Kriminoloji Dersi 4. Ünite Özet

30.07.2022
9
A+
A-

Suçluluğu Açıklayan Teoriler-Iı

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Kriminoloji Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Suçluluğu Açıklayan Teoriler-Iı

Yeni Klasik Teoriler

Yeni klasik teoriler klasik okulun insanın irade hürriyetine sahip olduğu ve bu nedenle işlenen suçtan bireysel sorumluluğu olduğu düşüncesini gündeme getirmiştir. Bilhassa bu kapsamda geliştirilen rasyonel tercih teorisi suç davranışının kişinin rasyonel menfaat-zarar hesaplarına dayandığını ileri sürmüştür. Rasyonel anlayışa göre tüm insanlar eşittir ve aralarındaki farkı sadece yapıp ettikleridir. Buna göre suç işleyenler, suç işlemeyenlerden işledikleri suç fiili marifetiyle ayrılabilirler. Bu aslında ceza hukukunda da hâkim olan fail temelli değil fiil temelli bir yaklaşımdır. Buna göre, kişiler içinde bulundukları durum çerçevesinde sapıcı davranışı işleyip işlememek konusunda hür iradeleriyle menfaat-zarar hesabına göre bir karar verirler. Yeni klasik okul ya da yaklaşım çerçevesinde ortaya atılan teorilerden bazıları şunlardır:

  • Rasyonel tercih teorisi
  • Mutat faaliyet teorisi

Bu teorilerin hepsinin temelinde failin suçu kasten işlediği ve buradaki kastının suçtan menfaat elde etme düşüncesi olduğudur. Buna göre suçlular, suç işleme kararlarını alırken mümkün olan en iyi kararı alırlar. İşlenecek suçun niteliğine göre karar alma süreçleri de değişmektedir. Bu yaklaşıma göre her suçun bir maksadı vardı ve anlamsız suç diye bir şey yoktur. Bir başka deyişle suç davranışından her zaman için beklenen bir yarar vardır. Birçok vakada bu yarar maddi bir yarar olmasına karşın, bu yararlar heyecan, itibar, eğlence, cinsi tatmin ve başkaları üzerinde hâkimiyet gibi yararlar olabilir.

Rasyonel tercih teorisine göre, karısını döven bir adam sadece cani bir kişiliğe sahip olduğu için değil, bu eylemin karısına istediğini yaptırmanın en kolay yolu olduğu için söz konusu suçu işlemektedir. Bu anlayışa göre suç rasyonel ve normal bir faaliyet olarak görüldüğünden, siyasetçilerin görevi de ilgili suçluluk alanına müdahale ederek onu daha az çekici kılmaktır.

Ekonomik ve rasyonel insan tipinden hareketle oluşturulan rasyonel tercih teorisinin tezleri şu şekilde özetlenebilir:

  • Suçlar belli bir maksatla işlenen fiillerdir. Suç işlemede maksat faile menfaat sağlamasıdır.
  • Suçlular mevcut şartlar dâhilinde en iyi kararı vermeye çalışır. Burada belirsizlik ve riskleri hesaba katarlar.
  • Suçluların karar alma süreçleri işledikleri suç tipine göre farklılık gösterir.
  • Belli bir suç tipine iştirak etmekle, tayin edilmiş özellikli bir suçu işlemek birbirinden farklıdır.
  • Bir suça iştirak olma bakımından üç aşama söz konusudur: başlama, alışkanlık ve vazgeçme. Bu aşamaların hepsi farklı olgulara bağlı olduklarından ayrı ayrı ele alınmalıdır.
  • Spesifik bir suç işlemeye karar verme (taammüt) halinde ise suça giden her aşamada alınan bir dizi karar vardır.

Damgalama ve etiketleme teorisi, birincil ve ikincil sapma ayırımına dayanır. Bu teoride birincil sapma değişik psikolojik ve sosyolojik nedenlerle ortaya çıkan ve aslında sadece suçun işlenmesini ifade eden bir kavramdır. Birincil sapma da nihayetinde suç teşkil eden bir davranış olması nedeniyle arzu edilir bir davranış değildir. Buna mukabil burada fail bir damgalama ve kendini suçlu olarak görme durumuna girmez. Kişi burada kendini suç üzerinden tanımlamaz. Daha ziyade suçu akla uydurur ve zararsız görür. İkincil sapma ise birincil sapmada icra edilen fiile gösterilen tepkileri takip eden sapmadır. Burada, birincil sapmaya gösterilen toplumsal tepkiler sonucunda kişi suçlu olarak damgalanmaktadır. Bu damga aslında birincil sapmayı işleyen kişiye uymasa da kişi buradaki bilişsel uyumsuzluğu aşmak için “sapkın” veya “suçlu” damgası, etiketini kabullenmekte ve daha da önemlisi bu yeni rolüne uygun davranışlar sergilemektedir.

Braithwaite, utandırma teorisine sosyal kontrol teorisinden iktibas ettiği yaklaşımla başlamaktadır. Buna göre insanların birbirleriyle daha yakın temas ve dayanışma içinde oldukları toplumlarda, karşılıklı bağımlılık ve ilişkilerin zayıf olduğu toplumlara nazaran daha az suç işlenecektir. Bu yazara göre Japonya gibi daha komüniter bir başka deyişle insanların daha çok grup ve aidiyet bilinciyle hareket ettikleri toplumlarda utandırma, suç işleyen ve sapma teşkil eden davranışı işleyen kişinin yeniden kazanılmasına yönelik bir yeniden entegre edici utandırmadır. Dışlayıcı utandırma adı verilen tepkide ise daha ziyade ABD gibi bireyci toplumlarda görülmektedir. Burada utandırmada merkezde sadece kişinin işlediği fiil değil bizatihi kişinin kendisi yer almaktadır. Utandırılan insan bir bütün olarak aşağılanmakta ve yaşadığı utanma tüm hayatını etkilemektedir.

ABD’li kriminolog Lawrence Sherman tarafından ortaya atılan ve yine damgalama teorileri içinde değerlendirilen başkaldırma teorisi cezalandırmaya karşı failin verdiği tepkiler üzerine bina edilmiştir. Diğer damgalama teorilerinden farklı olarak Sherman cezanın sadece olumsuz sonuçları değil olumlu sonuçları da olabileceğini kabul etmektedir. Sherman’a göre cezanın üç sonucu olabilir. Bunlar:

  1. Caydırma
  2. Kayıtsızlık
  3. Başkaldırma

Sherman’a göre başkaldırma, reddetme davranışı şu dört durumda ortaya çıkar:

  1. Fail cezayı adil bulmayabilir.
  2. Fail cezayla damgalandığını hissedebilir.
  3. Fail işlediği fiilden utanç duymayabilir.
  4. Failin toplumla bağı olmayabilir.

Eleştirel Kriminoloji

Eleştirel kriminoloji ise klasik ve pozitivist okuldan farklı bir gelenekten gelmektedir. Bu yaklaşımda, insanın iradesine bağlı unsurlar ve insanın iradesi dışındaki sosyal, kültürel ve fiziki dünyanın birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Bir diğer önemli fark da ana akım kriminoloji klasik, yeni klasik ve pozitivist düşünceye yaslanırken, eleştirel kriminoloji Marksist düşünceye dayanmaktadır.

Eleştirel kriminolojide yer alan Willem Bonger’e göre kapitalist toplumda hukuk fakiri cezalandırmakta zenginlere de bencil ve açgözlü şekilde cezalandırma korkusu olmadan yaşama imkanı tanımaktadır. Bu teoriye göre komünist toplumda sadece mülk sahipleri değil herkes hukuk tarafından korunacağından suç ortadan kalkacaktır.

Markist düşünceye dayanarak görüşlerini inşa eden ‘radikal’ kriminologlar, suçlulukla ilgili bazı tespitlerde bulunmuşlardır. Bu tespitler özetle; Amerikan toplumu, ileri kapitalist bir ekonomiye dayanmakta, devlet, hâkim ekonomik sınıfın yani kapitalist hâkim sınıfın menfaatlerine hizmet etmek üzere örgütlenmiş, ceza hukuku, devletin ve hâkim sınıfın mevcut sosyal ve ekonomik düzeni devam ettirmek için kullandıkları bir araç olmakta, kapitalist toplumda suç kontrolü, hâkim sınıfı temsil eden devlet yöneticileri tarafından oluşturulan çok sayıda kurum ve kuruluş tarafından sağlanmakta, ileri kapitalizmin çelişkileri, hangi şekilde olursa olsun baskı altında tutulmalarını gerektirmekte ve burada bilhassa hukuk sistemi marifetiyle tehdit ve şiddet kullanılmakta ve yalnızca kapitalist toplumun yıkılması ve sosyalist ilkelere dayanan yeni bir toplumun yaratılması suç sorununa çözüm olabilecektir.

Feminist kriminoloji ana akım kriminoloji düşüncesinde kadınlar ve kadın suçluluğunun ya hiç ya da yeterince ele alınmadığı eleştirisinden doğmuştur. Burada özellikle, kadın suçluluğu konusunda ampirik çalışma yapılması; kadınların mağduriyet süreçlerinin ihmal edilmesi ve ceza adaleti sisteminin erkek suçlular üzerindeki etkisine fazla vurgu yapılması eleştirileri ve bu konularda araştırmalar yapılması feminist kriminolojiyi ortaya çıkarmıştır.

Mahkûm kriminolojisi de kriminoloji araştırmalarında mahkûmların sesinin duyurulması amacı gütmektedir. Bilhassa daha evvel mahkûm olup sonra üniversite okuyarak hoca olan kişilerle diğer meslektaşlarının yaptıkları çalışmalar bunda önemli rol oynamıştır.

Son yıllarda kriminologlar çevre sorunları ve çevre suçları konusuyla yakından ilgilenmeye başlamıştır. Bu alanda işlenen suçlar, ekolojik dengenin korunması, örgütlü ve ulus ötesi suçluluğun çevre üzerindeki etkileri gibi konular yeşil kriminolojinin inceleme konuları arasında yer almaktadır.

1960’larda ortaya çıkan Liberal Feminizm, kadınların cinsiyet temelinde ayrımcılığa uğradığı, bu nedenle erkeklerle aynı politik, mali, kariyer ve kişisel fırsatlardan faydalanamadıklarını ifade etmektedir. Radikal feministler erkek gücü- nü ve ayrıcalığını bütün sosyal ilişkilerin eşitsizliğin ve suçun çatısı olarak görmüştür. Marksist ve radikal feminizmi harmanlayan sosyalist feminizme göre cinsiyet ve sınıf ilişkileri eşit derecede önemlidir. Marksist feminizm, bir toplumun ekonomik oluşumunun cinsiyet ilişkileri gibi diğer sosyal ilişkilerde öncelikli olarak belirleyici rol üstlendiğini ileri sürmektedir.

Günümüzde Kriminoloji Düşüncesi

Günümüzde kriminolojide etkili olan yaklaşımlar daha ziyade küreselleşme, geç modernlik veya post-modernlik, yönetimsellik ve risk toplumu gibi kavramlarla ifade edilmektedir.

İlk defa Alman sosyolog Ulrich Beck tarafından kullanılan risk toplumu kavramı, teknolojik gelişmelerin modern dönemde olumlu yönleri, insanları huzur ve refaha kavuşturulacağı inancı hâkimken, gittikçe bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı risklere vurgu yapan karamsar bir bakış açısını tanımlamaktadır.

Geçtiğimiz on yıl boyunca kriminolojiye ilişkin sorulara yanıt vermek üzere İngilizce konuşmayan Batı ülkeleri ve Batılı olmayan ülkelerde yukarıda izah ettiğimiz teorilerin geçerliliği konusunda çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda bazı teorilerin diğerlerine nazaran daha fazla başarılı olduğu tespit edilmiştir; ancak bu konudaki çalışmalar henüz dağınık ve az sayıda olduğu için genellemeler yapmak pek mümkün değildir.

Yeni Klasik Teoriler

Yeni klasik teoriler klasik okulun insanın irade hürriyetine sahip olduğu ve bu nedenle işlenen suçtan bireysel sorumluluğu olduğu düşüncesini gündeme getirmiştir. Bilhassa bu kapsamda geliştirilen rasyonel tercih teorisi suç davranışının kişinin rasyonel menfaat-zarar hesaplarına dayandığını ileri sürmüştür. Rasyonel anlayışa göre tüm insanlar eşittir ve aralarındaki farkı sadece yapıp ettikleridir. Buna göre suç işleyenler, suç işlemeyenlerden işledikleri suç fiili marifetiyle ayrılabilirler. Bu aslında ceza hukukunda da hâkim olan fail temelli değil fiil temelli bir yaklaşımdır. Buna göre, kişiler içinde bulundukları durum çerçevesinde sapıcı davranışı işleyip işlememek konusunda hür iradeleriyle menfaat-zarar hesabına göre bir karar verirler. Yeni klasik okul ya da yaklaşım çerçevesinde ortaya atılan teorilerden bazıları şunlardır:

  • Rasyonel tercih teorisi
  • Mutat faaliyet teorisi

Bu teorilerin hepsinin temelinde failin suçu kasten işlediği ve buradaki kastının suçtan menfaat elde etme düşüncesi olduğudur. Buna göre suçlular, suç işleme kararlarını alırken mümkün olan en iyi kararı alırlar. İşlenecek suçun niteliğine göre karar alma süreçleri de değişmektedir. Bu yaklaşıma göre her suçun bir maksadı vardı ve anlamsız suç diye bir şey yoktur. Bir başka deyişle suç davranışından her zaman için beklenen bir yarar vardır. Birçok vakada bu yarar maddi bir yarar olmasına karşın, bu yararlar heyecan, itibar, eğlence, cinsi tatmin ve başkaları üzerinde hâkimiyet gibi yararlar olabilir.

Rasyonel tercih teorisine göre, karısını döven bir adam sadece cani bir kişiliğe sahip olduğu için değil, bu eylemin karısına istediğini yaptırmanın en kolay yolu olduğu için söz konusu suçu işlemektedir. Bu anlayışa göre suç rasyonel ve normal bir faaliyet olarak görüldüğünden, siyasetçilerin görevi de ilgili suçluluk alanına müdahale ederek onu daha az çekici kılmaktır.

Ekonomik ve rasyonel insan tipinden hareketle oluşturulan rasyonel tercih teorisinin tezleri şu şekilde özetlenebilir:

  • Suçlar belli bir maksatla işlenen fiillerdir. Suç işlemede maksat faile menfaat sağlamasıdır.
  • Suçlular mevcut şartlar dâhilinde en iyi kararı vermeye çalışır. Burada belirsizlik ve riskleri hesaba katarlar.
  • Suçluların karar alma süreçleri işledikleri suç tipine göre farklılık gösterir.
  • Belli bir suç tipine iştirak etmekle, tayin edilmiş özellikli bir suçu işlemek birbirinden farklıdır.
  • Bir suça iştirak olma bakımından üç aşama söz konusudur: başlama, alışkanlık ve vazgeçme. Bu aşamaların hepsi farklı olgulara bağlı olduklarından ayrı ayrı ele alınmalıdır.
  • Spesifik bir suç işlemeye karar verme (taammüt) halinde ise suça giden her aşamada alınan bir dizi karar vardır.

Damgalama ve etiketleme teorisi, birincil ve ikincil sapma ayırımına dayanır. Bu teoride birincil sapma değişik psikolojik ve sosyolojik nedenlerle ortaya çıkan ve aslında sadece suçun işlenmesini ifade eden bir kavramdır. Birincil sapma da nihayetinde suç teşkil eden bir davranış olması nedeniyle arzu edilir bir davranış değildir. Buna mukabil burada fail bir damgalama ve kendini suçlu olarak görme durumuna girmez. Kişi burada kendini suç üzerinden tanımlamaz. Daha ziyade suçu akla uydurur ve zararsız görür. İkincil sapma ise birincil sapmada icra edilen fiile gösterilen tepkileri takip eden sapmadır. Burada, birincil sapmaya gösterilen toplumsal tepkiler sonucunda kişi suçlu olarak damgalanmaktadır. Bu damga aslında birincil sapmayı işleyen kişiye uymasa da kişi buradaki bilişsel uyumsuzluğu aşmak için “sapkın” veya “suçlu” damgası, etiketini kabullenmekte ve daha da önemlisi bu yeni rolüne uygun davranışlar sergilemektedir.

Braithwaite, utandırma teorisine sosyal kontrol teorisinden iktibas ettiği yaklaşımla başlamaktadır. Buna göre insanların birbirleriyle daha yakın temas ve dayanışma içinde oldukları toplumlarda, karşılıklı bağımlılık ve ilişkilerin zayıf olduğu toplumlara nazaran daha az suç işlenecektir. Bu yazara göre Japonya gibi daha komüniter bir başka deyişle insanların daha çok grup ve aidiyet bilinciyle hareket ettikleri toplumlarda utandırma, suç işleyen ve sapma teşkil eden davranışı işleyen kişinin yeniden kazanılmasına yönelik bir yeniden entegre edici utandırmadır. Dışlayıcı utandırma adı verilen tepkide ise daha ziyade ABD gibi bireyci toplumlarda görülmektedir. Burada utandırmada merkezde sadece kişinin işlediği fiil değil bizatihi kişinin kendisi yer almaktadır. Utandırılan insan bir bütün olarak aşağılanmakta ve yaşadığı utanma tüm hayatını etkilemektedir.

ABD’li kriminolog Lawrence Sherman tarafından ortaya atılan ve yine damgalama teorileri içinde değerlendirilen başkaldırma teorisi cezalandırmaya karşı failin verdiği tepkiler üzerine bina edilmiştir. Diğer damgalama teorilerinden farklı olarak Sherman cezanın sadece olumsuz sonuçları değil olumlu sonuçları da olabileceğini kabul etmektedir. Sherman’a göre cezanın üç sonucu olabilir. Bunlar:

  1. Caydırma
  2. Kayıtsızlık
  3. Başkaldırma

Sherman’a göre başkaldırma, reddetme davranışı şu dört durumda ortaya çıkar:

  1. Fail cezayı adil bulmayabilir.
  2. Fail cezayla damgalandığını hissedebilir.
  3. Fail işlediği fiilden utanç duymayabilir.
  4. Failin toplumla bağı olmayabilir.

Eleştirel Kriminoloji

Eleştirel kriminoloji ise klasik ve pozitivist okuldan farklı bir gelenekten gelmektedir. Bu yaklaşımda, insanın iradesine bağlı unsurlar ve insanın iradesi dışındaki sosyal, kültürel ve fiziki dünyanın birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Bir diğer önemli fark da ana akım kriminoloji klasik, yeni klasik ve pozitivist düşünceye yaslanırken, eleştirel kriminoloji Marksist düşünceye dayanmaktadır.

Eleştirel kriminolojide yer alan Willem Bonger’e göre kapitalist toplumda hukuk fakiri cezalandırmakta zenginlere de bencil ve açgözlü şekilde cezalandırma korkusu olmadan yaşama imkanı tanımaktadır. Bu teoriye göre komünist toplumda sadece mülk sahipleri değil herkes hukuk tarafından korunacağından suç ortadan kalkacaktır.

Markist düşünceye dayanarak görüşlerini inşa eden ‘radikal’ kriminologlar, suçlulukla ilgili bazı tespitlerde bulunmuşlardır. Bu tespitler özetle; Amerikan toplumu, ileri kapitalist bir ekonomiye dayanmakta, devlet, hâkim ekonomik sınıfın yani kapitalist hâkim sınıfın menfaatlerine hizmet etmek üzere örgütlenmiş, ceza hukuku, devletin ve hâkim sınıfın mevcut sosyal ve ekonomik düzeni devam ettirmek için kullandıkları bir araç olmakta, kapitalist toplumda suç kontrolü, hâkim sınıfı temsil eden devlet yöneticileri tarafından oluşturulan çok sayıda kurum ve kuruluş tarafından sağlanmakta, ileri kapitalizmin çelişkileri, hangi şekilde olursa olsun baskı altında tutulmalarını gerektirmekte ve burada bilhassa hukuk sistemi marifetiyle tehdit ve şiddet kullanılmakta ve yalnızca kapitalist toplumun yıkılması ve sosyalist ilkelere dayanan yeni bir toplumun yaratılması suç sorununa çözüm olabilecektir.

Feminist kriminoloji ana akım kriminoloji düşüncesinde kadınlar ve kadın suçluluğunun ya hiç ya da yeterince ele alınmadığı eleştirisinden doğmuştur. Burada özellikle, kadın suçluluğu konusunda ampirik çalışma yapılması; kadınların mağduriyet süreçlerinin ihmal edilmesi ve ceza adaleti sisteminin erkek suçlular üzerindeki etkisine fazla vurgu yapılması eleştirileri ve bu konularda araştırmalar yapılması feminist kriminolojiyi ortaya çıkarmıştır.

Mahkûm kriminolojisi de kriminoloji araştırmalarında mahkûmların sesinin duyurulması amacı gütmektedir. Bilhassa daha evvel mahkûm olup sonra üniversite okuyarak hoca olan kişilerle diğer meslektaşlarının yaptıkları çalışmalar bunda önemli rol oynamıştır.

Son yıllarda kriminologlar çevre sorunları ve çevre suçları konusuyla yakından ilgilenmeye başlamıştır. Bu alanda işlenen suçlar, ekolojik dengenin korunması, örgütlü ve ulus ötesi suçluluğun çevre üzerindeki etkileri gibi konular yeşil kriminolojinin inceleme konuları arasında yer almaktadır.

1960’larda ortaya çıkan Liberal Feminizm, kadınların cinsiyet temelinde ayrımcılığa uğradığı, bu nedenle erkeklerle aynı politik, mali, kariyer ve kişisel fırsatlardan faydalanamadıklarını ifade etmektedir. Radikal feministler erkek gücü- nü ve ayrıcalığını bütün sosyal ilişkilerin eşitsizliğin ve suçun çatısı olarak görmüştür. Marksist ve radikal feminizmi harmanlayan sosyalist feminizme göre cinsiyet ve sınıf ilişkileri eşit derecede önemlidir. Marksist feminizm, bir toplumun ekonomik oluşumunun cinsiyet ilişkileri gibi diğer sosyal ilişkilerde öncelikli olarak belirleyici rol üstlendiğini ileri sürmektedir.

Günümüzde Kriminoloji Düşüncesi

Günümüzde kriminolojide etkili olan yaklaşımlar daha ziyade küreselleşme, geç modernlik veya post-modernlik, yönetimsellik ve risk toplumu gibi kavramlarla ifade edilmektedir.

İlk defa Alman sosyolog Ulrich Beck tarafından kullanılan risk toplumu kavramı, teknolojik gelişmelerin modern dönemde olumlu yönleri, insanları huzur ve refaha kavuşturulacağı inancı hâkimken, gittikçe bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı risklere vurgu yapan karamsar bir bakış açısını tanımlamaktadır.

Geçtiğimiz on yıl boyunca kriminolojiye ilişkin sorulara yanıt vermek üzere İngilizce konuşmayan Batı ülkeleri ve Batılı olmayan ülkelerde yukarıda izah ettiğimiz teorilerin geçerliliği konusunda çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda bazı teorilerin diğerlerine nazaran daha fazla başarılı olduğu tespit edilmiştir; ancak bu konudaki çalışmalar henüz dağınık ve az sayıda olduğu için genellemeler yapmak pek mümkün değildir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.