Türk Edebiyatının Mitolojik Kaynakları Dersi 3. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Edebiyatının Mitolojik Kaynakları Dersi 3. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Türk Mitolojisinin Kültleri Ve Türk Dünyasındaki Çeşitlenmeleri

Türk Mitolojisinin Kültleri ve Türk Dünyasındaki Çeşitlenmeleri

Türk Dünyası’na” ait (devasa coğrafya ve çeşitli boylar nedeni ile) dağınık bilgiler bulunmakta bu nedenle de kültlerin konulara göre sınıflandırılması gerekmektedir. Karakterler ve kişiler her boyda farklılık göstermektedir. Kült “tapınma“ anlamına gelir. Tanrısal veya doğaüstü güçlere sahip şeylerle ilgili inanç örüntüsüdür. Büyü ve ayinle ilgilidir. Kültlerin temelinde animizm (insan düşüncesinin en ilkel dönemlerinde, insanların doğal çevrelerindeki, canlı cansız her şeyin ‘canlı’ bir ruhu ve buna bağlı bir bilinç hali) yatar. İnsanlar yaşadıkları coğrafyada yer alan doğal varlıklara yönelik inanç örüntüleri oluşturmuş ve bunlardan bazıları zamanla evrimleşip değişip dönüşerek daha soyut kavramlar haline gelmişlerdir. Diğer kültlerden (Moğol gibi) etkilenmiştir (su ateş, dağ, toprak, gök ve atalar vs. kült haline gelmiştir).

Türk Mitolojisinde Teogoni Mitleri ve Çeşitlenmeleri

Teogoni tanrıların doğuşunu ve oluşumunu anlatan mitlerdir. Farklı zamanlarda derlenmiş Türk mitleri tek bir sistem halinde açıklanamaz. Şamanlığın evreni “Gökyüzü”; “Yeryüzü” ve “Yeraltı” olarak üç katmana ayrılması bağlamında ele alınabilir.

Gökyüzünde Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Kültleri: Gök kubbe, yükseklik ve mitolojik olaylarla ilişkilendirilir. Tanrılar “gökyüzünün sahibi”, “gökyüzünün sakini” veya “gökyüzünün hakimi” şeklinde adlandırılır. Eski Türklerde zaman içinde erilerek soyut bir yaratıcı haline dönüşmüştür. Gök Tanrı, gökte ve çoğu zaman yaşam (kut) ve talihin (ülüğ) iyileştiricisi veya paylaştırıcısıdır. Kozmik düzenin veya evrenin koruyucusudur. Siyasal ve toplumsal düzenin kefili ve takipçisidir. Ona dua edilir ve yılda iki kez takvime bağlı tercihen lekesiz sütbeyaz aygır at kurban edilir. Gök Tanrının kut vermesiyle gücünü ondan alan kağanlar keçe üzerinde dokuz kere yükseltilerek kararının Türk kavmi tarafından kabullenilişi gösterilir. Gök Tanrı gökte oturan ve dünyayı unutmuş bir tanrı değildir, gerektiğinde yeryüzündekileri cezalandırır (yıldırım çarpması). Hunlar, Tubgaçlar, Göktürkler ve İlk Uygur Kağanlığında Göktanrı varlığı (Çin kaynaklarında yer alır) söz konusudur. M.Ö. ilk defa feth eden Türk soylu Çu Hanedanı Gök kültü hakim olan Çin’e Gök Tanrı anlayışını getirdiği düşünülmekte, Çinlilerin İmparatorlarını “göğün oğlu olarak görme “anlayışı bunun devamı olarak görülmektedir (ve bu Japonya ‘ya da geçmiş olmalıdır).

Güneş, Ay ve Yıldız Kültleri: Güneş, Ay ve Yıldız Gök Tanrı’ya bağlı kültlerdir (Çin yazılı kaynaklar). “Tang “ (etmolojik olarak (tan) kökünden gelmekte) güneşin doğduğu yerdir ve tanrı da “güneşi çağıran,” doğmasını sağlayandır. Hun kağanları sabah çadırlarından çıkarken güneşi akşam ay’ı selamlar. Altay ve Mişer Türkleri günümüzde bile güneş üzerine and içme geleneğini sürdürürler. Altay Türklerine göre güneş ana, ay atadır, ateş ise yeryüzünde güneşin temsilcisidir. Kamlara (şamanlara) göre, güneşin ve ayın tutulmasının nedeni kötü ruhların onları yakalayıp karanlık dünyaya sürüklemeleridir (kötü ruhlardan korumak için bağırır çağırır, davul çalarlar). Yakut Türklerine göre Güneş ve Ay iki tanrısal güç ve kardeştir. Türk bayrağında ay ve yıldız esasen “ay” ve “güneş” tir. Göktürklerin paralarında “ay” ve “güneş” vardır. Manheizm MS 3. yüzyılda yaşayan İranlı Mani adlı bir kişi tarafından kurulan kendinden önceki bütün din ve inanışların aklına uygun kısımlarını birleştirerek oluşturan, iki eşit ve karşıt iyilik ve kötülük ilkesini birlikte varolmasına dayanan dinsel öğretidir.

Ülgen: Altay Türklerinin kam alkış (dua) ve ilahilerinde “Ülgen” (ulu, büyük, yüce) en büyük yaratıcı tanrı olarak yer alır. Şor, Teleüt ve Güney Altay Türklerinde “Kuday” olarak adlandırıldığı görülür. “Kayrakan” da en büyük Tanrı anlamında kullanılır. “Kızagan “ ve “Mergen” Ülgen’nin yardımcısı olan iyi ruhlardır. Anohin’e (19. yüzyıl) göre Kamlama ayini yaparak Ülgen’e ulaşmak isteyen bir kamın yedi veya dokuz engeli (katı) aşması gerekir. Altay’a göre bir kam en fazla 5. kata (Kutup Yıldızına ) ulaşabilir. Bir insana benzediği düşünülen Ülgen’e “ak nur”, ”nurlu bakan”, ”fırtına koparan “yıkıcı” denir. Yedi oğlu ve dokuz kızı vardır bunlar ondan kopmuş ama ona eşit olmayan çeşitli görevleri olan ruhlardır. Kurban Dinsel bir buyruğu yerine getirmek için kesilen belli özelliklere sahip hayvandır.

Yayık: Ülgen tanrı ile insanlar, kamlar arasındaki en önemli aracı ve yardımcı ruhtur . Ülgen tanrı onu insanları kötülükten koruması ve canlılara yaşam vermesi için gökten yeryüzüne göndermiştir. “Saçı kurban” Yayık’a verilir (doğanın ve insanın taşıyıcısı olduklarına inanılan yaşamın kesintisizliğini simgeleyen, göksel güçler ya da yer/su ruhlar için sunulan serpme, saçma ve benzeri biçimlerde uygulanan süt, rakı, kımız, yağ, buğday, darı, vb. kansız kurban). Yayık’a beyaz kumaşla tasvirler yapılır (baş, kulak, kol, ayak, kuyruk eklenip ayaklarına kırmızı şeritten kurdele dikilip bir iple ayin yapılacak yerde bulunan iki kutsal kayın ağacının arasına asılır. Ağaçlara asılan çaput ve bez parçalarıyla dilek dilemek inancı buna dayanır.

Suyla: Güneş ve ayın parçasıdır gök yüzünde yatar . At gözlü olan Suyla çok iyi gören bir ruhtur ve insanın yeryüzündeki koruyucusudur. İnsanların hayatını kontrol eder ve bir değişiklik olduğunda Ülgen ‘e bildirir. Kam’ı kötülüklerden korur, ona gökyüzü ve yeraltına yaptığı yolculuklarda eşlik eder. “Karlık” adlı tanrısal güç de Suyla ile aynı görevleri üstlenir ve kamın kurban kesme görevlerinde ona eşlik eder.

Utkuuçi: Gökte yaşar ve Ülgen tanrının en yakın elçisidir. Ülgen’e ulaşmak isteyen kamları 5. kata inerek karşılar. Kamın getirdiği kurbanı alır kam Utkuuçu’dan aldığı kaza binerek yeryüzüne döner.

Ürün Aar Toyon: Türk mitolojisini en iyi koruyan ve Sibirya ‘da yaşayan Türk boyu (Yakutlar) Sahalar’a göre gökyüzünde iyi tanrılar ve kötü şeytanlar vardır. En büyük tanrı Ürün Aar Toyon’ dur: Göğün dokuzuncu katında ve doğu tarafında yaşar. Dünyayı ve insanları yaratmıştır . Gökyüzü ve yeryüzüne hükmeder. Eşi Küm Kübey hatundur güneşle bir tutulur, ışığı ile dünyayı ısıtıp temizler. Bu ikili dünyada iyilik ve güzelliğin hakim olması için çalışırlar, insanların uyması gereken töreleri gönderirler (iki oğulları ve iki de kızları vardır). Kötülük veren ruhlar da vardır . Örn. Dobsun Duyar deliliği, İlbis Kuba ve Orol Uola insanlara kıskançlık ve rekabet, düşmanlık ve intihar dugularını aşılayan kötü ruhlardır.

Yeryüzünde Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Kültleri: Eski Türklerde de tabiat unsurlarına saygı gösterme, dua etme, kutsal kabul etme davranışları görülmektedir. Türkler Dağ, tepe, taş, demir, kılınç gibi varlıkların canlı ve bir ruha sahip olduklarına inanıyorlardı. Bu tür ruhları sahip “iye” olarak adlandırıyorlardı. Olağanüstü varlıkların olduğu yere “sahipli” , iyesi veya sahibi olmayan yerlere de “ıssız” denilmesinin mitolojik arka planı budur. Türk mitolojisinde iyi ve kötü (demon) ruhları şöyle sıralayabiliriz.

Ruh, Kişoğlu, Arvak : Eski Türklerde ruh bir kuş gibi uçabilir. (Orhun Yazıtlarında, Bilge Kağan’ın ölümünün anlatılmasında uçtuğu gibi). Altay Türklerinden Radlof (19. yy) tarafından derlenen bir Yaratılış Miti’nde de Tanrı ve Kişioğlu’nun sularla kaplı bir evrende kuş gibi uçmakta oluşları bu düşüncenin sürekliliğini göstermektedir. Örn. Hacı Bektaş Veli ‘nin şahin, Hacı Doğrul’un doğan kılığına girerek uçmaları “arvak” ve “iye kul” anlayışının islamileşmiş devamıdır.

Yo Kan: Bu ruh Altay Türkleri arasında yeyüzündeki ruhların en güçlüsüdür, dünyanın merkezinde bulunan ve ucu Ülgen’in evine kadar ulaşan bir çam ağacının yanında oturur. Sahan Türklerinde ise, Aan Alahçın Hotun , büyük bir kayın ağacında oturur, tabiatı, insanları ve hayvanları korur. Kasırga şeklinde gezer ve insanların tabiatı tahrip etmesine üzülür.

Tolay Kan: Yeryüzündeki bütün suların, denizlerin hakimi, ölülerin koruyucusu olduğuna inanılır. Evinin Altay Türklerinin Yayık adını verdiği onyedi denizin birleştiği yerde olduğu düşünülür. Su ruhu olarak da kabul edilir. Suyun temiz olmasını, balığın üremesini sağlar. Balıkçılar balık avına çıkmadan önce ondan “bereketli bir av “için dilekte bulunurlar. Suyun kirletilmesini, göllerin kurutulmasını balığın ateşe atılmasını sevmez, bunları yapanları suya çekerek boğar.

Ana Maygıl, Ak Ene: Ak Ene bir Dişi Tanrıçadır (Altay Türklerinde) Ülgen Tanrı’ya yaratma ilhamını veren olağanüstü bir güç olarak görülür. Ana Maygıl de ona benzer bir diğer dişi ruhtur. Boy ve soy anlamında “ulus” u koruyan bir ruhtur.

Umay: Bir ruhtur. Umay insanın doğumu ve büyümesiyle ilgilenir. Umay çocuk ve hamilelerin koruyucu ruhudur.

Şamanizm 40.000 yıllık bir zaman diliminin ürünüdür. Güney Sibirya ormanlarında yaşanılan erken dönemde kadınların hakim olduğu anaerkil bir toplum yapısı vardır. Umay bu dönemin yaratıcı dişi tanrısıdır. Önce Gök Tanrı’lı ataerkil dönemde ikincil ruha dönüşmüş İslamiyet ile birlikte koruyucu ruh Umay kültü Hz. Fatma kültü ile birleşerek günümüzde kadar gelmiştir.

Al Karısı, Albıs, Al Ruhu: Tarih öncesi zamanda ateş kültü ile ilgilidir, lohusalara musallat olur. ‘Al, al karısı, albastı, albas, albis, almıs’ gibi adlarla anılan kötü bir ruhtur. Lohusalara musallat olur, onu ve bebeğini öldürür ciğerini suda yıkayıp yer. Kazak, Kırgız ve Başkurtlar’a göre albastı”” kara albastı” ve “sarı albastı” olarak ikiye ayrılır: “Kara albastı” (daha ciddi ve ağırbaşlıdır ancak onları görebilen “ocaklı’lardan” korkarlar ) ve hoppa ve şarlatan olan “sarı albastı “ (kam, hoca ve baksıların duaları ile uzaklaştırılır). Türkiye’de de Albastılar ” Karakura ” denilen başka bir kötü ruhla ayrıştırılırlar. Sarışın bir kadın ya da keçi ve tilki kılığında insanlara görünürler. Kazan Tatarlarında ise insanlara boş evlerde ve bozkırlarda çeşitli şekillerde görünerek onları yoldan çıkarırlar, Tıva’ lara göre evlenmeyen kızlardır, kumsal ve kayalıklarda keçi gibi sesler çıkarırlar. Özbekler Abastı’yı yaşlı kadın ve obur bir ruh olarak da kabul edilirler. Albastı’nın demirci ocaklı erkeklerden ve tüfek sesinden korktuğuna inanılır. Lohusayı Albastı’dan korumak için bıçak, iğne gibi nesneleri baş altına koymak günümüzde süre gelen bir davranıştır.

Kasırga, Rüzgar ve Yel Ruhu: Saha Türkleri’ne göre rüzgârların, Tıal Holoruk İççite adını verdikleri bir ruhu vardır. Gök gürültüsü ruhu Etin İççite, yıldırım ruhu Çağılgan İççite’dir. Kasırga, rüzgar, çiğ, yel ve kırağı gibi doğal olgular çeşitli ruhların işidir. Bu ruhların hem gök hem de yer-sularla ilişkilileri vardır. Anadolu’da günümüzde “cin çarpması” olarak adlandırılan çarpılmalar yakın geçmişe kadar “yel çarpması” olarak adlandırılmaktaydı. Azerbeycan Türkleri bütün fırtına ve yelleri yönlendiren mitolojik bir varlık olan “Yel Baba‘ya” inanırlar. Hakas Türklerinde de Yel İyesi / Sahibi (Şil Eezi) rüzgârların yöneticisidir. Macar mitolojisinde ise bu ruh Sel Ane’ dir.

Taş ve Kaya Ruhu: Taş salt bir tapınma maddesi değildir. Kutsallığı onda canlanan ruha, onu kutsallaştıran simgeye aittir. Taş, büyü, dilek, adak, yemin, ilaç şifa, uğur, çocuk doğurmak, yağmur ve kar yağdırmak amacı ile kutsanmıştır. Amaç taşın içindeki gücü bedene aktarmaktır bu nedenle; Taşı ziyaret etmek, çevresinde belli kurallar dahilinde dolanmak, taşa el sürmek, vücuduna sürmek, öpmek, muska gibi boynuna asmak, evde saklamak, dereye atmak, taş üzerine dua okumak, başlıca rituellerdir. Türkler arasında taşla ilgili efsaneler de vardır bu taşa dönüşmek ya da taş kesilmektir (iyiler için ödül, kötüler için ceza). Olağan üstü varlıklar dahil her şey taşa dönüşebilir. İnsana ders vermek amaçlıdır. Uçsuz bucaksız deniz şeklinde evrende uçan Ülgen ancak bir taşa oturduğunda rahatlamıştır.

Dağ Ruhu: Türk mitolejisinde dağların, taş yığınlarıyla oluşturulan obaların ve taş toprak yığını ile inşa edilen kurganların ruhu vardır aynı zamanda başka ruhları da barındırırlar. Avcılar avın bereketli olması için dağ ruhuna alkış (şaman duası) yapıp adaklar sunmalıdırlar. Çeşitli kabileler kendi soylarını belli bir dağın ruhuyla özdeşleştirler. Dağın ruhu, Saha Türkleri’ne göre Tıa İççite’dir. Türk mitolojiisnde, dağ göğe yakındır ( Gök Tanrı’ya) o yüzden kutsaldır . Dağ kültü bir erkek kültüdür yapılan kanlı kansız dağ kurban törenlerine kadınların ( kadın ayak bastığında dağ kirlenip, kutsallığının yitireceğine inanılır) katılması yasaktır.

Ateş Ruhu :Türk kültüründe ateş arındırıcıdır ve kötü ruhları kovar. Ateş insanlara yardım eden üstün bir ruhtur ve ona dua edilir (aile ocağının kutsanması). Aileyi ve soyu termsil eder. Aile ocağının kutsallığı, kabilenin ilk olarak bir ateş çevresinde bir araya gelmiş olmasıyla ilgilidir.

Altay, Şor, Teleüt ve Saha Türkleri yakın zamana kadar ateşin ruhuna yiyecek içecek sunarak saçı kurbanı yapardı. Teleüt Türklerinde (Ot Ene, Ateş Ana’dır). Çuvaş Türkleri ne göre ateşin biri erkek biri dişi olmak üzere iki ruhu vardır.

Su Ruhu : Türk mitolojisinde su her şeyin başı, anasıdır (animizm). Tanrı ve insan suyun üstünde uçmaktadır. Yeraltı ruhlarının yeryüzüne çıkış yerleri pınarlar ve benzeri su kaynaklarıdır. Suların sahipleri veya iyeleri vardır ve bunlar kızdırılmamalıdır. Kutsal kabul edilen su kirletilmez. Ona pislik atılmaz ve saygısızlık edilmez. Hatta insan vücuduna ve elbisesine belirli mevsim su dökülüp yıkanabilir. Bu durum ve suyu kutsal görmek, Su tanrısı fikrini ortaya koymaz, sadece göl, ırmak, göze ve çay kültünün varlığını ortaya koyar.

Ev Ruhları : Çeşitli Türk boyları evlerini koruyan ruhlara inanırlar. Ev ruhu mutsuz olursa ev halkı hastalanır. Ev ruhunu memnun etmek için “saçı kurbanı” uygulanan yaygın bir gelenektir. Kapının eşiği veya pervazı, ev ruhunun bulunduğu yerdir. Bu nedenle eşik çok önemlidir. (Altay Türkleri) Erlik’in oğulları eşik muhafızlarıdır . Pay Maatır’ın kızları da eşikte kapıcıdırlar ve kamı dualarında kara yılana benzetilirler. Eşikte görülen yılana, aile halkının sağlıklı kalması için itibar edilir.

Ata Ruhları : Kendilerinden yardım umulan ölmüş atalar için yapılan törenler ( belli bir ata için kurban kesilir ). Atalar kültürünü oluşturmuştur. Altay Türklerine göre ölen kişinin ruhu yeraltı dünyasına gider. Burada Erlik’in ölüm elçisi Aldaçı tarafından karşılanır. Altay mitolojisinde hastalıklara neden olduğuna inanılan ölü ruh (bir bakıma Şeytan) “körmös’e” dönüşür. “Süne” (insanın canı ), Aldaçı ile birlikte ölenin akrabalarının arasında dolaşır ve onlardan kurban ister. Devleti kuran atanın ruhu sancakta bulunur. Ataların ruhları da sancak aracılığıyla kabilenin yanında yer alır. Göktürk sancağı bu nedenle kurt başıyla süslenmiştir. Bu bağlamda sancağın kutsallığı günümüzde de söz konusudur.

Yeraltında Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Kültleri

Erlik : Yeraltı dünyasının ruhudur. Sakalları dizlerine kadar uzun ve ikiye ayrık, azı dişi şeklinde bıyıkları olan, boynuzlu ve kıvırcık saçlı, atletik vücutlu yaşlı bir adamdır. Kam alkışlarında Erlik’e Kayrakan’da (ölümü getiren) denir. Yeraltında, insanların gözyaşlarıyla oluşan dokuz nehrin birleşerek Doymadım Nehri’ni oluşturduğu yerdeki sarayında yaşar. Bu nehrin üstünde at kılından bir köprü vardır. Bu köprüden geçerek Yeraltından kaçmaya çalışan ölüleri Erlik her defasında yakalayarak onları yeniden nehre atar. Başka bir inanışa göre bu saray, su canavarlarıyla (abra ve yutpa ) dolu Bay Deniz’in kıyısındadır. Erlik, akşamları kanlı yemekleri yiyip akciğer kanı içer. Kendisine kurbanlık adanır ve verilmezse insanlara ve hayvanlara felaketler getirir. Cezalandırmak üzere yanına aldığı ölülere körmös denir. Bu ruhları kötülük yapmaları için yeryüzüne gönderir.

Erlik’in Oğulları : Altay Türkleri Erlik’in yeraltı canavarlarını idare eden ve kapı eşiklerini koruyan, demir başlı yedi veya dokuz oğlu’na çok saygı duyarlar.

Erlik’in Kızları : Zamanlarını oyun ve eğlenceyle geçiren Erlik’in kızları, bazı rivayetlere göre iki (Sekiz Gözlü Kiştey Ana, Erke Soltan) bazılarında ise dokuz kızdır. Kamı kandırarak kurbanı kaçırmaya çalışırlar.

Türk Mitolojisinde Kozmogoni Mitleri ve Çeşitlenmeleri

Türk mitolojisinde yaratılışla ilgili mitler son birkaç yüzyılda derlenmişlerdir (çeşitli dinlerden etkiler taşır). Radloff ’un derlediği (Altay) yaratılış mitinde, Yaratıcı tanrı Kuday, insanla birlikte su üstünde uçar. Tanrı suya dalıp kişiye toprak getirmesini emreder. Kişi emri yerine getirir. Tanrı gelen toprakla yeryüzünü oluşturur. Kişinin ağzında saklı topraklarla da dağlar ve tepeler oluşur. Tanrı Kurbustan, kişi de Erlik, “şeytan” dır (İyilerle kötüler arasında ayrım). İnsanlar türesin diye ağacı, bitkileri ve hayvanları yaratan Tanrı, işi bitince göğe çekilir ve yerine Mangdaşire’yi bırakır, o da Erlik’in dünyasını parçalar. Erlik’e bağlı insanlar yeryüzüne düşüp ölürler.

Middendorf ’un (Yakut Türkleri) derlediği mite göre, tanrı küçük ve düz bir dünya yaratmıştır. Şeytan bu dünyayı bozar. Bunun üzerine tanrı daha büyük bir dünya kurar. Şeytanın ayak bastığı yerler suyla dolar. Kabaran yerler de dağa dönüşür. Yenisey Türklerinden Anuçin ’in derlediği mitte tanrının yerini bir şaman almıştır.

Gök: Hem maddi hem de manevi bakımdan gök, Türkler için çok önemlidir. Orhun Yazıtlarında Türk tanrısı Gök Tanrı’ dır. Gücünü ondan alan ve insanlara yardım eden ise Gök Börü, Bozkurt’un diğer adıdır. Göktürk kağanlarının da gökyüzünde doğduğuna inanılırdı.

Gök Ejderi: Gök ejderi göğün en alt katında yer alır ve bütün gök cisimlerinin bağlı olduğu çarkı çevirir.

Yıldırım, Şimşek ve Gök Gürültüsü: Bunlar Gök Tanrı’nın silahları ve varlık göstergesi olarak kabul edilir. Bu olaylar sevinçle karşılanır ve sevinçler gökyüzüne oklar atılarak, danslar edilerek sergilenir. Yakut Türkleri’ne göre, yıldırımın çarptığı şaman kutsal ve saygındır.

Yer Ana, Yeryüzü: Yaratır ve hayat verir. Erken zamanlarda Ulu Ana, Kan Nine, günümüzde Toprak Ana olarak adlandırılmaktadır. Iduk yir sub ( kutsal yer ve su), Yer Ana inancıyla ilgilidir. Yer yücedir ve ilk başlangıçtır. Umay ise , toprağı temsil eden bir tanrıçadır. Yer iyesi günümüzde Karaçay-Malkar Türklerinde cey teyri dir. Kumuk Türklerinde ise yer iyesi’dir . Altay destanlarında kahramanlara yardım eden Yer Ana, bazı metinlerde büyük bir kayın ağacının gövdesinde yaşayan yaşlı bir kadın olarak tasvir edilir.

Dünyanın Şekli : Evrensel bir nehirle sınırlandırılan hayvanların üzerinde duran Dünya dörtgen şeklindedir. Depremler bu hayvanın hareketi sonucunda oluşur. Bir Teleüt destanında, dünya dört öküzün üzerindedir. Kırgızlar’a (Türkleri) göre yerin altında bir okyanus vardır. Okyanusun üzerinde bulutlar, bulutların üzerinde büyük bir kaya, onun üzerinde de bir öküz vardır. Dünya, işte bu öküzün boynuzları üzerinde kabul edilir. Altay Türklerinde ise dünyanın öküzler tarafından çekilen, çadırlı bir araba olarak anlatıldığı metinler vardır. Bir destanda (Kırım) dünya boğanın boynuzları arasındadır. Boğanın altında bir deniz, denizde de büyük bir balık vardır. Balığın altında ise karanlık bir dünya vardır. Saha Türklerinde dünya Baykal gölünde yaşayan bir balığın üzerindedir.

Dağ : Dağlar Gökyüzüne yakınlıkları yüzünden kutsallardır. Dağlar ata ruhlarının toplandığı mekânlardır ve her birinin kendi ruhu vardır. Ötüken dağı dünyanın merkezi kabul edilir. Dünyanın enerjisi bu merkezden insanlara yayılır. Kamlar, rüyalarında bu dağa tırmanır ve Ülgen tanrıya adaklarını sunar.

Ağaç : Ağaç kökleriyle yeraltına, gövdesiyle yeryüzüne, dallarıyla da gökyüzüne temas ettiği için kutsaldır. Türk mitolojisinde dünya ağacı sırık şeklinde Kutup yıldızına kadar uzanan bir eksene sahiptir. Bu ağaç ( Altay) Ülgen tanrının üzerinde oturduğu göğü delip çıkan çam ağacıdır. Dünyanın ortasında göğe kadar uzanan demir bir dağ vardır (Abakan) . Bu dağın üzerinde yedi dallı bir kayın ağacı yer alır. Bu ağacın bir eşi de yer altındadır (Sibirya Tatarları). Kutsal ağaç üzerinde çift başlı bir kartal bulunan kayın ağacın görevi gökleri korumaktır (Saha Türkleri).

Yeraltı : Yeryüzünün tersidir. Yeryüzünde gece yaşanırken yeraltında gündüz yaşanır.

Türk Mitojisinde Antropogoni Mitleri ve Çeşitlenmeleri

İnsanın türeyişiyle ilgilidirler.

Ağaç Ana/Ata : Kayın ağacı Türklerde kutsaldır ve “boy kayın” (ulu kayındır) yaprakları ve özsuyu gençleştiricidir. Tanrıyla kulu arasında bir aracıdır. İnsanın yaratılışıyla birlikte bir de kayın ağacı yaratılmıştır (Altay) ve Umay Anayla birlikte yeryüzüne inmiştir. İlk insanı da kayın ağacı doğurmuştur (Ugur da vardır). Er Sogotoh’un (Saha Türkleri) efsanesinde nereden geldiği bilinmeyen Er Sogotoh’un yaşadığı düzlüğün ortasında bir yaşam ağacı vardır. Kökleri ölüler diyarında, tepesi göğün dokuzuncu katındadır. Er Sogotoh ağaca yaklaşır. Ağacın gövdesinden bir kadın çıkar. İnsan soyu bu suretle türer. Er Sogotoh, Altay Türklerinde Ak Genç adını alır.

Hayvan Ata/Ana : Kurt, avcı-toplayıcı dönemlerde en çok korkulan hayvandır bu yüzden kutsaldır, sayılır ve korkulur. Diğer kutsal hayvanlar geyik, at, boz inek, şahin ve atmacadır.

Dağ Ana/Ata : Yeraltına açılan pencereler olarak kabul edilen mağaralar adeta ana rahmi olarak telakki edilir. Mağara barındıran dağlar da doğurgandır. Türk-Memlük türeyiş anlatısında Ay Atam ve eşi Ay-va bir mağarada oluşmuşlardır.

Türk Mitojisinde Eskatoloji Mitleri ve Çeşitlenmeleri

Türk mitolojisinde çok az eskatolojik mit vardır. Orhun Yazıtları’nda Gök Tanrı, Türkler ve Türk kağanlarını dünyayı onun töresince tutup düzenlemeleri için görevlendirmiştir. Buna göre dünyanın sonuyla ilgili her mit Türklerin görevini yapamamakla eşit anlam taşıyacaktır. (Altay Türklerinin Kalgançı Çak (Kalacak olan çağ) olarak adlandırdıkları), kıyamet anlatılarında, kıyamet “uluğ gün” olarak adlandırılmaktadır. Teleüt Türklerine göre bu gün geldiğinde gök demir, yer sarı bakır olur. Uluslar birbirine düşer, ayak takımı bey olur. Evlatlar babalarını saymaz. At başı kadar altına bir kap yemek verilmez.

Türk Mitolojisinin Kültleri ve Türk Dünyasındaki Çeşitlenmeleri

Türk Dünyası’na” ait (devasa coğrafya ve çeşitli boylar nedeni ile) dağınık bilgiler bulunmakta bu nedenle de kültlerin konulara göre sınıflandırılması gerekmektedir. Karakterler ve kişiler her boyda farklılık göstermektedir. Kült “tapınma“ anlamına gelir. Tanrısal veya doğaüstü güçlere sahip şeylerle ilgili inanç örüntüsüdür. Büyü ve ayinle ilgilidir. Kültlerin temelinde animizm (insan düşüncesinin en ilkel dönemlerinde, insanların doğal çevrelerindeki, canlı cansız her şeyin ‘canlı’ bir ruhu ve buna bağlı bir bilinç hali) yatar. İnsanlar yaşadıkları coğrafyada yer alan doğal varlıklara yönelik inanç örüntüleri oluşturmuş ve bunlardan bazıları zamanla evrimleşip değişip dönüşerek daha soyut kavramlar haline gelmişlerdir. Diğer kültlerden (Moğol gibi) etkilenmiştir (su ateş, dağ, toprak, gök ve atalar vs. kült haline gelmiştir).

Türk Mitolojisinde Teogoni Mitleri ve Çeşitlenmeleri

Teogoni tanrıların doğuşunu ve oluşumunu anlatan mitlerdir. Farklı zamanlarda derlenmiş Türk mitleri tek bir sistem halinde açıklanamaz. Şamanlığın evreni “Gökyüzü”; “Yeryüzü” ve “Yeraltı” olarak üç katmana ayrılması bağlamında ele alınabilir.

Gökyüzünde Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Kültleri: Gök kubbe, yükseklik ve mitolojik olaylarla ilişkilendirilir. Tanrılar “gökyüzünün sahibi”, “gökyüzünün sakini” veya “gökyüzünün hakimi” şeklinde adlandırılır. Eski Türklerde zaman içinde erilerek soyut bir yaratıcı haline dönüşmüştür. Gök Tanrı, gökte ve çoğu zaman yaşam (kut) ve talihin (ülüğ) iyileştiricisi veya paylaştırıcısıdır. Kozmik düzenin veya evrenin koruyucusudur. Siyasal ve toplumsal düzenin kefili ve takipçisidir. Ona dua edilir ve yılda iki kez takvime bağlı tercihen lekesiz sütbeyaz aygır at kurban edilir. Gök Tanrının kut vermesiyle gücünü ondan alan kağanlar keçe üzerinde dokuz kere yükseltilerek kararının Türk kavmi tarafından kabullenilişi gösterilir. Gök Tanrı gökte oturan ve dünyayı unutmuş bir tanrı değildir, gerektiğinde yeryüzündekileri cezalandırır (yıldırım çarpması). Hunlar, Tubgaçlar, Göktürkler ve İlk Uygur Kağanlığında Göktanrı varlığı (Çin kaynaklarında yer alır) söz konusudur. M.Ö. ilk defa feth eden Türk soylu Çu Hanedanı Gök kültü hakim olan Çin’e Gök Tanrı anlayışını getirdiği düşünülmekte, Çinlilerin İmparatorlarını “göğün oğlu olarak görme “anlayışı bunun devamı olarak görülmektedir (ve bu Japonya ‘ya da geçmiş olmalıdır).

Güneş, Ay ve Yıldız Kültleri: Güneş, Ay ve Yıldız Gök Tanrı’ya bağlı kültlerdir (Çin yazılı kaynaklar). “Tang “ (etmolojik olarak (tan) kökünden gelmekte) güneşin doğduğu yerdir ve tanrı da “güneşi çağıran,” doğmasını sağlayandır. Hun kağanları sabah çadırlarından çıkarken güneşi akşam ay’ı selamlar. Altay ve Mişer Türkleri günümüzde bile güneş üzerine and içme geleneğini sürdürürler. Altay Türklerine göre güneş ana, ay atadır, ateş ise yeryüzünde güneşin temsilcisidir. Kamlara (şamanlara) göre, güneşin ve ayın tutulmasının nedeni kötü ruhların onları yakalayıp karanlık dünyaya sürüklemeleridir (kötü ruhlardan korumak için bağırır çağırır, davul çalarlar). Yakut Türklerine göre Güneş ve Ay iki tanrısal güç ve kardeştir. Türk bayrağında ay ve yıldız esasen “ay” ve “güneş” tir. Göktürklerin paralarında “ay” ve “güneş” vardır. Manheizm MS 3. yüzyılda yaşayan İranlı Mani adlı bir kişi tarafından kurulan kendinden önceki bütün din ve inanışların aklına uygun kısımlarını birleştirerek oluşturan, iki eşit ve karşıt iyilik ve kötülük ilkesini birlikte varolmasına dayanan dinsel öğretidir.

Ülgen: Altay Türklerinin kam alkış (dua) ve ilahilerinde “Ülgen” (ulu, büyük, yüce) en büyük yaratıcı tanrı olarak yer alır. Şor, Teleüt ve Güney Altay Türklerinde “Kuday” olarak adlandırıldığı görülür. “Kayrakan” da en büyük Tanrı anlamında kullanılır. “Kızagan “ ve “Mergen” Ülgen’nin yardımcısı olan iyi ruhlardır. Anohin’e (19. yüzyıl) göre Kamlama ayini yaparak Ülgen’e ulaşmak isteyen bir kamın yedi veya dokuz engeli (katı) aşması gerekir. Altay’a göre bir kam en fazla 5. kata (Kutup Yıldızına ) ulaşabilir. Bir insana benzediği düşünülen Ülgen’e “ak nur”, ”nurlu bakan”, ”fırtına koparan “yıkıcı” denir. Yedi oğlu ve dokuz kızı vardır bunlar ondan kopmuş ama ona eşit olmayan çeşitli görevleri olan ruhlardır. Kurban Dinsel bir buyruğu yerine getirmek için kesilen belli özelliklere sahip hayvandır.

Yayık: Ülgen tanrı ile insanlar, kamlar arasındaki en önemli aracı ve yardımcı ruhtur . Ülgen tanrı onu insanları kötülükten koruması ve canlılara yaşam vermesi için gökten yeryüzüne göndermiştir. “Saçı kurban” Yayık’a verilir (doğanın ve insanın taşıyıcısı olduklarına inanılan yaşamın kesintisizliğini simgeleyen, göksel güçler ya da yer/su ruhlar için sunulan serpme, saçma ve benzeri biçimlerde uygulanan süt, rakı, kımız, yağ, buğday, darı, vb. kansız kurban). Yayık’a beyaz kumaşla tasvirler yapılır (baş, kulak, kol, ayak, kuyruk eklenip ayaklarına kırmızı şeritten kurdele dikilip bir iple ayin yapılacak yerde bulunan iki kutsal kayın ağacının arasına asılır. Ağaçlara asılan çaput ve bez parçalarıyla dilek dilemek inancı buna dayanır.

Suyla: Güneş ve ayın parçasıdır gök yüzünde yatar . At gözlü olan Suyla çok iyi gören bir ruhtur ve insanın yeryüzündeki koruyucusudur. İnsanların hayatını kontrol eder ve bir değişiklik olduğunda Ülgen ‘e bildirir. Kam’ı kötülüklerden korur, ona gökyüzü ve yeraltına yaptığı yolculuklarda eşlik eder. “Karlık” adlı tanrısal güç de Suyla ile aynı görevleri üstlenir ve kamın kurban kesme görevlerinde ona eşlik eder.

Utkuuçi: Gökte yaşar ve Ülgen tanrının en yakın elçisidir. Ülgen’e ulaşmak isteyen kamları 5. kata inerek karşılar. Kamın getirdiği kurbanı alır kam Utkuuçu’dan aldığı kaza binerek yeryüzüne döner.

Ürün Aar Toyon: Türk mitolojisini en iyi koruyan ve Sibirya ‘da yaşayan Türk boyu (Yakutlar) Sahalar’a göre gökyüzünde iyi tanrılar ve kötü şeytanlar vardır. En büyük tanrı Ürün Aar Toyon’ dur: Göğün dokuzuncu katında ve doğu tarafında yaşar. Dünyayı ve insanları yaratmıştır . Gökyüzü ve yeryüzüne hükmeder. Eşi Küm Kübey hatundur güneşle bir tutulur, ışığı ile dünyayı ısıtıp temizler. Bu ikili dünyada iyilik ve güzelliğin hakim olması için çalışırlar, insanların uyması gereken töreleri gönderirler (iki oğulları ve iki de kızları vardır). Kötülük veren ruhlar da vardır . Örn. Dobsun Duyar deliliği, İlbis Kuba ve Orol Uola insanlara kıskançlık ve rekabet, düşmanlık ve intihar dugularını aşılayan kötü ruhlardır.

Yeryüzünde Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Kültleri: Eski Türklerde de tabiat unsurlarına saygı gösterme, dua etme, kutsal kabul etme davranışları görülmektedir. Türkler Dağ, tepe, taş, demir, kılınç gibi varlıkların canlı ve bir ruha sahip olduklarına inanıyorlardı. Bu tür ruhları sahip “iye” olarak adlandırıyorlardı. Olağanüstü varlıkların olduğu yere “sahipli” , iyesi veya sahibi olmayan yerlere de “ıssız” denilmesinin mitolojik arka planı budur. Türk mitolojisinde iyi ve kötü (demon) ruhları şöyle sıralayabiliriz.

Ruh, Kişoğlu, Arvak : Eski Türklerde ruh bir kuş gibi uçabilir. (Orhun Yazıtlarında, Bilge Kağan’ın ölümünün anlatılmasında uçtuğu gibi). Altay Türklerinden Radlof (19. yy) tarafından derlenen bir Yaratılış Miti’nde de Tanrı ve Kişioğlu’nun sularla kaplı bir evrende kuş gibi uçmakta oluşları bu düşüncenin sürekliliğini göstermektedir. Örn. Hacı Bektaş Veli ‘nin şahin, Hacı Doğrul’un doğan kılığına girerek uçmaları “arvak” ve “iye kul” anlayışının islamileşmiş devamıdır.

Yo Kan: Bu ruh Altay Türkleri arasında yeyüzündeki ruhların en güçlüsüdür, dünyanın merkezinde bulunan ve ucu Ülgen’in evine kadar ulaşan bir çam ağacının yanında oturur. Sahan Türklerinde ise, Aan Alahçın Hotun , büyük bir kayın ağacında oturur, tabiatı, insanları ve hayvanları korur. Kasırga şeklinde gezer ve insanların tabiatı tahrip etmesine üzülür.

Tolay Kan: Yeryüzündeki bütün suların, denizlerin hakimi, ölülerin koruyucusu olduğuna inanılır. Evinin Altay Türklerinin Yayık adını verdiği onyedi denizin birleştiği yerde olduğu düşünülür. Su ruhu olarak da kabul edilir. Suyun temiz olmasını, balığın üremesini sağlar. Balıkçılar balık avına çıkmadan önce ondan “bereketli bir av “için dilekte bulunurlar. Suyun kirletilmesini, göllerin kurutulmasını balığın ateşe atılmasını sevmez, bunları yapanları suya çekerek boğar.

Ana Maygıl, Ak Ene: Ak Ene bir Dişi Tanrıçadır (Altay Türklerinde) Ülgen Tanrı’ya yaratma ilhamını veren olağanüstü bir güç olarak görülür. Ana Maygıl de ona benzer bir diğer dişi ruhtur. Boy ve soy anlamında “ulus” u koruyan bir ruhtur.

Umay: Bir ruhtur. Umay insanın doğumu ve büyümesiyle ilgilenir. Umay çocuk ve hamilelerin koruyucu ruhudur.

Şamanizm 40.000 yıllık bir zaman diliminin ürünüdür. Güney Sibirya ormanlarında yaşanılan erken dönemde kadınların hakim olduğu anaerkil bir toplum yapısı vardır. Umay bu dönemin yaratıcı dişi tanrısıdır. Önce Gök Tanrı’lı ataerkil dönemde ikincil ruha dönüşmüş İslamiyet ile birlikte koruyucu ruh Umay kültü Hz. Fatma kültü ile birleşerek günümüzde kadar gelmiştir.

Al Karısı, Albıs, Al Ruhu: Tarih öncesi zamanda ateş kültü ile ilgilidir, lohusalara musallat olur. ‘Al, al karısı, albastı, albas, albis, almıs’ gibi adlarla anılan kötü bir ruhtur. Lohusalara musallat olur, onu ve bebeğini öldürür ciğerini suda yıkayıp yer. Kazak, Kırgız ve Başkurtlar’a göre albastı”” kara albastı” ve “sarı albastı” olarak ikiye ayrılır: “Kara albastı” (daha ciddi ve ağırbaşlıdır ancak onları görebilen “ocaklı’lardan” korkarlar ) ve hoppa ve şarlatan olan “sarı albastı “ (kam, hoca ve baksıların duaları ile uzaklaştırılır). Türkiye’de de Albastılar ” Karakura ” denilen başka bir kötü ruhla ayrıştırılırlar. Sarışın bir kadın ya da keçi ve tilki kılığında insanlara görünürler. Kazan Tatarlarında ise insanlara boş evlerde ve bozkırlarda çeşitli şekillerde görünerek onları yoldan çıkarırlar, Tıva’ lara göre evlenmeyen kızlardır, kumsal ve kayalıklarda keçi gibi sesler çıkarırlar. Özbekler Abastı’yı yaşlı kadın ve obur bir ruh olarak da kabul edilirler. Albastı’nın demirci ocaklı erkeklerden ve tüfek sesinden korktuğuna inanılır. Lohusayı Albastı’dan korumak için bıçak, iğne gibi nesneleri baş altına koymak günümüzde süre gelen bir davranıştır.

Kasırga, Rüzgar ve Yel Ruhu: Saha Türkleri’ne göre rüzgârların, Tıal Holoruk İççite adını verdikleri bir ruhu vardır. Gök gürültüsü ruhu Etin İççite, yıldırım ruhu Çağılgan İççite’dir. Kasırga, rüzgar, çiğ, yel ve kırağı gibi doğal olgular çeşitli ruhların işidir. Bu ruhların hem gök hem de yer-sularla ilişkilileri vardır. Anadolu’da günümüzde “cin çarpması” olarak adlandırılan çarpılmalar yakın geçmişe kadar “yel çarpması” olarak adlandırılmaktaydı. Azerbeycan Türkleri bütün fırtına ve yelleri yönlendiren mitolojik bir varlık olan “Yel Baba‘ya” inanırlar. Hakas Türklerinde de Yel İyesi / Sahibi (Şil Eezi) rüzgârların yöneticisidir. Macar mitolojisinde ise bu ruh Sel Ane’ dir.

Taş ve Kaya Ruhu: Taş salt bir tapınma maddesi değildir. Kutsallığı onda canlanan ruha, onu kutsallaştıran simgeye aittir. Taş, büyü, dilek, adak, yemin, ilaç şifa, uğur, çocuk doğurmak, yağmur ve kar yağdırmak amacı ile kutsanmıştır. Amaç taşın içindeki gücü bedene aktarmaktır bu nedenle; Taşı ziyaret etmek, çevresinde belli kurallar dahilinde dolanmak, taşa el sürmek, vücuduna sürmek, öpmek, muska gibi boynuna asmak, evde saklamak, dereye atmak, taş üzerine dua okumak, başlıca rituellerdir. Türkler arasında taşla ilgili efsaneler de vardır bu taşa dönüşmek ya da taş kesilmektir (iyiler için ödül, kötüler için ceza). Olağan üstü varlıklar dahil her şey taşa dönüşebilir. İnsana ders vermek amaçlıdır. Uçsuz bucaksız deniz şeklinde evrende uçan Ülgen ancak bir taşa oturduğunda rahatlamıştır.

Dağ Ruhu: Türk mitolejisinde dağların, taş yığınlarıyla oluşturulan obaların ve taş toprak yığını ile inşa edilen kurganların ruhu vardır aynı zamanda başka ruhları da barındırırlar. Avcılar avın bereketli olması için dağ ruhuna alkış (şaman duası) yapıp adaklar sunmalıdırlar. Çeşitli kabileler kendi soylarını belli bir dağın ruhuyla özdeşleştirler. Dağın ruhu, Saha Türkleri’ne göre Tıa İççite’dir. Türk mitolojiisnde, dağ göğe yakındır ( Gök Tanrı’ya) o yüzden kutsaldır . Dağ kültü bir erkek kültüdür yapılan kanlı kansız dağ kurban törenlerine kadınların ( kadın ayak bastığında dağ kirlenip, kutsallığının yitireceğine inanılır) katılması yasaktır.

Ateş Ruhu :Türk kültüründe ateş arındırıcıdır ve kötü ruhları kovar. Ateş insanlara yardım eden üstün bir ruhtur ve ona dua edilir (aile ocağının kutsanması). Aileyi ve soyu termsil eder. Aile ocağının kutsallığı, kabilenin ilk olarak bir ateş çevresinde bir araya gelmiş olmasıyla ilgilidir.

Altay, Şor, Teleüt ve Saha Türkleri yakın zamana kadar ateşin ruhuna yiyecek içecek sunarak saçı kurbanı yapardı. Teleüt Türklerinde (Ot Ene, Ateş Ana’dır). Çuvaş Türkleri ne göre ateşin biri erkek biri dişi olmak üzere iki ruhu vardır.

Su Ruhu : Türk mitolojisinde su her şeyin başı, anasıdır (animizm). Tanrı ve insan suyun üstünde uçmaktadır. Yeraltı ruhlarının yeryüzüne çıkış yerleri pınarlar ve benzeri su kaynaklarıdır. Suların sahipleri veya iyeleri vardır ve bunlar kızdırılmamalıdır. Kutsal kabul edilen su kirletilmez. Ona pislik atılmaz ve saygısızlık edilmez. Hatta insan vücuduna ve elbisesine belirli mevsim su dökülüp yıkanabilir. Bu durum ve suyu kutsal görmek, Su tanrısı fikrini ortaya koymaz, sadece göl, ırmak, göze ve çay kültünün varlığını ortaya koyar.

Ev Ruhları : Çeşitli Türk boyları evlerini koruyan ruhlara inanırlar. Ev ruhu mutsuz olursa ev halkı hastalanır. Ev ruhunu memnun etmek için “saçı kurbanı” uygulanan yaygın bir gelenektir. Kapının eşiği veya pervazı, ev ruhunun bulunduğu yerdir. Bu nedenle eşik çok önemlidir. (Altay Türkleri) Erlik’in oğulları eşik muhafızlarıdır . Pay Maatır’ın kızları da eşikte kapıcıdırlar ve kamı dualarında kara yılana benzetilirler. Eşikte görülen yılana, aile halkının sağlıklı kalması için itibar edilir.

Ata Ruhları : Kendilerinden yardım umulan ölmüş atalar için yapılan törenler ( belli bir ata için kurban kesilir ). Atalar kültürünü oluşturmuştur. Altay Türklerine göre ölen kişinin ruhu yeraltı dünyasına gider. Burada Erlik’in ölüm elçisi Aldaçı tarafından karşılanır. Altay mitolojisinde hastalıklara neden olduğuna inanılan ölü ruh (bir bakıma Şeytan) “körmös’e” dönüşür. “Süne” (insanın canı ), Aldaçı ile birlikte ölenin akrabalarının arasında dolaşır ve onlardan kurban ister. Devleti kuran atanın ruhu sancakta bulunur. Ataların ruhları da sancak aracılığıyla kabilenin yanında yer alır. Göktürk sancağı bu nedenle kurt başıyla süslenmiştir. Bu bağlamda sancağın kutsallığı günümüzde de söz konusudur.

Yeraltında Bulunan Tanrılar, Kutsal Ruhlar ve Kültleri

Erlik : Yeraltı dünyasının ruhudur. Sakalları dizlerine kadar uzun ve ikiye ayrık, azı dişi şeklinde bıyıkları olan, boynuzlu ve kıvırcık saçlı, atletik vücutlu yaşlı bir adamdır. Kam alkışlarında Erlik’e Kayrakan’da (ölümü getiren) denir. Yeraltında, insanların gözyaşlarıyla oluşan dokuz nehrin birleşerek Doymadım Nehri’ni oluşturduğu yerdeki sarayında yaşar. Bu nehrin üstünde at kılından bir köprü vardır. Bu köprüden geçerek Yeraltından kaçmaya çalışan ölüleri Erlik her defasında yakalayarak onları yeniden nehre atar. Başka bir inanışa göre bu saray, su canavarlarıyla (abra ve yutpa ) dolu Bay Deniz’in kıyısındadır. Erlik, akşamları kanlı yemekleri yiyip akciğer kanı içer. Kendisine kurbanlık adanır ve verilmezse insanlara ve hayvanlara felaketler getirir. Cezalandırmak üzere yanına aldığı ölülere körmös denir. Bu ruhları kötülük yapmaları için yeryüzüne gönderir.

Erlik’in Oğulları : Altay Türkleri Erlik’in yeraltı canavarlarını idare eden ve kapı eşiklerini koruyan, demir başlı yedi veya dokuz oğlu’na çok saygı duyarlar.

Erlik’in Kızları : Zamanlarını oyun ve eğlenceyle geçiren Erlik’in kızları, bazı rivayetlere göre iki (Sekiz Gözlü Kiştey Ana, Erke Soltan) bazılarında ise dokuz kızdır. Kamı kandırarak kurbanı kaçırmaya çalışırlar.

Türk Mitolojisinde Kozmogoni Mitleri ve Çeşitlenmeleri

Türk mitolojisinde yaratılışla ilgili mitler son birkaç yüzyılda derlenmişlerdir (çeşitli dinlerden etkiler taşır). Radloff ’un derlediği (Altay) yaratılış mitinde, Yaratıcı tanrı Kuday, insanla birlikte su üstünde uçar. Tanrı suya dalıp kişiye toprak getirmesini emreder. Kişi emri yerine getirir. Tanrı gelen toprakla yeryüzünü oluşturur. Kişinin ağzında saklı topraklarla da dağlar ve tepeler oluşur. Tanrı Kurbustan, kişi de Erlik, “şeytan” dır (İyilerle kötüler arasında ayrım). İnsanlar türesin diye ağacı, bitkileri ve hayvanları yaratan Tanrı, işi bitince göğe çekilir ve yerine Mangdaşire’yi bırakır, o da Erlik’in dünyasını parçalar. Erlik’e bağlı insanlar yeryüzüne düşüp ölürler.

Middendorf ’un (Yakut Türkleri) derlediği mite göre, tanrı küçük ve düz bir dünya yaratmıştır. Şeytan bu dünyayı bozar. Bunun üzerine tanrı daha büyük bir dünya kurar. Şeytanın ayak bastığı yerler suyla dolar. Kabaran yerler de dağa dönüşür. Yenisey Türklerinden Anuçin ’in derlediği mitte tanrının yerini bir şaman almıştır.

Gök: Hem maddi hem de manevi bakımdan gök, Türkler için çok önemlidir. Orhun Yazıtlarında Türk tanrısı Gök Tanrı’ dır. Gücünü ondan alan ve insanlara yardım eden ise Gök Börü, Bozkurt’un diğer adıdır. Göktürk kağanlarının da gökyüzünde doğduğuna inanılırdı.

Gök Ejderi: Gök ejderi göğün en alt katında yer alır ve bütün gök cisimlerinin bağlı olduğu çarkı çevirir.

Yıldırım, Şimşek ve Gök Gürültüsü: Bunlar Gök Tanrı’nın silahları ve varlık göstergesi olarak kabul edilir. Bu olaylar sevinçle karşılanır ve sevinçler gökyüzüne oklar atılarak, danslar edilerek sergilenir. Yakut Türkleri’ne göre, yıldırımın çarptığı şaman kutsal ve saygındır.

Yer Ana, Yeryüzü: Yaratır ve hayat verir. Erken zamanlarda Ulu Ana, Kan Nine, günümüzde Toprak Ana olarak adlandırılmaktadır. Iduk yir sub ( kutsal yer ve su), Yer Ana inancıyla ilgilidir. Yer yücedir ve ilk başlangıçtır. Umay ise , toprağı temsil eden bir tanrıçadır. Yer iyesi günümüzde Karaçay-Malkar Türklerinde cey teyri dir. Kumuk Türklerinde ise yer iyesi’dir . Altay destanlarında kahramanlara yardım eden Yer Ana, bazı metinlerde büyük bir kayın ağacının gövdesinde yaşayan yaşlı bir kadın olarak tasvir edilir.

Dünyanın Şekli : Evrensel bir nehirle sınırlandırılan hayvanların üzerinde duran Dünya dörtgen şeklindedir. Depremler bu hayvanın hareketi sonucunda oluşur. Bir Teleüt destanında, dünya dört öküzün üzerindedir. Kırgızlar’a (Türkleri) göre yerin altında bir okyanus vardır. Okyanusun üzerinde bulutlar, bulutların üzerinde büyük bir kaya, onun üzerinde de bir öküz vardır. Dünya, işte bu öküzün boynuzları üzerinde kabul edilir. Altay Türklerinde ise dünyanın öküzler tarafından çekilen, çadırlı bir araba olarak anlatıldığı metinler vardır. Bir destanda (Kırım) dünya boğanın boynuzları arasındadır. Boğanın altında bir deniz, denizde de büyük bir balık vardır. Balığın altında ise karanlık bir dünya vardır. Saha Türklerinde dünya Baykal gölünde yaşayan bir balığın üzerindedir.

Dağ : Dağlar Gökyüzüne yakınlıkları yüzünden kutsallardır. Dağlar ata ruhlarının toplandığı mekânlardır ve her birinin kendi ruhu vardır. Ötüken dağı dünyanın merkezi kabul edilir. Dünyanın enerjisi bu merkezden insanlara yayılır. Kamlar, rüyalarında bu dağa tırmanır ve Ülgen tanrıya adaklarını sunar.

Ağaç : Ağaç kökleriyle yeraltına, gövdesiyle yeryüzüne, dallarıyla da gökyüzüne temas ettiği için kutsaldır. Türk mitolojisinde dünya ağacı sırık şeklinde Kutup yıldızına kadar uzanan bir eksene sahiptir. Bu ağaç ( Altay) Ülgen tanrının üzerinde oturduğu göğü delip çıkan çam ağacıdır. Dünyanın ortasında göğe kadar uzanan demir bir dağ vardır (Abakan) . Bu dağın üzerinde yedi dallı bir kayın ağacı yer alır. Bu ağacın bir eşi de yer altındadır (Sibirya Tatarları). Kutsal ağaç üzerinde çift başlı bir kartal bulunan kayın ağacın görevi gökleri korumaktır (Saha Türkleri).

Yeraltı : Yeryüzünün tersidir. Yeryüzünde gece yaşanırken yeraltında gündüz yaşanır.

Türk Mitojisinde Antropogoni Mitleri ve Çeşitlenmeleri

İnsanın türeyişiyle ilgilidirler.

Ağaç Ana/Ata : Kayın ağacı Türklerde kutsaldır ve “boy kayın” (ulu kayındır) yaprakları ve özsuyu gençleştiricidir. Tanrıyla kulu arasında bir aracıdır. İnsanın yaratılışıyla birlikte bir de kayın ağacı yaratılmıştır (Altay) ve Umay Anayla birlikte yeryüzüne inmiştir. İlk insanı da kayın ağacı doğurmuştur (Ugur da vardır). Er Sogotoh’un (Saha Türkleri) efsanesinde nereden geldiği bilinmeyen Er Sogotoh’un yaşadığı düzlüğün ortasında bir yaşam ağacı vardır. Kökleri ölüler diyarında, tepesi göğün dokuzuncu katındadır. Er Sogotoh ağaca yaklaşır. Ağacın gövdesinden bir kadın çıkar. İnsan soyu bu suretle türer. Er Sogotoh, Altay Türklerinde Ak Genç adını alır.

Hayvan Ata/Ana : Kurt, avcı-toplayıcı dönemlerde en çok korkulan hayvandır bu yüzden kutsaldır, sayılır ve korkulur. Diğer kutsal hayvanlar geyik, at, boz inek, şahin ve atmacadır.

Dağ Ana/Ata : Yeraltına açılan pencereler olarak kabul edilen mağaralar adeta ana rahmi olarak telakki edilir. Mağara barındıran dağlar da doğurgandır. Türk-Memlük türeyiş anlatısında Ay Atam ve eşi Ay-va bir mağarada oluşmuşlardır.

Türk Mitojisinde Eskatoloji Mitleri ve Çeşitlenmeleri

Türk mitolojisinde çok az eskatolojik mit vardır. Orhun Yazıtları’nda Gök Tanrı, Türkler ve Türk kağanlarını dünyayı onun töresince tutup düzenlemeleri için görevlendirmiştir. Buna göre dünyanın sonuyla ilgili her mit Türklerin görevini yapamamakla eşit anlam taşıyacaktır. (Altay Türklerinin Kalgançı Çak (Kalacak olan çağ) olarak adlandırdıkları), kıyamet anlatılarında, kıyamet “uluğ gün” olarak adlandırılmaktadır. Teleüt Türklerine göre bu gün geldiğinde gök demir, yer sarı bakır olur. Uluslar birbirine düşer, ayak takımı bey olur. Evlatlar babalarını saymaz. At başı kadar altına bir kap yemek verilmez.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!