Turizm Sosyolojisi Dersi 8. Ünite Özet

09.08.2022
13
A+
A-

Turizm Gelişiminin Çevresel Etkileri

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Turizm Sosyolojisi Dersi 8. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Turizm Gelişiminin Çevresel Etkileri

Giriş

Turizm sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal, çevresel boyutları da olan ve bu boyutları ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Doğal çevre ve doğal kaynaklar, turizmin temel değerlerini oluşturur. Bununla birlikte, turizm olgusu, tüm dünyada büyük ölçüde biçim ve içerik değiştirmiş ve turistlerin talep ve beklentileri de değişmiştir. Turizm açısından temel faktörler olan doğa, tarih, çevre, kültür ve sanat gibi faktörler vazgeçilmez birer nitelik haline gelmişlerdir. Dolayısıyla doğal çevrenin korunması, turizmin doğal çevreye zarar vermeden hatta doğal çevre ile iç içe bir yapı ve içerik kazanması, turizmin sürdürülebilirliği bağlamında gündeme gelmiş olan olgulardır. Turizmin sürdürülebilirliği açısından, ilk akla gelen örnek ise ekoturizm kavramıdır.

Ekolojik turizm kavramı genel olarak turizm planlanması ve gelişimi sürecinde, ekolojik faktörlerin dikkate alınmasını ve turizm faaliyetlerinin ekolojik ilkeler doğrultusunda yürütülmesini ifade etmektedir. Ülkemizdeki turizm sektörünün en önemli pazarını oluşturan Avrupa Birliği, tüm ekonomik sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de sürdürülebilirliği temel bir ilke olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği ülkelerinin ülkemizin en önemli turizm pazarını oluşturmasından ve ülkemizin Avrupa Birliği aday ülkesi olmasından ötürü Türkiye’nin turizm yapısını, söz konusu pazarın talepleri doğrultusunda değiştirmesi vazgeçilmez bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Çevre ve Toplum

Çevre, insan yaşamının varoluş koşullarını belirleyen doğal ve yapay ögelerden oluşur. Fiziksel, biyolojik ve sosyal kategorilerden oluşan çevre, insanoğlunun varoluşundan bu yana sürekli olarak insan faaliyetlerinin etkisi altında kalmıştır. İnsan, toplu halde yaşamaya başladığından beri, çevreyi ve doğal kaynakları olabildiğince fazla oranda kullanmanın yollarını aramış ve bulmuştur. İlkel toplumlarda ve tarımcı toplumlarda, insanın doğa üzerindeki müdahalesi son derece sınırlı kalmıştır. Buna karşın, modern endüstri çağında, insan refahını artırmak için endüstrileşmenin ve bunun için de doğanın ve doğal kaynakların sınırsızca kullanılması, zorunlu hale gelmiş ve sonuçta insan ürünü olan (ikincil) doğa ile kendiliğinden var olan doğa arasında yaşamsal bir rekabet ortaya çıkmıştır. Ayrıca, küresel iklim değişikliği ve bunun sonucu, dünyanın bazı bölgelerinde oluşan kuraklıklar ve diğer bölgelerinde oluşan sel baskınları, aşırı soğuk ve aşırı sıcak hava dalgalanmaları gibi çevresel etkilerden de söz edilebilir.

Özetle, çevrenin doğal ve yapay ögelerinin bozulması veya niteliğinin değişmesiyle ortaya çıkan çevre sorunlarının temelinde; aydınlanma düşüncesinin bir sonucu olarak insanın doğaya bakış açısının farklılaşması, sanayileşme, kentleşme ve nüfus artışı yatmaktadır. Böylece endüstriyel toplum içerisinde çevresel sorunları ortadan kaldırmaya ve doğa ile yeniden barışmaya yönelik olarak kısaca “doğaya geri dönüş” eğilimini içinde barındıran düşünsel yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.

Turizm ve Çevre

Turizm, büyük ölçüde çevre ve doğal kaynaklar üzerine kurulmuş, çok yönlü, ekonomik ve toplumsal boyutları olan bir faaliyettir. Turizm ile çevre arasındaki ilişkilerin iki boyutundan söz edilebilir. Bir yandan, çevresel kaynaklar, turizm ürününün üretimi için gerekli, kritik kaynaklardan birini sağlarken diğer yandan da turizm faaliyetinin üretimi süreci, bilinçli ya da bilinçsiz olarak çevre üzerinde negatif etkiler bırakır. Bununla birlikte turizmin bir diğer etkisi de çevresel kaynakları tüketerek değişikliğe uğratmasıdır.

Özellikle, turizmin yol açtığı hızlı ve kitlesel gelişim, çevre kalitesini olumsuz yönde etkilemekte, mevcut arazi kullanımının değişmesi ve bazı bölgelerde özellikle tarımsal nitelikli toprakların kaybı, bitki örtüsü ve tüm doğal çevrenin tahribi, doğal çevreye uyumsuz yapıların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Ayrıca turizmin gelişimi sonucunda, kıyı şeridinin estetik yönden çirkinleşmesi ve işlevini yitirmesi, mevcut altyapının kaldıramayacağı kanalizasyon, çöp sorunu, atıkların denize boşaltılmasıyla ortaya çıkan kirlilik, tarihsel sit alanlarının tahribi, sosyal yaşam, adetler ve alışkanlıklarda değişiklikler ve bozulmalar gibi pek çok çevresel ve toplumsal sorun ortaya çıkmaktadır.

Çevresel bilinç konusunda turistlerin artan talebi, tatil ve seyahatleri belirleyen önemli bir etken haline gelmiştir. Söz konusu çevresel motivasyon, aynı zamanda girişimciler için de ekonomik bir hareket noktasıdır. Öyle ki özel operatörler, yerli ve ulusal otoriteler ve hatta yerel topluluklar, çevre konusunda geçmişten daha fazla duyarlı olmaya başlamışlardır. Çünkü çevresel koruma orta ve uzun vadeli olarak turizm için oldukça önemlidir.

Son yıllarda turistik kaynakların yönetimi, geliştirilmesi, yaratılması ve çevresel elementler konusunda, yerel toplulukların sosyo-kültürel değerlerin korunması ve turizm açısında pazarlanabilir ürünler haline gelmesi, öncelikli hale gelmiştir. Çünkü turistler tatillerini gündelik yaşamın gürültü, yoğun trafik, park sorunu gibi kentsel yaşamın getirdiği sorunlarından uzak bir şekilde geçirmek istemektedirler. Dolayısıyla, çevrenin bozulması turizm sektörünün de rekabetçi özelliklerini ve kaynaklarını kaybetmesine yol açmaktadır. Kısacası, turizmin gelişmesiyle, ortaya çıkacak olan olumsuz çevresel etkiler göz önünde bulundurularak sürdürülebilir bir turizm politikası geliştirilmelidir.

Turistik Yerlerin Konumlarının Tanımlanması

Turistik yerlerin, turistik gelişmişlik açısından konumlarının tanımlanabilmesi ve belirlenebilmesi için aşağıdaki ölçütler göz önünde bulundurulmalıdır.

A . Yaşam döngüsünün konumu,

B . Turistik yerin konumu.

Turistik yerlerin turistik gelişmişlik açısından konumlarının belirlenmesinde zaman faktörü göz önünde bulundurularak yaşam döngüsü içerisinde olgunluk, azalma veya yeniden canlanma şeklinde bir bakış açısı geliştirilmiştir.

Turizmin yaşam döngüsünün aşamalarını, özetle şu şekilde yorumlamak mümkündür. Bir yörede, turizm bir sosyo-ekonomik faaliyet alanı olarak ortaya çıktığında, doğal kaynakları kullanarak gelişim gösterir ve belirli bir olgunluk düzeyine ulaşır. Ancak bu olgunluk düzeyinden sonra, ulaştığı tepe noktasında, üzerine kurulu olduğu doğal kaynakların sürekli tüketilip yeniden üretilememesi sonucu turizm, bir sosyo-ekonomik faaliyet alanı olarak verimliliğini kaybetmeye başlar. Olgunluk noktasında, doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yeniden üretimi sağlanarak turizmin yeniden canlandırılması ya da var olan doğal kaynakların da tamamen tüketilerek turizmin bozulma eğilimine girmesi gibi, bir ikilemle karşı karşıya kalınır. Bu ikilemden olumlu yönde çıkışın tek yolu, doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yeniden üretimini sağlayarak var olan turizm yapısının, doğal çevreye duyarlı ve uyumlu bir yapıya dönüştürülecek şekilde yeniden örgütlenmesi ve yapılandırılmasıdır.

Turizm Gelişiminin Çevre Üzerindeki Etkisi

Turistlerin tercihlerini belirleyen pek çok faktörden söz edilebilir. Bunlar; doğal kaynaklar, yerli halkın konukseverliği, yerel adetler ve iyi korunmuş tarihsel yerlerdir. Böylece çevresel kaynaklar üç ayrı kategoriye ayrılır:

  • Doğal Çevre: Kara (toprak), hava, su,
  • Sosyal ve Kültürel Çevre: Gelenekler, görenekler, tarih, sanat, konukseverlik ve bütün bir sosyal yapı.
  • Kentsel Çevre: Turistler kadar yerli halka da hizmet veren yapay çevrenin ulaşım ve iletişim gibi üst yapılarıdır.

Doğal Çevre

Turizm faaliyetlerinin yoğunlaşması sonucu, doğal çevre üzerinde birçok olumsuz değişiklik görülmektedir. Bu olumsuz değişiklikler şu şekilde ifade edilebilir:

  • Kırsal ekosistemdeki ciddi değişimler (fauna, flora, morfoloji).
  • Yoğun kentleşme, kırsal kesimlerin ayrışması.
  • Tarımsal alanların yapılaşmaya açılması.
  • Deniz kirlenmesi ve bunun sonucunda anormal deniz yosunlarının ortaya çıkması.
  • Kırsal kesimdeki erozyon.
  • Hava kirliliği.
  • Aşırı su tüketimi.
  • Yeraltı sularının kirlenmesi.

Sürdürülebilirlik ve Eko-Turizm

Sürdürülebilirlik, ekonomik ve toplumsal boyutları olan bir kavramdır. Sadece bugünün toplumunu ve gereksinimlerini değil, geleceğin toplumunu ve gereksinimlerini de dikkate alan bir anlamsal içeriğe sahiptir. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, ekonomik üretim için gerekli olan (doğal) kaynakların sürekli yeniden üretilmesini ve üretim sürecinde, doğal dengelere olabildiğince zarar verilmemesini ifade etmektedir. Bu anlamda eko-turizm sürdürülebilir bir turizm ve sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma ve gelişme modelidir.

Doğal kaynakların ekonomik üretim sürecinde kullanımı açısından “sürdürülebilirlik” ve “sürdürülebilir kalkınma” kavramları gündeme gelmektedir. Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçları karşılanırken gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi olanağından ödün vermemesini ifade eder. Çevrenin serbest mal olarak görüldüğü, geleneksel ekonomik büyüme ve kalkınma yaklaşımlarından farklı olarak sürdürülebilir kalkınma yaklaşımında doğal kaynaklar ve çevre, kıt girdiler olarak kabul edilmektedir.

Sürdürülebilirliğin yedi temel ilkesi vardır, bu ilkeler şunlardır:

  • Gelecek kaygısı.
  • Kuşaklar arası eşitlik
  • Katılım
  • Ekonomik ve çevresel faktörlerin dengesi
  • Çevresel kapasiteler
  • Niceliksel unsurlar kadar niteliksel unsurlara da dikkat edilmesi
  • Yerel ekosistemlerin dikkate alınması

Turizm açısından sürdürülebilirlik ise turizm açısından, vazgeçilmez olan doğal kaynakların, bir defalık değil, uzun süre ve gelecek kuşakların da yararlanmasını sağlayacak bir şekilde kullanılmasını ifade etmektedir.

Eko-turizm bir sürdürülebilir turizm formu olup, özellikle doğal kaynakların korunarak kullanımını ifade etmektedir. Daha somut olarak eko-turizm, turizm faaliyetlerinin ekolojik ilkelere uygun bir şekilde ve ormanlar, denizler, göller ve sulak alanlar gibi doğal kaynaklara zarar vermeyecek bir şekilde kullanımını ifade etmektedir. Ekoturizm, turizmin gelişimi açısından yeni bir turizm biçimi olup kitle turizminin doğal çevre üzerinde yarattığı yıkıcı etkileri ortadan kaldırmaya yönelik, alternatif bir turizm türü olarak ortaya çıkmıştır.

Turizmde Çevre Yönetimi

Çevre yönetimi; çevresel etki (estetik, kültürel, ekolojik ve toplumsal), sürdürülebilirlik, kaynak yönetimi ve kirlilik gibi birçok süreci kapsayan bir terimdir. Çevre yönetimi kavramı ile sürdürülebilirlik kavramı yakından ilgilidir. Çevre yönetimi, geniş kapsamlı olarak fiziksel kaynakların sürdürülebilirliği, biyolojik koruma sistemleri, bitki ve hayvan türleri, doğal habitatlar ile toplumların ve kültürlerin korunmasını kapsayan “sürdürülebilir kalkınmayı” içerir. Daha somut olarak çevre yönetimine bakıldığında, çevre yönetiminin bazı genel ilkelerinden söz etmek olasıdır. Çevre yönetiminin ilkeleri şunlardır:

  • Çevre politikasının formüle edilmesi
  • işletme (kurum) içinde bulunanların tümünün çevre yönetimi sistemine en yüksek katılımının sağlanması,
  • Sürekli bir çevresel gözden geçirme süreci,
  • işletme (kurum) içinde görev ve sorumlulukların belirlenmesi,
  • Çevresel etkilerin belirlenmesi,
  • Hedef ve amaçların belirlenmesi,
  • Yönetim sisteminin oluşturulması,
  • Periyodik olarak çevresel programa uyumun izlenmesi,
  • Başarının izlenmesi ve kontrolü

Turizm çevre yönetim planı; işletme düzeyinde, yerel düzeyde ve bölgesel düzeyde belirlenmiş aşamaları olan entegre ve bütünsel bir plandır. Turizm çevre yönetim planının, farklı düzeylerde hazırlanmış bölümlerinin, birbiriyle uyumlu ve bütünleştirici olması temel ilkedir. Bununla birlikte, işletme düzeyindeki çevre yönetim planının ana unsurları, enerji yönetim sistemi, su yönetim sistemi ve atık yönetim sisteminden oluşur.

İşletme Yönetimi

Çevre yönetimi açısından öncelikle, sağlam bir planlama ile atıkların oluşumunun engellenmesi gerekmektedir. Atık denetimiyle, atıkların üretildiği şekil ve üretildiği alanlar belirlenmelidir. Atık ürettiği tespit edilen işlemlerin belirlenip atıkları minimize edecek hale getirilmesi gereklidir.

Diğer modern işletmeler gibi oteller de büyük miktarlarda kâğıt harcarlar. Kâğıtların geri kazanımı akla gelen ilk çözüm yolu olarak görünse de yapılması gereken, kâğıt tüketimini mümkün olduğunca azaltmaktır. Kâğıt tüketiminin kayıt altına alınarak tüketiminin sınırlandırılması bir çözüm olabilir. Bu yolla, tüketilen kâğıt miktarı azaltılabilir.

Müşterilerine sabun, şampuan ve deterjan sağlayan bazı otellerin, kullanımdan arta kalan bu maddeleri, yeniden kullanması zor olduğundan, bunları bazı vakıflara (hayır kuruluşlarına) bağışlayabilir veya müşterilerin gereksinim duyacakları kadar temizlik maddelerini dağıtarak atık oluşmasını engelleyebilirler.

Çevre Yönetimi Sisteminin Kurulması

Çevre yönetimi organizasyonu, çevreyi korumak için birçok sorumluluk içerir. Bu sistemin oluşturulması, bir çevre koruma politikasının satın alınmasını ve çevre korumayı sağlayacak organizasyonun varlığını gerekli kılar. Çevreye duyarlı ve uyumlu bir organizasyon; sistem içinde oluşan etkileşimleri kontrol edecek ve çevresel etkilere karşı duyarlı olacaktır.

Çevresel Etki Değerlendirme

Çevresel etki değerlendirme, normal olarak bir üretim faaliyetinden önce gerçekleştirilen bir süreçtir. Değerlendirme, herhangi bir çevresel etkiye ilişkin bilginin toplanması ve analizini kapsar. Değerlendirme yöntemi, uygulaması planlanan projeden; fiziksel, toplumsal, ekonomik ve çevresel olarak etkilenen yerin planlanması sürecinde gerçekleştirilir.

Türkiye’de Eko-Turizm

Eko-turizm, giderek artan ölçüde, ülkemizin turizm politikalarında, yer almaktadır. Türkiye, arkeolojik ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra, doğal değerler açısından da büyük zenginlik göstermektedir. İlgi çekici jeolojik yapısı ve iklim özellikleri ile binlerce bitki ve hayvan türleri ile Türkiye, çok yönlü bir potansiyel sergilemektedir. Mevcut potansiyel ve yeni eğilimler de göz önüne alınarak yayla turizmi, av turizmi, dağ yürüyüşü, rafting, sportif olta balıkçılığı, botanik turizmi, atlı doğa yürüyüşü gibi pek çok turizm aktivitesi yönündeki çalışmalar hız kazanmış ve sürdürülmektedir.

Sonuç

Doğal, sosyo-kültürel ve kentsel çevre, turizmin temel varlık alanlarını oluşturmaktadır. Özellikle doğal çevre ve doğal kaynaklar, turizm açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Kitle turizmi, doğal kaynakların sürdürülebilirliği açısından, son derece önemli riskler taşımaktadır. Buna karşın, sürdürülebilir bir turizm formu olan eko-turizm, kitle turizminin ortaya çıkardığı çevresel sorunları, ortadan kaldırabilir. Sürdürülebilir bir turizm yapısı oluşturmak için, öncelikli olarak gerçekleştirilmesi gereken ise ulusal, bölgesel, yerel ve hatta işletme düzeyinde çevre yönetim sisteminin oluşturulmasıdır. Turizm açısından son derece önemli olan, doğal çevrenin korunması ve sürdürülebilirliği büyük bir önem taşımaktadır.

Giriş

Turizm sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal, çevresel boyutları da olan ve bu boyutları ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Doğal çevre ve doğal kaynaklar, turizmin temel değerlerini oluşturur. Bununla birlikte, turizm olgusu, tüm dünyada büyük ölçüde biçim ve içerik değiştirmiş ve turistlerin talep ve beklentileri de değişmiştir. Turizm açısından temel faktörler olan doğa, tarih, çevre, kültür ve sanat gibi faktörler vazgeçilmez birer nitelik haline gelmişlerdir. Dolayısıyla doğal çevrenin korunması, turizmin doğal çevreye zarar vermeden hatta doğal çevre ile iç içe bir yapı ve içerik kazanması, turizmin sürdürülebilirliği bağlamında gündeme gelmiş olan olgulardır. Turizmin sürdürülebilirliği açısından, ilk akla gelen örnek ise ekoturizm kavramıdır.

Ekolojik turizm kavramı genel olarak turizm planlanması ve gelişimi sürecinde, ekolojik faktörlerin dikkate alınmasını ve turizm faaliyetlerinin ekolojik ilkeler doğrultusunda yürütülmesini ifade etmektedir. Ülkemizdeki turizm sektörünün en önemli pazarını oluşturan Avrupa Birliği, tüm ekonomik sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de sürdürülebilirliği temel bir ilke olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği ülkelerinin ülkemizin en önemli turizm pazarını oluşturmasından ve ülkemizin Avrupa Birliği aday ülkesi olmasından ötürü Türkiye’nin turizm yapısını, söz konusu pazarın talepleri doğrultusunda değiştirmesi vazgeçilmez bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Çevre ve Toplum

Çevre, insan yaşamının varoluş koşullarını belirleyen doğal ve yapay ögelerden oluşur. Fiziksel, biyolojik ve sosyal kategorilerden oluşan çevre, insanoğlunun varoluşundan bu yana sürekli olarak insan faaliyetlerinin etkisi altında kalmıştır. İnsan, toplu halde yaşamaya başladığından beri, çevreyi ve doğal kaynakları olabildiğince fazla oranda kullanmanın yollarını aramış ve bulmuştur. İlkel toplumlarda ve tarımcı toplumlarda, insanın doğa üzerindeki müdahalesi son derece sınırlı kalmıştır. Buna karşın, modern endüstri çağında, insan refahını artırmak için endüstrileşmenin ve bunun için de doğanın ve doğal kaynakların sınırsızca kullanılması, zorunlu hale gelmiş ve sonuçta insan ürünü olan (ikincil) doğa ile kendiliğinden var olan doğa arasında yaşamsal bir rekabet ortaya çıkmıştır. Ayrıca, küresel iklim değişikliği ve bunun sonucu, dünyanın bazı bölgelerinde oluşan kuraklıklar ve diğer bölgelerinde oluşan sel baskınları, aşırı soğuk ve aşırı sıcak hava dalgalanmaları gibi çevresel etkilerden de söz edilebilir.

Özetle, çevrenin doğal ve yapay ögelerinin bozulması veya niteliğinin değişmesiyle ortaya çıkan çevre sorunlarının temelinde; aydınlanma düşüncesinin bir sonucu olarak insanın doğaya bakış açısının farklılaşması, sanayileşme, kentleşme ve nüfus artışı yatmaktadır. Böylece endüstriyel toplum içerisinde çevresel sorunları ortadan kaldırmaya ve doğa ile yeniden barışmaya yönelik olarak kısaca “doğaya geri dönüş” eğilimini içinde barındıran düşünsel yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.

Turizm ve Çevre

Turizm, büyük ölçüde çevre ve doğal kaynaklar üzerine kurulmuş, çok yönlü, ekonomik ve toplumsal boyutları olan bir faaliyettir. Turizm ile çevre arasındaki ilişkilerin iki boyutundan söz edilebilir. Bir yandan, çevresel kaynaklar, turizm ürününün üretimi için gerekli, kritik kaynaklardan birini sağlarken diğer yandan da turizm faaliyetinin üretimi süreci, bilinçli ya da bilinçsiz olarak çevre üzerinde negatif etkiler bırakır. Bununla birlikte turizmin bir diğer etkisi de çevresel kaynakları tüketerek değişikliğe uğratmasıdır.

Özellikle, turizmin yol açtığı hızlı ve kitlesel gelişim, çevre kalitesini olumsuz yönde etkilemekte, mevcut arazi kullanımının değişmesi ve bazı bölgelerde özellikle tarımsal nitelikli toprakların kaybı, bitki örtüsü ve tüm doğal çevrenin tahribi, doğal çevreye uyumsuz yapıların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Ayrıca turizmin gelişimi sonucunda, kıyı şeridinin estetik yönden çirkinleşmesi ve işlevini yitirmesi, mevcut altyapının kaldıramayacağı kanalizasyon, çöp sorunu, atıkların denize boşaltılmasıyla ortaya çıkan kirlilik, tarihsel sit alanlarının tahribi, sosyal yaşam, adetler ve alışkanlıklarda değişiklikler ve bozulmalar gibi pek çok çevresel ve toplumsal sorun ortaya çıkmaktadır.

Çevresel bilinç konusunda turistlerin artan talebi, tatil ve seyahatleri belirleyen önemli bir etken haline gelmiştir. Söz konusu çevresel motivasyon, aynı zamanda girişimciler için de ekonomik bir hareket noktasıdır. Öyle ki özel operatörler, yerli ve ulusal otoriteler ve hatta yerel topluluklar, çevre konusunda geçmişten daha fazla duyarlı olmaya başlamışlardır. Çünkü çevresel koruma orta ve uzun vadeli olarak turizm için oldukça önemlidir.

Son yıllarda turistik kaynakların yönetimi, geliştirilmesi, yaratılması ve çevresel elementler konusunda, yerel toplulukların sosyo-kültürel değerlerin korunması ve turizm açısında pazarlanabilir ürünler haline gelmesi, öncelikli hale gelmiştir. Çünkü turistler tatillerini gündelik yaşamın gürültü, yoğun trafik, park sorunu gibi kentsel yaşamın getirdiği sorunlarından uzak bir şekilde geçirmek istemektedirler. Dolayısıyla, çevrenin bozulması turizm sektörünün de rekabetçi özelliklerini ve kaynaklarını kaybetmesine yol açmaktadır. Kısacası, turizmin gelişmesiyle, ortaya çıkacak olan olumsuz çevresel etkiler göz önünde bulundurularak sürdürülebilir bir turizm politikası geliştirilmelidir.

Turistik Yerlerin Konumlarının Tanımlanması

Turistik yerlerin, turistik gelişmişlik açısından konumlarının tanımlanabilmesi ve belirlenebilmesi için aşağıdaki ölçütler göz önünde bulundurulmalıdır.

A . Yaşam döngüsünün konumu,

B . Turistik yerin konumu.

Turistik yerlerin turistik gelişmişlik açısından konumlarının belirlenmesinde zaman faktörü göz önünde bulundurularak yaşam döngüsü içerisinde olgunluk, azalma veya yeniden canlanma şeklinde bir bakış açısı geliştirilmiştir.

Turizmin yaşam döngüsünün aşamalarını, özetle şu şekilde yorumlamak mümkündür. Bir yörede, turizm bir sosyo-ekonomik faaliyet alanı olarak ortaya çıktığında, doğal kaynakları kullanarak gelişim gösterir ve belirli bir olgunluk düzeyine ulaşır. Ancak bu olgunluk düzeyinden sonra, ulaştığı tepe noktasında, üzerine kurulu olduğu doğal kaynakların sürekli tüketilip yeniden üretilememesi sonucu turizm, bir sosyo-ekonomik faaliyet alanı olarak verimliliğini kaybetmeye başlar. Olgunluk noktasında, doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yeniden üretimi sağlanarak turizmin yeniden canlandırılması ya da var olan doğal kaynakların da tamamen tüketilerek turizmin bozulma eğilimine girmesi gibi, bir ikilemle karşı karşıya kalınır. Bu ikilemden olumlu yönde çıkışın tek yolu, doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yeniden üretimini sağlayarak var olan turizm yapısının, doğal çevreye duyarlı ve uyumlu bir yapıya dönüştürülecek şekilde yeniden örgütlenmesi ve yapılandırılmasıdır.

Turizm Gelişiminin Çevre Üzerindeki Etkisi

Turistlerin tercihlerini belirleyen pek çok faktörden söz edilebilir. Bunlar; doğal kaynaklar, yerli halkın konukseverliği, yerel adetler ve iyi korunmuş tarihsel yerlerdir. Böylece çevresel kaynaklar üç ayrı kategoriye ayrılır:

  • Doğal Çevre: Kara (toprak), hava, su,
  • Sosyal ve Kültürel Çevre: Gelenekler, görenekler, tarih, sanat, konukseverlik ve bütün bir sosyal yapı.
  • Kentsel Çevre: Turistler kadar yerli halka da hizmet veren yapay çevrenin ulaşım ve iletişim gibi üst yapılarıdır.

Doğal Çevre

Turizm faaliyetlerinin yoğunlaşması sonucu, doğal çevre üzerinde birçok olumsuz değişiklik görülmektedir. Bu olumsuz değişiklikler şu şekilde ifade edilebilir:

  • Kırsal ekosistemdeki ciddi değişimler (fauna, flora, morfoloji).
  • Yoğun kentleşme, kırsal kesimlerin ayrışması.
  • Tarımsal alanların yapılaşmaya açılması.
  • Deniz kirlenmesi ve bunun sonucunda anormal deniz yosunlarının ortaya çıkması.
  • Kırsal kesimdeki erozyon.
  • Hava kirliliği.
  • Aşırı su tüketimi.
  • Yeraltı sularının kirlenmesi.

Sürdürülebilirlik ve Eko-Turizm

Sürdürülebilirlik, ekonomik ve toplumsal boyutları olan bir kavramdır. Sadece bugünün toplumunu ve gereksinimlerini değil, geleceğin toplumunu ve gereksinimlerini de dikkate alan bir anlamsal içeriğe sahiptir. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, ekonomik üretim için gerekli olan (doğal) kaynakların sürekli yeniden üretilmesini ve üretim sürecinde, doğal dengelere olabildiğince zarar verilmemesini ifade etmektedir. Bu anlamda eko-turizm sürdürülebilir bir turizm ve sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma ve gelişme modelidir.

Doğal kaynakların ekonomik üretim sürecinde kullanımı açısından “sürdürülebilirlik” ve “sürdürülebilir kalkınma” kavramları gündeme gelmektedir. Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçları karşılanırken gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi olanağından ödün vermemesini ifade eder. Çevrenin serbest mal olarak görüldüğü, geleneksel ekonomik büyüme ve kalkınma yaklaşımlarından farklı olarak sürdürülebilir kalkınma yaklaşımında doğal kaynaklar ve çevre, kıt girdiler olarak kabul edilmektedir.

Sürdürülebilirliğin yedi temel ilkesi vardır, bu ilkeler şunlardır:

  • Gelecek kaygısı.
  • Kuşaklar arası eşitlik
  • Katılım
  • Ekonomik ve çevresel faktörlerin dengesi
  • Çevresel kapasiteler
  • Niceliksel unsurlar kadar niteliksel unsurlara da dikkat edilmesi
  • Yerel ekosistemlerin dikkate alınması

Turizm açısından sürdürülebilirlik ise turizm açısından, vazgeçilmez olan doğal kaynakların, bir defalık değil, uzun süre ve gelecek kuşakların da yararlanmasını sağlayacak bir şekilde kullanılmasını ifade etmektedir.

Eko-turizm bir sürdürülebilir turizm formu olup, özellikle doğal kaynakların korunarak kullanımını ifade etmektedir. Daha somut olarak eko-turizm, turizm faaliyetlerinin ekolojik ilkelere uygun bir şekilde ve ormanlar, denizler, göller ve sulak alanlar gibi doğal kaynaklara zarar vermeyecek bir şekilde kullanımını ifade etmektedir. Ekoturizm, turizmin gelişimi açısından yeni bir turizm biçimi olup kitle turizminin doğal çevre üzerinde yarattığı yıkıcı etkileri ortadan kaldırmaya yönelik, alternatif bir turizm türü olarak ortaya çıkmıştır.

Turizmde Çevre Yönetimi

Çevre yönetimi; çevresel etki (estetik, kültürel, ekolojik ve toplumsal), sürdürülebilirlik, kaynak yönetimi ve kirlilik gibi birçok süreci kapsayan bir terimdir. Çevre yönetimi kavramı ile sürdürülebilirlik kavramı yakından ilgilidir. Çevre yönetimi, geniş kapsamlı olarak fiziksel kaynakların sürdürülebilirliği, biyolojik koruma sistemleri, bitki ve hayvan türleri, doğal habitatlar ile toplumların ve kültürlerin korunmasını kapsayan “sürdürülebilir kalkınmayı” içerir. Daha somut olarak çevre yönetimine bakıldığında, çevre yönetiminin bazı genel ilkelerinden söz etmek olasıdır. Çevre yönetiminin ilkeleri şunlardır:

  • Çevre politikasının formüle edilmesi
  • işletme (kurum) içinde bulunanların tümünün çevre yönetimi sistemine en yüksek katılımının sağlanması,
  • Sürekli bir çevresel gözden geçirme süreci,
  • işletme (kurum) içinde görev ve sorumlulukların belirlenmesi,
  • Çevresel etkilerin belirlenmesi,
  • Hedef ve amaçların belirlenmesi,
  • Yönetim sisteminin oluşturulması,
  • Periyodik olarak çevresel programa uyumun izlenmesi,
  • Başarının izlenmesi ve kontrolü

Turizm çevre yönetim planı; işletme düzeyinde, yerel düzeyde ve bölgesel düzeyde belirlenmiş aşamaları olan entegre ve bütünsel bir plandır. Turizm çevre yönetim planının, farklı düzeylerde hazırlanmış bölümlerinin, birbiriyle uyumlu ve bütünleştirici olması temel ilkedir. Bununla birlikte, işletme düzeyindeki çevre yönetim planının ana unsurları, enerji yönetim sistemi, su yönetim sistemi ve atık yönetim sisteminden oluşur.

İşletme Yönetimi

Çevre yönetimi açısından öncelikle, sağlam bir planlama ile atıkların oluşumunun engellenmesi gerekmektedir. Atık denetimiyle, atıkların üretildiği şekil ve üretildiği alanlar belirlenmelidir. Atık ürettiği tespit edilen işlemlerin belirlenip atıkları minimize edecek hale getirilmesi gereklidir.

Diğer modern işletmeler gibi oteller de büyük miktarlarda kâğıt harcarlar. Kâğıtların geri kazanımı akla gelen ilk çözüm yolu olarak görünse de yapılması gereken, kâğıt tüketimini mümkün olduğunca azaltmaktır. Kâğıt tüketiminin kayıt altına alınarak tüketiminin sınırlandırılması bir çözüm olabilir. Bu yolla, tüketilen kâğıt miktarı azaltılabilir.

Müşterilerine sabun, şampuan ve deterjan sağlayan bazı otellerin, kullanımdan arta kalan bu maddeleri, yeniden kullanması zor olduğundan, bunları bazı vakıflara (hayır kuruluşlarına) bağışlayabilir veya müşterilerin gereksinim duyacakları kadar temizlik maddelerini dağıtarak atık oluşmasını engelleyebilirler.

Çevre Yönetimi Sisteminin Kurulması

Çevre yönetimi organizasyonu, çevreyi korumak için birçok sorumluluk içerir. Bu sistemin oluşturulması, bir çevre koruma politikasının satın alınmasını ve çevre korumayı sağlayacak organizasyonun varlığını gerekli kılar. Çevreye duyarlı ve uyumlu bir organizasyon; sistem içinde oluşan etkileşimleri kontrol edecek ve çevresel etkilere karşı duyarlı olacaktır.

Çevresel Etki Değerlendirme

Çevresel etki değerlendirme, normal olarak bir üretim faaliyetinden önce gerçekleştirilen bir süreçtir. Değerlendirme, herhangi bir çevresel etkiye ilişkin bilginin toplanması ve analizini kapsar. Değerlendirme yöntemi, uygulaması planlanan projeden; fiziksel, toplumsal, ekonomik ve çevresel olarak etkilenen yerin planlanması sürecinde gerçekleştirilir.

Türkiye’de Eko-Turizm

Eko-turizm, giderek artan ölçüde, ülkemizin turizm politikalarında, yer almaktadır. Türkiye, arkeolojik ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra, doğal değerler açısından da büyük zenginlik göstermektedir. İlgi çekici jeolojik yapısı ve iklim özellikleri ile binlerce bitki ve hayvan türleri ile Türkiye, çok yönlü bir potansiyel sergilemektedir. Mevcut potansiyel ve yeni eğilimler de göz önüne alınarak yayla turizmi, av turizmi, dağ yürüyüşü, rafting, sportif olta balıkçılığı, botanik turizmi, atlı doğa yürüyüşü gibi pek çok turizm aktivitesi yönündeki çalışmalar hız kazanmış ve sürdürülmektedir.

Sonuç

Doğal, sosyo-kültürel ve kentsel çevre, turizmin temel varlık alanlarını oluşturmaktadır. Özellikle doğal çevre ve doğal kaynaklar, turizm açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Kitle turizmi, doğal kaynakların sürdürülebilirliği açısından, son derece önemli riskler taşımaktadır. Buna karşın, sürdürülebilir bir turizm formu olan eko-turizm, kitle turizminin ortaya çıkardığı çevresel sorunları, ortadan kaldırabilir. Sürdürülebilir bir turizm yapısı oluşturmak için, öncelikli olarak gerçekleştirilmesi gereken ise ulusal, bölgesel, yerel ve hatta işletme düzeyinde çevre yönetim sisteminin oluşturulmasıdır. Turizm açısından son derece önemli olan, doğal çevrenin korunması ve sürdürülebilirliği büyük bir önem taşımaktadır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.