Türk Dış Politikası 2 Dersi 3. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Dış Politikası 2 Dersi 3. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

1993-1996 Dönemi Türk Dış Politikası

Gümrük Birliği Ekseninde Avrupa Birliği İle İlişkiler

Soğuk savaşın bitmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla iki kutuplu dünyanın sona ermesi, Türk dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Soğuk Savaş sonrası ulus devletler bölgesel entegrasyonlara yönelmişlerdir. Etnik çatışmalar dünya barışını tehdit eden bir durum olarak ortaya çıkmıştır. Soğuk savaşın sonrasında NATO görev ve misyonunu güncellemiştir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin istikrarsız olması, Türkiye’yi büyük bir askeri kuvvet barındırmaya ve harp sistemlerini modernize etmeye yönlendirmiştir.

SSCB’nin dağılmasından sonra Orta Asya’da ortaya çıkan devletler Türkiye ile olan ilişkilerinde sıcak mesajlar vermişlerdir. Orta Asya devletlerinin kendilerine Türkiye’yi örnek alması Batı dünyası için büyük bir önem taşımaktadır. Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümünden sonra Türk dış politikasının ilgisi Orta Asya’dan Avrupa’ya doğru yönelmiştir. 1993 yılında kurulan yeni hükümetin hedefleri Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği olarak belirlenmiştir.

Soğuk Savaş bitince Avrupa Birliği siyasal bütünleşme ve genişleme politikalarına ağırlık vermeye başladı. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin AB üyeliği süreçleri hızlanmıştır. Avrupa Topluluğu ülkeleri, 1992 yılında Maastricht antlaşması ile resmen Avrupa Topluluğu’nu Avrupa Birliği’ne dönüştürmüşlerdir. 1993 yılında ilan edilen Kopenhag Kriterleri, Türkiye’nin AB’ye tam üye olması ile ilgili sorunlar oluşmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girme kararı almasında iç ve dış politikalar etkili olmuştur. Yunanistan’ın Türkiye hakkındaki konularda sürekli olarak engel çıkarmasını önlemek ve AB ile olan ilişkilerin tekrar canlanmasını sağlamak amacıyla Gümrük Birliği’ne üye olunmuştur. Ayrıca Gümrük Birliği ile Türkiye’deki şirketlerin rekabet ve üretim gücünün artması ve yabancı şirketlerin kolaylıkla yatırım yapabilmesi hedeflenmiştir.

Avrupa Birliği, Türkiye ile olan ilişkileri Gümrük Birliği çerçevesinde yürütmek istemiştir. Türkiye’nin Yunanistan ile yaşadığı Kardak krizi sonrasında, AB açıkça Yunanistan’dan yana tavır almıştır. 1995 yılına gelindiğinde zaman ise Türkiye ile AB ilişkilerin de bir başka sıkıntılı konu Türkiye’deki Kürt sorunu ile ilgili yaşanmıştır. Türkiye’nin 1995 yılında teröristleri takip etmek amacıyla Kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği operasyona AB tepki göstermiştir. 1990’lı yıllarda Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi istikrarsızlık ülkenin dış politikasına da yansımıştır. 1996 yılında kurulan hükümetin programında AB üyeliği önemli bir yer almıştır ve AB üyeliği öncelikli bir dış politika konusu olarak görülmüştür.

1993-1996 Dönemi ABD İle Olan İlişkiler

1990’lı yılların başında, Türkiye-ABD ilişkileri yeniden bir yapılanma sürecine girmiştir. İki ülke arasında kurulan iş birliği 1993 yılana kadar Türkiye’nin dış politikasını çok ciddi bir biçimde etkilemiştir. ABD, Türkiye’nin Müslüman Dünya, Asya ve Kafkasya için önemli roller üstlenebileceğini düşünmüştür.

Türkiye’nin gerek bölgesel politikalarında gerekse de AB üyeliğine konusunda ABD’nin güçlü desteğini olmuştur. 1995 yılında, ABD-Türkiye ilişkileri “stratejik ortaklık” olarak adlandırılmıştır. 1993-1996 döneminde iki ülke arasında ilişkiler sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik ve ticari konularda da olmuştur.

ABD il Türkiye ilişkilerinin sıkıntılı olduğu konuların başında sözde Ermeni soykırımı gelmektedir. Bu konuda, ABD’de bulunan Yahudi Lobisi Türkiye’nin yanında yer almıştır.

Bosna Savaşı Ekseninde Balkanlar İle İlişkiler

1993-1996 yılları arasında, Türkiye’nin Balkan politikasının temelini Bosna Savaşı oluşturulmuştur. Yugoslavya’nın dağılma süreci, bölgeye ciddi sorunlar getirmiştir. 1992 yılında Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi, Sırbistan tarafından kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışılmıştır. Bosna Savaşında 250 bin Bosnalı yaşamını yitirmiştir. Bu savaşta, Müslüman Boşnaklara büyük bir katliam uygulanmıştır. 1993 yılında Clinton’un ABD başkanı seçilmesi ile birlikte ABD uçakları, bölgeye insani yardımların gönderilmesine yardım etmiştir. 1994 yılında NATO, Sırplara karşı bir operasyon düzenlemeyi kabul etmiştir. Fakat yapılan bu operasyon düşük yoğunlukta olduğu için Sırplar katliamlara devam etmişleridir. 1995 yılında Paris’te imzalanan bir anlaşma ile Bosna-Hersek mevcut sınırları ile bağımsız bir devlet olarak kabul edilmiştir.

Savaş boyunca Türkiye, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğüne saygı göstermiştir. 1996 yılından itibaren Bosna-Hersek’ten gelen asker ve subaylar Türkiye’de eğitim görmüşlerdir.

Bulgaristan ile Türkiye ilişiklerinin gelişmesinde Bulgaristan’ın Türk azınlığa yönelik olumlu politikaları etkili olmuştur. Bulgaristan’ın yönünü Avrupa’ya çevirdikten sonra iki ana hedefi olmuştur. AB üyesi ve NATO üyesi olmaktır. Bulgaristan ile Türkiye ilişkilerinin gergin olduğu bir nokta ise Bulgaristan’ın PKK konusunda takındığı sessiz kalma tavrıdır.

Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlar ve yönetimde yaşanan istikrarsızlıklar, Arnavutluk ile ilişkilerin inişli ve çıkışlı olmasına neden olmuştur. Arnavutluk’un Müslüman bir ülke olması, ilişkilerde olumlu bir bakışı açısı oluşmasına neden olmuştur. Fakat Arnavutluk’un ekonomik alanda Yunanistan ve İtalya ile olan ilişkilere öncelik vermesi Türkiye’nin etkinliğini azaltmıştır.

1993-1996 yılları arasında Türkiye ile Makedonya ilişkilerinin en sorunsuz olan ilişkilerden biri olduğu söylenebilir. Yunanistan’ın Makedonya’ya uyguladığı ambargo zamanında Türkiye her zaman Makedonya’ya yardımlarda bulunmuştur.

Yeni Dönemde Birleşmiş Milletler ve NATO

Soğuk Savaştan sonra Birleşmiş Milletlerin, dünya barış ve güvenliğinin korunmasında eskiye oranla daha etkin ve başarılı olacağı düşünüldüyse de yerel düzeyde olan çatışmaların çıkmasını engelleyememiştir. BM’nin çatışma bölgelerinde barış güçlerini görevlendirmiş olmasına rağmen bu güçler çok etkili olamamışlardır. Bu durum barış gücü misyonunun yeniden yorumlanmasına, şekillenmesine ve faaliyetlerin genişlemesine neden olmuştur. BM’nin yaşanan olaylara geç müdahale etmesi uluslararası kamuoyu tarafından çok sık bir şekilde eleştirtilmiştir.

Soğuk savaştan sonra NATO’nun görevi ve misyonuna ilişkin tartışmalar yaşanmıştır. NATO’nun Çekiç güç ile Türkiye’ye yerleştirilmesi, NATO’nun kuruluş amacının ve misyonun nasıl değiştiğinin bir göstergesidir. NATO yeni anlayışı içinde Doğu Avrupa ülkelerini kendi çatısı altında toplamayı hedeflemiştir. Ancak Rusya, NATO’nun bu hamlesini kendisine tehdit olarak görmüştür.

Yunanistan İle İlişkiler ve Kıbrıs Sorunu

İki ülke arasında yaşanan Ege ve Kıbrıs sorunları dışında Soğuk Savaş sonrası dönemde her iki ülke Balkanlar başta olmak üzere bölge coğrafyasında etkili olabilmek için yoğun bir rekabet içerisinde olmuştur. Türkiye ile Yunanistan ilişkileri iki ülkede hükümetlerin tutumlarına göre inişli ve çıkışlı bir seyir izlemiştir. İki ülke arasındaki en önemli krizlerden biri Kardak Krizi olmuştur. Ege Denizi’nde bulunan bu adacık yüzünden Türkiye ile Yunanistan ilişkileri çok zarar görmüştür. ABD, bu durumun daha da kötü bir hale dönüşmemesi için arabuluculuk faaliyetleri gerçekleştirmiştir. Kardak krizi, Türkiye ile AB ilişkilerinin gerilmesine neden olmuştur.

Kıbrıs sorunun çözülmesi için çalışmalar 1993-1996 yılında devam etmiştir. Rum kesiminin çözümsüzlüğün adresi olarak Türkiye’yi gösterme çabaları, ilişkilerin gerilimli bir seyir almasına neden olmuştur. 1990 yılında Kıbrıs Rum Kesiminin 1990 yılındaki AB’ye tam üyelik başvurusu sonucunda ilişkiler yeni bir seyir almıştır. AB üyesi olması Türkiye ile olan ilişkilerde Rum Kesiminin elinin güçlenmesi anlamına gelmiştir.

Orta Doğu İle İlişkiler

Körfez Savaşı’nın getirdiği atmosfer ile Kuzey Irak’a yerleşen PKK varlığı, Türkiye’nin en çok etkilendiği faktör olmuştur. Türkiye-Irak ilişkilerinin en önemli yerini terör sorunu almaktaydı. Ayrıca Kuzey Irak’ta bulunan aşiretlerin arasında bulunan sorunların çözülmesi için Türkiye, ABD ve İngiltere çalışmalarda bulunmuştur. Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının açılması ilişkilerin düzelmesine yardımcı olmuştur.

Türkiye ile Suriye ilişkilerini PKK terörü ve Su sorunları etrafından şekillenmiştir. Suriye, İsrail ve Türkiye ile çıkarlarını koruyan bir denge politikası oluşturmak istemiştir. Türkiye, uzun süre Suriye’deki PKK varlığının kaldırılması gerektiğini belirtmiş ve ilişkiler Abdullah Öcalan’ın Suriye’den gönderilmesinden sonra bir nebze düzelmiştir.

Türkiye ile İran ilişkileri geçmişin izlerini ve rekabetini taşımaktadır. Bu iki ülkenin rejimlerinin farklı olması ayrı bir rekabet oluşmasına neden olmuştur. Türkiye, İran’ın PKK terör örgütünün varlığına izin vermesinden dolayı İran’a eleştiriler getirmiştir. İran ile ilişkilileri yapılan gaz alımı anlaşması olumlu etkilemiştir.

Türkiye ile İsrail ilişkileri Körfez Savaşı sırasında hızla gelişme göstermiştir. İsrail ile olan ilişkileri, ABD ile olan ilişkiler derinden etkilemiştir. Türkiye, İsrail ile yapılan anlaşmaların ABD ile olan ticaretinde olumlu yönde etkileyeceğine inanmıştır. İsrail, Irak’ı düşman olarak görmesinden dolayı ayrılıkçı Kürt grupları desteklemiştir.

Rusya-Orta Asya ve Kafkaslar İle İlişkiler

Sovyetlerin dağılmasından sonra Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı düşünülmüştür. Türkiye bölge ülkelerinde okuyan öğrencilere burslar vererek bölgesel ilişkileri yoğun bir şekilde sürdürmüştür. ABD, Rusya’nın bölgedeki varlığının önemi anladıktan sonra bölgeye yönelik politikalarını değiştirmiş ve Rusya ile işbirliği yapılmasına yönelik politikalar geliştirmiştir. Rusya ile Türkiye ilişkilerin sıkıntılı olan konuları Bosna ve Çeçenistan’da farklı politikaların izlenmesi olmuştur. Orta Asya ve diğer bölgelerde oluşan rekabet ticaret hacminin azalmasına neden olmamıştır. İki ülke arasındaki ticaret hızla yükselmiştir.

Orta Asya Cumhuriyetleri ile Türkiye ilişkileri 1993-1996 yılları arasında yüksek bir düzeyde gerçekleşmiştir. Bu ülkeler, Türkiye’yi kendilerine örnek ülke olarak almışlardır. Rusya’nın Orta Asya devletleri kurduğu yakın diplomatik ilişkiler, bu ülkeler ile olan yoğun ilişkilerin azalmasına neden olmuştur.

Azerbaycan’ı ilk olarak tanıyan devlet Türkiye olmuştur. İki ülke arasında “iki devlet bir millet” sözü sıklıkla vurgulanmıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde Azerbaycan Halk Cephesi Lideri Elçibey’in etkisi büyüktür. Elçibey’in görevinden uzaklaştırılmasından sonra yerine gelen Haydar Aliyev, Rusya ile yakın ilişkiler içerisinde olmuştur. Bu dönemde Azerbaycan, Rusya ile ortak güvenlik anlaşması imzalamıştır. Haydar Aliyev’in görevden uzaklaştırılması için hazırlanan bir darbe planında Türkiye’nin adının bulunduğu iddiaları ikili ilişkilerin gerilmesine neden olmuştur. 1997 yılında Haydar Aliyev’in Türkiye seyahati sırasında bu sorun büyük ölçüde ortadan kalmıştır.

Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin en önemli konusu “Ermeni Soykırımı” meselesidir. Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan Dağlık Karabağ sorunu ile iki ülke arasındaki kötüleşmiştir. Türkiye bu sorunda Azerbaycan yanında yer almıştır. Türkiye, Ermenistan ile olan ilişkilerin düzelmesi için adım atmak istediyse hem Ermeni diasporasının Ermenistan üzerindeki etkisi hem de Azerbaycan’ın Türkiye üzerindeki etkisi diplomatik yakınlaşmanın kurulmasına engel olmuştur.

Gümrük Birliği Ekseninde Avrupa Birliği İle İlişkiler

Soğuk savaşın bitmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla iki kutuplu dünyanın sona ermesi, Türk dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Soğuk Savaş sonrası ulus devletler bölgesel entegrasyonlara yönelmişlerdir. Etnik çatışmalar dünya barışını tehdit eden bir durum olarak ortaya çıkmıştır. Soğuk savaşın sonrasında NATO görev ve misyonunu güncellemiştir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin istikrarsız olması, Türkiye’yi büyük bir askeri kuvvet barındırmaya ve harp sistemlerini modernize etmeye yönlendirmiştir.

SSCB’nin dağılmasından sonra Orta Asya’da ortaya çıkan devletler Türkiye ile olan ilişkilerinde sıcak mesajlar vermişlerdir. Orta Asya devletlerinin kendilerine Türkiye’yi örnek alması Batı dünyası için büyük bir önem taşımaktadır. Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümünden sonra Türk dış politikasının ilgisi Orta Asya’dan Avrupa’ya doğru yönelmiştir. 1993 yılında kurulan yeni hükümetin hedefleri Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği olarak belirlenmiştir.

Soğuk Savaş bitince Avrupa Birliği siyasal bütünleşme ve genişleme politikalarına ağırlık vermeye başladı. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin AB üyeliği süreçleri hızlanmıştır. Avrupa Topluluğu ülkeleri, 1992 yılında Maastricht antlaşması ile resmen Avrupa Topluluğu’nu Avrupa Birliği’ne dönüştürmüşlerdir. 1993 yılında ilan edilen Kopenhag Kriterleri, Türkiye’nin AB’ye tam üye olması ile ilgili sorunlar oluşmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girme kararı almasında iç ve dış politikalar etkili olmuştur. Yunanistan’ın Türkiye hakkındaki konularda sürekli olarak engel çıkarmasını önlemek ve AB ile olan ilişkilerin tekrar canlanmasını sağlamak amacıyla Gümrük Birliği’ne üye olunmuştur. Ayrıca Gümrük Birliği ile Türkiye’deki şirketlerin rekabet ve üretim gücünün artması ve yabancı şirketlerin kolaylıkla yatırım yapabilmesi hedeflenmiştir.

Avrupa Birliği, Türkiye ile olan ilişkileri Gümrük Birliği çerçevesinde yürütmek istemiştir. Türkiye’nin Yunanistan ile yaşadığı Kardak krizi sonrasında, AB açıkça Yunanistan’dan yana tavır almıştır. 1995 yılına gelindiğinde zaman ise Türkiye ile AB ilişkilerin de bir başka sıkıntılı konu Türkiye’deki Kürt sorunu ile ilgili yaşanmıştır. Türkiye’nin 1995 yılında teröristleri takip etmek amacıyla Kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği operasyona AB tepki göstermiştir. 1990’lı yıllarda Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi istikrarsızlık ülkenin dış politikasına da yansımıştır. 1996 yılında kurulan hükümetin programında AB üyeliği önemli bir yer almıştır ve AB üyeliği öncelikli bir dış politika konusu olarak görülmüştür.

1993-1996 Dönemi ABD İle Olan İlişkiler

1990’lı yılların başında, Türkiye-ABD ilişkileri yeniden bir yapılanma sürecine girmiştir. İki ülke arasında kurulan iş birliği 1993 yılana kadar Türkiye’nin dış politikasını çok ciddi bir biçimde etkilemiştir. ABD, Türkiye’nin Müslüman Dünya, Asya ve Kafkasya için önemli roller üstlenebileceğini düşünmüştür.

Türkiye’nin gerek bölgesel politikalarında gerekse de AB üyeliğine konusunda ABD’nin güçlü desteğini olmuştur. 1995 yılında, ABD-Türkiye ilişkileri “stratejik ortaklık” olarak adlandırılmıştır. 1993-1996 döneminde iki ülke arasında ilişkiler sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik ve ticari konularda da olmuştur.

ABD il Türkiye ilişkilerinin sıkıntılı olduğu konuların başında sözde Ermeni soykırımı gelmektedir. Bu konuda, ABD’de bulunan Yahudi Lobisi Türkiye’nin yanında yer almıştır.

Bosna Savaşı Ekseninde Balkanlar İle İlişkiler

1993-1996 yılları arasında, Türkiye’nin Balkan politikasının temelini Bosna Savaşı oluşturulmuştur. Yugoslavya’nın dağılma süreci, bölgeye ciddi sorunlar getirmiştir. 1992 yılında Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi, Sırbistan tarafından kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışılmıştır. Bosna Savaşında 250 bin Bosnalı yaşamını yitirmiştir. Bu savaşta, Müslüman Boşnaklara büyük bir katliam uygulanmıştır. 1993 yılında Clinton’un ABD başkanı seçilmesi ile birlikte ABD uçakları, bölgeye insani yardımların gönderilmesine yardım etmiştir. 1994 yılında NATO, Sırplara karşı bir operasyon düzenlemeyi kabul etmiştir. Fakat yapılan bu operasyon düşük yoğunlukta olduğu için Sırplar katliamlara devam etmişleridir. 1995 yılında Paris’te imzalanan bir anlaşma ile Bosna-Hersek mevcut sınırları ile bağımsız bir devlet olarak kabul edilmiştir.

Savaş boyunca Türkiye, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğüne saygı göstermiştir. 1996 yılından itibaren Bosna-Hersek’ten gelen asker ve subaylar Türkiye’de eğitim görmüşlerdir.

Bulgaristan ile Türkiye ilişiklerinin gelişmesinde Bulgaristan’ın Türk azınlığa yönelik olumlu politikaları etkili olmuştur. Bulgaristan’ın yönünü Avrupa’ya çevirdikten sonra iki ana hedefi olmuştur. AB üyesi ve NATO üyesi olmaktır. Bulgaristan ile Türkiye ilişkilerinin gergin olduğu bir nokta ise Bulgaristan’ın PKK konusunda takındığı sessiz kalma tavrıdır.

Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlar ve yönetimde yaşanan istikrarsızlıklar, Arnavutluk ile ilişkilerin inişli ve çıkışlı olmasına neden olmuştur. Arnavutluk’un Müslüman bir ülke olması, ilişkilerde olumlu bir bakışı açısı oluşmasına neden olmuştur. Fakat Arnavutluk’un ekonomik alanda Yunanistan ve İtalya ile olan ilişkilere öncelik vermesi Türkiye’nin etkinliğini azaltmıştır.

1993-1996 yılları arasında Türkiye ile Makedonya ilişkilerinin en sorunsuz olan ilişkilerden biri olduğu söylenebilir. Yunanistan’ın Makedonya’ya uyguladığı ambargo zamanında Türkiye her zaman Makedonya’ya yardımlarda bulunmuştur.

Yeni Dönemde Birleşmiş Milletler ve NATO

Soğuk Savaştan sonra Birleşmiş Milletlerin, dünya barış ve güvenliğinin korunmasında eskiye oranla daha etkin ve başarılı olacağı düşünüldüyse de yerel düzeyde olan çatışmaların çıkmasını engelleyememiştir. BM’nin çatışma bölgelerinde barış güçlerini görevlendirmiş olmasına rağmen bu güçler çok etkili olamamışlardır. Bu durum barış gücü misyonunun yeniden yorumlanmasına, şekillenmesine ve faaliyetlerin genişlemesine neden olmuştur. BM’nin yaşanan olaylara geç müdahale etmesi uluslararası kamuoyu tarafından çok sık bir şekilde eleştirtilmiştir.

Soğuk savaştan sonra NATO’nun görevi ve misyonuna ilişkin tartışmalar yaşanmıştır. NATO’nun Çekiç güç ile Türkiye’ye yerleştirilmesi, NATO’nun kuruluş amacının ve misyonun nasıl değiştiğinin bir göstergesidir. NATO yeni anlayışı içinde Doğu Avrupa ülkelerini kendi çatısı altında toplamayı hedeflemiştir. Ancak Rusya, NATO’nun bu hamlesini kendisine tehdit olarak görmüştür.

Yunanistan İle İlişkiler ve Kıbrıs Sorunu

İki ülke arasında yaşanan Ege ve Kıbrıs sorunları dışında Soğuk Savaş sonrası dönemde her iki ülke Balkanlar başta olmak üzere bölge coğrafyasında etkili olabilmek için yoğun bir rekabet içerisinde olmuştur. Türkiye ile Yunanistan ilişkileri iki ülkede hükümetlerin tutumlarına göre inişli ve çıkışlı bir seyir izlemiştir. İki ülke arasındaki en önemli krizlerden biri Kardak Krizi olmuştur. Ege Denizi’nde bulunan bu adacık yüzünden Türkiye ile Yunanistan ilişkileri çok zarar görmüştür. ABD, bu durumun daha da kötü bir hale dönüşmemesi için arabuluculuk faaliyetleri gerçekleştirmiştir. Kardak krizi, Türkiye ile AB ilişkilerinin gerilmesine neden olmuştur.

Kıbrıs sorunun çözülmesi için çalışmalar 1993-1996 yılında devam etmiştir. Rum kesiminin çözümsüzlüğün adresi olarak Türkiye’yi gösterme çabaları, ilişkilerin gerilimli bir seyir almasına neden olmuştur. 1990 yılında Kıbrıs Rum Kesiminin 1990 yılındaki AB’ye tam üyelik başvurusu sonucunda ilişkiler yeni bir seyir almıştır. AB üyesi olması Türkiye ile olan ilişkilerde Rum Kesiminin elinin güçlenmesi anlamına gelmiştir.

Orta Doğu İle İlişkiler

Körfez Savaşı’nın getirdiği atmosfer ile Kuzey Irak’a yerleşen PKK varlığı, Türkiye’nin en çok etkilendiği faktör olmuştur. Türkiye-Irak ilişkilerinin en önemli yerini terör sorunu almaktaydı. Ayrıca Kuzey Irak’ta bulunan aşiretlerin arasında bulunan sorunların çözülmesi için Türkiye, ABD ve İngiltere çalışmalarda bulunmuştur. Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının açılması ilişkilerin düzelmesine yardımcı olmuştur.

Türkiye ile Suriye ilişkilerini PKK terörü ve Su sorunları etrafından şekillenmiştir. Suriye, İsrail ve Türkiye ile çıkarlarını koruyan bir denge politikası oluşturmak istemiştir. Türkiye, uzun süre Suriye’deki PKK varlığının kaldırılması gerektiğini belirtmiş ve ilişkiler Abdullah Öcalan’ın Suriye’den gönderilmesinden sonra bir nebze düzelmiştir.

Türkiye ile İran ilişkileri geçmişin izlerini ve rekabetini taşımaktadır. Bu iki ülkenin rejimlerinin farklı olması ayrı bir rekabet oluşmasına neden olmuştur. Türkiye, İran’ın PKK terör örgütünün varlığına izin vermesinden dolayı İran’a eleştiriler getirmiştir. İran ile ilişkilileri yapılan gaz alımı anlaşması olumlu etkilemiştir.

Türkiye ile İsrail ilişkileri Körfez Savaşı sırasında hızla gelişme göstermiştir. İsrail ile olan ilişkileri, ABD ile olan ilişkiler derinden etkilemiştir. Türkiye, İsrail ile yapılan anlaşmaların ABD ile olan ticaretinde olumlu yönde etkileyeceğine inanmıştır. İsrail, Irak’ı düşman olarak görmesinden dolayı ayrılıkçı Kürt grupları desteklemiştir.

Rusya-Orta Asya ve Kafkaslar İle İlişkiler

Sovyetlerin dağılmasından sonra Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı düşünülmüştür. Türkiye bölge ülkelerinde okuyan öğrencilere burslar vererek bölgesel ilişkileri yoğun bir şekilde sürdürmüştür. ABD, Rusya’nın bölgedeki varlığının önemi anladıktan sonra bölgeye yönelik politikalarını değiştirmiş ve Rusya ile işbirliği yapılmasına yönelik politikalar geliştirmiştir. Rusya ile Türkiye ilişkilerin sıkıntılı olan konuları Bosna ve Çeçenistan’da farklı politikaların izlenmesi olmuştur. Orta Asya ve diğer bölgelerde oluşan rekabet ticaret hacminin azalmasına neden olmamıştır. İki ülke arasındaki ticaret hızla yükselmiştir.

Orta Asya Cumhuriyetleri ile Türkiye ilişkileri 1993-1996 yılları arasında yüksek bir düzeyde gerçekleşmiştir. Bu ülkeler, Türkiye’yi kendilerine örnek ülke olarak almışlardır. Rusya’nın Orta Asya devletleri kurduğu yakın diplomatik ilişkiler, bu ülkeler ile olan yoğun ilişkilerin azalmasına neden olmuştur.

Azerbaycan’ı ilk olarak tanıyan devlet Türkiye olmuştur. İki ülke arasında “iki devlet bir millet” sözü sıklıkla vurgulanmıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde Azerbaycan Halk Cephesi Lideri Elçibey’in etkisi büyüktür. Elçibey’in görevinden uzaklaştırılmasından sonra yerine gelen Haydar Aliyev, Rusya ile yakın ilişkiler içerisinde olmuştur. Bu dönemde Azerbaycan, Rusya ile ortak güvenlik anlaşması imzalamıştır. Haydar Aliyev’in görevden uzaklaştırılması için hazırlanan bir darbe planında Türkiye’nin adının bulunduğu iddiaları ikili ilişkilerin gerilmesine neden olmuştur. 1997 yılında Haydar Aliyev’in Türkiye seyahati sırasında bu sorun büyük ölçüde ortadan kalmıştır.

Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin en önemli konusu “Ermeni Soykırımı” meselesidir. Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan Dağlık Karabağ sorunu ile iki ülke arasındaki kötüleşmiştir. Türkiye bu sorunda Azerbaycan yanında yer almıştır. Türkiye, Ermenistan ile olan ilişkilerin düzelmesi için adım atmak istediyse hem Ermeni diasporasının Ermenistan üzerindeki etkisi hem de Azerbaycan’ın Türkiye üzerindeki etkisi diplomatik yakınlaşmanın kurulmasına engel olmuştur.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!