Kentler, Planlama ve Afet Risk Yönetimi Dersi 5. Ünite Sorularla Öğrenelim

30.07.2022
8
A+
A-

Afet Risk Yönetimi Terminolojisi

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Kentler, Planlama ve Afet Risk Yönetimi Dersi 5. Ünite Sorularla Öğrenelim için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Afet Risk Yönetimi Terminolojisi

1. Soru

Afet Risk Yönetimi ile doğrudan ilişkili temel kavramlar nelerdir?

Cevap

• Doğa olayı (natural event), ve afet (disaster)

• Tehlike (hazard) – maruziyet (exposure), zarargörebilirlik (vulnerability) – hassasiyet (susceptibility)

• Kapasite (capacity) ve dayanıklılık (resilience)

• Afet riski

• Ölçülebilir (measurable) ve kabul edilebilir (acceptable) risk düzeyi, artık (residual) risk

• Afet döngüsü (disaster cycle) ve kapsamlı afet risk yönetimi anlayışı


2. Soru

Doğa olayları nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap

Yerküre oluşumundan beridir meydana gelmekte olan ve günümüze değin yeryüzünün şekillenmesinde oldukça etkili olduğu gözlemlenen olaylara doğa olayları denilmektedir. Örneğin; kıtaların, sıradağların, okyanus, göl ve akarsuların oluşumu ve canlı yaşamının sürekliliği bu olayların gerçekleşmesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir. Fayların kırılması, tektonik tabakaların ve kıtaların hareketi, buzul çağı, kuraklık, nehirlerin taşması, kıyıların aşınması, alüvyon ovaların oluşumu ve benzeri birçok olay doğa olayı olarak nitelendirilebilir.


3. Soru

Afet nedir?

Cevap

Afet denildiğinde ise kaynağı ister doğal sebepler ister insani faktörler olsun, bir topluluğun ya da toplumun işleyişinin ciddi anlamda kesintiye uğraması kastedilmektedir. Afetler genellikle; bir topluluk veya toplumun kendi kaynaklarını kullanarak üstesinden gelebilme kapasitesini aşacak düzeyde yaygın can ve mal kayıplarına, ekonomik ve/veya çevresel etkilere sebep olurlar. Meydana gelmeleri halinde yerleşimler üzerinde can, mal kaybı ve çevresel hasarların yanı sıra yönetimsel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin durması ile sonuçlanabilen olaylardır.


4. Soru

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu nasıl ifade edilir?

Cevap

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu; tehlike alanlarında bulunan olası kayıplara, bu tehlikeler sebebiyle konu olan can, mal, sistemler ya da diğer elemanlarla ifade edilirler. Genellikle alanda bulunan insan sayısı ya da değer türlerinin hesaplanmasıyla ortaya konmaktadırlar. Örneğin; “100 yıllık taşkın tehlikesine maruz A bölgesinde 250 adet konut birimi, 5 adet ticaret birimi ve 2 adet okul bulunmaktadır” ifadesi bu tanımların yerinde kullanıldığı doğru bir ifadedir. Bu ifadede böyle bir olay gerçekleştiği takdirde bu tehlikeye maruz kalacak ve taşkından “etkilenebilecek” nüfustan bahsetmek mümkündür.


5. Soru

Hassasiyet nasıl ifade edilir?

Cevap

Taşkın, deprem, deprem dalgası gibi belirli bir tehlikenin gerçekleşme anında ortaya çıkabilecek potansiyel afetzedeler ile ekonomik kayıplar dikkate alınmaksızın bir alandaki mekânsal çevrenin o tehlikeli sürecin etkileri altına girme eğilimi ise hassasiyet olarak ifade edilir (Bobrowsky, 2013). Aynı tehlikeye benzer biçimde maruz bir mekandaki fiziksel elemanlardan bazıları sahip oldukları başka fiziksel, sosyal, çevresel etmenler ve özelliklerden dolayı o tehlike karşısında daha fazla veya az hassaslıkta olabilirler. Güneş ışığına hassas bir cildi olan bir çocuk ile herhangi bir hassasiyeti olmayan bir diğer çocuğun 2 saat güneş altında korunmasız oynamaları durumunda hassasiyeti fazla olanın güneş ışınlarından daha fazla etkileneceği açıktır.


6. Soru

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı nasıl tanımlanır?

Cevap

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı tehlikelere maruz bir sistem, topluluk ya da toplumun; zamanında ve etkin bir biçimde, önemli temel yapılarının ve fonksiyonlarının korunması ve yeniden yapılanması yoluyla o tehlikelerin etkilerine direnç gösterme, o etkileri özümseme, o etkilerle uzlaşma ve o etkilerden sonra kendini toparlama yeteneği olarak tanımlanır. Örneğin, temel geçimini sadece tarımdan sağlayan bir yerleşmenin önemli bir kuraklık olayında direnç gösterebilmesi, dayanıklı kalabilmesi ve kuraklıktan önceki ekonomik durumuna kolaylıkla dönebilmesi için alternatif geçim kaynaklarına yönelebilmesi ve bunun için gerekli altyapının öngörülmesi bir dayanıklılık stratejisidir.


7. Soru

Kapasite hangi nitelikleri kapsamalıdır?

Cevap

Dayanıklılıkla çok yakından ilişkili bir başka kavram ise kapasite kavramıdır. Afet risklerini azaltmak, yönetmek ve dayanıklılığı artırmak için bir örgütlenme, topluluk ya da toplumdaki tüm güçlü yanlar, nitelik ve kaynakların bir bileşimi olarak tanımlanır. Kapasite denilince; altyapı, kurumlar, insan bilgi ve becerileri, ve toplumsal ilişkiler, liderlik ve yönetim gibi kollektif nitelikler kastedilmektedir. Örgütlenmeler, sistemler ve toplumların mevcut beceri ve kaynaklarını kullanarak afet ya da risklerin kötü koşullarını yö- netme kabiliyetine ise başa çıkabilme kapasitesi denilmekte ve böyle bir kapasitenin varlığı bir toplumun dirençliliğini/dayanıklılığında doğrudan etkilidir.


8. Soru

Afet riski kavramı nasıl ifade edilir?

Cevap

En basit ifadeyle, afet riski ise gelecekte belirli bir zaman aralığında belirli bir topluluk ya da toplumdaki yaşam, sağlık durumu, geçim kaynakları, varlıkları ve hizmetleri üzerindeki olası afet kayıplarını ifade eder.


9. Soru

Kabul edilebilir risk nedir?

Cevap

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.


10. Soru

Afet öncesindeki ilk aşama hangisidir?

Cevap

Afet öncesindeki ilk aşama, olası zararları azaltma/hafifletme, tehlikelerin ve ilgili afetlerin olumsuz etkilerini sınırlama ya da hafifletme durumudur. Tehlikelerin kötü etkilerinden tamamıyla korunmak mümkün olmadığı düşünülür; ancak ölçekleri ya da büyüklükleri bir takım strateji ve eylemlerle büyük ölçüde hafifletilebilir. İlgili yazında zaman içinde risk yönetimi anlayışının da etkisi ile evrilen nitelendirme afet öncesindeki süreçlerden olan afetin olası etkilerini, zararlarını azaltma aşamasıdır. Önceleri afetin olası etkilerini/zararlarını azaltma aşaması ile afetler gerçekleştikten sonraki zararları azaltma kastedilirken bu etkiyle birlikte afetler meydana gelmeden önce risklerini azaltma olarak tarif edilmektedir. Bu kavram uluslararası düzeyde yaşanan büyük kayıplı birçok afet sonrasında elde edilen tecrübeler ve uluslararası top- lantılarda alınan ortak kararlar (Bölüm 7’de daha detaylı aktarılmaktadır.) sonucu risk azaltma olarak kullanılmaya başlanmış günümüzde de böyle kullanılmaya devam etmektedir.


11. Soru

Kapsamlı afet risk yönetimi aşamaları nelerdir?

Cevap

Risk yönetimi anlayışının afet yönetimine katkısı; olası zarar ve kayıpları en aza indirmek için belirsizlikleri (uncertanities) yönetmeyi sistematik hale getirmektir. Böylelikle mevcut tehlikelerin kötü etkilerini ve afet ihtimallerini azaltmak amacıyla idari yönergeler, örgütlenmeler ve operasyonel beceri ve kapasiteleri kullanarak başa çıkma kapasiteleri, politikaları ve stratejilerini sistemli uygulama sürecinin tanımlanacağı beklenir.

Risk yönetimi;

  • riskleri belirleme,

  • ölçme,

  • değerlendirme,

  • azaltma

  • izleme, güncelleme gibi 5 temel aşamada belirli eylem ve stratejilerin uygulanmasını gözetir.


12. Soru

Risklerin değerlendirdikten sonra, onları yönetecek sistematik çabalar hangi kavram ile açıklanır?

Cevap

Risklerin değerlendirdikten sonra, onlarıyönetecek sistematik çabalar afet risklerini azaltma (disaster risk reduction) kavramı ve pratiğidir. Afetler konusunda riskler değerlendirildikten sonra olası hasarları toplumca kabul edilebilir sınırlara çekebilmek için risklerin yönetilmesi/azaltılması anlayışının sürdürülmesi gerek- mektedir. Bu anlayışa göre; plan yapımı, uygulanması, denetimi ve plan sağlamlaştırma hizmetleri yoluyla “riskleri dışlamak” risk azaltma önlemlerinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Doğal verilere göre tehlikeli bölgelerin yerleşime açılmaması (yerleşim dışı tutulması), belirlenen tehlikeli noktalardan uzaklaşılması ve zincirleme etkilere yol açabilecek kullanımların yasaklanması gibi tedbirleri içermektedir (Balamir, 2000). İkinci aşamada ise mimarlık/mühendislik hizmetleri ile tasarım ve uygulamada yüksek standartların gözetilmesi ve yapıların güçlendirilmesi gibi önlemlerle “risklerin azaltılması” beklenmektedir.


13. Soru

Deprem tehlikesinin ortaya konulması önemi nasıl açıklanabilir?

Cevap

Deprem veya yer sarsıntısı, tektonik kuvvet- lerin etkisi ile yer kabuğunun zayıf olduğu yerden kırılması sonucunda ani olarak ortaya çıkan birikmiş enerjinin dalgalar halinde yayılarak (Resim 5.4) geçtiği ortamları kuvvetle sarsması olayıdır (TAU 2007, KOERI 2017). Bu sarsıntıya mümkün olan az hasarla dayanabilen ve ayakta kalabilen varlıklar, alt ve üstyapılar ve kullanımlar olduğu sürece can ve mal kaybını azaltmak mümkün olacaktır. Dolayısıyla, bir alandaki olası deprem tehlikesinin ortaya konulması önemli bir gerekliliktir.


14. Soru

Fay nedir?

Cevap

Yer kabuğunun kırılması fay olarak adlandırılmakta ve çoğunlukla tüm yerküreyi oluşturan birbirinden bağımsız levhaların (plaka) tektonik hareketlerinden kaynaklanmaktadırlar. Bu kırıklar (faylar) yerel ve küçük olabildikleri gibi yukarıda bahsettiğimiz türden levhaların birbirleriyle etkileştikleri geniş alanlar boyunca da uzanabilirler.


15. Soru

Zemin koşullarının etkisi nasıl belirlenir?

Cevap

Tehlikenin ortaya çıkmasında bir başka etken ise zemin koşullarıdır. Odak noktasından başlayarak yayılan ve odak noktasından uzaklaştıkça etkisinin azaldığı gözlemlenen bu dalgaların yerkabuğundaki hareketi farklı zemin ve topoğrafik koşullarında farklı etkilere yol açmaktadır. Başka bir deyişle, bu dalgasal hareket farklı yersel koşullarda daha fazla veya daha az miktarlarda sarsıntılar olarak hissedilir. Bunun da en temel sebebi farklı yer yapısının bu sarsıntıya verdiği tepkilerin farklı olmasıdır (Şekil 5.8). Örneğin; alüvyon birikintisindeki salınım miktarı ile kayalık zemindeki arasında önemli farklar bulunmaktadır.


16. Soru

Mikrobölgeleme etüdü ve haritalarının yapılma amacı nedir? 

Cevap

Mikrobölgeleme etüdü ve haritaları “en genel tanımıyla, mevcut veya yeni açılacak yerleşim alanla- rındaki tüm tehlikeleri belirlemek, yerel zemin ve tehlike koşullarının yansıtıldığı haritaların üretilmesi amacıyla arazinin jeolojik açıdan modellemesi ile ilgili her türlü araştırma, analiz ve sentezleri içermekte- dir. Belirlenen arazi kullanımı ilkeleri doğrultusunda, afet risklerini en aza indirmek amacıyla yerel zemin durumunun dikkate alındığı afet tehlikelerini ortaya koyan büyük ölçekli (1/5000 veya daha büyük) afet tehlike haritaları olarak tanımlanır ve günümüzde tüm tehlike ve riskleri dikkate alan senaryolar ile kentsel yenileme ve dönüşüm planlamasına girdi sağlayan çalışmalar haline gelmiştir”


17. Soru

Senaryo Deprem ve Hasar Tahminleri nasıl planlanmaktadır?

Cevap

Temel olarak, bir deprem sonrasında depremin etkilerinin neler olabileceğini önceden kestirebilmek ve buna bağlı olarak hazırlık yapabilmek için fay hareketinin/kırılmanın nerede, ne büyüklükte bir enerji ile ne kadar genişlikte bir alanda, nasıl bir sarsıntı yaratacağı ve alandaki yapılı çevrenin buna nasıl tepki vereceğinin tahmini gerekir. Baş- ka bir deyişle; bir alandaki deprem tehlikesinin ve olası zarar görebilirliğin ortaya konulabilmesi için, öncelikle aktif fay hatlarının varlığı ve aktif olma durumları, tarihsel depremler ve önceki kırılmaların konumları, deprem oluş sıklığı, hasar dağılım- ları ve zemin problemleri, zemin/toprak yapısının durumu, kayma dalgası hız profilleri (Vs), yer altı su seviyeleri, eğim, yükseklik gibi topoğrafik özellikleri barındıran jeolojik, jeoteknik, ve jeofiziksel verilere ihtiyaç vardır. Burada; senaryo (hedef )bir deprem belirleyerek deprem aktivitesi (çıkardığı enerji büyüklüğü magnitude) ve merkez üssü (yeri ve derinliği) kabulü yapılır. Böylece, bir takım mev- cut yöntemleri kullanarak maksimum yer ivmesinin merkez üssünden dağılımı, deprem dalga hızı, sıvı- laşma tehlikesi ve sismik şiddet haritalarını üretmek mümkün olmaktadır. Bu tehlike durumuna bağlı olarak da etkilenecek yapılı çevreye dair ana yaşam hatları, altyapı ve üstyapının bulundukları zemin koşullarında gösterecekleri direncin/dayanıklılığın fiziksel olarak hesaplanmasının yanı sıra sosyo-eko- nomik kayıpların neler olabileceğini öngörmek, en zayıf ve kritik bölgelerin belirlenmesinde katkı sağ- layacaktır (JICA ve İBB 2002, AİG 2006).


18. Soru

Risk Haritalama ve Planlamanın önemi nedir?

Cevap

Tehlikenin belirli alanlar için ortaya konulmasının yanı sıra bir takım olasılık hesaplarına dayanan haritalama yönetimleri kullanılarak belirli zaman aralıkları için olası şiddet oranları ve olasılıklarına dair kestirimler yapılabilmekte ve bunlar mekansallaştırılabilmektedir. Örneğin Japonya’da 2010 yılında üretilmiş olasılıksal sismik tehlike haritası ile tüm Japonya’nın o tarihten itibaren gelecek 30 yıl içinde belirli bir şiddet seviyesinin üzerinde bir sismik aktivite ile karşılaşma olasılıkları belirlenebilmektedir (Resim 5.8). En koyu kırmızı renkle ifade edilmek istenen; bu alanların böyle bir şiddetteki (Japon Meteoroloji Ajansının şiddet birimine göre 6 ve üstü şiddetlerdeki) deprem veya depremlerle gelecek 30 yıl içinde karşılaşma olasılığının yüksek olduğudur.

Bu olasılığı, fay sistemlerin bulundukları yerden başka yerlere taşınması gibi herhangi bir müdahale ile değiştirmek mümkün olamadığı için böyle bir haritada üretilen bilgi oldukça gereklidir. Dolayısıyla bu harita kullanılarak olasılığı yüksek olan alanlardaki kayıp senaryolarının ortaya konulması sağlanabilmekte ve buradaki kayıplar dikkate alınarak bir derecelendirme ve önceliklendirme yapılarak güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına öncelik tanıyan stratejik yatırım kararları almak mümkün olabilmektedir. Yeni yerleşim alanları için karar geliştirirken ise eğer imkanlar dahilinde ise yine yük- sek olasılığa sahip alanlara yerleşimden kaçınarak görece daha güvenli alanlara yerleşmeyi yönlendirmek gibi kararlar verilebilmektedir.


19. Soru

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler nelerdir?

Cevap

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler şöyle sıralanmaktadır (Merz vd. 2007):

  • Suyun yükselme oranı (yağış yoğunluğu) bilinmelidir

  • Su baskını su yüksekliği ki bu taşkın frekans eğrisinden elde edilen senaryo debilerle belirlenir

  • Akış hızı (havzanın jeomorfolojisiyle ilgilidir)

  • Taşkın halinde suyun bekleme süresi (toprağın suyu filtre etme oranına ve drenaj kapasitesine bağlıdır)


20. Soru

Kronik taşkın geçmişi olan ve farklı havza özelliklerine sahip bir grup kentin detaylı imar planlama çalışmaları, mekânsal büyümesi ve afet geçmişi incelendiğinde ortaklaşan bir takım planlama yanlışları olduğu ve bunların zaman içinde zarargörebilirlikleri artırdığı göze çarpmaktadır, bu yanlışların en dikkat çekicileri hangileridir?

Cevap

Bu yanlışlardan en dikkat çekenlerinden bazıları şunlar olmaktadır:

  • Kentler içinden geçen akarsu ve kollarının, onları barındıran yatakların kısmen veya bazı durumlarda tamamen kapalı kanallar haline getirilerek araç yolları ve kamu binaları gibi kamusal tesis ve hizmetlerle, bir takım kentsel kullanımlara açılması sonucu doğal akışın engellenmesi,

  • Bir havzanın sahip olduğu hidro-meteorolojik sistem bütününün koşulları gereği, bir yerelde üstünkörü yapılan müdahaleler ile taşkın probleminin o yerelde geçici olarak çözülmesi ile problemin o havzada bulunan başka bir yerleşmeye ötelenmesi.

  • Çeşitli kentsel ihtiyaçların baskısı nedeniyle açık alanlar, parklar, orman alanları, vadiler, sulak alanlar ve tarım alanları gibi su geçirgen yüzeylerin giderek azalarak yerini daha az veya hiç geçirgen olmayan sert yüzeylere bırakması,

  • Belediyelerin imar planlarında taşkına maruz alanları ve akarsu yataklarını korumak ya da taşkın önlemeye yönelik uygulamalar yaparak değerlendirmek yerine uygun olmayan müdahalelerle bu alanları gelişmeye açması,

  • Kanalizasyon ve yağmursuyu drenajının birlikte yapılması ve zaman içinde bu sistemlerin tasarım kapasitelerinin artan kentsel yoğunluklar nedeniyle yetersiz kalması gözlenmektedir.


1. Soru

Afet Risk Yönetimi ile doğrudan ilişkili temel kavramlar nelerdir?

Cevap

• Doğa olayı (natural event), ve afet (disaster)

• Tehlike (hazard) – maruziyet (exposure), zarargörebilirlik (vulnerability) – hassasiyet (susceptibility)

• Kapasite (capacity) ve dayanıklılık (resilience)

• Afet riski

• Ölçülebilir (measurable) ve kabul edilebilir (acceptable) risk düzeyi, artık (residual) risk

• Afet döngüsü (disaster cycle) ve kapsamlı afet risk yönetimi anlayışı

• Doğa olayı (natural event), ve afet (disaster)

• Tehlike (hazard) – maruziyet (exposure), zarargörebilirlik (vulnerability) – hassasiyet (susceptibility)

• Kapasite (capacity) ve dayanıklılık (resilience)

• Afet riski

• Ölçülebilir (measurable) ve kabul edilebilir (acceptable) risk düzeyi, artık (residual) risk

• Afet döngüsü (disaster cycle) ve kapsamlı afet risk yönetimi anlayışı

• Doğa olayı (natural event), ve afet (disaster)

• Tehlike (hazard) – maruziyet (exposure), zarargörebilirlik (vulnerability) – hassasiyet (susceptibility)

• Kapasite (capacity) ve dayanıklılık (resilience)

• Afet riski

• Ölçülebilir (measurable) ve kabul edilebilir (acceptable) risk düzeyi, artık (residual) risk

• Afet döngüsü (disaster cycle) ve kapsamlı afet risk yönetimi anlayışı

• Doğa olayı (natural event), ve afet (disaster)

• Tehlike (hazard) – maruziyet (exposure), zarargörebilirlik (vulnerability) – hassasiyet (susceptibility)

• Kapasite (capacity) ve dayanıklılık (resilience)

• Afet riski

• Ölçülebilir (measurable) ve kabul edilebilir (acceptable) risk düzeyi, artık (residual) risk

• Afet döngüsü (disaster cycle) ve kapsamlı afet risk yönetimi anlayışı

• Doğa olayı (natural event), ve afet (disaster)

• Tehlike (hazard) – maruziyet (exposure), zarargörebilirlik (vulnerability) – hassasiyet (susceptibility)

• Kapasite (capacity) ve dayanıklılık (resilience)

• Afet riski

• Ölçülebilir (measurable) ve kabul edilebilir (acceptable) risk düzeyi, artık (residual) risk

• Afet döngüsü (disaster cycle) ve kapsamlı afet risk yönetimi anlayışı

2. Soru

Doğa olayları nasıl tanımlanmaktadır?

Doğa olayları nasıl tanımlanmaktadır?

Doğa olayları nasıl tanımlanmaktadır?

Doğa olayları nasıl tanımlanmaktadır?

Doğa olayları nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap

Yerküre oluşumundan beridir meydana gelmekte olan ve günümüze değin yeryüzünün şekillenmesinde oldukça etkili olduğu gözlemlenen olaylara doğa olayları denilmektedir. Örneğin; kıtaların, sıradağların, okyanus, göl ve akarsuların oluşumu ve canlı yaşamının sürekliliği bu olayların gerçekleşmesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir. Fayların kırılması, tektonik tabakaların ve kıtaların hareketi, buzul çağı, kuraklık, nehirlerin taşması, kıyıların aşınması, alüvyon ovaların oluşumu ve benzeri birçok olay doğa olayı olarak nitelendirilebilir.

Yerküre oluşumundan beridir meydana gelmekte olan ve günümüze değin yeryüzünün şekillenmesinde oldukça etkili olduğu gözlemlenen olaylara doğa olayları denilmektedir. Örneğin; kıtaların, sıradağların, okyanus, göl ve akarsuların oluşumu ve canlı yaşamının sürekliliği bu olayların gerçekleşmesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir. Fayların kırılması, tektonik tabakaların ve kıtaların hareketi, buzul çağı, kuraklık, nehirlerin taşması, kıyıların aşınması, alüvyon ovaların oluşumu ve benzeri birçok olay doğa olayı olarak nitelendirilebilir.

Yerküre oluşumundan beridir meydana gelmekte olan ve günümüze değin yeryüzünün şekillenmesinde oldukça etkili olduğu gözlemlenen olaylara doğa olayları denilmektedir. Örneğin; kıtaların, sıradağların, okyanus, göl ve akarsuların oluşumu ve canlı yaşamının sürekliliği bu olayların gerçekleşmesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir. Fayların kırılması, tektonik tabakaların ve kıtaların hareketi, buzul çağı, kuraklık, nehirlerin taşması, kıyıların aşınması, alüvyon ovaların oluşumu ve benzeri birçok olay doğa olayı olarak nitelendirilebilir.

Yerküre oluşumundan beridir meydana gelmekte olan ve günümüze değin yeryüzünün şekillenmesinde oldukça etkili olduğu gözlemlenen olaylara doğa olayları denilmektedir. Örneğin; kıtaların, sıradağların, okyanus, göl ve akarsuların oluşumu ve canlı yaşamının sürekliliği bu olayların gerçekleşmesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir. Fayların kırılması, tektonik tabakaların ve kıtaların hareketi, buzul çağı, kuraklık, nehirlerin taşması, kıyıların aşınması, alüvyon ovaların oluşumu ve benzeri birçok olay doğa olayı olarak nitelendirilebilir.

Yerküre oluşumundan beridir meydana gelmekte olan ve günümüze değin yeryüzünün şekillenmesinde oldukça etkili olduğu gözlemlenen olaylara doğa olayları denilmektedir. Örneğin; kıtaların, sıradağların, okyanus, göl ve akarsuların oluşumu ve canlı yaşamının sürekliliği bu olayların gerçekleşmesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir. Fayların kırılması, tektonik tabakaların ve kıtaların hareketi, buzul çağı, kuraklık, nehirlerin taşması, kıyıların aşınması, alüvyon ovaların oluşumu ve benzeri birçok olay doğa olayı olarak nitelendirilebilir.

3. Soru

Afet nedir?

Cevap

Afet denildiğinde ise kaynağı ister doğal sebepler ister insani faktörler olsun, bir topluluğun ya da toplumun işleyişinin ciddi anlamda kesintiye uğraması kastedilmektedir. Afetler genellikle; bir topluluk veya toplumun kendi kaynaklarını kullanarak üstesinden gelebilme kapasitesini aşacak düzeyde yaygın can ve mal kayıplarına, ekonomik ve/veya çevresel etkilere sebep olurlar. Meydana gelmeleri halinde yerleşimler üzerinde can, mal kaybı ve çevresel hasarların yanı sıra yönetimsel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin durması ile sonuçlanabilen olaylardır.

Afet denildiğinde ise kaynağı ister doğal sebepler ister insani faktörler olsun, bir topluluğun ya da toplumun işleyişinin ciddi anlamda kesintiye uğraması kastedilmektedir. Afetler genellikle; bir topluluk veya toplumun kendi kaynaklarını kullanarak üstesinden gelebilme kapasitesini aşacak düzeyde yaygın can ve mal kayıplarına, ekonomik ve/veya çevresel etkilere sebep olurlar. Meydana gelmeleri halinde yerleşimler üzerinde can, mal kaybı ve çevresel hasarların yanı sıra yönetimsel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin durması ile sonuçlanabilen olaylardır.

Afet denildiğinde ise kaynağı ister doğal sebepler ister insani faktörler olsun, bir topluluğun ya da toplumun işleyişinin ciddi anlamda kesintiye uğraması kastedilmektedir. Afetler genellikle; bir topluluk veya toplumun kendi kaynaklarını kullanarak üstesinden gelebilme kapasitesini aşacak düzeyde yaygın can ve mal kayıplarına, ekonomik ve/veya çevresel etkilere sebep olurlar. Meydana gelmeleri halinde yerleşimler üzerinde can, mal kaybı ve çevresel hasarların yanı sıra yönetimsel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin durması ile sonuçlanabilen olaylardır.

Afet denildiğinde ise kaynağı ister doğal sebepler ister insani faktörler olsun, bir topluluğun ya da toplumun işleyişinin ciddi anlamda kesintiye uğraması kastedilmektedir. Afetler genellikle; bir topluluk veya toplumun kendi kaynaklarını kullanarak üstesinden gelebilme kapasitesini aşacak düzeyde yaygın can ve mal kayıplarına, ekonomik ve/veya çevresel etkilere sebep olurlar. Meydana gelmeleri halinde yerleşimler üzerinde can, mal kaybı ve çevresel hasarların yanı sıra yönetimsel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin durması ile sonuçlanabilen olaylardır.

Afet denildiğinde ise kaynağı ister doğal sebepler ister insani faktörler olsun, bir topluluğun ya da toplumun işleyişinin ciddi anlamda kesintiye uğraması kastedilmektedir. Afetler genellikle; bir topluluk veya toplumun kendi kaynaklarını kullanarak üstesinden gelebilme kapasitesini aşacak düzeyde yaygın can ve mal kayıplarına, ekonomik ve/veya çevresel etkilere sebep olurlar. Meydana gelmeleri halinde yerleşimler üzerinde can, mal kaybı ve çevresel hasarların yanı sıra yönetimsel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin durması ile sonuçlanabilen olaylardır.

4. Soru

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu nasıl ifade edilir?

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu nasıl ifade edilir?

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu nasıl ifade edilir?

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu nasıl ifade edilir?

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu nasıl ifade edilir?

Cevap

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu; tehlike alanlarında bulunan olası kayıplara, bu tehlikeler sebebiyle konu olan can, mal, sistemler ya da diğer elemanlarla ifade edilirler. Genellikle alanda bulunan insan sayısı ya da değer türlerinin hesaplanmasıyla ortaya konmaktadırlar. Örneğin; “100 yıllık taşkın tehlikesine maruz A bölgesinde 250 adet konut birimi, 5 adet ticaret birimi ve 2 adet okul bulunmaktadır” ifadesi bu tanımların yerinde kullanıldığı doğru bir ifadedir. Bu ifadede böyle bir olay gerçekleştiği takdirde bu tehlikeye maruz kalacak ve taşkından “etkilenebilecek” nüfustan bahsetmek mümkündür.

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu; tehlike alanlarında bulunan olası kayıplara, bu tehlikeler sebebiyle konu olan can, mal, sistemler ya da diğer elemanlarla ifade edilirler. Genellikle alanda bulunan insan sayısı ya da değer türlerinin hesaplanmasıyla ortaya konmaktadırlar. Örneğin; “100 yıllık taşkın tehlikesine maruz A bölgesinde 250 adet konut birimi, 5 adet ticaret birimi ve 2 adet okul bulunmaktadır” ifadesi bu tanımların yerinde kullanıldığı doğru bir ifadedir. Bu ifadede böyle bir olay gerçekleştiği takdirde bu tehlikeye maruz kalacak ve taşkından “etkilenebilecek” nüfustan bahsetmek mümkündür.

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu; tehlike alanlarında bulunan olası kayıplara, bu tehlikeler sebebiyle konu olan can, mal, sistemler ya da diğer elemanlarla ifade edilirler. Genellikle alanda bulunan insan sayısı ya da değer türlerinin hesaplanmasıyla ortaya konmaktadırlar. Örneğin; “100 yıllık taşkın tehlikesine maruz A bölgesinde 250 adet konut birimi, 5 adet ticaret birimi ve 2 adet okul bulunmaktadır” ifadesi bu tanımların yerinde kullanıldığı doğru bir ifadedir. Bu ifadede böyle bir olay gerçekleştiği takdirde bu tehlikeye maruz kalacak ve taşkından “etkilenebilecek” nüfustan bahsetmek mümkündür.

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu; tehlike alanlarında bulunan olası kayıplara, bu tehlikeler sebebiyle konu olan can, mal, sistemler ya da diğer elemanlarla ifade edilirler. Genellikle alanda bulunan insan sayısı ya da değer türlerinin hesaplanmasıyla ortaya konmaktadırlar. Örneğin; “100 yıllık taşkın tehlikesine maruz A bölgesinde 250 adet konut birimi, 5 adet ticaret birimi ve 2 adet okul bulunmaktadır” ifadesi bu tanımların yerinde kullanıldığı doğru bir ifadedir. Bu ifadede böyle bir olay gerçekleştiği takdirde bu tehlikeye maruz kalacak ve taşkından “etkilenebilecek” nüfustan bahsetmek mümkündür.

Belirli bir alanda bir tehlikeye maruz olma durumu; tehlike alanlarında bulunan olası kayıplara, bu tehlikeler sebebiyle konu olan can, mal, sistemler ya da diğer elemanlarla ifade edilirler. Genellikle alanda bulunan insan sayısı ya da değer türlerinin hesaplanmasıyla ortaya konmaktadırlar. Örneğin; “100 yıllık taşkın tehlikesine maruz A bölgesinde 250 adet konut birimi, 5 adet ticaret birimi ve 2 adet okul bulunmaktadır” ifadesi bu tanımların yerinde kullanıldığı doğru bir ifadedir. Bu ifadede böyle bir olay gerçekleştiği takdirde bu tehlikeye maruz kalacak ve taşkından “etkilenebilecek” nüfustan bahsetmek mümkündür.

5. Soru

Hassasiyet nasıl ifade edilir?

Hassasiyet nasıl ifade edilir?

Hassasiyet nasıl ifade edilir?

Hassasiyet nasıl ifade edilir?

Hassasiyet nasıl ifade edilir?

Cevap

Taşkın, deprem, deprem dalgası gibi belirli bir tehlikenin gerçekleşme anında ortaya çıkabilecek potansiyel afetzedeler ile ekonomik kayıplar dikkate alınmaksızın bir alandaki mekânsal çevrenin o tehlikeli sürecin etkileri altına girme eğilimi ise hassasiyet olarak ifade edilir (Bobrowsky, 2013). Aynı tehlikeye benzer biçimde maruz bir mekandaki fiziksel elemanlardan bazıları sahip oldukları başka fiziksel, sosyal, çevresel etmenler ve özelliklerden dolayı o tehlike karşısında daha fazla veya az hassaslıkta olabilirler. Güneş ışığına hassas bir cildi olan bir çocuk ile herhangi bir hassasiyeti olmayan bir diğer çocuğun 2 saat güneş altında korunmasız oynamaları durumunda hassasiyeti fazla olanın güneş ışınlarından daha fazla etkileneceği açıktır.

Taşkın, deprem, deprem dalgası gibi belirli bir tehlikenin gerçekleşme anında ortaya çıkabilecek potansiyel afetzedeler ile ekonomik kayıplar dikkate alınmaksızın bir alandaki mekânsal çevrenin o tehlikeli sürecin etkileri altına girme eğilimi ise hassasiyet olarak ifade edilir (Bobrowsky, 2013). Aynı tehlikeye benzer biçimde maruz bir mekandaki fiziksel elemanlardan bazıları sahip oldukları başka fiziksel, sosyal, çevresel etmenler ve özelliklerden dolayı o tehlike karşısında daha fazla veya az hassaslıkta olabilirler. Güneş ışığına hassas bir cildi olan bir çocuk ile herhangi bir hassasiyeti olmayan bir diğer çocuğun 2 saat güneş altında korunmasız oynamaları durumunda hassasiyeti fazla olanın güneş ışınlarından daha fazla etkileneceği açıktır.

Taşkın, deprem, deprem dalgası gibi belirli bir tehlikenin gerçekleşme anında ortaya çıkabilecek potansiyel afetzedeler ile ekonomik kayıplar dikkate alınmaksızın bir alandaki mekânsal çevrenin o tehlikeli sürecin etkileri altına girme eğilimi ise hassasiyet olarak ifade edilir (Bobrowsky, 2013). Aynı tehlikeye benzer biçimde maruz bir mekandaki fiziksel elemanlardan bazıları sahip oldukları başka fiziksel, sosyal, çevresel etmenler ve özelliklerden dolayı o tehlike karşısında daha fazla veya az hassaslıkta olabilirler. Güneş ışığına hassas bir cildi olan bir çocuk ile herhangi bir hassasiyeti olmayan bir diğer çocuğun 2 saat güneş altında korunmasız oynamaları durumunda hassasiyeti fazla olanın güneş ışınlarından daha fazla etkileneceği açıktır.

Taşkın, deprem, deprem dalgası gibi belirli bir tehlikenin gerçekleşme anında ortaya çıkabilecek potansiyel afetzedeler ile ekonomik kayıplar dikkate alınmaksızın bir alandaki mekânsal çevrenin o tehlikeli sürecin etkileri altına girme eğilimi ise hassasiyet olarak ifade edilir (Bobrowsky, 2013). Aynı tehlikeye benzer biçimde maruz bir mekandaki fiziksel elemanlardan bazıları sahip oldukları başka fiziksel, sosyal, çevresel etmenler ve özelliklerden dolayı o tehlike karşısında daha fazla veya az hassaslıkta olabilirler. Güneş ışığına hassas bir cildi olan bir çocuk ile herhangi bir hassasiyeti olmayan bir diğer çocuğun 2 saat güneş altında korunmasız oynamaları durumunda hassasiyeti fazla olanın güneş ışınlarından daha fazla etkileneceği açıktır.

Taşkın, deprem, deprem dalgası gibi belirli bir tehlikenin gerçekleşme anında ortaya çıkabilecek potansiyel afetzedeler ile ekonomik kayıplar dikkate alınmaksızın bir alandaki mekânsal çevrenin o tehlikeli sürecin etkileri altına girme eğilimi ise hassasiyet olarak ifade edilir (Bobrowsky, 2013). Aynı tehlikeye benzer biçimde maruz bir mekandaki fiziksel elemanlardan bazıları sahip oldukları başka fiziksel, sosyal, çevresel etmenler ve özelliklerden dolayı o tehlike karşısında daha fazla veya az hassaslıkta olabilirler. Güneş ışığına hassas bir cildi olan bir çocuk ile herhangi bir hassasiyeti olmayan bir diğer çocuğun 2 saat güneş altında korunmasız oynamaları durumunda hassasiyeti fazla olanın güneş ışınlarından daha fazla etkileneceği açıktır.

6. Soru

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı nasıl tanımlanır?

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı nasıl tanımlanır?

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı nasıl tanımlanır?

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı nasıl tanımlanır?

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı nasıl tanımlanır?

Cevap

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı tehlikelere maruz bir sistem, topluluk ya da toplumun; zamanında ve etkin bir biçimde, önemli temel yapılarının ve fonksiyonlarının korunması ve yeniden yapılanması yoluyla o tehlikelerin etkilerine direnç gösterme, o etkileri özümseme, o etkilerle uzlaşma ve o etkilerden sonra kendini toparlama yeteneği olarak tanımlanır. Örneğin, temel geçimini sadece tarımdan sağlayan bir yerleşmenin önemli bir kuraklık olayında direnç gösterebilmesi, dayanıklı kalabilmesi ve kuraklıktan önceki ekonomik durumuna kolaylıkla dönebilmesi için alternatif geçim kaynaklarına yönelebilmesi ve bunun için gerekli altyapının öngörülmesi bir dayanıklılık stratejisidir.

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı tehlikelere maruz bir sistem, topluluk ya da toplumun; zamanında ve etkin bir biçimde, önemli temel yapılarının ve fonksiyonlarının korunması ve yeniden yapılanması yoluyla o tehlikelerin etkilerine direnç gösterme, o etkileri özümseme, o etkilerle uzlaşma ve o etkilerden sonra kendini toparlama yeteneği olarak tanımlanır. Örneğin, temel geçimini sadece tarımdan sağlayan bir yerleşmenin önemli bir kuraklık olayında direnç gösterebilmesi, dayanıklı kalabilmesi ve kuraklıktan önceki ekonomik durumuna kolaylıkla dönebilmesi için alternatif geçim kaynaklarına yönelebilmesi ve bunun için gerekli altyapının öngörülmesi bir dayanıklılık stratejisidir.

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı tehlikelere maruz bir sistem, topluluk ya da toplumun; zamanında ve etkin bir biçimde, önemli temel yapılarının ve fonksiyonlarının korunması ve yeniden yapılanması yoluyla o tehlikelerin etkilerine direnç gösterme, o etkileri özümseme, o etkilerle uzlaşma ve o etkilerden sonra kendini toparlama yeteneği olarak tanımlanır. Örneğin, temel geçimini sadece tarımdan sağlayan bir yerleşmenin önemli bir kuraklık olayında direnç gösterebilmesi, dayanıklı kalabilmesi ve kuraklıktan önceki ekonomik durumuna kolaylıkla dönebilmesi için alternatif geçim kaynaklarına yönelebilmesi ve bunun için gerekli altyapının öngörülmesi bir dayanıklılık stratejisidir.

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı tehlikelere maruz bir sistem, topluluk ya da toplumun; zamanında ve etkin bir biçimde, önemli temel yapılarının ve fonksiyonlarının korunması ve yeniden yapılanması yoluyla o tehlikelerin etkilerine direnç gösterme, o etkileri özümseme, o etkilerle uzlaşma ve o etkilerden sonra kendini toparlama yeteneği olarak tanımlanır. Örneğin, temel geçimini sadece tarımdan sağlayan bir yerleşmenin önemli bir kuraklık olayında direnç gösterebilmesi, dayanıklı kalabilmesi ve kuraklıktan önceki ekonomik durumuna kolaylıkla dönebilmesi için alternatif geçim kaynaklarına yönelebilmesi ve bunun için gerekli altyapının öngörülmesi bir dayanıklılık stratejisidir.

Dayanıklılık/dirençlilik kavramı tehlikelere maruz bir sistem, topluluk ya da toplumun; zamanında ve etkin bir biçimde, önemli temel yapılarının ve fonksiyonlarının korunması ve yeniden yapılanması yoluyla o tehlikelerin etkilerine direnç gösterme, o etkileri özümseme, o etkilerle uzlaşma ve o etkilerden sonra kendini toparlama yeteneği olarak tanımlanır. Örneğin, temel geçimini sadece tarımdan sağlayan bir yerleşmenin önemli bir kuraklık olayında direnç gösterebilmesi, dayanıklı kalabilmesi ve kuraklıktan önceki ekonomik durumuna kolaylıkla dönebilmesi için alternatif geçim kaynaklarına yönelebilmesi ve bunun için gerekli altyapının öngörülmesi bir dayanıklılık stratejisidir.

7. Soru

Kapasite hangi nitelikleri kapsamalıdır?

Kapasite hangi nitelikleri kapsamalıdır?

Kapasite hangi nitelikleri kapsamalıdır?

Kapasite hangi nitelikleri kapsamalıdır?

Kapasite hangi nitelikleri kapsamalıdır?

Cevap

Dayanıklılıkla çok yakından ilişkili bir başka kavram ise kapasite kavramıdır. Afet risklerini azaltmak, yönetmek ve dayanıklılığı artırmak için bir örgütlenme, topluluk ya da toplumdaki tüm güçlü yanlar, nitelik ve kaynakların bir bileşimi olarak tanımlanır. Kapasite denilince; altyapı, kurumlar, insan bilgi ve becerileri, ve toplumsal ilişkiler, liderlik ve yönetim gibi kollektif nitelikler kastedilmektedir. Örgütlenmeler, sistemler ve toplumların mevcut beceri ve kaynaklarını kullanarak afet ya da risklerin kötü koşullarını yö- netme kabiliyetine ise başa çıkabilme kapasitesi denilmekte ve böyle bir kapasitenin varlığı bir toplumun dirençliliğini/dayanıklılığında doğrudan etkilidir.

Dayanıklılıkla çok yakından ilişkili bir başka kavram ise kapasite kavramıdır. Afet risklerini azaltmak, yönetmek ve dayanıklılığı artırmak için bir örgütlenme, topluluk ya da toplumdaki tüm güçlü yanlar, nitelik ve kaynakların bir bileşimi olarak tanımlanır. Kapasite denilince; altyapı, kurumlar, insan bilgi ve becerileri, ve toplumsal ilişkiler, liderlik ve yönetim gibi kollektif nitelikler kastedilmektedir. Örgütlenmeler, sistemler ve toplumların mevcut beceri ve kaynaklarını kullanarak afet ya da risklerin kötü koşullarını yö- netme kabiliyetine ise başa çıkabilme kapasitesi denilmekte ve böyle bir kapasitenin varlığı bir toplumun dirençliliğini/dayanıklılığında doğrudan etkilidir.

Dayanıklılıkla çok yakından ilişkili bir başka kavram ise kapasite kavramıdır. Afet risklerini azaltmak, yönetmek ve dayanıklılığı artırmak için bir örgütlenme, topluluk ya da toplumdaki tüm güçlü yanlar, nitelik ve kaynakların bir bileşimi olarak tanımlanır. Kapasite denilince; altyapı, kurumlar, insan bilgi ve becerileri, ve toplumsal ilişkiler, liderlik ve yönetim gibi kollektif nitelikler kastedilmektedir. Örgütlenmeler, sistemler ve toplumların mevcut beceri ve kaynaklarını kullanarak afet ya da risklerin kötü koşullarını yö- netme kabiliyetine ise başa çıkabilme kapasitesi denilmekte ve böyle bir kapasitenin varlığı bir toplumun dirençliliğini/dayanıklılığında doğrudan etkilidir.

Dayanıklılıkla çok yakından ilişkili bir başka kavram ise kapasite kavramıdır. Afet risklerini azaltmak, yönetmek ve dayanıklılığı artırmak için bir örgütlenme, topluluk ya da toplumdaki tüm güçlü yanlar, nitelik ve kaynakların bir bileşimi olarak tanımlanır. Kapasite denilince; altyapı, kurumlar, insan bilgi ve becerileri, ve toplumsal ilişkiler, liderlik ve yönetim gibi kollektif nitelikler kastedilmektedir. Örgütlenmeler, sistemler ve toplumların mevcut beceri ve kaynaklarını kullanarak afet ya da risklerin kötü koşullarını yö- netme kabiliyetine ise başa çıkabilme kapasitesi denilmekte ve böyle bir kapasitenin varlığı bir toplumun dirençliliğini/dayanıklılığında doğrudan etkilidir.

Dayanıklılıkla çok yakından ilişkili bir başka kavram ise kapasite kavramıdır. Afet risklerini azaltmak, yönetmek ve dayanıklılığı artırmak için bir örgütlenme, topluluk ya da toplumdaki tüm güçlü yanlar, nitelik ve kaynakların bir bileşimi olarak tanımlanır. Kapasite denilince; altyapı, kurumlar, insan bilgi ve becerileri, ve toplumsal ilişkiler, liderlik ve yönetim gibi kollektif nitelikler kastedilmektedir. Örgütlenmeler, sistemler ve toplumların mevcut beceri ve kaynaklarını kullanarak afet ya da risklerin kötü koşullarını yö- netme kabiliyetine ise başa çıkabilme kapasitesi denilmekte ve böyle bir kapasitenin varlığı bir toplumun dirençliliğini/dayanıklılığında doğrudan etkilidir.

8. Soru

Afet riski kavramı nasıl ifade edilir?

Afet riski kavramı nasıl ifade edilir?

Afet riski kavramı nasıl ifade edilir?

Afet riski kavramı nasıl ifade edilir?

Afet riski kavramı nasıl ifade edilir?

Cevap

En basit ifadeyle, afet riski ise gelecekte belirli bir zaman aralığında belirli bir topluluk ya da toplumdaki yaşam, sağlık durumu, geçim kaynakları, varlıkları ve hizmetleri üzerindeki olası afet kayıplarını ifade eder.

En basit ifadeyle, afet riski ise gelecekte belirli bir zaman aralığında belirli bir topluluk ya da toplumdaki yaşam, sağlık durumu, geçim kaynakları, varlıkları ve hizmetleri üzerindeki olası afet kayıplarını ifade eder.

En basit ifadeyle, afet riski ise gelecekte belirli bir zaman aralığında belirli bir topluluk ya da toplumdaki yaşam, sağlık durumu, geçim kaynakları, varlıkları ve hizmetleri üzerindeki olası afet kayıplarını ifade eder.

En basit ifadeyle, afet riski ise gelecekte belirli bir zaman aralığında belirli bir topluluk ya da toplumdaki yaşam, sağlık durumu, geçim kaynakları, varlıkları ve hizmetleri üzerindeki olası afet kayıplarını ifade eder.

En basit ifadeyle, afet riski ise gelecekte belirli bir zaman aralığında belirli bir topluluk ya da toplumdaki yaşam, sağlık durumu, geçim kaynakları, varlıkları ve hizmetleri üzerindeki olası afet kayıplarını ifade eder.

9. Soru

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Kabul edilebilir risk nedir?

Cevap

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

Kabul edilebilir risk düzeyi denildiğinde kastedilen, bir toplum veya topluluğun mevcut toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, teknik ve çevresel koşullarda kabul ettiği ve başa çıkabileceği potansiyel kayıpların seviyesidir (Şekil 5.4). Bu seviye; can, mal, hizmet ve sistemlerin uğrayabileceği olası hasarları kanunlar ya da kabul edilebilir pratikler ile azaltmada ihtiyaç duyulan yapısal ve yapısal olmayan tedbirleri değerlendirmek ve tanımlamak için kullanılmaktadır.

10. Soru

Afet öncesindeki ilk aşama hangisidir?

Afet öncesindeki ilk aşama hangisidir?

Afet öncesindeki ilk aşama hangisidir?

Afet öncesindeki ilk aşama hangisidir?

Afet öncesindeki ilk aşama hangisidir?

Cevap

Afet öncesindeki ilk aşama, olası zararları azaltma/hafifletme, tehlikelerin ve ilgili afetlerin olumsuz etkilerini sınırlama ya da hafifletme durumudur. Tehlikelerin kötü etkilerinden tamamıyla korunmak mümkün olmadığı düşünülür; ancak ölçekleri ya da büyüklükleri bir takım strateji ve eylemlerle büyük ölçüde hafifletilebilir. İlgili yazında zaman içinde risk yönetimi anlayışının da etkisi ile evrilen nitelendirme afet öncesindeki süreçlerden olan afetin olası etkilerini, zararlarını azaltma aşamasıdır. Önceleri afetin olası etkilerini/zararlarını azaltma aşaması ile afetler gerçekleştikten sonraki zararları azaltma kastedilirken bu etkiyle birlikte afetler meydana gelmeden önce risklerini azaltma olarak tarif edilmektedir. Bu kavram uluslararası düzeyde yaşanan büyük kayıplı birçok afet sonrasında elde edilen tecrübeler ve uluslararası top- lantılarda alınan ortak kararlar (Bölüm 7’de daha detaylı aktarılmaktadır.) sonucu risk azaltma olarak kullanılmaya başlanmış günümüzde de böyle kullanılmaya devam etmektedir.

Afet öncesindeki ilk aşama, olası zararları azaltma/hafifletme, tehlikelerin ve ilgili afetlerin olumsuz etkilerini sınırlama ya da hafifletme durumudur. Tehlikelerin kötü etkilerinden tamamıyla korunmak mümkün olmadığı düşünülür; ancak ölçekleri ya da büyüklükleri bir takım strateji ve eylemlerle büyük ölçüde hafifletilebilir. İlgili yazında zaman içinde risk yönetimi anlayışının da etkisi ile evrilen nitelendirme afet öncesindeki süreçlerden olan afetin olası etkilerini, zararlarını azaltma aşamasıdır. Önceleri afetin olası etkilerini/zararlarını azaltma aşaması ile afetler gerçekleştikten sonraki zararları azaltma kastedilirken bu etkiyle birlikte afetler meydana gelmeden önce risklerini azaltma olarak tarif edilmektedir. Bu kavram uluslararası düzeyde yaşanan büyük kayıplı birçok afet sonrasında elde edilen tecrübeler ve uluslararası top- lantılarda alınan ortak kararlar (Bölüm 7’de daha detaylı aktarılmaktadır.) sonucu risk azaltma olarak kullanılmaya başlanmış günümüzde de böyle kullanılmaya devam etmektedir.

Afet öncesindeki ilk aşama, olası zararları azaltma/hafifletme, tehlikelerin ve ilgili afetlerin olumsuz etkilerini sınırlama ya da hafifletme durumudur. Tehlikelerin kötü etkilerinden tamamıyla korunmak mümkün olmadığı düşünülür; ancak ölçekleri ya da büyüklükleri bir takım strateji ve eylemlerle büyük ölçüde hafifletilebilir. İlgili yazında zaman içinde risk yönetimi anlayışının da etkisi ile evrilen nitelendirme afet öncesindeki süreçlerden olan afetin olası etkilerini, zararlarını azaltma aşamasıdır. Önceleri afetin olası etkilerini/zararlarını azaltma aşaması ile afetler gerçekleştikten sonraki zararları azaltma kastedilirken bu etkiyle birlikte afetler meydana gelmeden önce risklerini azaltma olarak tarif edilmektedir. Bu kavram uluslararası düzeyde yaşanan büyük kayıplı birçok afet sonrasında elde edilen tecrübeler ve uluslararası top- lantılarda alınan ortak kararlar (Bölüm 7’de daha detaylı aktarılmaktadır.) sonucu risk azaltma olarak kullanılmaya başlanmış günümüzde de böyle kullanılmaya devam etmektedir.

Afet öncesindeki ilk aşama, olası zararları azaltma/hafifletme, tehlikelerin ve ilgili afetlerin olumsuz etkilerini sınırlama ya da hafifletme durumudur. Tehlikelerin kötü etkilerinden tamamıyla korunmak mümkün olmadığı düşünülür; ancak ölçekleri ya da büyüklükleri bir takım strateji ve eylemlerle büyük ölçüde hafifletilebilir. İlgili yazında zaman içinde risk yönetimi anlayışının da etkisi ile evrilen nitelendirme afet öncesindeki süreçlerden olan afetin olası etkilerini, zararlarını azaltma aşamasıdır. Önceleri afetin olası etkilerini/zararlarını azaltma aşaması ile afetler gerçekleştikten sonraki zararları azaltma kastedilirken bu etkiyle birlikte afetler meydana gelmeden önce risklerini azaltma olarak tarif edilmektedir. Bu kavram uluslararası düzeyde yaşanan büyük kayıplı birçok afet sonrasında elde edilen tecrübeler ve uluslararası top- lantılarda alınan ortak kararlar (Bölüm 7’de daha detaylı aktarılmaktadır.) sonucu risk azaltma olarak kullanılmaya başlanmış günümüzde de böyle kullanılmaya devam etmektedir.

Afet öncesindeki ilk aşama, olası zararları azaltma/hafifletme, tehlikelerin ve ilgili afetlerin olumsuz etkilerini sınırlama ya da hafifletme durumudur. Tehlikelerin kötü etkilerinden tamamıyla korunmak mümkün olmadığı düşünülür; ancak ölçekleri ya da büyüklükleri bir takım strateji ve eylemlerle büyük ölçüde hafifletilebilir. İlgili yazında zaman içinde risk yönetimi anlayışının da etkisi ile evrilen nitelendirme afet öncesindeki süreçlerden olan afetin olası etkilerini, zararlarını azaltma aşamasıdır. Önceleri afetin olası etkilerini/zararlarını azaltma aşaması ile afetler gerçekleştikten sonraki zararları azaltma kastedilirken bu etkiyle birlikte afetler meydana gelmeden önce risklerini azaltma olarak tarif edilmektedir. Bu kavram uluslararası düzeyde yaşanan büyük kayıplı birçok afet sonrasında elde edilen tecrübeler ve uluslararası top- lantılarda alınan ortak kararlar (Bölüm 7’de daha detaylı aktarılmaktadır.) sonucu risk azaltma olarak kullanılmaya başlanmış günümüzde de böyle kullanılmaya devam etmektedir.

11. Soru

Kapsamlı afet risk yönetimi aşamaları nelerdir?

Kapsamlı afet risk yönetimi aşamaları nelerdir?

Kapsamlı afet risk yönetimi aşamaları nelerdir?

Kapsamlı afet risk yönetimi aşamaları nelerdir?

Kapsamlı afet risk yönetimi aşamaları nelerdir?

Cevap

Risk yönetimi anlayışının afet yönetimine katkısı; olası zarar ve kayıpları en aza indirmek için belirsizlikleri (uncertanities) yönetmeyi sistematik hale getirmektir. Böylelikle mevcut tehlikelerin kötü etkilerini ve afet ihtimallerini azaltmak amacıyla idari yönergeler, örgütlenmeler ve operasyonel beceri ve kapasiteleri kullanarak başa çıkma kapasiteleri, politikaları ve stratejilerini sistemli uygulama sürecinin tanımlanacağı beklenir.

Risk yönetimi;

  • riskleri belirleme,

  • ölçme,

  • değerlendirme,

  • azaltma

  • izleme, güncelleme gibi 5 temel aşamada belirli eylem ve stratejilerin uygulanmasını gözetir.

Risk yönetimi anlayışının afet yönetimine katkısı; olası zarar ve kayıpları en aza indirmek için belirsizlikleri (uncertanities) yönetmeyi sistematik hale getirmektir. Böylelikle mevcut tehlikelerin kötü etkilerini ve afet ihtimallerini azaltmak amacıyla idari yönergeler, örgütlenmeler ve operasyonel beceri ve kapasiteleri kullanarak başa çıkma kapasiteleri, politikaları ve stratejilerini sistemli uygulama sürecinin tanımlanacağı beklenir.

Risk yönetimi;

  • riskleri belirleme,

  • ölçme,

  • değerlendirme,

  • azaltma

  • izleme, güncelleme gibi 5 temel aşamada belirli eylem ve stratejilerin uygulanmasını gözetir.

Risk yönetimi anlayışının afet yönetimine katkısı; olası zarar ve kayıpları en aza indirmek için belirsizlikleri (uncertanities) yönetmeyi sistematik hale getirmektir. Böylelikle mevcut tehlikelerin kötü etkilerini ve afet ihtimallerini azaltmak amacıyla idari yönergeler, örgütlenmeler ve operasyonel beceri ve kapasiteleri kullanarak başa çıkma kapasiteleri, politikaları ve stratejilerini sistemli uygulama sürecinin tanımlanacağı beklenir.

Risk yönetimi;

  • riskleri belirleme,

  • ölçme,

  • değerlendirme,

  • azaltma

  • izleme, güncelleme gibi 5 temel aşamada belirli eylem ve stratejilerin uygulanmasını gözetir.

Risk yönetimi anlayışının afet yönetimine katkısı; olası zarar ve kayıpları en aza indirmek için belirsizlikleri (uncertanities) yönetmeyi sistematik hale getirmektir. Böylelikle mevcut tehlikelerin kötü etkilerini ve afet ihtimallerini azaltmak amacıyla idari yönergeler, örgütlenmeler ve operasyonel beceri ve kapasiteleri kullanarak başa çıkma kapasiteleri, politikaları ve stratejilerini sistemli uygulama sürecinin tanımlanacağı beklenir.

Risk yönetimi;

  • riskleri belirleme,

  • ölçme,

  • değerlendirme,

  • azaltma

  • izleme, güncelleme gibi 5 temel aşamada belirli eylem ve stratejilerin uygulanmasını gözetir.

Risk yönetimi anlayışının afet yönetimine katkısı; olası zarar ve kayıpları en aza indirmek için belirsizlikleri (uncertanities) yönetmeyi sistematik hale getirmektir. Böylelikle mevcut tehlikelerin kötü etkilerini ve afet ihtimallerini azaltmak amacıyla idari yönergeler, örgütlenmeler ve operasyonel beceri ve kapasiteleri kullanarak başa çıkma kapasiteleri, politikaları ve stratejilerini sistemli uygulama sürecinin tanımlanacağı beklenir.

Risk yönetimi;

  • riskleri belirleme,

  • ölçme,

  • değerlendirme,

  • azaltma

  • izleme, güncelleme gibi 5 temel aşamada belirli eylem ve stratejilerin uygulanmasını gözetir.

12. Soru

Risklerin değerlendirdikten sonra, onları yönetecek sistematik çabalar hangi kavram ile açıklanır?

Risklerin değerlendirdikten sonra, onları yönetecek sistematik çabalar hangi kavram ile açıklanır?

Risklerin değerlendirdikten sonra, onları yönetecek sistematik çabalar hangi kavram ile açıklanır?

Risklerin değerlendirdikten sonra, onları yönetecek sistematik çabalar hangi kavram ile açıklanır?

Risklerin değerlendirdikten sonra, onları yönetecek sistematik çabalar hangi kavram ile açıklanır?

Cevap

Risklerin değerlendirdikten sonra, onlarıyönetecek sistematik çabalar afet risklerini azaltma (disaster risk reduction) kavramı ve pratiğidir. Afetler konusunda riskler değerlendirildikten sonra olası hasarları toplumca kabul edilebilir sınırlara çekebilmek için risklerin yönetilmesi/azaltılması anlayışının sürdürülmesi gerek- mektedir. Bu anlayışa göre; plan yapımı, uygulanması, denetimi ve plan sağlamlaştırma hizmetleri yoluyla “riskleri dışlamak” risk azaltma önlemlerinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Doğal verilere göre tehlikeli bölgelerin yerleşime açılmaması (yerleşim dışı tutulması), belirlenen tehlikeli noktalardan uzaklaşılması ve zincirleme etkilere yol açabilecek kullanımların yasaklanması gibi tedbirleri içermektedir (Balamir, 2000). İkinci aşamada ise mimarlık/mühendislik hizmetleri ile tasarım ve uygulamada yüksek standartların gözetilmesi ve yapıların güçlendirilmesi gibi önlemlerle “risklerin azaltılması” beklenmektedir.

Risklerin değerlendirdikten sonra, onlarıyönetecek sistematik çabalar afet risklerini azaltma (disaster risk reduction) kavramı ve pratiğidir. Afetler konusunda riskler değerlendirildikten sonra olası hasarları toplumca kabul edilebilir sınırlara çekebilmek için risklerin yönetilmesi/azaltılması anlayışının sürdürülmesi gerek- mektedir. Bu anlayışa göre; plan yapımı, uygulanması, denetimi ve plan sağlamlaştırma hizmetleri yoluyla “riskleri dışlamak” risk azaltma önlemlerinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Doğal verilere göre tehlikeli bölgelerin yerleşime açılmaması (yerleşim dışı tutulması), belirlenen tehlikeli noktalardan uzaklaşılması ve zincirleme etkilere yol açabilecek kullanımların yasaklanması gibi tedbirleri içermektedir (Balamir, 2000). İkinci aşamada ise mimarlık/mühendislik hizmetleri ile tasarım ve uygulamada yüksek standartların gözetilmesi ve yapıların güçlendirilmesi gibi önlemlerle “risklerin azaltılması” beklenmektedir.

Risklerin değerlendirdikten sonra, onlarıyönetecek sistematik çabalar afet risklerini azaltma (disaster risk reduction) kavramı ve pratiğidir. Afetler konusunda riskler değerlendirildikten sonra olası hasarları toplumca kabul edilebilir sınırlara çekebilmek için risklerin yönetilmesi/azaltılması anlayışının sürdürülmesi gerek- mektedir. Bu anlayışa göre; plan yapımı, uygulanması, denetimi ve plan sağlamlaştırma hizmetleri yoluyla “riskleri dışlamak” risk azaltma önlemlerinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Doğal verilere göre tehlikeli bölgelerin yerleşime açılmaması (yerleşim dışı tutulması), belirlenen tehlikeli noktalardan uzaklaşılması ve zincirleme etkilere yol açabilecek kullanımların yasaklanması gibi tedbirleri içermektedir (Balamir, 2000). İkinci aşamada ise mimarlık/mühendislik hizmetleri ile tasarım ve uygulamada yüksek standartların gözetilmesi ve yapıların güçlendirilmesi gibi önlemlerle “risklerin azaltılması” beklenmektedir.

Risklerin değerlendirdikten sonra, onlarıyönetecek sistematik çabalar afet risklerini azaltma (disaster risk reduction) kavramı ve pratiğidir. Afetler konusunda riskler değerlendirildikten sonra olası hasarları toplumca kabul edilebilir sınırlara çekebilmek için risklerin yönetilmesi/azaltılması anlayışının sürdürülmesi gerek- mektedir. Bu anlayışa göre; plan yapımı, uygulanması, denetimi ve plan sağlamlaştırma hizmetleri yoluyla “riskleri dışlamak” risk azaltma önlemlerinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Doğal verilere göre tehlikeli bölgelerin yerleşime açılmaması (yerleşim dışı tutulması), belirlenen tehlikeli noktalardan uzaklaşılması ve zincirleme etkilere yol açabilecek kullanımların yasaklanması gibi tedbirleri içermektedir (Balamir, 2000). İkinci aşamada ise mimarlık/mühendislik hizmetleri ile tasarım ve uygulamada yüksek standartların gözetilmesi ve yapıların güçlendirilmesi gibi önlemlerle “risklerin azaltılması” beklenmektedir.

Risklerin değerlendirdikten sonra, onlarıyönetecek sistematik çabalar afet risklerini azaltma (disaster risk reduction) kavramı ve pratiğidir. Afetler konusunda riskler değerlendirildikten sonra olası hasarları toplumca kabul edilebilir sınırlara çekebilmek için risklerin yönetilmesi/azaltılması anlayışının sürdürülmesi gerek- mektedir. Bu anlayışa göre; plan yapımı, uygulanması, denetimi ve plan sağlamlaştırma hizmetleri yoluyla “riskleri dışlamak” risk azaltma önlemlerinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Doğal verilere göre tehlikeli bölgelerin yerleşime açılmaması (yerleşim dışı tutulması), belirlenen tehlikeli noktalardan uzaklaşılması ve zincirleme etkilere yol açabilecek kullanımların yasaklanması gibi tedbirleri içermektedir (Balamir, 2000). İkinci aşamada ise mimarlık/mühendislik hizmetleri ile tasarım ve uygulamada yüksek standartların gözetilmesi ve yapıların güçlendirilmesi gibi önlemlerle “risklerin azaltılması” beklenmektedir.

13. Soru

Deprem tehlikesinin ortaya konulması önemi nasıl açıklanabilir?

Deprem tehlikesinin ortaya konulması önemi nasıl açıklanabilir?

Deprem tehlikesinin ortaya konulması önemi nasıl açıklanabilir?

Deprem tehlikesinin ortaya konulması önemi nasıl açıklanabilir?

Deprem tehlikesinin ortaya konulması önemi nasıl açıklanabilir?

Cevap

Deprem veya yer sarsıntısı, tektonik kuvvet- lerin etkisi ile yer kabuğunun zayıf olduğu yerden kırılması sonucunda ani olarak ortaya çıkan birikmiş enerjinin dalgalar halinde yayılarak (Resim 5.4) geçtiği ortamları kuvvetle sarsması olayıdır (TAU 2007, KOERI 2017). Bu sarsıntıya mümkün olan az hasarla dayanabilen ve ayakta kalabilen varlıklar, alt ve üstyapılar ve kullanımlar olduğu sürece can ve mal kaybını azaltmak mümkün olacaktır. Dolayısıyla, bir alandaki olası deprem tehlikesinin ortaya konulması önemli bir gerekliliktir.

Deprem veya yer sarsıntısı, tektonik kuvvet- lerin etkisi ile yer kabuğunun zayıf olduğu yerden kırılması sonucunda ani olarak ortaya çıkan birikmiş enerjinin dalgalar halinde yayılarak (Resim 5.4) geçtiği ortamları kuvvetle sarsması olayıdır (TAU 2007, KOERI 2017). Bu sarsıntıya mümkün olan az hasarla dayanabilen ve ayakta kalabilen varlıklar, alt ve üstyapılar ve kullanımlar olduğu sürece can ve mal kaybını azaltmak mümkün olacaktır. Dolayısıyla, bir alandaki olası deprem tehlikesinin ortaya konulması önemli bir gerekliliktir.

Deprem veya yer sarsıntısı, tektonik kuvvet- lerin etkisi ile yer kabuğunun zayıf olduğu yerden kırılması sonucunda ani olarak ortaya çıkan birikmiş enerjinin dalgalar halinde yayılarak (Resim 5.4) geçtiği ortamları kuvvetle sarsması olayıdır (TAU 2007, KOERI 2017). Bu sarsıntıya mümkün olan az hasarla dayanabilen ve ayakta kalabilen varlıklar, alt ve üstyapılar ve kullanımlar olduğu sürece can ve mal kaybını azaltmak mümkün olacaktır. Dolayısıyla, bir alandaki olası deprem tehlikesinin ortaya konulması önemli bir gerekliliktir.

Deprem veya yer sarsıntısı, tektonik kuvvet- lerin etkisi ile yer kabuğunun zayıf olduğu yerden kırılması sonucunda ani olarak ortaya çıkan birikmiş enerjinin dalgalar halinde yayılarak (Resim 5.4) geçtiği ortamları kuvvetle sarsması olayıdır (TAU 2007, KOERI 2017). Bu sarsıntıya mümkün olan az hasarla dayanabilen ve ayakta kalabilen varlıklar, alt ve üstyapılar ve kullanımlar olduğu sürece can ve mal kaybını azaltmak mümkün olacaktır. Dolayısıyla, bir alandaki olası deprem tehlikesinin ortaya konulması önemli bir gerekliliktir.

Deprem veya yer sarsıntısı, tektonik kuvvet- lerin etkisi ile yer kabuğunun zayıf olduğu yerden kırılması sonucunda ani olarak ortaya çıkan birikmiş enerjinin dalgalar halinde yayılarak (Resim 5.4) geçtiği ortamları kuvvetle sarsması olayıdır (TAU 2007, KOERI 2017). Bu sarsıntıya mümkün olan az hasarla dayanabilen ve ayakta kalabilen varlıklar, alt ve üstyapılar ve kullanımlar olduğu sürece can ve mal kaybını azaltmak mümkün olacaktır. Dolayısıyla, bir alandaki olası deprem tehlikesinin ortaya konulması önemli bir gerekliliktir.

14. Soru

Fay nedir?

Fay nedir?

Fay nedir?

Fay nedir?

Fay nedir?

Cevap

Yer kabuğunun kırılması fay olarak adlandırılmakta ve çoğunlukla tüm yerküreyi oluşturan birbirinden bağımsız levhaların (plaka) tektonik hareketlerinden kaynaklanmaktadırlar. Bu kırıklar (faylar) yerel ve küçük olabildikleri gibi yukarıda bahsettiğimiz türden levhaların birbirleriyle etkileştikleri geniş alanlar boyunca da uzanabilirler.

Yer kabuğunun kırılması fay olarak adlandırılmakta ve çoğunlukla tüm yerküreyi oluşturan birbirinden bağımsız levhaların (plaka) tektonik hareketlerinden kaynaklanmaktadırlar. Bu kırıklar (faylar) yerel ve küçük olabildikleri gibi yukarıda bahsettiğimiz türden levhaların birbirleriyle etkileştikleri geniş alanlar boyunca da uzanabilirler.

Yer kabuğunun kırılması fay olarak adlandırılmakta ve çoğunlukla tüm yerküreyi oluşturan birbirinden bağımsız levhaların (plaka) tektonik hareketlerinden kaynaklanmaktadırlar. Bu kırıklar (faylar) yerel ve küçük olabildikleri gibi yukarıda bahsettiğimiz türden levhaların birbirleriyle etkileştikleri geniş alanlar boyunca da uzanabilirler.

Yer kabuğunun kırılması fay olarak adlandırılmakta ve çoğunlukla tüm yerküreyi oluşturan birbirinden bağımsız levhaların (plaka) tektonik hareketlerinden kaynaklanmaktadırlar. Bu kırıklar (faylar) yerel ve küçük olabildikleri gibi yukarıda bahsettiğimiz türden levhaların birbirleriyle etkileştikleri geniş alanlar boyunca da uzanabilirler.

Yer kabuğunun kırılması fay olarak adlandırılmakta ve çoğunlukla tüm yerküreyi oluşturan birbirinden bağımsız levhaların (plaka) tektonik hareketlerinden kaynaklanmaktadırlar. Bu kırıklar (faylar) yerel ve küçük olabildikleri gibi yukarıda bahsettiğimiz türden levhaların birbirleriyle etkileştikleri geniş alanlar boyunca da uzanabilirler.

15. Soru

Zemin koşullarının etkisi nasıl belirlenir?

Zemin koşullarının etkisi nasıl belirlenir?

Zemin koşullarının etkisi nasıl belirlenir?

Zemin koşullarının etkisi nasıl belirlenir?

Zemin koşullarının etkisi nasıl belirlenir?

Cevap

Tehlikenin ortaya çıkmasında bir başka etken ise zemin koşullarıdır. Odak noktasından başlayarak yayılan ve odak noktasından uzaklaştıkça etkisinin azaldığı gözlemlenen bu dalgaların yerkabuğundaki hareketi farklı zemin ve topoğrafik koşullarında farklı etkilere yol açmaktadır. Başka bir deyişle, bu dalgasal hareket farklı yersel koşullarda daha fazla veya daha az miktarlarda sarsıntılar olarak hissedilir. Bunun da en temel sebebi farklı yer yapısının bu sarsıntıya verdiği tepkilerin farklı olmasıdır (Şekil 5.8). Örneğin; alüvyon birikintisindeki salınım miktarı ile kayalık zemindeki arasında önemli farklar bulunmaktadır.

Tehlikenin ortaya çıkmasında bir başka etken ise zemin koşullarıdır. Odak noktasından başlayarak yayılan ve odak noktasından uzaklaştıkça etkisinin azaldığı gözlemlenen bu dalgaların yerkabuğundaki hareketi farklı zemin ve topoğrafik koşullarında farklı etkilere yol açmaktadır. Başka bir deyişle, bu dalgasal hareket farklı yersel koşullarda daha fazla veya daha az miktarlarda sarsıntılar olarak hissedilir. Bunun da en temel sebebi farklı yer yapısının bu sarsıntıya verdiği tepkilerin farklı olmasıdır (Şekil 5.8). Örneğin; alüvyon birikintisindeki salınım miktarı ile kayalık zemindeki arasında önemli farklar bulunmaktadır.

Tehlikenin ortaya çıkmasında bir başka etken ise zemin koşullarıdır. Odak noktasından başlayarak yayılan ve odak noktasından uzaklaştıkça etkisinin azaldığı gözlemlenen bu dalgaların yerkabuğundaki hareketi farklı zemin ve topoğrafik koşullarında farklı etkilere yol açmaktadır. Başka bir deyişle, bu dalgasal hareket farklı yersel koşullarda daha fazla veya daha az miktarlarda sarsıntılar olarak hissedilir. Bunun da en temel sebebi farklı yer yapısının bu sarsıntıya verdiği tepkilerin farklı olmasıdır (Şekil 5.8). Örneğin; alüvyon birikintisindeki salınım miktarı ile kayalık zemindeki arasında önemli farklar bulunmaktadır.

Tehlikenin ortaya çıkmasında bir başka etken ise zemin koşullarıdır. Odak noktasından başlayarak yayılan ve odak noktasından uzaklaştıkça etkisinin azaldığı gözlemlenen bu dalgaların yerkabuğundaki hareketi farklı zemin ve topoğrafik koşullarında farklı etkilere yol açmaktadır. Başka bir deyişle, bu dalgasal hareket farklı yersel koşullarda daha fazla veya daha az miktarlarda sarsıntılar olarak hissedilir. Bunun da en temel sebebi farklı yer yapısının bu sarsıntıya verdiği tepkilerin farklı olmasıdır (Şekil 5.8). Örneğin; alüvyon birikintisindeki salınım miktarı ile kayalık zemindeki arasında önemli farklar bulunmaktadır.

Tehlikenin ortaya çıkmasında bir başka etken ise zemin koşullarıdır. Odak noktasından başlayarak yayılan ve odak noktasından uzaklaştıkça etkisinin azaldığı gözlemlenen bu dalgaların yerkabuğundaki hareketi farklı zemin ve topoğrafik koşullarında farklı etkilere yol açmaktadır. Başka bir deyişle, bu dalgasal hareket farklı yersel koşullarda daha fazla veya daha az miktarlarda sarsıntılar olarak hissedilir. Bunun da en temel sebebi farklı yer yapısının bu sarsıntıya verdiği tepkilerin farklı olmasıdır (Şekil 5.8). Örneğin; alüvyon birikintisindeki salınım miktarı ile kayalık zemindeki arasında önemli farklar bulunmaktadır.

16. Soru

Mikrobölgeleme etüdü ve haritalarının yapılma amacı nedir? 

Mikrobölgeleme etüdü ve haritalarının yapılma amacı nedir? 

Mikrobölgeleme etüdü ve haritalarının yapılma amacı nedir? 

Mikrobölgeleme etüdü ve haritalarının yapılma amacı nedir? 

Mikrobölgeleme etüdü ve haritalarının yapılma amacı nedir? 

Cevap

Mikrobölgeleme etüdü ve haritaları “en genel tanımıyla, mevcut veya yeni açılacak yerleşim alanla- rındaki tüm tehlikeleri belirlemek, yerel zemin ve tehlike koşullarının yansıtıldığı haritaların üretilmesi amacıyla arazinin jeolojik açıdan modellemesi ile ilgili her türlü araştırma, analiz ve sentezleri içermekte- dir. Belirlenen arazi kullanımı ilkeleri doğrultusunda, afet risklerini en aza indirmek amacıyla yerel zemin durumunun dikkate alındığı afet tehlikelerini ortaya koyan büyük ölçekli (1/5000 veya daha büyük) afet tehlike haritaları olarak tanımlanır ve günümüzde tüm tehlike ve riskleri dikkate alan senaryolar ile kentsel yenileme ve dönüşüm planlamasına girdi sağlayan çalışmalar haline gelmiştir”

Mikrobölgeleme etüdü ve haritaları “en genel tanımıyla, mevcut veya yeni açılacak yerleşim alanla- rındaki tüm tehlikeleri belirlemek, yerel zemin ve tehlike koşullarının yansıtıldığı haritaların üretilmesi amacıyla arazinin jeolojik açıdan modellemesi ile ilgili her türlü araştırma, analiz ve sentezleri içermekte- dir. Belirlenen arazi kullanımı ilkeleri doğrultusunda, afet risklerini en aza indirmek amacıyla yerel zemin durumunun dikkate alındığı afet tehlikelerini ortaya koyan büyük ölçekli (1/5000 veya daha büyük) afet tehlike haritaları olarak tanımlanır ve günümüzde tüm tehlike ve riskleri dikkate alan senaryolar ile kentsel yenileme ve dönüşüm planlamasına girdi sağlayan çalışmalar haline gelmiştir”

Mikrobölgeleme etüdü ve haritaları “en genel tanımıyla, mevcut veya yeni açılacak yerleşim alanla- rındaki tüm tehlikeleri belirlemek, yerel zemin ve tehlike koşullarının yansıtıldığı haritaların üretilmesi amacıyla arazinin jeolojik açıdan modellemesi ile ilgili her türlü araştırma, analiz ve sentezleri içermekte- dir. Belirlenen arazi kullanımı ilkeleri doğrultusunda, afet risklerini en aza indirmek amacıyla yerel zemin durumunun dikkate alındığı afet tehlikelerini ortaya koyan büyük ölçekli (1/5000 veya daha büyük) afet tehlike haritaları olarak tanımlanır ve günümüzde tüm tehlike ve riskleri dikkate alan senaryolar ile kentsel yenileme ve dönüşüm planlamasına girdi sağlayan çalışmalar haline gelmiştir”

Mikrobölgeleme etüdü ve haritaları “en genel tanımıyla, mevcut veya yeni açılacak yerleşim alanla- rındaki tüm tehlikeleri belirlemek, yerel zemin ve tehlike koşullarının yansıtıldığı haritaların üretilmesi amacıyla arazinin jeolojik açıdan modellemesi ile ilgili her türlü araştırma, analiz ve sentezleri içermekte- dir. Belirlenen arazi kullanımı ilkeleri doğrultusunda, afet risklerini en aza indirmek amacıyla yerel zemin durumunun dikkate alındığı afet tehlikelerini ortaya koyan büyük ölçekli (1/5000 veya daha büyük) afet tehlike haritaları olarak tanımlanır ve günümüzde tüm tehlike ve riskleri dikkate alan senaryolar ile kentsel yenileme ve dönüşüm planlamasına girdi sağlayan çalışmalar haline gelmiştir”

Mikrobölgeleme etüdü ve haritaları “en genel tanımıyla, mevcut veya yeni açılacak yerleşim alanla- rındaki tüm tehlikeleri belirlemek, yerel zemin ve tehlike koşullarının yansıtıldığı haritaların üretilmesi amacıyla arazinin jeolojik açıdan modellemesi ile ilgili her türlü araştırma, analiz ve sentezleri içermekte- dir. Belirlenen arazi kullanımı ilkeleri doğrultusunda, afet risklerini en aza indirmek amacıyla yerel zemin durumunun dikkate alındığı afet tehlikelerini ortaya koyan büyük ölçekli (1/5000 veya daha büyük) afet tehlike haritaları olarak tanımlanır ve günümüzde tüm tehlike ve riskleri dikkate alan senaryolar ile kentsel yenileme ve dönüşüm planlamasına girdi sağlayan çalışmalar haline gelmiştir”

17. Soru

Senaryo Deprem ve Hasar Tahminleri nasıl planlanmaktadır?

Senaryo Deprem ve Hasar Tahminleri nasıl planlanmaktadır?

Senaryo Deprem ve Hasar Tahminleri nasıl planlanmaktadır?

Senaryo Deprem ve Hasar Tahminleri nasıl planlanmaktadır?

Senaryo Deprem ve Hasar Tahminleri nasıl planlanmaktadır?

Cevap

Temel olarak, bir deprem sonrasında depremin etkilerinin neler olabileceğini önceden kestirebilmek ve buna bağlı olarak hazırlık yapabilmek için fay hareketinin/kırılmanın nerede, ne büyüklükte bir enerji ile ne kadar genişlikte bir alanda, nasıl bir sarsıntı yaratacağı ve alandaki yapılı çevrenin buna nasıl tepki vereceğinin tahmini gerekir. Baş- ka bir deyişle; bir alandaki deprem tehlikesinin ve olası zarar görebilirliğin ortaya konulabilmesi için, öncelikle aktif fay hatlarının varlığı ve aktif olma durumları, tarihsel depremler ve önceki kırılmaların konumları, deprem oluş sıklığı, hasar dağılım- ları ve zemin problemleri, zemin/toprak yapısının durumu, kayma dalgası hız profilleri (Vs), yer altı su seviyeleri, eğim, yükseklik gibi topoğrafik özellikleri barındıran jeolojik, jeoteknik, ve jeofiziksel verilere ihtiyaç vardır. Burada; senaryo (hedef )bir deprem belirleyerek deprem aktivitesi (çıkardığı enerji büyüklüğü magnitude) ve merkez üssü (yeri ve derinliği) kabulü yapılır. Böylece, bir takım mev- cut yöntemleri kullanarak maksimum yer ivmesinin merkez üssünden dağılımı, deprem dalga hızı, sıvı- laşma tehlikesi ve sismik şiddet haritalarını üretmek mümkün olmaktadır. Bu tehlike durumuna bağlı olarak da etkilenecek yapılı çevreye dair ana yaşam hatları, altyapı ve üstyapının bulundukları zemin koşullarında gösterecekleri direncin/dayanıklılığın fiziksel olarak hesaplanmasının yanı sıra sosyo-eko- nomik kayıpların neler olabileceğini öngörmek, en zayıf ve kritik bölgelerin belirlenmesinde katkı sağ- layacaktır (JICA ve İBB 2002, AİG 2006).

Temel olarak, bir deprem sonrasında depremin etkilerinin neler olabileceğini önceden kestirebilmek ve buna bağlı olarak hazırlık yapabilmek için fay hareketinin/kırılmanın nerede, ne büyüklükte bir enerji ile ne kadar genişlikte bir alanda, nasıl bir sarsıntı yaratacağı ve alandaki yapılı çevrenin buna nasıl tepki vereceğinin tahmini gerekir. Baş- ka bir deyişle; bir alandaki deprem tehlikesinin ve olası zarar görebilirliğin ortaya konulabilmesi için, öncelikle aktif fay hatlarının varlığı ve aktif olma durumları, tarihsel depremler ve önceki kırılmaların konumları, deprem oluş sıklığı, hasar dağılım- ları ve zemin problemleri, zemin/toprak yapısının durumu, kayma dalgası hız profilleri (Vs), yer altı su seviyeleri, eğim, yükseklik gibi topoğrafik özellikleri barındıran jeolojik, jeoteknik, ve jeofiziksel verilere ihtiyaç vardır. Burada; senaryo (hedef )bir deprem belirleyerek deprem aktivitesi (çıkardığı enerji büyüklüğü magnitude) ve merkez üssü (yeri ve derinliği) kabulü yapılır. Böylece, bir takım mev- cut yöntemleri kullanarak maksimum yer ivmesinin merkez üssünden dağılımı, deprem dalga hızı, sıvı- laşma tehlikesi ve sismik şiddet haritalarını üretmek mümkün olmaktadır. Bu tehlike durumuna bağlı olarak da etkilenecek yapılı çevreye dair ana yaşam hatları, altyapı ve üstyapının bulundukları zemin koşullarında gösterecekleri direncin/dayanıklılığın fiziksel olarak hesaplanmasının yanı sıra sosyo-eko- nomik kayıpların neler olabileceğini öngörmek, en zayıf ve kritik bölgelerin belirlenmesinde katkı sağ- layacaktır (JICA ve İBB 2002, AİG 2006).

Temel olarak, bir deprem sonrasında depremin etkilerinin neler olabileceğini önceden kestirebilmek ve buna bağlı olarak hazırlık yapabilmek için fay hareketinin/kırılmanın nerede, ne büyüklükte bir enerji ile ne kadar genişlikte bir alanda, nasıl bir sarsıntı yaratacağı ve alandaki yapılı çevrenin buna nasıl tepki vereceğinin tahmini gerekir. Baş- ka bir deyişle; bir alandaki deprem tehlikesinin ve olası zarar görebilirliğin ortaya konulabilmesi için, öncelikle aktif fay hatlarının varlığı ve aktif olma durumları, tarihsel depremler ve önceki kırılmaların konumları, deprem oluş sıklığı, hasar dağılım- ları ve zemin problemleri, zemin/toprak yapısının durumu, kayma dalgası hız profilleri (Vs), yer altı su seviyeleri, eğim, yükseklik gibi topoğrafik özellikleri barındıran jeolojik, jeoteknik, ve jeofiziksel verilere ihtiyaç vardır. Burada; senaryo (hedef )bir deprem belirleyerek deprem aktivitesi (çıkardığı enerji büyüklüğü magnitude) ve merkez üssü (yeri ve derinliği) kabulü yapılır. Böylece, bir takım mev- cut yöntemleri kullanarak maksimum yer ivmesinin merkez üssünden dağılımı, deprem dalga hızı, sıvı- laşma tehlikesi ve sismik şiddet haritalarını üretmek mümkün olmaktadır. Bu tehlike durumuna bağlı olarak da etkilenecek yapılı çevreye dair ana yaşam hatları, altyapı ve üstyapının bulundukları zemin koşullarında gösterecekleri direncin/dayanıklılığın fiziksel olarak hesaplanmasının yanı sıra sosyo-eko- nomik kayıpların neler olabileceğini öngörmek, en zayıf ve kritik bölgelerin belirlenmesinde katkı sağ- layacaktır (JICA ve İBB 2002, AİG 2006).

Temel olarak, bir deprem sonrasında depremin etkilerinin neler olabileceğini önceden kestirebilmek ve buna bağlı olarak hazırlık yapabilmek için fay hareketinin/kırılmanın nerede, ne büyüklükte bir enerji ile ne kadar genişlikte bir alanda, nasıl bir sarsıntı yaratacağı ve alandaki yapılı çevrenin buna nasıl tepki vereceğinin tahmini gerekir. Baş- ka bir deyişle; bir alandaki deprem tehlikesinin ve olası zarar görebilirliğin ortaya konulabilmesi için, öncelikle aktif fay hatlarının varlığı ve aktif olma durumları, tarihsel depremler ve önceki kırılmaların konumları, deprem oluş sıklığı, hasar dağılım- ları ve zemin problemleri, zemin/toprak yapısının durumu, kayma dalgası hız profilleri (Vs), yer altı su seviyeleri, eğim, yükseklik gibi topoğrafik özellikleri barındıran jeolojik, jeoteknik, ve jeofiziksel verilere ihtiyaç vardır. Burada; senaryo (hedef )bir deprem belirleyerek deprem aktivitesi (çıkardığı enerji büyüklüğü magnitude) ve merkez üssü (yeri ve derinliği) kabulü yapılır. Böylece, bir takım mev- cut yöntemleri kullanarak maksimum yer ivmesinin merkez üssünden dağılımı, deprem dalga hızı, sıvı- laşma tehlikesi ve sismik şiddet haritalarını üretmek mümkün olmaktadır. Bu tehlike durumuna bağlı olarak da etkilenecek yapılı çevreye dair ana yaşam hatları, altyapı ve üstyapının bulundukları zemin koşullarında gösterecekleri direncin/dayanıklılığın fiziksel olarak hesaplanmasının yanı sıra sosyo-eko- nomik kayıpların neler olabileceğini öngörmek, en zayıf ve kritik bölgelerin belirlenmesinde katkı sağ- layacaktır (JICA ve İBB 2002, AİG 2006).

Temel olarak, bir deprem sonrasında depremin etkilerinin neler olabileceğini önceden kestirebilmek ve buna bağlı olarak hazırlık yapabilmek için fay hareketinin/kırılmanın nerede, ne büyüklükte bir enerji ile ne kadar genişlikte bir alanda, nasıl bir sarsıntı yaratacağı ve alandaki yapılı çevrenin buna nasıl tepki vereceğinin tahmini gerekir. Baş- ka bir deyişle; bir alandaki deprem tehlikesinin ve olası zarar görebilirliğin ortaya konulabilmesi için, öncelikle aktif fay hatlarının varlığı ve aktif olma durumları, tarihsel depremler ve önceki kırılmaların konumları, deprem oluş sıklığı, hasar dağılım- ları ve zemin problemleri, zemin/toprak yapısının durumu, kayma dalgası hız profilleri (Vs), yer altı su seviyeleri, eğim, yükseklik gibi topoğrafik özellikleri barındıran jeolojik, jeoteknik, ve jeofiziksel verilere ihtiyaç vardır. Burada; senaryo (hedef )bir deprem belirleyerek deprem aktivitesi (çıkardığı enerji büyüklüğü magnitude) ve merkez üssü (yeri ve derinliği) kabulü yapılır. Böylece, bir takım mev- cut yöntemleri kullanarak maksimum yer ivmesinin merkez üssünden dağılımı, deprem dalga hızı, sıvı- laşma tehlikesi ve sismik şiddet haritalarını üretmek mümkün olmaktadır. Bu tehlike durumuna bağlı olarak da etkilenecek yapılı çevreye dair ana yaşam hatları, altyapı ve üstyapının bulundukları zemin koşullarında gösterecekleri direncin/dayanıklılığın fiziksel olarak hesaplanmasının yanı sıra sosyo-eko- nomik kayıpların neler olabileceğini öngörmek, en zayıf ve kritik bölgelerin belirlenmesinde katkı sağ- layacaktır (JICA ve İBB 2002, AİG 2006).

18. Soru

Risk Haritalama ve Planlamanın önemi nedir?

Risk Haritalama ve Planlamanın önemi nedir?

Risk Haritalama ve Planlamanın önemi nedir?

Risk Haritalama ve Planlamanın önemi nedir?

Risk Haritalama ve Planlamanın önemi nedir?

Cevap

Tehlikenin belirli alanlar için ortaya konulmasının yanı sıra bir takım olasılık hesaplarına dayanan haritalama yönetimleri kullanılarak belirli zaman aralıkları için olası şiddet oranları ve olasılıklarına dair kestirimler yapılabilmekte ve bunlar mekansallaştırılabilmektedir. Örneğin Japonya’da 2010 yılında üretilmiş olasılıksal sismik tehlike haritası ile tüm Japonya’nın o tarihten itibaren gelecek 30 yıl içinde belirli bir şiddet seviyesinin üzerinde bir sismik aktivite ile karşılaşma olasılıkları belirlenebilmektedir (Resim 5.8). En koyu kırmızı renkle ifade edilmek istenen; bu alanların böyle bir şiddetteki (Japon Meteoroloji Ajansının şiddet birimine göre 6 ve üstü şiddetlerdeki) deprem veya depremlerle gelecek 30 yıl içinde karşılaşma olasılığının yüksek olduğudur.

Bu olasılığı, fay sistemlerin bulundukları yerden başka yerlere taşınması gibi herhangi bir müdahale ile değiştirmek mümkün olamadığı için böyle bir haritada üretilen bilgi oldukça gereklidir. Dolayısıyla bu harita kullanılarak olasılığı yüksek olan alanlardaki kayıp senaryolarının ortaya konulması sağlanabilmekte ve buradaki kayıplar dikkate alınarak bir derecelendirme ve önceliklendirme yapılarak güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına öncelik tanıyan stratejik yatırım kararları almak mümkün olabilmektedir. Yeni yerleşim alanları için karar geliştirirken ise eğer imkanlar dahilinde ise yine yük- sek olasılığa sahip alanlara yerleşimden kaçınarak görece daha güvenli alanlara yerleşmeyi yönlendirmek gibi kararlar verilebilmektedir.

Tehlikenin belirli alanlar için ortaya konulmasının yanı sıra bir takım olasılık hesaplarına dayanan haritalama yönetimleri kullanılarak belirli zaman aralıkları için olası şiddet oranları ve olasılıklarına dair kestirimler yapılabilmekte ve bunlar mekansallaştırılabilmektedir. Örneğin Japonya’da 2010 yılında üretilmiş olasılıksal sismik tehlike haritası ile tüm Japonya’nın o tarihten itibaren gelecek 30 yıl içinde belirli bir şiddet seviyesinin üzerinde bir sismik aktivite ile karşılaşma olasılıkları belirlenebilmektedir (Resim 5.8). En koyu kırmızı renkle ifade edilmek istenen; bu alanların böyle bir şiddetteki (Japon Meteoroloji Ajansının şiddet birimine göre 6 ve üstü şiddetlerdeki) deprem veya depremlerle gelecek 30 yıl içinde karşılaşma olasılığının yüksek olduğudur.

Bu olasılığı, fay sistemlerin bulundukları yerden başka yerlere taşınması gibi herhangi bir müdahale ile değiştirmek mümkün olamadığı için böyle bir haritada üretilen bilgi oldukça gereklidir. Dolayısıyla bu harita kullanılarak olasılığı yüksek olan alanlardaki kayıp senaryolarının ortaya konulması sağlanabilmekte ve buradaki kayıplar dikkate alınarak bir derecelendirme ve önceliklendirme yapılarak güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına öncelik tanıyan stratejik yatırım kararları almak mümkün olabilmektedir. Yeni yerleşim alanları için karar geliştirirken ise eğer imkanlar dahilinde ise yine yük- sek olasılığa sahip alanlara yerleşimden kaçınarak görece daha güvenli alanlara yerleşmeyi yönlendirmek gibi kararlar verilebilmektedir.

Tehlikenin belirli alanlar için ortaya konulmasının yanı sıra bir takım olasılık hesaplarına dayanan haritalama yönetimleri kullanılarak belirli zaman aralıkları için olası şiddet oranları ve olasılıklarına dair kestirimler yapılabilmekte ve bunlar mekansallaştırılabilmektedir. Örneğin Japonya’da 2010 yılında üretilmiş olasılıksal sismik tehlike haritası ile tüm Japonya’nın o tarihten itibaren gelecek 30 yıl içinde belirli bir şiddet seviyesinin üzerinde bir sismik aktivite ile karşılaşma olasılıkları belirlenebilmektedir (Resim 5.8). En koyu kırmızı renkle ifade edilmek istenen; bu alanların böyle bir şiddetteki (Japon Meteoroloji Ajansının şiddet birimine göre 6 ve üstü şiddetlerdeki) deprem veya depremlerle gelecek 30 yıl içinde karşılaşma olasılığının yüksek olduğudur.

Bu olasılığı, fay sistemlerin bulundukları yerden başka yerlere taşınması gibi herhangi bir müdahale ile değiştirmek mümkün olamadığı için böyle bir haritada üretilen bilgi oldukça gereklidir. Dolayısıyla bu harita kullanılarak olasılığı yüksek olan alanlardaki kayıp senaryolarının ortaya konulması sağlanabilmekte ve buradaki kayıplar dikkate alınarak bir derecelendirme ve önceliklendirme yapılarak güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına öncelik tanıyan stratejik yatırım kararları almak mümkün olabilmektedir. Yeni yerleşim alanları için karar geliştirirken ise eğer imkanlar dahilinde ise yine yük- sek olasılığa sahip alanlara yerleşimden kaçınarak görece daha güvenli alanlara yerleşmeyi yönlendirmek gibi kararlar verilebilmektedir.

Tehlikenin belirli alanlar için ortaya konulmasının yanı sıra bir takım olasılık hesaplarına dayanan haritalama yönetimleri kullanılarak belirli zaman aralıkları için olası şiddet oranları ve olasılıklarına dair kestirimler yapılabilmekte ve bunlar mekansallaştırılabilmektedir. Örneğin Japonya’da 2010 yılında üretilmiş olasılıksal sismik tehlike haritası ile tüm Japonya’nın o tarihten itibaren gelecek 30 yıl içinde belirli bir şiddet seviyesinin üzerinde bir sismik aktivite ile karşılaşma olasılıkları belirlenebilmektedir (Resim 5.8). En koyu kırmızı renkle ifade edilmek istenen; bu alanların böyle bir şiddetteki (Japon Meteoroloji Ajansının şiddet birimine göre 6 ve üstü şiddetlerdeki) deprem veya depremlerle gelecek 30 yıl içinde karşılaşma olasılığının yüksek olduğudur.

Bu olasılığı, fay sistemlerin bulundukları yerden başka yerlere taşınması gibi herhangi bir müdahale ile değiştirmek mümkün olamadığı için böyle bir haritada üretilen bilgi oldukça gereklidir. Dolayısıyla bu harita kullanılarak olasılığı yüksek olan alanlardaki kayıp senaryolarının ortaya konulması sağlanabilmekte ve buradaki kayıplar dikkate alınarak bir derecelendirme ve önceliklendirme yapılarak güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına öncelik tanıyan stratejik yatırım kararları almak mümkün olabilmektedir. Yeni yerleşim alanları için karar geliştirirken ise eğer imkanlar dahilinde ise yine yük- sek olasılığa sahip alanlara yerleşimden kaçınarak görece daha güvenli alanlara yerleşmeyi yönlendirmek gibi kararlar verilebilmektedir.

Tehlikenin belirli alanlar için ortaya konulmasının yanı sıra bir takım olasılık hesaplarına dayanan haritalama yönetimleri kullanılarak belirli zaman aralıkları için olası şiddet oranları ve olasılıklarına dair kestirimler yapılabilmekte ve bunlar mekansallaştırılabilmektedir. Örneğin Japonya’da 2010 yılında üretilmiş olasılıksal sismik tehlike haritası ile tüm Japonya’nın o tarihten itibaren gelecek 30 yıl içinde belirli bir şiddet seviyesinin üzerinde bir sismik aktivite ile karşılaşma olasılıkları belirlenebilmektedir (Resim 5.8). En koyu kırmızı renkle ifade edilmek istenen; bu alanların böyle bir şiddetteki (Japon Meteoroloji Ajansının şiddet birimine göre 6 ve üstü şiddetlerdeki) deprem veya depremlerle gelecek 30 yıl içinde karşılaşma olasılığının yüksek olduğudur.

Bu olasılığı, fay sistemlerin bulundukları yerden başka yerlere taşınması gibi herhangi bir müdahale ile değiştirmek mümkün olamadığı için böyle bir haritada üretilen bilgi oldukça gereklidir. Dolayısıyla bu harita kullanılarak olasılığı yüksek olan alanlardaki kayıp senaryolarının ortaya konulması sağlanabilmekte ve buradaki kayıplar dikkate alınarak bir derecelendirme ve önceliklendirme yapılarak güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına öncelik tanıyan stratejik yatırım kararları almak mümkün olabilmektedir. Yeni yerleşim alanları için karar geliştirirken ise eğer imkanlar dahilinde ise yine yük- sek olasılığa sahip alanlara yerleşimden kaçınarak görece daha güvenli alanlara yerleşmeyi yönlendirmek gibi kararlar verilebilmektedir.

19. Soru

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler nelerdir?

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler nelerdir?

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler nelerdir?

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler nelerdir?

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler nelerdir?

Cevap

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler şöyle sıralanmaktadır (Merz vd. 2007):

  • Suyun yükselme oranı (yağış yoğunluğu) bilinmelidir

  • Su baskını su yüksekliği ki bu taşkın frekans eğrisinden elde edilen senaryo debilerle belirlenir

  • Akış hızı (havzanın jeomorfolojisiyle ilgilidir)

  • Taşkın halinde suyun bekleme süresi (toprağın suyu filtre etme oranına ve drenaj kapasitesine bağlıdır)

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler şöyle sıralanmaktadır (Merz vd. 2007):

  • Suyun yükselme oranı (yağış yoğunluğu) bilinmelidir

  • Su baskını su yüksekliği ki bu taşkın frekans eğrisinden elde edilen senaryo debilerle belirlenir

  • Akış hızı (havzanın jeomorfolojisiyle ilgilidir)

  • Taşkın halinde suyun bekleme süresi (toprağın suyu filtre etme oranına ve drenaj kapasitesine bağlıdır)

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler şöyle sıralanmaktadır (Merz vd. 2007):

  • Suyun yükselme oranı (yağış yoğunluğu) bilinmelidir

  • Su baskını su yüksekliği ki bu taşkın frekans eğrisinden elde edilen senaryo debilerle belirlenir

  • Akış hızı (havzanın jeomorfolojisiyle ilgilidir)

  • Taşkın halinde suyun bekleme süresi (toprağın suyu filtre etme oranına ve drenaj kapasitesine bağlıdır)

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler şöyle sıralanmaktadır (Merz vd. 2007):

  • Suyun yükselme oranı (yağış yoğunluğu) bilinmelidir

  • Su baskını su yüksekliği ki bu taşkın frekans eğrisinden elde edilen senaryo debilerle belirlenir

  • Akış hızı (havzanın jeomorfolojisiyle ilgilidir)

  • Taşkın halinde suyun bekleme süresi (toprağın suyu filtre etme oranına ve drenaj kapasitesine bağlıdır)

Taşkınların şiddetini etkileyen temel faktörler şöyle sıralanmaktadır (Merz vd. 2007):

  • Suyun yükselme oranı (yağış yoğunluğu) bilinmelidir

  • Su baskını su yüksekliği ki bu taşkın frekans eğrisinden elde edilen senaryo debilerle belirlenir

  • Akış hızı (havzanın jeomorfolojisiyle ilgilidir)

  • Taşkın halinde suyun bekleme süresi (toprağın suyu filtre etme oranına ve drenaj kapasitesine bağlıdır)

20. Soru

Kronik taşkın geçmişi olan ve farklı havza özelliklerine sahip bir grup kentin detaylı imar planlama çalışmaları, mekânsal büyümesi ve afet geçmişi incelendiğinde ortaklaşan bir takım planlama yanlışları olduğu ve bunların zaman içinde zarargörebilirlikleri artırdığı göze çarpmaktadır, bu yanlışların en dikkat çekicileri hangileridir?

Kronik taşkın geçmişi olan ve farklı havza özelliklerine sahip bir grup kentin detaylı imar planlama çalışmaları, mekânsal büyümesi ve afet geçmişi incelendiğinde ortaklaşan bir takım planlama yanlışları olduğu ve bunların zaman içinde zarargörebilirlikleri artırdığı göze çarpmaktadır, bu yanlışların en dikkat çekicileri hangileridir?

Kronik taşkın geçmişi olan ve farklı havza özelliklerine sahip bir grup kentin detaylı imar planlama çalışmaları, mekânsal büyümesi ve afet geçmişi incelendiğinde ortaklaşan bir takım planlama yanlışları olduğu ve bunların zaman içinde zarargörebilirlikleri artırdığı göze çarpmaktadır, bu yanlışların en dikkat çekicileri hangileridir?

Kronik taşkın geçmişi olan ve farklı havza özelliklerine sahip bir grup kentin detaylı imar planlama çalışmaları, mekânsal büyümesi ve afet geçmişi incelendiğinde ortaklaşan bir takım planlama yanlışları olduğu ve bunların zaman içinde zarargörebilirlikleri artırdığı göze çarpmaktadır, bu yanlışların en dikkat çekicileri hangileridir?

Kronik taşkın geçmişi olan ve farklı havza özelliklerine sahip bir grup kentin detaylı imar planlama çalışmaları, mekânsal büyümesi ve afet geçmişi incelendiğinde ortaklaşan bir takım planlama yanlışları olduğu ve bunların zaman içinde zarargörebilirlikleri artırdığı göze çarpmaktadır, bu yanlışların en dikkat çekicileri hangileridir?

Cevap

Bu yanlışlardan en dikkat çekenlerinden bazıları şunlar olmaktadır:

  • Kentler içinden geçen akarsu ve kollarının, onları barındıran yatakların kısmen veya bazı durumlarda tamamen kapalı kanallar haline getirilerek araç yolları ve kamu binaları gibi kamusal tesis ve hizmetlerle, bir takım kentsel kullanımlara açılması sonucu doğal akışın engellenmesi,

  • Bir havzanın sahip olduğu hidro-meteorolojik sistem bütününün koşulları gereği, bir yerelde üstünkörü yapılan müdahaleler ile taşkın probleminin o yerelde geçici olarak çözülmesi ile problemin o havzada bulunan başka bir yerleşmeye ötelenmesi.

  • Çeşitli kentsel ihtiyaçların baskısı nedeniyle açık alanlar, parklar, orman alanları, vadiler, sulak alanlar ve tarım alanları gibi su geçirgen yüzeylerin giderek azalarak yerini daha az veya hiç geçirgen olmayan sert yüzeylere bırakması,

  • Belediyelerin imar planlarında taşkına maruz alanları ve akarsu yataklarını korumak ya da taşkın önlemeye yönelik uygulamalar yaparak değerlendirmek yerine uygun olmayan müdahalelerle bu alanları gelişmeye açması,

  • Kanalizasyon ve yağmursuyu drenajının birlikte yapılması ve zaman içinde bu sistemlerin tasarım kapasitelerinin artan kentsel yoğunluklar nedeniyle yetersiz kalması gözlenmektedir.

Bu yanlışlardan en dikkat çekenlerinden bazıları şunlar olmaktadır:

  • Kentler içinden geçen akarsu ve kollarının, onları barındıran yatakların kısmen veya bazı durumlarda tamamen kapalı kanallar haline getirilerek araç yolları ve kamu binaları gibi kamusal tesis ve hizmetlerle, bir takım kentsel kullanımlara açılması sonucu doğal akışın engellenmesi,

  • Bir havzanın sahip olduğu hidro-meteorolojik sistem bütününün koşulları gereği, bir yerelde üstünkörü yapılan müdahaleler ile taşkın probleminin o yerelde geçici olarak çözülmesi ile problemin o havzada bulunan başka bir yerleşmeye ötelenmesi.

  • Çeşitli kentsel ihtiyaçların baskısı nedeniyle açık alanlar, parklar, orman alanları, vadiler, sulak alanlar ve tarım alanları gibi su geçirgen yüzeylerin giderek azalarak yerini daha az veya hiç geçirgen olmayan sert yüzeylere bırakması,

  • Belediyelerin imar planlarında taşkına maruz alanları ve akarsu yataklarını korumak ya da taşkın önlemeye yönelik uygulamalar yaparak değerlendirmek yerine uygun olmayan müdahalelerle bu alanları gelişmeye açması,

  • Kanalizasyon ve yağmursuyu drenajının birlikte yapılması ve zaman içinde bu sistemlerin tasarım kapasitelerinin artan kentsel yoğunluklar nedeniyle yetersiz kalması gözlenmektedir.

Bu yanlışlardan en dikkat çekenlerinden bazıları şunlar olmaktadır:

  • Kentler içinden geçen akarsu ve kollarının, onları barındıran yatakların kısmen veya bazı durumlarda tamamen kapalı kanallar haline getirilerek araç yolları ve kamu binaları gibi kamusal tesis ve hizmetlerle, bir takım kentsel kullanımlara açılması sonucu doğal akışın engellenmesi,

  • Bir havzanın sahip olduğu hidro-meteorolojik sistem bütününün koşulları gereği, bir yerelde üstünkörü yapılan müdahaleler ile taşkın probleminin o yerelde geçici olarak çözülmesi ile problemin o havzada bulunan başka bir yerleşmeye ötelenmesi.

  • Çeşitli kentsel ihtiyaçların baskısı nedeniyle açık alanlar, parklar, orman alanları, vadiler, sulak alanlar ve tarım alanları gibi su geçirgen yüzeylerin giderek azalarak yerini daha az veya hiç geçirgen olmayan sert yüzeylere bırakması,

  • Belediyelerin imar planlarında taşkına maruz alanları ve akarsu yataklarını korumak ya da taşkın önlemeye yönelik uygulamalar yaparak değerlendirmek yerine uygun olmayan müdahalelerle bu alanları gelişmeye açması,

  • Kanalizasyon ve yağmursuyu drenajının birlikte yapılması ve zaman içinde bu sistemlerin tasarım kapasitelerinin artan kentsel yoğunluklar nedeniyle yetersiz kalması gözlenmektedir.

Bu yanlışlardan en dikkat çekenlerinden bazıları şunlar olmaktadır:

  • Kentler içinden geçen akarsu ve kollarının, onları barındıran yatakların kısmen veya bazı durumlarda tamamen kapalı kanallar haline getirilerek araç yolları ve kamu binaları gibi kamusal tesis ve hizmetlerle, bir takım kentsel kullanımlara açılması sonucu doğal akışın engellenmesi,

  • Bir havzanın sahip olduğu hidro-meteorolojik sistem bütününün koşulları gereği, bir yerelde üstünkörü yapılan müdahaleler ile taşkın probleminin o yerelde geçici olarak çözülmesi ile problemin o havzada bulunan başka bir yerleşmeye ötelenmesi.

  • Çeşitli kentsel ihtiyaçların baskısı nedeniyle açık alanlar, parklar, orman alanları, vadiler, sulak alanlar ve tarım alanları gibi su geçirgen yüzeylerin giderek azalarak yerini daha az veya hiç geçirgen olmayan sert yüzeylere bırakması,

  • Belediyelerin imar planlarında taşkına maruz alanları ve akarsu yataklarını korumak ya da taşkın önlemeye yönelik uygulamalar yaparak değerlendirmek yerine uygun olmayan müdahalelerle bu alanları gelişmeye açması,

  • Kanalizasyon ve yağmursuyu drenajının birlikte yapılması ve zaman içinde bu sistemlerin tasarım kapasitelerinin artan kentsel yoğunluklar nedeniyle yetersiz kalması gözlenmektedir.

Bu yanlışlardan en dikkat çekenlerinden bazıları şunlar olmaktadır:

  • Kentler içinden geçen akarsu ve kollarının, onları barındıran yatakların kısmen veya bazı durumlarda tamamen kapalı kanallar haline getirilerek araç yolları ve kamu binaları gibi kamusal tesis ve hizmetlerle, bir takım kentsel kullanımlara açılması sonucu doğal akışın engellenmesi,

  • Bir havzanın sahip olduğu hidro-meteorolojik sistem bütününün koşulları gereği, bir yerelde üstünkörü yapılan müdahaleler ile taşkın probleminin o yerelde geçici olarak çözülmesi ile problemin o havzada bulunan başka bir yerleşmeye ötelenmesi.

  • Çeşitli kentsel ihtiyaçların baskısı nedeniyle açık alanlar, parklar, orman alanları, vadiler, sulak alanlar ve tarım alanları gibi su geçirgen yüzeylerin giderek azalarak yerini daha az veya hiç geçirgen olmayan sert yüzeylere bırakması,

  • Belediyelerin imar planlarında taşkına maruz alanları ve akarsu yataklarını korumak ya da taşkın önlemeye yönelik uygulamalar yaparak değerlendirmek yerine uygun olmayan müdahalelerle bu alanları gelişmeye açması,

  • Kanalizasyon ve yağmursuyu drenajının birlikte yapılması ve zaman içinde bu sistemlerin tasarım kapasitelerinin artan kentsel yoğunluklar nedeniyle yetersiz kalması gözlenmektedir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.