Tüketici Hukuku Dersi 3. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Tüketici Hukuku Dersi 3. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Aldatıcı Reklamlar, Haksız Ticari Uygulamalar Ve Haksız Sözleme Şartlarına Karşı Tüketicinin Korunması

Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar

Tüketicileri aldatıcı reklamların etkilerinden korumak, aldatıcı reklam veren kuruluşların faaliyetlerini engellemek ve ticari platformda haksız rekabetin önlenmesini sağlamak sosyal hukuk devletinin görevleri arasında yer almaktadır.

Hukuk Devleti; devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunduğu devlettir. Ekonomik, sosyal, kültürel bakımdan, vatandaşın insanca yaşayabilmesi için gerekli olan tedbirleri alan, sosyal barış ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata müdahaleyi gerekli gören devlet sosyal devlet tir.

Haksız Ticari Uygulama; mesleki özenin gereklerine uymayan ve ulaştığı ortalama tüketicinin ya da yöneldiği grubun ortalama üyesinin, bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozan veya bozma ihtimali olan her türlü ticari uygulamadır.

Avrupa Topluluğunun 10 Eylül 1984 tarihli Aldatıcı ve Karşılaştırmalı Reklamlara İlişkin konsey Yönergesinin 2. maddesinde reklam, “malların, taşınmaz şeylerin, hakların veya yükümlülüklerin kolaylıkla satılması veya hizmetlerin yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, ticaretin veya bir serbest mesleğin yürütülmesi sırasında yapılan her türlü söz ve beyanat” olarak tanımlanmıştır. TKHK 61/1. fıkrasında ticari reklam; “Ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı olarak; bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanları bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla reklam verenler tarafından herhangi bir mecrada yazılı, görsel, işitsel ve benzeri yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyurulardır.” şeklinde tanımlanmıştır.

TKHK’nun 61/2. maddesinde, bir ticari reklamın, Kanunlara, Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmasının esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Ticari reklam vasıtasıyla reklam veren ile reklamda yer alan mal veya hizmetle ilgilenen tüketici arasında hukuki bir işlem doğmakta, bir sözleşme hayata geçmektedir. Hukukumuzda sözleşmeler her iki tarafın birbirlerine karşılıklı uygun irade açıklamaları ile kurulmaktadır. Karşılıklı açıklanan bu irade beyanlarından önce ifade edilene “öneri”, sonra açıklanana ise “kabul” adı verilmektedir. Reklam veren, iradesini önce açıkladığından dolayı, yapmış olduğu beyanın “öneri” niteliği taşıdığı düşünülebilir. Eğer bir reklam içerisinde, sözleşmenin yapılması için gerekli bütün esaslı unsurlar mevcut ve sadece tüketicinin bu hususları kabulü ile hüküm ifade etmesi mümkün ise bu reklamın öneri olarak kabulü mümkündür. Sözleşmenin esaslı unsurları;

  • Objektif esaslı noktalar ve
  • Sübjektif esaslı noktalar olarak ikiye ayrılır.

Objektif esaslı noktalar, kanunun sözleşmenin meydana gelebilmesi için öngördüğü asgari unsurlardır. Sübjektif esaslı noktalar, taraflardan birinin mutlaka sözleşmede yer almasını istediği hususlardır.

Reklamda yer alan hususların, sözleşmenin kurulması için gerekli bütün esaslı unsurları içerip içermediğinin tespiti her zaman kolay olmayabilir. Reklamdaki çağrının öneri mi yoksa öneriye davet mi olduğuna karar vermek bazen çok zordur. Bu gibi durumlarda güven ilkesine göre iradelerin yorumlanması sureti ile sonuca ulaşmak gerekir. Güven ilkesine göre, muhataba karşı irade beyanının, muhatabın dürüstlük kuralı çerçevesinde bildiği veya bilmesi gereken bütün olguları göz önünde tutarak vermesi gereken anlamda hüküm doğuracağı kabul edilir. Bir mal veya hizmetin reklamında, mutlak tarafsız ve kesin gerçek bilgilerin yer alması beklenemez. Böyle bir durum reklamın özüne ve fonksiyonlarına aykırıdır. Fakat bu ince sınır aşılır ve tüketiciyi aldatma noktasında reklam, ciddi hususlar içerirse, artık bu noktadan itibaren meşruiyetini kaybeder.

Bir reklam yanlış veya yanıltıcı ise aldatıcı olarak kabul edilmektedir. Aldatıcı reklamın unsurları;

  • Yanlış reklam,
  • Yanıltıcı reklam ve
  • Reklamın tüketiciyi aldatma kabiliyeti olarak sıralanabilir.

Bir reklamın aldatıcı reklam olup olmadığının tespitinde en önemli ölçüt reklamda sunulan bilginin yalan veya yanlış olmasıdır. Yanlış reklam gerçeğe aykırı olan reklamdır ve esas itibariyle aldatıcıdır. Yanlış reklamda yer alan yalan veya yanlış bilgi aynı zamanda tüketicinin o malı satın alma kararını etkileyebilecek düzeyde olmalıdır. Yanıltıcı reklam denildiğinde ise, reklamın lafzının, reklamla vaat edilen hususları desteklemesi, tüketicinin karar verme sürecini etkileyecek esaslı unsurların saklanmaması gerektiği anlaşılmaktadır. Aslına uymayan ya da kanıtlanamayan iddialar içeren her türlü reklam aldatıcı ve yanıltıcıdır. Bir reklamın aldatıcı sayılabilmesi için tüketicilerin aldanması veya aldanma ihtimalinin bulunması gerekir. Aldatıcı reklamlar bakımından mutlaka hedef kitlenin aldanması ya da aldanma ihtimalinin bulunması gerektiği aranmalı, hedef kitle olarak da esas itibariyle ortalama bilgi ve dikkat seviyesindeki tüketicilerin göz önünde tutulması, reklamın bu kişiler açısından aldatıcı olup olmadığının belirlenmesi önem taşımaktadır.

6502 sayılı TKHK’nun 61, 63 ve 65. maddeleri ticari reklamlar ile Reklam Kurulu ve Reklam Konseyini düzenlemektedir. Satışı artırmak ve tüketiciyi bilgilendirmek amacıyla yapılan bu reklamların tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı olmaması gerektiği gibi, örtülü reklam biçiminde de yapılmaması gerekir. Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir. Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlüdür. Reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları bu madde hükümlerine uymakla yükümlüdür.

Mülga 4077 sayılı TKHK’da yer almayan ancak yeni Kanun ile öngörülen yeni bir idari kurum da Reklam Konseyi’dir. 24 Aralık 2014 tarihli ve 29215 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Reklam Konseyi Yönetmeliği” ile Konseyin görevleri belirlenmiştir.

Ticari reklamların Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, doğru ve dürüst olmaları esastır. Bunlara aykırı reklam para cezası ve diğer yaptırımların uygulanmasına sebep olacaktır. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 5. maddesinde ticari reklam ve uygulamalarda esas alınacak temel ilkeler belirlenmiştir. Reklamlar doğru ve dürüst olmalıdır. Bu hem TKHK 61. maddesinde belirtilmiştir hem de Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Yine Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nde 6. madde ile de reklamların ayırt edilmesi konusu düzenlenmiştir.

TKHK, karşılaştırmalı reklamları ise serbest bırakmıştır. Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir. Karşılaştırmalı Reklam; bir mal veya hizmetin tanıtımı esnasında, rakip mal veya hizmetlere ilişkin unsurların doğrudan veya dolaylı olarak kullanıldığı reklamlardır.

Reklamlarda yer alan doğrulanabilir olgularla ilgili tanımlamalar, iddialar ya da örnekli anlatımlar; bilimsel geçerliliği olan bilgi ve belgelerle kanıtlanmak zorundadır. Reklamlar; hiçbir kişi, kurum veya kuruluşu, ticari ya da mesleki faaliyeti, malı ya da hizmeti, reklamı veya markayı aşağılayamaz, açıkça alay konusu edemez ve benzeri bir biçimde kötüleyemez. Reklamlar, başka bir reklamın; metni, sloganı, görsel sunumu, müziği, ses efektleri ve benzeri unsurlarını tüketiciyi yanıltacak ya da karışıklığa yol açacak biçimde taklit edemez.

Fiyat bilgisi içeren reklamlarda uyulması gereken ilkeler, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar  Yönetmeliği’nin 13. maddesinde düzenlenmiştir. Bir mal veya hizmete ilişkin indirim yapıldığını gösteren yazılı, sesli veya görsel herhangi bir ibarenin yer aldığı reklamlarda ise; indirimli satışın başlangıç ve bitiş tarihleri ile indirimli olarak satışa sunulan mal veya hizmetin miktarı sınırlı ise bu miktarın açık ve anlaşılır bir biçimde belirtilmesi zorunludur.

Mal veya hizmetlere yönelik çekiliş, yarışma ve promosyon gibi pazarlama tekniklerini kullanmak suretiyle yapılan reklamlarda uyulması zorunlu olan hususlar, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 15. maddesinde düzenlenmiştir. Reklamlarda, tanıklığına başvurulan kişi, kurum veya kuruluşun tecrübesine, bilgisine veya araştırma sonuçlarına dayanmayan ve gerçek olmayan hiçbir tanıklık ya da onay ifadesine yer verilemez veya atıfta bulunulamaz.

Çevreye ilişkin beyanlar içeren reklamlar, tüketicilerin çevre konusundaki duyarlılığını ya da bu alandaki olası bilgi eksikliğini istismar edecek biçimde yapılamaz. Reklamlarda; çevresel işaret, sembol ve onaylar tüketicileri aldatıcı şekilde kullanılamaz. Reklamlarda, çevresel etki konusunda sadece akademik kuruluşlarca kabul görmüş bilimsel çalışmalara dayalı bilimsel bulgular ve teknik gösterimler kullanılabilir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği çocuklara yönelik reklamlarla ilgili olarak da bazı kurallar getirmiştir.

Reklam olduğu açıkça belirtilmeksizin yazı, haber, yayın ve programlarda, mal veya hizmetlere ilişkin isim, marka, logo veya diğer ayırt edici şekil veya ifadelerle ticari unvan veya işletme adlarının reklam yapmak amacıyla yer alması ve tanıtıcı mahiyette sunulması örtülü reklam olarak kabul edilir. Her türlü iletişim aracında sesli, yazılı ve görsel olarak örtülü reklam yapılması yasaktır. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 22. maddesinde örtülü reklamlarla ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Ayrıca finansal hizmetlere ilişkin reklamlarda uyulması gereken hususlar, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 25. maddesinde belirtilmiştir.

İlaçlar, beşeri tıbbi ürünler, tıbbi cihazlar, sağlık hizmetleri, gıdalar, takviye edici gıdalar, kozmetik ve temizlik ürünleri, tütün mamulleri ve alkollü içkiler gibi reklama ilişkin özel düzenlemesi bulunan mal veya hizmetlerin reklamları, ilgili mevzuatında yer alan reklam ve tanıtımla ilgili diğer hükümlere de uygun olmalıdır. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 18, 19, 20, 21. maddelerinde reklamlardaki görseller ile yazılı ve sesli ifadeler hakkında düzenlemeler bulunmaktadır.

Aldatıcı reklamlarla mücadele yöntemleri;

  • Özdenetim mekanizmaları,
  • TKHK çerçevesinde mücadele yöntemleri ve
  • Genel hükümler çerçevesinde mücadele yöntemleri olarak sıralanabilir.

Kanun koyucu, reklam faaliyetlerinin kontrolü maksadıyla, bir özdenetim mekanizmasının yaratılmasını gerekli görmüştür. Bu doğrultuda 61. madde 7. fıkrada; “Reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları bu madde hükümlerine uymakla yükümlüdür.” demek suretiyle reklam faaliyetinin bütün taraflarını sorumlu tutmuştur. Bu hüküm sayesinde reklama katılanlar birbirlerini denetleyeceklerdir. Aksi halde her biri reklamlara ilişkin kurallara uymamak nedeniyle idari yaptırımlarla karşılaşabileceklerdir.

Mecra; reklam ve tanıtım mesajını ileten ve o mesajı alma durumunda olan kişi, grup ya da topluluğun buluştuğu yeri ve ortamı; televizyon, her türlü yazılı basın, internet, telefon, radyo, sinema gibi iletişim kanalları ile açık hava, basılı materyal gibi iletişim araçlarıdır. Mecra Kuruluşu; reklamın yayınlandığı ve hedef kitleye ulaştırıldığı her türlü mecranın sahibi olan veya bunları işleten ya da kiraya veren gerçek veya tüzel kişidir. Reklam Ajansı; reklamı, reklam verenin talebi doğrultusunda hazırlayan veya reklam veren adına yayınlanmasına aracılık eden gerçek ya da tüzel kişidir. Reklam Veren; ürettiği ya da pazarladığı malın veya hizmetin tanıtımını yaptırmak, satışını artırmak veya marka algısını güçlendirmek amacıyla hazırlattığı ve içinde firmasının ya da markasının yer aldığı reklamları yayınlatan, dağıtan ya da başka yollarla sergileyen gerçek veya tüzel kişidir.

TKHK çerçevesinde aldatıcı reklamlara karşı başvurulabilecek iki yol vardır. Bunlar;

  • Ayıplı mal veya hizmetten doğan seçimlik haklar ve tazminat ile
  • Reklam Kurulu’nca yapılacak inceleme ve denetimdir.

Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini kullanabilir. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir. Bu bir seçimlik hak olmayıp, diğer haklarla birlikte, tüketici bir zarara uğradığı takdirde istenebilecek bir haktır. Sözleşmeden Dönme; sözleşmenin taraflarından birinin tek taraflı yenilik doğuran bir beyanla sözleşme ilişkisini geriye etkili biçimde sona erdirmesidir.

Reklam Kurulu’nca yapılacak inceleme ve denetim ise Reklam Kurulu tarafından bir reklamı resen incelenmek suretiyle yerine getirilebileceği gibi, bir tüketicinin başvurusu üzerine de gerçekleştirilebilir. Reklam Kurulu, inceleme ve denetim sonucuna göre reklamın Kanuna ve tespit edilen ilkelere aykırı olduğuna karar verirse, durdurma veya aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası veya gerekli görülen hallerde üç aya kadar tedbiren durdurma cezası verebilir.

Aldatıcı reklamlara karşı genel hükümler çerçevesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun aldatmaya ilişkin ve Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin hükümlerine başvurulması mümkündür.

Türk Ticaret Kanununun (TTK) 54. maddesinde haksız rekabet, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır, şeklinde tanımlanmıştır. Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar, TTK m.55/1-a’da sayılmıştır. Bu haller haksız rekabet olarak kabul edilmektedir.

TK’nun haksız rekabete ilişkin hükümleri kapsamında, aldatıcı reklamlar karşısında tüketicinin korunması maksadıyla dava açılması mümkündür. TTK’da düzenlenen hususlar sadece aldatıcı reklamlar bağlamında değil haksız rekabet hallerinin tamamı için tüketicilere dava açma hakkı tanımaktadır. Haksız rekabet nedeniyle açılabilecek hukuk davaları; Tespit davası, Önleme (men) davası, Eski hale iade (düzeltme) davası, Maddi tazminat davası ve Manevi tazminat davası olarak sayılabilir.

6502 sayılı TKHK’nun 62. maddesi ile haksız ticari uygulamalar düzenlenmiştir. Haksız ticari uygulamaların tespit edilmesine ve bunların denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile her hâlükârda haksız ticari uygulama olarak kabul edilecek uygulamalar ise Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile belirlenmiştir.

Tüketiciye yönelik bir ticari uygulamanın; mesleki özenin gereklerine uymaması ve ulaştığı ortalama tüketicinin ya da yöneldiği grubun ortalama üyesinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozması veya önemli ölçüde bozma ihtimalinin olması durumunda haksız olduğu kabul edilir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 28. maddesinde aldatıcı eylemler, aldatıcı ihmaller ve saldırgan ticari uygulamalar ile Yönetmelik Ek’inde yer alan aldatıcı ticari uygulamalar ve saldırgan ticari uygulamalar her hâlükârda haksız ticari uygulama olarak kabul edilmiştir. Ortalama Tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden, tüketici işlemi ya da tüketiciye yönelik uygulamaların her aşamasında makul düzeyde bilgiye sahip olan gerçek veya tüzel kişidir.

Yanlış bilgi içeren veya verilen bilgiler esasen doğru olsa bile sunuluşuna dair bütün koşullar değerlendirildiğinde, ortalama tüketiciyi aldatan ya da aldatmaya elverişli olan ve bu suretle tüketicinin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir hukuki işleme taraf olmasına yol açan ya da yol açma olasılığı bulunan ticari uygulamalar aldatıcı olarak kabul edilir.

Ticari uygulamada bulunanın bir hukuki ilişki kurmak amacıyla tüketiciye yöneltmiş olduğu öneride önemli bir bilgiyi gizlemesi, öneriyi tüketiciye anlaşılmaz bir şekilde veya uygun olmayan bir zamanda sunması, amacı açıkça belli olan ticari uygulamanın amacını tüketiciye bildirmemesi ve bu durumların ortalama bir tüketicinin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir hukuki işleme taraf olmasına yol açması ya da yol açma olasılığının bulunması halinde aldatıcı ihmalin varlığı kabul edilir. Ticari Uygulamada Bulunan; kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla mal veya hizmet sunan veya bu kişiler adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişidir.

Bir ticari uygulamanın; taciz, fiziksel şiddet dâhil cebir veya haksız tesir yoluyla ortalama tüketicinin bir mal ya da hizmete ilişkin seçim veya davranış özgürlüğünü önemli ölçüde bozması veya bozma olasılığı taşıması ve tüketicinin bu sebeple normal şartlar altında taraf olmayacağı bir hukuki işleme taraf olması veya taraf olma olasılığının artması halinde saldırgan olduğu kabul edilir. Ticari uygulamanın haksız olduğunun iddia edilmesi hâlinde, ticari uygulamada bulunan, bu uygulamasının haksız ticari uygulama olmadığını ispatla yükümlüdür.

Genel İşlem Şartları ve Haksız Sözleşme Şartları

Sözleşmelerin içeriğini belirleme ve düzenleme serbestîsinin tek taraflı olarak kullanıldığı durumlarda ya standart sözleşme ya da genel işlem şartları adını verdiğimiz kavramlarla karşılaşmaktayız. Tek taraflı olarak hazırlanan bu sözleşme hükümlerinin adil olmaması da haksız şartın doğması sonucunu beraberinde getirebilir.

Genel işlem şartları denildiğinde, sanayi devrimi ile birlikte anılmakta olan üretim artışına paralel olarak seri üretim anlayışının sözleşmelere dâhil edilerek her tüketici için değil, bütün tüketiciler için aynı şartları içerecek şekilde sözleşme hükümlerinin düzenlenmesi olgusu anlaşılmaktadır. Standart sözleşme ve genel işlem şartları kavramları, özde birbirlerine çok yakın anlamda kullanılsalar bile tam olarak birbirlerini karşıladıklarını söylemek mümkün değildir, aralarında önemli bir fark bulunmaktadır. Standart sözleşme denildiğinde, sözleşmenin bütün hükümlerinin önceden bir tarafça tespit edildiği ve sözleşmenin akdedilmesi bakımından sadece diğer tarafın hazırladığı metni imzalamasının yeterli olduğu sözleşmeler anlaşılmaktadır.

Türk Borçlar Kanununun (TBK) 20. maddesinde genel işlem şartları tanımlanmış, 21. maddede de bunların hangi durumda haksız sayılacağı belirtilmiştir. Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır.

6502 sayılı yeni TKHK’nun 5. maddesine göre; “Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.” Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlara ilişkin düzenlemeler, ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına veya hesabına hareket edenlerin dayatması sonucu tek taraflı olarak sözleşmeye konulan, üzerinde pazarlık dahi edilmeden kabul edilmek zorunda kalınan ve tüketicinin aleyhine olan sözleşme şartlarına karşı tüketicileri korumak amacını taşımaktadır.

6502 sayılı TKHK’nun 5. maddesindeki haksız şart tanımında, eski TKHK’da yapılan bir hata giderilerek “iyiniyet” yerine isabetli olarak “dürüstlük kuralı” kavramı kullanılmıştır. Aynı tanım “Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik” ile de tekrar edilmiştir. Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Borçlar Hukukunun temel prensipleri arasında yer alan “sözleşme özgürlüğü”, sözleşmenin tarafları arasında eşit şartlar altında, karşılıklı müzakereler ve pazarlıklar yoluyla, tarafların kendi lehlerine uygun bir hukuki durum yaratması gerekliliğine dayanmaktadır. Önceden hazırlanan veya standart sözleşme olarak tüketiciye sunulan sözleşmelerde, tüketiciler içeriğe etki edemediğinden dolayı, sözleşme şartlarının müzakere edilmediği kabul edilmektedir.

Taraflar arasındaki dengesizliğin giderilmesi denildiğinde, satıcı veya sağlayıcının yerine getirdiği edim ile talep ettiği para arasındaki dengeyi sağlamak anlaşılmamalıdır. Hukukumuzda dürüstlük ve doğruluk kuralları denildiğinde, orta zekâlı, normal, makul kişilerin toplum içerisinde karşılıklı güvene, ahlaka ve dürüstlüğe dayalı davranışları sonunda meydana gelmiş ve toplum ihtiyaçları ile iş hayatının gereklerine cevap veren ve bu nedenle de herkes tarafından benimsenen kurallar anlaşılmaktadır. Dürüstlük Kuralı, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, kişiler haklarını kullanırken veya bir borcu yerine getirirken toplum içindeki makul, orta zekâlı bir kimsenin davrandığı gibi davranmakla yükümlüdür.

Hukukumuzda sözleşmelerin yorumlanması bakımından geçerli olan objektif yorum ilkesi, sözleşme koşullarının taraflardan birince hazırlanması ve karşı tarafın tüketici olması halinde, yerini “tüketici lehine yorum” kuralına bırakmıştır. Türk Borçlar Kanununda sözleşme koşullarının yorumlanmasında güven ilkesinden yararlanılması öngörülmüştür. 6502 sayılı TKHK m.5/2’de haksız sözleşme şartlarına uygulanacak yaptırım düzenlenmiştir. Buna göre; “Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.” Kesin Hükümsüzlük; sözleşmenin yapıldığı andan itibaren kendiliğinden geçersiz olmasıdır.

Haksız şartların denetimi; Yargısal denetim ve İdari denetim den oluşmaktadır. Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin son fıkrasında; “Bu Yönetmeliğin ekinde yer alan listede sayılan şartlar haksız şart olarak kabul edilir. Bu listedeki şartlar sınırlayıcı olmayıp örnek niteliğindedir.” denilmek suretiyle sözleşmede haksız olarak yer alabilecek şartların bir listesi verilmiştir.

Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar

Tüketicileri aldatıcı reklamların etkilerinden korumak, aldatıcı reklam veren kuruluşların faaliyetlerini engellemek ve ticari platformda haksız rekabetin önlenmesini sağlamak sosyal hukuk devletinin görevleri arasında yer almaktadır.

Hukuk Devleti; devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunduğu devlettir. Ekonomik, sosyal, kültürel bakımdan, vatandaşın insanca yaşayabilmesi için gerekli olan tedbirleri alan, sosyal barış ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata müdahaleyi gerekli gören devlet sosyal devlet tir.

Haksız Ticari Uygulama; mesleki özenin gereklerine uymayan ve ulaştığı ortalama tüketicinin ya da yöneldiği grubun ortalama üyesinin, bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozan veya bozma ihtimali olan her türlü ticari uygulamadır.

Avrupa Topluluğunun 10 Eylül 1984 tarihli Aldatıcı ve Karşılaştırmalı Reklamlara İlişkin konsey Yönergesinin 2. maddesinde reklam, “malların, taşınmaz şeylerin, hakların veya yükümlülüklerin kolaylıkla satılması veya hizmetlerin yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, ticaretin veya bir serbest mesleğin yürütülmesi sırasında yapılan her türlü söz ve beyanat” olarak tanımlanmıştır. TKHK 61/1. fıkrasında ticari reklam; “Ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı olarak; bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanları bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla reklam verenler tarafından herhangi bir mecrada yazılı, görsel, işitsel ve benzeri yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyurulardır.” şeklinde tanımlanmıştır.

TKHK’nun 61/2. maddesinde, bir ticari reklamın, Kanunlara, Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmasının esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Ticari reklam vasıtasıyla reklam veren ile reklamda yer alan mal veya hizmetle ilgilenen tüketici arasında hukuki bir işlem doğmakta, bir sözleşme hayata geçmektedir. Hukukumuzda sözleşmeler her iki tarafın birbirlerine karşılıklı uygun irade açıklamaları ile kurulmaktadır. Karşılıklı açıklanan bu irade beyanlarından önce ifade edilene “öneri”, sonra açıklanana ise “kabul” adı verilmektedir. Reklam veren, iradesini önce açıkladığından dolayı, yapmış olduğu beyanın “öneri” niteliği taşıdığı düşünülebilir. Eğer bir reklam içerisinde, sözleşmenin yapılması için gerekli bütün esaslı unsurlar mevcut ve sadece tüketicinin bu hususları kabulü ile hüküm ifade etmesi mümkün ise bu reklamın öneri olarak kabulü mümkündür. Sözleşmenin esaslı unsurları;

  • Objektif esaslı noktalar ve
  • Sübjektif esaslı noktalar olarak ikiye ayrılır.

Objektif esaslı noktalar, kanunun sözleşmenin meydana gelebilmesi için öngördüğü asgari unsurlardır. Sübjektif esaslı noktalar, taraflardan birinin mutlaka sözleşmede yer almasını istediği hususlardır.

Reklamda yer alan hususların, sözleşmenin kurulması için gerekli bütün esaslı unsurları içerip içermediğinin tespiti her zaman kolay olmayabilir. Reklamdaki çağrının öneri mi yoksa öneriye davet mi olduğuna karar vermek bazen çok zordur. Bu gibi durumlarda güven ilkesine göre iradelerin yorumlanması sureti ile sonuca ulaşmak gerekir. Güven ilkesine göre, muhataba karşı irade beyanının, muhatabın dürüstlük kuralı çerçevesinde bildiği veya bilmesi gereken bütün olguları göz önünde tutarak vermesi gereken anlamda hüküm doğuracağı kabul edilir. Bir mal veya hizmetin reklamında, mutlak tarafsız ve kesin gerçek bilgilerin yer alması beklenemez. Böyle bir durum reklamın özüne ve fonksiyonlarına aykırıdır. Fakat bu ince sınır aşılır ve tüketiciyi aldatma noktasında reklam, ciddi hususlar içerirse, artık bu noktadan itibaren meşruiyetini kaybeder.

Bir reklam yanlış veya yanıltıcı ise aldatıcı olarak kabul edilmektedir. Aldatıcı reklamın unsurları;

  • Yanlış reklam,
  • Yanıltıcı reklam ve
  • Reklamın tüketiciyi aldatma kabiliyeti olarak sıralanabilir.

Bir reklamın aldatıcı reklam olup olmadığının tespitinde en önemli ölçüt reklamda sunulan bilginin yalan veya yanlış olmasıdır. Yanlış reklam gerçeğe aykırı olan reklamdır ve esas itibariyle aldatıcıdır. Yanlış reklamda yer alan yalan veya yanlış bilgi aynı zamanda tüketicinin o malı satın alma kararını etkileyebilecek düzeyde olmalıdır. Yanıltıcı reklam denildiğinde ise, reklamın lafzının, reklamla vaat edilen hususları desteklemesi, tüketicinin karar verme sürecini etkileyecek esaslı unsurların saklanmaması gerektiği anlaşılmaktadır. Aslına uymayan ya da kanıtlanamayan iddialar içeren her türlü reklam aldatıcı ve yanıltıcıdır. Bir reklamın aldatıcı sayılabilmesi için tüketicilerin aldanması veya aldanma ihtimalinin bulunması gerekir. Aldatıcı reklamlar bakımından mutlaka hedef kitlenin aldanması ya da aldanma ihtimalinin bulunması gerektiği aranmalı, hedef kitle olarak da esas itibariyle ortalama bilgi ve dikkat seviyesindeki tüketicilerin göz önünde tutulması, reklamın bu kişiler açısından aldatıcı olup olmadığının belirlenmesi önem taşımaktadır.

6502 sayılı TKHK’nun 61, 63 ve 65. maddeleri ticari reklamlar ile Reklam Kurulu ve Reklam Konseyini düzenlemektedir. Satışı artırmak ve tüketiciyi bilgilendirmek amacıyla yapılan bu reklamların tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı olmaması gerektiği gibi, örtülü reklam biçiminde de yapılmaması gerekir. Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir. Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlüdür. Reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları bu madde hükümlerine uymakla yükümlüdür.

Mülga 4077 sayılı TKHK’da yer almayan ancak yeni Kanun ile öngörülen yeni bir idari kurum da Reklam Konseyi’dir. 24 Aralık 2014 tarihli ve 29215 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Reklam Konseyi Yönetmeliği” ile Konseyin görevleri belirlenmiştir.

Ticari reklamların Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, doğru ve dürüst olmaları esastır. Bunlara aykırı reklam para cezası ve diğer yaptırımların uygulanmasına sebep olacaktır. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 5. maddesinde ticari reklam ve uygulamalarda esas alınacak temel ilkeler belirlenmiştir. Reklamlar doğru ve dürüst olmalıdır. Bu hem TKHK 61. maddesinde belirtilmiştir hem de Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 7. maddesinde düzenlenmiştir. Yine Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nde 6. madde ile de reklamların ayırt edilmesi konusu düzenlenmiştir.

TKHK, karşılaştırmalı reklamları ise serbest bırakmıştır. Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir. Karşılaştırmalı Reklam; bir mal veya hizmetin tanıtımı esnasında, rakip mal veya hizmetlere ilişkin unsurların doğrudan veya dolaylı olarak kullanıldığı reklamlardır.

Reklamlarda yer alan doğrulanabilir olgularla ilgili tanımlamalar, iddialar ya da örnekli anlatımlar; bilimsel geçerliliği olan bilgi ve belgelerle kanıtlanmak zorundadır. Reklamlar; hiçbir kişi, kurum veya kuruluşu, ticari ya da mesleki faaliyeti, malı ya da hizmeti, reklamı veya markayı aşağılayamaz, açıkça alay konusu edemez ve benzeri bir biçimde kötüleyemez. Reklamlar, başka bir reklamın; metni, sloganı, görsel sunumu, müziği, ses efektleri ve benzeri unsurlarını tüketiciyi yanıltacak ya da karışıklığa yol açacak biçimde taklit edemez.

Fiyat bilgisi içeren reklamlarda uyulması gereken ilkeler, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar  Yönetmeliği’nin 13. maddesinde düzenlenmiştir. Bir mal veya hizmete ilişkin indirim yapıldığını gösteren yazılı, sesli veya görsel herhangi bir ibarenin yer aldığı reklamlarda ise; indirimli satışın başlangıç ve bitiş tarihleri ile indirimli olarak satışa sunulan mal veya hizmetin miktarı sınırlı ise bu miktarın açık ve anlaşılır bir biçimde belirtilmesi zorunludur.

Mal veya hizmetlere yönelik çekiliş, yarışma ve promosyon gibi pazarlama tekniklerini kullanmak suretiyle yapılan reklamlarda uyulması zorunlu olan hususlar, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 15. maddesinde düzenlenmiştir. Reklamlarda, tanıklığına başvurulan kişi, kurum veya kuruluşun tecrübesine, bilgisine veya araştırma sonuçlarına dayanmayan ve gerçek olmayan hiçbir tanıklık ya da onay ifadesine yer verilemez veya atıfta bulunulamaz.

Çevreye ilişkin beyanlar içeren reklamlar, tüketicilerin çevre konusundaki duyarlılığını ya da bu alandaki olası bilgi eksikliğini istismar edecek biçimde yapılamaz. Reklamlarda; çevresel işaret, sembol ve onaylar tüketicileri aldatıcı şekilde kullanılamaz. Reklamlarda, çevresel etki konusunda sadece akademik kuruluşlarca kabul görmüş bilimsel çalışmalara dayalı bilimsel bulgular ve teknik gösterimler kullanılabilir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği çocuklara yönelik reklamlarla ilgili olarak da bazı kurallar getirmiştir.

Reklam olduğu açıkça belirtilmeksizin yazı, haber, yayın ve programlarda, mal veya hizmetlere ilişkin isim, marka, logo veya diğer ayırt edici şekil veya ifadelerle ticari unvan veya işletme adlarının reklam yapmak amacıyla yer alması ve tanıtıcı mahiyette sunulması örtülü reklam olarak kabul edilir. Her türlü iletişim aracında sesli, yazılı ve görsel olarak örtülü reklam yapılması yasaktır. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 22. maddesinde örtülü reklamlarla ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Ayrıca finansal hizmetlere ilişkin reklamlarda uyulması gereken hususlar, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 25. maddesinde belirtilmiştir.

İlaçlar, beşeri tıbbi ürünler, tıbbi cihazlar, sağlık hizmetleri, gıdalar, takviye edici gıdalar, kozmetik ve temizlik ürünleri, tütün mamulleri ve alkollü içkiler gibi reklama ilişkin özel düzenlemesi bulunan mal veya hizmetlerin reklamları, ilgili mevzuatında yer alan reklam ve tanıtımla ilgili diğer hükümlere de uygun olmalıdır. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 18, 19, 20, 21. maddelerinde reklamlardaki görseller ile yazılı ve sesli ifadeler hakkında düzenlemeler bulunmaktadır.

Aldatıcı reklamlarla mücadele yöntemleri;

  • Özdenetim mekanizmaları,
  • TKHK çerçevesinde mücadele yöntemleri ve
  • Genel hükümler çerçevesinde mücadele yöntemleri olarak sıralanabilir.

Kanun koyucu, reklam faaliyetlerinin kontrolü maksadıyla, bir özdenetim mekanizmasının yaratılmasını gerekli görmüştür. Bu doğrultuda 61. madde 7. fıkrada; “Reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları bu madde hükümlerine uymakla yükümlüdür.” demek suretiyle reklam faaliyetinin bütün taraflarını sorumlu tutmuştur. Bu hüküm sayesinde reklama katılanlar birbirlerini denetleyeceklerdir. Aksi halde her biri reklamlara ilişkin kurallara uymamak nedeniyle idari yaptırımlarla karşılaşabileceklerdir.

Mecra; reklam ve tanıtım mesajını ileten ve o mesajı alma durumunda olan kişi, grup ya da topluluğun buluştuğu yeri ve ortamı; televizyon, her türlü yazılı basın, internet, telefon, radyo, sinema gibi iletişim kanalları ile açık hava, basılı materyal gibi iletişim araçlarıdır. Mecra Kuruluşu; reklamın yayınlandığı ve hedef kitleye ulaştırıldığı her türlü mecranın sahibi olan veya bunları işleten ya da kiraya veren gerçek veya tüzel kişidir. Reklam Ajansı; reklamı, reklam verenin talebi doğrultusunda hazırlayan veya reklam veren adına yayınlanmasına aracılık eden gerçek ya da tüzel kişidir. Reklam Veren; ürettiği ya da pazarladığı malın veya hizmetin tanıtımını yaptırmak, satışını artırmak veya marka algısını güçlendirmek amacıyla hazırlattığı ve içinde firmasının ya da markasının yer aldığı reklamları yayınlatan, dağıtan ya da başka yollarla sergileyen gerçek veya tüzel kişidir.

TKHK çerçevesinde aldatıcı reklamlara karşı başvurulabilecek iki yol vardır. Bunlar;

  • Ayıplı mal veya hizmetten doğan seçimlik haklar ve tazminat ile
  • Reklam Kurulu’nca yapılacak inceleme ve denetimdir.

Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini kullanabilir. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir. Bu bir seçimlik hak olmayıp, diğer haklarla birlikte, tüketici bir zarara uğradığı takdirde istenebilecek bir haktır. Sözleşmeden Dönme; sözleşmenin taraflarından birinin tek taraflı yenilik doğuran bir beyanla sözleşme ilişkisini geriye etkili biçimde sona erdirmesidir.

Reklam Kurulu’nca yapılacak inceleme ve denetim ise Reklam Kurulu tarafından bir reklamı resen incelenmek suretiyle yerine getirilebileceği gibi, bir tüketicinin başvurusu üzerine de gerçekleştirilebilir. Reklam Kurulu, inceleme ve denetim sonucuna göre reklamın Kanuna ve tespit edilen ilkelere aykırı olduğuna karar verirse, durdurma veya aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası veya gerekli görülen hallerde üç aya kadar tedbiren durdurma cezası verebilir.

Aldatıcı reklamlara karşı genel hükümler çerçevesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun aldatmaya ilişkin ve Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin hükümlerine başvurulması mümkündür.

Türk Ticaret Kanununun (TTK) 54. maddesinde haksız rekabet, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır, şeklinde tanımlanmıştır. Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar, TTK m.55/1-a’da sayılmıştır. Bu haller haksız rekabet olarak kabul edilmektedir.

TK’nun haksız rekabete ilişkin hükümleri kapsamında, aldatıcı reklamlar karşısında tüketicinin korunması maksadıyla dava açılması mümkündür. TTK’da düzenlenen hususlar sadece aldatıcı reklamlar bağlamında değil haksız rekabet hallerinin tamamı için tüketicilere dava açma hakkı tanımaktadır. Haksız rekabet nedeniyle açılabilecek hukuk davaları; Tespit davası, Önleme (men) davası, Eski hale iade (düzeltme) davası, Maddi tazminat davası ve Manevi tazminat davası olarak sayılabilir.

6502 sayılı TKHK’nun 62. maddesi ile haksız ticari uygulamalar düzenlenmiştir. Haksız ticari uygulamaların tespit edilmesine ve bunların denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile her hâlükârda haksız ticari uygulama olarak kabul edilecek uygulamalar ise Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile belirlenmiştir.

Tüketiciye yönelik bir ticari uygulamanın; mesleki özenin gereklerine uymaması ve ulaştığı ortalama tüketicinin ya da yöneldiği grubun ortalama üyesinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozması veya önemli ölçüde bozma ihtimalinin olması durumunda haksız olduğu kabul edilir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 28. maddesinde aldatıcı eylemler, aldatıcı ihmaller ve saldırgan ticari uygulamalar ile Yönetmelik Ek’inde yer alan aldatıcı ticari uygulamalar ve saldırgan ticari uygulamalar her hâlükârda haksız ticari uygulama olarak kabul edilmiştir. Ortalama Tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden, tüketici işlemi ya da tüketiciye yönelik uygulamaların her aşamasında makul düzeyde bilgiye sahip olan gerçek veya tüzel kişidir.

Yanlış bilgi içeren veya verilen bilgiler esasen doğru olsa bile sunuluşuna dair bütün koşullar değerlendirildiğinde, ortalama tüketiciyi aldatan ya da aldatmaya elverişli olan ve bu suretle tüketicinin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir hukuki işleme taraf olmasına yol açan ya da yol açma olasılığı bulunan ticari uygulamalar aldatıcı olarak kabul edilir.

Ticari uygulamada bulunanın bir hukuki ilişki kurmak amacıyla tüketiciye yöneltmiş olduğu öneride önemli bir bilgiyi gizlemesi, öneriyi tüketiciye anlaşılmaz bir şekilde veya uygun olmayan bir zamanda sunması, amacı açıkça belli olan ticari uygulamanın amacını tüketiciye bildirmemesi ve bu durumların ortalama bir tüketicinin normal şartlar altında taraf olmayacağı bir hukuki işleme taraf olmasına yol açması ya da yol açma olasılığının bulunması halinde aldatıcı ihmalin varlığı kabul edilir. Ticari Uygulamada Bulunan; kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla mal veya hizmet sunan veya bu kişiler adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişidir.

Bir ticari uygulamanın; taciz, fiziksel şiddet dâhil cebir veya haksız tesir yoluyla ortalama tüketicinin bir mal ya da hizmete ilişkin seçim veya davranış özgürlüğünü önemli ölçüde bozması veya bozma olasılığı taşıması ve tüketicinin bu sebeple normal şartlar altında taraf olmayacağı bir hukuki işleme taraf olması veya taraf olma olasılığının artması halinde saldırgan olduğu kabul edilir. Ticari uygulamanın haksız olduğunun iddia edilmesi hâlinde, ticari uygulamada bulunan, bu uygulamasının haksız ticari uygulama olmadığını ispatla yükümlüdür.

Genel İşlem Şartları ve Haksız Sözleşme Şartları

Sözleşmelerin içeriğini belirleme ve düzenleme serbestîsinin tek taraflı olarak kullanıldığı durumlarda ya standart sözleşme ya da genel işlem şartları adını verdiğimiz kavramlarla karşılaşmaktayız. Tek taraflı olarak hazırlanan bu sözleşme hükümlerinin adil olmaması da haksız şartın doğması sonucunu beraberinde getirebilir.

Genel işlem şartları denildiğinde, sanayi devrimi ile birlikte anılmakta olan üretim artışına paralel olarak seri üretim anlayışının sözleşmelere dâhil edilerek her tüketici için değil, bütün tüketiciler için aynı şartları içerecek şekilde sözleşme hükümlerinin düzenlenmesi olgusu anlaşılmaktadır. Standart sözleşme ve genel işlem şartları kavramları, özde birbirlerine çok yakın anlamda kullanılsalar bile tam olarak birbirlerini karşıladıklarını söylemek mümkün değildir, aralarında önemli bir fark bulunmaktadır. Standart sözleşme denildiğinde, sözleşmenin bütün hükümlerinin önceden bir tarafça tespit edildiği ve sözleşmenin akdedilmesi bakımından sadece diğer tarafın hazırladığı metni imzalamasının yeterli olduğu sözleşmeler anlaşılmaktadır.

Türk Borçlar Kanununun (TBK) 20. maddesinde genel işlem şartları tanımlanmış, 21. maddede de bunların hangi durumda haksız sayılacağı belirtilmiştir. Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır.

6502 sayılı yeni TKHK’nun 5. maddesine göre; “Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.” Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlara ilişkin düzenlemeler, ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına veya hesabına hareket edenlerin dayatması sonucu tek taraflı olarak sözleşmeye konulan, üzerinde pazarlık dahi edilmeden kabul edilmek zorunda kalınan ve tüketicinin aleyhine olan sözleşme şartlarına karşı tüketicileri korumak amacını taşımaktadır.

6502 sayılı TKHK’nun 5. maddesindeki haksız şart tanımında, eski TKHK’da yapılan bir hata giderilerek “iyiniyet” yerine isabetli olarak “dürüstlük kuralı” kavramı kullanılmıştır. Aynı tanım “Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik” ile de tekrar edilmiştir. Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Borçlar Hukukunun temel prensipleri arasında yer alan “sözleşme özgürlüğü”, sözleşmenin tarafları arasında eşit şartlar altında, karşılıklı müzakereler ve pazarlıklar yoluyla, tarafların kendi lehlerine uygun bir hukuki durum yaratması gerekliliğine dayanmaktadır. Önceden hazırlanan veya standart sözleşme olarak tüketiciye sunulan sözleşmelerde, tüketiciler içeriğe etki edemediğinden dolayı, sözleşme şartlarının müzakere edilmediği kabul edilmektedir.

Taraflar arasındaki dengesizliğin giderilmesi denildiğinde, satıcı veya sağlayıcının yerine getirdiği edim ile talep ettiği para arasındaki dengeyi sağlamak anlaşılmamalıdır. Hukukumuzda dürüstlük ve doğruluk kuralları denildiğinde, orta zekâlı, normal, makul kişilerin toplum içerisinde karşılıklı güvene, ahlaka ve dürüstlüğe dayalı davranışları sonunda meydana gelmiş ve toplum ihtiyaçları ile iş hayatının gereklerine cevap veren ve bu nedenle de herkes tarafından benimsenen kurallar anlaşılmaktadır. Dürüstlük Kuralı, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, kişiler haklarını kullanırken veya bir borcu yerine getirirken toplum içindeki makul, orta zekâlı bir kimsenin davrandığı gibi davranmakla yükümlüdür.

Hukukumuzda sözleşmelerin yorumlanması bakımından geçerli olan objektif yorum ilkesi, sözleşme koşullarının taraflardan birince hazırlanması ve karşı tarafın tüketici olması halinde, yerini “tüketici lehine yorum” kuralına bırakmıştır. Türk Borçlar Kanununda sözleşme koşullarının yorumlanmasında güven ilkesinden yararlanılması öngörülmüştür. 6502 sayılı TKHK m.5/2’de haksız sözleşme şartlarına uygulanacak yaptırım düzenlenmiştir. Buna göre; “Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.” Kesin Hükümsüzlük; sözleşmenin yapıldığı andan itibaren kendiliğinden geçersiz olmasıdır.

Haksız şartların denetimi; Yargısal denetim ve İdari denetim den oluşmaktadır. Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin son fıkrasında; “Bu Yönetmeliğin ekinde yer alan listede sayılan şartlar haksız şart olarak kabul edilir. Bu listedeki şartlar sınırlayıcı olmayıp örnek niteliğindedir.” denilmek suretiyle sözleşmede haksız olarak yer alabilecek şartların bir listesi verilmiştir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!