Türk İslam Edebiyatı Dersi 7. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk İslam Edebiyatı Dersi 7. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Allah Teala İle İlgili Edebi Türler

Giriş

Eski edebiyatımız dinî temele dayanır ve ilk kaynağı da İslâmî ilimlerin tümünde olduğu gibi Kur’ân-ı Kerîm’dir. Hiç kuşkusuz şiir, bu edebiyatımız içerisinde önemli bir yere sahiptir. Şairlerimiz anlatmak istedikleri hemen her şeyi çeşitli nazım şekilleriyle kaleme almışlardır. Kasidelerle tevhid, münacat ve naatlar yazdıkları gibi din ve devlet büyüklerine de methiyeler meydana getirmişlerdir. Aslen bir aşk şiiri formu olan gazel ile zamanla felsefî ve mizahî konuları da ele almışlardır. Mesnevî nazım şekliyle dinî ve dünyevî hemen her konuda kalem oynatmışlardır. Öyle ki bazen Arapça veya Farsça bir sözlüğün bazense bir dilbilgisi kitabının bile manzum olarak yazıldığını görmekteyiz.

Türklerin İslâm’ı kabul etmelerinden sonra yazılan eserlerin hemen hepsinde önce Allah’ın birliği ve ululuğunu anlatan, O’na yalvarma ve duâyı ifâde eden, Hz. Peygamber’i medh edip öven parçalar ve manzûmeler bulunmaktadır. Eserlere bu şekilde başlamak İslâm sonrası edebiyatımızın ilk eserlerinden itibaren herkesçe uyulan bir âdet ve gelenek olagelmiştir. Bu âdet ve geleneğin dayanağını şu şekilde açmak ve açıklamak mümkündür.

Her şeyden önce eserlerin, mensûr ve manzûm olmak üzere iki tarz ve şekilde yazılmaları usûldendir. Müslüman bir müellif ve şâirin eserine “Besmele” ile başlayarak “Hamdele” ve “Salvele” ile devam etmesi ve “ammâ ba‘dü” sözü ile de asıl konuya geçmesi “âdet ve gelenek” idi. Ancak, bu âdet ve geleneğin bir dayanağı olmalıydı. İşte bu âdet ve geleneğin delil ve dayanakları hakkında şu bilgileri vermek faydalı ve yerinde olacaktır.

Bu âdet ve geleneğin mensur eserlerde nasıl ve hangi sıraya göre uygulandığına bakalım. Mensur eserlerde müellifin âdet ve geleneğe göre, takip ettiği sıra: “Besmele, hamdele, salvele, ammâ ba‘dü” sözleridir. Manzum eserlerde ise bu sıra: “Besmele, Tevhîd-Münâcât, Na‘t, Sebeb-i Te’lîf-i Kitâb” şeklindedir. Divanlarda bu sıraya uyulduğu gibi, mesnevîlerde de, genel olarak, böyledir. Bunları sıra ile açıklayalım.

1. Mansur Eserlerde:

Besmele; “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” demek olan Besmele’nin dayanağı, Hz. Peygamber’in: “Her iyi ve güzel bir işe “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı” ile başlanmamışsa, o işten hayır gelmez, sonu güdük ve verimsizdir.” (Aclûnî: 1352) anlamındaki hadîsidir.

Hamdele; “Allah’a şükretme” anlamına gelen “el-Hamdü li’llâh” cümlesinin kısaltılmış şeklidir. Hamdele’nin delîli, Kur’ân-ı Kerîm’in ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi-ilk âyetinin “Hamd” kelimesiyle başlamış olması ve bir de Hz. Peygamber’in hutbelerinin Allah’a “Hamd ü senâ” ile başlamış olmasıdır.

Salvele: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed” cümlesinin kısaltılmış şeklidir. Hz. Peygamber’e salât ü selâm getirmenin Kur’an’daki delili: “Allah ve melekleri,peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeğe, şânını yüceltmeğe özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salât edin (onun şânını yüceltmeğe özen gösterin); içtenlikle selâm edin (Ahzab, 33/56).” anlamındaki âyettir. Âyetin asıl metninde geçen “sallû” ve “sellimû” emirleri, Hz. Peygamber’e “salât ü selâm” getirme görevini Müslümanlara yüklemektedir.

Ammâ ba‘d: “Allah’a hamd, Peygambere salât ü selâm’dan sonra” anlamında bir deyimdir ki, bundan sonra asıl konuya geçilir. Asıl konu ile Hamdele ve salvele faslını ayırdığı için “ammâ ba‘dü” sözüne “faslu’l-hitâb” da denir.

2. Manzum Eserlerde:

Manzum eserlerde besmeleden sonra öncelikle tevhid bazen de tevhid ve münacat birlikte bulunur.

Allahın varlığına ve birliğine dair yazılan manzumelere Tevhid denilir.

Mensur türde yazılan tevhid ve münacatların ortak adı Tazarru name şeklindedir.

Türk İslam edebiyatında Hz. Peygamberin hayatını vasıf ve güzelliklerini mucizelerini anlatan; hadislerin kırk kadarını bir araya getirerek oluşturulan eserlere Hadisi Erbain denilir.

Türk-İslam edebiyatımızın en sevilen eserlerinden bazıları Yunus Emre ilahileri, Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediyesi, Süleyman Çelebi’nin Mevlidi, Ahmet Cevdet Paşa’nın Kısas-ul Enbiyası olarak gösterilebilir.

Dini-edebi nazım türleri, Allah la ilgili nazım türleri, Peygamberle ilgili nazım türleri ve Dini ahlaki nazım türleri olarak sınıflandırılabilir.

Allahtan bir şeyi dilemek için ona yalvarmak ve yakarmak için yazılmış nazım türüne münacat denilir.

Allah’ın Güzel İsimleri: Esmâ- I Hüsnâlar

Esmâü’l-hüsnâ ifadesi Kuranda 4 yerde geçmektedir. Araf, İsra, Taha ve Haşr sureleri geçtikleri yerlerdir. Esma-ı Hüsna Havası nitelemesi, Esma-ı hüsnadaki hangi ismin hangi faydaya yönelik olduğudur. Esma-ı hüsnayla ilgili en çok eser verilen dil Arapçadır, onu Türkçe ve Farsça izler. Münacat nazım şekli Türk edebiyatımıza 12. Yy’dan itibaren girmiştir. Arapça olarak yazılan esma-ı hüsnalar:

Gazali: Maksadul Esna fi şerhi Esmaillahi hüsna

Beyzavi: Müntehel müna fi şerhi Esmaillahi hüsna

Fahreddin Razi: Levaimul Beyyinat şerhü Esmaillahi Teala vessıfat

Farsça yazılmış Esma-i hüsnalar:

Abdurrahman Cami: Risaleyi Muammayı Nefise

Mir Hüseyin eş Şirazi: Şerhul Esmail hüsna

Lami Çelebi tarafından Farsçadan Türkçeye tercüme edilen Şerhul Esmail Hüsna eseri Mir Hüseyin eş Şirazi’ye aittir.

Türkçe manzum esma-ı Hüsna kaleme alan şairlerden bazıları:

  • Şeyhoğlu Mustafa
  • İsa Saruhani—şerhu Esmail Hüsna
  • Ahmed Şakir Paşa
  • İbrahim Cudi
  • Bıçakcızade İsmail Hakkı

olarak sıralanabilir.

Tevhîdler

Manzum tevhidler çoğunlukla kaside, mesnevi, gazel şeklinde yazılmıştır.

Tevhidlerin öncelikli konusu Allahın zati ve subuti sıfatlarıdır. Türk islam edebiyatının konu bakımından en önde gelen eserleri Tevhidlerdir.

Tevhidler:

  • Vahdet kelimesinden gelir
  • Tevhidler Türk-İslam edebiyatının konu bakımından en önde gelen eserleridir
  • Çoğunlukla kaside, mesnevi ve gazel şeklinde yazılmıştır
  • Tevhidlerde işlenen konular ayet ve hadislerden alıntı yapılarak veya bu iki kaynaktan da yararlanılarak kaleme alınmıştır.
  • Allahın zati ve sübûtî sıfatları öncelikli konusunu oluşturur
  • Tasavvufi ve Dini olmak üzere iki çeşit tevhid türü vardır.

Dini tevhidler, Âdem peygamberi topraktan yaratmış olan Allah’ın ilminde saklı ve gizli varlıkların kudret kalemiyle meydana gelişi zuhur edişi anlatırlar.

Tasavvufi tevhidlerde ise Kenzi mahfi esasına dayalı bir anlatım vardır. Kenzi Mahfi, Gizli Hazine demektir. İran ve Anadolu’daki şairlerin –Allah’ın kendi güzelliğini temaşa ve yokluk aynasında tecelli etmesi lafzı Kainatın yaradılış nedeni olarak gösterilir. ‘Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım’ (Zâriyât Suresi 56) ayeti tasavvufi tevhidde Kenzi mahfi esasını oluşturur. Tevhidlerde işlenen esas ve konular, Allahın zati ve sübûtî sıfatlarıdır.

  • Adem peygamberi topraktan yaratmış olan Allah’ın ilminde saklı ve gizli varlıkların kudret kalemiyle meydana gelişi zuhur edişi
  • Kenzi mahfi esasın
  • Vahdet-i vücut (varlıkta birlik)
  • Kainat Allahtan bir nişan ve alamettir.
  • Allah’ı dünya gözüyle görmek mümkün değildir.
  • Allahın zatı idrak edilemez ve buna insan güç yetiremez
  • Allah mülkün sahibi şehadet ve gayb âleminin Halikidır
  • Allah nasıllık ve nicelikten münezzehtir.
  • Sonsuz ve sınırsız zaman ve mekan kayıtlarından uzaktır
  • Allahın eşi ve ortağı yoktur.(ihlas suresi)
  • Merhametlilerin en merhametlisidir. (Erhamü’rrâhimîn)
  • Bütün eşya ve varlıkta nuru zahir olmuş tecelli etmiştir.
  • Gönül levhasından masivanın (Allahtan gayrı herşeyin) silinmesi şarttır.

gibi esaslar tevhidlerin içinde yer alır.

Mutasavvıf şairlerin tevhidlerinde en çok vurguladıkları felsefe vahdeti vücuttur.

Münâcâtlar

Münacatın kelime anlamı: Fısıldamak kulağa söylemek iki kişi arasında geçen gizli konuşma olarak göze çarpmaktadır. Bir kimsenin ellerini semaya kaldırarak dilediği şeyi Allah’tan gizlice istemesine münâcât denilmekle birlikte, edebiyâtımızda, bağışlayıcı olan Yüce Allah’tan bir dilekte bulunmak için yazılan manzûmelere verilen isimdir.

Kelime anlamı olan “kulağa fısıldamak ve iki kişi arasındaki gizli konuşma” münacatı tam olarak karşılamamaktadır. Kulağa fısıldamak normal konuşmalarda hoş karşılanmayan bir iletişim şeklidir. Münâcât aslında kulun acziyetini ifade halidir. Kişinin yüce Allah karşısında kulluğunun farkında olarak, edeple kendi eksiklik ve noksanlığını itiraf edip Allah’tan kısık bir sesle yardım istemesidir.

Eski edebiyatımızın vazgeçilmez şiir türlerinden biri olan münâcât, hemen her şairin divan ve mesnevisinde ya ilk ya da ikinci şiir olarak yerini alır. Bu yönüyle de mensur eserlerdeki “hamdele”nin şiirdeki karşılığıdır. Bununla birlikte mensur olarak yazılan münâcâtlar da vardır ki bunlara da “Tazarrû-nâme” adı verilir.

Divan edebiyatı şairlerince kaside, gazel, kıta, mesnevi, rubai gibi hemen her nazım şekliyle yazılmasına rağmen Halk ve Yeni Türk edebiyatı şairleri tarafından da hece ve serbest vezinle verilen yüzlerce güzel örnekleri de vardır.

Dinî ve edebî bir nazım türü olan münâcâtlar ayet ve hadislerden alıntılarla İslâm’ın iki ana kaynağından faydalanılarak kaleme alınmışlardır.

Allah’la ilgili edebî bir nazım türü olan münâcâtlar, tevhîdlerle benzerlik göstermesine rağmen aralarında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Tevhîdlerde Allah’ın zât ve sıfatlarından, yüceliğinden ve kudretinden bahsedilirken münâcâtlarda kulun hatalı, kusurlu ve aciz olduğu vurgulanarak Allah’tan yardım isteği ön plana çıkar. Kul, kusurludur. Yapmış olduğu ibadetler ve amelleri Allah’a layık değildir. Buna rağmen Allah kulun ameline göre ceza vermez. Fuzulî bir münâcâtında bu durumu;

Yok bende bir amel sana şâyeste âh eğer
A’mâlime göre vere adlin cezâ bana

Mısralarıyla ifade eder.

Münacat yazan şairlerden bazıları: Fuzuli, Arif Nihat Asya, Yunus EMRE, Fenayi Cennet Efendi, Cahit Zarifoğlu olarak sıralanabilir.

Giriş

Eski edebiyatımız dinî temele dayanır ve ilk kaynağı da İslâmî ilimlerin tümünde olduğu gibi Kur’ân-ı Kerîm’dir. Hiç kuşkusuz şiir, bu edebiyatımız içerisinde önemli bir yere sahiptir. Şairlerimiz anlatmak istedikleri hemen her şeyi çeşitli nazım şekilleriyle kaleme almışlardır. Kasidelerle tevhid, münacat ve naatlar yazdıkları gibi din ve devlet büyüklerine de methiyeler meydana getirmişlerdir. Aslen bir aşk şiiri formu olan gazel ile zamanla felsefî ve mizahî konuları da ele almışlardır. Mesnevî nazım şekliyle dinî ve dünyevî hemen her konuda kalem oynatmışlardır. Öyle ki bazen Arapça veya Farsça bir sözlüğün bazense bir dilbilgisi kitabının bile manzum olarak yazıldığını görmekteyiz.

Türklerin İslâm’ı kabul etmelerinden sonra yazılan eserlerin hemen hepsinde önce Allah’ın birliği ve ululuğunu anlatan, O’na yalvarma ve duâyı ifâde eden, Hz. Peygamber’i medh edip öven parçalar ve manzûmeler bulunmaktadır. Eserlere bu şekilde başlamak İslâm sonrası edebiyatımızın ilk eserlerinden itibaren herkesçe uyulan bir âdet ve gelenek olagelmiştir. Bu âdet ve geleneğin dayanağını şu şekilde açmak ve açıklamak mümkündür.

Her şeyden önce eserlerin, mensûr ve manzûm olmak üzere iki tarz ve şekilde yazılmaları usûldendir. Müslüman bir müellif ve şâirin eserine “Besmele” ile başlayarak “Hamdele” ve “Salvele” ile devam etmesi ve “ammâ ba‘dü” sözü ile de asıl konuya geçmesi “âdet ve gelenek” idi. Ancak, bu âdet ve geleneğin bir dayanağı olmalıydı. İşte bu âdet ve geleneğin delil ve dayanakları hakkında şu bilgileri vermek faydalı ve yerinde olacaktır.

Bu âdet ve geleneğin mensur eserlerde nasıl ve hangi sıraya göre uygulandığına bakalım. Mensur eserlerde müellifin âdet ve geleneğe göre, takip ettiği sıra: “Besmele, hamdele, salvele, ammâ ba‘dü” sözleridir. Manzum eserlerde ise bu sıra: “Besmele, Tevhîd-Münâcât, Na‘t, Sebeb-i Te’lîf-i Kitâb” şeklindedir. Divanlarda bu sıraya uyulduğu gibi, mesnevîlerde de, genel olarak, böyledir. Bunları sıra ile açıklayalım.

1. Mansur Eserlerde:

Besmele; “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” demek olan Besmele’nin dayanağı, Hz. Peygamber’in: “Her iyi ve güzel bir işe “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı” ile başlanmamışsa, o işten hayır gelmez, sonu güdük ve verimsizdir.” (Aclûnî: 1352) anlamındaki hadîsidir.

Hamdele; “Allah’a şükretme” anlamına gelen “el-Hamdü li’llâh” cümlesinin kısaltılmış şeklidir. Hamdele’nin delîli, Kur’ân-ı Kerîm’in ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi-ilk âyetinin “Hamd” kelimesiyle başlamış olması ve bir de Hz. Peygamber’in hutbelerinin Allah’a “Hamd ü senâ” ile başlamış olmasıdır.

Salvele: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed” cümlesinin kısaltılmış şeklidir. Hz. Peygamber’e salât ü selâm getirmenin Kur’an’daki delili: “Allah ve melekleri,peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeğe, şânını yüceltmeğe özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salât edin (onun şânını yüceltmeğe özen gösterin); içtenlikle selâm edin (Ahzab, 33/56).” anlamındaki âyettir. Âyetin asıl metninde geçen “sallû” ve “sellimû” emirleri, Hz. Peygamber’e “salât ü selâm” getirme görevini Müslümanlara yüklemektedir.

Ammâ ba‘d: “Allah’a hamd, Peygambere salât ü selâm’dan sonra” anlamında bir deyimdir ki, bundan sonra asıl konuya geçilir. Asıl konu ile Hamdele ve salvele faslını ayırdığı için “ammâ ba‘dü” sözüne “faslu’l-hitâb” da denir.

2. Manzum Eserlerde:

Manzum eserlerde besmeleden sonra öncelikle tevhid bazen de tevhid ve münacat birlikte bulunur.

Allahın varlığına ve birliğine dair yazılan manzumelere Tevhid denilir.

Mensur türde yazılan tevhid ve münacatların ortak adı Tazarru name şeklindedir.

Türk İslam edebiyatında Hz. Peygamberin hayatını vasıf ve güzelliklerini mucizelerini anlatan; hadislerin kırk kadarını bir araya getirerek oluşturulan eserlere Hadisi Erbain denilir.

Türk-İslam edebiyatımızın en sevilen eserlerinden bazıları Yunus Emre ilahileri, Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediyesi, Süleyman Çelebi’nin Mevlidi, Ahmet Cevdet Paşa’nın Kısas-ul Enbiyası olarak gösterilebilir.

Dini-edebi nazım türleri, Allah la ilgili nazım türleri, Peygamberle ilgili nazım türleri ve Dini ahlaki nazım türleri olarak sınıflandırılabilir.

Allahtan bir şeyi dilemek için ona yalvarmak ve yakarmak için yazılmış nazım türüne münacat denilir.

Allah’ın Güzel İsimleri: Esmâ- I Hüsnâlar

Esmâü’l-hüsnâ ifadesi Kuranda 4 yerde geçmektedir. Araf, İsra, Taha ve Haşr sureleri geçtikleri yerlerdir. Esma-ı Hüsna Havası nitelemesi, Esma-ı hüsnadaki hangi ismin hangi faydaya yönelik olduğudur. Esma-ı hüsnayla ilgili en çok eser verilen dil Arapçadır, onu Türkçe ve Farsça izler. Münacat nazım şekli Türk edebiyatımıza 12. Yy’dan itibaren girmiştir. Arapça olarak yazılan esma-ı hüsnalar:

Gazali: Maksadul Esna fi şerhi Esmaillahi hüsna

Beyzavi: Müntehel müna fi şerhi Esmaillahi hüsna

Fahreddin Razi: Levaimul Beyyinat şerhü Esmaillahi Teala vessıfat

Farsça yazılmış Esma-i hüsnalar:

Abdurrahman Cami: Risaleyi Muammayı Nefise

Mir Hüseyin eş Şirazi: Şerhul Esmail hüsna

Lami Çelebi tarafından Farsçadan Türkçeye tercüme edilen Şerhul Esmail Hüsna eseri Mir Hüseyin eş Şirazi’ye aittir.

Türkçe manzum esma-ı Hüsna kaleme alan şairlerden bazıları:

  • Şeyhoğlu Mustafa
  • İsa Saruhani—şerhu Esmail Hüsna
  • Ahmed Şakir Paşa
  • İbrahim Cudi
  • Bıçakcızade İsmail Hakkı

olarak sıralanabilir.

Tevhîdler

Manzum tevhidler çoğunlukla kaside, mesnevi, gazel şeklinde yazılmıştır.

Tevhidlerin öncelikli konusu Allahın zati ve subuti sıfatlarıdır. Türk islam edebiyatının konu bakımından en önde gelen eserleri Tevhidlerdir.

Tevhidler:

  • Vahdet kelimesinden gelir
  • Tevhidler Türk-İslam edebiyatının konu bakımından en önde gelen eserleridir
  • Çoğunlukla kaside, mesnevi ve gazel şeklinde yazılmıştır
  • Tevhidlerde işlenen konular ayet ve hadislerden alıntı yapılarak veya bu iki kaynaktan da yararlanılarak kaleme alınmıştır.
  • Allahın zati ve sübûtî sıfatları öncelikli konusunu oluşturur
  • Tasavvufi ve Dini olmak üzere iki çeşit tevhid türü vardır.

Dini tevhidler, Âdem peygamberi topraktan yaratmış olan Allah’ın ilminde saklı ve gizli varlıkların kudret kalemiyle meydana gelişi zuhur edişi anlatırlar.

Tasavvufi tevhidlerde ise Kenzi mahfi esasına dayalı bir anlatım vardır. Kenzi Mahfi, Gizli Hazine demektir. İran ve Anadolu’daki şairlerin –Allah’ın kendi güzelliğini temaşa ve yokluk aynasında tecelli etmesi lafzı Kainatın yaradılış nedeni olarak gösterilir. ‘Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım’ (Zâriyât Suresi 56) ayeti tasavvufi tevhidde Kenzi mahfi esasını oluşturur. Tevhidlerde işlenen esas ve konular, Allahın zati ve sübûtî sıfatlarıdır.

  • Adem peygamberi topraktan yaratmış olan Allah’ın ilminde saklı ve gizli varlıkların kudret kalemiyle meydana gelişi zuhur edişi
  • Kenzi mahfi esasın
  • Vahdet-i vücut (varlıkta birlik)
  • Kainat Allahtan bir nişan ve alamettir.
  • Allah’ı dünya gözüyle görmek mümkün değildir.
  • Allahın zatı idrak edilemez ve buna insan güç yetiremez
  • Allah mülkün sahibi şehadet ve gayb âleminin Halikidır
  • Allah nasıllık ve nicelikten münezzehtir.
  • Sonsuz ve sınırsız zaman ve mekan kayıtlarından uzaktır
  • Allahın eşi ve ortağı yoktur.(ihlas suresi)
  • Merhametlilerin en merhametlisidir. (Erhamü’rrâhimîn)
  • Bütün eşya ve varlıkta nuru zahir olmuş tecelli etmiştir.
  • Gönül levhasından masivanın (Allahtan gayrı herşeyin) silinmesi şarttır.

gibi esaslar tevhidlerin içinde yer alır.

Mutasavvıf şairlerin tevhidlerinde en çok vurguladıkları felsefe vahdeti vücuttur.

Münâcâtlar

Münacatın kelime anlamı: Fısıldamak kulağa söylemek iki kişi arasında geçen gizli konuşma olarak göze çarpmaktadır. Bir kimsenin ellerini semaya kaldırarak dilediği şeyi Allah’tan gizlice istemesine münâcât denilmekle birlikte, edebiyâtımızda, bağışlayıcı olan Yüce Allah’tan bir dilekte bulunmak için yazılan manzûmelere verilen isimdir.

Kelime anlamı olan “kulağa fısıldamak ve iki kişi arasındaki gizli konuşma” münacatı tam olarak karşılamamaktadır. Kulağa fısıldamak normal konuşmalarda hoş karşılanmayan bir iletişim şeklidir. Münâcât aslında kulun acziyetini ifade halidir. Kişinin yüce Allah karşısında kulluğunun farkında olarak, edeple kendi eksiklik ve noksanlığını itiraf edip Allah’tan kısık bir sesle yardım istemesidir.

Eski edebiyatımızın vazgeçilmez şiir türlerinden biri olan münâcât, hemen her şairin divan ve mesnevisinde ya ilk ya da ikinci şiir olarak yerini alır. Bu yönüyle de mensur eserlerdeki “hamdele”nin şiirdeki karşılığıdır. Bununla birlikte mensur olarak yazılan münâcâtlar da vardır ki bunlara da “Tazarrû-nâme” adı verilir.

Divan edebiyatı şairlerince kaside, gazel, kıta, mesnevi, rubai gibi hemen her nazım şekliyle yazılmasına rağmen Halk ve Yeni Türk edebiyatı şairleri tarafından da hece ve serbest vezinle verilen yüzlerce güzel örnekleri de vardır.

Dinî ve edebî bir nazım türü olan münâcâtlar ayet ve hadislerden alıntılarla İslâm’ın iki ana kaynağından faydalanılarak kaleme alınmışlardır.

Allah’la ilgili edebî bir nazım türü olan münâcâtlar, tevhîdlerle benzerlik göstermesine rağmen aralarında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Tevhîdlerde Allah’ın zât ve sıfatlarından, yüceliğinden ve kudretinden bahsedilirken münâcâtlarda kulun hatalı, kusurlu ve aciz olduğu vurgulanarak Allah’tan yardım isteği ön plana çıkar. Kul, kusurludur. Yapmış olduğu ibadetler ve amelleri Allah’a layık değildir. Buna rağmen Allah kulun ameline göre ceza vermez. Fuzulî bir münâcâtında bu durumu;

Yok bende bir amel sana şâyeste âh eğer
A’mâlime göre vere adlin cezâ bana

Mısralarıyla ifade eder.

Münacat yazan şairlerden bazıları: Fuzuli, Arif Nihat Asya, Yunus EMRE, Fenayi Cennet Efendi, Cahit Zarifoğlu olarak sıralanabilir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!