Klasik Sosyoloji Tarihi Dersi 2. Ünite Özet

30.07.2022
11
A+
A-

Sosyolojide İlk Dönem Gelişmeler

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Klasik Sosyoloji Tarihi Dersi 2. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Sosyolojide İlk Dönem Gelişmeler

Saint Simon: Endüstri Toplumu ve Sosyoloji

Saint Simon Aydınlanma düşünürlerinin düşünceleri yeniden sentezleyen; endüstrileşme ile birlikte toplumda hızlı bir değişimim yaşandığını fark eden, bu noktaya dikkat çeken ve “endüstri (sanayi) toplumu” kavramını ve Pozitivizm terimini ilk kez kullanan düşünürdür.

Endüstri Toplumu, Endistrü Toplumunda Toplumsal Yapı ve Devlet Örgütlenmesi

St. Simon’a göre toplumlar Teolojik, Metafizik ve Pozitif Aşama olmak üzere her biri farklı bilgi biçimlerine dayanan üç aşamadan geçerler.

Saint Simon, endüstri toplumunun emeği yücelten bir toplum olduğunu savunur. Ona göre toplumda iki temel sınıf vardır:

  • Üretime katılarak topluma katkı sağlayan Endüstri Sınıfı
  • Üretime katkıda bulunmayanlar

Yeni Din

Endüstri toplumunda geleneklerin zayıflaması ve önceki çağlarda insanları bir arada tutan temel etkenlerin başında gelen dinin laik yapı içerisinde etkisiz kalması endüstri toplumunda ahlaki bir boşluk ve buna bağlı bir toplumsal krizi beraberinde getirmiştir. Saint Simon bu krizi çözmek ve söz konusu ahlaki boşluğu doldurmak için yeni, dünyevi ve laik bir din önermiştir. Yeni din ile birlikte yeni düzene geçişin kolay olmayacağını öngören Saint Simon söz konusu geçiş sürecini hızlı ve kolay bir şekilde atlatmanın yolunun “sosyal fizik” olarak adlandırdığı bilimden geçtiğini savunmuştur.

Sosyal Fizik

Sosyal fiziğin toplumların yeniden düzenlenmesinde en önemli rehber olduğunu düşünen Saint Simon’a göre bu bilimin amacı, üretenlerden oluşan ve en kalabalık olduğu halde aynı zamanda en yoksul olan sınıfın emeğinin karşılığını tam olarak almasını ve kendi kendini yönetmesini sağlamaktır.

Saint Simon’un Etkileri

Saint Simon’un çalışmaları bir yandan pozitivizm ve evrimciliği, diğer yandan sosyalizmi içeren çalışmalardır.

Toplumsal düzene dair çalışmaları muhafazakâr teorilerin, endüstri toplumunun yapısı ile ilgili çalışmaları ise radikal teorilerin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Saint Simon’un sosyolojisinde Aydınlanma düşünürlerinin, özellikle Montesquieu ve Concordet’nin etkisi görülür.

Saint Simon’un çalışmaların da Comte’un, Durkheim’in ve Marx’ın düşüncelerinin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Auguste Comte: Pozitivist Sosyolojinin Gelişimi

Sosyoloji terimini ilk kez kullanan düşünür olan Comte aynı zamanda olgular ve teorilerin karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğunu savunan ilk sosyologdur.

Sosyolojik Pozitivizm, Üç Hal Yasası ve Bilimlerin Sınıflandırılması

İnsan bilgisine ulaşmanın tek geçerli yolunun ampirik bilim olduğu ve gözlenebilir olgular ile bu olgular arasındaki ilişkiler dışında hiç bir şeyin bilgisine sahip olamayacağımızı öngören Pozitivizm ilk kez Saint Simon tarafından kullanılmış bir terim olsa da söz konusu felsefi görüşü sistematikleştiren kişi Comte olmuştur.

Comte’a göre sosyolojinin görevi toplumsal sorunları bilimsel yollarla önceden tahmin etmek, böylece bu sorunlardan kaçınılmasını mümkün kılmak ve bu yolla toplumun yeniden örgütlenmesini sağlamak ve düzeni sağlamlaştırmaya çalışmaktır.

Comte’un insan düşüncesinin, bilimlerin ve toplumların geçirdiği aşamalar Üç Hal Yasası olarak adlandırılır. Bunlar:

  • Teolojik Aşama
  • Metafizik Aşama
  • Pozitif Aşama

Comte’un üç hal yasası ve bilimlerin sınıflandırılması üzerinde durmasının amacı, doğa bilimlerinde egemen olan düşünce biçiminin, siyaset konusunda zorunlu olması, dolayısı ile toplumun pozitif bir bilimin, sosyolojinin oluşumuna yol açması gerektiğini göstermek istemesidir.

Endistürü Toplumu ve İşbölümü

Comte, toplumsal bakış açısını, tüm bilimsel anlayışları kavrayan tek ve evrensel bir bakış açısı olarak tanımlamaktadır. Modern toplumda toplumsal birlik isteğinin politik ya da ekonomik güçlerden değil, ahlaki ve entelektüel güçlerden kaynaklandığını ileri sürerek toplumsal olanı politik olandan da ekonomik olandan da ayırmıştır.

Comte’un pozitivizmi sosyolojinin temel yöntemi olarak benimsemesi, saf hali ile ampirizmi reddetmesi, gerçeklerle teorilerin ilişki içinde olduğunu savunması ve sosyal bilimlerin görevinin bu kanunların gerçekliğini ortaya koymak olduğu yönündeki düşünceleri birçok kuramcı üzerinde etkileri olmuştur.

Endüstri toplumunun gelişimine dair teorileri ve iş bölümü üzerine incelemeler yapması kendisinden sonra gelen sosyoloji teorilerinin şekillenmesinde rol oynamıştır.

J. S. Mill ve H. Spencer: Evrimcilik ve Pozitivizm

Comte’tan sonra sosyolojik pozitivizmin gelişmesinde Mill ve Spencer’in temsilinde iki önemli etki söz konusudur. Bunlardan ilki, toplum biliminin yönteminin doğa bilimlerinin yönteminden farklı olmadığı deney ve gözleme dayalı olması gerektiği görüşüdür. İkincisi ise, empirik yöntemin giderek daha çok benimsenmesi ve istatistiklere verilen değerin artmasıdır.

John Stuart Mill

Genel olarak liberalizm ve faydacılık üzerine çalışmalarda bulunmuş olan Mill sosyolojiye teoriden çok yöntemsel açıdan katkıda bulunmuş, ekonomi ile ilgili çalışmaları bir bilim olarak modern ekonominin temellerinin atılmasını sağlamıştır.

Tümevarım ve tümden gelim mantıklarının evrensel olarak uygulanabileceğini ileri süren Mill toplum bilimine en uygun yöntemin hipotetik tümden gelim ve kendi yöntemi olan tersyüz edilmiş tümden gelim olduğunu savunmuştur.

Mill, Saint Simon ve Comte’un çalışmalarından oldukça etkilenmiş, Comte’un üç hal yasasını, dinamik ve statik arasında yaptığı ayrımı, tarihsel analiz yöntemini ve uzlaşma kavramlarını benimsemiştir.

Mill ayrıca Saint Simon ve Comte’un görüşlerine paralel olarak toplumun belirli bir kısmında örneğin bir toplumsal kurumda ya da bireyde meydana gelen bir değişmenin toplumun diğer kısımlarında da değişime neden olacağını ve sonuçta toplumun bütün kısımlarını değiştireceğini savunur.

Comte’dan farklı olarak Mill psikolojinin önemine dikkat çekerken, toplumsal olguların insanların dürtü ve güdülerini yöneten yasalara göre kurulduğunu savunmuştur.

Comte’u gibi toplumsal incelemeleri:

  • Toplumsal öğelerin bir arada varoluşlarının, yani sabit olduğu varsayılan bir bağlamda insan davranışlarının neden ve sonuçlarının incelenmesi
  • Toplumsal öğelerin ardışıklığının, yani ilerlemenin ve değişmenin incelenmesi

olmak üzere ikiye ayıran Mill sosyal bilimlerin asıl meselesinin, toplumun belirli bir durumunun nasıl olup da, kendisinden sonra meydana gelecek ve ardışık olarak kendi yerini alacak olan durumu ürettiğini gösteren yasaları bulmak olduğunu savunmaktadır.

Sosyolojiye yaklaşımı Comte’un düşünceleri ile oldukça yakın olan Spencer bu nedenle çoğu zaman Comte ile birlikte anılmasına nedene olmuştur. Her iki düşünüre göre:

  • Bütün bilimler ortak felsefi köklere sahiptirler ve birleştirilebilirler
  • Doğal dünyayı yöneten yasalar olduğu gibi toplumsal dünyayı yöneten yasalar da vardır.
  • Söz konusu yasaların işleyişi ortaya çıkarılırsa toplumsal olgular tahmin edilebilir ve yönetilebilir.

Comte’un muhafazakâr tutumuna karşın, Spencer’in ilk çalışmalarından itibaren liberal anlayışa sahip olması her iki düşünür arasındaki en belirgin fark olarak tanımlanır.

Herbert Spencer: Pozitivist Organizmacılık

Organizmacılığın ve Evrimci yaklaşımın kurucusu olarak nitelendirilen Spencer’a göre toplum da dâhil olmak üzere doğadaki bütün türler aynı evrim yasasına bağlı olarak evrim geçirmektedirler.

Biyolojik organizmalar ve toplumsal organizmaların örgütlenme ilkelerinin aynı olduğunu ve her ikisinin de çeşitli parçalarının bulunduğunu ve bu parçaların birbiri ile ilişki içerisinde olduğunu ileri süren Spencer, her iki organizmanın uygulamasında ise bazı farklılıklar olduğu savunur.

Spencer, Darwin’in ‘doğal seleksiyon (ayıklanma)’ yaklaşımını ve Lamarc’ın edinilmiş karakteristik özelliklerin miras kaldığına ilişkin teorisini kabul etmiş, buna dayanarak insanlığın evrim sürecinde hem zihinsel hem de fiziksel olarak önceki nesillerden aldığı özellikleri geliştireceğini ve giderek entelektüel mükemmelliğe ulaşacağını ileri sürmüştür. Ancak Spencer’a göre toplumun doğal dengesine yapılacak müdahale bu gelişimi engelleyecektir. Bu nedenle Spencer devlet müdahalesi ile toplumsal reform ve düzenlemelere karşı çıkarak doğal seleksiyonu savunmuştur.

Toplumsal Evrimci Teorilere Getirilen Eleştiriler

Buna karşın Toplumsal Evrimci teorilere getirilen bazı eleştiriler mevcuttur:

  • Çeşitli dış etkenlerin rolünün dikkate alınmaksızın, evrimi sadece toplumun içerisinde meydana gelen doğal bir olay olarak değerlendirmek
  • Toplumdaki çatışmaları görmezden gelmek ve aldatıcı bir uyum kavramı kullanmak
  • Evrim sürecini ilerleme ve gelişmeyle eş anlamlı kabul etmek
  • İnsan etkinliklerinin gücünü göz ardı etmek
  • Tarihsel ve kültürel değişkenleri dikkate almaksızın bütün toplumlar için aynı genel geçer kuralları ileri sürmek

Saint Simon: Endüstri Toplumu ve Sosyoloji

Saint Simon Aydınlanma düşünürlerinin düşünceleri yeniden sentezleyen; endüstrileşme ile birlikte toplumda hızlı bir değişimim yaşandığını fark eden, bu noktaya dikkat çeken ve “endüstri (sanayi) toplumu” kavramını ve Pozitivizm terimini ilk kez kullanan düşünürdür.

Endüstri Toplumu, Endistrü Toplumunda Toplumsal Yapı ve Devlet Örgütlenmesi

St. Simon’a göre toplumlar Teolojik, Metafizik ve Pozitif Aşama olmak üzere her biri farklı bilgi biçimlerine dayanan üç aşamadan geçerler.

Saint Simon, endüstri toplumunun emeği yücelten bir toplum olduğunu savunur. Ona göre toplumda iki temel sınıf vardır:

  • Üretime katılarak topluma katkı sağlayan Endüstri Sınıfı
  • Üretime katkıda bulunmayanlar

Yeni Din

Endüstri toplumunda geleneklerin zayıflaması ve önceki çağlarda insanları bir arada tutan temel etkenlerin başında gelen dinin laik yapı içerisinde etkisiz kalması endüstri toplumunda ahlaki bir boşluk ve buna bağlı bir toplumsal krizi beraberinde getirmiştir. Saint Simon bu krizi çözmek ve söz konusu ahlaki boşluğu doldurmak için yeni, dünyevi ve laik bir din önermiştir. Yeni din ile birlikte yeni düzene geçişin kolay olmayacağını öngören Saint Simon söz konusu geçiş sürecini hızlı ve kolay bir şekilde atlatmanın yolunun “sosyal fizik” olarak adlandırdığı bilimden geçtiğini savunmuştur.

Sosyal Fizik

Sosyal fiziğin toplumların yeniden düzenlenmesinde en önemli rehber olduğunu düşünen Saint Simon’a göre bu bilimin amacı, üretenlerden oluşan ve en kalabalık olduğu halde aynı zamanda en yoksul olan sınıfın emeğinin karşılığını tam olarak almasını ve kendi kendini yönetmesini sağlamaktır.

Saint Simon’un Etkileri

Saint Simon’un çalışmaları bir yandan pozitivizm ve evrimciliği, diğer yandan sosyalizmi içeren çalışmalardır.

Toplumsal düzene dair çalışmaları muhafazakâr teorilerin, endüstri toplumunun yapısı ile ilgili çalışmaları ise radikal teorilerin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Saint Simon’un sosyolojisinde Aydınlanma düşünürlerinin, özellikle Montesquieu ve Concordet’nin etkisi görülür.

Saint Simon’un çalışmaların da Comte’un, Durkheim’in ve Marx’ın düşüncelerinin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Auguste Comte: Pozitivist Sosyolojinin Gelişimi

Sosyoloji terimini ilk kez kullanan düşünür olan Comte aynı zamanda olgular ve teorilerin karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğunu savunan ilk sosyologdur.

Sosyolojik Pozitivizm, Üç Hal Yasası ve Bilimlerin Sınıflandırılması

İnsan bilgisine ulaşmanın tek geçerli yolunun ampirik bilim olduğu ve gözlenebilir olgular ile bu olgular arasındaki ilişkiler dışında hiç bir şeyin bilgisine sahip olamayacağımızı öngören Pozitivizm ilk kez Saint Simon tarafından kullanılmış bir terim olsa da söz konusu felsefi görüşü sistematikleştiren kişi Comte olmuştur.

Comte’a göre sosyolojinin görevi toplumsal sorunları bilimsel yollarla önceden tahmin etmek, böylece bu sorunlardan kaçınılmasını mümkün kılmak ve bu yolla toplumun yeniden örgütlenmesini sağlamak ve düzeni sağlamlaştırmaya çalışmaktır.

Comte’un insan düşüncesinin, bilimlerin ve toplumların geçirdiği aşamalar Üç Hal Yasası olarak adlandırılır. Bunlar:

  • Teolojik Aşama
  • Metafizik Aşama
  • Pozitif Aşama

Comte’un üç hal yasası ve bilimlerin sınıflandırılması üzerinde durmasının amacı, doğa bilimlerinde egemen olan düşünce biçiminin, siyaset konusunda zorunlu olması, dolayısı ile toplumun pozitif bir bilimin, sosyolojinin oluşumuna yol açması gerektiğini göstermek istemesidir.

Endistürü Toplumu ve İşbölümü

Comte, toplumsal bakış açısını, tüm bilimsel anlayışları kavrayan tek ve evrensel bir bakış açısı olarak tanımlamaktadır. Modern toplumda toplumsal birlik isteğinin politik ya da ekonomik güçlerden değil, ahlaki ve entelektüel güçlerden kaynaklandığını ileri sürerek toplumsal olanı politik olandan da ekonomik olandan da ayırmıştır.

Comte’un pozitivizmi sosyolojinin temel yöntemi olarak benimsemesi, saf hali ile ampirizmi reddetmesi, gerçeklerle teorilerin ilişki içinde olduğunu savunması ve sosyal bilimlerin görevinin bu kanunların gerçekliğini ortaya koymak olduğu yönündeki düşünceleri birçok kuramcı üzerinde etkileri olmuştur.

Endüstri toplumunun gelişimine dair teorileri ve iş bölümü üzerine incelemeler yapması kendisinden sonra gelen sosyoloji teorilerinin şekillenmesinde rol oynamıştır.

J. S. Mill ve H. Spencer: Evrimcilik ve Pozitivizm

Comte’tan sonra sosyolojik pozitivizmin gelişmesinde Mill ve Spencer’in temsilinde iki önemli etki söz konusudur. Bunlardan ilki, toplum biliminin yönteminin doğa bilimlerinin yönteminden farklı olmadığı deney ve gözleme dayalı olması gerektiği görüşüdür. İkincisi ise, empirik yöntemin giderek daha çok benimsenmesi ve istatistiklere verilen değerin artmasıdır.

John Stuart Mill

Genel olarak liberalizm ve faydacılık üzerine çalışmalarda bulunmuş olan Mill sosyolojiye teoriden çok yöntemsel açıdan katkıda bulunmuş, ekonomi ile ilgili çalışmaları bir bilim olarak modern ekonominin temellerinin atılmasını sağlamıştır.

Tümevarım ve tümden gelim mantıklarının evrensel olarak uygulanabileceğini ileri süren Mill toplum bilimine en uygun yöntemin hipotetik tümden gelim ve kendi yöntemi olan tersyüz edilmiş tümden gelim olduğunu savunmuştur.

Mill, Saint Simon ve Comte’un çalışmalarından oldukça etkilenmiş, Comte’un üç hal yasasını, dinamik ve statik arasında yaptığı ayrımı, tarihsel analiz yöntemini ve uzlaşma kavramlarını benimsemiştir.

Mill ayrıca Saint Simon ve Comte’un görüşlerine paralel olarak toplumun belirli bir kısmında örneğin bir toplumsal kurumda ya da bireyde meydana gelen bir değişmenin toplumun diğer kısımlarında da değişime neden olacağını ve sonuçta toplumun bütün kısımlarını değiştireceğini savunur.

Comte’dan farklı olarak Mill psikolojinin önemine dikkat çekerken, toplumsal olguların insanların dürtü ve güdülerini yöneten yasalara göre kurulduğunu savunmuştur.

Comte’u gibi toplumsal incelemeleri:

  • Toplumsal öğelerin bir arada varoluşlarının, yani sabit olduğu varsayılan bir bağlamda insan davranışlarının neden ve sonuçlarının incelenmesi
  • Toplumsal öğelerin ardışıklığının, yani ilerlemenin ve değişmenin incelenmesi

olmak üzere ikiye ayıran Mill sosyal bilimlerin asıl meselesinin, toplumun belirli bir durumunun nasıl olup da, kendisinden sonra meydana gelecek ve ardışık olarak kendi yerini alacak olan durumu ürettiğini gösteren yasaları bulmak olduğunu savunmaktadır.

Sosyolojiye yaklaşımı Comte’un düşünceleri ile oldukça yakın olan Spencer bu nedenle çoğu zaman Comte ile birlikte anılmasına nedene olmuştur. Her iki düşünüre göre:

  • Bütün bilimler ortak felsefi köklere sahiptirler ve birleştirilebilirler
  • Doğal dünyayı yöneten yasalar olduğu gibi toplumsal dünyayı yöneten yasalar da vardır.
  • Söz konusu yasaların işleyişi ortaya çıkarılırsa toplumsal olgular tahmin edilebilir ve yönetilebilir.

Comte’un muhafazakâr tutumuna karşın, Spencer’in ilk çalışmalarından itibaren liberal anlayışa sahip olması her iki düşünür arasındaki en belirgin fark olarak tanımlanır.

Herbert Spencer: Pozitivist Organizmacılık

Organizmacılığın ve Evrimci yaklaşımın kurucusu olarak nitelendirilen Spencer’a göre toplum da dâhil olmak üzere doğadaki bütün türler aynı evrim yasasına bağlı olarak evrim geçirmektedirler.

Biyolojik organizmalar ve toplumsal organizmaların örgütlenme ilkelerinin aynı olduğunu ve her ikisinin de çeşitli parçalarının bulunduğunu ve bu parçaların birbiri ile ilişki içerisinde olduğunu ileri süren Spencer, her iki organizmanın uygulamasında ise bazı farklılıklar olduğu savunur.

Spencer, Darwin’in ‘doğal seleksiyon (ayıklanma)’ yaklaşımını ve Lamarc’ın edinilmiş karakteristik özelliklerin miras kaldığına ilişkin teorisini kabul etmiş, buna dayanarak insanlığın evrim sürecinde hem zihinsel hem de fiziksel olarak önceki nesillerden aldığı özellikleri geliştireceğini ve giderek entelektüel mükemmelliğe ulaşacağını ileri sürmüştür. Ancak Spencer’a göre toplumun doğal dengesine yapılacak müdahale bu gelişimi engelleyecektir. Bu nedenle Spencer devlet müdahalesi ile toplumsal reform ve düzenlemelere karşı çıkarak doğal seleksiyonu savunmuştur.

Toplumsal Evrimci Teorilere Getirilen Eleştiriler

Buna karşın Toplumsal Evrimci teorilere getirilen bazı eleştiriler mevcuttur:

  • Çeşitli dış etkenlerin rolünün dikkate alınmaksızın, evrimi sadece toplumun içerisinde meydana gelen doğal bir olay olarak değerlendirmek
  • Toplumdaki çatışmaları görmezden gelmek ve aldatıcı bir uyum kavramı kullanmak
  • Evrim sürecini ilerleme ve gelişmeyle eş anlamlı kabul etmek
  • İnsan etkinliklerinin gücünü göz ardı etmek
  • Tarihsel ve kültürel değişkenleri dikkate almaksızın bütün toplumlar için aynı genel geçer kuralları ileri sürmek

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.