucu üyeleri arasında rol almıştır. Şerif Mardin’in 1962 yılında Princeton University Press’ten “The Genesis of The Young Ottoman Thought” (Yeni Osmanlıların Düşünsel Yapıtları) adıyla yayınlanan Stanford Üniversitesi Hoover Enstitüsü’ndeki “The young Ottoman movement: a study in the evolution of Turkish political thought in the nineteenth century” başlıklı doktora çalışmasının genişletilmiş hali ve 1964 yılında yayınlanan “Jön Türklerin Siyasi Fikirleri: 1895-1908” başlıklı çalışmaları başta gelmek üzere Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’ndeki akademik iklim ve Forum Dergisi’ndeki yazarlık deneyimleri, daha sonraki çalışmalarının ana eksenini teşkil eden “Türk Modernleşme Problematiği” ve “Türk Siyasal Yaşamı” konusundaki çalışmaları açısından önemli kavşak noktalarını teşkil etmektedir. Şerif Mardin’in, sosyal bilimler alanında, tarihsel, kültürel, ekonomik, siyasal ve sosyo-bilişsel bileşenler çerçevesinde “bağlamı” ön plana çıkaran metodolojisi; interdisiplinerliği öneren ve kaçınılmaz kılan ilgi alanları; hem Batı’lı hem de Batı dışı toplumlar için, kurumlaştırılması gereken akademik epistemik bir düşünümselliği destekleyici çalışmaları ile akademik bir disiplin olarak “Sosyal Bilimler” ve özelde “Türkiye’de Sosyal Bilimler Düşüncesi” açısından çok önemli katkıları bulunmaktadır. Şerif Mardin’in sosyolojisi, Türkiye’de düşünce yaşamının haritalandırılması noktasında yaptığı çalışmalarla, sosyal bilimsel teori-pratik ve metodoloji ilişkileri çerçevesinde getirdiği önerilerle sosyal bilim uğraşına yönelik bir eleştiri niteliği taşıdığı kadar, sosyal bilimleri ve özelde sosyal bilimsel nesnenin bilgisini dışarıda bırakarak normatif bir “olması gereken”e yönelmiş siyasal anlayışların tümüne yönelik bir eleştiri niteliği de taşımaktadır. Bu noktada Şerif Mardin sosyolojisi Türkiye’de hem sosyal bilimler hem de siyaset yapma anlayışına yönelik bir eleştiri olma niteliği taşımaktadır. Sosyal bilimsel metodoloji, hakkında siyasal stratejiler oluşturulacak toplumsal yaşam alanı için en öncelikli konudur ve interdisipliner bir nitelik taşımaktadır. Bu anlamda toplumsal alana ilişkin olarak geliştirilecek siyasal stratejiler; siyasal hedefleri her ne olursa olsun; öncelikli olarak nesnenin bilgisine sahip olacak bir sosyal bilim anlayışına dayanmak ve bu nesnenin doğasına uygun stratejilerle politika üretmek zorundadır. Modernleşme, din, siyaset gibi konular Mardin tarafından bu noktada hem resmi hem de yerleşik muhalif perspektif ve söylemlerin ötesine geçerek onlara yönelik hem içkin (içeriden) hem de aşkın (dışarıdan) noktalardan tarihsel, siyasal, ekonomik ve sosyo-bilişsel açılardan geliştirilen eleştiriler üzerinden yürütülen bir “düşünümsellik” konusu olarak ele alınmış, bu perspektifte yapmış olduğu çalışmalarla tartışmalar yaratmıştır.


16. Soru

Baykan Sezer kaç yılında dünyaya gelmiştir?

Cevap

1939


17. Soru

Baykan Sezer, Fransa’dan Türkiye’ye döndüğünde kimin aracılığı ile Cahit Tanyol ile tanışmıştır?

Cevap

Kemal Tahir


18. Soru

“Baykan Sezer, ____ yılı sonrası yeniden tavır belirleyen Türk sosyolojisi açısından önemli bir kilometre taşıdır.” Boşluğa ne yazılırsa verilen bilgi doğru olur?

Cevap

1980


19. Soru

Şerif Mardin’in temel kavramları ve sorun alanları nelerdir?

Cevap

Türk Düşünce Tarihi’ne yönelik değerlendirme girişimlerinde Şerif Mardin geçmiş dönemin birikiminden nasıl yararlanılabileceği ve geçmiş dönemin bütünsel bir zincirin halkaları üzerinden bütünlüklü bir çerçevede nasıl anlaşılır kılınabileceği konusu ile ilgilenmiştir. Türk entelektüel hayatında, normatif ve hukuk temelli sosyal bilim geleneklerinin etkilerinin ön plana çıkmış olduğu bir dönemde, bu eğilimlere karşı toplumsal-kültürel öğelerin iç-dinamiklerinin belirleyiciliklerini vurgulayan bir yaklaşımla, çok yönlü entelektüel bir kaygıdan hareketle din, ideoloji ve kültür konularına ağırlık verdiği görülmektedir. Genç Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu (1962) isimli çalışmasının en önemli tespiti, Genç Osmanlıların siyaset felsefesinin Aydınlanma öncesi bir felsefe olduğu yolundadır. Şerif Mardin, Genç Osmanlılara yönelik çalışmasında, toplumsal muhayyilenin “yeni” öğelerle de olsa “sıfırlaşarak” çalışamayacağını, “yeni”nin ancak eskiden çıkacak bir değişmede yer alabileceği varsayımından hareket etmiştir. Şerif Mardin Jön Türklerin Siyasi Fikirleri (1895-1908) başlıklı çalışmasında Türk Modernleşme sorunsalının öncül aktörlerinden olan Jön Türkleri, içinde bulundukları dönemin siyasal-sosyal-ekonomik ve sosyo-bilişsel özellikleri açısından analiz eden temel bir eser ortaya koymuştur. Karl Mannheim’ın kategorileri açısından ele alındıklarında Mardin’e göre Jön Türklerde kesin bir şekilde ortaya çıktığı ifade edilebilecek kategorik nitelik “muhafazakarlık”tır ve Mannheim’ın yaklaşımını aşan bir biçimde bu muhafazakârlık türünün “sivil bürokratik” ve “askeri” olmak üzere Osmanlı toplumunda iki kategori tarafından oluşturulduğu görülmektedir. Mardin’e göre modern siyasal bilimlerin yapmaya çalıştığı şey; normatifle ampirik olan arasındaki farklılığı açığa çıkarmaktır. Bu vurgusu Din ve İdeoloji başlıklı çalışmasının önsözünde Weberci eğilimlerine karşın ön plana çıkardığı bağlamsal stratejik bir davranışsalcı pozitivizm önerisi ile belirginlik kazanmaktadır.


20. Soru

Baykan Sezer’in annesinin mesleği ne idi?

Cevap

İlkokul öğretmeni


21. Soru

Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı neyin bir sonucudur?

Cevap

Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı, OsmanlıTürk toplumunun kendi gelişme ve çelişkilerinin doğal bir sonucu değil, Türkiye’deki siyasal aktörlerin bir tercihinin sonucudur.


22. Soru

Köyler, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında bir lokomotif görevi görürken, daha sonraki aşamalarda ne olarak görülmeye başlanmıştır?

Cevap

Kalkınmanın önünde en büyük engel olarak görünmeye başlamış, az gelişmişliğin nedeni sayılmaya başlamıştır.


23. Soru

Köy sorununun Cumhuriyet döneminde ön plana çıkarılmasının nedeni nedir?

Cevap

Osmanlılığın inkârı ya da Batılılaşmanın Türkiye’de gerçekleşebilmesi için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. 


24. Soru

Baykan Sezer’in babasının mesleği ne idi?

Cevap

Göz doktoru


25. Soru

Mardin’e göre “ideoloji” nedir?

Cevap

Şerif Mardin’e göre “ideoloji” gerçeği “kültür” gerçeği ile çok yakından ilintilidir ve ideolojinin saygınlığı da “kültür” mekanizmasının esaslarına dayalı olarak gelişmektedir. İdeoloji büyük ölçüde, simgesel düşüncenin toplum hayatımızda oynadığı role bağlı olarak, “kültür kodları”, “mitoslar” ve “din”olgusu ile sosyo-bilişsel açıdan ortak mekanizmalara sahip ve çok yakından ilintili bir fenomendir. Mitosları saptamak nispeten kolay bir girişim iken Mardin’e göre toplum hayatını mitoslardan daha kapsamlı bir şekilde belirleyen, bazı etkin “sembol kümeleşmeleri” bulunmaktadır ki bunlar toplumun tarihsel süreç içinde işlenmiş, toplumun tümüne mal olmuş ve kurumlar yoluyla devam ettirilen “kültür kodları”na karşılık gelmektedir. Şerif Mardin, ideolojileri “sert” ve “yumuşak” olmak üzere iki ayrı kategoride değerlendirir. Özellikle “yumuşak” ideolojilerin oynayabilecekleri rollere yaptığı vurgu dikkat çekicidir. Sert ideolojiler: sistematik bir şekilde işlenmiş, temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmış, muhtevası kuvvetli bir yapıya karşılık gelmektedirler. Yumuşak ideolojiler ise kitlelerin daha çok şekilsiz inanç ve bilişsel (cognitive) sistemlerini ifade eden, vaziyet alış- tutumları (attitude) ifade etmektedir. Vaziyet alış (attitude) (tutum), “bir insanın – dünyanın diğer görünüşlerinden ayırt ettiği bir dünya görüşü karşısında- davranışlarından çıkarılmış psikolojik süreç örgütlenmesidir”. Mardin’in yaklaşımında, ideoloji adı verilen bu yapı, daha önceki toplumsal oluşumlardan farklı bir toplumsal durumun özel koşullarına bağlı olarak gündeme gelmiş olan, kitle toplumları içinde, kitap, dergi, yeni ulaşım olanakları çerçevesinde inşa edilen, kapsamlı “iletişim” ağları içinde şekillenen “sembolleştirme türü” kümesini ifade eden bir kapsamda değerlendirilmektedir.


26. Soru

Baykan Sezer lise eğitimini hangi okulda tamamlamıştır?

Cevap

Galatasaray Lisesi


27. Soru

Sezer’e göre; Türk sosyolojisi’nin en önemli başlığını hangi konu oluşturmaktadır?

Cevap

Türk sosyolojisi’nin en önemli başlığını yöntem konusu oluşturmaktadır.


28. Soru

Baykan Sezer kaç yılında aramızdan ayrılmıştır?

Cevap

2002


1. Soru

Sezer’in en önemli eserleri nelerdir?

Cevap

Sosyoloji’nin Ana Sorunları, Sosyoloji’de Yöntem Tartışmaları, Sosyoloji’nin Ana Konuları

2. Soru

Sezer sosyoloji yöntemini nasıl açıklar?

Cevap

Sosyoloji felsefeden en son ayrılan bilimsel disiplin olduğu için genç bir bilim dalıdır. Bundan dolayı ki yeniliğini ve farklılığını kullandığı yöntemlere ortaya koyma çabasına girmiştir. Nitekim Sezer’in belirttiği gibi sosyolojinin sahip olduğu iki özelliği bu çabasında etkili olmuştur. Birinci özellik, yeni bilim olmasıyla değişen bilim anlayışına büyük katkıları olmuştur. İkinci özellik ise sosyolojinin kendi üstüne soru sorabilen ve bu soruları sürekli yenileyen yani refleksif bir bilim olmasıdır. Sosyolojide yöntem tartışmalarının diğer bilimlerde görülmeyecek boyutlara ulaşmasının nedeni, bu yenilik ve farklılık arayışıdır. Zira sosyolojinin ilk kurulduğu yıllarda yükselen pozitivist düşüncenin etkisiyle sosyolojinin bir doğa bilimi (matematik, fizik, kimya gibi) olduğu ve doğa bilimlerinin kullandığı yöntemleri kullanması gerektiği ve bunun karşısında ise sosyolojinin kendi yöntem ve tekniklerini oluşturması yönündeki karşıt görüşler, sosyolojide yöntem tartışmalarını en üst seviyeye taşımıştır. Sosyoloji diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğini, kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğini savunmaya yönelmiş özel bir bilim dalıdır. Başka bir tabirle sosyolojide yöntem tartışmalarında sorun, sosyoloji yöntemleri olmaktan ziyade sosyolojinin kendi geçerliliğidir. Sosyolojide yöntem tartışmaları her şeyden önce kendi varlığını doğrulayabilmek amacıyla sürdürülmektedir. Sosyolojide yöntem tartışmalarının hiçbir bilimde görülmeyen boyutlara ulaşmasının nedeni budur. Bu nedenle sosyoloji doğuşundan bugüne kadar kendi üzerine soru sormaktan geri kalmamıştır. Sosyolojinin kendi üzerine tartışmayı böylesine uzun sürdürmesi yalnızca henüz arayış içinde olması ve kendisini bulamaması sonucu değildir. Soru sormayı sürdürmektedir; çünkü kendisini kanıtlamaktan öte her soru soruş biçimiyle birlikte konuyu ele alış biçimi ve buna bağlı olarak da ulaştığı sonuçlar değişmektedir. Bu yüzden her yeni sosyoloji akımı ile hatta her yeni sosyolog ile bu sorular yinelenmektedir. Görüldüğü gibi sosyolojide yöntem, bir yerde sosyolojinin kendisiyle eş anlama gelmeye başlamıştır. Yöntemle ilgili olarak diğer bir tartışma konusu ise sosyolojinin yansızlığı sorunudur. Bilimin zorunlu olarak objektif olması gerektiği yönündeki yaygın kanı sosyolojinin de bir bilim sayılabilmek için tarafsız olması gerektiği inancını doğurmuştur. Sezer’e göre sosyolojide ne araştırmacı ne de araştırma konusu kullanılan yöntemden bağımsız değildir. Sosyolojideki araştırmacı, araştırma konusu ve araştırma yöntemi arasındaki bağımlılık sosyolojide tarafsızlık konusunun bilim olabilmek adına göz ardı edilmesine yol açmıştır. Sonuçta sosyoloji, diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğini ve kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğini savunmaya yönelmiş özel bir bilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle de sosyoloji öğretisi öncelikle kendisinin incelenmesine eğilmiştir. Sezer’e göre sosyolojinin yöntem konusundaki tüm bu sorunları sosyolojinin yoksullaşması olarak değil, ancak böylece bir bilim kimliğine kavuşabilecektir şeklinde yorumlanmalıdır. Görüldüğü üzere sosyolojide tam anlamıyla bir objektifliğin olamayacağını belirten Sezer’e göre; sosyolojide yöntem ele alınan olayların özellikleri ve bu özelliklerin gereklilikleri üzerine belirlenmemektedir. Yöntem sorunu öncelikle bizlerin olaylara bakış açısına bağlıdır. Yani sosyolojide yöntem her şeyden önce araştırmalarımızdan önce bildiklerimize bağlı kalmaktadır.

3. Soru

Baykan Sezer’in doğum yeri neresidir?

Cevap

Malatya

4. Soru

Baykan Sezer kimdir?

Cevap

Baykan Sezer, Türk sosyolojisinin ve Türk toplumunun konuları ve sorunları üzerine görüşleri ve çözüm önerileri bulunan bir Türk sosyoloğudur

5. Soru

Sezer’e göre sosyoloji neyin ürünüdür?

Cevap

Sezer’e göre sosyoloji tarih ürünüdür.

6. Soru

Tarihin kaynağı nedir?

Cevap

Tarihin kaynağı ise toplumlar arası çatışmalar ve çelişkilerdir.

7. Soru

Sezer’e göre “tarihte doğu batı çatışması” sosyoloji için önemi nedir?

Cevap

Sorunlara Doğu-Batı çatışması temelinde yaklaşan Sezer, Doğu’yu da Batı’yı da iyi tanımamız ve bilmemiz gerektiğinin altını önemle çizmektedir. Doğu toplumları için önerilen modellerde amacın, Doğu’yu Batı’ya benzetmek olduğunu belirten Sezer; öne sürülen modellerde çıkış noktasının Doğu toplumlarının sorunları olmadığını, Batı’nın kendisi olduğu saptamasını yaparak, sosyoloji-tarih bağlantısının önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Buna bağlı olarak sosyoloji ve tarih ilişkisi Sezer’e göre kaçınılmazdır. Toplumlar kendi özelliklerini kendi serüvenleri sonunda kazanmaktadır. Kendi tarihlerinin asıl yaratıcı gücü olan bu gelişme isteğe bağlı ya da ısmarlama olmaktan uzaktır. Bir toplumun özellikleri de, sorunları da tarihte yaşamış bulunduğu serüvenin ürünüdür. Eğer sorunlarımızı aşmak istiyorsak sorunlarımızın kaynağının doğru saptanmasının yanında tarihin akışına yeni bir yön kazandırmakla bu sonucu elde edebiliriz. Bir toplumun yükselişi, sorunlarını aşması ancak tarihin akışıyla uyum sağlayabilmesi ve tarih akışını denetleyip yönlendirebilmesiyle gerçekleşebilir. Yoksa belli estetik ameliyatlarla böyle bir sonucun elde edilebileceğini düşünmek, bedelini halkların ödediği yanılgıdan başka bir şey değildir. Toplumun kendisi gibi çıkarları da tarih içinde oluşmaktadır. Toplumlar tarih içinde kendilerine bir yer, bir rol ve çeşitli ilişkiler içinde bir çerçeve edinirler, oluştururlar. Topluma kimliğini kazandıran da başka bir şey değildir. Toplumun tarihteki rolüne, yerine, edindiği çevreye uygunluk ya da ters düşmesi ile toplum çıkarlarını saptamamız konusundaki tek ölçüyü oluşturur. Çıkarlarımızı ancak tarihî yakından bilmekle tanıyabiliriz. Bu nedenle sosyolojinin tarihle işbirliği kaçınılmazdır. Tarih, sosyolojinin başlıca bilgi kaynağıdır. Toplum olayı gerçekleştiği andan itibaren tarihin konusu olmaktadır. Böylece sosyoloji ile tarih birbiriyle iç içe bir görünüm içinde bulunmaktadır. Sosyolojinin tarihle olan ilişkisi öbür toplum bilimlerinden farklıdır ve çok daha yakındır. Toplum olaylarının tarihî boyutu konusunda sosyoloji doğrudan tarihe başvurmak zorundadır. Bu nedenle herhangi bir toplum olayı üzerinde doğru yargıda bulunabilmemiz için tarih bilgisine gerek bulunmaktadır. Türkiye ile ilgili sorunlar birbirinden kopuk ve bağımsız değildir. Bu nedenle bu sorunların birini ele alış biçimimiz diğer sorunları da ilgilendirmektedir. Günümüzde toplumların karşılaştığı sorunlar tarihin bir ürünüdür. Sorunların tarihî boyutu bulunmaktadır ve çözümleri de tarihî gelişmeye yol açmaktadır vurgusunu yapan Sezer, sosyoloji ve tarih ilişkisine üzerinde önemle durmuş, konuları tarihî boyutları içinde ele alarak özellikle yakın tarihimizi sadece bir akademik ilgi alanı olmaktan çıkarmıştır. Sezer, günümüz sorunlarını çözmeyi başarabilmenin sorunlarımızı iyi ve doğru tanımakla mümkün olabileceğini belirtmektedir. Toplumsal olayların mutlaka tarihî boyutu olması nedeniyle tarihî bir kenara bırakmanın doğru olmadığını dolayısıyla sosyoloji ve tarihin birbirlerinden faydalanmasının gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Toplumun temel niteliklerinden birinin değişme olduğu anlayışı, toplumun tarihsel bir süreç olduğu anlayışını da beraberinde getirir. Her toplum, kendine özgü koşullarıyla göreli yapısal ve dolayısıyla düşünsel aşamalardan geçmiş ve geçmektedir. Sosyolojik anlamda bu aşamalar tarihin konusu içinde yer alan olaylarla kendisini somutlaştırmaktadır.

8. Soru

Sezer, son tahlilde Türk sosyolojisinin önünde üç yol bulunduğunu belirtir. Bunlar nelerdir?

Cevap

  • Batı’nın getirdigi tüm açıklamaları evrensel kabul ederek Türk gerçegini buna göre açıklamak
  • Batı sosyolojisinin yalnızca kuram ve yöntemini evrensel olarak kabul etmek
  • Türk toplumunun kendine özgü sorunları vardır ve bu sorunları yine kendine özgü kuram ve yöntemlerle çözme yoluna gitmekdir. Bu seçenekler aynı zamanda Sezer’in sosyolojik görüşlerinin analizinde takip edilebilecek yol hakkında bilgi vermektedir.
9. Soru

Batıcılaşma kavramı ile Baykan Sezer neyi kastetmaktedir?

Cevap

Baykan Sezer Batıcılaşma kavramı ile sorgulamadan ve sonsuz bir güvenle Batı’nın tüm öğelerini ithal etmeyi kastetmektedir.

10. Soru

Baykan Sezer, Fransa’da bulunduğu yıllarda hangi savaşa tanıklık etmiştir?

Cevap

Fransa’da bulunduğu yıllarda Cezayir Bağımsızlık Savaşına tanıklık etmiştir.

11. Soru

Tarihimizden bilgi edinmek, tarihimizden gerekli sonuç ve dersleri çıkarmak Türk sosyolojisi açısından neyin bir gereğidir?

Cevap

Türk sosyolojisinin kendi kimliğini kazanmasının bir gereğidir.

12. Soru

Sezer’e göre “köy sorunu” nedir?

Cevap

Günümüz Türk toplumu açısından ilk belirlememiz gereken sorun, köy sorunudur. Köy sorununu iyi anlayabilmemiz için Osmanlı toprak düzenini iyi bilmemiz gerekmektedir. Osmanlı döneminde, köy düzeni ve tarımda oluşan ilişkiler, tarihin bizlere aktardığı mirası tanımlamamız açısından ne kadar önemliyse, günümüz Türkiye’sinde köy, toplumsal sorunlarımızın kökenini bilmek açısından o denli önemlidir. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “millet sistemi”ne bağlı olarak yeni kurulan rejimin Türk olma niteliği köylülükte aranmıştır. Özetle köy sorununun Cumhuriyet döneminde ön plana çıkarılmasının nedeni, Osmanlılığın inkârı ya da Batılılaşmanın Türkiye’de gerçekleşebilmesi için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı, Osmanlı Türk toplumunun kendi gelişme ve çelişkilerinin doğal bir sonucu değil, Türkiye’deki siyasal aktörlerin bir tercihinin sonucudur. Böylelikle yeni kurulan Türk toplumu dünya dengeleri içerisinde kendine Batının tanımladığı bir yer edinecektir. Söz konusu Batı tanımlarına göre Türk toplumunun temel özelliği köylülük ve “az gelişmiş” bir toplum olmasıdır. Sonuç olarak köy, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında bir lokomotif görevi görürken, daha sonraki aşamalarda kalkınmanın önünde en büyük engel olarak görünmeye başlamış, az gelişmişliğin nedeni sayılmaya başlamıştır.

13. Soru

Sezer’e göre “ kalkınma sorunu” nedir?

Cevap

Günümüz Türk sosyolojisinin önündeki önemli sorunlardan bir diğeri kalkınma sorunudur. Gerçekte bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olması, çeşitli tarihî olayların bir sonucudur. Hiçbir toplum olayının mekanik bir gelişme sonucu ve sırası geldiği için oluşmadığını hatırlayarak bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olmasını da tarihî gelişmelerin bir ürünü olarak değerlendirmemiz kaçınılmazdır. Günümüzde Türk toplumu çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Türk sosyolojisinin konusu da bu sorunlardır, bu sorunların büyük çoğunluğu diğer toplumlarla olan ilişkilerde belirlenmektedir. Dolayısıyla Batıcılaşma girişimleri beraberinde az gelişmişlik durumunu ortaya çıkarmış, Batı’yı tanıtma görevini üzerine alan sosyoloji için de kalkınma sorunu, toplumumuz önündeki çözüm getirilmesi gereken önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı’da sosyolojinin kuruluşu ve ortaya çıkış koşulları, Batı’nın elde etmiş olduğu dünya egemenliğinin özelliklerini, Batı toplumlarının kendini temelden sarsan sorunların neler olduğunu ve Batı düşünce dünyasının olaylara bakış açısının özellikleri Türk sosyolojisi tarafından öncelikle ele alınacak konulardır. Nitekim Sezer’e göre; Türk Sosyolojisi’nin en önemli başlığını yöntem konusu oluşturmaktadır. Yöntem konusu, sosyolojinin ele aldığı konuları diğer bilimlerden farklı ele alış tarzını içermektedir. Sosyolojinin bu farklı ele alış tarzı, araştırma alanı birçok bilimsel disiplinle çakışmasına rağmen bağımsız bir bilim kimliği kazanmasına yol açmıştır. Türkiye’de sosyoloji Batı’dan aktarma bir bilimdir ancak tarihimizden bilgi edinmek, tarihimizden gerekli sonuç ve dersleri çıkarmak Türk sosyolojisi açısından kendi kimliğini kazanmanın bir gereğidir. Türk sosyolojisi toplum sorunlarının karşılıklarını Batı sosyolojisinde bulduğuna inanmış ve bunun sonucunda her türlü bilgiyi Batı’dan aktarma yoluna gitmiştir. Ancak, belirtilmelidir ki Batı’dan aktarmacılık yalnızca sosyolojiye ait bir özellik değildir. Türk sosyolojisi Batıcılaşma çabalarında yüklenmiş olduğu yol göstericilik çabası yanında asıl önemini toplum olarak yeni bir kimlik kazanma çabalarında ön saflarda yer almıştır. Bu çaba bize göstermektedir ki ne kadar aktarmacı gözükürse gözüksün Türk sosyolojisi, toplum sorunlarından uzak değildir. Sonuç itibarıyla sosyolojiyi tüm yönleriyle Batı’dan aktaran Türk sosyolojisi, ayrı bir kimlik ve kişilik oluşturma çabasında öncelikle Türkçülük ve laiklik konularını sosyolojik bir perspektifte ele alarak günümüzde de etkili olan toplumsal sorunları açıklamak ve anlamlandırmak zorundadır.

14. Soru

Baykan Sezer kimdir ve sosyolojiyi nasıl tanımlar?

Cevap

Baykan Sezer 1939 yılında göz doktoru bir baba ve ilkokul öğretmeni bir annenin ikinci çocuğu olarak Malatya’da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlamış, daha sonra Fransa’da bulunmuştur. Fransa’da bulunduğu yıllarda Cezayir Bağımsızlık Savaşına tanıklık eden Sezer’in Doğu toplumlarıyla ilgili görüşleri bu süreçte şekillenmiştir. Türkiye’ye döndüğünde, Kemal Tahir aracılığıyla Cahit Tanyol ile tanışma fırsatı bulmuş, kitap okuyarak para kazanabileceği asistanlığa Cahit Tanyol’un teklifi üzerine İstanbul Üniversitesi’nde başlamış, emekliliği gelince bölüm başkanlığı görevini bırakmıştır. Baykan Sezer, verdiği önemli eserler yanında, en önemli mirasını Baykan Sezer ekolüyle bırakmıştır. 2002 yılında aramızdan ayrılan Sezer’in en önemli eserleri arasında Sosyoloji’nin Ana Sorunları, Sosyoloji’de Yöntem Tartışmaları, Sosyoloji’nin Ana Konuları sayılabilir. Baykan Sezer, Türk sosyolojisinin ve Türk toplumunun konuları ve sorunları üzerine görüşleri ve çözüm önerileri bulunan bir Türk sosyoloğudur. Türk sosyolojisi için ayrı bir kişilik ve kimlik öneren Baykan Sezer, 1980 sonrası yeniden tavır belirleyen Türk sosyolojisi açısından önemli bir kilometre taşıdır. Sezer’e göre Türk sosyolojisi için ayrı bir kişilik ve kimlikten söz etmek duygusal ya da biçimsel bir sorun değil, aksine son derece zahmetli ve çaba isteyen bir süreçtir. Ancak, unutulmaması gereken Türk sosyolojisini ve Türk toplumunu diğer toplum ve sosyolojilerden soyutlamak gibi bir endişenin asla olmamasıdır. Sosyoloji ve tarih ilişkisine önemle vurgu yapan ve bunu tüm çalışmalarında ortaya koyan Sezer, konuları tarihî boyutlarında ele alınmasının altını önemle çizmektedir. 19. yüzyılda Batı dünyasında görülen sosyal sorunlarla birlikte, doğa ve diğer toplumlar üzerinde egemenlik kurmuş Batı toplumları kendi toplumlarını yönlendirme ve istenilen şekli vermek için sosyolojiyi bir araç olarak görmüşlerdir. Sosyolojinin ortaya çıkışını Batı dünya egemenliği temelinde ele alan Sezer, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu aşamasında genel Batıcılaşma akımı içinde sosyolojinin Türkiye’ye ithal edildiğini belirtmektedir. Sezer’e göre sosyoloji tarih ürünüdür. Tarihin kaynağı ise toplumlar arası çatışmalar ve çelişkilerdir. Bu anlamda; tarihî bütünlük olmadan başka bir ifadeyle Doğu-Batı çatışma ve çelişkilerini dikkate almadan sergilenen yaklaşımlar tek boyutludur. Sezer, son tahlilde Türk sosyolojisinin önünde üç yol bulunduğunu belirtir. Bunlar:
Batı’nın getirdiği tüm açıklamaları evrensel kabul ederek Türk gerçeğini buna göre açıklamak

  • Batı sosyolojisinin yalnızca kuram ve yöntemini evrensel olarak kabul etmek
  • Türk toplumunun kendine özgü sorunları vardır ve bu sorunları yine kendine özgü kuram ve yöntemlerle çözme yoluna gitmektir. Bu seçenekler aynı zamanda Sezer’in sosyolojik görüşlerinin analizinde takip edilebilecek yol hakkında bilgi vermektedir.
15. Soru

Şerif Mardin kimdir ve sosyoloji için önemi nedir?

Cevap

Şerif Mardin 1927 yılında İstanbul’da doğmuştur. Galatasaray Lisesi’nde başladığı orta öğrenimini Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamlamıştır. Lisans öğrenimini 1948 yılında Stanford Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde; Yüksek Lisansını 1950 yılında John Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Doktorasını 1958 yılında Stanford Üniversitesi Hoover Enstitüsü Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamlayan Şerif Mardin, 1954-1956 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmıştır. 1957 yılında Hürriyet Partisi’nde genel sekreterlik görevini üstlendiği dönemde 1954-1966 yılları arasında yazılarının yayınlandığı ve dönemin en önemli dergilerinden biri olan Forum Dergisi’ndeki yazarlık faaliyetlerine başlamıştır. 1958-1961 yılları arasında Princeton Üniversitesi Şark Çalışmaları Bölümü’nde Doktora Sonrası Araştırmacı; 1960-1961 yılları arasında ise Harvard Üniversitesi, Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırma bursu kapsamında çalışmalar yapmıştır. 1961- 1972 yılları arasındaki dönemde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Doçent ve ardından Profesör unvanları ile akademik yaşamını sürdüren Şerif Mardin, Türkiye’de ve yurt dışında birçok üniversitede misafir profesör olarak akademik ve idari hizmetlerde bulunmuş, 1967-1970 yılları arasında Türkiye Sosyal Bilimler Derneği kurucu başkanlığı görevini yürütmüştür. 1973-1991 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu dekanı ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde Profesör olarak görevler alarak Türkiye’deki sosyal bilimsel düşün açısından çok önemli katkılarda bulunmuştur. Forum Dergisi yazarlığı ve Hürriyet Partisi Genel Sekreterliği gibi akademik bir perspektifi göz ardı etmeksizin giriştiği siyaset alanındaki çalışmalarının ardından 1994 yılında kurulan Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucu üyeleri arasında rol almıştır. Şerif Mardin’in 1962 yılında Princeton University Press’ten “The Genesis of The Young Ottoman Thought” (Yeni Osmanlıların Düşünsel Yapıtları) adıyla yayınlanan Stanford Üniversitesi Hoover Enstitüsü’ndeki “The young Ottoman movement: a study in the evolution of Turkish political thought in the nineteenth century” başlıklı doktora çalışmasının genişletilmiş hali ve 1964 yılında yayınlanan “Jön Türklerin Siyasi Fikirleri: 1895-1908” başlıklı çalışmaları başta gelmek üzere Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’ndeki akademik iklim ve Forum Dergisi’ndeki yazarlık deneyimleri, daha sonraki çalışmalarının ana eksenini teşkil eden “Türk Modernleşme Problematiği” ve “Türk Siyasal Yaşamı” konusundaki çalışmaları açısından önemli kavşak noktalarını teşkil etmektedir. Şerif Mardin’in, sosyal bilimler alanında, tarihsel, kültürel, ekonomik, siyasal ve sosyo-bilişsel bileşenler çerçevesinde “bağlamı” ön plana çıkaran metodolojisi; interdisiplinerliği öneren ve kaçınılmaz kılan ilgi alanları; hem Batı’lı hem de Batı dışı toplumlar için, kurumlaştırılması gereken akademik epistemik bir düşünümselliği destekleyici çalışmaları ile akademik bir disiplin olarak “Sosyal Bilimler” ve özelde “Türkiye’de Sosyal Bilimler Düşüncesi” açısından çok önemli katkıları bulunmaktadır. Şerif Mardin’in sosyolojisi, Türkiye’de düşünce yaşamının haritalandırılması noktasında yaptığı çalışmalarla, sosyal bilimsel teori-pratik ve metodoloji ilişkileri çerçevesinde getirdiği önerilerle sosyal bilim uğraşına yönelik bir eleştiri niteliği taşıdığı kadar, sosyal bilimleri ve özelde sosyal bilimsel nesnenin bilgisini dışarıda bırakarak normatif bir “olması gereken”e yönelmiş siyasal anlayışların tümüne yönelik bir eleştiri niteliği de taşımaktadır. Bu noktada Şerif Mardin sosyolojisi Türkiye’de hem sosyal bilimler hem de siyaset yapma anlayışına yönelik bir eleştiri olma niteliği taşımaktadır. Sosyal bilimsel metodoloji, hakkında siyasal stratejiler oluşturulacak toplumsal yaşam alanı için en öncelikli konudur ve interdisipliner bir nitelik taşımaktadır. Bu anlamda toplumsal alana ilişkin olarak geliştirilecek siyasal stratejiler; siyasal hedefleri her ne olursa olsun; öncelikli olarak nesnenin bilgisine sahip olacak bir sosyal bilim anlayışına dayanmak ve bu nesnenin doğasına uygun stratejilerle politika üretmek zorundadır. Modernleşme, din, siyaset gibi konular Mardin tarafından bu noktada hem resmi hem de yerleşik muhalif perspektif ve söylemlerin ötesine geçerek onlara yönelik hem içkin (içeriden) hem de aşkın (dışarıdan) noktalardan tarihsel, siyasal, ekonomik ve sosyo-bilişsel açılardan geliştirilen eleştiriler üzerinden yürütülen bir “düşünümsellik” konusu olarak ele alınmış, bu perspektifte yapmış olduğu çalışmalarla tartışmalar yaratmıştır.

16. Soru

Baykan Sezer kaç yılında dünyaya gelmiştir?

Cevap

1939

17. Soru

Baykan Sezer, Fransa’dan Türkiye’ye döndüğünde kimin aracılığı ile Cahit Tanyol ile tanışmıştır?

Cevap

Kemal Tahir

18. Soru

“Baykan Sezer, ____ yılı sonrası yeniden tavır belirleyen Türk sosyolojisi açısından önemli bir kilometre taşıdır.” Boşluğa ne yazılırsa verilen bilgi doğru olur?

Cevap

1980

19. Soru

Şerif Mardin’in temel kavramları ve sorun alanları nelerdir?

Cevap

Türk Düşünce Tarihi’ne yönelik değerlendirme girişimlerinde Şerif Mardin geçmiş dönemin birikiminden nasıl yararlanılabileceği ve geçmiş dönemin bütünsel bir zincirin halkaları üzerinden bütünlüklü bir çerçevede nasıl anlaşılır kılınabileceği konusu ile ilgilenmiştir. Türk entelektüel hayatında, normatif ve hukuk temelli sosyal bilim geleneklerinin etkilerinin ön plana çıkmış olduğu bir dönemde, bu eğilimlere karşı toplumsal-kültürel öğelerin iç-dinamiklerinin belirleyiciliklerini vurgulayan bir yaklaşımla, çok yönlü entelektüel bir kaygıdan hareketle din, ideoloji ve kültür konularına ağırlık verdiği görülmektedir. Genç Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu (1962) isimli çalışmasının en önemli tespiti, Genç Osmanlıların siyaset felsefesinin Aydınlanma öncesi bir felsefe olduğu yolundadır. Şerif Mardin, Genç Osmanlılara yönelik çalışmasında, toplumsal muhayyilenin “yeni” öğelerle de olsa “sıfırlaşarak” çalışamayacağını, “yeni”nin ancak eskiden çıkacak bir değişmede yer alabileceği varsayımından hareket etmiştir. Şerif Mardin Jön Türklerin Siyasi Fikirleri (1895-1908) başlıklı çalışmasında Türk Modernleşme sorunsalının öncül aktörlerinden olan Jön Türkleri, içinde bulundukları dönemin siyasal-sosyal-ekonomik ve sosyo-bilişsel özellikleri açısından analiz eden temel bir eser ortaya koymuştur. Karl Mannheim’ın kategorileri açısından ele alındıklarında Mardin’e göre Jön Türklerde kesin bir şekilde ortaya çıktığı ifade edilebilecek kategorik nitelik “muhafazakarlık”tır ve Mannheim’ın yaklaşımını aşan bir biçimde bu muhafazakârlık türünün “sivil bürokratik” ve “askeri” olmak üzere Osmanlı toplumunda iki kategori tarafından oluşturulduğu görülmektedir. Mardin’e göre modern siyasal bilimlerin yapmaya çalıştığı şey; normatifle ampirik olan arasındaki farklılığı açığa çıkarmaktır. Bu vurgusu Din ve İdeoloji başlıklı çalışmasının önsözünde Weberci eğilimlerine karşın ön plana çıkardığı bağlamsal stratejik bir davranışsalcı pozitivizm önerisi ile belirginlik kazanmaktadır.

20. Soru

Baykan Sezer’in annesinin mesleği ne idi?

Cevap

İlkokul öğretmeni

21. Soru

Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı neyin bir sonucudur?

Cevap

Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı, OsmanlıTürk toplumunun kendi gelişme ve çelişkilerinin doğal bir sonucu değil, Türkiye’deki siyasal aktörlerin bir tercihinin sonucudur.

22. Soru

Köyler, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında bir lokomotif görevi görürken, daha sonraki aşamalarda ne olarak görülmeye başlanmıştır?

Cevap

Kalkınmanın önünde en büyük engel olarak görünmeye başlamış, az gelişmişliğin nedeni sayılmaya başlamıştır.

23. Soru

Köy sorununun Cumhuriyet döneminde ön plana çıkarılmasının nedeni nedir?

Cevap

Osmanlılığın inkârı ya da Batılılaşmanın Türkiye’de gerçekleşebilmesi için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. 

24. Soru

Baykan Sezer’in babasının mesleği ne idi?

Cevap

Göz doktoru

25. Soru

Mardin’e göre “ideoloji” nedir?

Cevap

Şerif Mardin’e göre “ideoloji” gerçeği “kültür” gerçeği ile çok yakından ilintilidir ve ideolojinin saygınlığı da “kültür” mekanizmasının esaslarına dayalı olarak gelişmektedir. İdeoloji büyük ölçüde, simgesel düşüncenin toplum hayatımızda oynadığı role bağlı olarak, “kültür kodları”, “mitoslar” ve “din”olgusu ile sosyo-bilişsel açıdan ortak mekanizmalara sahip ve çok yakından ilintili bir fenomendir. Mitosları saptamak nispeten kolay bir girişim iken Mardin’e göre toplum hayatını mitoslardan daha kapsamlı bir şekilde belirleyen, bazı etkin “sembol kümeleşmeleri” bulunmaktadır ki bunlar toplumun tarihsel süreç içinde işlenmiş, toplumun tümüne mal olmuş ve kurumlar yoluyla devam ettirilen “kültür kodları”na karşılık gelmektedir. Şerif Mardin, ideolojileri “sert” ve “yumuşak” olmak üzere iki ayrı kategoride değerlendirir. Özellikle “yumuşak” ideolojilerin oynayabilecekleri rollere yaptığı vurgu dikkat çekicidir. Sert ideolojiler: sistematik bir şekilde işlenmiş, temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmış, muhtevası kuvvetli bir yapıya karşılık gelmektedirler. Yumuşak ideolojiler ise kitlelerin daha çok şekilsiz inanç ve bilişsel (cognitive) sistemlerini ifade eden, vaziyet alış- tutumları (attitude) ifade etmektedir. Vaziyet alış (attitude) (tutum), “bir insanın – dünyanın diğer görünüşlerinden ayırt ettiği bir dünya görüşü karşısında- davranışlarından çıkarılmış psikolojik süreç örgütlenmesidir”. Mardin’in yaklaşımında, ideoloji adı verilen bu yapı, daha önceki toplumsal oluşumlardan farklı bir toplumsal durumun özel koşullarına bağlı olarak gündeme gelmiş olan, kitle toplumları içinde, kitap, dergi, yeni ulaşım olanakları çerçevesinde inşa edilen, kapsamlı “iletişim” ağları içinde şekillenen “sembolleştirme türü” kümesini ifade eden bir kapsamda değerlendirilmektedir.

26. Soru

Baykan Sezer lise eğitimini hangi okulda tamamlamıştır?

Cevap

Galatasaray Lisesi

27. Soru

Sezer’e göre; Türk sosyolojisi’nin en önemli başlığını hangi konu oluşturmaktadır?

Cevap

Türk sosyolojisi’nin en önemli başlığını yöntem konusu oluşturmaktadır.

28. Soru

Baykan Sezer kaç yılında aramızdan ayrılmıştır?

Cevap

2002

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!