Türk İslam Edebiyatı Dersi 4. Ünite Özet

09.08.2022
14
A+
A-

Türk-İslam Edebiyatında Belagat Başlıca Edebi Sanatlar

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk İslam Edebiyatı Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Türk-İslam Edebiyatında Belagat Başlıca Edebi Sanatlar

Türk-İslâm Edebiyatı Metinlerinin Değerlendirilmesinde Vazgeçilmez Ölçü

Belâgat

Sözlükte sözün fasih ve açık seçik olması demektir. Edebiyat terimi olarak iki manada kullanılır. Birincisi meleke ve kabiliyettir. Bu tanım klasik belagat kitaplarında “sözün fasih olmak şartıyla mukteza-yı hale mutabık olması” şeklindedir. Bu anlamıyla belagat insanda doğuştan var olan ve ona has melekedir. İkinci ve klasik belagat kitaplarındaki anlamı ise “Kelamın fasih olmak şartıyla mukteza-yı hale mutabık olmasının usul ve kaidelerini bildiren” ilimdir. Belagatin bu maksadına ulaşması için şu üç konu hakkında bilgi sahibi olmak gerekir:

  1. Meani: Kelamın mukteza-yı hale uygunluğunu sağlamak için gerekli olanları bilme şeklinde tanımlanabilecek konular.
  2. Beyan: Sözün açık-seçik, kolay ve anlaşılabilmesini temin etme yolları.
  3. Bedi’: Sözü güzel, süslü ve etkili söyleme usulleri. Türk belagat literatüründe klasik özellikteki ilk Türkçe eser, örnekleri bakımından zayıf olsa da Ahmet Hamdi’nin Belagati Lisanı Osmanî adlı kitabıdır.

Türk-İslâm Edebiyatı Metinlerinde Karşılaşılan Başlıca Edebî Sanatlar

1. İnşa

Türk, Arap ve Fars edebiyatlarında “resmi yazışmalarda kullanılan nesir dilini ifade eden edebi tür ve dil bilimi” için kullanılmış, zamanla genel olarak her türlü nesir ve düz yazı karşılığında kazanmıştır. Kâtip Çelebi buna “ifadede yerine, konusuna ve amacına yakışan güzel ibareler kullanmaktır” şeklinde bir ilavede bulunur. Genellikle nesir halinde yazılan mektup türünün de inşa içinde özel bir yeri vardır. Kâtip Çelebi mektubu inşanın bir dalı olarak ele almıştır. İnşa kelimesi dar anlamda daha çok münşeat adıyla anılan her türlü resmi yazışma ile bunların bir parçası sayılabilecek mektup vb. metinlerin kaleme alınmasının yollarını ve bu hususlarla ilgili kuralların bilgisini ifade eder.

2. Seci

İnşa ile yakın ilgisi bulunan ve daha çok bir nesir sanatı kabul edilen seci, söze güzellik ve süs katan hususlardan biri olarak kabul edilir. Halemiz ve lalemiz kelimelerini içeren bir cümlede her iki kelimenin son hecesi olan “le” seciyi meydana getirir. Kelime gruplarında da rastlanan seciler daha çok atasözleri ve vecizelerde bir ahenk unsuru olarak yer almış ve onların ezberlenmesini kolaylaştırmıştır. “Abdal tekkede hacı Mekke’de bulunur”, “Aç koyma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin” gibi. Seci sanatının en mükemmel örneği Sinan Paşa’nın Tazarru’name’sidir.

3. Itnâb

“Bir düşüncenin gereğinden fazla sözle ifade edilmesi”anlamına gelir. Hem olumlu hem de olumsuz olarak ele alınmıştır. Türkçe belagat kitaplarında ıtnâb üçe ayrılmıştır:

a) Itnâb -ı makbul: Manayı açıklığa kavuşturma, pekiştirme, mübalağa ve tasvir amacına yönelik bir fayda elde etmek üzere sözü uzatma ya da tekrarlamadır.
b) Itnâb -ı mümil: Gereksiz yere sözü uzatma, ifadeye lüzumsuz kelime veya cümle katma işidir.
c) Itnâb -ı manevi: İfadede mananın farklı lafızlarla tekrarıdır. Ör: (itaat kıl) sözüme (olma asi).

4. İktibas

Kuran ve hadisten alınmış bir ibareyi beyte/mısraa/cümleye yerleştirmektir. Türk-İslâm edebiyatı metinlerinde çokça karşılaşılmaktadır. Türk edebiyatında yenileşme dönemine kadar âyet ve hadislerden seçilen ibarelerin aktarılması şeklinde kullanılmışken sonraları iktibas edilen metinler çok çeşitlenmiş ve her türlü nakil bu kapsama dahil edilmiştir. İktibas, ayrıca benzer özellikler gösteren irsâl-i mesel (îrâd-ı mesel), telmih ve mülemma’ (ilmâ’) gibi sanatlarla karıştırılmıştır. Ancak atasözleriyle örnek verme açısından irsâl-i meselden, cümle veya beytin tamamını aktarma bakımından tazmin, taştîr ve tahmisten, ibareyi esas lafzıyla nakletme yönünden telmihten ayrılmaktadır.

5. İstişhad

Türk edebiyatında bir edebi sanat olarak istişhaddan ziyade ona çok benzeyen “irsal-i mesel” (örnek olarak atasözü veya özlü söz zikretme) veya “iktibas” (hadis veya ayet zikretme) tercih edilmiş ve belagat kitaplarında istişhada yer verilmemiştir. Şair veya yazarın ifadeyi kuvvetlendirmek, anlamı zenginleştirmek, söz daha sanatlı hale getirmek gibi amaçlarla ayet, hadis, atasözü, vecize, mısra ve beyit zikretmesi istişhadı ortaya çıkarır.

6. Teşbih

Mecazla birlikte ele alınmış bir sanattır. Teşbihle mecazın esas farkı kelimelerin gerçek anlamıyla kullanılmasıdır. Türkçede teşbih edatı günümüzde kullanılan “gibi” takısıdır. Teşbihin rüknü dörttür. Benzeyen, benzetilen, benzeme yönü ve teşbih edatı. Bir teşbihte ya bütün teşbih unsurları yer alır veya bunlardan en az ikisi bulunur. Dört çeşit teşbih vardır:

a. Mufassal teşbih: Tam teşbihte denilir ve bütün unsurlar bu teşbihte zikredilir.
b. Mücmel veya muhtasar teşbih: Benzeme yönü zikredilmez. Anlaşılması zordur.
c. Müekked teşbih: Diğerlerine göre daha sanatlı ve üstün kabul edilen bu tür teşbih, unsurlarının mümkün olduğunca azaltılmasıyla ifadenin güçleştirildiği bir söyleyiştir.
d. Beliğ teşbih: İki ana unsurun yani benzeyen ve benzetilenin kullanıldığı teşbihtir.

7. İstiare

Bir kelime veya ibarenin, teşbihi kuvvetlendirmek, onu abartarak muhataba daha güçlü yorum imkânı sağlamak için benzeşme ilgisiyle ve bir karineye dayalı olarak gerçek anlamı dışında kullanılması demektir. Bir kelimeyi asıl anlamı akla getirmeden kullanmanın, manayı güzel ifade etmede en etkili yol kabul edilmesi istiarenin önemini arttırmıştır. Örneğin sersem yerine “kaz”, inatçı yerine “keçi/katır”, asık suratlı veya zalim yerine “Nemrut”, âşık veya şaşkın yerine “Leyla” birer istiaredir. Belagat kitaplarında istiare üç ana başlık altında incelenmiştir:

a. Açık istiare: Yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
b. Kapalı istiare: Yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir.
c. Mürekkep istiare: Bu sanat istiarede yer alan bir unsurun değişik yönleri ve özelliklerinin benzetme konusu yapılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Gizli gizli iş yapan kimse hakkında “saman altından su yürütüyor” denilmesi de bu tür bir istiaredir.

8. Mecaz

Bir ilgi veya ipucu ile gerçek anlamı dışında kullanılan kelime veya terkibi ifade eden bu belagat terimi, kelimelerin manalarına dayalı edebi sanatların en önemli ve yaygın olanıdır. Kelimelerin anlam bakımından üç farklı özelliği vardır:

a) Manayı hakiki- gerçek anlam: Göz kelimesinin görme organı olması.
b) Manayı tali- türeme anlam: Terazi kefesi için göz denilmesi.
c) Mecaz anlam: Gözü doymaz, aç gözlü deyimlerindeki göz mecazi anlamdadır.

Mecazlar söze güzellik, canlılık ve etkinlik katar, konuşanın ifade etmek istediğinin daha kuvvetle anlaşılmasına imkân tanır. Mecaz denildiğinde mecazı mürselin anlaşılması gerekir.

9. İrsal-İ Mesel

Manzum veya mensur bir ifadede söze destek sağlamak, onu daha kolay benimsetmek için herkesçe kabul edilmiş bir başka sözü, özellikle atasözünü kullanma sanatıdır.

10. Tazmin

Başka bir şaire ait olan mısranın bir şiirde kullanılması anlamına gelir. Tazminde alıntılanan şiir parçasının kime ait olduğunu söylemek bir kuraldır.

11. Tecahül-İ Arifane

Şiir ve nesirde “bilinen bir hususun bir nükteye bağlı olarak bilinmiyormuş gibi ifade edilmesi” sanatıdır. Batı retoriğindeki karşılığı ironidir. Şair bunun için aslında muhatabına cevabını bildiği sorular sorar. Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin basitliği kırılmış olur, hem de söze nükte ve zarafet kazandırır.

12. Teşhis ve İntak

Teşhis “varlıkların kişileştirilerek yeni kimlikler kazanması” şeklinde tanımlanabilir. İntak “konuşma, insan gibi dile gelme” demektir. Teşhis genelde intak ile bütünlük kazandığından her intak sanatına başvurulduğunda orada teşhiste bulunur. Günümüzde çocuklar ve gençler için yazılan fabllarda bu sanattan bolca yararlanılmaktadır.

13. Hüsn-i Ta’lil

Bir olayın gerçek sebebinin göz ardı edilerek heyecan unsurunun ön plana çıkarılması sanatıdır. Hadiselere o andaki ruh halinin yorumunu katmak, hayatı ve dış dünyayı gönlüne aksettiği gibi algılamak isteyen her sanatkâr bu sanata başvurur.

14. Tenasüb

Sözlükte uyum, orantı, yakışma anlamına gelir. Edebiyat terimi olarak “aralarında karşıtlık dışında bir ilgi bulunan iki veya daha çok kelimenin anlam güzelliğini ve bütünlüğünü sağlamak amacıyla aynı sözde bir araya getirilmesi” demektir. Anlamca yakın kelimelerin gelişigüzel veya zorunlu biçimde bir araya getirilmesiyle tenasüp gerçekleşmez. Agehi’nin “Keşti Kasidesi” sırf tenasüp sanatına dayalı yazılan şiirlere bir örnektir.

15. Leff’ü Neşr,

Cümlenin kuruluş ve dizilişiyle ilgili, anlama güzellik katan söz sanatlarından biri olarak tanımlanabilir. Bu sanatta önce iki veya daha fazla unsur ayrı ayrı zikredilir(leff), ardından bunların her biriyle ilgili öğeler anılır(neşr).

16. Telmih

Arap-Fars-Türk kültür ve edebiyatına ait bir metinde bu kültürlerin örnek gösterilecek değerlerine sahip bir kişi veya olaylarla ayet, hadis, kelamı kibar, atasözü vb. kalıplaşmış ibarelere gönderme sanatıdır. Telmihin iktibastan ve irsal-i meselden farkı sadece işaret etmesidir.

17. Ebced

Arap alfabesinin “ilk tertibi ve harflerinin taşıdığı sayı değerine dayanan hesap sistemi”. Mesela İstanbul’un fetih yılı Kuran-ı Kerim’deki “beldetün tayyibe” kelimesinin ebcedle karşılığı olan 1453 yılına rast gelmekte, bu ise Müslüman topluluklar tarafında ilahi mucize olarak kabul edilmektedir.

18. Tarih Düşürme

Türkçede tarih manzumesi yazarak vuku bulan hadiselerin tarihlerini zikretmeye “tarih düşürme, tarih yazma” denilir. Başlangıçta öğrenme ve ezberleme kolaylığı için çıktığı tahmin edilen tarih düşürme, daha sonra şairliğin gereklerinden biri sayılarak bir nevi sanat gösterme aracı ve sanatkârın kudretinin göstergelerinden biri sayılmıştır. Tarihler farklı biçimlerde düzenlenmiştir:

a) Lafzen tarih: Verilecek tarihin rakamla değil sözle zikredilmesidir.
b) Manen tarih: olayın tarihini ebced hesabına göre harflerin sayı değerinden çıkarılmasıdır.
c) Lafzen ve manen tarih: İkisinin de kullanılmasıdır.

Tarihin hesaplama şekline göre ise genellikle üç türlü tarihle karşılaşılmaktadır:

  1. Tam (mutlak) tarih: Hesaplandığında tam olarak ortaya çıktığı en makbul ve en güç söylenen tarihtir.
  2. Ta‘miyeli tarih. Tarih mısraındaki harflerin sayı değerinin istenen tarihi karşılamadığı durumlarda ekleme veya çıkarma şeklinde bir hesap yapılması gereğinin bir önceki mısrada söylendiği tarihtir.
  3. Düta tarih. Tarih mısraını meydana getiren harflerin toplamından çıkan tarih, hadisenin cereyan ettiği yılın iki katını verdiği tarihtir.

Harflerin kullanılışından doğan özelliklere göre tarihler birkaç türlü olur:

  1. Bütün harflerle söylenenler. Bu tür tarihlerde noktalı olup olmadığına bakılmaksızın bütün harfler hesaba katılır.
  2. Mu‘cem tarih. Sadece tarih mısraındaki noktalı harflerin hesap edilmesiyle ortaya çıkan bu tarih ayrıca “münakkat, menkut, mücevher, cevher, cevheri, cevherdar, cevherin, gevher, güher ” adlarıyla da anılmaktadır. Şairler, düşürdükleri tarihin mu‘cem olduğunu genellikle tarih mısraından önce bu kelimelerden birini zikrederek belirtirler.
  3. Mühmel Tarih. Yalnız noktasız harflerin hesap edilmesiyle söylenen tarihtir. Bu tür tarihe “binukat, bi-cevher, sade tarih” de denir. Noktasız harflerin ebced sisteminde sayı değeri çok olmadığından mühmel tarih çok zor söylenir.

Türk-İslâm Edebiyatı Metinlerinin Değerlendirilmesinde Vazgeçilmez Ölçü

Belâgat

Sözlükte sözün fasih ve açık seçik olması demektir. Edebiyat terimi olarak iki manada kullanılır. Birincisi meleke ve kabiliyettir. Bu tanım klasik belagat kitaplarında “sözün fasih olmak şartıyla mukteza-yı hale mutabık olması” şeklindedir. Bu anlamıyla belagat insanda doğuştan var olan ve ona has melekedir. İkinci ve klasik belagat kitaplarındaki anlamı ise “Kelamın fasih olmak şartıyla mukteza-yı hale mutabık olmasının usul ve kaidelerini bildiren” ilimdir. Belagatin bu maksadına ulaşması için şu üç konu hakkında bilgi sahibi olmak gerekir:

  1. Meani: Kelamın mukteza-yı hale uygunluğunu sağlamak için gerekli olanları bilme şeklinde tanımlanabilecek konular.
  2. Beyan: Sözün açık-seçik, kolay ve anlaşılabilmesini temin etme yolları.
  3. Bedi’: Sözü güzel, süslü ve etkili söyleme usulleri. Türk belagat literatüründe klasik özellikteki ilk Türkçe eser, örnekleri bakımından zayıf olsa da Ahmet Hamdi’nin Belagati Lisanı Osmanî adlı kitabıdır.

Türk-İslâm Edebiyatı Metinlerinde Karşılaşılan Başlıca Edebî Sanatlar

1. İnşa

Türk, Arap ve Fars edebiyatlarında “resmi yazışmalarda kullanılan nesir dilini ifade eden edebi tür ve dil bilimi” için kullanılmış, zamanla genel olarak her türlü nesir ve düz yazı karşılığında kazanmıştır. Kâtip Çelebi buna “ifadede yerine, konusuna ve amacına yakışan güzel ibareler kullanmaktır” şeklinde bir ilavede bulunur. Genellikle nesir halinde yazılan mektup türünün de inşa içinde özel bir yeri vardır. Kâtip Çelebi mektubu inşanın bir dalı olarak ele almıştır. İnşa kelimesi dar anlamda daha çok münşeat adıyla anılan her türlü resmi yazışma ile bunların bir parçası sayılabilecek mektup vb. metinlerin kaleme alınmasının yollarını ve bu hususlarla ilgili kuralların bilgisini ifade eder.

2. Seci

İnşa ile yakın ilgisi bulunan ve daha çok bir nesir sanatı kabul edilen seci, söze güzellik ve süs katan hususlardan biri olarak kabul edilir. Halemiz ve lalemiz kelimelerini içeren bir cümlede her iki kelimenin son hecesi olan “le” seciyi meydana getirir. Kelime gruplarında da rastlanan seciler daha çok atasözleri ve vecizelerde bir ahenk unsuru olarak yer almış ve onların ezberlenmesini kolaylaştırmıştır. “Abdal tekkede hacı Mekke’de bulunur”, “Aç koyma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin” gibi. Seci sanatının en mükemmel örneği Sinan Paşa’nın Tazarru’name’sidir.

3. Itnâb

“Bir düşüncenin gereğinden fazla sözle ifade edilmesi”anlamına gelir. Hem olumlu hem de olumsuz olarak ele alınmıştır. Türkçe belagat kitaplarında ıtnâb üçe ayrılmıştır:

a) Itnâb -ı makbul: Manayı açıklığa kavuşturma, pekiştirme, mübalağa ve tasvir amacına yönelik bir fayda elde etmek üzere sözü uzatma ya da tekrarlamadır.
b) Itnâb -ı mümil: Gereksiz yere sözü uzatma, ifadeye lüzumsuz kelime veya cümle katma işidir.
c) Itnâb -ı manevi: İfadede mananın farklı lafızlarla tekrarıdır. Ör: (itaat kıl) sözüme (olma asi).

4. İktibas

Kuran ve hadisten alınmış bir ibareyi beyte/mısraa/cümleye yerleştirmektir. Türk-İslâm edebiyatı metinlerinde çokça karşılaşılmaktadır. Türk edebiyatında yenileşme dönemine kadar âyet ve hadislerden seçilen ibarelerin aktarılması şeklinde kullanılmışken sonraları iktibas edilen metinler çok çeşitlenmiş ve her türlü nakil bu kapsama dahil edilmiştir. İktibas, ayrıca benzer özellikler gösteren irsâl-i mesel (îrâd-ı mesel), telmih ve mülemma’ (ilmâ’) gibi sanatlarla karıştırılmıştır. Ancak atasözleriyle örnek verme açısından irsâl-i meselden, cümle veya beytin tamamını aktarma bakımından tazmin, taştîr ve tahmisten, ibareyi esas lafzıyla nakletme yönünden telmihten ayrılmaktadır.

5. İstişhad

Türk edebiyatında bir edebi sanat olarak istişhaddan ziyade ona çok benzeyen “irsal-i mesel” (örnek olarak atasözü veya özlü söz zikretme) veya “iktibas” (hadis veya ayet zikretme) tercih edilmiş ve belagat kitaplarında istişhada yer verilmemiştir. Şair veya yazarın ifadeyi kuvvetlendirmek, anlamı zenginleştirmek, söz daha sanatlı hale getirmek gibi amaçlarla ayet, hadis, atasözü, vecize, mısra ve beyit zikretmesi istişhadı ortaya çıkarır.

6. Teşbih

Mecazla birlikte ele alınmış bir sanattır. Teşbihle mecazın esas farkı kelimelerin gerçek anlamıyla kullanılmasıdır. Türkçede teşbih edatı günümüzde kullanılan “gibi” takısıdır. Teşbihin rüknü dörttür. Benzeyen, benzetilen, benzeme yönü ve teşbih edatı. Bir teşbihte ya bütün teşbih unsurları yer alır veya bunlardan en az ikisi bulunur. Dört çeşit teşbih vardır:

a. Mufassal teşbih: Tam teşbihte denilir ve bütün unsurlar bu teşbihte zikredilir.
b. Mücmel veya muhtasar teşbih: Benzeme yönü zikredilmez. Anlaşılması zordur.
c. Müekked teşbih: Diğerlerine göre daha sanatlı ve üstün kabul edilen bu tür teşbih, unsurlarının mümkün olduğunca azaltılmasıyla ifadenin güçleştirildiği bir söyleyiştir.
d. Beliğ teşbih: İki ana unsurun yani benzeyen ve benzetilenin kullanıldığı teşbihtir.

7. İstiare

Bir kelime veya ibarenin, teşbihi kuvvetlendirmek, onu abartarak muhataba daha güçlü yorum imkânı sağlamak için benzeşme ilgisiyle ve bir karineye dayalı olarak gerçek anlamı dışında kullanılması demektir. Bir kelimeyi asıl anlamı akla getirmeden kullanmanın, manayı güzel ifade etmede en etkili yol kabul edilmesi istiarenin önemini arttırmıştır. Örneğin sersem yerine “kaz”, inatçı yerine “keçi/katır”, asık suratlı veya zalim yerine “Nemrut”, âşık veya şaşkın yerine “Leyla” birer istiaredir. Belagat kitaplarında istiare üç ana başlık altında incelenmiştir:

a. Açık istiare: Yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
b. Kapalı istiare: Yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir.
c. Mürekkep istiare: Bu sanat istiarede yer alan bir unsurun değişik yönleri ve özelliklerinin benzetme konusu yapılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Gizli gizli iş yapan kimse hakkında “saman altından su yürütüyor” denilmesi de bu tür bir istiaredir.

8. Mecaz

Bir ilgi veya ipucu ile gerçek anlamı dışında kullanılan kelime veya terkibi ifade eden bu belagat terimi, kelimelerin manalarına dayalı edebi sanatların en önemli ve yaygın olanıdır. Kelimelerin anlam bakımından üç farklı özelliği vardır:

a) Manayı hakiki- gerçek anlam: Göz kelimesinin görme organı olması.
b) Manayı tali- türeme anlam: Terazi kefesi için göz denilmesi.
c) Mecaz anlam: Gözü doymaz, aç gözlü deyimlerindeki göz mecazi anlamdadır.

Mecazlar söze güzellik, canlılık ve etkinlik katar, konuşanın ifade etmek istediğinin daha kuvvetle anlaşılmasına imkân tanır. Mecaz denildiğinde mecazı mürselin anlaşılması gerekir.

9. İrsal-İ Mesel

Manzum veya mensur bir ifadede söze destek sağlamak, onu daha kolay benimsetmek için herkesçe kabul edilmiş bir başka sözü, özellikle atasözünü kullanma sanatıdır.

10. Tazmin

Başka bir şaire ait olan mısranın bir şiirde kullanılması anlamına gelir. Tazminde alıntılanan şiir parçasının kime ait olduğunu söylemek bir kuraldır.

11. Tecahül-İ Arifane

Şiir ve nesirde “bilinen bir hususun bir nükteye bağlı olarak bilinmiyormuş gibi ifade edilmesi” sanatıdır. Batı retoriğindeki karşılığı ironidir. Şair bunun için aslında muhatabına cevabını bildiği sorular sorar. Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin basitliği kırılmış olur, hem de söze nükte ve zarafet kazandırır.

12. Teşhis ve İntak

Teşhis “varlıkların kişileştirilerek yeni kimlikler kazanması” şeklinde tanımlanabilir. İntak “konuşma, insan gibi dile gelme” demektir. Teşhis genelde intak ile bütünlük kazandığından her intak sanatına başvurulduğunda orada teşhiste bulunur. Günümüzde çocuklar ve gençler için yazılan fabllarda bu sanattan bolca yararlanılmaktadır.

13. Hüsn-i Ta’lil

Bir olayın gerçek sebebinin göz ardı edilerek heyecan unsurunun ön plana çıkarılması sanatıdır. Hadiselere o andaki ruh halinin yorumunu katmak, hayatı ve dış dünyayı gönlüne aksettiği gibi algılamak isteyen her sanatkâr bu sanata başvurur.

14. Tenasüb

Sözlükte uyum, orantı, yakışma anlamına gelir. Edebiyat terimi olarak “aralarında karşıtlık dışında bir ilgi bulunan iki veya daha çok kelimenin anlam güzelliğini ve bütünlüğünü sağlamak amacıyla aynı sözde bir araya getirilmesi” demektir. Anlamca yakın kelimelerin gelişigüzel veya zorunlu biçimde bir araya getirilmesiyle tenasüp gerçekleşmez. Agehi’nin “Keşti Kasidesi” sırf tenasüp sanatına dayalı yazılan şiirlere bir örnektir.

15. Leff’ü Neşr,

Cümlenin kuruluş ve dizilişiyle ilgili, anlama güzellik katan söz sanatlarından biri olarak tanımlanabilir. Bu sanatta önce iki veya daha fazla unsur ayrı ayrı zikredilir(leff), ardından bunların her biriyle ilgili öğeler anılır(neşr).

16. Telmih

Arap-Fars-Türk kültür ve edebiyatına ait bir metinde bu kültürlerin örnek gösterilecek değerlerine sahip bir kişi veya olaylarla ayet, hadis, kelamı kibar, atasözü vb. kalıplaşmış ibarelere gönderme sanatıdır. Telmihin iktibastan ve irsal-i meselden farkı sadece işaret etmesidir.

17. Ebced

Arap alfabesinin “ilk tertibi ve harflerinin taşıdığı sayı değerine dayanan hesap sistemi”. Mesela İstanbul’un fetih yılı Kuran-ı Kerim’deki “beldetün tayyibe” kelimesinin ebcedle karşılığı olan 1453 yılına rast gelmekte, bu ise Müslüman topluluklar tarafında ilahi mucize olarak kabul edilmektedir.

18. Tarih Düşürme

Türkçede tarih manzumesi yazarak vuku bulan hadiselerin tarihlerini zikretmeye “tarih düşürme, tarih yazma” denilir. Başlangıçta öğrenme ve ezberleme kolaylığı için çıktığı tahmin edilen tarih düşürme, daha sonra şairliğin gereklerinden biri sayılarak bir nevi sanat gösterme aracı ve sanatkârın kudretinin göstergelerinden biri sayılmıştır. Tarihler farklı biçimlerde düzenlenmiştir:

a) Lafzen tarih: Verilecek tarihin rakamla değil sözle zikredilmesidir.
b) Manen tarih: olayın tarihini ebced hesabına göre harflerin sayı değerinden çıkarılmasıdır.
c) Lafzen ve manen tarih: İkisinin de kullanılmasıdır.

Tarihin hesaplama şekline göre ise genellikle üç türlü tarihle karşılaşılmaktadır:

  1. Tam (mutlak) tarih: Hesaplandığında tam olarak ortaya çıktığı en makbul ve en güç söylenen tarihtir.
  2. Ta‘miyeli tarih. Tarih mısraındaki harflerin sayı değerinin istenen tarihi karşılamadığı durumlarda ekleme veya çıkarma şeklinde bir hesap yapılması gereğinin bir önceki mısrada söylendiği tarihtir.
  3. Düta tarih. Tarih mısraını meydana getiren harflerin toplamından çıkan tarih, hadisenin cereyan ettiği yılın iki katını verdiği tarihtir.

Harflerin kullanılışından doğan özelliklere göre tarihler birkaç türlü olur:

  1. Bütün harflerle söylenenler. Bu tür tarihlerde noktalı olup olmadığına bakılmaksızın bütün harfler hesaba katılır.
  2. Mu‘cem tarih. Sadece tarih mısraındaki noktalı harflerin hesap edilmesiyle ortaya çıkan bu tarih ayrıca “münakkat, menkut, mücevher, cevher, cevheri, cevherdar, cevherin, gevher, güher ” adlarıyla da anılmaktadır. Şairler, düşürdükleri tarihin mu‘cem olduğunu genellikle tarih mısraından önce bu kelimelerden birini zikrederek belirtirler.
  3. Mühmel Tarih. Yalnız noktasız harflerin hesap edilmesiyle söylenen tarihtir. Bu tür tarihe “binukat, bi-cevher, sade tarih” de denir. Noktasız harflerin ebced sisteminde sayı değeri çok olmadığından mühmel tarih çok zor söylenir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.