Kamu Özel Kesim Yapısı Ve İlişkileri Dersi 8. Ünite Özet

29.07.2022
14
A+
A-

Kamu-Özel Birlikteliğinde Yönetilen Kuruluşlar

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Kamu Özel Kesim Yapısı Ve İlişkileri Dersi 8. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Kamu-Özel Birlikteliğinde Yönetilen Kuruluşlar

Giriş

Kamu yönetiminin bütünlüğü aslında üniter devlet olmanın bir gereğidir. Burada bütünlük kamu ve özel veya kamu-özel birlikteliğinde yönetilen kurumları kapsar.

Kamu yönetimi, kamu hukukuna göre kurulan, mülkiyeti ve kuruluş sermayesinin çoğunluğu kamuya ait olan ve merkezi yönetim, yerinden yönetim ve fonksiyonel yerinden yönetim kuruluşları gibi çeşitli birimlerden meydana gelir. Özel yönetim ise özel şahıslar tarafından kurulan ve mülkiyeti özel şahıslara ait olan, özel hukuk hükümlerine göre kurulan ve yürütülen kuruluşları kapsar. Aslında bütün bu birimler, bir bütünün yani sistemin parçalarıdır. Kısaca kamu ve özel kesim bir sistemin alt sistemlerini veya unsurlarını oluşturur. Sistemin alt unsurları ile ilişkiyi, “hiyerarşik” ve “idari vesayet” denetimleri sağlar.

Örgütlerin üstlendiği yeni roller ve fonksiyonlar aynı zamanda kamu ve özel örgütlerin birlikteliğini zorunlu kılmaktadır. Aynı zamanda rekabetin uluslararası boyut kazanması da kamu özel birlikteliğini zorunlu hâle getirmektedir. Bütün bu nedenlerle bugün adına “yeni kamu yönetimi” denilen bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Yeni kamu yönetim yaklaşımı ve felsefesi özel sektör doğrultusunda yapılanmayı gerekli kılmaktadır. Bu durum, neo-liberal yaklaşımın etkisi ile sınırlı bir devlet ve gelişmiş bir özel sektör anlayışını gerekli kılmaktadır.

Milli Prodüktivite Merkezi

Ülkemizde ekonomik kalkınmaya destek sağlamak, kurum ve kuruluşların verimliliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla çeşitli kurum ve kuruluşlar oluşturulmaktadır. Bu kurumlardan biri de Milli Prodüktivite Merkezi (MPM)’dir. Milli Prodüktivite Merkezi kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliği sahip, bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabi bir kurumdur. Milli Prodüktivite Merkezi görevlerini belli organları kanalıyla yürütür. MPM Kanunu’nun 3.maddesinde bu organlar şu şekilde sayılmıştır: Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Danışma Kurulu. MPM’nin diğer bir organı da Genel Sekreterdir.

Türk Standartları Enstitüsü ve Türkiye İstatistik Kurumu

Mal ve hizmetin kalitesini standarda bağlama ihtiyacı, Türk Standartları Enstitüsü gibi bir kurumun ortaya çıkmasını sağlamıştır. “Yalnız Türk Standartları Enstitüsü tarafından kabul edilen standartlar Türk Standardı adını alır” diyerek de TSE’nin asıl görevinin “standart belirlemek” olduğu belirtilmiştir. Türk Standartları Enstitüsü ülkemizin uluslararası düzeyde rekabet gücünü artırmak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak ve toplumun yaşam düzeyini yükseltmek için; standardizasyon, uygunluk değerlendirme, deney ve kalibrasyon (ölçümleme) faaliyetlerini tarafsız, bağımsız, etkin ve güvenilir olarak sağlamak amacıyla kurulmuştur. Enstitü, tüzel kişiliği haiz, özel hukuk hükümlerine göre yönetilen bir Kamu Kurumudur. TSE’nin organlarını 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 552. maddesi; Genel Kurul, Teknik Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu ile İhtisas Kurulları şeklinde saymıştır.

Doğru kararın en güvenilir aracı, doğru bilgidir ve istatistiğin temel amacı da doğru bilgi sağlamaktır. Doğru bilgi, doğru yorum ve doğru karar sürecinde araştırmacılar, politikacılar, karar alıcılar ve tüm bireyler istatistiki bilgilere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla ülkemizde Türk İstatistik Enstitüsü kurulmuştur. Osmanlı yönetiminde istatistiksel bilgi ve yöntemlerden yararlanma 19. yüzyılda reform süreci ile başlamıştır. 1830 tarihli nüfus sayımı bunun ilk örneğidir. Cumhuriyet döneminde 1926 yılında “Merkezi İstatistik Dairesi” kurulmuştur. 1930, 1554 Sayılı Kanun ile “İstatistik Umum Müdürlüğü” adını almıştır. 1945 yılında kurumun adı “İstatistik Genel Müdürlüğü” olarak değiştirilmiştir. Kurum 1962 yılında “Devlet İstatistik Enstitüsü” adı altında yeniden yapılanmıştır. 2005 yılında 5429 Sayılı Türkiye İstatistik Kanunu ile “Türkiye İstatistik Kurumu” kurulmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu; İstatistik Konseyi ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı’ndan oluşmuştur. Kurum Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlıdır.

Türk Akreditasyon Kurumu

Akreditasyon (denklik) sözcüğü İktisat Terimleri Sözlüğüne göre “kuruluşların, üçüncü bir tarafça belirlenen teknik ölçütlere göre çalıştığının bağımsız ve tarafsız bir kuruluş tarafından onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesi” anlamına gelmektedir. Ülkemizde akreditasyon faaliyetlerini yürütmek amacıyla 1999 yılında Türk Akreditasyon Kurumu kurulmuştur. 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 631. Maddesine göre Akreditasyon sözcüğü “Kurum tarafından; laboratuvarların, muayene ve belgelendirme kuruluşlarının ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre değerlendirilmesi, onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesi” şeklinde, akredite etmek ise “ilgili mevzuat çerçevesinde ihtiyarî veya zorunlu alanlarda, özel veya kamu laboratuvarlarının, muayene ve belgelendirme kuruluşlarının ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre faaliyet gösterdiğinin Kurum tarafından onaylanması” olarak belirtilmiştir. Türk Akreditasyon Kurumu Kanunu’nda denetleme kavramı “bir kuruluşun faaliyetlerinin, kullandığı laboratuvar, sistemler ve personelinin tanımlanmış düzenlemelere ve/veya standartlara uygun olup olmadığının belirlenmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Kararnamenin 633. Maddesi kurumun organlarını; Danışma Kurulu, Yönetim Kurulu, Genel Sekreterlik şeklinde saymıştır.

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve Endüstri Bölgeleri

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri, ileri teknoloji yardımıyla mal ve hizmet üretmek isteyen girişimcilerin, araştırmacıların ve akademisyenlerin sınaî ve ticari faaliyetlerini üniversitelerin yakınında elverişli bir ortamda yürütebilmelerine ve bu üniversitelerin olanaklarından yararlanabilmelerine imkan vermek için kurulmuş akademik, sosyal ve kültürel araştırma siteleridir. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin temel kurulma amacı, ürün kalitesinin veya standardının yükseltilmesi, verimliliğin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, teknolojik bilginin ticarileştirilmesi, teknoloji yoğun yatırım ve girişimciliğin desteklenmesidir. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin vizyonu ise; küreselleşen dünyada yerini almış ve ekonomik gücü yüksek bir Türkiye, araştırma sonuçlarının ekonomik değere dönüştürülmesi, üniversitelerin sahip olduğu gelişmiş insan gücünün ve altyapı olanaklarının ekonomik değer yaratılmasında kullanılması ve akademik bilginin ticarileştirilmesi, yenilikçi ileri teknoloji ürünlerinin yurtdışına pazarlanması ve bu alanda yabancı sermayenin ülkemize çekilmesi şeklinde belirlenmiştir. Bir yerde Teknoloji Geliştirme Bölgesinin kurulması için öngörülen alanda veya Bölgenin bulunduğu ilin sınırları içinde üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsünün bulunması gerekir. Bunların bulunmaması durumunda kamu AR-GE merkez veya enstitüsünün bulunması ve yörede yeterli AR-GE, sanayi potansiyelinin bulunması ve finansal yeterlilik şartı aranır.

Endüstri Bölgeleri yatırımları teşvik etmek, yurt dışında çalışan Türk işçilerinin tasarruflarını Türkiye’de yatırıma yönlendirmek ve yabancı sermaye girişinin artmasını sağlamak amacıyla kurulan üretim bölgeleridir. Burada teknoloji transferi sağlamak, üretim ve istihdamı artırmak, böylece ekonomik gelişmeyi hızlandırmak öngörülmektedir.

Küçük Sanayi Siteleri ve Organize Sanayi Bölgeleri

Küçük Sanayi Siteleri; değişik iş kollarında üretim ve tamirat yapan küçük sanayicilerin, ihtiyaç duydukları faaliyetleri sürdürmeye yarayacak yeterli altyapı olanaklarına sahip, daha çok tamir ve bakım gibi faaliyetlerle uğraşan iş merkezleri topluluklarıdır. KSS, büyük sanayi işletmelerine yan sanayi olarak yardım etmek amacıyla kurulmuşlardır. Kısaca KSS bölgesel sanayinin problemlerini çözmeyi amaçlayan sanayi işletmeleri topluluklarıdır. Özellikle satış sonrası tamir ve bakım hizmetlerinin verilmesinde önemli işlevleri vardır.

KSS’leri genel olarak KOBİ’lere yan sanayi (fason üretim) adı verilen ürünler üretmektedir. Ayrıca otomotiv sanayinin bakım-tamir ve servis atölyeleri (tamirhane), bu sitelerde bulunmaktadır. Aslında KSS’lerde hemen her sektörde çeşitli mal üreten ve ticaretini yapan işletmeler vardır. Küçük Sanayi Siteleri, işyerlerine yeni teknolojilerin girmesini ana sanayi yan sanayi ilişkilerinin geliştirilmesini sağlayıp, benzer işkollarında çalışan küçük işletme eri aynı yerde toplayarak, işletmelerin daha verimli çalışmalarının altyapısını oluşturur.

Küçük sanayi sitesi uygulamalarına; çarpık sanayinin önlenmesi ve sanayi yapılaşmalarının disipline edilmesi amacıyla, planlı kalkınma dönemi olan 1960’lı yıllarda başlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak, küçük sanayi sitesi yapı kooperatifleri büyük oranda altyapı ve üstyapı yapım kredisi ile desteklenmiştir.

KSS (Küçük Sanayi Siteleri) uygulamasıyla, ana sanayiyan sanayi ilişkilerinin geliştirilmesi ve daha yüksek katma değer yaratılması gibi ana amaçların yanı sıra yoğun sanayileşmenin ortaya çıkardığı çarpık kentleşme ve çevre kirliliğinin önlenmesi de öngörülmektedir. Diğer taraftan bölgedeki küçük sanayici, esnaf ve sanatkârların toplu ve düzenli bir biçimde faaliyet göstermeleri ve daha verimli üretim yapabilmeleri, tarım arazilerinin korunması, geri kalmış yörelerde sanayi altyapısının hazırlanarak sanayinin teşvik edilmesi gibi hedefler de bu projelerin uygulama kriterleri arasında yer almaktadır. Küçük Sanayi Siteleri, aynı zamanda “mesleki eğitimin” de yoğunlaştığı birer merkez gibi düşünülmüştür. Ancak sendikal örgütlenmenin geliştirilmesi açısından, çalışanlar aleyhine bir durumun da sitelerde ortaya çıktığı bir gerçektir. Kalfa, çırak ve usta ilişkilerinde bir hiyerarşik yapı gözetilirken sosyal güvenlik ve maddi koşulların iyileştirilmesi konularında bir gelişme görülmemektedir. Tersine bu bölgeler ucuz ve niteliksiz işçi depoları olarak algılanmış ve bu görüş uygulamaya da yansıtılmıştır.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ise OSB’leri, “karma ekonomi şartları altında küçük ve orta ölçekli endüstrilerin geliştirilmesi için gerekli olan planlı yerleşme alanlarının, altyapı ve ortak hizmet ihtiyaçlarının inşa edilerek sağlanması yoluyla belli standartlarda geliştirilmesi ve organize edilmesidir” şeklinde tanımlamıştır.

Organize Sanayi Bölgelerinin özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  • OSB’lerdeki kuruluşlar aynı üretim dalında faaliyet gösteren ya da ürettikleri ürünler birbirinin yan ürünü veya tamamlayıcısı olan kuruluşlardır,
  • İşletmeler üretim amaçlı ve belli bir ölçektedir. Bu bölgelerde yer alacak kuruluşlar, orta ve küçük işletmelerdir,
  • Mekansal olarak toplanmış ve sektörel olarak uzmanlaşmış, genel olarak küçük ve orta işletmelerin oluşturduğu bir kümelenmeye sahiptir,
  • Mal, hizmet, bilgi ve insanların hem pazar hem de pazar-dışı değişimleri üzerine kurulu, ileri, geri, yatay ve işgücü piyasası bağlantılarının oluşturduğu yoğun bir bütündür,
  • Kümelerin içindeki ekonomik birimleri destekleyen yerel, kamusal ve özel kurumların oluşturduğu bir ağa sahiptir.

Organize Sanayi Bölgeleri uygulamasının amaçları: OSB’ler mekan düzenleme aracı olduğu gibi, aynı zamanda bir gelişme aracıdır. OSB’ler örgütlü, düzenli ve planlı bir yaklaşımın ürünleridir. Sanayi işletmelerinin etkin çalışabilmeleri bakımından da uygun bir ortam sunmaktadır. Ayrıca Organize Sanayi Bölgeleri, girişimcilere sanayi tesisi kurmaya uygun arazileri göstererek tarıma elverişli alanların korunmasını sağlamaktadır. Bu çerçevede, OSB uygulamasının amaçları şöyle sıralanabilir:

  • Girişimcilere uygun ortamların sağlanması,
  • Sağlanan altyapı desteğinin yanında sağladığı dışsal -yararlarla işletmelerin hem rekabet güçlerini hem de kârlılıklarının arttırılması,
  • Hızlı bir sanayileşmenin gerçekleşmesi ve sanayileşmenin yurt düzeyinde yayılmasının sağlanması,
  • Kontrolsüz kentleşmenin önüne geçilmesi için mekan düzenleme aracı olarak kullanılması,
  • Ekonomik gelişmenin yurt düzeyine dengeli dağılmasını sağlayarak bölgesel gelişmeyi dengeli hâle getirmesi,
  • Büyük kentlere olan göçün hızını azaltması,
  • Standardizasyonun sağlanması,
  • OSB’lerin devlet gözetiminde kendi organlarınca yönetilmesinin sağlanması,
  • Kısaca, organize sanayi bölgeleri uygulamasıyla planlı sanayileşme, bölgesel gelişmişliğin dengeli hâle gelmesi ve düzenli bir kentleşme sağlanması amaçlanmaktadır.

OSB’ler uygulama şekilleri yönünden kamu veya özel sektör ve devlet işbirliği ile kurulan OSB’ler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kamu tarafından kurulan organize sanayi bölgeleri: Sadece arazinin satıldığı bölgeler, hizmetle donatılan arazinin satıldığı bölgeler, fabrika binalarının hizmete dahil olduğu bölgeler, şehir planının parçası olarak düzenlenen bölgeler. Kamu ve özel sektör işbirliğiyle kurulan Organize Sanayi Bölgeleri: Özel sektör tarafından kurulan OSB’ler, özel sektör ve kamunun işbirliği ile kurulan OSB’lerdir.

Organize Sanayi Bölgeleri, Küçük Sanayi Sitelerinden iki yönden farklılık gösterir. Bunlardan ilki Organize Sanayi Bölgelerinin küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerine, Küçük Sanayi Sitelerinin ise daha çok küçük sanayi işletmelerine hitap etmesidir. Diğer fark ise OSB’lerde işletmelerin edindikleri arazi parçası üzerinde kendi tesislerini kendilerinin inşa etmeleri, Küçük Sanayi Sitelerinde ise işletme sahiplerine alt yapı kolaylıklarına ilâve olarak, standart işyeri (atölye) sağlanmasıdır.

Organize sanayi bölgeleri, Türkiye’de sanayileşmenin önemli bir unsurudur. Bu bölgeler, Almanya, İtalya ve Japonya’da olduğu gibi, devletin öncülüğünde, orta ölçekli girişimcilerin sermayelerinin değerlendirildiği alanlar olarak görülmüştür. Organize Sanayi Bölgelerinin temel amaçlarından biri ülke ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlamaktır. Organize Sanayi Bölgelerinde faaliyette bulunan işletmelerin büyük bir çoğunluğu Küçük ve Orta Ölçekli (KOBİ) işletmelerdir ve bunların ülkemizin ekonomisindeki payı %98 düzeyindedir. Bu oran OSB’lerin ülke ekonomisindeki yerini belirlemek bakımından önemlidir. Organize Sanayi Bölgeleri bölgesel kalkınmanın sanayi ayağını oluşturur. Organize Sanayi Bölgesi olmadan bölgesel kalkınma söz konusu değildir. Ayrıca bölgeler arası gelir farklılıklarını ortadan kaldırmak bakımından da Organize Sanayi Bölgelerinin büyük bir önemi vardır. Ayrıca göçün önlenmesi, bölgede işsizlik oranlarının azaltılması bakımından da OSB’lerin önemi büyüktür. Zira OSB’lerin toplam istihdamdaki payının büyüklüğü dikkate alınınca bunların ekonomide ve sosyal gelişmedeki önemi daha iyi anlaşılır. Ülke ekonomisinin omurgasını oluşturan OSB’ler aynı zamanda KOBİ’lerin desteklenmesi, teşvik edilmesi ve geliştirilmesi için en uygun ortamlardan birisidir.

Teknoloji Geliştirme Merkezleri, Teknoparklar ve Teknokentler

Kısa adı TEKMER olan Teknoloji Geliştirme Merkezleri,KOSGEB´in (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayileri Geliştirme Başkanlığı) koordinasyonu altında üniversitelerle, KOBİ´lerin işbirliği ile Ar-Ge çalışmaları yapmak ve bütün bu çalışmaları ortak bir platform altında yürütmek amacıyla kurulmuştur. Daha geniş anlama Teknoloji Geliştirme Merkezlerinin amacı; üniversiteler, araştırma kurum ve kuruluşları ile üretim sektörlerinin işbirliği sağlayarak, ülke sanayisinin uluslararası rekabet edebilir ve ihracata yönelik bir yapıya kavuşturulması maksadıyla teknolojik bilgi üretmek, üründe ve üretim yöntemlerinde yenilik geliştirmek, ürün kalitesini veya standardını yükseltmek, verimliliği artırmak, üretim maliyetlerini düşürmek, teknolojik bilgiyi ticarîleştirmek, teknoloji, yoğun üretim ve girişimciliği desteklemek, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni ve ileri teknolojilere uyumunu sağlamaktır. İlk TGM, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde 2001 yılında kurulmuştur.

Ülkemizde teknolojiyi geliştirmek amacıyla başta KOSGEB olmak üzere bazı kuruluşların, TEKMER bünyesinde Ar-Ge çalışmaları yürüten firmalara destek ve teşvikler vermektedir. Ar-Ge çalışmaları boyunca verilen bu desteklerden yararlanabilmek için 1-150 arası işçi çalıştırmak, üretim sektöründe faaliyette bulunmak, sermayesinin %25´inden fazlası büyük ölçekli işletme ya da işletmelere ait olmamak ve sermayesinin %51´inden fazlası belediye, il özel idaresi vb. kuruluşlara ait olmayan işletmeler bu desteklerden yararlanabilir. Teknoloji Geliştirme Merkezlerinde; mekan desteği, malzeme ve teçhizat desteği, danışmanlık desteği, yurtiçi fuar katılım desteği, yurtdışı fuarları ziyaret desteği, yurtdışı fuar katılım desteği, yazılım ve yayın temini desteği, Ar-Ge sonuçlarını yayınlama desteği, tanıtım desteği, istihdam desteği, eğitim desteği, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım desteği, elektronik ticaret-web sayfası hazırlama desteği, Ar-Ge dokümanı hazırlama desteği gibi destekler sunmaktadır.

Teknoparklar

Bilimsel verilerin uygulamaya aktarılması, teknik bilginin (know-how) ekonomik değere dönüştürülmesi ve özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin Ar-Ge çalışmalarını ortak bir alanda yapabilmesi amaçlanmış ve bu nedenle Teknokent, Teknopark veya Teknoloji Geliştirme Merkezleri kurulmuştur. Teknopark çalışmaları öncelikle ABD (1950’lerde Silikon Vadisi), İngiltere (1971’de İngiltere Bilim Parkı), Almanya (1980’de Almanya Teknoloji Merkezi), Fransa, Japonya, İsrail gibi bilim-teknoloji alanında önde gelen ülkelerde başlamış, giderek bütün dünyaya yayılmıştır.

Teknopark kavramı yerine; araştırma parkı, teknoloji parkı, bilim merkezi, teknopolis, ileri teknoloji merkezi, teknopol, bilim parkı gibi terimler kullanılmaktadır. İngiliz Teknoparklar Birliğine göre teknopark; bilim, teknoloji ve Ar-Ge kuruluşlarının, geniş bir arazi üzerinde kurulu binalarda faaliyet gösterdiği bir yerleşim merkezidir. Uluslararası Bilim Parkları Birliği (IASP)’nin tanımına göre, Teknopark; yüksek ve ileri teknoloji kullanan ya da teknolojilere yönelik firmaların, üniversitelerin olanaklarından yararlanarak teknolojik bir buluşu ticarî bir ürün, yöntem veya hizmet hâline dönüştürmek için faaliyet gösterilen, akademik, ekonomik ve sosyal yapının bütünleştiği, sınırları belirlenmiş alandır.

Teknoparkların bir anlamda yerini “Üniversite-Sanayi” işbirliği merkezlerine dönüştürdüğü günümüzde Türkiye, teknoparkları yeniden keşfetmiştir. Yani yapısal dönüşüm yerine eski model esas alınmıştır. Teknoparklar bilimsel ve teknolojik buluşların geliştirme ve prototip aşamalarından geçirilip ticari uygulamaya konulmalarına ortam yaratmaktadırlar. Teknoparkların amacı teknoloji üretmektir ve teknoloji üretmenin dört temel öğesi vardır:

  • Araştırmacı, nitelikli insan gücü,
  • Yeterli bilgi birikimi,
  • Yeterli finansal kaynak,
  • Sistemli AR-GE çalışması.

Teknoloji üretmenin dört temel öğesi doğrultusunda teknoparkların ortak amacı; Bilim ve teknoloji alanlarında yetişmiş insan gücünden yeni girişimciler yaratarak, üniversite ve Ar-Ge kuruluşlarında birikmiş bilginin nitelikli girişimcilerin kurduğu teknoloji oryantasyonlu firmalar aracılığıyla ekonomik dönüşümünü sağlamaktır.

Teknoparkların kurulabilmesi için aşağıdaki gibi dört temel koşulun yerine getirilmesi gerekir:

  • Gayrimenkulleri değerlendirme amacı olmalı,
  • Üniversite veya araştırma merkezi ile resmi ilişkisi bulunmalı,
  • Bilgiye dayalı endüstrilerde çalışan yeterli sayıda kiracı şirket olmalı,
  • Yönetim desteği olmalıdır.

Teknoparkları içerikleri yönünden aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz:

Endüstri Parkı: Ağır ve hafif endüstri (imalat, montaj, dağıtım).

İş parkı: Hafif endüstri, ofisler, hizmetler.

Araştırma-Teknoloji parkı: Üniversiteye ait araştırma laboratuarları, endüstriye ait ArGe laboratuarları, devlet Ar-Ge laboratuarları, teknoloji geliştirme merkezi, hafif ve prototip üretim, ofisler, hizmetler.

Bütünleşik kampüs. Üniversitenin araştırma ve temel bilimsel laboratuarları, diğer akademik faaliyetler, teknoloji geliştirme merkezi, endüstri Ar-Ge laboratuarları, ofisler, hizmetler.

Teknopol (Teknokent): Üniversite, gelişmiş alt yapı, endüstri Ar-Ge laboratuarları, yerleşim ve yaşam alanları, sosyal kültürel birimler, hizmetler.

Bu kategoriler arasında kesin sınırlar olmayıp böyle bir sınıflandırma teknoparkların içeriğinin basitten karmaşığa doğru dağılımını göstermek için yapılmıştır.

Giriş

Kamu yönetiminin bütünlüğü aslında üniter devlet olmanın bir gereğidir. Burada bütünlük kamu ve özel veya kamu-özel birlikteliğinde yönetilen kurumları kapsar.

Kamu yönetimi, kamu hukukuna göre kurulan, mülkiyeti ve kuruluş sermayesinin çoğunluğu kamuya ait olan ve merkezi yönetim, yerinden yönetim ve fonksiyonel yerinden yönetim kuruluşları gibi çeşitli birimlerden meydana gelir. Özel yönetim ise özel şahıslar tarafından kurulan ve mülkiyeti özel şahıslara ait olan, özel hukuk hükümlerine göre kurulan ve yürütülen kuruluşları kapsar. Aslında bütün bu birimler, bir bütünün yani sistemin parçalarıdır. Kısaca kamu ve özel kesim bir sistemin alt sistemlerini veya unsurlarını oluşturur. Sistemin alt unsurları ile ilişkiyi, “hiyerarşik” ve “idari vesayet” denetimleri sağlar.

Örgütlerin üstlendiği yeni roller ve fonksiyonlar aynı zamanda kamu ve özel örgütlerin birlikteliğini zorunlu kılmaktadır. Aynı zamanda rekabetin uluslararası boyut kazanması da kamu özel birlikteliğini zorunlu hâle getirmektedir. Bütün bu nedenlerle bugün adına “yeni kamu yönetimi” denilen bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Yeni kamu yönetim yaklaşımı ve felsefesi özel sektör doğrultusunda yapılanmayı gerekli kılmaktadır. Bu durum, neo-liberal yaklaşımın etkisi ile sınırlı bir devlet ve gelişmiş bir özel sektör anlayışını gerekli kılmaktadır.

Milli Prodüktivite Merkezi

Ülkemizde ekonomik kalkınmaya destek sağlamak, kurum ve kuruluşların verimliliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla çeşitli kurum ve kuruluşlar oluşturulmaktadır. Bu kurumlardan biri de Milli Prodüktivite Merkezi (MPM)’dir. Milli Prodüktivite Merkezi kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliği sahip, bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabi bir kurumdur. Milli Prodüktivite Merkezi görevlerini belli organları kanalıyla yürütür. MPM Kanunu’nun 3.maddesinde bu organlar şu şekilde sayılmıştır: Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Danışma Kurulu. MPM’nin diğer bir organı da Genel Sekreterdir.

Türk Standartları Enstitüsü ve Türkiye İstatistik Kurumu

Mal ve hizmetin kalitesini standarda bağlama ihtiyacı, Türk Standartları Enstitüsü gibi bir kurumun ortaya çıkmasını sağlamıştır. “Yalnız Türk Standartları Enstitüsü tarafından kabul edilen standartlar Türk Standardı adını alır” diyerek de TSE’nin asıl görevinin “standart belirlemek” olduğu belirtilmiştir. Türk Standartları Enstitüsü ülkemizin uluslararası düzeyde rekabet gücünü artırmak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak ve toplumun yaşam düzeyini yükseltmek için; standardizasyon, uygunluk değerlendirme, deney ve kalibrasyon (ölçümleme) faaliyetlerini tarafsız, bağımsız, etkin ve güvenilir olarak sağlamak amacıyla kurulmuştur. Enstitü, tüzel kişiliği haiz, özel hukuk hükümlerine göre yönetilen bir Kamu Kurumudur. TSE’nin organlarını 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 552. maddesi; Genel Kurul, Teknik Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu ile İhtisas Kurulları şeklinde saymıştır.

Doğru kararın en güvenilir aracı, doğru bilgidir ve istatistiğin temel amacı da doğru bilgi sağlamaktır. Doğru bilgi, doğru yorum ve doğru karar sürecinde araştırmacılar, politikacılar, karar alıcılar ve tüm bireyler istatistiki bilgilere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla ülkemizde Türk İstatistik Enstitüsü kurulmuştur. Osmanlı yönetiminde istatistiksel bilgi ve yöntemlerden yararlanma 19. yüzyılda reform süreci ile başlamıştır. 1830 tarihli nüfus sayımı bunun ilk örneğidir. Cumhuriyet döneminde 1926 yılında “Merkezi İstatistik Dairesi” kurulmuştur. 1930, 1554 Sayılı Kanun ile “İstatistik Umum Müdürlüğü” adını almıştır. 1945 yılında kurumun adı “İstatistik Genel Müdürlüğü” olarak değiştirilmiştir. Kurum 1962 yılında “Devlet İstatistik Enstitüsü” adı altında yeniden yapılanmıştır. 2005 yılında 5429 Sayılı Türkiye İstatistik Kanunu ile “Türkiye İstatistik Kurumu” kurulmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu; İstatistik Konseyi ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı’ndan oluşmuştur. Kurum Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlıdır.

Türk Akreditasyon Kurumu

Akreditasyon (denklik) sözcüğü İktisat Terimleri Sözlüğüne göre “kuruluşların, üçüncü bir tarafça belirlenen teknik ölçütlere göre çalıştığının bağımsız ve tarafsız bir kuruluş tarafından onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesi” anlamına gelmektedir. Ülkemizde akreditasyon faaliyetlerini yürütmek amacıyla 1999 yılında Türk Akreditasyon Kurumu kurulmuştur. 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 631. Maddesine göre Akreditasyon sözcüğü “Kurum tarafından; laboratuvarların, muayene ve belgelendirme kuruluşlarının ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre değerlendirilmesi, onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesi” şeklinde, akredite etmek ise “ilgili mevzuat çerçevesinde ihtiyarî veya zorunlu alanlarda, özel veya kamu laboratuvarlarının, muayene ve belgelendirme kuruluşlarının ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre faaliyet gösterdiğinin Kurum tarafından onaylanması” olarak belirtilmiştir. Türk Akreditasyon Kurumu Kanunu’nda denetleme kavramı “bir kuruluşun faaliyetlerinin, kullandığı laboratuvar, sistemler ve personelinin tanımlanmış düzenlemelere ve/veya standartlara uygun olup olmadığının belirlenmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Kararnamenin 633. Maddesi kurumun organlarını; Danışma Kurulu, Yönetim Kurulu, Genel Sekreterlik şeklinde saymıştır.

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve Endüstri Bölgeleri

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri, ileri teknoloji yardımıyla mal ve hizmet üretmek isteyen girişimcilerin, araştırmacıların ve akademisyenlerin sınaî ve ticari faaliyetlerini üniversitelerin yakınında elverişli bir ortamda yürütebilmelerine ve bu üniversitelerin olanaklarından yararlanabilmelerine imkan vermek için kurulmuş akademik, sosyal ve kültürel araştırma siteleridir. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin temel kurulma amacı, ürün kalitesinin veya standardının yükseltilmesi, verimliliğin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, teknolojik bilginin ticarileştirilmesi, teknoloji yoğun yatırım ve girişimciliğin desteklenmesidir. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin vizyonu ise; küreselleşen dünyada yerini almış ve ekonomik gücü yüksek bir Türkiye, araştırma sonuçlarının ekonomik değere dönüştürülmesi, üniversitelerin sahip olduğu gelişmiş insan gücünün ve altyapı olanaklarının ekonomik değer yaratılmasında kullanılması ve akademik bilginin ticarileştirilmesi, yenilikçi ileri teknoloji ürünlerinin yurtdışına pazarlanması ve bu alanda yabancı sermayenin ülkemize çekilmesi şeklinde belirlenmiştir. Bir yerde Teknoloji Geliştirme Bölgesinin kurulması için öngörülen alanda veya Bölgenin bulunduğu ilin sınırları içinde üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsünün bulunması gerekir. Bunların bulunmaması durumunda kamu AR-GE merkez veya enstitüsünün bulunması ve yörede yeterli AR-GE, sanayi potansiyelinin bulunması ve finansal yeterlilik şartı aranır.

Endüstri Bölgeleri yatırımları teşvik etmek, yurt dışında çalışan Türk işçilerinin tasarruflarını Türkiye’de yatırıma yönlendirmek ve yabancı sermaye girişinin artmasını sağlamak amacıyla kurulan üretim bölgeleridir. Burada teknoloji transferi sağlamak, üretim ve istihdamı artırmak, böylece ekonomik gelişmeyi hızlandırmak öngörülmektedir.

Küçük Sanayi Siteleri ve Organize Sanayi Bölgeleri

Küçük Sanayi Siteleri; değişik iş kollarında üretim ve tamirat yapan küçük sanayicilerin, ihtiyaç duydukları faaliyetleri sürdürmeye yarayacak yeterli altyapı olanaklarına sahip, daha çok tamir ve bakım gibi faaliyetlerle uğraşan iş merkezleri topluluklarıdır. KSS, büyük sanayi işletmelerine yan sanayi olarak yardım etmek amacıyla kurulmuşlardır. Kısaca KSS bölgesel sanayinin problemlerini çözmeyi amaçlayan sanayi işletmeleri topluluklarıdır. Özellikle satış sonrası tamir ve bakım hizmetlerinin verilmesinde önemli işlevleri vardır.

KSS’leri genel olarak KOBİ’lere yan sanayi (fason üretim) adı verilen ürünler üretmektedir. Ayrıca otomotiv sanayinin bakım-tamir ve servis atölyeleri (tamirhane), bu sitelerde bulunmaktadır. Aslında KSS’lerde hemen her sektörde çeşitli mal üreten ve ticaretini yapan işletmeler vardır. Küçük Sanayi Siteleri, işyerlerine yeni teknolojilerin girmesini ana sanayi yan sanayi ilişkilerinin geliştirilmesini sağlayıp, benzer işkollarında çalışan küçük işletme eri aynı yerde toplayarak, işletmelerin daha verimli çalışmalarının altyapısını oluşturur.

Küçük sanayi sitesi uygulamalarına; çarpık sanayinin önlenmesi ve sanayi yapılaşmalarının disipline edilmesi amacıyla, planlı kalkınma dönemi olan 1960’lı yıllarda başlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak, küçük sanayi sitesi yapı kooperatifleri büyük oranda altyapı ve üstyapı yapım kredisi ile desteklenmiştir.

KSS (Küçük Sanayi Siteleri) uygulamasıyla, ana sanayiyan sanayi ilişkilerinin geliştirilmesi ve daha yüksek katma değer yaratılması gibi ana amaçların yanı sıra yoğun sanayileşmenin ortaya çıkardığı çarpık kentleşme ve çevre kirliliğinin önlenmesi de öngörülmektedir. Diğer taraftan bölgedeki küçük sanayici, esnaf ve sanatkârların toplu ve düzenli bir biçimde faaliyet göstermeleri ve daha verimli üretim yapabilmeleri, tarım arazilerinin korunması, geri kalmış yörelerde sanayi altyapısının hazırlanarak sanayinin teşvik edilmesi gibi hedefler de bu projelerin uygulama kriterleri arasında yer almaktadır. Küçük Sanayi Siteleri, aynı zamanda “mesleki eğitimin” de yoğunlaştığı birer merkez gibi düşünülmüştür. Ancak sendikal örgütlenmenin geliştirilmesi açısından, çalışanlar aleyhine bir durumun da sitelerde ortaya çıktığı bir gerçektir. Kalfa, çırak ve usta ilişkilerinde bir hiyerarşik yapı gözetilirken sosyal güvenlik ve maddi koşulların iyileştirilmesi konularında bir gelişme görülmemektedir. Tersine bu bölgeler ucuz ve niteliksiz işçi depoları olarak algılanmış ve bu görüş uygulamaya da yansıtılmıştır.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ise OSB’leri, “karma ekonomi şartları altında küçük ve orta ölçekli endüstrilerin geliştirilmesi için gerekli olan planlı yerleşme alanlarının, altyapı ve ortak hizmet ihtiyaçlarının inşa edilerek sağlanması yoluyla belli standartlarda geliştirilmesi ve organize edilmesidir” şeklinde tanımlamıştır.

Organize Sanayi Bölgelerinin özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  • OSB’lerdeki kuruluşlar aynı üretim dalında faaliyet gösteren ya da ürettikleri ürünler birbirinin yan ürünü veya tamamlayıcısı olan kuruluşlardır,
  • İşletmeler üretim amaçlı ve belli bir ölçektedir. Bu bölgelerde yer alacak kuruluşlar, orta ve küçük işletmelerdir,
  • Mekansal olarak toplanmış ve sektörel olarak uzmanlaşmış, genel olarak küçük ve orta işletmelerin oluşturduğu bir kümelenmeye sahiptir,
  • Mal, hizmet, bilgi ve insanların hem pazar hem de pazar-dışı değişimleri üzerine kurulu, ileri, geri, yatay ve işgücü piyasası bağlantılarının oluşturduğu yoğun bir bütündür,
  • Kümelerin içindeki ekonomik birimleri destekleyen yerel, kamusal ve özel kurumların oluşturduğu bir ağa sahiptir.

Organize Sanayi Bölgeleri uygulamasının amaçları: OSB’ler mekan düzenleme aracı olduğu gibi, aynı zamanda bir gelişme aracıdır. OSB’ler örgütlü, düzenli ve planlı bir yaklaşımın ürünleridir. Sanayi işletmelerinin etkin çalışabilmeleri bakımından da uygun bir ortam sunmaktadır. Ayrıca Organize Sanayi Bölgeleri, girişimcilere sanayi tesisi kurmaya uygun arazileri göstererek tarıma elverişli alanların korunmasını sağlamaktadır. Bu çerçevede, OSB uygulamasının amaçları şöyle sıralanabilir:

  • Girişimcilere uygun ortamların sağlanması,
  • Sağlanan altyapı desteğinin yanında sağladığı dışsal -yararlarla işletmelerin hem rekabet güçlerini hem de kârlılıklarının arttırılması,
  • Hızlı bir sanayileşmenin gerçekleşmesi ve sanayileşmenin yurt düzeyinde yayılmasının sağlanması,
  • Kontrolsüz kentleşmenin önüne geçilmesi için mekan düzenleme aracı olarak kullanılması,
  • Ekonomik gelişmenin yurt düzeyine dengeli dağılmasını sağlayarak bölgesel gelişmeyi dengeli hâle getirmesi,
  • Büyük kentlere olan göçün hızını azaltması,
  • Standardizasyonun sağlanması,
  • OSB’lerin devlet gözetiminde kendi organlarınca yönetilmesinin sağlanması,
  • Kısaca, organize sanayi bölgeleri uygulamasıyla planlı sanayileşme, bölgesel gelişmişliğin dengeli hâle gelmesi ve düzenli bir kentleşme sağlanması amaçlanmaktadır.

OSB’ler uygulama şekilleri yönünden kamu veya özel sektör ve devlet işbirliği ile kurulan OSB’ler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kamu tarafından kurulan organize sanayi bölgeleri: Sadece arazinin satıldığı bölgeler, hizmetle donatılan arazinin satıldığı bölgeler, fabrika binalarının hizmete dahil olduğu bölgeler, şehir planının parçası olarak düzenlenen bölgeler. Kamu ve özel sektör işbirliğiyle kurulan Organize Sanayi Bölgeleri: Özel sektör tarafından kurulan OSB’ler, özel sektör ve kamunun işbirliği ile kurulan OSB’lerdir.

Organize Sanayi Bölgeleri, Küçük Sanayi Sitelerinden iki yönden farklılık gösterir. Bunlardan ilki Organize Sanayi Bölgelerinin küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerine, Küçük Sanayi Sitelerinin ise daha çok küçük sanayi işletmelerine hitap etmesidir. Diğer fark ise OSB’lerde işletmelerin edindikleri arazi parçası üzerinde kendi tesislerini kendilerinin inşa etmeleri, Küçük Sanayi Sitelerinde ise işletme sahiplerine alt yapı kolaylıklarına ilâve olarak, standart işyeri (atölye) sağlanmasıdır.

Organize sanayi bölgeleri, Türkiye’de sanayileşmenin önemli bir unsurudur. Bu bölgeler, Almanya, İtalya ve Japonya’da olduğu gibi, devletin öncülüğünde, orta ölçekli girişimcilerin sermayelerinin değerlendirildiği alanlar olarak görülmüştür. Organize Sanayi Bölgelerinin temel amaçlarından biri ülke ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlamaktır. Organize Sanayi Bölgelerinde faaliyette bulunan işletmelerin büyük bir çoğunluğu Küçük ve Orta Ölçekli (KOBİ) işletmelerdir ve bunların ülkemizin ekonomisindeki payı %98 düzeyindedir. Bu oran OSB’lerin ülke ekonomisindeki yerini belirlemek bakımından önemlidir. Organize Sanayi Bölgeleri bölgesel kalkınmanın sanayi ayağını oluşturur. Organize Sanayi Bölgesi olmadan bölgesel kalkınma söz konusu değildir. Ayrıca bölgeler arası gelir farklılıklarını ortadan kaldırmak bakımından da Organize Sanayi Bölgelerinin büyük bir önemi vardır. Ayrıca göçün önlenmesi, bölgede işsizlik oranlarının azaltılması bakımından da OSB’lerin önemi büyüktür. Zira OSB’lerin toplam istihdamdaki payının büyüklüğü dikkate alınınca bunların ekonomide ve sosyal gelişmedeki önemi daha iyi anlaşılır. Ülke ekonomisinin omurgasını oluşturan OSB’ler aynı zamanda KOBİ’lerin desteklenmesi, teşvik edilmesi ve geliştirilmesi için en uygun ortamlardan birisidir.

Teknoloji Geliştirme Merkezleri, Teknoparklar ve Teknokentler

Kısa adı TEKMER olan Teknoloji Geliştirme Merkezleri,KOSGEB´in (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayileri Geliştirme Başkanlığı) koordinasyonu altında üniversitelerle, KOBİ´lerin işbirliği ile Ar-Ge çalışmaları yapmak ve bütün bu çalışmaları ortak bir platform altında yürütmek amacıyla kurulmuştur. Daha geniş anlama Teknoloji Geliştirme Merkezlerinin amacı; üniversiteler, araştırma kurum ve kuruluşları ile üretim sektörlerinin işbirliği sağlayarak, ülke sanayisinin uluslararası rekabet edebilir ve ihracata yönelik bir yapıya kavuşturulması maksadıyla teknolojik bilgi üretmek, üründe ve üretim yöntemlerinde yenilik geliştirmek, ürün kalitesini veya standardını yükseltmek, verimliliği artırmak, üretim maliyetlerini düşürmek, teknolojik bilgiyi ticarîleştirmek, teknoloji, yoğun üretim ve girişimciliği desteklemek, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni ve ileri teknolojilere uyumunu sağlamaktır. İlk TGM, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde 2001 yılında kurulmuştur.

Ülkemizde teknolojiyi geliştirmek amacıyla başta KOSGEB olmak üzere bazı kuruluşların, TEKMER bünyesinde Ar-Ge çalışmaları yürüten firmalara destek ve teşvikler vermektedir. Ar-Ge çalışmaları boyunca verilen bu desteklerden yararlanabilmek için 1-150 arası işçi çalıştırmak, üretim sektöründe faaliyette bulunmak, sermayesinin %25´inden fazlası büyük ölçekli işletme ya da işletmelere ait olmamak ve sermayesinin %51´inden fazlası belediye, il özel idaresi vb. kuruluşlara ait olmayan işletmeler bu desteklerden yararlanabilir. Teknoloji Geliştirme Merkezlerinde; mekan desteği, malzeme ve teçhizat desteği, danışmanlık desteği, yurtiçi fuar katılım desteği, yurtdışı fuarları ziyaret desteği, yurtdışı fuar katılım desteği, yazılım ve yayın temini desteği, Ar-Ge sonuçlarını yayınlama desteği, tanıtım desteği, istihdam desteği, eğitim desteği, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım desteği, elektronik ticaret-web sayfası hazırlama desteği, Ar-Ge dokümanı hazırlama desteği gibi destekler sunmaktadır.

Teknoparklar

Bilimsel verilerin uygulamaya aktarılması, teknik bilginin (know-how) ekonomik değere dönüştürülmesi ve özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin Ar-Ge çalışmalarını ortak bir alanda yapabilmesi amaçlanmış ve bu nedenle Teknokent, Teknopark veya Teknoloji Geliştirme Merkezleri kurulmuştur. Teknopark çalışmaları öncelikle ABD (1950’lerde Silikon Vadisi), İngiltere (1971’de İngiltere Bilim Parkı), Almanya (1980’de Almanya Teknoloji Merkezi), Fransa, Japonya, İsrail gibi bilim-teknoloji alanında önde gelen ülkelerde başlamış, giderek bütün dünyaya yayılmıştır.

Teknopark kavramı yerine; araştırma parkı, teknoloji parkı, bilim merkezi, teknopolis, ileri teknoloji merkezi, teknopol, bilim parkı gibi terimler kullanılmaktadır. İngiliz Teknoparklar Birliğine göre teknopark; bilim, teknoloji ve Ar-Ge kuruluşlarının, geniş bir arazi üzerinde kurulu binalarda faaliyet gösterdiği bir yerleşim merkezidir. Uluslararası Bilim Parkları Birliği (IASP)’nin tanımına göre, Teknopark; yüksek ve ileri teknoloji kullanan ya da teknolojilere yönelik firmaların, üniversitelerin olanaklarından yararlanarak teknolojik bir buluşu ticarî bir ürün, yöntem veya hizmet hâline dönüştürmek için faaliyet gösterilen, akademik, ekonomik ve sosyal yapının bütünleştiği, sınırları belirlenmiş alandır.

Teknoparkların bir anlamda yerini “Üniversite-Sanayi” işbirliği merkezlerine dönüştürdüğü günümüzde Türkiye, teknoparkları yeniden keşfetmiştir. Yani yapısal dönüşüm yerine eski model esas alınmıştır. Teknoparklar bilimsel ve teknolojik buluşların geliştirme ve prototip aşamalarından geçirilip ticari uygulamaya konulmalarına ortam yaratmaktadırlar. Teknoparkların amacı teknoloji üretmektir ve teknoloji üretmenin dört temel öğesi vardır:

  • Araştırmacı, nitelikli insan gücü,
  • Yeterli bilgi birikimi,
  • Yeterli finansal kaynak,
  • Sistemli AR-GE çalışması.

Teknoloji üretmenin dört temel öğesi doğrultusunda teknoparkların ortak amacı; Bilim ve teknoloji alanlarında yetişmiş insan gücünden yeni girişimciler yaratarak, üniversite ve Ar-Ge kuruluşlarında birikmiş bilginin nitelikli girişimcilerin kurduğu teknoloji oryantasyonlu firmalar aracılığıyla ekonomik dönüşümünü sağlamaktır.

Teknoparkların kurulabilmesi için aşağıdaki gibi dört temel koşulun yerine getirilmesi gerekir:

  • Gayrimenkulleri değerlendirme amacı olmalı,
  • Üniversite veya araştırma merkezi ile resmi ilişkisi bulunmalı,
  • Bilgiye dayalı endüstrilerde çalışan yeterli sayıda kiracı şirket olmalı,
  • Yönetim desteği olmalıdır.

Teknoparkları içerikleri yönünden aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz:

Endüstri Parkı: Ağır ve hafif endüstri (imalat, montaj, dağıtım).

İş parkı: Hafif endüstri, ofisler, hizmetler.

Araştırma-Teknoloji parkı: Üniversiteye ait araştırma laboratuarları, endüstriye ait ArGe laboratuarları, devlet Ar-Ge laboratuarları, teknoloji geliştirme merkezi, hafif ve prototip üretim, ofisler, hizmetler.

Bütünleşik kampüs. Üniversitenin araştırma ve temel bilimsel laboratuarları, diğer akademik faaliyetler, teknoloji geliştirme merkezi, endüstri Ar-Ge laboratuarları, ofisler, hizmetler.

Teknopol (Teknokent): Üniversite, gelişmiş alt yapı, endüstri Ar-Ge laboratuarları, yerleşim ve yaşam alanları, sosyal kültürel birimler, hizmetler.

Bu kategoriler arasında kesin sınırlar olmayıp böyle bir sınıflandırma teknoparkların içeriğinin basitten karmaşığa doğru dağılımını göstermek için yapılmıştır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.