Çocuk Ve Oyun Dersi 1. Ünite Özet

23.07.2022
9
A+
A-

Çocuk, Oyun Ve Eğitim

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çocuk Ve Oyun Dersi 1. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Çocuk, Oyun Ve Eğitim

Giriş

Hayat boyu sürdürülebilen bir eylem olan oyun, insan yaşamının her döneminde önemli bir yere sahiptir. Oyun, ortaya çıktığı kültür ve yaşamda yer aldığı zaman dilimine göre değişiklikler göstererek tarih boyunca hem çocuklar hem de yetişkinler için onları günlük endişelerinden uzaklaştıran ve onlara keyif veren bir eylem olmuştur. İnsan davranışları incelendiğinde, bebeklikten başlayarak oyunsu davranışların sergilendiğini ve bebeklerin yetişkinler ile kurdukları ilk etkileşimlerde dahi oyunsu davranışlara karşılık verdiklerini görürüz. Oyunun çocuğun gündelik yaşamında yer alma sıklığı da göz önünde bulundurularak erken çocukluk döneminde oyun, uzun yıllardır uzmanlar tarafından ayrıntılı bir şekilde incelenmekte olan bir konu olmuştur.

Oyunun Tanımı ve Özellikleri

Dünyadaki tüm çocuklar konuştukları dil, sahip oldukları kültür, cinsiyetleri, içerisinde bulundukları sosyoekonomik koşullar ve yaşadıkları coğrafyalar fark etmeksizin oyun oynarlar. Çocuğun yaşı büyüdükçe, bilişsel yetileri de gelişir ve oynanan oyunlar karmaşıklaşmaya başlar. Hayal gücünü kullanan çocuk, oyunlarında farklı roller üstlenerek “-mış gibi” yapmaya ve materyalleri sahip oldukları amaçlarının dışında kullanmaya başlar. Çocuğun etrafında bulunan yetişkinlerin oyuna verdiği değer kültürden kültüre değişiklik göstermektedir. Oyuna verilen değer ve çocuğun oyun oynaması için zaman yaratmak ve oyun oynamasına destek olmak için oyuncaklar ya da çeşitli materyaller sağlamak ile yakından ilişkilidir. Oyunun özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  1. Oyun gönüllülük esasına dayalıdır. Bir eylemin oyun olarak tanımlanmasının en temel unsurlarından biri çocukların gönüllü bir şekilde oyunda yer almalarıdır. Çocuklar oyunlara kendi istekleri ile katılırlar ve oyunu kendi istekleri ile sürdürürler.
  2. Oyun içten güdümlüdür. Oyunun başlangıç, süreç ve bitiş aşamalarında çocuk dış- tan değil daha çok içten bir motivasyon ile oyuna katılır ve oyunu sürdürür.
  3. Oyun keyifli bir eylemdir. İçerisinde risk alma, heyecan, tedirginlik gibi farklı duygu durumları bulundurmasına rağmen temelde oynayan kişiye doyum hissi ve keyif verir.
  4. Oyun sonuç değil süreç odaklıdır. Oyun baştan hedeflenmiş sonuçlara ulaşmak ya da sonunda ortaya bir ürün çıkarmak amacı taşımaz.
  5. Oyun, içerisinde mecazi durumlar barındırır. Oyun oynayan çocuk hayal gücünü kullanıp “–mış gibi” yaparak, oyun içerisinde hayalî durumlar yaratır. Bu hayal ürünü durumlar içerisinde olayları, kişileri, eşyaları gerçek hayatta sahip oldukları anlamlar dışında kullanılır.
  6. Oyun doğaçlamalar içerir. Kurallı oyunlar dışında, oyunun önceden belirlenmiş kuralları yoktur. Oyun içerisinde etkinlikler ve diyaloglar doğal bir şekilde, kendiliğinden gelişir.
  7. Oyun aktif bir eylemdir. Oyun esnasında çocuk, zihin ve beden birlikteliği içerisinde aktif bir şekilde oyunu başlatır, sürdürür ve şekillendirir.
  8. Oyun çocuklara özgürce seçim yapma şansı verir. Oyun esnasında çocuklar istedikleri rollere bürünerek, oyunun senaryosuna ve süresine karar verirler. Eğer bu kararlar çocuk yerine yetişkin bir birey ya da öğretmen tarafından verilirse, o zaman oyun, bir etkinliğe ya da işe dönüşmüş olur.

Oyunun Eğitsel Yönü

Oyunun eğitsel yönünü iki açıdan inceleyebiliriz. Oyun eğitimde hem bir amaç hem de araç olabilir. Çocuklar, oyunun bazı özellikleri sayesinde oyundan keyif alırken aynı zamanda pek çok şey öğrenirler. Öte yandan, oyun bir araç olarak kullanılıp oyun yoluyla çocuklara eğitim verilebilir. Bu iki durumu birbirinden bağımsız düşünmek zordur. Birincisi, oyun doğal bir şekilde çocuklara farklı deneyimler edinme olanakları sağlayarak, onların sosyal, bilişsel, dil ve psiko-motor alanlara ait beceriler kazanmaları için uygun zemin hazırlar. Similansky’nin (1968) kavramsallaştırmasını takip ederek, oyunu dört farklı kategoride düşünebiliriz. Bunlar duyusal-motor oyun (top oynamak, zıplamak, koşmak gibi), sembolik oyun (-mış gibi durumu içeren sosyo-dramatik oyunlar), yapı oyunları (bloklar gibi materyaller eşliğinde oynanan oyunlar) ve kurallı oyunlardır (saklambaç, kart oyunları). Örneğin, evcilik gibi sembolik oyunlar ve saklambaç gibi kurallı oyunlar çocukların kendilerini tanımalarına, başka çocuklar ve yetişkinler ile sosyal ilişkiler içerisinde bulunmalarına ve dış dünyayı keşfetmelerine olanak sağlar. Oyun oynayan çocuk problem durumları ile karşılaşır, problemleri çözmek için çözüm yolları geliştirir. Oyun esnasında çocuk başka insanların duygu ve düşüncelerini anlama şansı elde eder ve çevresi ile girdiği bu etkileşim sonucu kendi duygu, düşünce ve davranışlarını düzenlemeye başlar. Çocuk oyun esnasında hayal gücünü kullanmasının yanı sıra, özellikle duyusal motor oyun ve yapı oyunları oynayarak çevresinde yer alan materyaller ile etkileşim içerisine girer. Beş duyu organını kullanarak amacı dışında kullandığı çeşitli günlük hayatta yer alan nesneler, teknoloji entegre edilmiş materyaller ya da oyuncaklar eşliğinde çocuk bilişsel olarak gelişir, dış dünyaya dair kendi öğrenmelerini gerçekleştirir.

Oyunun Gelişim Alanlarına Etkisi

Oyun insan gelişimini çeşitli yönlerde destekleyen en önemli eylemlerden biridir. Daha öncede vurguladığımız üzere, oyun çocuğun dış dünya ile etkileşim içerisinde olmasına ve diğer insanlar ile iletişim içerisinde bulunmasına olanak sağlar. Yani temelde oyun, çocuk ve etrafındaki dünya arasında bir köprü görevi görür ve oyunun bahsettiğimiz özellikleri sayesinde bu süreç çocuklar ile keyifli ve eğlenceli bir hâl alır. Çocuk dış dünya ile iletişim içerisine girdikçe gelişir ve değişir. Yapılmakta olan beyin araştırmaları bu sorunun cevabı konusunda bizleri aydınlatmaktadır. Biyolojik bir açıklama ile diyebiliriz ki yaşamın ilk yıllarında daha yoğun olarak, bebeklerin beyinlerinde var olan nöronlar arasında son derece hızlı şekillerde bağlantılar yani sinapslar oluşur. Çocukların, beş duyu organları yoluyla dış dünya ile iletişime geçip deneyimler elde ettikçe, beyinlerinde daha çok sinaps oluştuğu ve var olan sinapsların güçlendiği, diğer bir deyişle oyun yoluyla çocukların beyinlerinin ve zihinsel fonksiyonlarının geliştiği gözlemlenmiştir. Ayrıca çocuklar oyun oynadıkça beynin duygu merkezi (amigdala) ve düşünce merkezi (neokorteks) arasındaki etkileşimin arttığı gözlemlenmiştir. Oyun doğumdan itibaren insanların beyin gelişimine fizyolojik olarak destek olurken, yaşam boyu zihinsel süreçlerini destekler. Erken çocukluk eğitimini etkilemiş iki teorisyen Vygostky (1978) ve Piaget’ye (1962) göre de sosyo-dramatik oyun yoluyla çocuklar –mış gibi yapıp roller üstlenerek, çevrelerini hayal güçleri doğrultusunda düzenleyip materyalleri sahip oldukları amaçlarının dışında kullanmaya başladıkça soyut düşüncenin temelini oluşturan sembolik ve temsilî düşünce süreçlerini deneyimlerler. Sosyo-dramatik oyunlar sırasında çocuklar kendi yaşantılarından, gözlemlerinden ya da hayal dünyalarındaki olaylardan ve kişilerden yola çıkarak bir rol üstlenir ve doğaçlama olarak oyun oynarlar.

Oyun ve dil gelişimi arasında sıkı bir bağ vardır. Araştırmacılar özellikle çocukların –mış gibi yaparak oynadıkları sosyo-dramatik oyunlar ve dil edinimi süreçleri arasında benzerlik olduğunu söylemektedirler. Küçük çocukta dil edinimi, çevresinde gördüğü nesne, kişi ve durumları sembolik olarak nitelendirebileceğimiz dil ögeleri ile örneğin ses ile, eşleştirme sürecidir. Sembolik oyunda da benzer bir şekilde çocuk, nesneleri amacı dışında kullanıp kendisi de olduğundan farklı rollere bürünerek hayal gücü ile nesneler ve durumlar arasında sembolik eşleştirme yapar. Diğer bir deyişle, dil ediniminin bilişsel süreci ile sosyo-dramatik oyunun bilişsel süreci, soyut temsil barındırdığı için temelde benzerlik taşımaktadır.

Oyun pek çok zaman çocukların akranları ya da yetişkinler ile iletişim içerisinde olmasını gerektirir. Başka bireyler ile oyun oynayan çocuk sosyal ilişkiler kurma ve sürdürme konusunda sayısız beceriler kazanır. Bir grup içerisinde oynayan çocuk, o grubun normlarını fark edip sosyal kabul elde etmek için grup normlarına uygun davranışlar geliştirirken öte yandan kendi kişiliğine ait farklı özellik ve davranışlar ile yeni grup normlarının oluşmasına katkı sağlar. Oyun esnasında çocuklar paylaşmayı öğrenirler. Sıra bekleme, oyunları kuralları ile oynama, kendi hakkını ve akranlarının haklarını koruma, haksızlık karşısında tutum geliştirme gibi eşitlikçi ve demokratik tutum ve davranışların temelini oluşturacak beceriler kazanma şansı elde ederler.

Oyun çocuğun sağlıklı bir gelişime sahip olması konusunda önemli bir role sahiptir. Yukarıda bahsettiğimiz şekliyle bilişsel, dil ve sosyal-duygusal gelişim alanlarına katkı sağlayan oyun çocukların fiziksel gelişimleri üzerinde de olumlu pek çok etkiye sahiptir. İnsan yapısında her bir gelişim alanı birbirini destekleyen bir ilişki içerisindedir, o yüzden çocuk gelişimi bir bütün olarak düşülmelidir. Son yıllarda yapılan dikkat çekici araştırmalar, çocukların vücutlarını kullanmalarının ve fiziksel olarak aktif olmalarının onların diğer gelişim alanlarına da etki ettiğini, örneğin daha iyi öğrenebilmelerine olanak sağladığını göstermiştir.

Tarihten Oyuna İlişkin Görüşler

Bilim insanları tarih boyunca oyunun önemini fark etmiş ve oyunun insan yaşamı üzerin- deki etkileri konusunda fikir üretmiştir. Neden oyun oynandığı, oyun oynamanın insan yaşamındaki yeri ve oyun oynamanın çocukların gelecek yaşamları üzerinde etkisi düşünülen konular arasında olmuştur. Oyun tarih boyunca insan gelişimi, çocuk yetiştirme pratikleri ve eğitim ile ilişkili olacak şekilde tartışılmıştır. Tarihsel süreç içerisinde çocukluk döneminin önemi, çocuk olmanın değeri, insan gelişimi üzerinde üretilen teoriler ve yapılan araştırmalar değiştikçe, oyuna ilişkin görüşler de farklılıklar göstererek günümüze gelinmiştir. Örneğin, Platon’un vurguladığı, oyun ve çocukların öğrenmeleri arasında bir ilişki olduğu fikri antik çağlara dayanır. Rousseau’nun çocuk yetiştirme ile ilgili fikirleri erken çocukluk eğitimi alanındaki pek çok düşünür ve teorisyeni etkilemiştir. Rousseau kitabı Emile ou de l’education’da hayalî bir erkek çocuğunu anlatarak, yetişkinliğe kadar ona, doğadan kopmayacak şekilde nasıl iyi bir eğitim verilmesi gerektiğini anlatmıştır. Rousseau’ya göre oyun oynamak çocuğun sağlıklı vücut ve sağlıklı zihin gelişimi için önemlidir.

Froebel oyunun önemini vurgulamış ve fikirleriyle günümüz erken çocukluk eğitimini etkilemiş olan en önemli eğitimcilerden biridir. Kinder-garten yani çocuk bahçesi, günümüzdeki kullanımı ile anaokulu fikrini geliştirmiş ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Froebel oyunu eğitimde bir araç olarak görür. Oyun oynamayı doğal bir çocuk ihtiyacı olarak tanımlayan Froebel’e göre çocuklara oyun yoluyla yaşama dair her şey öğretilebilir. Oyun çocuğu aktif kılarken onun düşünmesini ve öğrenmesini sağlar. Montessori’nin çocuk gelişimi ve çocuk eğitimine ilişkin ürettiği fikirler ve çocukların bulundukları ortam ve etkileşim içerisinde oldukları materyallere ilişkin geliştirdiği tasarımlar değer görmüş ve günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Montessori çocukların zihinlerinin emici bir yapısı olduğunu, çocuğun çevresi ile aktif bir etkileşim içerisinde bulunarak dış dünyaya dair her şeyi hızla öğrenebildiğini söyler. Bunun koşulu, Montessori’ye göre çocuğun içerisinde bulunduğu ortamın estetik yönü yüksek, düzenli, gerçek yaşam materyallerini barındıran ve yapılandırılmış olmasıdır. Montessori çocuğun bu yapılandırılmış ortam içerisinde özgür seçimler yaparak ve öz disiplin geliştirerek zaman geçirmesi gerektiğini söyler.

David Elkind, oyun konusunda çalışan ve oyunu günümüz koşullarını göz önünde bulundurarak inceleyen bir psikologdur. Elkind’e göre oyun erken çocukluk döneminin en önemli eylemidir. Elkind erken çocukluk döneminde, çocukların yaşam tecrübelerinin oyun etrafında kurgulanması gerektiğini savunur. Elkind’e göre, oyunun değerini ve işlevini anlayabilmek için oyuna hem yetişkin hem de çocuk gözüyle yaklaşılması gerekir. Bununla birlikte, yetişkin gözüyle oyunu anlamaya çalışmak Elkind’e göre oyunu anlamamız konusunda yetersiz kalacaktır. Elkind’e göre çocuk gözüyle oyunu anlamaya çalışmak oyun hakkında daha geniş bilgiye sahip olmamızı sağlar ve oyunun kendi içerisinde değerli olduğunu ve salt keyif için oynandığını fark etmemize yardımcı olur.

Giriş

Hayat boyu sürdürülebilen bir eylem olan oyun, insan yaşamının her döneminde önemli bir yere sahiptir. Oyun, ortaya çıktığı kültür ve yaşamda yer aldığı zaman dilimine göre değişiklikler göstererek tarih boyunca hem çocuklar hem de yetişkinler için onları günlük endişelerinden uzaklaştıran ve onlara keyif veren bir eylem olmuştur. İnsan davranışları incelendiğinde, bebeklikten başlayarak oyunsu davranışların sergilendiğini ve bebeklerin yetişkinler ile kurdukları ilk etkileşimlerde dahi oyunsu davranışlara karşılık verdiklerini görürüz. Oyunun çocuğun gündelik yaşamında yer alma sıklığı da göz önünde bulundurularak erken çocukluk döneminde oyun, uzun yıllardır uzmanlar tarafından ayrıntılı bir şekilde incelenmekte olan bir konu olmuştur.

Oyunun Tanımı ve Özellikleri

Dünyadaki tüm çocuklar konuştukları dil, sahip oldukları kültür, cinsiyetleri, içerisinde bulundukları sosyoekonomik koşullar ve yaşadıkları coğrafyalar fark etmeksizin oyun oynarlar. Çocuğun yaşı büyüdükçe, bilişsel yetileri de gelişir ve oynanan oyunlar karmaşıklaşmaya başlar. Hayal gücünü kullanan çocuk, oyunlarında farklı roller üstlenerek “-mış gibi” yapmaya ve materyalleri sahip oldukları amaçlarının dışında kullanmaya başlar. Çocuğun etrafında bulunan yetişkinlerin oyuna verdiği değer kültürden kültüre değişiklik göstermektedir. Oyuna verilen değer ve çocuğun oyun oynaması için zaman yaratmak ve oyun oynamasına destek olmak için oyuncaklar ya da çeşitli materyaller sağlamak ile yakından ilişkilidir. Oyunun özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  1. Oyun gönüllülük esasına dayalıdır. Bir eylemin oyun olarak tanımlanmasının en temel unsurlarından biri çocukların gönüllü bir şekilde oyunda yer almalarıdır. Çocuklar oyunlara kendi istekleri ile katılırlar ve oyunu kendi istekleri ile sürdürürler.
  2. Oyun içten güdümlüdür. Oyunun başlangıç, süreç ve bitiş aşamalarında çocuk dış- tan değil daha çok içten bir motivasyon ile oyuna katılır ve oyunu sürdürür.
  3. Oyun keyifli bir eylemdir. İçerisinde risk alma, heyecan, tedirginlik gibi farklı duygu durumları bulundurmasına rağmen temelde oynayan kişiye doyum hissi ve keyif verir.
  4. Oyun sonuç değil süreç odaklıdır. Oyun baştan hedeflenmiş sonuçlara ulaşmak ya da sonunda ortaya bir ürün çıkarmak amacı taşımaz.
  5. Oyun, içerisinde mecazi durumlar barındırır. Oyun oynayan çocuk hayal gücünü kullanıp “–mış gibi” yaparak, oyun içerisinde hayalî durumlar yaratır. Bu hayal ürünü durumlar içerisinde olayları, kişileri, eşyaları gerçek hayatta sahip oldukları anlamlar dışında kullanılır.
  6. Oyun doğaçlamalar içerir. Kurallı oyunlar dışında, oyunun önceden belirlenmiş kuralları yoktur. Oyun içerisinde etkinlikler ve diyaloglar doğal bir şekilde, kendiliğinden gelişir.
  7. Oyun aktif bir eylemdir. Oyun esnasında çocuk, zihin ve beden birlikteliği içerisinde aktif bir şekilde oyunu başlatır, sürdürür ve şekillendirir.
  8. Oyun çocuklara özgürce seçim yapma şansı verir. Oyun esnasında çocuklar istedikleri rollere bürünerek, oyunun senaryosuna ve süresine karar verirler. Eğer bu kararlar çocuk yerine yetişkin bir birey ya da öğretmen tarafından verilirse, o zaman oyun, bir etkinliğe ya da işe dönüşmüş olur.

Oyunun Eğitsel Yönü

Oyunun eğitsel yönünü iki açıdan inceleyebiliriz. Oyun eğitimde hem bir amaç hem de araç olabilir. Çocuklar, oyunun bazı özellikleri sayesinde oyundan keyif alırken aynı zamanda pek çok şey öğrenirler. Öte yandan, oyun bir araç olarak kullanılıp oyun yoluyla çocuklara eğitim verilebilir. Bu iki durumu birbirinden bağımsız düşünmek zordur. Birincisi, oyun doğal bir şekilde çocuklara farklı deneyimler edinme olanakları sağlayarak, onların sosyal, bilişsel, dil ve psiko-motor alanlara ait beceriler kazanmaları için uygun zemin hazırlar. Similansky’nin (1968) kavramsallaştırmasını takip ederek, oyunu dört farklı kategoride düşünebiliriz. Bunlar duyusal-motor oyun (top oynamak, zıplamak, koşmak gibi), sembolik oyun (-mış gibi durumu içeren sosyo-dramatik oyunlar), yapı oyunları (bloklar gibi materyaller eşliğinde oynanan oyunlar) ve kurallı oyunlardır (saklambaç, kart oyunları). Örneğin, evcilik gibi sembolik oyunlar ve saklambaç gibi kurallı oyunlar çocukların kendilerini tanımalarına, başka çocuklar ve yetişkinler ile sosyal ilişkiler içerisinde bulunmalarına ve dış dünyayı keşfetmelerine olanak sağlar. Oyun oynayan çocuk problem durumları ile karşılaşır, problemleri çözmek için çözüm yolları geliştirir. Oyun esnasında çocuk başka insanların duygu ve düşüncelerini anlama şansı elde eder ve çevresi ile girdiği bu etkileşim sonucu kendi duygu, düşünce ve davranışlarını düzenlemeye başlar. Çocuk oyun esnasında hayal gücünü kullanmasının yanı sıra, özellikle duyusal motor oyun ve yapı oyunları oynayarak çevresinde yer alan materyaller ile etkileşim içerisine girer. Beş duyu organını kullanarak amacı dışında kullandığı çeşitli günlük hayatta yer alan nesneler, teknoloji entegre edilmiş materyaller ya da oyuncaklar eşliğinde çocuk bilişsel olarak gelişir, dış dünyaya dair kendi öğrenmelerini gerçekleştirir.

Oyunun Gelişim Alanlarına Etkisi

Oyun insan gelişimini çeşitli yönlerde destekleyen en önemli eylemlerden biridir. Daha öncede vurguladığımız üzere, oyun çocuğun dış dünya ile etkileşim içerisinde olmasına ve diğer insanlar ile iletişim içerisinde bulunmasına olanak sağlar. Yani temelde oyun, çocuk ve etrafındaki dünya arasında bir köprü görevi görür ve oyunun bahsettiğimiz özellikleri sayesinde bu süreç çocuklar ile keyifli ve eğlenceli bir hâl alır. Çocuk dış dünya ile iletişim içerisine girdikçe gelişir ve değişir. Yapılmakta olan beyin araştırmaları bu sorunun cevabı konusunda bizleri aydınlatmaktadır. Biyolojik bir açıklama ile diyebiliriz ki yaşamın ilk yıllarında daha yoğun olarak, bebeklerin beyinlerinde var olan nöronlar arasında son derece hızlı şekillerde bağlantılar yani sinapslar oluşur. Çocukların, beş duyu organları yoluyla dış dünya ile iletişime geçip deneyimler elde ettikçe, beyinlerinde daha çok sinaps oluştuğu ve var olan sinapsların güçlendiği, diğer bir deyişle oyun yoluyla çocukların beyinlerinin ve zihinsel fonksiyonlarının geliştiği gözlemlenmiştir. Ayrıca çocuklar oyun oynadıkça beynin duygu merkezi (amigdala) ve düşünce merkezi (neokorteks) arasındaki etkileşimin arttığı gözlemlenmiştir. Oyun doğumdan itibaren insanların beyin gelişimine fizyolojik olarak destek olurken, yaşam boyu zihinsel süreçlerini destekler. Erken çocukluk eğitimini etkilemiş iki teorisyen Vygostky (1978) ve Piaget’ye (1962) göre de sosyo-dramatik oyun yoluyla çocuklar –mış gibi yapıp roller üstlenerek, çevrelerini hayal güçleri doğrultusunda düzenleyip materyalleri sahip oldukları amaçlarının dışında kullanmaya başladıkça soyut düşüncenin temelini oluşturan sembolik ve temsilî düşünce süreçlerini deneyimlerler. Sosyo-dramatik oyunlar sırasında çocuklar kendi yaşantılarından, gözlemlerinden ya da hayal dünyalarındaki olaylardan ve kişilerden yola çıkarak bir rol üstlenir ve doğaçlama olarak oyun oynarlar.

Oyun ve dil gelişimi arasında sıkı bir bağ vardır. Araştırmacılar özellikle çocukların –mış gibi yaparak oynadıkları sosyo-dramatik oyunlar ve dil edinimi süreçleri arasında benzerlik olduğunu söylemektedirler. Küçük çocukta dil edinimi, çevresinde gördüğü nesne, kişi ve durumları sembolik olarak nitelendirebileceğimiz dil ögeleri ile örneğin ses ile, eşleştirme sürecidir. Sembolik oyunda da benzer bir şekilde çocuk, nesneleri amacı dışında kullanıp kendisi de olduğundan farklı rollere bürünerek hayal gücü ile nesneler ve durumlar arasında sembolik eşleştirme yapar. Diğer bir deyişle, dil ediniminin bilişsel süreci ile sosyo-dramatik oyunun bilişsel süreci, soyut temsil barındırdığı için temelde benzerlik taşımaktadır.

Oyun pek çok zaman çocukların akranları ya da yetişkinler ile iletişim içerisinde olmasını gerektirir. Başka bireyler ile oyun oynayan çocuk sosyal ilişkiler kurma ve sürdürme konusunda sayısız beceriler kazanır. Bir grup içerisinde oynayan çocuk, o grubun normlarını fark edip sosyal kabul elde etmek için grup normlarına uygun davranışlar geliştirirken öte yandan kendi kişiliğine ait farklı özellik ve davranışlar ile yeni grup normlarının oluşmasına katkı sağlar. Oyun esnasında çocuklar paylaşmayı öğrenirler. Sıra bekleme, oyunları kuralları ile oynama, kendi hakkını ve akranlarının haklarını koruma, haksızlık karşısında tutum geliştirme gibi eşitlikçi ve demokratik tutum ve davranışların temelini oluşturacak beceriler kazanma şansı elde ederler.

Oyun çocuğun sağlıklı bir gelişime sahip olması konusunda önemli bir role sahiptir. Yukarıda bahsettiğimiz şekliyle bilişsel, dil ve sosyal-duygusal gelişim alanlarına katkı sağlayan oyun çocukların fiziksel gelişimleri üzerinde de olumlu pek çok etkiye sahiptir. İnsan yapısında her bir gelişim alanı birbirini destekleyen bir ilişki içerisindedir, o yüzden çocuk gelişimi bir bütün olarak düşülmelidir. Son yıllarda yapılan dikkat çekici araştırmalar, çocukların vücutlarını kullanmalarının ve fiziksel olarak aktif olmalarının onların diğer gelişim alanlarına da etki ettiğini, örneğin daha iyi öğrenebilmelerine olanak sağladığını göstermiştir.

Tarihten Oyuna İlişkin Görüşler

Bilim insanları tarih boyunca oyunun önemini fark etmiş ve oyunun insan yaşamı üzerin- deki etkileri konusunda fikir üretmiştir. Neden oyun oynandığı, oyun oynamanın insan yaşamındaki yeri ve oyun oynamanın çocukların gelecek yaşamları üzerinde etkisi düşünülen konular arasında olmuştur. Oyun tarih boyunca insan gelişimi, çocuk yetiştirme pratikleri ve eğitim ile ilişkili olacak şekilde tartışılmıştır. Tarihsel süreç içerisinde çocukluk döneminin önemi, çocuk olmanın değeri, insan gelişimi üzerinde üretilen teoriler ve yapılan araştırmalar değiştikçe, oyuna ilişkin görüşler de farklılıklar göstererek günümüze gelinmiştir. Örneğin, Platon’un vurguladığı, oyun ve çocukların öğrenmeleri arasında bir ilişki olduğu fikri antik çağlara dayanır. Rousseau’nun çocuk yetiştirme ile ilgili fikirleri erken çocukluk eğitimi alanındaki pek çok düşünür ve teorisyeni etkilemiştir. Rousseau kitabı Emile ou de l’education’da hayalî bir erkek çocuğunu anlatarak, yetişkinliğe kadar ona, doğadan kopmayacak şekilde nasıl iyi bir eğitim verilmesi gerektiğini anlatmıştır. Rousseau’ya göre oyun oynamak çocuğun sağlıklı vücut ve sağlıklı zihin gelişimi için önemlidir.

Froebel oyunun önemini vurgulamış ve fikirleriyle günümüz erken çocukluk eğitimini etkilemiş olan en önemli eğitimcilerden biridir. Kinder-garten yani çocuk bahçesi, günümüzdeki kullanımı ile anaokulu fikrini geliştirmiş ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Froebel oyunu eğitimde bir araç olarak görür. Oyun oynamayı doğal bir çocuk ihtiyacı olarak tanımlayan Froebel’e göre çocuklara oyun yoluyla yaşama dair her şey öğretilebilir. Oyun çocuğu aktif kılarken onun düşünmesini ve öğrenmesini sağlar. Montessori’nin çocuk gelişimi ve çocuk eğitimine ilişkin ürettiği fikirler ve çocukların bulundukları ortam ve etkileşim içerisinde oldukları materyallere ilişkin geliştirdiği tasarımlar değer görmüş ve günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Montessori çocukların zihinlerinin emici bir yapısı olduğunu, çocuğun çevresi ile aktif bir etkileşim içerisinde bulunarak dış dünyaya dair her şeyi hızla öğrenebildiğini söyler. Bunun koşulu, Montessori’ye göre çocuğun içerisinde bulunduğu ortamın estetik yönü yüksek, düzenli, gerçek yaşam materyallerini barındıran ve yapılandırılmış olmasıdır. Montessori çocuğun bu yapılandırılmış ortam içerisinde özgür seçimler yaparak ve öz disiplin geliştirerek zaman geçirmesi gerektiğini söyler.

David Elkind, oyun konusunda çalışan ve oyunu günümüz koşullarını göz önünde bulundurarak inceleyen bir psikologdur. Elkind’e göre oyun erken çocukluk döneminin en önemli eylemidir. Elkind erken çocukluk döneminde, çocukların yaşam tecrübelerinin oyun etrafında kurgulanması gerektiğini savunur. Elkind’e göre, oyunun değerini ve işlevini anlayabilmek için oyuna hem yetişkin hem de çocuk gözüyle yaklaşılması gerekir. Bununla birlikte, yetişkin gözüyle oyunu anlamaya çalışmak Elkind’e göre oyunu anlamamız konusunda yetersiz kalacaktır. Elkind’e göre çocuk gözüyle oyunu anlamaya çalışmak oyun hakkında daha geniş bilgiye sahip olmamızı sağlar ve oyunun kendi içerisinde değerli olduğunu ve salt keyif için oynandığını fark etmemize yardımcı olur.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.