Türk Dış Politikası 2 Dersi 2. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Dış Politikası 2 Dersi 2. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

1989-1993 Dönemi Türk Dış Politikası

1989-1993 Dönemi Türk Dış Politikası

1989-1993 yılları Dünya’da çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Berlin Duvarının yıkılması, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ve SSCB’nin dağılması 1989 ve 1993 yılları arasında yaşanan gelişmelerdir. Orta ve Doğu Avrupa’da ortaya çıkan yeni bağımsız devletlerin hızla NATO ve AT üyeliklerine yöneldiği gözlenmiştir.

Yeni dönemde gerçek bir cazibe merkezi olan AT, İspanya ve Portekiz’in üyeliklerinden sonra derinleşme politikasını dondurup genişleme politikasına geri dönmüştür.

SSCB’nin dağılması Türkiye’nin dış politikasını derinden etkilemiştir. Türkiye bir yandan yeni bağımsızlığı kazanan devletler ile yakın ilişkiler kurmaya çalışırken bir yandan da Batı ile olan ilişkilerini devam ettirmiştir. 1980 askeri darbesi sonrasında, AT ile Türkiye ilişkileri tam bir sessizlik içerinde olmuştur. 1983’de iktidara gelen Turgut Özal Avrupa ile olan ilişkileri yumuşatmak istemiştir. Özal, 1986 yılında liberal politikaların ancak AT ile olan ilişkilerle kalıcı olabileceğini görmüştür.

1987 yılında Türkiye, AT’ye tam üyelik başvurunda bulunmuştur. Türkiye üyelik başvurusunda “Her Avrupa Devleti AB’ye üye olmak için başvuruda bulunabilir” ilkesini kullanmıştır. Türkiye’nin başvurusu AT açısından çok iyi bir zamana denk gelmemiştir. Türkiye’nin müzakerelere başlaması için yapılan teknik çalışmalar iki buçuk yıl sürmüştür. Bu sırada SSCB’nin dağılması, Avrupa’da geri dönüşü olmayacak siyasi gelişmelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin başvurusunun ele alınmasının ertelenmesi için AT devletleri bir yol arayışı içine girdiler buna karşın Türkiye müzakere tarihi alabilmek için ekonomik, sosyal ve siyasi alandaki çalışmalarını sürdürdü. Berlin Duvarının yıkılmasından sonra AT bütün enerjisini iki Almanya’nın birleşmesi için harcamaya karar vermişti.

AT, Türkiye’nin tam üye olması yerine öncelikle Gümrük Birliği anlaşmasının tamamlanmasını istiyordu. AT dış ilişkilerde öncelikli olarak Orta ve Doğu Avrupa’daki devletlerin durumunu ele almak istiyordu. Konsey içerisinde Türkiye’nin artık önemini kaybettiği ve üye olmaması gerektiği tartışmaları yapılır duruma gelmişti. AT, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin tam üyelik başvurusunu kabul etti. Bu durum Türkiye tarafından ilk olarak ciddiye alınmamıştır. Bu dönemde Türkiye enerjisini Kafkaslara yoğunlaştırmıştı.

1990 yılında, AT ile Türkiye yeniden ekonomik ilişkilerin canlandırılması için Gümrük Birliği sürecinin tamamlanması konusunda çalışmalar yürütmüştür. SSCB’nin dağılmasıyla kurulan bağımsız devletler AT üyeliği için istekli bir davranış sergiliyorlardı bu durumdan dolayı Avrupa Topluluğu ‘Kopenhag Kriterleri’ ile aday devletlerin önüne bir yol haritası koymuştur. Bu dönemde Türkiye, AT ile olan ilişkilerini korurken bir yandan da ABD ile olan ilişkilerini daha da yakınlaştırmıştır. Türkiye’nin 1993 yılına kadar olan politikası bölgesel bir güç olmayı amaçlıyordu. 1992 yılında AT tarafından yapılan açıklamada, Doğu Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerin ilerletilmesi açıklanırken Türkiye ile olan ilişkilere hiç değinilmemiştir. 1993 ve 1995 yılları arasında AT, sürekli olarak Gümrük Birliği ve siyasi olarak iş birliği yapmaktan söz etmiştir. Türk halkı Avrupa Birliği konusunu bir iç politika konusu gibi değerlendirilmiştir.

Türkiye-ABD/NATO İlişkileri

Berlin Duvarının yıkılması ve SSCB’nin ABD ile olan ilişkileri, Türkiye’nin dış politikalarını etkileyen çok önemli faktörler olmuştur. Türkiye’nin bu yeni dönemde, hem risklerle dolu hem de fırsatlar ile dolu bir dış politika izlemesi gerekmiştir. Türkiye’nin değeri Batı Avrupa nezdinde azalırken ABD için daha da önemli bir duruma gelmiştir.

ABD, Körfez savaşı boyunca Irak’tan yana bir tutum ortaya koymuştur ve İran’ın savaştan yıpranmasını istemiştir. ABD’nin desteği ile güçlenen Irak yönetimi Kuveyt’e saldırmıştır. Bu durum üzerine ABD, Irak’a yönelik bir askeri harekata girişti. Bu durum ABD’nin dünyadaki liderliğini kanıtlamak açasından bir fırsata dönüşmüştür.

Türkiye Körfez Savaşı sırasında ABD ile çok yakın ilişkiler geliştirmiş ve ABD’yi savaş boyunca desteklemiştir. Türkiye bu yolla ABD içim ne kadar önemli olabileceğini göstermeye çalışmıştır. Türkiye dış politika konularında da daha aktif bir dış politika geliştirmeye karar vermiştir. Türkiye körfez savaşından sonra bölgede daha önemli bir güç haline gelmeyi hedeflemiştir. ABD’nin Körfez Savaşından sonra Saddam’ı devirmek için bir politika uygulamaması sonucunda Saddam, Irak’ta ayaklanan Kürt ve Şii grupları kanlı bir şekilde bastırdı.

ABD, Irak’ın kuzeyinde güvenli bölgeler oluşturarak mültecilerin buraya yerleşmesi için ‘Çekiç Güç’ operasyonunu gerçekleştirmiştir. ABD, bölgedeki gücünü daha da kalıcı hale bu yolla getirmiştir. ABD, savaştan sonra Türkiye’nin serbest ticaret bölgesi kurma fikrini kabul etmemiştir. ABD, Türkiye’nin savaştan doğan zararlarını karşılamak için bir yardım da bulunmamıştır.

Türkiye’nin AT’den dışlanması sonrasında ABD’ye olan ihtiyacını arttırmıştır. ABD’nin soğuk savaştan sonra tek lider ülke olarak kalması da yakınlaşmanın bir başka nedenidir.

SSCB’nin dağılmasından sonra NATO’nun görev tanımı da değişmeye başlamıştır. NATO, yeni tehdit alanını bölgesel istikrarsızlıklar olarak belirlemişti. Bu durumdan dolayı Türkiye’nin stratejik önemi bir kez ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin NATO üyesi olarak görülmesi Türkiye için her dönemde güvenlik garantisi olarak görülmüştür.

Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya Politikası

SSCB’nin dağılması ile birlikte Kafkasya ve Orta Asya da Türkiye açısından çok fırsatlar içeren bir döneme girilmiştir. Türkiye’nin bu bölgedeki politikaları ABD tarafından desteklenmiştir. Rusya’nın bölgede aktif bir güç olduğunun anlaşılması üzerine ABD bölgede farklı politikalar uygulamaya başlamıştır. Orta Asya bölgelerinden batıya gidecek petrol ve doğal gaz hatları için Türkiye çok önemli bir hale gelmiştir. Türkiye’nin bu coğrafya ile olan ortak bağları bu bölgeye ilgi duyulmasına neden olmuştur.

Türkiye, Azerbaycan ile olan ilişkilerini her zaman güçlü tutmuştur. Azerbaycan Devlet Başkanları da ülkeleri için her zaman Türkiye’yi örnek almışlardır. Türkiye, Ermenistan ile Azerbaycan arasında olan anlaşmazlıklarda daima Azerbaycan’ı desteklemiştir. Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanımıştır fakat diplomatik ilişkiler kurmayı denememiştir.

Türkiye, Gürcistan ile olan ilişkilerini daima sıcak tutmuştur. Gürcistan içerisinde olan azınlıkların bağımsızlık talepleri karşısında Türkiye daima Gürcistan’ı desteklemiştir.

Türkiye, Orta Asya’da kurulan ülkeleri tanımak için acele etmemiştir. Türkiye bu ülkelerin kendisinden beklediği yardımları sağlamak konusunda mali bakımdan yetersiz kalmıştır. Türkiye’nin bu bölgede aktif bir politika izlemesi Rusya’yı rahatsız etmiştir. Türkiye bu dönemde Doğu ile Batı arasında enerji köprüsü olmuştur. Bölge ülkeleri için Türkiye’nin bir rol model olması, Türkiye tarafından bir dış politika olarak uygulanmıştır. Türkiye çeşitler kurumlar kurarak bölge ülkeleri ile olan ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır.

“Önce Rusya” (RUSSIA FIRST) Politikası ve Türkiye

Türkiye’nin bölgedeki politikaları, ABD politikaları ile paralel bir şekilde uygulanmıştır. Türkiye’nin Soğuk Savaştan sonra bölgede baskın bir devlet olma fikri ABD tarafından desteklenmiştir. Fakat bölgede olan Rus etkisi tekrar belirginleşmeye başlayınca, ABD ve Türkiye tekrar politikalarını gözden geçirmeye karar verdiler. Rusya’nın bölgedeki gücünün çok fazla olması ve bölge ülkelerinin radikal İslamlaşmasını önlemek amacıyla ABD, Rusya’nın işbirliği yapılması gereken bir ülke haline geldiğini görmüştür. Özal’ın ölümü ile birlikte Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya politikası değişmiştir.

Türkiye’nin Balkanlar Politikası

Türkiye’nin Balkanlara dönük belirgin bir politikası Soğuk Savaş boyunca olmamıştır. Balkanlar hem tarihsel hem de kültürel olarak Türkiye’nin bağlarının kuvvetli olduğu bir coğrafya olmuştur. Türkiye, bu dönemde Balkanlara yönelik olarak yeni politikalar geliştirmeye başlamıştır. 1991’de Yugoslavya’nın dağılması bölge için büyük bir sorun olmuştur. Dağılma süreci, Avrupa içerisine büyük etki etmiştir. Türkiye, Yugoslavya’nın dağılma sürecini kendi iç işi olarak görmüştür. Bosnalıların Sırplarla olan savaşına kadar bu konuda bir tavır takınmamıştır. Sırplar ile Bosna-Herseklilerin savaşı kötü bir hal almaya başlayınca Türkiye, ABD’nin harekete geçmesi için baskı yapmıştır. Bu savaşta, Yunanistan Sırbistan’a destek vermiştir. Türkiye’nin Bosnalıların yanında yer alması Yunanistan’a karşı bir avantaj kazanmasına neden olmuştur. Bulgaristan Balkanlardaki en sorunsuz ülke olarak gelişmesini sürdürmüştür. Türkiye ile sorunsuz bir komşuluk ilişkisi yürütmektedir.

1989-1993 Dönemi Türk Dış Politikası

1989-1993 yılları Dünya’da çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Berlin Duvarının yıkılması, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ve SSCB’nin dağılması 1989 ve 1993 yılları arasında yaşanan gelişmelerdir. Orta ve Doğu Avrupa’da ortaya çıkan yeni bağımsız devletlerin hızla NATO ve AT üyeliklerine yöneldiği gözlenmiştir.

Yeni dönemde gerçek bir cazibe merkezi olan AT, İspanya ve Portekiz’in üyeliklerinden sonra derinleşme politikasını dondurup genişleme politikasına geri dönmüştür.

SSCB’nin dağılması Türkiye’nin dış politikasını derinden etkilemiştir. Türkiye bir yandan yeni bağımsızlığı kazanan devletler ile yakın ilişkiler kurmaya çalışırken bir yandan da Batı ile olan ilişkilerini devam ettirmiştir. 1980 askeri darbesi sonrasında, AT ile Türkiye ilişkileri tam bir sessizlik içerinde olmuştur. 1983’de iktidara gelen Turgut Özal Avrupa ile olan ilişkileri yumuşatmak istemiştir. Özal, 1986 yılında liberal politikaların ancak AT ile olan ilişkilerle kalıcı olabileceğini görmüştür.

1987 yılında Türkiye, AT’ye tam üyelik başvurunda bulunmuştur. Türkiye üyelik başvurusunda “Her Avrupa Devleti AB’ye üye olmak için başvuruda bulunabilir” ilkesini kullanmıştır. Türkiye’nin başvurusu AT açısından çok iyi bir zamana denk gelmemiştir. Türkiye’nin müzakerelere başlaması için yapılan teknik çalışmalar iki buçuk yıl sürmüştür. Bu sırada SSCB’nin dağılması, Avrupa’da geri dönüşü olmayacak siyasi gelişmelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin başvurusunun ele alınmasının ertelenmesi için AT devletleri bir yol arayışı içine girdiler buna karşın Türkiye müzakere tarihi alabilmek için ekonomik, sosyal ve siyasi alandaki çalışmalarını sürdürdü. Berlin Duvarının yıkılmasından sonra AT bütün enerjisini iki Almanya’nın birleşmesi için harcamaya karar vermişti.

AT, Türkiye’nin tam üye olması yerine öncelikle Gümrük Birliği anlaşmasının tamamlanmasını istiyordu. AT dış ilişkilerde öncelikli olarak Orta ve Doğu Avrupa’daki devletlerin durumunu ele almak istiyordu. Konsey içerisinde Türkiye’nin artık önemini kaybettiği ve üye olmaması gerektiği tartışmaları yapılır duruma gelmişti. AT, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin tam üyelik başvurusunu kabul etti. Bu durum Türkiye tarafından ilk olarak ciddiye alınmamıştır. Bu dönemde Türkiye enerjisini Kafkaslara yoğunlaştırmıştı.

1990 yılında, AT ile Türkiye yeniden ekonomik ilişkilerin canlandırılması için Gümrük Birliği sürecinin tamamlanması konusunda çalışmalar yürütmüştür. SSCB’nin dağılmasıyla kurulan bağımsız devletler AT üyeliği için istekli bir davranış sergiliyorlardı bu durumdan dolayı Avrupa Topluluğu ‘Kopenhag Kriterleri’ ile aday devletlerin önüne bir yol haritası koymuştur. Bu dönemde Türkiye, AT ile olan ilişkilerini korurken bir yandan da ABD ile olan ilişkilerini daha da yakınlaştırmıştır. Türkiye’nin 1993 yılına kadar olan politikası bölgesel bir güç olmayı amaçlıyordu. 1992 yılında AT tarafından yapılan açıklamada, Doğu Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerin ilerletilmesi açıklanırken Türkiye ile olan ilişkilere hiç değinilmemiştir. 1993 ve 1995 yılları arasında AT, sürekli olarak Gümrük Birliği ve siyasi olarak iş birliği yapmaktan söz etmiştir. Türk halkı Avrupa Birliği konusunu bir iç politika konusu gibi değerlendirilmiştir.

Türkiye-ABD/NATO İlişkileri

Berlin Duvarının yıkılması ve SSCB’nin ABD ile olan ilişkileri, Türkiye’nin dış politikalarını etkileyen çok önemli faktörler olmuştur. Türkiye’nin bu yeni dönemde, hem risklerle dolu hem de fırsatlar ile dolu bir dış politika izlemesi gerekmiştir. Türkiye’nin değeri Batı Avrupa nezdinde azalırken ABD için daha da önemli bir duruma gelmiştir.

ABD, Körfez savaşı boyunca Irak’tan yana bir tutum ortaya koymuştur ve İran’ın savaştan yıpranmasını istemiştir. ABD’nin desteği ile güçlenen Irak yönetimi Kuveyt’e saldırmıştır. Bu durum üzerine ABD, Irak’a yönelik bir askeri harekata girişti. Bu durum ABD’nin dünyadaki liderliğini kanıtlamak açasından bir fırsata dönüşmüştür.

Türkiye Körfez Savaşı sırasında ABD ile çok yakın ilişkiler geliştirmiş ve ABD’yi savaş boyunca desteklemiştir. Türkiye bu yolla ABD içim ne kadar önemli olabileceğini göstermeye çalışmıştır. Türkiye dış politika konularında da daha aktif bir dış politika geliştirmeye karar vermiştir. Türkiye körfez savaşından sonra bölgede daha önemli bir güç haline gelmeyi hedeflemiştir. ABD’nin Körfez Savaşından sonra Saddam’ı devirmek için bir politika uygulamaması sonucunda Saddam, Irak’ta ayaklanan Kürt ve Şii grupları kanlı bir şekilde bastırdı.

ABD, Irak’ın kuzeyinde güvenli bölgeler oluşturarak mültecilerin buraya yerleşmesi için ‘Çekiç Güç’ operasyonunu gerçekleştirmiştir. ABD, bölgedeki gücünü daha da kalıcı hale bu yolla getirmiştir. ABD, savaştan sonra Türkiye’nin serbest ticaret bölgesi kurma fikrini kabul etmemiştir. ABD, Türkiye’nin savaştan doğan zararlarını karşılamak için bir yardım da bulunmamıştır.

Türkiye’nin AT’den dışlanması sonrasında ABD’ye olan ihtiyacını arttırmıştır. ABD’nin soğuk savaştan sonra tek lider ülke olarak kalması da yakınlaşmanın bir başka nedenidir.

SSCB’nin dağılmasından sonra NATO’nun görev tanımı da değişmeye başlamıştır. NATO, yeni tehdit alanını bölgesel istikrarsızlıklar olarak belirlemişti. Bu durumdan dolayı Türkiye’nin stratejik önemi bir kez ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin NATO üyesi olarak görülmesi Türkiye için her dönemde güvenlik garantisi olarak görülmüştür.

Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya Politikası

SSCB’nin dağılması ile birlikte Kafkasya ve Orta Asya da Türkiye açısından çok fırsatlar içeren bir döneme girilmiştir. Türkiye’nin bu bölgedeki politikaları ABD tarafından desteklenmiştir. Rusya’nın bölgede aktif bir güç olduğunun anlaşılması üzerine ABD bölgede farklı politikalar uygulamaya başlamıştır. Orta Asya bölgelerinden batıya gidecek petrol ve doğal gaz hatları için Türkiye çok önemli bir hale gelmiştir. Türkiye’nin bu coğrafya ile olan ortak bağları bu bölgeye ilgi duyulmasına neden olmuştur.

Türkiye, Azerbaycan ile olan ilişkilerini her zaman güçlü tutmuştur. Azerbaycan Devlet Başkanları da ülkeleri için her zaman Türkiye’yi örnek almışlardır. Türkiye, Ermenistan ile Azerbaycan arasında olan anlaşmazlıklarda daima Azerbaycan’ı desteklemiştir. Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanımıştır fakat diplomatik ilişkiler kurmayı denememiştir.

Türkiye, Gürcistan ile olan ilişkilerini daima sıcak tutmuştur. Gürcistan içerisinde olan azınlıkların bağımsızlık talepleri karşısında Türkiye daima Gürcistan’ı desteklemiştir.

Türkiye, Orta Asya’da kurulan ülkeleri tanımak için acele etmemiştir. Türkiye bu ülkelerin kendisinden beklediği yardımları sağlamak konusunda mali bakımdan yetersiz kalmıştır. Türkiye’nin bu bölgede aktif bir politika izlemesi Rusya’yı rahatsız etmiştir. Türkiye bu dönemde Doğu ile Batı arasında enerji köprüsü olmuştur. Bölge ülkeleri için Türkiye’nin bir rol model olması, Türkiye tarafından bir dış politika olarak uygulanmıştır. Türkiye çeşitler kurumlar kurarak bölge ülkeleri ile olan ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır.

“Önce Rusya” (RUSSIA FIRST) Politikası ve Türkiye

Türkiye’nin bölgedeki politikaları, ABD politikaları ile paralel bir şekilde uygulanmıştır. Türkiye’nin Soğuk Savaştan sonra bölgede baskın bir devlet olma fikri ABD tarafından desteklenmiştir. Fakat bölgede olan Rus etkisi tekrar belirginleşmeye başlayınca, ABD ve Türkiye tekrar politikalarını gözden geçirmeye karar verdiler. Rusya’nın bölgedeki gücünün çok fazla olması ve bölge ülkelerinin radikal İslamlaşmasını önlemek amacıyla ABD, Rusya’nın işbirliği yapılması gereken bir ülke haline geldiğini görmüştür. Özal’ın ölümü ile birlikte Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya politikası değişmiştir.

Türkiye’nin Balkanlar Politikası

Türkiye’nin Balkanlara dönük belirgin bir politikası Soğuk Savaş boyunca olmamıştır. Balkanlar hem tarihsel hem de kültürel olarak Türkiye’nin bağlarının kuvvetli olduğu bir coğrafya olmuştur. Türkiye, bu dönemde Balkanlara yönelik olarak yeni politikalar geliştirmeye başlamıştır. 1991’de Yugoslavya’nın dağılması bölge için büyük bir sorun olmuştur. Dağılma süreci, Avrupa içerisine büyük etki etmiştir. Türkiye, Yugoslavya’nın dağılma sürecini kendi iç işi olarak görmüştür. Bosnalıların Sırplarla olan savaşına kadar bu konuda bir tavır takınmamıştır. Sırplar ile Bosna-Herseklilerin savaşı kötü bir hal almaya başlayınca Türkiye, ABD’nin harekete geçmesi için baskı yapmıştır. Bu savaşta, Yunanistan Sırbistan’a destek vermiştir. Türkiye’nin Bosnalıların yanında yer alması Yunanistan’a karşı bir avantaj kazanmasına neden olmuştur. Bulgaristan Balkanlardaki en sorunsuz ülke olarak gelişmesini sürdürmüştür. Türkiye ile sorunsuz bir komşuluk ilişkisi yürütmektedir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!