Endüstri Sosyolojisi Dersi 3. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Endüstri Sosyolojisi Dersi 3. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

İşgücü Piyasası

İşgücü Piyasasının Tanımı ve İşlevi

İşgücü piyasası , emek arz ve talebinin karşılaştığı, emeğin fiyatı olan ücret ve çalışma koşullarının belirlendiği ortamdır. İş gücü piyasası, alıcılardan ve emeğini arz edenlerden oluşan iki taraflı bir bütündür. Bu taraflar emek talep eden firmalar ya da işverenler ile emeğini arz eden kişiler ya da işçilerdir. Her piyasada olduğu gibi iş gücü piyasasında da alıcılar ve satıcılar bulunmaktadır. Alıcılar işverenler satıcılar ise işçilerdir. Klasik iktisatçılara göre iş gücü piyasası işçiler arasında iş için olduğu kadar işverenler arasında da işçi için bir rekabet ortamıdır. İşgücü piyasasının temel özellikleri şöyledir:

  • İşgücü piyasası çok sayıdadır.
  • Tek bir merkezi ücret bulunmamaktadır.
  • İşçiler homojen değildir.
  • İstihdam ilişkisi süreklidir.
  • İşçinin emeğini kendisinden ayırmak mümkün değildir.
  • İşçilerin pazarlık güçleri genellikle zayıftır.
  • Emek talebi türetilmiş bir taleptir.
  • Emek hareketliliği tam değildir.
  • İşgücü piyasası bilgisi oldukça eksiktir.

Katmanlı İşgücü Piyasaları

İşgücü piyasası iki yapılı ve katmanlıdır.

Birincil ve İkincil İşgücü Piyasaları

Katmanlı işgücü piyasası, birincil (çekirdek) ve ikincil (çevresel) işgücü piyasası olarak yapılanmaktadır. Birincil ve ikincil işgücü piyasaları (işgücünün çalışma ilişkisi ve çalışma koşulları bakımından) farklıdır. Birincil katmanda iyi şeyler ve ikincil katmanda kötü şeyler bulunmaktadır. Birincil işgücü piyasasında çalışanlar;

  • Yüksek motivasyonlu,
  • Nitelikli işçilerin yüksek ücret aldığı,
  • İyi çalışma koşullarının olduğu,
  • Sürekli istihdam ve kariyer beklentilerinin olduğu bir piyasadır.

İkincil işgücü piyasası;

  • Daha fazla niteliksiz işçi,
  • Düşük ücretler,
  • Kötü çalışma koşulları,
  • Yüksek işgücü devri oranları,
  • Zayıf kariyer beklentisi ve ayrımcılığa maruz kalabilme ile tanımlanabilir.

İkincil iş piyasası gücünde çalışanlar çoğunlukla gençler ve dezavantajlı gruplardır.

İçsel ve Dışsal İşgücü Piyasaları

İşgücü piyasaları içsel ve dışsal olarak da ayrılmaktadır. İşgücü piyasası, yönetsel bir organizasyon olarak tanımlanmaktadır. Bu organizasyonda emeğin fiyatı ve işgücünün dağılımı yönetsel kurallar ve prosedürler tarafından belirlenir. İçsel işgücü piyasasında firma içi kariyer merdivenleri bulunmaktadır.

İşgücü piyasaları, kayıtlı ve kayıt dışı olarak da gruplandırılır. Kayıt dışı sektör hiçbir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmayan istihdamdır. Enformel sektör ise 10 kişiden daha az işçi çalıştıran, çoğunlukla kendi hesabına ve evde çalışma şeklinde faaliyetini sürdüren iş yerlerindeki istihdamdır.

Türkiye’de Nüfus ve İşgücünün Yapısı

2009 yılında yapılan sayıma göre 70 milyon 542 bin kişi vardır. Bu nüfusun %26.73’ünü 0-14 yaş arası, %66.31’ini 15-64 yaş arası, %6.96’sını 65 yaş üstü nüfus oluşturmaktadır (S:73, Tablo 3.1). 2010 yılında yapılan araştırmaya göre ülkemizin genç nüfusu azalmaya devam edecek, doğurganlık oranı azalacak ve istihdam sorunu artacaktır. 1970’li yıllarda kadınlar 5 çocuk sahibi olurken, günümüzde ortalama 2 çocuk sahibi olmaktadır. Nüfus artış hızı düşmektedir. Bu hızın düşmesine evlilik yaşının yükselmesi ve gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılmasının artması sebep olmaktadır.

Türkiye’de işgücüne katılma oranı yıllar itibarıyla düşüş göstermektedir. Bu oran, çalışma çağındaki nüfusun yarısından fazlasının işgücü piyasasının dışında kaldığını ifade etmektedir. İşgücünün hızla artması karşısında sanayi ve hizmet sektörlerinde yeterli istihdam olanağının yaratılamaması, işgücüne katılma oranını düşürmektedir. Ayrıca işgücüne katılma oranının düşmesi, toplumun iktisadi faaliyete katılan kısmının azalması anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda toplumun ihtiyaçları daha az sayıdaki üretken nüfus tarafından karşılanmakta ve bağımlılık oranı da hızla yükselmektedir. Üretimde yer alan bir kişinin kendisiyle birlikte kaç kişiye daha ekonomik anlamda bakması gerektiğini ifade eden bağımlılık oranındaki artış, üretken kesiminin daha fazla kişiyi geçindirmek zorunda kalmasına neden olmaktadır.

Ülkemizdeki işgücüne katılma oranları, kır-kent ve kadınerkek ayrımına göre incelenebilir. Türkiye’de nüfusun işgücüne katılması konusundaki temel olgular şunlardır:

  • İşgücüne katılma oranı, kırsal kesimde kentlere göre daha yüksektir.
  • İşgücüne katılma oranı, erkeklerde kadınlara göre daha fazladır.
  • Çalışma çağındaki nüfusun artmasına rağmen
  • işgücüne katılma oranları, gittikçe azalan bir eğilim göstermektedir.
  • İşgücüne katılma oranındaki düşüş, işgücüne dahil olmama yönündeki eğilimin arttığını ifade etmektedir.

Türkiye’de İstihdamın Niteliği

Eksik İstihdam: Türkiye de eksik istihdam, zamana bağlı eksik istihdam ve yetersiz istihdam olarak ikiye ayrılır. Mevcut işinde ya da diğer işinde/işlerinde 40 saatten daha az süre çalışıp daha fazla çalışmayı arzu edenler, zamana bağlı eksik istihdamda dır. Yetersiz istihdam ise zamana bağlı eksik istihdam kapsamında yer almamak koşuluyla son dört hafta içinde mevcut işini değiştirmek için veya mevcut işine ek olarak bir iş aramış olan ve böyle bir iş bulduğu takdirde 2 hafta içinde çalışmaya başlayabilecek olan kişilerdir.

İşteki Durum: İstihdamın çalışanların işteki durumuna ya da statüsüne göre dağılımı, ülkelerin gelişmişlik düzeyini ortaya koyan göstergelerden biridir. Bu anlamda gelişmiş toplumlarda istihdamın büyük kısmı, ücretli kesimde toplanmaktadır. İstihdamda yaşanan sayısal değişim, istihdam edilenlerin işteki durumlarını da farklılaştırmaktadır. Hane Halkı İşgücü Anketlerinde (HİA) çalışanlar işteki durumlarına göre “ücretli, maaşlı”, “yevmiyeli”, “işveren”, “kendi hesabına çalışan” ve “ücretsiz aile işçisi” olarak beş gruba ayrılmaktadır. Bir başkasının işinde nakdi veya ayni gelir elde etmek amacıyla ücret karlılığı çalışanlar “ ücretli, maaşlı ”; bir işverene bağlı olarak düzenli ve sürekli olmadan işine göre mevsimlik, geçici ya da iş buldukça çalışanlar “ yevmiyeli ”; kendi işinde en az bir kişiyi ücretli veya yevmiyeli olarak çalıştıranlar “ işveren ” olarak adlandırılmaktadır. Kendi işinde yalnız olarak veya ücretsiz aile bireyleri ile birlikte nakdi ve ayni gelir elde etmek amacı ile çalışanlar “ kendi hesabına çalışan ” ve hane halkının yapmakta olduğu işte bir ücret almaksızın çalışan aile bireyleri “ücretsiz aile işçisi” olarak adlandırılmaktadır.

İstihdamın Sektörlere Göre Dağlımı

İstihdamın sektörlere göre dağılımı, bir ülkede sağlıklı bir ekonomik yapı ile ekonomik ve sosyal yönden gelişmişlik düzeyinin önemli göstergelerinden biridir. İstihdam edilenlerin yaptıkları işler genellikle üç sektörde toplanmaktadır. Bunlar; Tarım, Sanayi ve Hizmetler dir.

İstihdamın sektörlere göre dağılımındaki farklılık, gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeleri birbirinden ayırmaktadır. Bunun nedeni, bir ülkede mal üreten ana sektörlerin tarım ve sanayi olmasıdır. Hizmet sektörünün durumu ise diğer iki sektörün gelişmişlik düzeyine bağlıdır. Gelişmekte olan ülkelerde sanayi sektörü fazla gelişmiş olmadığından istihdamın büyük bir kısmı, tarım alanında meydana gelmektedir. Üç sektör kanunu uyarınca ekonomik gelişmeye paralel olarak istihdam, tarımdan sanayi sektörüne doğru kaymaktadır. Sanayi sektörü iyice gelişince istihdam, hizmet kesimine yayılmaktadır.

Türkiye’de tarım sektöründeki daralma ve sanayi sektöründe yeterince istihdam yaratılamaması, hizmetler sektöründe istihdamın büyümesine yol açmıştır. Kısaca sanayileşme sürecini tamamlayamayan ülkemizde, istihdamda tarım sektörü önemini korumakta ve tarımdan doğrudan hizmetler sektörüne geçiş yaşanmaktadır.

İstihdamın Eğitim Düzeyine Göre Dağlımı

Ülkemizde istihdam edilenlerin eğitim düzeyi yetersizdir. Verilere göre 1988 yılında lise ve altı eğitim düzeyinde istihdam %75’ler civarında iken bu oran 2009 yılında %70’e düşmüştür (S:78, Tablo 3.5). 1988-2009 döneminde istihdamda eğitim düzeyi yükselmiştir. 2009 yılında her 100 çalışanın 10’u meslek eğitimi almış, 16’sı yükseköğretim görmüş durumdadır. Türkiye’de istihdam edilenler, büyük ölçüde niteliksizdir. Mesleki eğitim almış olan çalışanlar az sayıda olduğundan işverenlerin teknik çalışan talebi karşılanamamaktadır. İstihdam edilenlerin eğitim kalitesindeki düşüklük ise bir diğer sorundur.

İstihdamın Meslek Gruplarına Göre Dağılımı

İstihdamın meslek gruplarına dağılımı, istihdamın yapısal özelliklerini belirginleştiren bir diğer husustur. Meslek gruplarına göre istihdam edilenler incelendiğinde 2009 yılında toplam 21 milyon 277 bin kişi olan istihdamda en yüksek paya sahip meslek grubunu; %20.2 (4 milyon 304 bin kişi) ile “nitelikli tarım, hayvancılık, avcılık, ormancılık ve su ürünleri çalışanları” oluşturmaktadır. 2001-2009 döneminde “nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların” oranı %8.5’ten %15.4’e yükselmiştir. Söz konusu 9 yıllık dönemde gerek nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların oranının %7 artması gerekse “kanun yapıcılar, üst düzey yöneticiler ve müdürler” ile “profesyonel meslek mensuplarının istihdam edilenler içindeki oranının marjinal bir artış (ilki %0.7 ve ikincisi %1.2) göstermesi, Türkiye’de istihdamın niteliksiz işlerde daha fazla arttığını ve düşük nitelikli olduğunu ortaya koymaktadır.

Kayıt Dışı İstihdam: Bir ülkenin gelir dağılımındaki adaletsizlik, o ülkede kayıt dışı ekonomik faaliyetin hacmini artırmaktadır. Gelir dağılımından düşük pay alan gruplar, ortalama geçim düzeyine erişmek amacı ile kayıt dışı sektörde çalışmaktadır. Ekonomide gelişmişlik düzeyine bağlı olarak ekonomiye hakim olan sektörlerin ağırlığı değişim göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde imalat ve ticaret sektörü daha ağırlıkta iken gelişmekte olan ülkelerde tarım, inşaat ve hizmetler sektörünün payı fazladır. Gelişmekte olan ülkelerde bu sektörlerin ağırlıkta olması, faaliyetlerin kayıt dışı gerçekleştirilmesi bakımından daha elverişli bir yapı sunmaktadır. 1980’den sonra ulusal ekonomilerin dış piyasaya dönük üretim yapmaları, kayıt dışı ekonominin gelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Dış piyasalara dönük üretimde bir yandan fiyat, diğer yandan kalite bakımından rekabet edebilirlik için maliyetlerin düşük olması gereklidir. Kayıt dışı istihdam, hem daha düşük ücret ödenebilmesi hem de vergi ve sosyal güvenlik primi ile diğer yasal yükümlülüklerin getirdiği mali yüklerden kurtulma imkânı sağladığından işverenlerin işgücü maliyetlerini düşürülebilmesini mümkün kılmaktadır.

Türkiye’de İşsizliğin Niteliği

İşsizlik Tanımı, Unsurları ve Türleri

İşsizlik bir sosyal sorun olduğu kadar enflasyon gibi çözümlenmeye çalışılan ekonomik bir sorundur. İşsizlik oranı ise işsiz nüfusun işgücü içindeki oranıdır ve işi olmayan, iş arayan işgücünün oranını ifade eder. “Çalışma arzu ve gücünde olup geçerli ücret üzerinden belirli sürelerde iş arama faaliyetine giren; ancak iş bulamayan kimseye işsiz ve bu olguya da işsizlik ” denilmektedir. İşsizliğin unsurları şunlardır:

  • Birey, istihdam dışı olup iş bulamamış durumdadır.
  • Bireyin gayri iradi olarak karşılaştığı bir çalışmama durumudur.
  • Birey, iş arama eylemi içerisindedir.
  • Birey, iş başı yapmaya hazır olup çalışma arzu ve gücündedir.
  • Birey, günün geçerli ücret düzeyi ve çalışma saatleri üzerinden çalışma gereksinimindedir.

“Arızi ya da geçici (friksiyonel) işsizlik hariç olmak üzere çalışma irade ve kararında olan emek birimlerinin üretime bilfiil katılabildiği duruma” tam istihdam adı verilmektedir. Doğal işsizlik oranı, işgücü piyasasında arz ve talep fazlasının olmadığı durumda ve mevcut ile beklenen enflasyon oranının eşit olması halinde uzun vadede oluşabilecektir.

Türkiye’de İşsizliğin Yapısı ve Özellikleri

1988-1998 yılları arası dönemde işsizlik oranı ortalama %7.9’larda seyrederken 1999-2009 döneminde %10.0’a yükselmiştir. 1988-2009 yıllarını kapsayan dönemde en düşük işsizlik oranı 2000 yılında %6.5 ile gerçekleşmiştir.

İşsizlik oranları Türkiye genelinde ve cinsiyet itibarıyla ele alındığında erkek ve kadınların işsiz kalma oranlarının birbirlerine yakın olduğu görülmektedir. Türkiye ortalaması olarak 1988 yılında %7.5 olan erkek işsizlik oranı, 2009 yılında 13.9 olarak gerçekleşmiş iken 1988 yılında %10.6 olan kadın işsizlik oranı, 2009 yılında %14.3 olmuştur.

Kentsel ve Kırsal Kesimde İşsizlik: Kent ile kırsal kesimdeki işsizlik oranları karşılaştırıldığında tarım sektörünün etkisi ortaya çıkmaktadır (S:84, Tablo 3.7).

Eğitim Gruplarına Göre İşsizlik: Türkiye’de işsizlik, eğitim düzeyleri itibarıyla incelendiğinde okur yazar olmayan ile lise ve altı eğitimli olan dolayısıyla herhangi bir niteliği bulunmayan işsizlerin oranının diğer gruplara göre yüksek olduğu anlaşılmaktadır (S:84, Tablo 3.8).

Yaş Gruplarına Göre İşsizlik: Yaş gruplarına göre işsizliği değerlendirmek de önemlidir. Verilere göre toplam işsizler içerisinde 2009 yılı itibarıyla 15-24 yaş grubundaki gençlerin oranı %32.4’tür (S:86, Tablo 3.9).

Genç İşsizliği: Türkiye’de genç işsizlik sorunu, önemli bir yapısal sorundur. Genç işsizliği sorunu; esasen ülkemizde yeterli iş imkânı yaratılamaması, eğitimsizlik, ilk kez işgücü piyasasına girme ve 2001 ile 2008 ekonomik krizlerinin özellikle gençler arasındaki işsizlik oranını artırması ile ilgilidir.

İş Arama: İş ararken işgücü piyasası hakkında bilgi edinilmesindeki eksiklikler, geçici işsizliğe neden olabilir. Dolayısıyla bilgi elde etmenin yüksek maliyeti ve işlerin nitelik ile ücretleri konusundaki bilgi eksikliği, geçici işsizliğe yol açacağı gibi iş bulma süresini de uzatabilecektir. İş arama modelleri ile ilgili çalışmalarda;

  • Çalışırken iş arama,
  • İşsizlikte iş arama ve
  • İşgücü piyasalarına ilk kez girme durumu olmak üzere temel olarak üç alternatif arasında seçim yapıldığı varsayılmaktadır.

İş arama faaliyetleri ile ilgili olarak farklı yöntemler bulunmaktadır. Bu yöntemler, geleneksel ve geleneksel olmayan biçiminde sınıflandırılabilmektedir. İş aramadaki geleneksel yollar şunlardır:

  • Doğrudan işveren ile görüşme,
  • Kamu istihdam hizmetlerinden yararlanma,
  • Özel istihdam bürolarını kullanma,
  • Arkadaş/akraba aracılığıyla iş bulma,
  • Okul istihdam merkezlerinden yararlanma,
  • Öz geçmiş gönderme ve form doldurma,
  • Sendika ilan listeleri,
  • Gazetede ilan verme/ilana cevap verme,
  • Diğer aktif arama yollarını kullanma.

İş aramada genelde en yoğun kullanılan yöntemler, arkadaş/akraba aracılığıyla iş bulma ve doğrudan işverene başvurma şeklindeki geleneksel yöntemlerdir. İşsizlerin iş arama süreleri de iş bulmaları üzerinde etkili bir faktördür. Ülkemizde 2009 yılı itibarıyla toplam 3 milyon 471 bin işsizin %74’ü 1 yıldan daha az süreyle iş aramaktadır.

İşsizlikle Mücadelede İzlenen Aktif ve Pasif İstihdam Politikaları

Aktif ve pasif istihdam politikaları , işgücü piyasasına müdahale etmenin etkin yollarından biridir. Pasif istihdam politikaları nın temel amacı, istihdamı artırarak işsizlik oranlarını azaltmak yerine işsizleri maddi açıdan desteklemektir. Pasif istihdam politikalarının türleri;

  • İşsizlik sigortası,
  • İşsizlik yardımı,
  • Çalışma paylaşımı,
  • Kısa çalışma ödeneği,
  • Ücret garanti fonu ve
  • İş kaybı tazminatıdır.

İşsizlik sigortası , geçici bir süre işsiz kalan sigortalıya ücret gelirinin yerine geçmemek üzere “işsizlik ödeneği” adı altında parasal yardım yapmayı amaçlar.

İşsizlik sigortasının uygulanmaya başlandığı Mart 2002 tarihinden 2009 yılı sonuna kadar 2.053.585 kişi başvuruda bulunmuş, 1.767.554 kişi işsizlik ödeneği almaya hak kazanmıştır. İşsizlik sigortasından işsizlik ödeneği almaya hak kazanamayan işsizlere “ işsizlik yardımı ” adı altında gelir desteği de yapılabilmektedir. İşsizlik sigortasının finansmanı; genelde işçi, işveren ve devlet tarafından ödenen primler tarafından sağlanırken işsizlik yardımının finansmanı tamamen devlet tarafından yapılmaktadır.

İşsizlikle mücadelede izlenen bir diğer pasif istihdam politikası da “ çalışma paylaşımı ”dır. Çalışma paylaşımı biçimleri;

  • Erken emeklilik,
  • İş paylaşımı ve
  • Çalışma sürelerinin kısaltılması şeklinde olabilmektedir.

“Kısa çalışma ödeneği” ; genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle iş yerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya iş yerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hâllerinde uygulanmaktadır.

İşverenin ödeme aczine düşmesi durumuna ilişkin olarak da “ Ücret Garanti Fonu ” oluşturulmuştur. “ İş kaybı tazminatı ”, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleriyle düzenlenmiştir.

Aktif istihdam politikaları; genelde istihdamı artırmayı amaçlayan, ücretlerin sübvanse edildiği, mesleki eğitimin verildiği, iş ve meslek danışmanlığının sunulduğu, iş arama stratejilerinin gerçekleştirildiği programlardır.

İŞKUR tarafından 2009 yılında 10.113 işgücü yetiştirme kursu düzenlenmiş ve toplam 213.852 kişi bu kurslara katılmıştır. Katılanların 120.099’u erkek, 93.753’ü kadındır (S:90, Tablo 3.10).

Küresel İstihdam

Küresel istihdam dünya ve AB işgücü piyasaları açısından iki ayrı başlıkta ele alınabilir.

Dünya İşgücünün Yapısı ve Özellikleri

Küresel ekonomi, 2009 yılındaki %0,6’lık ekonomik küçülmeyi takiben 2010 yılında tahmini olarak %4.8 oranında büyümüştür. 2010 yılında küresel işsizlik oranı tahmini olarak %6.2 olmuştur (S:92, Tablo 3.11). Küresel işsizlik düzeyi yüksektir. Küresel büyümedeki toparlanma, benzer şekilde istihdamda iyileşme sağlayamamıştır. 2011 yılında küresel işsizlik oranının %6.1 olması beklenmektedir.

Küresel istihdamın sektörel açıdan cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde ise 1999-2009 döneminde erkeklerin oranın tarımda düştüğü (%38.3’ten %33.3’e), sanayide (%24.3’ten %26.0’a) ve hizmetlerde (%37.5’ten %40.7’e) yükseldiği anlaşılmaktadır (S:93, Tablo3.12). Genç işsiz ve özellikle de ümitsiz genç işsiz sayısı, küresel düzeyde artmaktadır.

Diğer yandan korunmasız istihdamın ve çalışan yoksulların azaltılmasında dünyada yavaşlayan bir iyileşme vardır. Korunmasız istihdam, kendi hesabına çalışan işçiler ile ücretsiz aile işçilerinin toplamından oluşur. Aynı zamanda işçilerin temel haklarının altında olabilen olumsuz çalışma koşulları ve düşük ücret ile nitelendirilir. Korunmasız istihdam göstergeleri, bir bütün olarak istihdam kalitesi hakkında fikir verir. Korunmasız istihdamdaki işçilerin oranının yüksek olması, enformel iş düzenlemelerinin yaygın olduğuna işaret eder. Bu tür istihdamdaki işçiler, yetersiz sosyal koruma ve sosyal diyalog mekanizmaları içinde olduğu gibi kötü çalışma koşulları altında düşük ücretle çalışmaktadırlar.

Çalışan yoksullar kavramının iki kriteri vardır:

  • İşgücü piyasasında aktif olmak ve
  • Yoksulluk sınırının altında gelire sahip olmak.

Dünyada en yüksek işsizlik oranı, bölgesel olarak 2009’da %10.4 ile “Orta ve Güney Doğu Avrupa (AB Üyesi olmayanlar) ile Bağımsız Devletler Topluluğu” ülkelerindedir. İnsan onuruna yakışır iş ise özgürlük, eşitlik, güvenlik ve itibar koşullarında ve bu hakların korunduğu ve yeterli bir gelir ile sosyal korumanın sağlandığı üretken bir iştir.

Avrupa Birliği’nde İşgücünün Yapısı ve Özellikleri

21. yüzyıl için AB istihdam politikasının temeli, 2000 yılında AB Konseyi’nin Lizbon’da yaptığı toplantıda çizilmiştir. Lizbon Stratejisi olarak bilinen bu toplantıda, 2000-2010 yıllarında AB’yi “dünyanın bilgiye dayanan en rekabetçi ve en dinamik ekonomisi” yapmak hedeflenmiştir.

Güçlü bir ekonominin istihdam yaratarak işsizlik sorununu çözebileceği, emek piyasasında sosyal güvenlik ağıyla birlikte esneklik ve hareketliliğin olacağı bir güvenceli esneklik öngörülmüştür. Güvenceli esneklik; sosyal bütünleşmeyi ve iş yaratmayı sağlayan ve yaşam süresince değişime olanak veren aktif işgücü piyasası politikalarını, yaşam boyu öğrenmeyi, modern iş yasaları ile sosyal güvenlik sistemlerini içerecek nitelikte esneklik ve güvencenin eş zamanlı olarak bütünleştirilmeye çalışıldığı bir stratejidir. Stratejinin temel hedefleri aşağıdaki gibidir:

  1. AB’deki 20-64 yaş arasındaki nüfusun istihdamoranını %69’dan %75’e çıkarmak,
  2. AB’de GSYİH’nin %3’ünü araştırma ve geliştirme için ayırmak,
  3. Toplam enerji tüketiminin %20’lik kısmını yenilenebilir enerjiden sağlamak ve enerjinin etkin kullanımını %20 artırmak,
  4. Okul terk oranını %15’ten %10’un altına düşürmek ve 30-34 yaş arasındaki nüfusun üçüncü düzey eğitimini tamamlama oranını da %31’den en azından %40’a yükseltmek,
  5. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riskine maruz kalan kişilerin sayısını en azından 20 milyona düşürmek

AB’de her 10 çalışandan 7’si hizmetler sektöründe çalışmaktadır (S:97, Tablo 3.13).

Genel Değerlendirme

Demografik geçiş döneminde olan Türkiye’de, hızı düşmekle birlikte nüfus artışı devam etmektedir. İŞKUR Genel Müdürü Kemal Biçerli, “Nasıl bir istihdam stratejisi?” sorusunun cevabını aşağıdaki gibi vermektedir:

“Ülkemiz işsizlik ve istihdam anlamında ele alındığı zaman temel sorun alanları olarak öne çıkan hususlar aşağıda yer almaktadır:

  1. Düşük eğitimli işgücü,
  2. Eğitim imkânlarının yetersizliği,
  3. Eğitime erişimdeki sorunlar,
  4. Hayat boyu öğrenim konusunda toplumsal bilinç eksikliği,
  5. Eğitim-istihdam ilişkisinin zayıflığı,
  6. Eğitimde merkeziyetçi yapı,
  7. İstihdam odaklı makro politika eksikliği,
  8. Aktif (istihdam) politikalar(ıy)la desteklenmeyen pasif istihdam politika(sı) uygulamaları,
  9. Aktif (istihdam) politikalarının ve kamu istihdam hizmetlerinin zayıflığı.

Yapılan sorun tespiti aslında bir diğer taraftan temel iyileştirme alanlarını ifade etmektedir. Bu anlamda bahse konu sorunların çözümüne ilişkin öneriler, bize göre olası bir İstihdam Stratejisi’nin de genel çerçevesini vermektedir.

İşgücü Piyasasının Tanımı ve İşlevi

İşgücü piyasası , emek arz ve talebinin karşılaştığı, emeğin fiyatı olan ücret ve çalışma koşullarının belirlendiği ortamdır. İş gücü piyasası, alıcılardan ve emeğini arz edenlerden oluşan iki taraflı bir bütündür. Bu taraflar emek talep eden firmalar ya da işverenler ile emeğini arz eden kişiler ya da işçilerdir. Her piyasada olduğu gibi iş gücü piyasasında da alıcılar ve satıcılar bulunmaktadır. Alıcılar işverenler satıcılar ise işçilerdir. Klasik iktisatçılara göre iş gücü piyasası işçiler arasında iş için olduğu kadar işverenler arasında da işçi için bir rekabet ortamıdır. İşgücü piyasasının temel özellikleri şöyledir:

  • İşgücü piyasası çok sayıdadır.
  • Tek bir merkezi ücret bulunmamaktadır.
  • İşçiler homojen değildir.
  • İstihdam ilişkisi süreklidir.
  • İşçinin emeğini kendisinden ayırmak mümkün değildir.
  • İşçilerin pazarlık güçleri genellikle zayıftır.
  • Emek talebi türetilmiş bir taleptir.
  • Emek hareketliliği tam değildir.
  • İşgücü piyasası bilgisi oldukça eksiktir.

Katmanlı İşgücü Piyasaları

İşgücü piyasası iki yapılı ve katmanlıdır.

Birincil ve İkincil İşgücü Piyasaları

Katmanlı işgücü piyasası, birincil (çekirdek) ve ikincil (çevresel) işgücü piyasası olarak yapılanmaktadır. Birincil ve ikincil işgücü piyasaları (işgücünün çalışma ilişkisi ve çalışma koşulları bakımından) farklıdır. Birincil katmanda iyi şeyler ve ikincil katmanda kötü şeyler bulunmaktadır. Birincil işgücü piyasasında çalışanlar;

  • Yüksek motivasyonlu,
  • Nitelikli işçilerin yüksek ücret aldığı,
  • İyi çalışma koşullarının olduğu,
  • Sürekli istihdam ve kariyer beklentilerinin olduğu bir piyasadır.

İkincil işgücü piyasası;

  • Daha fazla niteliksiz işçi,
  • Düşük ücretler,
  • Kötü çalışma koşulları,
  • Yüksek işgücü devri oranları,
  • Zayıf kariyer beklentisi ve ayrımcılığa maruz kalabilme ile tanımlanabilir.

İkincil iş piyasası gücünde çalışanlar çoğunlukla gençler ve dezavantajlı gruplardır.

İçsel ve Dışsal İşgücü Piyasaları

İşgücü piyasaları içsel ve dışsal olarak da ayrılmaktadır. İşgücü piyasası, yönetsel bir organizasyon olarak tanımlanmaktadır. Bu organizasyonda emeğin fiyatı ve işgücünün dağılımı yönetsel kurallar ve prosedürler tarafından belirlenir. İçsel işgücü piyasasında firma içi kariyer merdivenleri bulunmaktadır.

İşgücü piyasaları, kayıtlı ve kayıt dışı olarak da gruplandırılır. Kayıt dışı sektör hiçbir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmayan istihdamdır. Enformel sektör ise 10 kişiden daha az işçi çalıştıran, çoğunlukla kendi hesabına ve evde çalışma şeklinde faaliyetini sürdüren iş yerlerindeki istihdamdır.

Türkiye’de Nüfus ve İşgücünün Yapısı

2009 yılında yapılan sayıma göre 70 milyon 542 bin kişi vardır. Bu nüfusun %26.73’ünü 0-14 yaş arası, %66.31’ini 15-64 yaş arası, %6.96’sını 65 yaş üstü nüfus oluşturmaktadır (S:73, Tablo 3.1). 2010 yılında yapılan araştırmaya göre ülkemizin genç nüfusu azalmaya devam edecek, doğurganlık oranı azalacak ve istihdam sorunu artacaktır. 1970’li yıllarda kadınlar 5 çocuk sahibi olurken, günümüzde ortalama 2 çocuk sahibi olmaktadır. Nüfus artış hızı düşmektedir. Bu hızın düşmesine evlilik yaşının yükselmesi ve gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılmasının artması sebep olmaktadır.

Türkiye’de işgücüne katılma oranı yıllar itibarıyla düşüş göstermektedir. Bu oran, çalışma çağındaki nüfusun yarısından fazlasının işgücü piyasasının dışında kaldığını ifade etmektedir. İşgücünün hızla artması karşısında sanayi ve hizmet sektörlerinde yeterli istihdam olanağının yaratılamaması, işgücüne katılma oranını düşürmektedir. Ayrıca işgücüne katılma oranının düşmesi, toplumun iktisadi faaliyete katılan kısmının azalması anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda toplumun ihtiyaçları daha az sayıdaki üretken nüfus tarafından karşılanmakta ve bağımlılık oranı da hızla yükselmektedir. Üretimde yer alan bir kişinin kendisiyle birlikte kaç kişiye daha ekonomik anlamda bakması gerektiğini ifade eden bağımlılık oranındaki artış, üretken kesiminin daha fazla kişiyi geçindirmek zorunda kalmasına neden olmaktadır.

Ülkemizdeki işgücüne katılma oranları, kır-kent ve kadınerkek ayrımına göre incelenebilir. Türkiye’de nüfusun işgücüne katılması konusundaki temel olgular şunlardır:

  • İşgücüne katılma oranı, kırsal kesimde kentlere göre daha yüksektir.
  • İşgücüne katılma oranı, erkeklerde kadınlara göre daha fazladır.
  • Çalışma çağındaki nüfusun artmasına rağmen
  • işgücüne katılma oranları, gittikçe azalan bir eğilim göstermektedir.
  • İşgücüne katılma oranındaki düşüş, işgücüne dahil olmama yönündeki eğilimin arttığını ifade etmektedir.

Türkiye’de İstihdamın Niteliği

Eksik İstihdam: Türkiye de eksik istihdam, zamana bağlı eksik istihdam ve yetersiz istihdam olarak ikiye ayrılır. Mevcut işinde ya da diğer işinde/işlerinde 40 saatten daha az süre çalışıp daha fazla çalışmayı arzu edenler, zamana bağlı eksik istihdamda dır. Yetersiz istihdam ise zamana bağlı eksik istihdam kapsamında yer almamak koşuluyla son dört hafta içinde mevcut işini değiştirmek için veya mevcut işine ek olarak bir iş aramış olan ve böyle bir iş bulduğu takdirde 2 hafta içinde çalışmaya başlayabilecek olan kişilerdir.

İşteki Durum: İstihdamın çalışanların işteki durumuna ya da statüsüne göre dağılımı, ülkelerin gelişmişlik düzeyini ortaya koyan göstergelerden biridir. Bu anlamda gelişmiş toplumlarda istihdamın büyük kısmı, ücretli kesimde toplanmaktadır. İstihdamda yaşanan sayısal değişim, istihdam edilenlerin işteki durumlarını da farklılaştırmaktadır. Hane Halkı İşgücü Anketlerinde (HİA) çalışanlar işteki durumlarına göre “ücretli, maaşlı”, “yevmiyeli”, “işveren”, “kendi hesabına çalışan” ve “ücretsiz aile işçisi” olarak beş gruba ayrılmaktadır. Bir başkasının işinde nakdi veya ayni gelir elde etmek amacıyla ücret karlılığı çalışanlar “ ücretli, maaşlı ”; bir işverene bağlı olarak düzenli ve sürekli olmadan işine göre mevsimlik, geçici ya da iş buldukça çalışanlar “ yevmiyeli ”; kendi işinde en az bir kişiyi ücretli veya yevmiyeli olarak çalıştıranlar “ işveren ” olarak adlandırılmaktadır. Kendi işinde yalnız olarak veya ücretsiz aile bireyleri ile birlikte nakdi ve ayni gelir elde etmek amacı ile çalışanlar “ kendi hesabına çalışan ” ve hane halkının yapmakta olduğu işte bir ücret almaksızın çalışan aile bireyleri “ücretsiz aile işçisi” olarak adlandırılmaktadır.

İstihdamın Sektörlere Göre Dağlımı

İstihdamın sektörlere göre dağılımı, bir ülkede sağlıklı bir ekonomik yapı ile ekonomik ve sosyal yönden gelişmişlik düzeyinin önemli göstergelerinden biridir. İstihdam edilenlerin yaptıkları işler genellikle üç sektörde toplanmaktadır. Bunlar; Tarım, Sanayi ve Hizmetler dir.

İstihdamın sektörlere göre dağılımındaki farklılık, gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeleri birbirinden ayırmaktadır. Bunun nedeni, bir ülkede mal üreten ana sektörlerin tarım ve sanayi olmasıdır. Hizmet sektörünün durumu ise diğer iki sektörün gelişmişlik düzeyine bağlıdır. Gelişmekte olan ülkelerde sanayi sektörü fazla gelişmiş olmadığından istihdamın büyük bir kısmı, tarım alanında meydana gelmektedir. Üç sektör kanunu uyarınca ekonomik gelişmeye paralel olarak istihdam, tarımdan sanayi sektörüne doğru kaymaktadır. Sanayi sektörü iyice gelişince istihdam, hizmet kesimine yayılmaktadır.

Türkiye’de tarım sektöründeki daralma ve sanayi sektöründe yeterince istihdam yaratılamaması, hizmetler sektöründe istihdamın büyümesine yol açmıştır. Kısaca sanayileşme sürecini tamamlayamayan ülkemizde, istihdamda tarım sektörü önemini korumakta ve tarımdan doğrudan hizmetler sektörüne geçiş yaşanmaktadır.

İstihdamın Eğitim Düzeyine Göre Dağlımı

Ülkemizde istihdam edilenlerin eğitim düzeyi yetersizdir. Verilere göre 1988 yılında lise ve altı eğitim düzeyinde istihdam %75’ler civarında iken bu oran 2009 yılında %70’e düşmüştür (S:78, Tablo 3.5). 1988-2009 döneminde istihdamda eğitim düzeyi yükselmiştir. 2009 yılında her 100 çalışanın 10’u meslek eğitimi almış, 16’sı yükseköğretim görmüş durumdadır. Türkiye’de istihdam edilenler, büyük ölçüde niteliksizdir. Mesleki eğitim almış olan çalışanlar az sayıda olduğundan işverenlerin teknik çalışan talebi karşılanamamaktadır. İstihdam edilenlerin eğitim kalitesindeki düşüklük ise bir diğer sorundur.

İstihdamın Meslek Gruplarına Göre Dağılımı

İstihdamın meslek gruplarına dağılımı, istihdamın yapısal özelliklerini belirginleştiren bir diğer husustur. Meslek gruplarına göre istihdam edilenler incelendiğinde 2009 yılında toplam 21 milyon 277 bin kişi olan istihdamda en yüksek paya sahip meslek grubunu; %20.2 (4 milyon 304 bin kişi) ile “nitelikli tarım, hayvancılık, avcılık, ormancılık ve su ürünleri çalışanları” oluşturmaktadır. 2001-2009 döneminde “nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların” oranı %8.5’ten %15.4’e yükselmiştir. Söz konusu 9 yıllık dönemde gerek nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların oranının %7 artması gerekse “kanun yapıcılar, üst düzey yöneticiler ve müdürler” ile “profesyonel meslek mensuplarının istihdam edilenler içindeki oranının marjinal bir artış (ilki %0.7 ve ikincisi %1.2) göstermesi, Türkiye’de istihdamın niteliksiz işlerde daha fazla arttığını ve düşük nitelikli olduğunu ortaya koymaktadır.

Kayıt Dışı İstihdam: Bir ülkenin gelir dağılımındaki adaletsizlik, o ülkede kayıt dışı ekonomik faaliyetin hacmini artırmaktadır. Gelir dağılımından düşük pay alan gruplar, ortalama geçim düzeyine erişmek amacı ile kayıt dışı sektörde çalışmaktadır. Ekonomide gelişmişlik düzeyine bağlı olarak ekonomiye hakim olan sektörlerin ağırlığı değişim göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde imalat ve ticaret sektörü daha ağırlıkta iken gelişmekte olan ülkelerde tarım, inşaat ve hizmetler sektörünün payı fazladır. Gelişmekte olan ülkelerde bu sektörlerin ağırlıkta olması, faaliyetlerin kayıt dışı gerçekleştirilmesi bakımından daha elverişli bir yapı sunmaktadır. 1980’den sonra ulusal ekonomilerin dış piyasaya dönük üretim yapmaları, kayıt dışı ekonominin gelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Dış piyasalara dönük üretimde bir yandan fiyat, diğer yandan kalite bakımından rekabet edebilirlik için maliyetlerin düşük olması gereklidir. Kayıt dışı istihdam, hem daha düşük ücret ödenebilmesi hem de vergi ve sosyal güvenlik primi ile diğer yasal yükümlülüklerin getirdiği mali yüklerden kurtulma imkânı sağladığından işverenlerin işgücü maliyetlerini düşürülebilmesini mümkün kılmaktadır.

Türkiye’de İşsizliğin Niteliği

İşsizlik Tanımı, Unsurları ve Türleri

İşsizlik bir sosyal sorun olduğu kadar enflasyon gibi çözümlenmeye çalışılan ekonomik bir sorundur. İşsizlik oranı ise işsiz nüfusun işgücü içindeki oranıdır ve işi olmayan, iş arayan işgücünün oranını ifade eder. “Çalışma arzu ve gücünde olup geçerli ücret üzerinden belirli sürelerde iş arama faaliyetine giren; ancak iş bulamayan kimseye işsiz ve bu olguya da işsizlik ” denilmektedir. İşsizliğin unsurları şunlardır:

  • Birey, istihdam dışı olup iş bulamamış durumdadır.
  • Bireyin gayri iradi olarak karşılaştığı bir çalışmama durumudur.
  • Birey, iş arama eylemi içerisindedir.
  • Birey, iş başı yapmaya hazır olup çalışma arzu ve gücündedir.
  • Birey, günün geçerli ücret düzeyi ve çalışma saatleri üzerinden çalışma gereksinimindedir.

“Arızi ya da geçici (friksiyonel) işsizlik hariç olmak üzere çalışma irade ve kararında olan emek birimlerinin üretime bilfiil katılabildiği duruma” tam istihdam adı verilmektedir. Doğal işsizlik oranı, işgücü piyasasında arz ve talep fazlasının olmadığı durumda ve mevcut ile beklenen enflasyon oranının eşit olması halinde uzun vadede oluşabilecektir.

Türkiye’de İşsizliğin Yapısı ve Özellikleri

1988-1998 yılları arası dönemde işsizlik oranı ortalama %7.9’larda seyrederken 1999-2009 döneminde %10.0’a yükselmiştir. 1988-2009 yıllarını kapsayan dönemde en düşük işsizlik oranı 2000 yılında %6.5 ile gerçekleşmiştir.

İşsizlik oranları Türkiye genelinde ve cinsiyet itibarıyla ele alındığında erkek ve kadınların işsiz kalma oranlarının birbirlerine yakın olduğu görülmektedir. Türkiye ortalaması olarak 1988 yılında %7.5 olan erkek işsizlik oranı, 2009 yılında 13.9 olarak gerçekleşmiş iken 1988 yılında %10.6 olan kadın işsizlik oranı, 2009 yılında %14.3 olmuştur.

Kentsel ve Kırsal Kesimde İşsizlik: Kent ile kırsal kesimdeki işsizlik oranları karşılaştırıldığında tarım sektörünün etkisi ortaya çıkmaktadır (S:84, Tablo 3.7).

Eğitim Gruplarına Göre İşsizlik: Türkiye’de işsizlik, eğitim düzeyleri itibarıyla incelendiğinde okur yazar olmayan ile lise ve altı eğitimli olan dolayısıyla herhangi bir niteliği bulunmayan işsizlerin oranının diğer gruplara göre yüksek olduğu anlaşılmaktadır (S:84, Tablo 3.8).

Yaş Gruplarına Göre İşsizlik: Yaş gruplarına göre işsizliği değerlendirmek de önemlidir. Verilere göre toplam işsizler içerisinde 2009 yılı itibarıyla 15-24 yaş grubundaki gençlerin oranı %32.4’tür (S:86, Tablo 3.9).

Genç İşsizliği: Türkiye’de genç işsizlik sorunu, önemli bir yapısal sorundur. Genç işsizliği sorunu; esasen ülkemizde yeterli iş imkânı yaratılamaması, eğitimsizlik, ilk kez işgücü piyasasına girme ve 2001 ile 2008 ekonomik krizlerinin özellikle gençler arasındaki işsizlik oranını artırması ile ilgilidir.

İş Arama: İş ararken işgücü piyasası hakkında bilgi edinilmesindeki eksiklikler, geçici işsizliğe neden olabilir. Dolayısıyla bilgi elde etmenin yüksek maliyeti ve işlerin nitelik ile ücretleri konusundaki bilgi eksikliği, geçici işsizliğe yol açacağı gibi iş bulma süresini de uzatabilecektir. İş arama modelleri ile ilgili çalışmalarda;

  • Çalışırken iş arama,
  • İşsizlikte iş arama ve
  • İşgücü piyasalarına ilk kez girme durumu olmak üzere temel olarak üç alternatif arasında seçim yapıldığı varsayılmaktadır.

İş arama faaliyetleri ile ilgili olarak farklı yöntemler bulunmaktadır. Bu yöntemler, geleneksel ve geleneksel olmayan biçiminde sınıflandırılabilmektedir. İş aramadaki geleneksel yollar şunlardır:

  • Doğrudan işveren ile görüşme,
  • Kamu istihdam hizmetlerinden yararlanma,
  • Özel istihdam bürolarını kullanma,
  • Arkadaş/akraba aracılığıyla iş bulma,
  • Okul istihdam merkezlerinden yararlanma,
  • Öz geçmiş gönderme ve form doldurma,
  • Sendika ilan listeleri,
  • Gazetede ilan verme/ilana cevap verme,
  • Diğer aktif arama yollarını kullanma.

İş aramada genelde en yoğun kullanılan yöntemler, arkadaş/akraba aracılığıyla iş bulma ve doğrudan işverene başvurma şeklindeki geleneksel yöntemlerdir. İşsizlerin iş arama süreleri de iş bulmaları üzerinde etkili bir faktördür. Ülkemizde 2009 yılı itibarıyla toplam 3 milyon 471 bin işsizin %74’ü 1 yıldan daha az süreyle iş aramaktadır.

İşsizlikle Mücadelede İzlenen Aktif ve Pasif İstihdam Politikaları

Aktif ve pasif istihdam politikaları , işgücü piyasasına müdahale etmenin etkin yollarından biridir. Pasif istihdam politikaları nın temel amacı, istihdamı artırarak işsizlik oranlarını azaltmak yerine işsizleri maddi açıdan desteklemektir. Pasif istihdam politikalarının türleri;

  • İşsizlik sigortası,
  • İşsizlik yardımı,
  • Çalışma paylaşımı,
  • Kısa çalışma ödeneği,
  • Ücret garanti fonu ve
  • İş kaybı tazminatıdır.

İşsizlik sigortası , geçici bir süre işsiz kalan sigortalıya ücret gelirinin yerine geçmemek üzere “işsizlik ödeneği” adı altında parasal yardım yapmayı amaçlar.

İşsizlik sigortasının uygulanmaya başlandığı Mart 2002 tarihinden 2009 yılı sonuna kadar 2.053.585 kişi başvuruda bulunmuş, 1.767.554 kişi işsizlik ödeneği almaya hak kazanmıştır. İşsizlik sigortasından işsizlik ödeneği almaya hak kazanamayan işsizlere “ işsizlik yardımı ” adı altında gelir desteği de yapılabilmektedir. İşsizlik sigortasının finansmanı; genelde işçi, işveren ve devlet tarafından ödenen primler tarafından sağlanırken işsizlik yardımının finansmanı tamamen devlet tarafından yapılmaktadır.

İşsizlikle mücadelede izlenen bir diğer pasif istihdam politikası da “ çalışma paylaşımı ”dır. Çalışma paylaşımı biçimleri;

  • Erken emeklilik,
  • İş paylaşımı ve
  • Çalışma sürelerinin kısaltılması şeklinde olabilmektedir.

“Kısa çalışma ödeneği” ; genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle iş yerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya iş yerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hâllerinde uygulanmaktadır.

İşverenin ödeme aczine düşmesi durumuna ilişkin olarak da “ Ücret Garanti Fonu ” oluşturulmuştur. “ İş kaybı tazminatı ”, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleriyle düzenlenmiştir.

Aktif istihdam politikaları; genelde istihdamı artırmayı amaçlayan, ücretlerin sübvanse edildiği, mesleki eğitimin verildiği, iş ve meslek danışmanlığının sunulduğu, iş arama stratejilerinin gerçekleştirildiği programlardır.

İŞKUR tarafından 2009 yılında 10.113 işgücü yetiştirme kursu düzenlenmiş ve toplam 213.852 kişi bu kurslara katılmıştır. Katılanların 120.099’u erkek, 93.753’ü kadındır (S:90, Tablo 3.10).

Küresel İstihdam

Küresel istihdam dünya ve AB işgücü piyasaları açısından iki ayrı başlıkta ele alınabilir.

Dünya İşgücünün Yapısı ve Özellikleri

Küresel ekonomi, 2009 yılındaki %0,6’lık ekonomik küçülmeyi takiben 2010 yılında tahmini olarak %4.8 oranında büyümüştür. 2010 yılında küresel işsizlik oranı tahmini olarak %6.2 olmuştur (S:92, Tablo 3.11). Küresel işsizlik düzeyi yüksektir. Küresel büyümedeki toparlanma, benzer şekilde istihdamda iyileşme sağlayamamıştır. 2011 yılında küresel işsizlik oranının %6.1 olması beklenmektedir.

Küresel istihdamın sektörel açıdan cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde ise 1999-2009 döneminde erkeklerin oranın tarımda düştüğü (%38.3’ten %33.3’e), sanayide (%24.3’ten %26.0’a) ve hizmetlerde (%37.5’ten %40.7’e) yükseldiği anlaşılmaktadır (S:93, Tablo3.12). Genç işsiz ve özellikle de ümitsiz genç işsiz sayısı, küresel düzeyde artmaktadır.

Diğer yandan korunmasız istihdamın ve çalışan yoksulların azaltılmasında dünyada yavaşlayan bir iyileşme vardır. Korunmasız istihdam, kendi hesabına çalışan işçiler ile ücretsiz aile işçilerinin toplamından oluşur. Aynı zamanda işçilerin temel haklarının altında olabilen olumsuz çalışma koşulları ve düşük ücret ile nitelendirilir. Korunmasız istihdam göstergeleri, bir bütün olarak istihdam kalitesi hakkında fikir verir. Korunmasız istihdamdaki işçilerin oranının yüksek olması, enformel iş düzenlemelerinin yaygın olduğuna işaret eder. Bu tür istihdamdaki işçiler, yetersiz sosyal koruma ve sosyal diyalog mekanizmaları içinde olduğu gibi kötü çalışma koşulları altında düşük ücretle çalışmaktadırlar.

Çalışan yoksullar kavramının iki kriteri vardır:

  • İşgücü piyasasında aktif olmak ve
  • Yoksulluk sınırının altında gelire sahip olmak.

Dünyada en yüksek işsizlik oranı, bölgesel olarak 2009’da %10.4 ile “Orta ve Güney Doğu Avrupa (AB Üyesi olmayanlar) ile Bağımsız Devletler Topluluğu” ülkelerindedir. İnsan onuruna yakışır iş ise özgürlük, eşitlik, güvenlik ve itibar koşullarında ve bu hakların korunduğu ve yeterli bir gelir ile sosyal korumanın sağlandığı üretken bir iştir.

Avrupa Birliği’nde İşgücünün Yapısı ve Özellikleri

21. yüzyıl için AB istihdam politikasının temeli, 2000 yılında AB Konseyi’nin Lizbon’da yaptığı toplantıda çizilmiştir. Lizbon Stratejisi olarak bilinen bu toplantıda, 2000-2010 yıllarında AB’yi “dünyanın bilgiye dayanan en rekabetçi ve en dinamik ekonomisi” yapmak hedeflenmiştir.

Güçlü bir ekonominin istihdam yaratarak işsizlik sorununu çözebileceği, emek piyasasında sosyal güvenlik ağıyla birlikte esneklik ve hareketliliğin olacağı bir güvenceli esneklik öngörülmüştür. Güvenceli esneklik; sosyal bütünleşmeyi ve iş yaratmayı sağlayan ve yaşam süresince değişime olanak veren aktif işgücü piyasası politikalarını, yaşam boyu öğrenmeyi, modern iş yasaları ile sosyal güvenlik sistemlerini içerecek nitelikte esneklik ve güvencenin eş zamanlı olarak bütünleştirilmeye çalışıldığı bir stratejidir. Stratejinin temel hedefleri aşağıdaki gibidir:

  1. AB’deki 20-64 yaş arasındaki nüfusun istihdamoranını %69’dan %75’e çıkarmak,
  2. AB’de GSYİH’nin %3’ünü araştırma ve geliştirme için ayırmak,
  3. Toplam enerji tüketiminin %20’lik kısmını yenilenebilir enerjiden sağlamak ve enerjinin etkin kullanımını %20 artırmak,
  4. Okul terk oranını %15’ten %10’un altına düşürmek ve 30-34 yaş arasındaki nüfusun üçüncü düzey eğitimini tamamlama oranını da %31’den en azından %40’a yükseltmek,
  5. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riskine maruz kalan kişilerin sayısını en azından 20 milyona düşürmek

AB’de her 10 çalışandan 7’si hizmetler sektöründe çalışmaktadır (S:97, Tablo 3.13).

Genel Değerlendirme

Demografik geçiş döneminde olan Türkiye’de, hızı düşmekle birlikte nüfus artışı devam etmektedir. İŞKUR Genel Müdürü Kemal Biçerli, “Nasıl bir istihdam stratejisi?” sorusunun cevabını aşağıdaki gibi vermektedir:

“Ülkemiz işsizlik ve istihdam anlamında ele alındığı zaman temel sorun alanları olarak öne çıkan hususlar aşağıda yer almaktadır:

  1. Düşük eğitimli işgücü,
  2. Eğitim imkânlarının yetersizliği,
  3. Eğitime erişimdeki sorunlar,
  4. Hayat boyu öğrenim konusunda toplumsal bilinç eksikliği,
  5. Eğitim-istihdam ilişkisinin zayıflığı,
  6. Eğitimde merkeziyetçi yapı,
  7. İstihdam odaklı makro politika eksikliği,
  8. Aktif (istihdam) politikalar(ıy)la desteklenmeyen pasif istihdam politika(sı) uygulamaları,
  9. Aktif (istihdam) politikalarının ve kamu istihdam hizmetlerinin zayıflığı.

Yapılan sorun tespiti aslında bir diğer taraftan temel iyileştirme alanlarını ifade etmektedir. Bu anlamda bahse konu sorunların çözümüne ilişkin öneriler, bize göre olası bir İstihdam Stratejisi’nin de genel çerçevesini vermektedir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!