Çocuk Ve Oyun Dersi 2. Ünite Özet

23.07.2022
9
A+
A-

Oyun Kuramları

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çocuk Ve Oyun Dersi 2. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Oyun Kuramları

Giriş

Oyun, çocukların gelişim ve öğrenmelerindeki en temel unsurlardan biridir. Oyun, uzun yıllar boyunca birçok önemli kuramcı tarafından çalışılmış, oyunun çocuğun gelişim ve öğrenmesine etkisi tartışılmıştır. Bu çalışmalar incelendiğinde, oyunun farklı açılardan ele alındığı ve tanımlandığı görülmektedir. Örneğin, psikanalitik kuramcılar oyunu, çocuğun duygusal gelişimi açısından incelemiş, çocuğu tanımak için bir araç olarak sunmuş ve çocuğun duygusal rahatsızlıkları için bir tedavi yöntemi olarak önermişlerdir. Bilişsel gelişim kuramında ise oyunun öğrenmek için bir araç olduğu ve çocuğun bilişsel gelişiminin bir göstergesi olduğunun üzerinde durul- muştur. Oyunla ilgili geliştirilen kuramlar, klasik ve modern olmak üzere iki ana başlıkta toplanmıştır.

Klasik Oyun Kuramları

Avrupa ve Kuzey Amerika’da 19.yy sonu, 20.yy başında ortaya çıkan, felsefi yorum şeklinde öne sürülen ve insanların oyun oynama nedenlerini ve amaçlarını açıklayan kuramlardır. Klasik oyun kuramları Evrim Teorisi’nden etkilenmiştir. Bu kuramlar Fazla Enerji Tüketimi Kuramı, Rahatlama ve Eğlenme Kuramı, Yetişkinlik Hayatına Hazırlık Kuramı ve Tekrarlama Kuramıdır:

1. Fazla Enerji Tüketimi Kuramı: Alman şair Friedrich Schiller 1795 yılında yazdığı “İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar” isimli eserinde, oyunu, “fışkıran enerjinin amaçsızca harcanması” olarak tanımlamaktadır. Ona göre çocukların ihtiyaçlarının önemli bir bölümü yetişkinler tarafından karşılandığından, onlar da fazla enerjilerini oyun yoluyla atmaktadırlar. Schiller (1954), oyunu estetik zevklere ulaşmak için bir araç olarak görmektedir çünkü oyun oynamayan kişi güzelliklerle ilgili değildir, o sırada hayatta kalma savaşı verir.

2. Rahatlama ve Eğlenme Kuramı: Fazla enerji tüketimi kuramının karşıtı olan bu kuramda, oyunun amacı iş sırasında harcanan enerjinin yenilenmesi olarak vurgulanmaktadır. Alman şair Moritz Lazarus’a göre çalışmak, insanın enerjisini tüketir ve böylelikle ortaya enerji açığı çıkar. Gerçek dinlenme ancak çalışmanın dışında yapılan başka etkinliklerle sağlanır. Harcanan enerjiyi yeniden kazanmak ve bu enerji açığını kapatmak için insanlar ya uyur ya da oyun oynarlar. Oyun, insanın hayattaki zorluklarla başa çıkması için en temel araçlardan biridir.

3. Yetişkinlik Hayatına Hazırlık Kuramı: Psikolog Karl Groos, 1901’de yazdığı İnsanın Oyunu (Re Play of Man) adlı kitabında oyunun, çocuğu, yetişkin hayatına hazırladığını belirtmektedir. Yani oyun çocukluğun sonunda erişilecek olan olgunluk dönemi için ön denemelerdir. Örneğin, oyuncak ayısına sevgi gösteren bir çocuk ebeveynlik alıştırması yapmaktadır. Groos’a göre hayvanlar ve insanlarda oyun dürtüseldir. Dürtüsel davranışlar eğitilir, arıtılır ve sonunda insanların mesleki, kişisel ve sosyal başarılar elde etmek için kullanacakları beceri, düşün- ce ve tutumlara dönüşür. Oyunun en temel ögesi keyif almaktır. Fazla Enerji Tüketimi ve Rahatlama ve Eğlenme Kuramlarının oyunun fiziksel yönünü vurgulamalarına karşılık, Groos, oyunun bilişsel gelişime katkısını da göz ardı etmemiştir ve büyümeyle birlikte oyunlarda farklılık görüldüğünü belirtmiştir. Groos’a göre çocuklar sadece kovalamaca gibi fiziksel oyunlar oynamazlar, yapı-inşa oyunları, taklit oyunları, evcilik oyunları gibi oyunlar da çocukları geleceğe hazırlayan oyunlardır. Oyun ayrıca çocuğun anti sosyal olmasını önler.

4. Tekrarlama Kuramı: Tekrarlama Kuramı, Evrim Kuramı’na dayanmaktadır. Bu kuram çocukları, hayvanlarla yetişkin insanlar arasındaki zincirin bir halkası olarak tanımlar. Kuramı ortaya atan Amerikalı psikolog G. Stanley Hall’a göre çocuklar, oyun yoluyla insanın geçirdiği evrimi yeniden deneyimlerler. Çocukluğun belli dönemlerini, insan evriminin dönemlerine benzeten Hall, oyunun amacının insanların modern dünyada ihtiyaç duymadıkları ilkel dürtülerden kurtulmak olduğunu belirtir. Örneğin beyzbol oynayan bir çocuk ilkel dönemlerdeki sopayla vurarak avlanma içgüdüsünden kurtulacaktır. Hall, ayrıca, oyunu fiziksel şiir olarak tanımlayarak, ruh ve bedenin uyumunu sağladığını vurgulamaktadır.

Modern Oyun Kuramları

1920’lerden sonra bilimsel çalışmalarla ortaya çıkmış, deneysel çalışmalarla desteklenmiş kuramlardır. Bu kuramlar daha çok oyunun içeriğiyle ilgilenmiş, oyunun insan gelişimi ve öğrenme ile ilişkisini sorgulamıştır. Sigmund Freud, Jean Piaget, Erik Homburger Erikson, Lev Vygotsky ve Jerome Bruner gibi gelişimsel psikoloji alanına yön vermiş kuramcılar ve Sara Smilansky, Mildred Parten, Lili E. Peller, Elizabeth Hurlock ve Brian Sutton-Smith gibi çalışmalarını çocuk oyunlarına yoğunlaştırmış kuramcıların oyunla ilgili düşünce, gözlem ve çalışmaları modern oyun kuramlarını oluşturmuştur.

Psikanalitik Kuramlar

Freud çocukların duygusal gelişiminde önemli bir yere sahip olan oyunu, onların, en çok sevdiği ve ilgilendiği uğraş olarak tanımlar. Çocuğun bilinçaltı na açılan bir pencere olarak tanımladığı oyunun, duygusal boşalımı sağladığını belirtir. Oyun oynarken çocuk, sözel olarak ifade edemediği korku ve kaygılarını açığa çıkarır ve onları bilinç düzeyine iterek kurtulmaya çalışır. Böylelikle günlük yaşamdaki sorunlarla başa çıkmayı öğrenir. Oyun sırasında çocuk, kendisine olumsuz duygular yaşatan kişinin yerine geçer ve yaşadığı olumsuz duyguları bir insan veya nesneye yansıtır. Bir diğer deyişle, sıkıntı veren olaylarla pasif değil aktif olarak, kurban değil patron olarak başa çıkmaya çalışır. Örneğin, annesi tarafından sevmediği bir yemeği yemeğe zorlanan çocuk, oyun sırasında kendisi anne olup kardeşine bu yemeği yedirmeye çalışabilir. Yaşadığı her şeyi, olumsuz olanlar da dâhil olmak üzere, oyununda sık sık tekrar eden çocuk, olaylara egemen olacak, böylelikle içindeki olumsuz duygulardan kurtulacak, korkularını yenecek ve günlük yaşamda doyuma ulaşmayan sosyal ve duygusal isteklerini doyuracaktır.

Sigmund Freud’un en küçük kızı olan Anna Freud, çocuk psikanalizinin öncülerinden biridir. Öğretmen okuluna giden Anna Freud’a, 1918 yılında babası tarafından psikanaliz uygulanmıştır. Anna Freud, o tarihten itibaren psikanalizle ilgilenmeye başlamış ve çalışmalarını bu alana kaydırmıştır. Anna Freud, çocuklara psikanaliz uygularken oyunu kullanmıştır. Oyunun çocuğu anlamak ve onunla iletişim kurmak için önemli bir fırsat olduğunu belirten Anna Freud (1965), oyunu üç evrede incelemiştir:

  1. Bedenden oyuncağa geçiş evresi
  2. Oyuncaktan oyuna geçiş evresi
  3. Oyundan işe geçiş evresi

Almanya doğumlu psikanalist Erik Erikson, Psikososyal Gelişim Kuramının kurucusudur. Erikson, psikiyatrist olmayıp psikanalist olan çok az insandan biridir. Liseden sonra üniversiteye gitmeyip Avrupa’yı gezmeye başlayan Erikson, Viyana’da Anna Freud’la tanışmış, onun çocuklar için açtığı okulda öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Anna Freud tarafından psikanaliz eğitimi verilen ve onun tarafından psikanaliz edilen Erikson, eğitimini tamamladıktan sonra 1933’te Viyana Psikanaliz Enstitüsü’ne seçilmiştir. Aynı yıl ABD’ye giderek çocuk psikanalisti olarak çalışmaya başlamıştır. Kişilik gelişimi kavramını geliştiren Erikson, oyunun kişilik gelişimindeki rolünü vurgular. Erikson’a göre “oyun bir ego fonksiyonudur”. Oyun sırasında gerçek hayatta olmadığımız ya da olamayacağımız birinin yerine geçip oymuş gibi davranabiliriz. Erikson oyunu üç evrede açıklamıştır:

  1. Otokozmik oyun (kendi dünyasında oyun/autosphere): Doğumdan sonra ilk 15 ayı içeren bu dönemde bebeğin bedeni merkezdedir. Bu dönemde çocuklar tekrar eden davranışlar sergileyerek, bedenlerini ve dünyayı tanımaya çalışırlar.
  2. Dar çevrede oyun (minyatür dünya/microsphere): Bu evre 15 ay-30 ay arası çocukları içerir. Çocuklar bu evrede oyuncak ve nesneler dünyasını yönetir. Bu evrede ustalık kazanan çocuk kişisel travmalarının üstesinden gelmede de ustalık kazanır.
  3. Geniş çevrede oyun (paylaşılan dünya/macrosphere): Bu evre 2,5 yaşından yedi yaşına kadar sürer. Çocuk, diğer çocuklarla oynamaya ve sosyal ilişkiler kurmaya başlar.

Peller, oyunun gerçek hayatta karşılaşılan sorunlarla ve id ve superegonun yarattığı baskılarla başa çıkabilmek için oynandığını belirtmiştir. Oyun sırasında çocuk, yaşadığı kaygıları telafi etmeye çalışır. Oyun, çocuklar için bir terapidir. Peller gerçek yaşamda edilgen bir rolü olan çocuğun, oyunda etken bir role büründüğünü söyler. Oyun içerisinde yaşadığı olayın sonunu değiştirebilen çocuk, gerçek yaşamda kendisine yapılanı oyun sürecinde bir başkasına yapabilir. Peller’e göre çocuğun farklı yaş dönemlerinde farklı endişeleri vardır. Kendi tanımladığı oyun evrelerinde, bu endişelerden ve bu endişelerle oyun sırasında nasıl başa çıkıldığından bahseder.

  1. Evre: Çocuk yaşamın ilk yılında kendi bedenine odaklanır. İyi bir bedene sahip olamayacağı ve bedenini kontrol edemeyeceği kaygısı taşır. Oyun oynarken bedeniyle her şeyi yapabileceğini ve güçlü olduğunu hayal eder. Bedeninin bütün bölümlerine hakim olmaya çalışır. Bedenini kontrol edebildikçe ve fiziksel becerileri arttıkça bundan zevk duyar.
  2. Evre: Çocuk bir ve üç yaşları arasında ilgisini annesine odaklar. Yoğun bir biçimde annesinin onu terk edeceği kaygısını taşır. Anneyi oyun arkadaşı olarak kabul eder. Bu dönemde daha çok peluş oyuncaklarla ve bebeklerle oynar.
  3. Evre: Üç ve yedi yaş arasında görülen bu evrede çocuk Ödipal Kompleks ve Elektra Kompleksi yaşar. Karşı cinsten ebeveynine sahip olamayacağını anlayan çocuk, onun sevgisini kaybedeceği kaygısını taşır. Oyun çocuğun yetişkin yaşamını anlamasını sağlar. Oyun sırasında çocuk yetişkinlerin davranışlarını taklit eder. Bu dönemde dramatik oyun önemli bir yeresahiptir.
  4. Evre: Çocuk bu dönemde ilkokula başlar ve bir arkadaş grubuna dâhil olur. Bu grubun tüm üyelerinin uymasını gerektiren kuralları vardır. Çocuk bu kurallara uyamayıp gruptan çıkarılmaktan korkar. Yalnızlık kaygısını yoğun olarak yaşar. Yedi ile on bir yaş arası yaşanan dönemde daha çok takım oyunları, masa oyunları ve spor etkinlikleri gözlemlenir.

Bilişsel Kuramlar

İsviçreli psikolog Piaget, 20. Yüzyılın en ses getiren kuramlarından biri olan Bilişsel Gelişim Kuramı ’nı ortaya atmıştır. “Bilgi nasıl gelişir ve değişir?” sorusuna cevap arayan Piaget, kuramını kendi üç çocuğunu gözlemleyerek şekillendirmiştir. Piaget’e göre çocuk, aktif öğrenendir. Doğuştan meraklı ve ilgilidir. Kendisine aktarılan bilginin pasif alıcısı değildir. Aktif bir şekilde, insanlarla ve nesnelerle iletişim kurarak bilgiyi kendi kendine edinir. Piaget’e göre bilişsel gelişim özümleme ve uyumsama işlemlerine bağlıdır. Piaget’e göre oyun “kendi içinde bir bütündür, doğaçlamadır, eğlenceli bir etkinliktir, belli bir sıra ve mantık gerektirmez, çatışmalardan uzak, özgür bir ortamdır, içten güdümlüdür” . Oyun, çevredeki nesneleri ve olayları keşfetme, araştırma ve deneme etkinliğidir. Piaget bilişsel gelişimde olduğu gibi, oyun gelişimini de belirli evreler altında sunmuştur:

  • Alıştırma oyunu
  • Sembolik oyun
  • Kurallı oyun

Sosyokültürel Kuramı ortaya atan Vygotsky, eğitimini hukuk alanında almış olmasına rağmen çalışmalarıyla gelişimsel psikolojinin önemli isimlerinden biri olmuştur. Freud ve Piaget’nin çağdaşı olan Vygotsky’ye göre bilişsel gelişimin temelinde, kişisel psikolojik süreçlerden önce, insan ve kültür arasındaki etkileşim bulunmaktadır. Kuramın sosyokültürel olarak adlandırılmasının nedeni, değerlerin, becerilerin, gelenek ve görüşlerin bir sonraki nesile nasıl aktarıldığına odaklanmasıdır. Vygotsky’e göre çocuğun sosyal çevresinin onun bilişsel gelişimine önemli etkisi bulunmaktadır.

Vygotsky 1976 yılında yazdığı “Oyunun Çocuğun Bilişsel Gelişimindeki Rolü” adlı eserinde, oyunun gelişime etkisini anlatmış, Piaget gibi o da çocuğun öğrenmesinde oyunun önemli bir rolü olduğunu vurgulamıştır. Oyun diğer etkinliklerden farklıdır, çocuk çalışırken oyun oynamaz. Vygotsky, çocuğun oyun oynarken ortalama yaşının ve günlük davranışının üzerinde olduğunu belirtmiştir. Bir diğer deyişle oyun, çocuğun gelişiminin üstünde davranış ve başarı göstermesini sağlar.

Amerikalı psikolog Jerome Bruner, Piaget’den sonra bilişsel gelişim kavramını çalışmış, bilişsel gelişimi yaşam boyu devam eden bir süreç olarak tanımlamıştır. Bruner bilişsel gelişimi, eylemsel, imgesel ve sembolik olmak üzere üç döneme ayırmıştır (Senemoğlu, 2007). Bruner de Piaget gibi öğrenmeyi çocuğun aktif olduğu bir süreç olarak görmüş ve öğretimin, öğrencilerin aktif katılımı ile gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Bruner’a göre dil, bilişsel gelişimin anahtarıdır.

Bruner oyunun bazı temel fonksiyonlarından bahseder:

  • Oyun ciddi bir etkinliktir.
  • Çocuğun araştırma ve buluş yapmasına olanak tanır.
  • Çocuğun iç hayatının yansıması olan oyun, çocukların beklenti ve isteklerini deneyimleme ve dış dünyaya uyum sağlamaları için uzlaşma yapmasını destekler.
  • Oyun daha önce öğrenilen bilgilerin birleşmesini sağlar.
  • Çocuğun problem çözme becerilerini destekler.
  • Oyunda çocuk düşünceyi, dili ve hayalî birleştirir.

Diğer Oyun Kuram ve Araştırmacıları

Gelişimsel psikolog Sutton-Smith, kurallı oyunlarda kültürün etkisini inceleyen ilk kuramcılardandır. Oyunlarda tarihsel faktörlerin önemini vurgulamıştır. Daha sonra ise oyuncaklara dikkat çekerek, oyuncakların oyun malzemeleri olmakla birlikte kültürel ürünler olduklarını belirtmiştir. Sutton-Smith oyunun beyni geliştirdiğini ifade etmiştir. Oyun oynarken çocuğun problem çözme, yaratıcılık ve dil becerileri geliştiği gibi öğrenme de gerçekleşir. Çocuk, başkalarıyla iletişim kurmayı, bedenini kullanmayı ve soyut düşünmeyi öğrenir. En önemlisi oyun oynarken nasıl öğreneceğini öğrenir. Sutton-Smith oyun sırasındaki “mış gibi” davranışa odaklanmıştır. Çocuk, kendini başkasıymış gibi, nesneleri başka nesnelermiş gibi düşünür. Oyun oynamanın tersi çalışmak değil, depresyondur.

Amerikalı psikolog Hurlock eğlenmek için yapılan tüm etkinlikleri oyun olarak kabul etmiştir. Oyun gönüllü olarak yapılan bir etkinliktir, dışarıdan baskıyla yapılamaz. Hurlock’a göre oyun işten farklıdır, çünkü iş yaparken amaç sonuca ulaşmaktır. Oysa oyunda böyle bir amaç yoktur. Bir etkinliğin oyun ya da iş olarak değerlendirilmesi, o etkinliği yapan kişinin motivasyonuna göre değişir. Hurlock, oyunun çok değerli olduğundan bahsetmiştir. Ona göre oyunun;

  • fiziksel değeri vardır çünkü oyun çocuğun büyük ve küçük kas gelişimini destekler.
  • eğitsel değeri vardır çünkü oyun oynarken çocuk renkleri, şekilleri, boyutları, dokuları öğrenir. Ayrıca kitaplardan öğrenemeyeceği birçok bilgiyi, oyun sırasında araştırarak edinir.
  • terapik değeri vardır. Çocuk duygularını oyun yoluyla aktarır, kaygılarından ve gerginliklerinden kurtulur. Gerçek hayatta gideremediği ihtiyaçlarını ve isteklerini oyun sırasında karşılar

Giriş

Oyun, çocukların gelişim ve öğrenmelerindeki en temel unsurlardan biridir. Oyun, uzun yıllar boyunca birçok önemli kuramcı tarafından çalışılmış, oyunun çocuğun gelişim ve öğrenmesine etkisi tartışılmıştır. Bu çalışmalar incelendiğinde, oyunun farklı açılardan ele alındığı ve tanımlandığı görülmektedir. Örneğin, psikanalitik kuramcılar oyunu, çocuğun duygusal gelişimi açısından incelemiş, çocuğu tanımak için bir araç olarak sunmuş ve çocuğun duygusal rahatsızlıkları için bir tedavi yöntemi olarak önermişlerdir. Bilişsel gelişim kuramında ise oyunun öğrenmek için bir araç olduğu ve çocuğun bilişsel gelişiminin bir göstergesi olduğunun üzerinde durul- muştur. Oyunla ilgili geliştirilen kuramlar, klasik ve modern olmak üzere iki ana başlıkta toplanmıştır.

Klasik Oyun Kuramları

Avrupa ve Kuzey Amerika’da 19.yy sonu, 20.yy başında ortaya çıkan, felsefi yorum şeklinde öne sürülen ve insanların oyun oynama nedenlerini ve amaçlarını açıklayan kuramlardır. Klasik oyun kuramları Evrim Teorisi’nden etkilenmiştir. Bu kuramlar Fazla Enerji Tüketimi Kuramı, Rahatlama ve Eğlenme Kuramı, Yetişkinlik Hayatına Hazırlık Kuramı ve Tekrarlama Kuramıdır:

1. Fazla Enerji Tüketimi Kuramı: Alman şair Friedrich Schiller 1795 yılında yazdığı “İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar” isimli eserinde, oyunu, “fışkıran enerjinin amaçsızca harcanması” olarak tanımlamaktadır. Ona göre çocukların ihtiyaçlarının önemli bir bölümü yetişkinler tarafından karşılandığından, onlar da fazla enerjilerini oyun yoluyla atmaktadırlar. Schiller (1954), oyunu estetik zevklere ulaşmak için bir araç olarak görmektedir çünkü oyun oynamayan kişi güzelliklerle ilgili değildir, o sırada hayatta kalma savaşı verir.

2. Rahatlama ve Eğlenme Kuramı: Fazla enerji tüketimi kuramının karşıtı olan bu kuramda, oyunun amacı iş sırasında harcanan enerjinin yenilenmesi olarak vurgulanmaktadır. Alman şair Moritz Lazarus’a göre çalışmak, insanın enerjisini tüketir ve böylelikle ortaya enerji açığı çıkar. Gerçek dinlenme ancak çalışmanın dışında yapılan başka etkinliklerle sağlanır. Harcanan enerjiyi yeniden kazanmak ve bu enerji açığını kapatmak için insanlar ya uyur ya da oyun oynarlar. Oyun, insanın hayattaki zorluklarla başa çıkması için en temel araçlardan biridir.

3. Yetişkinlik Hayatına Hazırlık Kuramı: Psikolog Karl Groos, 1901’de yazdığı İnsanın Oyunu (Re Play of Man) adlı kitabında oyunun, çocuğu, yetişkin hayatına hazırladığını belirtmektedir. Yani oyun çocukluğun sonunda erişilecek olan olgunluk dönemi için ön denemelerdir. Örneğin, oyuncak ayısına sevgi gösteren bir çocuk ebeveynlik alıştırması yapmaktadır. Groos’a göre hayvanlar ve insanlarda oyun dürtüseldir. Dürtüsel davranışlar eğitilir, arıtılır ve sonunda insanların mesleki, kişisel ve sosyal başarılar elde etmek için kullanacakları beceri, düşün- ce ve tutumlara dönüşür. Oyunun en temel ögesi keyif almaktır. Fazla Enerji Tüketimi ve Rahatlama ve Eğlenme Kuramlarının oyunun fiziksel yönünü vurgulamalarına karşılık, Groos, oyunun bilişsel gelişime katkısını da göz ardı etmemiştir ve büyümeyle birlikte oyunlarda farklılık görüldüğünü belirtmiştir. Groos’a göre çocuklar sadece kovalamaca gibi fiziksel oyunlar oynamazlar, yapı-inşa oyunları, taklit oyunları, evcilik oyunları gibi oyunlar da çocukları geleceğe hazırlayan oyunlardır. Oyun ayrıca çocuğun anti sosyal olmasını önler.

4. Tekrarlama Kuramı: Tekrarlama Kuramı, Evrim Kuramı’na dayanmaktadır. Bu kuram çocukları, hayvanlarla yetişkin insanlar arasındaki zincirin bir halkası olarak tanımlar. Kuramı ortaya atan Amerikalı psikolog G. Stanley Hall’a göre çocuklar, oyun yoluyla insanın geçirdiği evrimi yeniden deneyimlerler. Çocukluğun belli dönemlerini, insan evriminin dönemlerine benzeten Hall, oyunun amacının insanların modern dünyada ihtiyaç duymadıkları ilkel dürtülerden kurtulmak olduğunu belirtir. Örneğin beyzbol oynayan bir çocuk ilkel dönemlerdeki sopayla vurarak avlanma içgüdüsünden kurtulacaktır. Hall, ayrıca, oyunu fiziksel şiir olarak tanımlayarak, ruh ve bedenin uyumunu sağladığını vurgulamaktadır.

Modern Oyun Kuramları

1920’lerden sonra bilimsel çalışmalarla ortaya çıkmış, deneysel çalışmalarla desteklenmiş kuramlardır. Bu kuramlar daha çok oyunun içeriğiyle ilgilenmiş, oyunun insan gelişimi ve öğrenme ile ilişkisini sorgulamıştır. Sigmund Freud, Jean Piaget, Erik Homburger Erikson, Lev Vygotsky ve Jerome Bruner gibi gelişimsel psikoloji alanına yön vermiş kuramcılar ve Sara Smilansky, Mildred Parten, Lili E. Peller, Elizabeth Hurlock ve Brian Sutton-Smith gibi çalışmalarını çocuk oyunlarına yoğunlaştırmış kuramcıların oyunla ilgili düşünce, gözlem ve çalışmaları modern oyun kuramlarını oluşturmuştur.

Psikanalitik Kuramlar

Freud çocukların duygusal gelişiminde önemli bir yere sahip olan oyunu, onların, en çok sevdiği ve ilgilendiği uğraş olarak tanımlar. Çocuğun bilinçaltı na açılan bir pencere olarak tanımladığı oyunun, duygusal boşalımı sağladığını belirtir. Oyun oynarken çocuk, sözel olarak ifade edemediği korku ve kaygılarını açığa çıkarır ve onları bilinç düzeyine iterek kurtulmaya çalışır. Böylelikle günlük yaşamdaki sorunlarla başa çıkmayı öğrenir. Oyun sırasında çocuk, kendisine olumsuz duygular yaşatan kişinin yerine geçer ve yaşadığı olumsuz duyguları bir insan veya nesneye yansıtır. Bir diğer deyişle, sıkıntı veren olaylarla pasif değil aktif olarak, kurban değil patron olarak başa çıkmaya çalışır. Örneğin, annesi tarafından sevmediği bir yemeği yemeğe zorlanan çocuk, oyun sırasında kendisi anne olup kardeşine bu yemeği yedirmeye çalışabilir. Yaşadığı her şeyi, olumsuz olanlar da dâhil olmak üzere, oyununda sık sık tekrar eden çocuk, olaylara egemen olacak, böylelikle içindeki olumsuz duygulardan kurtulacak, korkularını yenecek ve günlük yaşamda doyuma ulaşmayan sosyal ve duygusal isteklerini doyuracaktır.

Sigmund Freud’un en küçük kızı olan Anna Freud, çocuk psikanalizinin öncülerinden biridir. Öğretmen okuluna giden Anna Freud’a, 1918 yılında babası tarafından psikanaliz uygulanmıştır. Anna Freud, o tarihten itibaren psikanalizle ilgilenmeye başlamış ve çalışmalarını bu alana kaydırmıştır. Anna Freud, çocuklara psikanaliz uygularken oyunu kullanmıştır. Oyunun çocuğu anlamak ve onunla iletişim kurmak için önemli bir fırsat olduğunu belirten Anna Freud (1965), oyunu üç evrede incelemiştir:

  1. Bedenden oyuncağa geçiş evresi
  2. Oyuncaktan oyuna geçiş evresi
  3. Oyundan işe geçiş evresi

Almanya doğumlu psikanalist Erik Erikson, Psikososyal Gelişim Kuramının kurucusudur. Erikson, psikiyatrist olmayıp psikanalist olan çok az insandan biridir. Liseden sonra üniversiteye gitmeyip Avrupa’yı gezmeye başlayan Erikson, Viyana’da Anna Freud’la tanışmış, onun çocuklar için açtığı okulda öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Anna Freud tarafından psikanaliz eğitimi verilen ve onun tarafından psikanaliz edilen Erikson, eğitimini tamamladıktan sonra 1933’te Viyana Psikanaliz Enstitüsü’ne seçilmiştir. Aynı yıl ABD’ye giderek çocuk psikanalisti olarak çalışmaya başlamıştır. Kişilik gelişimi kavramını geliştiren Erikson, oyunun kişilik gelişimindeki rolünü vurgular. Erikson’a göre “oyun bir ego fonksiyonudur”. Oyun sırasında gerçek hayatta olmadığımız ya da olamayacağımız birinin yerine geçip oymuş gibi davranabiliriz. Erikson oyunu üç evrede açıklamıştır:

  1. Otokozmik oyun (kendi dünyasında oyun/autosphere): Doğumdan sonra ilk 15 ayı içeren bu dönemde bebeğin bedeni merkezdedir. Bu dönemde çocuklar tekrar eden davranışlar sergileyerek, bedenlerini ve dünyayı tanımaya çalışırlar.
  2. Dar çevrede oyun (minyatür dünya/microsphere): Bu evre 15 ay-30 ay arası çocukları içerir. Çocuklar bu evrede oyuncak ve nesneler dünyasını yönetir. Bu evrede ustalık kazanan çocuk kişisel travmalarının üstesinden gelmede de ustalık kazanır.
  3. Geniş çevrede oyun (paylaşılan dünya/macrosphere): Bu evre 2,5 yaşından yedi yaşına kadar sürer. Çocuk, diğer çocuklarla oynamaya ve sosyal ilişkiler kurmaya başlar.

Peller, oyunun gerçek hayatta karşılaşılan sorunlarla ve id ve superegonun yarattığı baskılarla başa çıkabilmek için oynandığını belirtmiştir. Oyun sırasında çocuk, yaşadığı kaygıları telafi etmeye çalışır. Oyun, çocuklar için bir terapidir. Peller gerçek yaşamda edilgen bir rolü olan çocuğun, oyunda etken bir role büründüğünü söyler. Oyun içerisinde yaşadığı olayın sonunu değiştirebilen çocuk, gerçek yaşamda kendisine yapılanı oyun sürecinde bir başkasına yapabilir. Peller’e göre çocuğun farklı yaş dönemlerinde farklı endişeleri vardır. Kendi tanımladığı oyun evrelerinde, bu endişelerden ve bu endişelerle oyun sırasında nasıl başa çıkıldığından bahseder.

  1. Evre: Çocuk yaşamın ilk yılında kendi bedenine odaklanır. İyi bir bedene sahip olamayacağı ve bedenini kontrol edemeyeceği kaygısı taşır. Oyun oynarken bedeniyle her şeyi yapabileceğini ve güçlü olduğunu hayal eder. Bedeninin bütün bölümlerine hakim olmaya çalışır. Bedenini kontrol edebildikçe ve fiziksel becerileri arttıkça bundan zevk duyar.
  2. Evre: Çocuk bir ve üç yaşları arasında ilgisini annesine odaklar. Yoğun bir biçimde annesinin onu terk edeceği kaygısını taşır. Anneyi oyun arkadaşı olarak kabul eder. Bu dönemde daha çok peluş oyuncaklarla ve bebeklerle oynar.
  3. Evre: Üç ve yedi yaş arasında görülen bu evrede çocuk Ödipal Kompleks ve Elektra Kompleksi yaşar. Karşı cinsten ebeveynine sahip olamayacağını anlayan çocuk, onun sevgisini kaybedeceği kaygısını taşır. Oyun çocuğun yetişkin yaşamını anlamasını sağlar. Oyun sırasında çocuk yetişkinlerin davranışlarını taklit eder. Bu dönemde dramatik oyun önemli bir yeresahiptir.
  4. Evre: Çocuk bu dönemde ilkokula başlar ve bir arkadaş grubuna dâhil olur. Bu grubun tüm üyelerinin uymasını gerektiren kuralları vardır. Çocuk bu kurallara uyamayıp gruptan çıkarılmaktan korkar. Yalnızlık kaygısını yoğun olarak yaşar. Yedi ile on bir yaş arası yaşanan dönemde daha çok takım oyunları, masa oyunları ve spor etkinlikleri gözlemlenir.

Bilişsel Kuramlar

İsviçreli psikolog Piaget, 20. Yüzyılın en ses getiren kuramlarından biri olan Bilişsel Gelişim Kuramı ’nı ortaya atmıştır. “Bilgi nasıl gelişir ve değişir?” sorusuna cevap arayan Piaget, kuramını kendi üç çocuğunu gözlemleyerek şekillendirmiştir. Piaget’e göre çocuk, aktif öğrenendir. Doğuştan meraklı ve ilgilidir. Kendisine aktarılan bilginin pasif alıcısı değildir. Aktif bir şekilde, insanlarla ve nesnelerle iletişim kurarak bilgiyi kendi kendine edinir. Piaget’e göre bilişsel gelişim özümleme ve uyumsama işlemlerine bağlıdır. Piaget’e göre oyun “kendi içinde bir bütündür, doğaçlamadır, eğlenceli bir etkinliktir, belli bir sıra ve mantık gerektirmez, çatışmalardan uzak, özgür bir ortamdır, içten güdümlüdür” . Oyun, çevredeki nesneleri ve olayları keşfetme, araştırma ve deneme etkinliğidir. Piaget bilişsel gelişimde olduğu gibi, oyun gelişimini de belirli evreler altında sunmuştur:

  • Alıştırma oyunu
  • Sembolik oyun
  • Kurallı oyun

Sosyokültürel Kuramı ortaya atan Vygotsky, eğitimini hukuk alanında almış olmasına rağmen çalışmalarıyla gelişimsel psikolojinin önemli isimlerinden biri olmuştur. Freud ve Piaget’nin çağdaşı olan Vygotsky’ye göre bilişsel gelişimin temelinde, kişisel psikolojik süreçlerden önce, insan ve kültür arasındaki etkileşim bulunmaktadır. Kuramın sosyokültürel olarak adlandırılmasının nedeni, değerlerin, becerilerin, gelenek ve görüşlerin bir sonraki nesile nasıl aktarıldığına odaklanmasıdır. Vygotsky’e göre çocuğun sosyal çevresinin onun bilişsel gelişimine önemli etkisi bulunmaktadır.

Vygotsky 1976 yılında yazdığı “Oyunun Çocuğun Bilişsel Gelişimindeki Rolü” adlı eserinde, oyunun gelişime etkisini anlatmış, Piaget gibi o da çocuğun öğrenmesinde oyunun önemli bir rolü olduğunu vurgulamıştır. Oyun diğer etkinliklerden farklıdır, çocuk çalışırken oyun oynamaz. Vygotsky, çocuğun oyun oynarken ortalama yaşının ve günlük davranışının üzerinde olduğunu belirtmiştir. Bir diğer deyişle oyun, çocuğun gelişiminin üstünde davranış ve başarı göstermesini sağlar.

Amerikalı psikolog Jerome Bruner, Piaget’den sonra bilişsel gelişim kavramını çalışmış, bilişsel gelişimi yaşam boyu devam eden bir süreç olarak tanımlamıştır. Bruner bilişsel gelişimi, eylemsel, imgesel ve sembolik olmak üzere üç döneme ayırmıştır (Senemoğlu, 2007). Bruner de Piaget gibi öğrenmeyi çocuğun aktif olduğu bir süreç olarak görmüş ve öğretimin, öğrencilerin aktif katılımı ile gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Bruner’a göre dil, bilişsel gelişimin anahtarıdır.

Bruner oyunun bazı temel fonksiyonlarından bahseder:

  • Oyun ciddi bir etkinliktir.
  • Çocuğun araştırma ve buluş yapmasına olanak tanır.
  • Çocuğun iç hayatının yansıması olan oyun, çocukların beklenti ve isteklerini deneyimleme ve dış dünyaya uyum sağlamaları için uzlaşma yapmasını destekler.
  • Oyun daha önce öğrenilen bilgilerin birleşmesini sağlar.
  • Çocuğun problem çözme becerilerini destekler.
  • Oyunda çocuk düşünceyi, dili ve hayalî birleştirir.

Diğer Oyun Kuram ve Araştırmacıları

Gelişimsel psikolog Sutton-Smith, kurallı oyunlarda kültürün etkisini inceleyen ilk kuramcılardandır. Oyunlarda tarihsel faktörlerin önemini vurgulamıştır. Daha sonra ise oyuncaklara dikkat çekerek, oyuncakların oyun malzemeleri olmakla birlikte kültürel ürünler olduklarını belirtmiştir. Sutton-Smith oyunun beyni geliştirdiğini ifade etmiştir. Oyun oynarken çocuğun problem çözme, yaratıcılık ve dil becerileri geliştiği gibi öğrenme de gerçekleşir. Çocuk, başkalarıyla iletişim kurmayı, bedenini kullanmayı ve soyut düşünmeyi öğrenir. En önemlisi oyun oynarken nasıl öğreneceğini öğrenir. Sutton-Smith oyun sırasındaki “mış gibi” davranışa odaklanmıştır. Çocuk, kendini başkasıymış gibi, nesneleri başka nesnelermiş gibi düşünür. Oyun oynamanın tersi çalışmak değil, depresyondur.

Amerikalı psikolog Hurlock eğlenmek için yapılan tüm etkinlikleri oyun olarak kabul etmiştir. Oyun gönüllü olarak yapılan bir etkinliktir, dışarıdan baskıyla yapılamaz. Hurlock’a göre oyun işten farklıdır, çünkü iş yaparken amaç sonuca ulaşmaktır. Oysa oyunda böyle bir amaç yoktur. Bir etkinliğin oyun ya da iş olarak değerlendirilmesi, o etkinliği yapan kişinin motivasyonuna göre değişir. Hurlock, oyunun çok değerli olduğundan bahsetmiştir. Ona göre oyunun;

  • fiziksel değeri vardır çünkü oyun çocuğun büyük ve küçük kas gelişimini destekler.
  • eğitsel değeri vardır çünkü oyun oynarken çocuk renkleri, şekilleri, boyutları, dokuları öğrenir. Ayrıca kitaplardan öğrenemeyeceği birçok bilgiyi, oyun sırasında araştırarak edinir.
  • terapik değeri vardır. Çocuk duygularını oyun yoluyla aktarır, kaygılarından ve gerginliklerinden kurtulur. Gerçek hayatta gideremediği ihtiyaçlarını ve isteklerini oyun sırasında karşılar

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.