Çocuk Gelişimde Normal Ve Atipik Gelişim Dersi 4. Ünite Özet

23.07.2022
7
A+
A-

Bilişsel Beceriler Ve Dil Gelişimi

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çocuk Gelişimde Normal Ve Atipik Gelişim Dersi 4. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Bilişsel Beceriler Ve Dil Gelişimi

Giriş

İnsanoğlunun dünyayı anlama çabası, doğumla birlikte başlar ve yaşamının sonuna kadar devam eder. Bu noktada pek çok gelişim kuramcısı, uzun yıllardan bu yana insan davranışlarının oluşumunu, insanın gelişimini anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır. İnsan davranışları ve insanın yaşamı boyunca geçirdiği değişimler hem sayıca hem de nitelik olarak çok kapsamlı ve karmaşıktır. Eğitimcilerin normal gelişime ilişkin bilgi sahibi olmaları, risk grubunda bulunan ya da özel gereksinimleri olan çocukları daha kolay fark etmeleri ve ilgili alan uzmanlarına yönlendirmeleri açısından son derece önemlidir. Annebabaların normal gelişime ilişkin bilgi sahibi olmaları ise çocuklarının gelişimlerinin olağan seyrinde gidip gitmediğini izlemeleri ve bu sürece nasıl katkıda bulunabilecekleri konusunda yol gösterici olabilmektedir.

Bilişsel Gelişim ve Bilişsel Gelişim Kuramları

İnsanın dünyayı anlama ve öğrenme çabası yaşam boyu devam eder. Doğumla birlikte, bebekler ve küçük çocuklar çevreleriyle etkileşime girerek, araştırarak, keşfederek, çevrenin kendilerine sunduğu deneyimler ve yaşantılar aracılığıyla dünyayı anlamaya ve öğrenmeye çalışırlar.

Bilişsel gelişim, bireyin zihinsel faaliyetlerindeki gelişimin dünyayı anlamasını, öğrenmesini, mantıklı düşünmesini, bilgiyi örgütlemesini sağlayacak niteliğe ulaşmasıdır. Bilişsel gelişim kuramları, bilişsel gelişim sürecinin nasıl oluştuğunu, süreci etkileyen etmenlerin neler olduğunu ve süreci olumlu olarak etkileyebilecek çabaların neler olduğuna ilişkin ipuçları sunmaktadır. Bilişsel gelişimi inceleyen kuramlar ve temel özellikleri aşağıda sıralanmıştır.

1. Piaget’nin Bilişsel Gelişim Kuramı

Bilişsel gelişimi biyolojik ilkelerle açıklayan Piaget’e göre gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucudur. Bu süreçte çocuk bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir. Piaget bilişsel gelişimi etkileyen etmenleri; olgunlaşma, yaşantı, uyum, örgütlenme ve dengeleme olarak sıralamıştır.

Piaget insanların çevrelerindeki durumlarla ilgili olarak geliştirdikleri bilişsel yapıları açıklamak üzere şema kavramını kullanmıştır. Şemalar, çocuğun yaşantılarını örgütlemesine ve anlamlandırmasına yardım eden organize yollardır.

Piaget bilişsel gelişimi, dünyayı öğrenme yolunda yeni bir denge süreci olarak görmektedir. Denge sürecinin kesintisiz olarak gerçekleşebilmesi için bebeğin karşılaştığı yeni durum, nesne ve varlıklara uyum sağlaması gerekir.

Özümleme ve kendini uydurma/uyumsama genellikle bir denge içinde gelişir. Ancak çocuklar sahip oldukları bilgi ve becerilerin çok üstünde bilgi ve beceri gerektiren durumlarla karşı karşıya kaldıklarında uyum sağlamakta zorlanırlar ve dengesizlik oluşur. Bilişsel gelişimde denge ve dengesizlik dönemleri birbirini izler. Piaget denge ve dengesizlik arasındaki geliş-gidişlere dengeleme adını verir.

Piaget bilişsel gelişimi sırasıyla duyu-motor (0-2 yaş), işlem öncesi (2-7 yaş), somut işlemler (7-11 yaş) ve soyut işlemler dönemi (11 yaş ve üzeri) olmak üzere dört temel döneme ayırmıştır. Piaget tüm çocukların bu gelişim aşamalarını dönem atlamadan sırasıyla geçtiğini belirtmektedir. Ancak çocukların gelişim dönemlerine girme ve tamamlama yaşları birbirinden farklılık gösterebilir.

2. Vygotsky’nin Sosyokültürel Biliş Kuramı

Vygotsky’nin ileri sürdüğü sosyokültürel biliş kuramı, çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevrenin ve o çevredeki sosyal ilişkilerin bilişsel gelişimde önemli bir rolü olduğunu ileri sürmektedir. Vygotsky’e göre, çocukların edindikleri kavramların, fikirlerin, olguların, becerilerin, tutumların kaynağı içinde yer aldıkları sosyal çevredir.

Vygotsky, çocuğun bilişsel gelişimini etkilemede yetişkinin çok önemli bir rolü olduğunu vurgulamaktadır. Vygotsky’e göre tüm kişisel psikolojik süreçler, çocuk ve yetişkin arasında paylaşılan sosyal süreçlerle başlar. Bilişsel gelişim, başka bireyler tarafından düzenlenen davranışlardan bireyin kendi kendine düzenlediği davranışlara doğru bir ilerleme gösterir.

Vygotsky dilin, gelişimi yönlendiren önemli bir kültürel öge olduğunu vurgular. Vygotsky dil ve düşüncenin başlangıçta birbirinden bağımsız olarak geliştiğini, ancak sonra birleşerek dilin düşünceyi yönlendirdiğini, dilin en erken biçimlerinin bile bir sosyal temeli olduğunu savunur. Vygotsky, dilin çocukların zihinsel etkinlikleri ve davranışları hakkında düşünmelerine ve eylemlerini seçmelerine yardım ettiğini belirtir.

Vygotsky bilişsel gelişimi; içselleştirme, yakınsal gelişim alanı ve destekleme olmak üzere üç temel kavramla açıklamaktadır. Vygotsky için içselleştirme bir tür gelişimsel mekanizmadır. Vygotsky, çocukların dikkat, algılama ve bellek gibi bazı yeteneklere doğuştan sahip olduğunu belirtmektedir. Çocuk kendisinden daha bilgili ve becerikli kişilerle etkileşime girdiğinde, temel yetenekleri biçimlenmektedir. Vygotsky, çocukların dikkat, algılama ve bellek gibi bazı yeteneklere doğuştan sahip olduğunu belirtmektedir. Çocuk kendisinden daha bilgili ve becerikli kişilerle etkileşime girdiğinde, temel yetenekleri biçimlenmektedir.

3. Bilgi İşleme Kuramı

Bilgiyi işleme kuramı, çocukların bilgiyi elde etme, hatırlama, geri çağırma ve sorun çözerken bu bilgiyi kullanma süreci olarak tanımlanmaktadır. Çocuğun bilgiyi işleme yeteneği; yaşla, beyin ve sinir sistemindeki sürekli gelişim ve öğrenme yaşantıları yoluyla artar. Bilgiyi işleme kuramının üç temel öğesi; dikkat, bellek ve metabiliş-yürütücü biliştir.

Dikkat öğrenme sürecinin ilk aşamasıdır. Tüm öğrenmeler için temel oluşturan bellek, duyular aracılığıyla algılama sürecinden geçen bilgilerin bazılarının saklanması ve gerektiğinde geri çağırılması süreci ya da bilginin depolanma süreci olarak tanımlanır. Metabiliş-yürütücü biliş, bireyin kendi biliş yapısı ve öğrenme özelliklerinin farkında olmasıdır. Biliş, herhangi bir şeyin farkında olma, onu anlama iken, metabiliş-yürütücü biliş, herhangi bir şeyi öğrenmeye, anlamaya ek olarak bireyin onu nasıl öğrendiğinin farkında olmasıdır.

4. Bruner’in Bilişsel Gelişim Kuramı

Bruner bilişsel gelişimin çocuğun kendisini ve çevresini irdeleyebilmesi için gerekli olduğunu, bunun için de sistemli bir öğretici-öğrenici etkileşimine gereksinim olduğunu belirtmiştir. Bruner’e göre bir kültür içinde doğmak, bilişsel gelişim için tek başına yeterli değildir. Anne-baba, öğretmen ve çocuğun çevresindeki diğer yetişkinler kültürü yorumlayarak çocukla paylaşmalıdırlar. Bruner bilişsel gelişimi; eylemsel, imgesel ve sembolik dönem olmak üzere üç döneme ayırmaktadır. Bilişsel gelişimde ilk aşama olan eylemsel dönem 0-3 yaş arasına karşılık gelmektedir. İkinci aşama olan imgesel dönem Piaget’nin işlem öncesi dönemine karşılık gelmektedir. Son aşama ise sembolik dönemdir.

Atipik Bilişsel Gelişim

Bireysel farklılıklar, bireyin sadece bir özelliğiyle ya da birden çok özelliğiyle diğerlerinden farklı olması olabileceği gibi, bireyin birçok özelliğinin kendi içinde farklı olması biçiminde de ortaya çıkabilir. Özel gereksinimleri olan çocuklar, birçok özellikleri açısından normal gelişim gösteren akranlarına benzemekle birlikte, onlardan bazı farklılıkları da bulunmaktadır.

Zihin yetersizliği olan çocukların bilişsel özellikleri, gelişimsel yaklaşım ve gelişimsel farklılık yaklaşımı temel alınarak açıklanmaktadır. Zigler tarafından açıklanan gelişimsel yaklaşıma göre zihin yetersizliğine yol açan nedenler, organik ve ailesel nedenler olarak iki gruba ayrılırlar. Bu iki grup, bilişsel ve diğer özellikleri açısından birbirinden farklıdır.

Görme yetersizliği, çocukların gelişimini ve öğrenmesini çeşitli yollarla doğrudan etkilemektedir. Görme yetersizliğinin ve az görmenin bilişsel gelişim üzerindeki etkileri, bu çocukların yaşantılarının türünde ve düzeyinde, çevrede hareket etme yeteneklerinde ve çevreyle etkileşimlerinde sınırlılıklar yaşamaları olarak ifade edilmektedir. Görmede yaşanan sınırlılıklar bu çocukların ortam hakkında bilgi edinmesini ve eyleme dönüştürmesini azaltmaktadır.

İşitme yetersizliği olan çocuklar eğer ikinci bir yetersizlikleri yoksa çoğunlukla normal zekâya sahiptirler. Bu nedenle, işitme yetersizliği olan çocuklar işiten akranlarına göre daha yavaş olmakla birlikte, aynı bilişsel gelişim aşamalarından geçmektedirler. Bununla birlikte işitme yetersizliği olan çocuklar, sözel dili öğrenmede güçlükler ve iletişim problemleri nedeniyle olumsuz deneyimler yaşayabilmektedirler.

Dil Gelişimi ve Dil Gelişimi Kuramları

Dil gelişimi, insan gelişimindeki en önemli yapı taşlarından birisidir. Erken çocukluk dönemi insanoğlunun dil gelişiminde önemli aşamalar kaydettiği bir dönemdir. Dil gelişimi; kelimelerin, sembollerin öğrenilmesi ve dilin kurallarına uygun kullanılmasının gelişimi olarak tanımlanmaktadır.

Sıfır-iki yaş arasına karşılık gelen bebeklik dönemindeki algısal ve bilişsel ilerlemeler, insan gelişiminin önemli yapı taşlarından biri olan dilin gelişimine zemin hazırlamaktadır. Bu amaçla dil gelişimini inceleyen aşağıdaki kuramlar incelenmiştir.

1. Davranışçı Yaklaşım

Skinner dilin, diğer davranışlar gibi edimsel koşullama ile kazanıldığını ileri sürmüştür. Bebekler ses çıkardıklarında, çevrelerindeki yetişkinler bu seslerden kelimelere benzer olanları gülücüklerle, kucaklamalarla, bebeğin iletişim çabasına ilgi göstererek vb. biçimde pekiştirirler. Davranışçı yaklaşım gözleyerek öğrenme aracılığıyla çocukların çevrelerinden duyduklarını taklit ettiklerini ve taklidin dil gelişiminde önemli bir rolü olduğunu öne sürer.

2. Sosyal Öğrenme Kuramı

Bandura’nın öncüsü olduğu sosyal öğrenme kuramı, sosyal bağlamın dili öğrenmede önemli olduğunu, çocukların gözlem ve taklit yoluyla dili öğrendiklerini ileri sürmektedir. Pek çok çocuk, sosyal bir ortama sahip olmasa da dili öğrenebilmektedir. Bu nedenle sosyal bağlam dil gelişimini tüm yönleriyle açıklamada yetersiz kalmaktadır.

3. Bilişsel Gelişim Kuramı

Piaget, dilin düşüncenin şekillenmesinde önemli olduğunu, biliş düzeyini yansıttığını ve en esnek zihinsel temsil aracımız olduğunu ileri sürmektedir. Çocuklar nesnelerin yerine geçen sembolleri kullanarak dili öğrenmektedirler. Piaget’e göre, başlangıçta çocukların geliştirdiği benmerkezci konuşma zamanla çocukların farklı bakış açılarına sahip olmalarıyla yerini sosyal konuşmaya bırakır. Vygotsky ise dil ve düşüncenin başlangıçta birbirinden bağımsız olarak geliştiğini, sonra birleştiğini vurgulamaktadır.

4. Doğuştancı/Doğacı Yaklaşım

Dilbilimci Chomsky tarafından ortaya atılan doğuştancı/doğacı görüşe göre, çocuklar bir dil edinim donanımına sahip olarak doğarlar. Bu donanım, çocukların duydukları dil ne olursa olsun yeni kelimeler öğrendiklerinde, kurala dayalı bir tarzda anlamalarına ve konuşmalarına olanak sağlar.

5. Etkileşimci Yaklaşım

Etkileşimci kuram bir yönüyle bilgi işleme bakış açısını, bir yönüyle de sosyal etkileşimi vurgulamaktadır. Bilgi işleme kuramcılarının bir bölümü, çocukların genel bilişsel kapasitelerini uygulayarak karmaşık dil çevrelerini anlamlandırdıklarını ileri sürmektedirler.

Çocuklar dili üretmeden çok önce dili anlamaya başlarlar. Dil edinimi tüm çocuklar için ve tüm şartlarda çevremizle ve çevremizdeki kişilerle etkileşim kurarak gerçekleşir. Dil gelişim dönemleri, konuşma öncesi dönem ve konuşma dönemi olarak iki başlık altında ele alınabilir.

Atipik Dil Gelişimi

Dil ve konuşma gelişimi karmaşık bir süreçtir. Bu süreç, çocuğun doğuştan getirdiği fiziksel, bilişsel/zihinsel uyum süreçlerinin potansiyeli ile ilişkilidir. Gecikmiş dil ve konuşması olan çocuklar akranlarına göre çok daha az kelime kullanırlar, istek ve gereksinimlerini konuşmak yerine jest, mimik ve diğer işaretleri kullanarak anlatırlar ya da çevreleriyle fiziki güç kullanarak iletişim kurarlar.

Okulöncesi dönemde çocuklarda konuşma bozukluğuna yol açabilecek en önemli neden, orta kulakta sıvı birikime yol açan akut kulak iltihabı olan otitdir. Otitin erken tanı ve tedavisi çok önemlidir. Bunun yanı sıra çocuklar, dudak veya damakta oluşmuş bir yarık; diş, çene, ağız yapısındaki patolojiler, dil hareketlerindeki yanlış devinimler, damağın işlevine yönelik yetersizlikler ve bütün bu etmenlerin bir araya gelmesiyle oluşan bozukluklar nedeniyle konuşma güçlüğü yaşayabilirler.

Zihin yetersizliği olan çocuklar normal dil gelişim aşamalarını akranları ile aynı sırayla takip ederler, ancak gelişim hızları akranlarına göre yavaştır. Zihin yetersizliği olan çocuklarda hem konuşma hem de dil bozukluğu görülebilir. OSB olan çocukların tanı ölçütlerinden biri, sosyal etkileşim ve iletişimde yaşanan sorunlardır. OSB olan çocuklar dil gelişiminde gecikme, karşılıklı konuşmada zorluk, sıra dışı ve yineleyici dil kullanırlar.

İşitme yetersizliğine sahip çocuklar sıklıkla söz diziminde ve sözcük dağarcığında önemli derecede gecikmeler gösterirler. İşitme kaybı, çocukların alıcı dil becerilerinin gelişimini anlamlı derecede etkileyebilir, bu da ifade edici dil becerilerinin gelişimini etkiler.

Giriş

İnsanoğlunun dünyayı anlama çabası, doğumla birlikte başlar ve yaşamının sonuna kadar devam eder. Bu noktada pek çok gelişim kuramcısı, uzun yıllardan bu yana insan davranışlarının oluşumunu, insanın gelişimini anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır. İnsan davranışları ve insanın yaşamı boyunca geçirdiği değişimler hem sayıca hem de nitelik olarak çok kapsamlı ve karmaşıktır. Eğitimcilerin normal gelişime ilişkin bilgi sahibi olmaları, risk grubunda bulunan ya da özel gereksinimleri olan çocukları daha kolay fark etmeleri ve ilgili alan uzmanlarına yönlendirmeleri açısından son derece önemlidir. Annebabaların normal gelişime ilişkin bilgi sahibi olmaları ise çocuklarının gelişimlerinin olağan seyrinde gidip gitmediğini izlemeleri ve bu sürece nasıl katkıda bulunabilecekleri konusunda yol gösterici olabilmektedir.

Bilişsel Gelişim ve Bilişsel Gelişim Kuramları

İnsanın dünyayı anlama ve öğrenme çabası yaşam boyu devam eder. Doğumla birlikte, bebekler ve küçük çocuklar çevreleriyle etkileşime girerek, araştırarak, keşfederek, çevrenin kendilerine sunduğu deneyimler ve yaşantılar aracılığıyla dünyayı anlamaya ve öğrenmeye çalışırlar.

Bilişsel gelişim, bireyin zihinsel faaliyetlerindeki gelişimin dünyayı anlamasını, öğrenmesini, mantıklı düşünmesini, bilgiyi örgütlemesini sağlayacak niteliğe ulaşmasıdır. Bilişsel gelişim kuramları, bilişsel gelişim sürecinin nasıl oluştuğunu, süreci etkileyen etmenlerin neler olduğunu ve süreci olumlu olarak etkileyebilecek çabaların neler olduğuna ilişkin ipuçları sunmaktadır. Bilişsel gelişimi inceleyen kuramlar ve temel özellikleri aşağıda sıralanmıştır.

1. Piaget’nin Bilişsel Gelişim Kuramı

Bilişsel gelişimi biyolojik ilkelerle açıklayan Piaget’e göre gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucudur. Bu süreçte çocuk bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir. Piaget bilişsel gelişimi etkileyen etmenleri; olgunlaşma, yaşantı, uyum, örgütlenme ve dengeleme olarak sıralamıştır.

Piaget insanların çevrelerindeki durumlarla ilgili olarak geliştirdikleri bilişsel yapıları açıklamak üzere şema kavramını kullanmıştır. Şemalar, çocuğun yaşantılarını örgütlemesine ve anlamlandırmasına yardım eden organize yollardır.

Piaget bilişsel gelişimi, dünyayı öğrenme yolunda yeni bir denge süreci olarak görmektedir. Denge sürecinin kesintisiz olarak gerçekleşebilmesi için bebeğin karşılaştığı yeni durum, nesne ve varlıklara uyum sağlaması gerekir.

Özümleme ve kendini uydurma/uyumsama genellikle bir denge içinde gelişir. Ancak çocuklar sahip oldukları bilgi ve becerilerin çok üstünde bilgi ve beceri gerektiren durumlarla karşı karşıya kaldıklarında uyum sağlamakta zorlanırlar ve dengesizlik oluşur. Bilişsel gelişimde denge ve dengesizlik dönemleri birbirini izler. Piaget denge ve dengesizlik arasındaki geliş-gidişlere dengeleme adını verir.

Piaget bilişsel gelişimi sırasıyla duyu-motor (0-2 yaş), işlem öncesi (2-7 yaş), somut işlemler (7-11 yaş) ve soyut işlemler dönemi (11 yaş ve üzeri) olmak üzere dört temel döneme ayırmıştır. Piaget tüm çocukların bu gelişim aşamalarını dönem atlamadan sırasıyla geçtiğini belirtmektedir. Ancak çocukların gelişim dönemlerine girme ve tamamlama yaşları birbirinden farklılık gösterebilir.

2. Vygotsky’nin Sosyokültürel Biliş Kuramı

Vygotsky’nin ileri sürdüğü sosyokültürel biliş kuramı, çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevrenin ve o çevredeki sosyal ilişkilerin bilişsel gelişimde önemli bir rolü olduğunu ileri sürmektedir. Vygotsky’e göre, çocukların edindikleri kavramların, fikirlerin, olguların, becerilerin, tutumların kaynağı içinde yer aldıkları sosyal çevredir.

Vygotsky, çocuğun bilişsel gelişimini etkilemede yetişkinin çok önemli bir rolü olduğunu vurgulamaktadır. Vygotsky’e göre tüm kişisel psikolojik süreçler, çocuk ve yetişkin arasında paylaşılan sosyal süreçlerle başlar. Bilişsel gelişim, başka bireyler tarafından düzenlenen davranışlardan bireyin kendi kendine düzenlediği davranışlara doğru bir ilerleme gösterir.

Vygotsky dilin, gelişimi yönlendiren önemli bir kültürel öge olduğunu vurgular. Vygotsky dil ve düşüncenin başlangıçta birbirinden bağımsız olarak geliştiğini, ancak sonra birleşerek dilin düşünceyi yönlendirdiğini, dilin en erken biçimlerinin bile bir sosyal temeli olduğunu savunur. Vygotsky, dilin çocukların zihinsel etkinlikleri ve davranışları hakkında düşünmelerine ve eylemlerini seçmelerine yardım ettiğini belirtir.

Vygotsky bilişsel gelişimi; içselleştirme, yakınsal gelişim alanı ve destekleme olmak üzere üç temel kavramla açıklamaktadır. Vygotsky için içselleştirme bir tür gelişimsel mekanizmadır. Vygotsky, çocukların dikkat, algılama ve bellek gibi bazı yeteneklere doğuştan sahip olduğunu belirtmektedir. Çocuk kendisinden daha bilgili ve becerikli kişilerle etkileşime girdiğinde, temel yetenekleri biçimlenmektedir. Vygotsky, çocukların dikkat, algılama ve bellek gibi bazı yeteneklere doğuştan sahip olduğunu belirtmektedir. Çocuk kendisinden daha bilgili ve becerikli kişilerle etkileşime girdiğinde, temel yetenekleri biçimlenmektedir.

3. Bilgi İşleme Kuramı

Bilgiyi işleme kuramı, çocukların bilgiyi elde etme, hatırlama, geri çağırma ve sorun çözerken bu bilgiyi kullanma süreci olarak tanımlanmaktadır. Çocuğun bilgiyi işleme yeteneği; yaşla, beyin ve sinir sistemindeki sürekli gelişim ve öğrenme yaşantıları yoluyla artar. Bilgiyi işleme kuramının üç temel öğesi; dikkat, bellek ve metabiliş-yürütücü biliştir.

Dikkat öğrenme sürecinin ilk aşamasıdır. Tüm öğrenmeler için temel oluşturan bellek, duyular aracılığıyla algılama sürecinden geçen bilgilerin bazılarının saklanması ve gerektiğinde geri çağırılması süreci ya da bilginin depolanma süreci olarak tanımlanır. Metabiliş-yürütücü biliş, bireyin kendi biliş yapısı ve öğrenme özelliklerinin farkında olmasıdır. Biliş, herhangi bir şeyin farkında olma, onu anlama iken, metabiliş-yürütücü biliş, herhangi bir şeyi öğrenmeye, anlamaya ek olarak bireyin onu nasıl öğrendiğinin farkında olmasıdır.

4. Bruner’in Bilişsel Gelişim Kuramı

Bruner bilişsel gelişimin çocuğun kendisini ve çevresini irdeleyebilmesi için gerekli olduğunu, bunun için de sistemli bir öğretici-öğrenici etkileşimine gereksinim olduğunu belirtmiştir. Bruner’e göre bir kültür içinde doğmak, bilişsel gelişim için tek başına yeterli değildir. Anne-baba, öğretmen ve çocuğun çevresindeki diğer yetişkinler kültürü yorumlayarak çocukla paylaşmalıdırlar. Bruner bilişsel gelişimi; eylemsel, imgesel ve sembolik dönem olmak üzere üç döneme ayırmaktadır. Bilişsel gelişimde ilk aşama olan eylemsel dönem 0-3 yaş arasına karşılık gelmektedir. İkinci aşama olan imgesel dönem Piaget’nin işlem öncesi dönemine karşılık gelmektedir. Son aşama ise sembolik dönemdir.

Atipik Bilişsel Gelişim

Bireysel farklılıklar, bireyin sadece bir özelliğiyle ya da birden çok özelliğiyle diğerlerinden farklı olması olabileceği gibi, bireyin birçok özelliğinin kendi içinde farklı olması biçiminde de ortaya çıkabilir. Özel gereksinimleri olan çocuklar, birçok özellikleri açısından normal gelişim gösteren akranlarına benzemekle birlikte, onlardan bazı farklılıkları da bulunmaktadır.

Zihin yetersizliği olan çocukların bilişsel özellikleri, gelişimsel yaklaşım ve gelişimsel farklılık yaklaşımı temel alınarak açıklanmaktadır. Zigler tarafından açıklanan gelişimsel yaklaşıma göre zihin yetersizliğine yol açan nedenler, organik ve ailesel nedenler olarak iki gruba ayrılırlar. Bu iki grup, bilişsel ve diğer özellikleri açısından birbirinden farklıdır.

Görme yetersizliği, çocukların gelişimini ve öğrenmesini çeşitli yollarla doğrudan etkilemektedir. Görme yetersizliğinin ve az görmenin bilişsel gelişim üzerindeki etkileri, bu çocukların yaşantılarının türünde ve düzeyinde, çevrede hareket etme yeteneklerinde ve çevreyle etkileşimlerinde sınırlılıklar yaşamaları olarak ifade edilmektedir. Görmede yaşanan sınırlılıklar bu çocukların ortam hakkında bilgi edinmesini ve eyleme dönüştürmesini azaltmaktadır.

İşitme yetersizliği olan çocuklar eğer ikinci bir yetersizlikleri yoksa çoğunlukla normal zekâya sahiptirler. Bu nedenle, işitme yetersizliği olan çocuklar işiten akranlarına göre daha yavaş olmakla birlikte, aynı bilişsel gelişim aşamalarından geçmektedirler. Bununla birlikte işitme yetersizliği olan çocuklar, sözel dili öğrenmede güçlükler ve iletişim problemleri nedeniyle olumsuz deneyimler yaşayabilmektedirler.

Dil Gelişimi ve Dil Gelişimi Kuramları

Dil gelişimi, insan gelişimindeki en önemli yapı taşlarından birisidir. Erken çocukluk dönemi insanoğlunun dil gelişiminde önemli aşamalar kaydettiği bir dönemdir. Dil gelişimi; kelimelerin, sembollerin öğrenilmesi ve dilin kurallarına uygun kullanılmasının gelişimi olarak tanımlanmaktadır.

Sıfır-iki yaş arasına karşılık gelen bebeklik dönemindeki algısal ve bilişsel ilerlemeler, insan gelişiminin önemli yapı taşlarından biri olan dilin gelişimine zemin hazırlamaktadır. Bu amaçla dil gelişimini inceleyen aşağıdaki kuramlar incelenmiştir.

1. Davranışçı Yaklaşım

Skinner dilin, diğer davranışlar gibi edimsel koşullama ile kazanıldığını ileri sürmüştür. Bebekler ses çıkardıklarında, çevrelerindeki yetişkinler bu seslerden kelimelere benzer olanları gülücüklerle, kucaklamalarla, bebeğin iletişim çabasına ilgi göstererek vb. biçimde pekiştirirler. Davranışçı yaklaşım gözleyerek öğrenme aracılığıyla çocukların çevrelerinden duyduklarını taklit ettiklerini ve taklidin dil gelişiminde önemli bir rolü olduğunu öne sürer.

2. Sosyal Öğrenme Kuramı

Bandura’nın öncüsü olduğu sosyal öğrenme kuramı, sosyal bağlamın dili öğrenmede önemli olduğunu, çocukların gözlem ve taklit yoluyla dili öğrendiklerini ileri sürmektedir. Pek çok çocuk, sosyal bir ortama sahip olmasa da dili öğrenebilmektedir. Bu nedenle sosyal bağlam dil gelişimini tüm yönleriyle açıklamada yetersiz kalmaktadır.

3. Bilişsel Gelişim Kuramı

Piaget, dilin düşüncenin şekillenmesinde önemli olduğunu, biliş düzeyini yansıttığını ve en esnek zihinsel temsil aracımız olduğunu ileri sürmektedir. Çocuklar nesnelerin yerine geçen sembolleri kullanarak dili öğrenmektedirler. Piaget’e göre, başlangıçta çocukların geliştirdiği benmerkezci konuşma zamanla çocukların farklı bakış açılarına sahip olmalarıyla yerini sosyal konuşmaya bırakır. Vygotsky ise dil ve düşüncenin başlangıçta birbirinden bağımsız olarak geliştiğini, sonra birleştiğini vurgulamaktadır.

4. Doğuştancı/Doğacı Yaklaşım

Dilbilimci Chomsky tarafından ortaya atılan doğuştancı/doğacı görüşe göre, çocuklar bir dil edinim donanımına sahip olarak doğarlar. Bu donanım, çocukların duydukları dil ne olursa olsun yeni kelimeler öğrendiklerinde, kurala dayalı bir tarzda anlamalarına ve konuşmalarına olanak sağlar.

5. Etkileşimci Yaklaşım

Etkileşimci kuram bir yönüyle bilgi işleme bakış açısını, bir yönüyle de sosyal etkileşimi vurgulamaktadır. Bilgi işleme kuramcılarının bir bölümü, çocukların genel bilişsel kapasitelerini uygulayarak karmaşık dil çevrelerini anlamlandırdıklarını ileri sürmektedirler.

Çocuklar dili üretmeden çok önce dili anlamaya başlarlar. Dil edinimi tüm çocuklar için ve tüm şartlarda çevremizle ve çevremizdeki kişilerle etkileşim kurarak gerçekleşir. Dil gelişim dönemleri, konuşma öncesi dönem ve konuşma dönemi olarak iki başlık altında ele alınabilir.

Atipik Dil Gelişimi

Dil ve konuşma gelişimi karmaşık bir süreçtir. Bu süreç, çocuğun doğuştan getirdiği fiziksel, bilişsel/zihinsel uyum süreçlerinin potansiyeli ile ilişkilidir. Gecikmiş dil ve konuşması olan çocuklar akranlarına göre çok daha az kelime kullanırlar, istek ve gereksinimlerini konuşmak yerine jest, mimik ve diğer işaretleri kullanarak anlatırlar ya da çevreleriyle fiziki güç kullanarak iletişim kurarlar.

Okulöncesi dönemde çocuklarda konuşma bozukluğuna yol açabilecek en önemli neden, orta kulakta sıvı birikime yol açan akut kulak iltihabı olan otitdir. Otitin erken tanı ve tedavisi çok önemlidir. Bunun yanı sıra çocuklar, dudak veya damakta oluşmuş bir yarık; diş, çene, ağız yapısındaki patolojiler, dil hareketlerindeki yanlış devinimler, damağın işlevine yönelik yetersizlikler ve bütün bu etmenlerin bir araya gelmesiyle oluşan bozukluklar nedeniyle konuşma güçlüğü yaşayabilirler.

Zihin yetersizliği olan çocuklar normal dil gelişim aşamalarını akranları ile aynı sırayla takip ederler, ancak gelişim hızları akranlarına göre yavaştır. Zihin yetersizliği olan çocuklarda hem konuşma hem de dil bozukluğu görülebilir. OSB olan çocukların tanı ölçütlerinden biri, sosyal etkileşim ve iletişimde yaşanan sorunlardır. OSB olan çocuklar dil gelişiminde gecikme, karşılıklı konuşmada zorluk, sıra dışı ve yineleyici dil kullanırlar.

İşitme yetersizliğine sahip çocuklar sıklıkla söz diziminde ve sözcük dağarcığında önemli derecede gecikmeler gösterirler. İşitme kaybı, çocukların alıcı dil becerilerinin gelişimini anlamlı derecede etkileyebilir, bu da ifade edici dil becerilerinin gelişimini etkiler.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.