Endüstri İlişkileri Dersi 5. Ünite Özet

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Endüstri İlişkileri Dersi 5. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Devlet Ve Endüstri İlişkilerindeki Rolü

Devlet Kavramı

Devlet, belirli bir sınır dahilinde egemen bir hükümet yetkisi tesis eden ve bir dizi daimi kurum aracılığıyla otorite uygulayan siyasi bir birliktir. Devlet elle tutulup gözle görülen somut bir varlıktan ziyade soyut bir kavramdır. Somutlaştırmak için devlet otoritesi, devlet düzeni ve devletin kanunları gibi olgular açıklanmaya çalışılır. Devletin temel faaliyetlerini iki ana sınıfa ayırabiliriz. Birincisi kamu hizmetlerinin sunumuna ilişkin faaliyetler, ikincisi ise üretilen hizmetin doğrudan kullanıcıyla ilgili olduğu faaliyetlerdir. Devleti diğer kurumlardan ayıran dört temel özelliği vardır. Bunlar; en büyük ve en etkili buyurma ve yaptırım gücü, Devlet özellikle kendi içindeki tüzel kişiliklere göre en büyük tüzel kişilik olup aynı zamanda en geniş kapsamlı siyasal kuruluş, üyelerinin zorunlu vatandaşlık bağları, ceza verme yetkisidir.

Weber’e göre devlet, belli bir toprak parçası üzerinde fiziksel şiddetin meşru kullanımını tekelinde bulunduran insan topluluğudur. Hobbes’a göre devletin varlık nedeni barış ve güvenliği, adaletin eşit dağılımını sağlamak, muhtaç durumda olanlara yardım etmek ve toplumun mutluluğu için gerekli kanunları yapmaktır. Devletin faaliyet alanı çok geniş olsa da kuvvetler ayrılığı prensibinin bir sonucu olarak yürütme, yargı ve yasama faaliyetleri birbirinden ayrılabilir. Devlet, her bir vatandaşı diğer vatandaşların hak ihlallerinden korumaya muktedir bir ‘hakem’ veya bilirkişidir. Devletin tarafsızlığı, onun tüm vatandaşların çıkarları doğrultusunda faaliyet göstermesini ifade eder ve dolayısıyla devlet ortak iyiyi veya kamu çıkarını temsil eder. Radikaller ve özellikle Marksistler, konuyu devletin ‘tarafsız’ ya da ‘yansız’ hareket ettiği fikrini sorgulayarak ele alırlar. Devletin kapitalist ekonomilerde yatırımların teşvik edilmesi ve sürdürülmesi ile sermaye birikimini sağlamak için müdahalelerde bulunduğunu vurgularlar. Devletin özel sermayenin çıkarlarından bağımsız ‘göreceli bir özerkliğe’ yani devlet sadece sermaye sınıfının öncelikleri doğrultusunda hareket etmemekte ya da sermayenin belirli bir grubunun ya da kesiminin kısa vadeli çıkarlarına hizmet etmemektedir.

Devletin sosyal politikaları ‘sosyal ortaklar’ı ekonomik ve sosyal politika yapım sürecine dahil ederek hükümet politikalarını meşrulaştırıcı bir yapı ortaya koymaktadır. Devletin genellikle eğitim, sağlık, hukuk ve kamu düzeni konularında politikalar geliştirmesinin arkasında kapitalist sistemin kendisini “meşru” olarak algılama isteği vardır.

Devletin Endüstri İlişkilerindeki Rolleri

Devletin temel mekanizmaları olan yasama ve yürütme gücünü kontrol etmek üzere iktidara gelen hükümetler, adalet ve eşitlik; yetki, otorite ve bireysel haklar konularında öznel değer yargılarının yasal dayanağını ve çerçevesini belirler. Sanayi devriminden başlayarak iş piyasalarının kendi kendini düzenleyebilmesi, liberal düşüncenin etkisiyle iki ilkeye dayalı olarak gelişmiştir: sözleşme özgürlüğü ve pazarlık özerkliğidir. Devletin endüstri ilişkileri sisteminde paydaş olmaktan, otoriter karar alıcı olmaya kadar birbiriyle çatışan farklı rolleri vardır. Bu rollerin kaynağı çalışanlar ve işverenler arasındaki asimetrik ilişkinin varlığına dayanmaktadır. Bu ilişkiden devletinde temel bir aktör olarak yer aldığı endüstri ilişkilerinde stratejik karar alma üçgeni ortaya çıkar. İşveren ve örgütleri bir tarafta, çalışanlar ve örgütleri diğer tarafta, devlet ise bu üçgenin en üst tarafında yer alır. Devletin endüstri ilişkilerinde üstlendiği roller sanayi devriminden günümüze değişik boyutlarda ve düzeylerde ortaya çıkmıştır. Ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelere bağlı olarak bu roller zaman içinde değişim göstermiştir. Endüstri ilişkileri potansiyel olarak çelişkili çıkarlar temsil, etkinlik ve hakkaniyetin karmaşık bir sentezinden doğan, özerk bir düzenleme biçimi olarak görülebilir. Buna göre, bu düzenleme biçimi, geçici ve bazen istikrarsız olsa da üzerinde anlaşılmış çözümler üreten, çıkarların nasıl temsil edileceğine ilişkin ilke ve biçimlere dayanır ancak minimum düzeyde bir etkinlik ve hakkaniyet ile nitelenir.

Endüstri ilişkilerinin yasal çerçevesi uluslararası rekabetin geliştirilmesi amacıyla 1970’lerde yaşanan petrol krizlerinden beri esneklikleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu sürecin kapsam ve yoğunluğu ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. Kamu sektörünün yeniden yapılandırılması endüstri ilişkileri üzerinde önemli etkilere sahip olmuş, genellikle de sendikal örgütlenmelerin önemli ölçüde zayıflamasına ve toplu pazarlığın kapsamının daralmasına ve böylece çalışanların kolektif temsilinin gerilemesine neden olmuştur.

Devletin vatandaşlarına sunmuş olduğu kamu hizmetlerinin büyüklüğüne göre iş gücünün önemli bir kısmını istihdam eden bir işveren rolünde olması, endüstri ilişkilerindeki rolünü arttırmaktadır. Endüstri ilişkilerinde devletin işveren olarak oynadığı rol iki alanda önem kazanmaktadır. Birincisi istihdam politikaları, ikincisi kamu sektöründeki sendikalarla imzaladığı toplu sözleşmelerin özel sektördeki ücretlere olan etkisidir. Devletin ülkelere göre değişmekle birlikte farklı çalışma koşullarına ve haklara sahip işçi ve memur olarak adlandırılan iki tür çalışanı bulunmaktadır. Bazı ülkelerde bunlara sözleşmeli personel de eklenmektedir.

Özel sektör ile kamu sektörü arasındaki ayrımının genellikle karın varlığı ya da yokluğu çerçevesinde ya da mülkiyet üzerindeki payın özel sektöre mi yoksa kamu sektörüne ait olmasına göre değerlendirilmektedir. Endüstri ilişkilerinde devlet ile özel sektör işverenleri arasındaki önemli fark, devletin çalışanlarına ödediği ücret ya da maaşların, çalışanlarının ürettiği hizmetlerin satılmasıyla elde edilen gelirden ziyade, toplanan vergilerle karşılanmasıdır.

Devletin düzenleyici olarak endüstri ilişkilerindeki rolü, ülkelerin ekonomik, sosyal, politik özelliklerine, endüstri ilişkilerinin tarihsel gelişimine, demokratikleşme sürecine, kamu sektörünün ekonomik sistemdeki yerine ve sosyal devlet anlayışındaki gelişmelere göre değişmektedir. Devlet yasama yoluyla, zorunlu hakem ile yargı yoluyla ve otoriter rejimlerde olduğu gibi doğrudan baskıya yönelerek endüstri ilişkilerini yıkıcı olmayan sınırlar içinde tutmaya çalışır. Sosyal taraflar ekonomik ve siyasi düzene dokundukları takdirde, devlet müdahalesi yoluyla dengeleri düzenleyen ya da yeniden tanımlayan devlettir. Devletin düzenleyici rolünün endüstri ilişkilerinin aktörlerine, amaç ve konularına bağlı olarak dört farklı görev ya da etkinlik biçimini aldığı ya da böyle yorumlanabileceği savunulabilir. Bunlar, izin verme ya da destekleme, dışlama ve düzeltme, ayarlama ya da tanımlama görevleridir.

Devlet kanun koyucu fonksiyonu ile aynı zamanda asgari çalışma koşullarını da saptamaktadır. Devlet asgari ücret, sağlık ve güvenlik, çalışma saatleri, çalışanlar arasında ayrımcılığı önleme, işten çıkarmaya karşı koruma ve izinler gibi birçok konuda asgari standartlar oluşturmaktadır. Bu çerçevede, devlet, kanunlar yardımıyla toplu sözleşme düzenlemelerini teşvik etmek veya engel olmaktan birini tercih edebilir ya da farklı yöntemleri tercih edebilir. Devlet, toplu pazarlık sürecinde çalışanlar ve işverenler arasındaki görüşmelerde yasal zemini oluşturacak kuralları düzenler. Devlet bir yandan işçi ve işveren arasındaki ilişkilerin tekrar yoluna girmesi için düzenlemeler yaparken diğer yandan daha kalıcı çözümler bulmak amacıyla yasal düzenlemeler yapar.

Devletin emek piyasası düzenleyicisi rolü ise, istihdam ve ücretlerin rekabetini düzenlemeye yarayan araçlar, çalışma saatleri ve iş sağlığı ve güvenliği konularıyla ilgili yasal asgari standartları belirler. Çalışma süreleri, işçi sağlığı ve güvenliği, emeklilik, işsizlik yardımları, asgari ücret ve diğer çalışma hayatıyla ilgili sorunları düzenleyen organlara sahiptir.

Devlet, grev hakkının garanti altına alınması sonrasında iş uyuşmazlıklarını önlemeye ya da sınırlamaya çalışmıştır. Devlet çalışanlarla işverenlerin anlaşmaya varabilecekleri yasal bir çerçeve yaratmak için müdahale edebilir. Böyle yaparak sendikalar ve çalışanların endüstri ilişkilerinin yönetilmesiyle ilgili kendi meseleleri hakkında kendilerinin karar vermesine müsaade eden gönüllülük yaklaşımını benimseyebilir. Ya da gücün toplanmadığı ve toplanamayacağı görüşüne dayanan çoğulcu bir yaklaşım benimsenerek devlet hakemlik ve arabuluculuk rolünü yerine getirmeye çalışır. Arabuluculuk, tarafsız ve objektif bir arabulucunun çok aşamalı yapısal süreçlerde tarafları karşılıklı olarak memnun edecek anlaşmalara varmalarını sağlayan diğer bir çözüm yoludur. Çatışmaların uzlaştırılması ya da giderilmesi için kurumların oluşmasını ve işlemesini sağlayarak sözleşmenin koşullarını daha etkin kılan da devlettir.

Devletin Endüstri İlişkilerindeki Rollerinde Değişim

Devletin endüstri ilişkilerindeki rolleri 1970’lerden itibaren başlayan ekonomik krizin yarattığı yıkıcı etkiler ve makroekonomi politikalarında meydana gelen yeni yönelimlerle değişime uğramıştır. Bu süreç aynı zamanda devletin temel işlevlerinin yeniden tanımlandığı ve biçimlendiği bir döneme tekabül etmektedir. 1980 sonrasında değişen koşullara bağlı olarak “çalışma hayatında daha az kural, daha az mevzuat buna karşılık daha çok esneklik ve serbestlik anlayışı” içine girilmiştir.

Devlet Kavramı

Devlet, belirli bir sınır dahilinde egemen bir hükümet yetkisi tesis eden ve bir dizi daimi kurum aracılığıyla otorite uygulayan siyasi bir birliktir. Devlet elle tutulup gözle görülen somut bir varlıktan ziyade soyut bir kavramdır. Somutlaştırmak için devlet otoritesi, devlet düzeni ve devletin kanunları gibi olgular açıklanmaya çalışılır. Devletin temel faaliyetlerini iki ana sınıfa ayırabiliriz. Birincisi kamu hizmetlerinin sunumuna ilişkin faaliyetler, ikincisi ise üretilen hizmetin doğrudan kullanıcıyla ilgili olduğu faaliyetlerdir. Devleti diğer kurumlardan ayıran dört temel özelliği vardır. Bunlar; en büyük ve en etkili buyurma ve yaptırım gücü, Devlet özellikle kendi içindeki tüzel kişiliklere göre en büyük tüzel kişilik olup aynı zamanda en geniş kapsamlı siyasal kuruluş, üyelerinin zorunlu vatandaşlık bağları, ceza verme yetkisidir.

Weber’e göre devlet, belli bir toprak parçası üzerinde fiziksel şiddetin meşru kullanımını tekelinde bulunduran insan topluluğudur. Hobbes’a göre devletin varlık nedeni barış ve güvenliği, adaletin eşit dağılımını sağlamak, muhtaç durumda olanlara yardım etmek ve toplumun mutluluğu için gerekli kanunları yapmaktır. Devletin faaliyet alanı çok geniş olsa da kuvvetler ayrılığı prensibinin bir sonucu olarak yürütme, yargı ve yasama faaliyetleri birbirinden ayrılabilir. Devlet, her bir vatandaşı diğer vatandaşların hak ihlallerinden korumaya muktedir bir ‘hakem’ veya bilirkişidir. Devletin tarafsızlığı, onun tüm vatandaşların çıkarları doğrultusunda faaliyet göstermesini ifade eder ve dolayısıyla devlet ortak iyiyi veya kamu çıkarını temsil eder. Radikaller ve özellikle Marksistler, konuyu devletin ‘tarafsız’ ya da ‘yansız’ hareket ettiği fikrini sorgulayarak ele alırlar. Devletin kapitalist ekonomilerde yatırımların teşvik edilmesi ve sürdürülmesi ile sermaye birikimini sağlamak için müdahalelerde bulunduğunu vurgularlar. Devletin özel sermayenin çıkarlarından bağımsız ‘göreceli bir özerkliğe’ yani devlet sadece sermaye sınıfının öncelikleri doğrultusunda hareket etmemekte ya da sermayenin belirli bir grubunun ya da kesiminin kısa vadeli çıkarlarına hizmet etmemektedir.

Devletin sosyal politikaları ‘sosyal ortaklar’ı ekonomik ve sosyal politika yapım sürecine dahil ederek hükümet politikalarını meşrulaştırıcı bir yapı ortaya koymaktadır. Devletin genellikle eğitim, sağlık, hukuk ve kamu düzeni konularında politikalar geliştirmesinin arkasında kapitalist sistemin kendisini “meşru” olarak algılama isteği vardır.

Devletin Endüstri İlişkilerindeki Rolleri

Devletin temel mekanizmaları olan yasama ve yürütme gücünü kontrol etmek üzere iktidara gelen hükümetler, adalet ve eşitlik; yetki, otorite ve bireysel haklar konularında öznel değer yargılarının yasal dayanağını ve çerçevesini belirler. Sanayi devriminden başlayarak iş piyasalarının kendi kendini düzenleyebilmesi, liberal düşüncenin etkisiyle iki ilkeye dayalı olarak gelişmiştir: sözleşme özgürlüğü ve pazarlık özerkliğidir. Devletin endüstri ilişkileri sisteminde paydaş olmaktan, otoriter karar alıcı olmaya kadar birbiriyle çatışan farklı rolleri vardır. Bu rollerin kaynağı çalışanlar ve işverenler arasındaki asimetrik ilişkinin varlığına dayanmaktadır. Bu ilişkiden devletinde temel bir aktör olarak yer aldığı endüstri ilişkilerinde stratejik karar alma üçgeni ortaya çıkar. İşveren ve örgütleri bir tarafta, çalışanlar ve örgütleri diğer tarafta, devlet ise bu üçgenin en üst tarafında yer alır. Devletin endüstri ilişkilerinde üstlendiği roller sanayi devriminden günümüze değişik boyutlarda ve düzeylerde ortaya çıkmıştır. Ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelere bağlı olarak bu roller zaman içinde değişim göstermiştir. Endüstri ilişkileri potansiyel olarak çelişkili çıkarlar temsil, etkinlik ve hakkaniyetin karmaşık bir sentezinden doğan, özerk bir düzenleme biçimi olarak görülebilir. Buna göre, bu düzenleme biçimi, geçici ve bazen istikrarsız olsa da üzerinde anlaşılmış çözümler üreten, çıkarların nasıl temsil edileceğine ilişkin ilke ve biçimlere dayanır ancak minimum düzeyde bir etkinlik ve hakkaniyet ile nitelenir.

Endüstri ilişkilerinin yasal çerçevesi uluslararası rekabetin geliştirilmesi amacıyla 1970’lerde yaşanan petrol krizlerinden beri esneklikleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu sürecin kapsam ve yoğunluğu ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. Kamu sektörünün yeniden yapılandırılması endüstri ilişkileri üzerinde önemli etkilere sahip olmuş, genellikle de sendikal örgütlenmelerin önemli ölçüde zayıflamasına ve toplu pazarlığın kapsamının daralmasına ve böylece çalışanların kolektif temsilinin gerilemesine neden olmuştur.

Devletin vatandaşlarına sunmuş olduğu kamu hizmetlerinin büyüklüğüne göre iş gücünün önemli bir kısmını istihdam eden bir işveren rolünde olması, endüstri ilişkilerindeki rolünü arttırmaktadır. Endüstri ilişkilerinde devletin işveren olarak oynadığı rol iki alanda önem kazanmaktadır. Birincisi istihdam politikaları, ikincisi kamu sektöründeki sendikalarla imzaladığı toplu sözleşmelerin özel sektördeki ücretlere olan etkisidir. Devletin ülkelere göre değişmekle birlikte farklı çalışma koşullarına ve haklara sahip işçi ve memur olarak adlandırılan iki tür çalışanı bulunmaktadır. Bazı ülkelerde bunlara sözleşmeli personel de eklenmektedir.

Özel sektör ile kamu sektörü arasındaki ayrımının genellikle karın varlığı ya da yokluğu çerçevesinde ya da mülkiyet üzerindeki payın özel sektöre mi yoksa kamu sektörüne ait olmasına göre değerlendirilmektedir. Endüstri ilişkilerinde devlet ile özel sektör işverenleri arasındaki önemli fark, devletin çalışanlarına ödediği ücret ya da maaşların, çalışanlarının ürettiği hizmetlerin satılmasıyla elde edilen gelirden ziyade, toplanan vergilerle karşılanmasıdır.

Devletin düzenleyici olarak endüstri ilişkilerindeki rolü, ülkelerin ekonomik, sosyal, politik özelliklerine, endüstri ilişkilerinin tarihsel gelişimine, demokratikleşme sürecine, kamu sektörünün ekonomik sistemdeki yerine ve sosyal devlet anlayışındaki gelişmelere göre değişmektedir. Devlet yasama yoluyla, zorunlu hakem ile yargı yoluyla ve otoriter rejimlerde olduğu gibi doğrudan baskıya yönelerek endüstri ilişkilerini yıkıcı olmayan sınırlar içinde tutmaya çalışır. Sosyal taraflar ekonomik ve siyasi düzene dokundukları takdirde, devlet müdahalesi yoluyla dengeleri düzenleyen ya da yeniden tanımlayan devlettir. Devletin düzenleyici rolünün endüstri ilişkilerinin aktörlerine, amaç ve konularına bağlı olarak dört farklı görev ya da etkinlik biçimini aldığı ya da böyle yorumlanabileceği savunulabilir. Bunlar, izin verme ya da destekleme, dışlama ve düzeltme, ayarlama ya da tanımlama görevleridir.

Devlet kanun koyucu fonksiyonu ile aynı zamanda asgari çalışma koşullarını da saptamaktadır. Devlet asgari ücret, sağlık ve güvenlik, çalışma saatleri, çalışanlar arasında ayrımcılığı önleme, işten çıkarmaya karşı koruma ve izinler gibi birçok konuda asgari standartlar oluşturmaktadır. Bu çerçevede, devlet, kanunlar yardımıyla toplu sözleşme düzenlemelerini teşvik etmek veya engel olmaktan birini tercih edebilir ya da farklı yöntemleri tercih edebilir. Devlet, toplu pazarlık sürecinde çalışanlar ve işverenler arasındaki görüşmelerde yasal zemini oluşturacak kuralları düzenler. Devlet bir yandan işçi ve işveren arasındaki ilişkilerin tekrar yoluna girmesi için düzenlemeler yaparken diğer yandan daha kalıcı çözümler bulmak amacıyla yasal düzenlemeler yapar.

Devletin emek piyasası düzenleyicisi rolü ise, istihdam ve ücretlerin rekabetini düzenlemeye yarayan araçlar, çalışma saatleri ve iş sağlığı ve güvenliği konularıyla ilgili yasal asgari standartları belirler. Çalışma süreleri, işçi sağlığı ve güvenliği, emeklilik, işsizlik yardımları, asgari ücret ve diğer çalışma hayatıyla ilgili sorunları düzenleyen organlara sahiptir.

Devlet, grev hakkının garanti altına alınması sonrasında iş uyuşmazlıklarını önlemeye ya da sınırlamaya çalışmıştır. Devlet çalışanlarla işverenlerin anlaşmaya varabilecekleri yasal bir çerçeve yaratmak için müdahale edebilir. Böyle yaparak sendikalar ve çalışanların endüstri ilişkilerinin yönetilmesiyle ilgili kendi meseleleri hakkında kendilerinin karar vermesine müsaade eden gönüllülük yaklaşımını benimseyebilir. Ya da gücün toplanmadığı ve toplanamayacağı görüşüne dayanan çoğulcu bir yaklaşım benimsenerek devlet hakemlik ve arabuluculuk rolünü yerine getirmeye çalışır. Arabuluculuk, tarafsız ve objektif bir arabulucunun çok aşamalı yapısal süreçlerde tarafları karşılıklı olarak memnun edecek anlaşmalara varmalarını sağlayan diğer bir çözüm yoludur. Çatışmaların uzlaştırılması ya da giderilmesi için kurumların oluşmasını ve işlemesini sağlayarak sözleşmenin koşullarını daha etkin kılan da devlettir.

Devletin Endüstri İlişkilerindeki Rollerinde Değişim

Devletin endüstri ilişkilerindeki rolleri 1970’lerden itibaren başlayan ekonomik krizin yarattığı yıkıcı etkiler ve makroekonomi politikalarında meydana gelen yeni yönelimlerle değişime uğramıştır. Bu süreç aynı zamanda devletin temel işlevlerinin yeniden tanımlandığı ve biçimlendiği bir döneme tekabül etmektedir. 1980 sonrasında değişen koşullara bağlı olarak “çalışma hayatında daha az kural, daha az mevzuat buna karşılık daha çok esneklik ve serbestlik anlayışı” içine girilmiştir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

AÖF Ders Notları ve Açıköğretim Sistemi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!