Türk Dış Politikası 2 Dersi 1. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Türk Dış Politikası 2 Dersi 1. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Soğuk Savaş Sonrası Türk Dış Politikası

Soğuk Savaş’ın Anlamı

2.Dünya Savaşı uluslararası sistem için tam bir kırılma noktası olmuştur. Savaşa kadar ulus devletler arasında güç dengesi modeline göre kurulmuş bir sistem varken savaştan sonra uluslararası sistem iki kutuplu bir modele dönüşmüştür. Güç dengesi modelinde ülkeler arasında sürekli bir üstünlük söz konusu değildir. Bu sistemde dengeleyici bir devlet vardır ve bu devlet her zaman kendi çıkarlarına göre hareket eder.

2. Dünya savaşının ardından kurulan iki kutuplu dünya düzeni ülkelerin ABD ve SSCB etrafında iki blokta toplanmasını sağlamıştır. Fakat bazı ülkeler her iki blokta da olmayı istememişlerdir ve bu ülkeler Bağlantısızlar Hareketini oluşturmuşlardır.

Soğuk savaş 45 yıl süre ile dünya siyasetini belirleyen en temel faktör olmuştur. ABD ve SSCB birbirlerinin yaptığı her atağa karşılık vermiş ve bu iki devlet etrafında bloklaşan ülkeler de ait oldukları bloğun politikasını sürdürmüşledir.

2.Dünya savaşından sonra bazı Avrupa devletleri güçlerini yitirmiştir. ABD’nin öncülüğünde kurulan NATO ile birlikte SSCB’ye karşı çok yönlü bir savunma ve rekabet hattı oluşturulmuştur.

İdeolojik kamplaşma Soğuk Savaş döneminin en belirgin özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. ABD ve SSCB’nin en temel mücadele alanı Avrupa olmuştur. ABD ve diğer kapitalist ülkelerin oluşturduğu NATO’ya, SSCB Varşova Paktı ile karşılık vermiştir. 1961 yılında örülen ve 1989 yılında yıkılan Berlin Duvarı bu ideolojik kamplaşmanın çarpıcı bir göstergesi olmuştur.

2.Dünya savaşı sonunda Sovyetlerin Avrupa’daki yayılmacılığı, ABD, İngiltere ve Fransa’nın Sovyetlere karşı askeri, ekonomik ve siyasal açıdan önlem almaya başlamasına neden olmuştur. NATO temelde Avrupa’nın savunması amacıyla kurulan bir örgüt olmasına rağmen aynı zamanda ideolojik mücadeleler de vermiştir. Varşova Paktının kurulmasından sonra iki kutup arasındaki rekabet daha da sertleşmiştir. ABD, SSCB’nin sahip olduğu nükleer güçten dolayı NATO anlaşmasında değişikliğe gitmek istemiştir ve durum bazı Avrupa ülkelerini rahatsız etmiştir. Fransa NATO’nun askeri kanadından ayrılmıştır.

ABD Başkanı Jimmy Carter SSCB’ye karşı bir İslam kalkanı oluşturmak amacıyla ‘Yeşil Kuşak’ oluşumunu ilan etmiştir. Ayrıca ABD Başkanı, Basra Körfez’indeki petrol alanlarına yapılacak saldırının ABD’nin çıkarlarına yapılmış bir saldırı olarak kabul edeceğini açıklamıştır.

ABD Başkanı Ronald Reagan dünyadaki tüm antikomünist hareketlere destek vereceğini açıklamış ve “Yıldız Savaşları Projesi”ni ortaya atmıştır. ABD, Sovyetlerin Afganistan’ı işgal etmesi üzerine Afganistanlı mücahitlere yardım etmiştir. 1980’li yıllarda kapitalist ekonomi dünya çapında yaygın tek model haline gelince SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov Sovyet modelinde değişiklikler yapmak zorunda kaldı. SSCB politikalarında en temel değişiklik açıklık ve yeniden yapılanma konularında gerçekleşmiştir. 1991 yılında Sovyetlerin yıkılması ABD’nin galibiyeti olarak değerlendirilmiştir.

Türkiye Açısında Soğuk Savaş’ın Anlamı

2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin izlediği dış politika, savaş sonrası yeni uluslararası düzende Türkiye’yi neredeyse yalnız bırakacakken oluşan iki kutuplu dünya düzenini ve Türkiye’nin coğrafi konumu ABD’nin Türkiye’yi batı blokuna çekmek istemesine neden olmuştur. Türkiye’nin batı bloku içerisinde olmak istemesinin nedenlerinden bir diğeri de SSCB’nin Türkiye’ye karşı yönelttiği baskı ve tehditlerdir.

Türkiye’nin SSCB karşısında yalnız bırakılmasının batı bloku açısından tehlikeli olabileceğinin ortaya çıkması sonucunda Türkiye NATO üyeliğine kabul edilmiştir. Türkiye’nin BM’nin çağrısına uyarak Güney Kore’ye asker göndermesi NATO’ya kabul edilmesinde önemli bir rol oynadığı açıktır.

Türkiye’nin Batı Bloku içerinde olmak istemesi sadece güvenlik kaygıları ile olmamıştır. Türkiye’nin tarihsel ve ideolojik olarak batılı olduğunu kanıtlama çabası bu tercihte etkili olmuştur. Türkiye’nin Batı Bloku içerinde olmak istemesinin bir başka nedeni de askeri ve ekonomik yardım almak istemesidir.

Türkiye savaşa katılmadığı halde Marshall Planı çerçevesinde ekonomik yardım almayı başarmıştır. Türkiye’nin batı bloku içerisinde yer alması nedeniyle 1950’li yıllarda dış politikasını blok siyasetine göre yürütmüştür.

1960’lı yıllarda Türkiye’nin Kıbrıs konusunda ABD’den beklediği desteği görememiş olması iki ülke arasındaki ilişkilerin soğumasına neden olmuştur. Bu dönemde Türkiye blok siyasetinden bir ölçüde çıkarak çok yönlü bir dış politika izlemeye başlamıştır.

1970’li ve 1980’li yıllarda ülkeler ikili ilişkilere girmeye başlamış ve reel politikalara dayalı çıkarların ön planda olduğu politikalar izlemeye başlamıştır. Türkiye’nin demokrasi açığı yönünden Avrupa’dan aldığı eleştiriler ABD tarafından önemsenmemiştir.

Türkiye’nin NATO’dan aldığı askeri ve ekonomik yardımlar sayesinde ekonomisini ayakta tutmayı başarmıştır. Aynı zamanda aldığı teknik yardımlar sayesinde orduya ciddi gelişmeler sağlamıştır.

Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Ortamın Genel Hatları

1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması, inşa edilmesinden daha önemli bir sembolik önem taşıyordu. Bu duvar aynı toplumun farklı ideolojilere nasıl ayrılabileceğini göstermiştir. 1985 yılında Sovyetler, Batı Bloku ile rekabet edebilme gücünün azalmasından dolayı yeniden yapılanmaya gitmek durumunda kalmıştır. SSCB’nin dış politikası ve askeri stratejisinde yapılan değişiklikler Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkeleri derinden sarmıştır.

Soğuk savaşın sona ermesi, dış siyaset alanında bir kırılma noktası olmuştur ve dünyada tek kutuplu bir düzenin başlangıcı olmuştur. 1991 ve 2000 yılları arasında Rusya Federasyonu, ABD’nin uluslararasındaki lider konumuna herhangi bir yanıt verememiştir. ABD, SSCB’den ayrılıp bağımsızlığını kazanan ülkelerin istikrarına çok önem vermiştir.

Soğuk Savaşın ardından bölgeler ve bölgesel sorunlar çok önemli bir hale gelmiştir. İdeolojik kamplaşmanın kalkması ile birlikte bölgesel politikalara dayalı güç dengesi anlayışı iyice belirginleşmiştir.

1990’lı yıllar bir yandan bölgesel sorunlar ile geçerken diğer bir yandan uluslararası sistemin için yeni tartışma konuları ortaya çıkarmıştır. NATO’nun geleceği bu alanın en önemli konularından biridir. SSCB’nin dağılmasında sonra NATO’nun görev tanımının ne olacağı sorunsalı ortaya çıkmıştır. NATO 1990’lı yıllarda Doğu Avrupa’daki bölgesel sorunlarla ilgilenmiştir.

Soğuk Savaş sonrasında öne çıkan en önemli gelişmelerden biriside AB’nin ekonomik ve siyasi açıdan güçlenmesi ve uluslararası bir aktör olarak daha aktif hale gelmesidir. Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın yaşadığı en derin kriz Yugoslavya’nın parçalanması olmuştur. Bu durum Avrupa’nın ne gibi potansiyel tehditlerin içinde olduğunu göstermiştir. Bosna Savaşı sonrasında, ABD’nin siyasi ve mutlak askeri gücü bir kez daha ortaya çıkmıştır.

11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleşen terör eylemleri çok önemli bir kırılma noktası olmuştur. ABD’nin evinde böyle bir saldırıya uğramış olması ülkenin kendi gücünü sorgulamasına yol açmıştır.

ABD’nin adeta İslam coğrafyası ile çatışma üzerine kurulmuş olan politikası ve Afganistan ve Irak savaşları ABD’yi zayıflatmıştır. Bu durum Rusya, AB, Çin ve Hindistan’ın uluslararası siyasete daha aktif bir şekilde katılmalarını sağlamıştır.

1980’lerde başlayan küreselleşme olgusu ulus devletin yapısında ciddi değişiklikler olmasını sağlamıştır. Avrupa’da yaşanan bir başka olgu ise göç hareketliliği olmuştur. Göç hareketliliği iç ve dış politika konusu haline gelmiştir.

İki kutuplu dünya düzeninin sona ermesi uluslararası ortamda bir rahatlama yaratmış olsa da bu durum yeni sorunların çıkmasına neden olmuştur. AB’nin güçlü bir aktör olarak ortaya çıkması ABD’yi rahatsız etmiştir. Bu durumdan dolayı İngiltere ile olan ilişkilerini genişletmiş ve diğer yandan da Rusya Federasyonu ile yardımlaşarak AB’yi dengelemeye çalışmıştır.

Soğuk Savaş Sonrası Türk Dış Politikasının Genel Hatları

Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte Türkiye’nin dış politikası da çeşitlenmeye başlamıştır. Türkiye çeşitlenen politikalarında, NATO’ya bağlı kalmış ve AB’ye tam üyelik konusunda istekli bir şekilde çalışmaya devam etmiştir.

Sovyetlerin dağılmasından sonra Türkiye’nin jeopolitik konumu tartışılır hale gelmeye başlamıştı. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler Türkiye’nin tekrar ilgi odağı olmasına neden olmuştur. Türkiye’nin NATO içindeki konumu yeni dünya düzenine göre değişmiş olsa da önemini korumaya devam etmiştir. 1991 yılında yapılan NATO toplantısında tehdit algısı ‘istikrarsızlık’ olarak değiştirilmiştir. Türkiye’nin tehdit algısı komünist tehlikeden sonra terör ve ayrılıkçılık olmuştur.

Türkiye’nin Batıya yakın durma çabaları Sovyetlerin dağılmasından sonra büyük ölçüde önemi yitirmiştir. Türkiye için asıl büyük sorun terörden kaynaklanan sorunlardır. Türkiye’nin ABD ile olan ilişkileri iç politika tercihlerinde etkili olmuştur. Türkiye, bölgesel bir güç olmak için ABD ile ilişkilerini iyi tutmak istemiştir. Türkiye terör konusunda ABD’den beklediği yardımı bir türlü görememiştir. Bu durum ABD’ye yönelik bir güvensizlik algısının oluşmasına neden olmuştur.

Soğuk Savaştan sonra Türkiye’nin ABD’den aldığı ekonomik yardımlar çok azalmıştır. Körfez Savaşı sırasında, Türkiye ile ABD çok iyi ilişkiler içerisinde olmuştur. Türkiye’nin bölgesel bir aktör haline gelmesi ABD ile olan ilişkilerini artırırken AB ile olan ilişkilerini azaltmasına yol açmıştır. 1997’de AB ile olan ilişiler Türkiye’nin genişleme stratejisi dışında kalmasından dolayı donma noktasına gelmiştir. Avrupa’daki lider değişiklikleri ve ABD’nin katkıları ile Türkiye daha sonra tekrar AB adaylığı için çalışmalara başlamıştır.

Soğuk Savaş’ın Anlamı

2.Dünya Savaşı uluslararası sistem için tam bir kırılma noktası olmuştur. Savaşa kadar ulus devletler arasında güç dengesi modeline göre kurulmuş bir sistem varken savaştan sonra uluslararası sistem iki kutuplu bir modele dönüşmüştür. Güç dengesi modelinde ülkeler arasında sürekli bir üstünlük söz konusu değildir. Bu sistemde dengeleyici bir devlet vardır ve bu devlet her zaman kendi çıkarlarına göre hareket eder.

2. Dünya savaşının ardından kurulan iki kutuplu dünya düzeni ülkelerin ABD ve SSCB etrafında iki blokta toplanmasını sağlamıştır. Fakat bazı ülkeler her iki blokta da olmayı istememişlerdir ve bu ülkeler Bağlantısızlar Hareketini oluşturmuşlardır.

Soğuk savaş 45 yıl süre ile dünya siyasetini belirleyen en temel faktör olmuştur. ABD ve SSCB birbirlerinin yaptığı her atağa karşılık vermiş ve bu iki devlet etrafında bloklaşan ülkeler de ait oldukları bloğun politikasını sürdürmüşledir.

2.Dünya savaşından sonra bazı Avrupa devletleri güçlerini yitirmiştir. ABD’nin öncülüğünde kurulan NATO ile birlikte SSCB’ye karşı çok yönlü bir savunma ve rekabet hattı oluşturulmuştur.

İdeolojik kamplaşma Soğuk Savaş döneminin en belirgin özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. ABD ve SSCB’nin en temel mücadele alanı Avrupa olmuştur. ABD ve diğer kapitalist ülkelerin oluşturduğu NATO’ya, SSCB Varşova Paktı ile karşılık vermiştir. 1961 yılında örülen ve 1989 yılında yıkılan Berlin Duvarı bu ideolojik kamplaşmanın çarpıcı bir göstergesi olmuştur.

2.Dünya savaşı sonunda Sovyetlerin Avrupa’daki yayılmacılığı, ABD, İngiltere ve Fransa’nın Sovyetlere karşı askeri, ekonomik ve siyasal açıdan önlem almaya başlamasına neden olmuştur. NATO temelde Avrupa’nın savunması amacıyla kurulan bir örgüt olmasına rağmen aynı zamanda ideolojik mücadeleler de vermiştir. Varşova Paktının kurulmasından sonra iki kutup arasındaki rekabet daha da sertleşmiştir. ABD, SSCB’nin sahip olduğu nükleer güçten dolayı NATO anlaşmasında değişikliğe gitmek istemiştir ve durum bazı Avrupa ülkelerini rahatsız etmiştir. Fransa NATO’nun askeri kanadından ayrılmıştır.

ABD Başkanı Jimmy Carter SSCB’ye karşı bir İslam kalkanı oluşturmak amacıyla ‘Yeşil Kuşak’ oluşumunu ilan etmiştir. Ayrıca ABD Başkanı, Basra Körfez’indeki petrol alanlarına yapılacak saldırının ABD’nin çıkarlarına yapılmış bir saldırı olarak kabul edeceğini açıklamıştır.

ABD Başkanı Ronald Reagan dünyadaki tüm antikomünist hareketlere destek vereceğini açıklamış ve “Yıldız Savaşları Projesi”ni ortaya atmıştır. ABD, Sovyetlerin Afganistan’ı işgal etmesi üzerine Afganistanlı mücahitlere yardım etmiştir. 1980’li yıllarda kapitalist ekonomi dünya çapında yaygın tek model haline gelince SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov Sovyet modelinde değişiklikler yapmak zorunda kaldı. SSCB politikalarında en temel değişiklik açıklık ve yeniden yapılanma konularında gerçekleşmiştir. 1991 yılında Sovyetlerin yıkılması ABD’nin galibiyeti olarak değerlendirilmiştir.

Türkiye Açısında Soğuk Savaş’ın Anlamı

2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin izlediği dış politika, savaş sonrası yeni uluslararası düzende Türkiye’yi neredeyse yalnız bırakacakken oluşan iki kutuplu dünya düzenini ve Türkiye’nin coğrafi konumu ABD’nin Türkiye’yi batı blokuna çekmek istemesine neden olmuştur. Türkiye’nin batı bloku içerisinde olmak istemesinin nedenlerinden bir diğeri de SSCB’nin Türkiye’ye karşı yönelttiği baskı ve tehditlerdir.

Türkiye’nin SSCB karşısında yalnız bırakılmasının batı bloku açısından tehlikeli olabileceğinin ortaya çıkması sonucunda Türkiye NATO üyeliğine kabul edilmiştir. Türkiye’nin BM’nin çağrısına uyarak Güney Kore’ye asker göndermesi NATO’ya kabul edilmesinde önemli bir rol oynadığı açıktır.

Türkiye’nin Batı Bloku içerinde olmak istemesi sadece güvenlik kaygıları ile olmamıştır. Türkiye’nin tarihsel ve ideolojik olarak batılı olduğunu kanıtlama çabası bu tercihte etkili olmuştur. Türkiye’nin Batı Bloku içerinde olmak istemesinin bir başka nedeni de askeri ve ekonomik yardım almak istemesidir.

Türkiye savaşa katılmadığı halde Marshall Planı çerçevesinde ekonomik yardım almayı başarmıştır. Türkiye’nin batı bloku içerisinde yer alması nedeniyle 1950’li yıllarda dış politikasını blok siyasetine göre yürütmüştür.

1960’lı yıllarda Türkiye’nin Kıbrıs konusunda ABD’den beklediği desteği görememiş olması iki ülke arasındaki ilişkilerin soğumasına neden olmuştur. Bu dönemde Türkiye blok siyasetinden bir ölçüde çıkarak çok yönlü bir dış politika izlemeye başlamıştır.

1970’li ve 1980’li yıllarda ülkeler ikili ilişkilere girmeye başlamış ve reel politikalara dayalı çıkarların ön planda olduğu politikalar izlemeye başlamıştır. Türkiye’nin demokrasi açığı yönünden Avrupa’dan aldığı eleştiriler ABD tarafından önemsenmemiştir.

Türkiye’nin NATO’dan aldığı askeri ve ekonomik yardımlar sayesinde ekonomisini ayakta tutmayı başarmıştır. Aynı zamanda aldığı teknik yardımlar sayesinde orduya ciddi gelişmeler sağlamıştır.

Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Ortamın Genel Hatları

1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması, inşa edilmesinden daha önemli bir sembolik önem taşıyordu. Bu duvar aynı toplumun farklı ideolojilere nasıl ayrılabileceğini göstermiştir. 1985 yılında Sovyetler, Batı Bloku ile rekabet edebilme gücünün azalmasından dolayı yeniden yapılanmaya gitmek durumunda kalmıştır. SSCB’nin dış politikası ve askeri stratejisinde yapılan değişiklikler Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkeleri derinden sarmıştır.

Soğuk savaşın sona ermesi, dış siyaset alanında bir kırılma noktası olmuştur ve dünyada tek kutuplu bir düzenin başlangıcı olmuştur. 1991 ve 2000 yılları arasında Rusya Federasyonu, ABD’nin uluslararasındaki lider konumuna herhangi bir yanıt verememiştir. ABD, SSCB’den ayrılıp bağımsızlığını kazanan ülkelerin istikrarına çok önem vermiştir.

Soğuk Savaşın ardından bölgeler ve bölgesel sorunlar çok önemli bir hale gelmiştir. İdeolojik kamplaşmanın kalkması ile birlikte bölgesel politikalara dayalı güç dengesi anlayışı iyice belirginleşmiştir.

1990’lı yıllar bir yandan bölgesel sorunlar ile geçerken diğer bir yandan uluslararası sistemin için yeni tartışma konuları ortaya çıkarmıştır. NATO’nun geleceği bu alanın en önemli konularından biridir. SSCB’nin dağılmasında sonra NATO’nun görev tanımının ne olacağı sorunsalı ortaya çıkmıştır. NATO 1990’lı yıllarda Doğu Avrupa’daki bölgesel sorunlarla ilgilenmiştir.

Soğuk Savaş sonrasında öne çıkan en önemli gelişmelerden biriside AB’nin ekonomik ve siyasi açıdan güçlenmesi ve uluslararası bir aktör olarak daha aktif hale gelmesidir. Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın yaşadığı en derin kriz Yugoslavya’nın parçalanması olmuştur. Bu durum Avrupa’nın ne gibi potansiyel tehditlerin içinde olduğunu göstermiştir. Bosna Savaşı sonrasında, ABD’nin siyasi ve mutlak askeri gücü bir kez daha ortaya çıkmıştır.

11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleşen terör eylemleri çok önemli bir kırılma noktası olmuştur. ABD’nin evinde böyle bir saldırıya uğramış olması ülkenin kendi gücünü sorgulamasına yol açmıştır.

ABD’nin adeta İslam coğrafyası ile çatışma üzerine kurulmuş olan politikası ve Afganistan ve Irak savaşları ABD’yi zayıflatmıştır. Bu durum Rusya, AB, Çin ve Hindistan’ın uluslararası siyasete daha aktif bir şekilde katılmalarını sağlamıştır.

1980’lerde başlayan küreselleşme olgusu ulus devletin yapısında ciddi değişiklikler olmasını sağlamıştır. Avrupa’da yaşanan bir başka olgu ise göç hareketliliği olmuştur. Göç hareketliliği iç ve dış politika konusu haline gelmiştir.

İki kutuplu dünya düzeninin sona ermesi uluslararası ortamda bir rahatlama yaratmış olsa da bu durum yeni sorunların çıkmasına neden olmuştur. AB’nin güçlü bir aktör olarak ortaya çıkması ABD’yi rahatsız etmiştir. Bu durumdan dolayı İngiltere ile olan ilişkilerini genişletmiş ve diğer yandan da Rusya Federasyonu ile yardımlaşarak AB’yi dengelemeye çalışmıştır.

Soğuk Savaş Sonrası Türk Dış Politikasının Genel Hatları

Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte Türkiye’nin dış politikası da çeşitlenmeye başlamıştır. Türkiye çeşitlenen politikalarında, NATO’ya bağlı kalmış ve AB’ye tam üyelik konusunda istekli bir şekilde çalışmaya devam etmiştir.

Sovyetlerin dağılmasından sonra Türkiye’nin jeopolitik konumu tartışılır hale gelmeye başlamıştı. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler Türkiye’nin tekrar ilgi odağı olmasına neden olmuştur. Türkiye’nin NATO içindeki konumu yeni dünya düzenine göre değişmiş olsa da önemini korumaya devam etmiştir. 1991 yılında yapılan NATO toplantısında tehdit algısı ‘istikrarsızlık’ olarak değiştirilmiştir. Türkiye’nin tehdit algısı komünist tehlikeden sonra terör ve ayrılıkçılık olmuştur.

Türkiye’nin Batıya yakın durma çabaları Sovyetlerin dağılmasından sonra büyük ölçüde önemi yitirmiştir. Türkiye için asıl büyük sorun terörden kaynaklanan sorunlardır. Türkiye’nin ABD ile olan ilişkileri iç politika tercihlerinde etkili olmuştur. Türkiye, bölgesel bir güç olmak için ABD ile ilişkilerini iyi tutmak istemiştir. Türkiye terör konusunda ABD’den beklediği yardımı bir türlü görememiştir. Bu durum ABD’ye yönelik bir güvensizlik algısının oluşmasına neden olmuştur.

Soğuk Savaştan sonra Türkiye’nin ABD’den aldığı ekonomik yardımlar çok azalmıştır. Körfez Savaşı sırasında, Türkiye ile ABD çok iyi ilişkiler içerisinde olmuştur. Türkiye’nin bölgesel bir aktör haline gelmesi ABD ile olan ilişkilerini artırırken AB ile olan ilişkilerini azaltmasına yol açmıştır. 1997’de AB ile olan ilişiler Türkiye’nin genişleme stratejisi dışında kalmasından dolayı donma noktasına gelmiştir. Avrupa’daki lider değişiklikleri ve ABD’nin katkıları ile Türkiye daha sonra tekrar AB adaylığı için çalışmalara başlamıştır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!