İslam Tarihi ve Medeniyeti 1 Dersi 2. Ünite Özet

29.07.2022
4
A+
A-

İslam’In Doğuşu Ve Mekke Dönemi

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden İslam Tarihi ve Medeniyeti 1 Dersi 2. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

İslam’In Doğuşu Ve Mekke Dönemi

Hz. Muhammed’in Peygamberlik Öncesi Hayatı

Soyu, Ailesi, Doğumu ve Çocukluğu

İslâm Peygamberi’nin soyu; yirmi birinci kuşaktan atası olan Adnân vasıtasıyla Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’e dayanır. Hz. Muhammed’in babası, Kureyş’in Benî Hâşim kolundan Abdullah b. Abdülmuttalib, annesi ise Kureyş kabilesinin Benî Zühre koluna mensup Vehb b. Abdümenâf’ı n kızı Âmine’dir. Hz. Peygamber’in baba tarafından dedesi Abdülmuttalib b. Hâşim, babaannesi Fâtıma bint Amr, anne tarafından dedesi Vehb b. Abdümenâf, anneannesi de Berre bint Abdüluzzâ’dır.

Hz. Peygamber, hem babası Abdullah’ın hem de büyük atası Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmâil’in kurban edilmekten kurtulmasını kastederek, “Ben iki kurbanlığın oğluyum” demiştir.

Hz. Peygamber’in babası Abdullah, akranları arasında çok beğenilen yakışıklı bir gençti. Abdullah gençlik çağına ulaştığında babasının teşebbüsüyle Vehb’in kızı Âmine ile evlenmiştir. Abdullah, ticaret için gittiği Suriye’de vefat ettiğinden Hz. Peygamber yetim olarak dünyaya gelmiştir.

Hz. Muhammed, büyük atası Hz. İbrahim’in duası (elBakara, 2/128) ve kendinden önceki peygamber Hz. İsa’nın müjdesi (es- Saf, 61/6) olarak Arap yarımadasının batısındaki Hicaz bölgesinde yer alan Mekke’de dünyaya geldi. Araplar arasında kullanılan belirli bir takvimin olmaması ve ay takviminin güneş takvimine uyarlanmasından dolayı doğum tarihi ihtilaflıdır. Genel kabule göre; Hz. Peygamber Fil Vak’ası’ndan 50-55 gün sonra Rebîülevvel ayında Pazartesi günü sabaha doğru dünyaya gelmiştir. Farklı hesaplamalara göre Hz. Peygamber’in doğum tarihi 20 Nisan (9 Rebîülevvel) 571 veya 17 Haziran (12 Rebîülevvel) 569 Pazartesi şeklinde belirlenmektedir.

İslâm kaynaklarında Hz. Muhammed’in ana rahmine intikalinden doğumuna kadar geçen zaman içinde bazı olağanüstü olayların meydana geldiğine dair bilgiler yer alır. Hz. Muhammed, doğumunun ardından bir süre annesi Âmine’nin yanında kalmış, daha sonra sütannesine verilmiştir. Hz. Muhammed iki yıl sonra Halime tarafından Mekke’ye getirilmiş, ancak Âmine, bazı rivayetlere göre, o sıralarda Mekke’de veba salgını olduğu için bir müddet daha Halime’nin yanında kalmasını istemişti. Hz. Muhammed dört veya beş yaşına kadar sütannesinin yanında kaldıktan sonra Mekke’ye getirilerek annesine teslim edildi.

Hz. Peygamber altı yaşına geldiğinde, annesi Âmine onu Yesrib’e götürdü. Burada hem Abdullah’ın mezarını hem de Abdülmuttalib’in annesi dolayısıyla ailenin dayıları sayılan Benî Neccâr mensuplarını ziyaret ettiler. Âmine, Yesrib’de bir ay kadar kaldıktan sonra Mekke’ye dönerken hastalandı ve genç yaşta vefat etti. Annesinin ölümüyle öksüz kalan Hz. Peygamber Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdülmuttalib’e teslim edildi.

Abdülmuttalib, çok sevdiği ve genç yaşta kaybettiği oğlu Abdullah’ın değerli hatırası olan Muhammed’e büyük özen gösteriyordu. Yaşı seksenin üzerinde olan Abdülmuttalib, o sırada sekiz yaşındaki torunu Muhammed’in bakım ve himayesini amcası Ebû Tâlib’e verdikten kısa bir süre sonra vefat etti. Ebû Tâlib, Hz. Peygamber’in babası Abdullah’ın anne-baba bir kardeşi idi. Ebû Tâlib, yeğenini sevdi ve iyi yetişmesi için gayret sarf etti.

Çıktığı bazı seyahatlerde onu da yanına alırdı. Nitekim Hz. Muhammed’in dokuz (veya on iki) yaşında bulunduğu sırada amcası ticaret amacıyla Suriye’ye gitmeye karar verdiğinde o da amcasıyla birlikte gitmek istedi. Yeğenini de yanına aldı. Kervan, Suriye topraklarındaki Busrâ’da konakladı. Burada bir manastırda yaşayan Bahîra adlı rahip kafileyi yemeğe davet etti. Bahîra, Ebû Tâlib’e, Muhammed’in İncil’de gönderileceği vaat edilen peygamber olduğunu söyledikten sonra onun iyi korumasını tavsiye etmiştir.

Hz. Muhammed on yaşlarında iken kalabalık bir aileye sahip bulunan amcası Ebû Tâlib’e yardımcı olmak amacıyla bir süre çobanlık yaptı.

Hz. Muhammed’in Gençliği

Câhiliye döneminde Arap kabileleri arasında sık sık çeşitli sebeplerle savaşlar çıkardı. Hatta kan dökmenin yasak olduğu haram aylarda bile savaşların yapıldığı olur ve bu aylarda cereyan eden savaşlara Ficâr adı verilirdi. Hz. Peygamber bu savaşa amcalarıyla birlikte ve a mcalarına ait eşyaları korudu, gelen okları da kalkanla karşılayıp toplamak suretiyle onlara geri verdi.

Hz. Muhammed yirmi yaşında Hilfü’l-fudûl adı verilen antlaşma için yapılan toplantıya katıldı. ‘Erdemli insanların yemini’ anlamına gelen bu yemin içinde yer alanlar, yerli veya yabancı olsun haksızlığa uğrayan herkesi koruyacaklarına, hakkı verilinceye kadar birlikte hareket edeceklerine ve birbirlerine maddi destekte bulunacaklarına yemin etmişlerdi. Böylece başta Hz. Peygamber olmak üzere Hilfü’l-fudûl mensupları Mekke’de birçok haksızlığın önüne geçtiler.

Hz. Peygamber Mekke’deki birçok Kureyşli gibi ticaret ile meşgul olmuştur. Kumaş ve tahıl ticaretiyle uğraşan Ebû Tâlib’e yardım etmek suretiyle ticaret hayatına başlamış ve amcasının yaşlandığı yıllarda kendisi ticarete devam etmiştir. Bu dönemde onun çeşitli yerlere ticaret amacıyla seyahat ettiği bilinmektedir. Bu seyahatler sebebiyle bir taraftan ticari hayatın gereklerini öğrenirken, diğer taraftan Arabistan’ın muhtelif yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siyasî ve sosyal durumlarını öğrenme imkânını elde ediyordu. Câhiliye döneminin yaygın kötülüklerinin hiçbirine bulaşmaksızın temiz bir hayat yaşayan Hz. Muhammed çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve hak severliğinin yanı sıra ticaret hayatında da doğruluğu ve güvenilirliği sebebiyle “Muhammedü’l-Emîn” veya sadece “el-Emîn” unvanıyla bilinmekteydi.

Hz. Hatice ile Evliliği

Hz. Hatice, Kureyş’in ileri gelenlerinden Huveylid b. Esed’in kızı olup soyu, dedelerinden Kusay’da Hz. Muhammed’in nesebiyle birleşir. Hz. Peygamber’den önce iki defa evlilik yapmış olan Hz. Hatice soylu, güzel ve zengin bir hanımdı. Güvenilir bulduğu kimselerle ticaret yaparak yaşamını sürdüren Hz. Hatice, bu sıralarda bir tavsiye üzerine çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak tanınan Hz. Muhammed’le ortaklık antlaşması yaptı ve kölesi Meysere ile birlikte ticaret için Suriye’ye gitmesini istedi.

Meysere’nin Hz. Muhammed’in ahlâkı ve davranışları hakkında hayranlık uyandıran övgü dolu sözlerini de dinleyen Hz. Hatice, Hz. Muhammed’e evlilik teklifinde bulundu. Beklemediği bir durumla karşılaşan Hz. Muhammed biraz düşündükten sonra teklifi kabul etti. Bu sırada Hz. Peygamber’in yirmi beş, Hz. Hatice’nin de kırk veya yirmi sekiz yaşında olduğu kaydedilir.

Hz. Peygamber ve Hz. Hatice’nin bu evliliğinden Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm, Fâtıma ve Abdullah adlı çocukları dünyaya geldi. Hz. Peygamber, ilk oğlu Kasım dolayısıyla “Ebü’l-Kasım” künyesini almıştır. Hz. Hatice Hz. Peygamber’e ilk inanan kimse olup en sıkıntılı zamanlarda yanında yer aldı.

Kâbe Hakemliği

Hz. Muhammed’in otuz beş yaşlarında iken gerçekleştirilen Kâbe tamiri sırasında Kureyşliler arasında yaptığı hakemlik önemli bir mahiyet taşımaktadır. Kureyşliler, 605 yılında yangın ve sel baskınlarından zarar gören Kâbe’yi yeniden inşa etmek istediler. Hz. Peygamber’in de amcası Abbas’la birlikte taş taşıyıp yardımcı olduğu tamir sırasında Kâbe yeniden inşa edildi; ancak Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda anlaşmazlık çıktı. Ebû Ümeyye b. Mugîre, “Benî Fieybe kapısından Kâbe’ye ilk giren kimsenin vereceği karara uyulmasını” teklif etti. Kapıdan Hz. Muhammed’in girdi. Hz. Muhammed, bir örtü getirterek Hacerülesved’i onun üzerine koydu, bütün kabile reislerinin iştirakiyle örtüyü kaldırdı, konulacağı hizaya gelince de taşı kendi elleriyle alıp yerine yerleştirdi.

Hz. Muhammed’in Peygamberliği ve İslâm’ın Mekke Dönemi

İlk Vahyin Gelişi

Hz. Muhammed’in Allah tarafından peygamberlikle görevlendirilişi kırk yaşında olmuştur. Arap kabilesinin putlarına hiç ilgi göstermeyen Hz. Muhammed, aklı ve hisleriyle putlara tapmanın faydasızlığı sonucuna ulaşmıştı. Ancak neyi ve nasıl yapacağını bilememenin ıstırabını yaşarken inzivaya çekilmekten hoşlanmaya başladı ve peygamberliğinin birkaç yıl öncesinden itibaren her Ramazan ayında, dedesi Abdülmuttalib ve diğer bazı Kureyşlilerin yaptığı gibi, Hira dağındaki mağarada münzevi bir hayat yaşamaya başladı.

Hz. Muhammed’in Hira’da bulunduğu 610 yılı Ramazan ayının son on günü içinde muhtemelen yirmi yedinci gece, bazı rivayetlere göre pazartesi günü sabaha karşı Cebrâil gelerek ona Allah tarafından Peygamber olarak görevlendirildiğini haber verdi. Bu olay üzerine heyecanlanıp korkuya kapılan Hz. Muhammed, Hira’dan ayrılarak evine gitti, yatağa girerek eşi Hz. Hatice’den üstünü örtmesini istedi ve uyandıktan sonra başından geçenleri anlattı.

İlk vahyin ardından bir süre vahiy kesintiye uğradı Kaynaklarda “fetretü’l-vahy” adı verilen bu devrenin müddeti hakkında birkaç aydan başlayıp üç yıla kadar varan süreler zikredilir. Bir süre sonra Allah’ın Hz. Peygamber’i terk etmediğini belirten Duhâ suresi indi. Bu sıralarda Cebrâil Hz. Peygamber’e abdesti ve namazı da öğretmiş, o da Hz. Hatice’ye öğretip birlikte namaz kılmaya başlamışlardır.

İlk Müslümanlar

Hz. Peygamber bir gün Hira mağarasından dönerken Cebrâil’i tekrar gördü, yine korku ve heyecanla evine gidip yatağına yattı. Cebrâil, evinde karşısına çıkarak Müddessir suresinin ilk ayetlerini okudu (74/1-5). Bu ayetlerde artık ilâhî mesajları insanlara ulaştırma zamanının geldiği belirtilmekte, bu görevi ifa ederken her şeyden önce Rabbine güvenmesi istenmekte, ayrıca maddi ve manevi kirlerden uzak durması talimatı verilmekteydi. Bu davet üç yıl kadar gizlice sürdü. Bu sırada Hz. Hatice’nin ardından yakın dostu Ebû Bekir, Ali b. Ebû Tâlib ve Zeyd b. Hârise, kızları Zeyneb, Rukıyye ve Ümmü Külsûm Müslüman oldu. Bu dönemde Hz. Peygamber evinde, ıssız dağ eteklerinde, öğle tenhalığı sırasında Mescid-i Harâm’da namaz kılıyor, bazen de ibadetlerini Müslümanlarla birlikte yapabiliyordu.

Açık Davetin Başlaması

Mekke’de peygamberliğin 4. yılından itibaren İslâm daveti açıktan yapılmaya başlandı. Hz. Peygamber’in ilk ve en önemli muhatabı Kureyşliler oldu. Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib onun sözlerini güzel bulduğunu ve kendisini destekleyeceğini, ancak atalarının dininden ayrılamayacağını bildirdi. Diğer amcası Ebû Leheb ise akrabalarının ona engel olmasını, davetini kabul ettikleri takdirde zillete düşeceklerini, kendisini himaye ederlerse öldürüleceklerini söyledi. Bunun üzerine Ebû Tâlib, sağ olduğu sürece yeğenini himaye edeceğini ilân etti.

Mekkelileri Davet

Hz. Peygamber bir gün Safâ tepesine çıkarak bütün Mekkelilere İslâmiyet’i tebliğ etmeye karar verdi. Kureyş ileri gelenleri Hz. Peygamber’in İslâm’a davetine önceleri pek karşı çıkmadılar. Ancak İslâm Peygamberi puta tapıcılığı eleştiren ayetleri okumaya, putperestlerin cehennemlik olduklarını ilân etmeye başlayınca mesajını büyük bir tehlike olarak görmeye, düşmanca tavır almaya, davetini engellemek için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Hz. Peygamber’in gittikçe taraftar topladığını, inanç ve davranışlarını eleştirdiğini gören Kureyşliler onu küçümsemeye ve ona hakaret etmeye başladılar; bir süre sonra da şiddete başvurmaktan çekinmediler.

Müşriklerin baskı ve tehditleri, eza, cefa ve işkenceleri Müslümanları dinlerinden çevirmek şöyle dursun, imanlarını daha da kuvvetlendiriyordu. Kureyşliler, Hz. Muhammed’in İslâm’a davet faaliyetlerine engel olması amacıyla amcası Ebû Tâlib ile değişik zamanlarda üç defa görüştüler ancak Hz. Muhammed tebliğ görevine devam etti.

Hamza b. Abdülmuttalib ve Ömer b. Hattab’ın Müslüman Oluşu

Mekke dönemindeki tebliğ faaliyetleri sırasında iki kişinin Müslüman olmasının ayrı bir önemi vardır. Onlardan biri Hz. Peygamber’in amcası Hamza, diğeri de Ömer b. Hattâb’dır.

Habeşistan’a Hicret

İslâmiyet; Mekke’de yavaş yavaş yayılırken müşriklerin Müslümanlara karşı tavırları da sertleşti, sözlü tepkilere fiilî müdahaleler de eklendi. Ashabının maruz kaldığı zulüm ve işkencelere son derecede üzülen fakat engellemeye gücü yetmeyen Hz. Peygamber, Müslümanlara, dinlerini yaşayabilecekleri ve can güvenliğine sahip olabilecekleri bir yer olarak Habeşistan’a gitmeyi tavsiye etti. Bu tavsiye üzerine önce on bir erkek ile dört kadından oluşan ilk Müslüman kafilesi, sonrasında da ikinci kafile Habeşistan’a hicret etti.

Göç edenlerin sayısının 108’e ulaşması ve sayısının gittikçe artıyor olması üzerine Kureyşliler, hicret edenlerin iadesi talebiyle Habeşistan’a bir heyet gönderdiler. Necâşî her iki tarafı da dinlemek için Müslümanların temsilcilerini de huzuruna çağırdı. Tarafları dinleyen Ashame iade isteğini reddetti. Kureyşliler, Bedir Gazvesinden sonra yeni bir heyet göndererek Müslümanların iade edilmesini istemişlerse de, Ashame bunu reddetmiştir.

Kureyş’in Boykotu

Kureyşliler, Hamza ve Ömer’in İslâmiyet’i benimseyişi ile güç kazanan Hz. Peygamber’i etkisiz hale getirmeye karar verdiler. Bunu gerçekleştirinceye kadar Hâşimoğulları ve Muttaliboğullarıyla mevcut olan akrabalığa ve hukuka riayet etmeyeceklerini söyleyip bu iki zümreyi düşman ilân ettiler. Onlarla konuşmamaya, kız alıp vermemeye ve alışveriş yapmamaya karar verdiler. Boykotun şartlarını bir kâğıda yazıp Kâbe’nin duvarına astılar.

Müslüman olsun olmasın, bütün Hâşimîler ve Muttaliboğulları Şi’bü Ebû Tâlib’de (Ebû Tâlib Mahallesi) üç yıla yakın bir süre (616-619) boykot altında yaşamak zorunda kaldılar. Sonunda aralarında Ebû Tâlib’in kız kardeşinin oğlu Züheyr b. Ümeyye ve Hişâm b. Amr gibilerinin bulunduğu bazı insaflı kimseler Kureyş’in ileri gelenlerinden Mut’im b. Adî ve Zem’a b. Esved ile konuşup desteklerini aldıktan sonra Ebû Tâlib mahallesine gittiler ve mahsur olanları oradan çıkartıp boykota son verdiler.

Ebû Tâlib ve Hz. Hatice’nin Vefatı

Peygamberliğin 10. yılında, Hz. Peygamber’i her zaman desteklemiş olan amcası Ebû Tâlib ve kendisiyle yirmi beş yıl mutlu bir hayat yaşadığı hanımı Hz. Hatice (19 Nisan 620) üç gün arayla vefat ettiler. Onların ölümü Hz. Peygamber’i ve Müslümanları son derece üzdü. Bu sebeple bu yıla senetü’l-hüzn veya âmü’l-hüzn (üzüntü yılı) adı verildi.

Tâiflileri İslâm’a Davet

Gelişen olaylar çizgisinde Kureyşlilerin Hz. Peygamber’e karşı sergiledikleri sert davranışlar artış gösteriyordu. Peygamberliğin 10. yılından (620) hicrete kadar geçen süre içinde Hz. Muhammed, başka insanlara ulaşıp davetine devam etmek üzere gözünü Mekke dışına çevirdi. Yanına Zeyd b. Hârise’yi alarak Sakîf kabilesinin yaşadığı Tâif’e gitti. Kabilenin ileri gelenlerinden Amr b. Umeyr’in üç oğlunu, Abdüyâlîl, Mes’ûd ve Habîb’i, ayrıca kabilenin diğer bazı önemli kişilerini İslâmiyet’e davet etti. Hiçbiri onun çağrısını benimsemediği gibi onu ve Zeyd b. Hârise’yi şehrin ayak takımına taşlattılar. Hz. Peygamber Mekke’ye dönmek üzere Tâif’ten ayrıldı.

İsrâ ve Mi’râc

Yüce Allah son peygambere, kendisini destekleyen yakınlarının vefatı ve Tâiflilerin eziyetlerinin ardından, manevî âlemlere seyahat etme mazhariyetini lütfetti. Bir gece Hz. Peygamber, Cebrâil eşliğinde Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürüldü; oradan da yine Cebrâil ile birlikte Sidretü’lmüntehâ adı verilen yüce makama yükseltildi.

Akabe Biatları

Hz. Muhammet Peygamberliğin 11. yılı (620) hac mevsiminde Yesrib’den gelen altı kişilik bir grupla Mina’nın tenha bir yeri olan Akabe’de karşılaştı ve kendilerine İslâmiyet’i tebliğ etti. Hazrec kabilesine mensup bu kişiler Müslümanlığı benimsediler.

İslâm dinine büyük hizmetler ifa eden ensar zümresinin çekirdeğini oluşturan bu altı Yesriblinin faaliyetleri sonucunda birçok kişi Müslüman oldu. Ertesi yıl (Temmuz 621) onu Hazrecli, ikisi Evsli olmak üzere on iki kişi Hz. Peygamber’le gizlice Akabe’de buluştular. Yesribliler, “Hiçbir şekilde Allah’a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, birbirlerine iftira etmeyeceklerine, Hz. Peygamber’in emirlerine uyacaklarına” söz verip kendisine biat ettiler. Buna “Birinci Akabe Biatı” denir.

Peygamberliğin 13. yılının (622) hac mevsiminde, ikisi kadın yetmiş beş Yesribli Müslüman, henüz Müslüman olmayanların da yer aldığı hac kafilesiyle birlikte Mekke’ye gelerek hacdan sonra Akabe’de, Hz. Peygamber’le gizlice buluştu. Yesriblilerin kendisini şehirlerine davet etmeleri üzerine, Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetler okudu ve İkinci Akabe Biatı’nın şartlarını sıraladı. Yesriblilerin hepsi şartları kabul edip biatta bulundu. İkinci Akabe Biatı savaşla ilgili hususları da kapsadığı için “bey’atül-harb” (savaş biatı) diye de anılmıştır.

Medine’ye Hicret

Hz. Peygamber İkinci Akabe Biatı’ndan sonra ashabına Yesrib’e hicret için izin verdi. Hicret umumiyetle gizlice yapılıyordu. Çünkü Kureyşli müşrikler Müslümanların Mekke’den ayrılmalarına dahi müsaade etmek istemiyor, hatta bazı Müslümanları hapsediyorlardı.

Hicret izninden sonra, kısa denilebilecek bir sürede ashabın büyük bir kısmı Yesrib’e göç etmiş; geride Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekir ve aileleri, Hz. Ali ve annesi, ayrıca hicret etmeye gücü yetmeyenler ile gidişleri engellenmiş olanlar kalmıştı.

Yesrib’e hicret ettiklerini gören Kureyş müşrikleri gelişmeler karşısında nasıl bir yol takip edeceklerini belirlemek üzere Dârünnedve’de toplandılar. Ebû Cehil’in teklifiyle Hz. Muhammed’i öldürmeyi, Hâşimoğulları’nın kan davası gütmesini önlemek için de bu işin, bütün kabilelerden birer kişinin katılacağı bir topluluk tarafından yerine getirilmesini kararlaştırdılar. Bu suikast kararını vahiy yoluyla öğrenen Hz. Peygamber, hemen harekete geçip Hz. Ebû Bekir’in evine giderek hicret hazırlığına başladı. Hz. Peygamber, evinden ayrıldığını müşriklere fark ettirmemek ve kendisine bırakılan emanetleri sahiplerine vermek üzere Hz. Ali’yi görevlendirdi.

Yesrib’de bulunan Müslümanlar Hz. Peygamber’in Mekke’den ayrıldığını öğrenmiş, gecikmesinden de endişelenmişlerdi. Peygamber ve kafilesi 8 Rebîülevvel (20 Eylül 622) pazartesi günü görününce Müslümanlar Hz. Peygamber’i karşılamak için Harre’ye koştular. Hz. Peygamber, Yesrib’e bir saatlik mesafede bulunan Kubâ’da Külsûm b. Hidm’in evine misafir oldu.

Hz. Peygamber beraberindekilerle birlikte 12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) Cuma günü Kubâ’dan Yesrib’e hareket etti. Cuma namazı vakti girince Rânûnâ vadisinde Sâlim b. Avf kabilesine uğradı; burada ilk Cuma hutbesini okudu ve namazını kıldırdı. Namazdan sonra Medine’ye hareket eden Hz. Peygamber, şehir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.

Hemen herkes Hz. Peygamber’in kendi evlerine misafir olmasını istiyor, davette bulunup ısrar ediyordu. Hz. Peygamber Kasvâ adlı devesinin üzerinde halkı selamlayıp kendilerine teşekkür ederken, devesinin çöktüğü yere en yakın eve misafir olacağını söyleyerek şehre girdi ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine misafir oldu.

Kaynaklarda Hz. Peygamber’in Mekke-Medine yolculuğu hakkında farklı tarihler yer alır. Hz. Peygamber’in, Mekkelilerin suikast kararı aldıkları 26 Safer (9 Eylül 622) Perşembe gecesi şehirden ayrılarak Sevr mağarasına gittiği, 27-29 Safer (10-12 Eylül 622) günleri mağarada kaldığı, 1 Rebîülevvel (13 Eylül 622) Pazartesi günü buradan yola çıktığı, 8 Rebîülevvel (20 Eylül 622) Pazartesi günü Kubâ’ya vardığı ve 12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) Cuma günü Medine’ye girdiği anlaşılmaktadır.

Hz. Muhammed’in Peygamberlik Öncesi Hayatı

Soyu, Ailesi, Doğumu ve Çocukluğu

İslâm Peygamberi’nin soyu; yirmi birinci kuşaktan atası olan Adnân vasıtasıyla Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’e dayanır. Hz. Muhammed’in babası, Kureyş’in Benî Hâşim kolundan Abdullah b. Abdülmuttalib, annesi ise Kureyş kabilesinin Benî Zühre koluna mensup Vehb b. Abdümenâf’ı n kızı Âmine’dir. Hz. Peygamber’in baba tarafından dedesi Abdülmuttalib b. Hâşim, babaannesi Fâtıma bint Amr, anne tarafından dedesi Vehb b. Abdümenâf, anneannesi de Berre bint Abdüluzzâ’dır.

Hz. Peygamber, hem babası Abdullah’ın hem de büyük atası Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmâil’in kurban edilmekten kurtulmasını kastederek, “Ben iki kurbanlığın oğluyum” demiştir.

Hz. Peygamber’in babası Abdullah, akranları arasında çok beğenilen yakışıklı bir gençti. Abdullah gençlik çağına ulaştığında babasının teşebbüsüyle Vehb’in kızı Âmine ile evlenmiştir. Abdullah, ticaret için gittiği Suriye’de vefat ettiğinden Hz. Peygamber yetim olarak dünyaya gelmiştir.

Hz. Muhammed, büyük atası Hz. İbrahim’in duası (elBakara, 2/128) ve kendinden önceki peygamber Hz. İsa’nın müjdesi (es- Saf, 61/6) olarak Arap yarımadasının batısındaki Hicaz bölgesinde yer alan Mekke’de dünyaya geldi. Araplar arasında kullanılan belirli bir takvimin olmaması ve ay takviminin güneş takvimine uyarlanmasından dolayı doğum tarihi ihtilaflıdır. Genel kabule göre; Hz. Peygamber Fil Vak’ası’ndan 50-55 gün sonra Rebîülevvel ayında Pazartesi günü sabaha doğru dünyaya gelmiştir. Farklı hesaplamalara göre Hz. Peygamber’in doğum tarihi 20 Nisan (9 Rebîülevvel) 571 veya 17 Haziran (12 Rebîülevvel) 569 Pazartesi şeklinde belirlenmektedir.

İslâm kaynaklarında Hz. Muhammed’in ana rahmine intikalinden doğumuna kadar geçen zaman içinde bazı olağanüstü olayların meydana geldiğine dair bilgiler yer alır. Hz. Muhammed, doğumunun ardından bir süre annesi Âmine’nin yanında kalmış, daha sonra sütannesine verilmiştir. Hz. Muhammed iki yıl sonra Halime tarafından Mekke’ye getirilmiş, ancak Âmine, bazı rivayetlere göre, o sıralarda Mekke’de veba salgını olduğu için bir müddet daha Halime’nin yanında kalmasını istemişti. Hz. Muhammed dört veya beş yaşına kadar sütannesinin yanında kaldıktan sonra Mekke’ye getirilerek annesine teslim edildi.

Hz. Peygamber altı yaşına geldiğinde, annesi Âmine onu Yesrib’e götürdü. Burada hem Abdullah’ın mezarını hem de Abdülmuttalib’in annesi dolayısıyla ailenin dayıları sayılan Benî Neccâr mensuplarını ziyaret ettiler. Âmine, Yesrib’de bir ay kadar kaldıktan sonra Mekke’ye dönerken hastalandı ve genç yaşta vefat etti. Annesinin ölümüyle öksüz kalan Hz. Peygamber Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdülmuttalib’e teslim edildi.

Abdülmuttalib, çok sevdiği ve genç yaşta kaybettiği oğlu Abdullah’ın değerli hatırası olan Muhammed’e büyük özen gösteriyordu. Yaşı seksenin üzerinde olan Abdülmuttalib, o sırada sekiz yaşındaki torunu Muhammed’in bakım ve himayesini amcası Ebû Tâlib’e verdikten kısa bir süre sonra vefat etti. Ebû Tâlib, Hz. Peygamber’in babası Abdullah’ın anne-baba bir kardeşi idi. Ebû Tâlib, yeğenini sevdi ve iyi yetişmesi için gayret sarf etti.

Çıktığı bazı seyahatlerde onu da yanına alırdı. Nitekim Hz. Muhammed’in dokuz (veya on iki) yaşında bulunduğu sırada amcası ticaret amacıyla Suriye’ye gitmeye karar verdiğinde o da amcasıyla birlikte gitmek istedi. Yeğenini de yanına aldı. Kervan, Suriye topraklarındaki Busrâ’da konakladı. Burada bir manastırda yaşayan Bahîra adlı rahip kafileyi yemeğe davet etti. Bahîra, Ebû Tâlib’e, Muhammed’in İncil’de gönderileceği vaat edilen peygamber olduğunu söyledikten sonra onun iyi korumasını tavsiye etmiştir.

Hz. Muhammed on yaşlarında iken kalabalık bir aileye sahip bulunan amcası Ebû Tâlib’e yardımcı olmak amacıyla bir süre çobanlık yaptı.

Hz. Muhammed’in Gençliği

Câhiliye döneminde Arap kabileleri arasında sık sık çeşitli sebeplerle savaşlar çıkardı. Hatta kan dökmenin yasak olduğu haram aylarda bile savaşların yapıldığı olur ve bu aylarda cereyan eden savaşlara Ficâr adı verilirdi. Hz. Peygamber bu savaşa amcalarıyla birlikte ve a mcalarına ait eşyaları korudu, gelen okları da kalkanla karşılayıp toplamak suretiyle onlara geri verdi.

Hz. Muhammed yirmi yaşında Hilfü’l-fudûl adı verilen antlaşma için yapılan toplantıya katıldı. ‘Erdemli insanların yemini’ anlamına gelen bu yemin içinde yer alanlar, yerli veya yabancı olsun haksızlığa uğrayan herkesi koruyacaklarına, hakkı verilinceye kadar birlikte hareket edeceklerine ve birbirlerine maddi destekte bulunacaklarına yemin etmişlerdi. Böylece başta Hz. Peygamber olmak üzere Hilfü’l-fudûl mensupları Mekke’de birçok haksızlığın önüne geçtiler.

Hz. Peygamber Mekke’deki birçok Kureyşli gibi ticaret ile meşgul olmuştur. Kumaş ve tahıl ticaretiyle uğraşan Ebû Tâlib’e yardım etmek suretiyle ticaret hayatına başlamış ve amcasının yaşlandığı yıllarda kendisi ticarete devam etmiştir. Bu dönemde onun çeşitli yerlere ticaret amacıyla seyahat ettiği bilinmektedir. Bu seyahatler sebebiyle bir taraftan ticari hayatın gereklerini öğrenirken, diğer taraftan Arabistan’ın muhtelif yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siyasî ve sosyal durumlarını öğrenme imkânını elde ediyordu. Câhiliye döneminin yaygın kötülüklerinin hiçbirine bulaşmaksızın temiz bir hayat yaşayan Hz. Muhammed çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve hak severliğinin yanı sıra ticaret hayatında da doğruluğu ve güvenilirliği sebebiyle “Muhammedü’l-Emîn” veya sadece “el-Emîn” unvanıyla bilinmekteydi.

Hz. Hatice ile Evliliği

Hz. Hatice, Kureyş’in ileri gelenlerinden Huveylid b. Esed’in kızı olup soyu, dedelerinden Kusay’da Hz. Muhammed’in nesebiyle birleşir. Hz. Peygamber’den önce iki defa evlilik yapmış olan Hz. Hatice soylu, güzel ve zengin bir hanımdı. Güvenilir bulduğu kimselerle ticaret yaparak yaşamını sürdüren Hz. Hatice, bu sıralarda bir tavsiye üzerine çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak tanınan Hz. Muhammed’le ortaklık antlaşması yaptı ve kölesi Meysere ile birlikte ticaret için Suriye’ye gitmesini istedi.

Meysere’nin Hz. Muhammed’in ahlâkı ve davranışları hakkında hayranlık uyandıran övgü dolu sözlerini de dinleyen Hz. Hatice, Hz. Muhammed’e evlilik teklifinde bulundu. Beklemediği bir durumla karşılaşan Hz. Muhammed biraz düşündükten sonra teklifi kabul etti. Bu sırada Hz. Peygamber’in yirmi beş, Hz. Hatice’nin de kırk veya yirmi sekiz yaşında olduğu kaydedilir.

Hz. Peygamber ve Hz. Hatice’nin bu evliliğinden Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm, Fâtıma ve Abdullah adlı çocukları dünyaya geldi. Hz. Peygamber, ilk oğlu Kasım dolayısıyla “Ebü’l-Kasım” künyesini almıştır. Hz. Hatice Hz. Peygamber’e ilk inanan kimse olup en sıkıntılı zamanlarda yanında yer aldı.

Kâbe Hakemliği

Hz. Muhammed’in otuz beş yaşlarında iken gerçekleştirilen Kâbe tamiri sırasında Kureyşliler arasında yaptığı hakemlik önemli bir mahiyet taşımaktadır. Kureyşliler, 605 yılında yangın ve sel baskınlarından zarar gören Kâbe’yi yeniden inşa etmek istediler. Hz. Peygamber’in de amcası Abbas’la birlikte taş taşıyıp yardımcı olduğu tamir sırasında Kâbe yeniden inşa edildi; ancak Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda anlaşmazlık çıktı. Ebû Ümeyye b. Mugîre, “Benî Fieybe kapısından Kâbe’ye ilk giren kimsenin vereceği karara uyulmasını” teklif etti. Kapıdan Hz. Muhammed’in girdi. Hz. Muhammed, bir örtü getirterek Hacerülesved’i onun üzerine koydu, bütün kabile reislerinin iştirakiyle örtüyü kaldırdı, konulacağı hizaya gelince de taşı kendi elleriyle alıp yerine yerleştirdi.

Hz. Muhammed’in Peygamberliği ve İslâm’ın Mekke Dönemi

İlk Vahyin Gelişi

Hz. Muhammed’in Allah tarafından peygamberlikle görevlendirilişi kırk yaşında olmuştur. Arap kabilesinin putlarına hiç ilgi göstermeyen Hz. Muhammed, aklı ve hisleriyle putlara tapmanın faydasızlığı sonucuna ulaşmıştı. Ancak neyi ve nasıl yapacağını bilememenin ıstırabını yaşarken inzivaya çekilmekten hoşlanmaya başladı ve peygamberliğinin birkaç yıl öncesinden itibaren her Ramazan ayında, dedesi Abdülmuttalib ve diğer bazı Kureyşlilerin yaptığı gibi, Hira dağındaki mağarada münzevi bir hayat yaşamaya başladı.

Hz. Muhammed’in Hira’da bulunduğu 610 yılı Ramazan ayının son on günü içinde muhtemelen yirmi yedinci gece, bazı rivayetlere göre pazartesi günü sabaha karşı Cebrâil gelerek ona Allah tarafından Peygamber olarak görevlendirildiğini haber verdi. Bu olay üzerine heyecanlanıp korkuya kapılan Hz. Muhammed, Hira’dan ayrılarak evine gitti, yatağa girerek eşi Hz. Hatice’den üstünü örtmesini istedi ve uyandıktan sonra başından geçenleri anlattı.

İlk vahyin ardından bir süre vahiy kesintiye uğradı Kaynaklarda “fetretü’l-vahy” adı verilen bu devrenin müddeti hakkında birkaç aydan başlayıp üç yıla kadar varan süreler zikredilir. Bir süre sonra Allah’ın Hz. Peygamber’i terk etmediğini belirten Duhâ suresi indi. Bu sıralarda Cebrâil Hz. Peygamber’e abdesti ve namazı da öğretmiş, o da Hz. Hatice’ye öğretip birlikte namaz kılmaya başlamışlardır.

İlk Müslümanlar

Hz. Peygamber bir gün Hira mağarasından dönerken Cebrâil’i tekrar gördü, yine korku ve heyecanla evine gidip yatağına yattı. Cebrâil, evinde karşısına çıkarak Müddessir suresinin ilk ayetlerini okudu (74/1-5). Bu ayetlerde artık ilâhî mesajları insanlara ulaştırma zamanının geldiği belirtilmekte, bu görevi ifa ederken her şeyden önce Rabbine güvenmesi istenmekte, ayrıca maddi ve manevi kirlerden uzak durması talimatı verilmekteydi. Bu davet üç yıl kadar gizlice sürdü. Bu sırada Hz. Hatice’nin ardından yakın dostu Ebû Bekir, Ali b. Ebû Tâlib ve Zeyd b. Hârise, kızları Zeyneb, Rukıyye ve Ümmü Külsûm Müslüman oldu. Bu dönemde Hz. Peygamber evinde, ıssız dağ eteklerinde, öğle tenhalığı sırasında Mescid-i Harâm’da namaz kılıyor, bazen de ibadetlerini Müslümanlarla birlikte yapabiliyordu.

Açık Davetin Başlaması

Mekke’de peygamberliğin 4. yılından itibaren İslâm daveti açıktan yapılmaya başlandı. Hz. Peygamber’in ilk ve en önemli muhatabı Kureyşliler oldu. Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib onun sözlerini güzel bulduğunu ve kendisini destekleyeceğini, ancak atalarının dininden ayrılamayacağını bildirdi. Diğer amcası Ebû Leheb ise akrabalarının ona engel olmasını, davetini kabul ettikleri takdirde zillete düşeceklerini, kendisini himaye ederlerse öldürüleceklerini söyledi. Bunun üzerine Ebû Tâlib, sağ olduğu sürece yeğenini himaye edeceğini ilân etti.

Mekkelileri Davet

Hz. Peygamber bir gün Safâ tepesine çıkarak bütün Mekkelilere İslâmiyet’i tebliğ etmeye karar verdi. Kureyş ileri gelenleri Hz. Peygamber’in İslâm’a davetine önceleri pek karşı çıkmadılar. Ancak İslâm Peygamberi puta tapıcılığı eleştiren ayetleri okumaya, putperestlerin cehennemlik olduklarını ilân etmeye başlayınca mesajını büyük bir tehlike olarak görmeye, düşmanca tavır almaya, davetini engellemek için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Hz. Peygamber’in gittikçe taraftar topladığını, inanç ve davranışlarını eleştirdiğini gören Kureyşliler onu küçümsemeye ve ona hakaret etmeye başladılar; bir süre sonra da şiddete başvurmaktan çekinmediler.

Müşriklerin baskı ve tehditleri, eza, cefa ve işkenceleri Müslümanları dinlerinden çevirmek şöyle dursun, imanlarını daha da kuvvetlendiriyordu. Kureyşliler, Hz. Muhammed’in İslâm’a davet faaliyetlerine engel olması amacıyla amcası Ebû Tâlib ile değişik zamanlarda üç defa görüştüler ancak Hz. Muhammed tebliğ görevine devam etti.

Hamza b. Abdülmuttalib ve Ömer b. Hattab’ın Müslüman Oluşu

Mekke dönemindeki tebliğ faaliyetleri sırasında iki kişinin Müslüman olmasının ayrı bir önemi vardır. Onlardan biri Hz. Peygamber’in amcası Hamza, diğeri de Ömer b. Hattâb’dır.

Habeşistan’a Hicret

İslâmiyet; Mekke’de yavaş yavaş yayılırken müşriklerin Müslümanlara karşı tavırları da sertleşti, sözlü tepkilere fiilî müdahaleler de eklendi. Ashabının maruz kaldığı zulüm ve işkencelere son derecede üzülen fakat engellemeye gücü yetmeyen Hz. Peygamber, Müslümanlara, dinlerini yaşayabilecekleri ve can güvenliğine sahip olabilecekleri bir yer olarak Habeşistan’a gitmeyi tavsiye etti. Bu tavsiye üzerine önce on bir erkek ile dört kadından oluşan ilk Müslüman kafilesi, sonrasında da ikinci kafile Habeşistan’a hicret etti.

Göç edenlerin sayısının 108’e ulaşması ve sayısının gittikçe artıyor olması üzerine Kureyşliler, hicret edenlerin iadesi talebiyle Habeşistan’a bir heyet gönderdiler. Necâşî her iki tarafı da dinlemek için Müslümanların temsilcilerini de huzuruna çağırdı. Tarafları dinleyen Ashame iade isteğini reddetti. Kureyşliler, Bedir Gazvesinden sonra yeni bir heyet göndererek Müslümanların iade edilmesini istemişlerse de, Ashame bunu reddetmiştir.

Kureyş’in Boykotu

Kureyşliler, Hamza ve Ömer’in İslâmiyet’i benimseyişi ile güç kazanan Hz. Peygamber’i etkisiz hale getirmeye karar verdiler. Bunu gerçekleştirinceye kadar Hâşimoğulları ve Muttaliboğullarıyla mevcut olan akrabalığa ve hukuka riayet etmeyeceklerini söyleyip bu iki zümreyi düşman ilân ettiler. Onlarla konuşmamaya, kız alıp vermemeye ve alışveriş yapmamaya karar verdiler. Boykotun şartlarını bir kâğıda yazıp Kâbe’nin duvarına astılar.

Müslüman olsun olmasın, bütün Hâşimîler ve Muttaliboğulları Şi’bü Ebû Tâlib’de (Ebû Tâlib Mahallesi) üç yıla yakın bir süre (616-619) boykot altında yaşamak zorunda kaldılar. Sonunda aralarında Ebû Tâlib’in kız kardeşinin oğlu Züheyr b. Ümeyye ve Hişâm b. Amr gibilerinin bulunduğu bazı insaflı kimseler Kureyş’in ileri gelenlerinden Mut’im b. Adî ve Zem’a b. Esved ile konuşup desteklerini aldıktan sonra Ebû Tâlib mahallesine gittiler ve mahsur olanları oradan çıkartıp boykota son verdiler.

Ebû Tâlib ve Hz. Hatice’nin Vefatı

Peygamberliğin 10. yılında, Hz. Peygamber’i her zaman desteklemiş olan amcası Ebû Tâlib ve kendisiyle yirmi beş yıl mutlu bir hayat yaşadığı hanımı Hz. Hatice (19 Nisan 620) üç gün arayla vefat ettiler. Onların ölümü Hz. Peygamber’i ve Müslümanları son derece üzdü. Bu sebeple bu yıla senetü’l-hüzn veya âmü’l-hüzn (üzüntü yılı) adı verildi.

Tâiflileri İslâm’a Davet

Gelişen olaylar çizgisinde Kureyşlilerin Hz. Peygamber’e karşı sergiledikleri sert davranışlar artış gösteriyordu. Peygamberliğin 10. yılından (620) hicrete kadar geçen süre içinde Hz. Muhammed, başka insanlara ulaşıp davetine devam etmek üzere gözünü Mekke dışına çevirdi. Yanına Zeyd b. Hârise’yi alarak Sakîf kabilesinin yaşadığı Tâif’e gitti. Kabilenin ileri gelenlerinden Amr b. Umeyr’in üç oğlunu, Abdüyâlîl, Mes’ûd ve Habîb’i, ayrıca kabilenin diğer bazı önemli kişilerini İslâmiyet’e davet etti. Hiçbiri onun çağrısını benimsemediği gibi onu ve Zeyd b. Hârise’yi şehrin ayak takımına taşlattılar. Hz. Peygamber Mekke’ye dönmek üzere Tâif’ten ayrıldı.

İsrâ ve Mi’râc

Yüce Allah son peygambere, kendisini destekleyen yakınlarının vefatı ve Tâiflilerin eziyetlerinin ardından, manevî âlemlere seyahat etme mazhariyetini lütfetti. Bir gece Hz. Peygamber, Cebrâil eşliğinde Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürüldü; oradan da yine Cebrâil ile birlikte Sidretü’lmüntehâ adı verilen yüce makama yükseltildi.

Akabe Biatları

Hz. Muhammet Peygamberliğin 11. yılı (620) hac mevsiminde Yesrib’den gelen altı kişilik bir grupla Mina’nın tenha bir yeri olan Akabe’de karşılaştı ve kendilerine İslâmiyet’i tebliğ etti. Hazrec kabilesine mensup bu kişiler Müslümanlığı benimsediler.

İslâm dinine büyük hizmetler ifa eden ensar zümresinin çekirdeğini oluşturan bu altı Yesriblinin faaliyetleri sonucunda birçok kişi Müslüman oldu. Ertesi yıl (Temmuz 621) onu Hazrecli, ikisi Evsli olmak üzere on iki kişi Hz. Peygamber’le gizlice Akabe’de buluştular. Yesribliler, “Hiçbir şekilde Allah’a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, birbirlerine iftira etmeyeceklerine, Hz. Peygamber’in emirlerine uyacaklarına” söz verip kendisine biat ettiler. Buna “Birinci Akabe Biatı” denir.

Peygamberliğin 13. yılının (622) hac mevsiminde, ikisi kadın yetmiş beş Yesribli Müslüman, henüz Müslüman olmayanların da yer aldığı hac kafilesiyle birlikte Mekke’ye gelerek hacdan sonra Akabe’de, Hz. Peygamber’le gizlice buluştu. Yesriblilerin kendisini şehirlerine davet etmeleri üzerine, Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetler okudu ve İkinci Akabe Biatı’nın şartlarını sıraladı. Yesriblilerin hepsi şartları kabul edip biatta bulundu. İkinci Akabe Biatı savaşla ilgili hususları da kapsadığı için “bey’atül-harb” (savaş biatı) diye de anılmıştır.

Medine’ye Hicret

Hz. Peygamber İkinci Akabe Biatı’ndan sonra ashabına Yesrib’e hicret için izin verdi. Hicret umumiyetle gizlice yapılıyordu. Çünkü Kureyşli müşrikler Müslümanların Mekke’den ayrılmalarına dahi müsaade etmek istemiyor, hatta bazı Müslümanları hapsediyorlardı.

Hicret izninden sonra, kısa denilebilecek bir sürede ashabın büyük bir kısmı Yesrib’e göç etmiş; geride Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekir ve aileleri, Hz. Ali ve annesi, ayrıca hicret etmeye gücü yetmeyenler ile gidişleri engellenmiş olanlar kalmıştı.

Yesrib’e hicret ettiklerini gören Kureyş müşrikleri gelişmeler karşısında nasıl bir yol takip edeceklerini belirlemek üzere Dârünnedve’de toplandılar. Ebû Cehil’in teklifiyle Hz. Muhammed’i öldürmeyi, Hâşimoğulları’nın kan davası gütmesini önlemek için de bu işin, bütün kabilelerden birer kişinin katılacağı bir topluluk tarafından yerine getirilmesini kararlaştırdılar. Bu suikast kararını vahiy yoluyla öğrenen Hz. Peygamber, hemen harekete geçip Hz. Ebû Bekir’in evine giderek hicret hazırlığına başladı. Hz. Peygamber, evinden ayrıldığını müşriklere fark ettirmemek ve kendisine bırakılan emanetleri sahiplerine vermek üzere Hz. Ali’yi görevlendirdi.

Yesrib’de bulunan Müslümanlar Hz. Peygamber’in Mekke’den ayrıldığını öğrenmiş, gecikmesinden de endişelenmişlerdi. Peygamber ve kafilesi 8 Rebîülevvel (20 Eylül 622) pazartesi günü görününce Müslümanlar Hz. Peygamber’i karşılamak için Harre’ye koştular. Hz. Peygamber, Yesrib’e bir saatlik mesafede bulunan Kubâ’da Külsûm b. Hidm’in evine misafir oldu.

Hz. Peygamber beraberindekilerle birlikte 12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) Cuma günü Kubâ’dan Yesrib’e hareket etti. Cuma namazı vakti girince Rânûnâ vadisinde Sâlim b. Avf kabilesine uğradı; burada ilk Cuma hutbesini okudu ve namazını kıldırdı. Namazdan sonra Medine’ye hareket eden Hz. Peygamber, şehir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.

Hemen herkes Hz. Peygamber’in kendi evlerine misafir olmasını istiyor, davette bulunup ısrar ediyordu. Hz. Peygamber Kasvâ adlı devesinin üzerinde halkı selamlayıp kendilerine teşekkür ederken, devesinin çöktüğü yere en yakın eve misafir olacağını söyleyerek şehre girdi ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine misafir oldu.

Kaynaklarda Hz. Peygamber’in Mekke-Medine yolculuğu hakkında farklı tarihler yer alır. Hz. Peygamber’in, Mekkelilerin suikast kararı aldıkları 26 Safer (9 Eylül 622) Perşembe gecesi şehirden ayrılarak Sevr mağarasına gittiği, 27-29 Safer (10-12 Eylül 622) günleri mağarada kaldığı, 1 Rebîülevvel (13 Eylül 622) Pazartesi günü buradan yola çıktığı, 8 Rebîülevvel (20 Eylül 622) Pazartesi günü Kubâ’ya vardığı ve 12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) Cuma günü Medine’ye girdiği anlaşılmaktadır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.