Çocuk Edebiyatı Ve Medya Dersi 8. Ünite Özet

23.07.2022
4
A+
A-

Çocuk Ve Medya

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çocuk Edebiyatı Ve Medya Dersi 8. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Çocuk Ve Medya

Giriş

Günümüzde medya kavramı yalnızca toplumsal bilgilendirme aracı olarak kullanılagelen ‘radyo– televizyon-gazete-dergi’ kavramının ötesine geçerek, çok daha hareketli, çok daha kapsamlı ve etkin bir kullanım alanı oluşturmaktadır. Çocukluk çağı göz önünde bulundurulduğunda, her tür oyuncak, ses çıkaran, hareket eden, renkli ve cazip olan her yeni bilgi aktarıcısı, bir medya konumundadır. Bilgisel anlamda daha çok kitaplar, gazeteler, dergiler, ansiklopediler, görsel işitsel ve kamusal alanı bilgilendirme anlamında da radyo, televizyon, sinema, reklam panoları, afişler gibi çok daha geniş bir kavram alanı da medyayı kapsamaktadır. Son zamanlarda ‘yeni medya’ ya da ‘sosyal medya’ kavramları ile medya önce bilgisayara sonrasında ise cep telefonuna indirgenmiş görünmektedir. Günümüzde üzerinde yazılar ve simgeler basılı t-shirt’lerden, boynunuza taktığınız atkıya, üzerinde reklam bulunan bir dolmuştan, taksiden, gökyüzünde süzülen uçurtmaya balona kadar bir anlam yüklenebilen hemen her şey medya hâline gelmiş durumdadır.

Medyanın Önemi

Çağımızda bilgi gerçek ve ham hâliyle bulunmaz olmuş ve bilgi denilen bellek yükü, nedense hep ikinci el, başkalarından edindiğimiz, asla kaynağına inemediğimiz ve takip edemediğimiz, elimizde tutup somutlaştıramadığımız bir biçimde devinmektedir. Bu da çocukluktan başlayarak ‘bilgi’ edinme süreçlerini ve yöntemlerini etkilemektedir.

Medya günümüzde son derece önemli bir noktada durmaktadır. Artık çevremizdeki her şey, bir anlamda medyaya dönüşmüş, farklı bir algıya ya da bir başka bilgiye açılan bir kapı olmuştur. Bununla birlikte, günümüzde öğrenmek kavramı da neredeyse tümüyle teknolojiye bağlı kavranır hâle gelmiştir.

Yeni doğan bir bebek yaşamı boyunca sahip olacağı tüm beyin hücreleri ile dünyaya gelmektedir. Ancak bebek doğduğu zaman beyin hücreleri arasındaki bağlantılar az sayıdadır. Beyin hücrelerindeki bu bağlantılara sinaps denir. Yaşamın ilk 3 yılında yeni sinapsların oluşumu çok hızlıdır. Bu dönemde sinapslar bir yetişkinin sahip olduğu sinaps sayısından çok daha fazla sayıya ulaşır. Bir süre sonra kullanılmayan sinapslar budanmaya, kullanılanlar ise daha da güçlenmeye başlar. Yeni sinapsların oluşması ve varolanların güçlendirilmesi çocuğun özellikle annesinden ve çevresinden gördüğü sevgi ile mümkündür. Çocukların yaşadıkları ortam, karşılaştıkları güçlükler(anne babadan uzakta kalma, ev içinde ya da toplumda şiddete maruz kalma ya da tanıklık etme, yiyecek kıtlığı çekme, yüksek uyaranlarla karşılaşma gibi) ve yaşadıkları yoğun stres beyinde kalıcı hasarlara yol açabilmektedir. ‘Toksik stres’ olarak adlandırılan bu durum uzun süreli sağlık sorunlarına, toplumsal ve eğitsel açıdan başarısızlık durumlarına yol açar, algıları ve yaratıcılığı olumsuz etkiler.

Medya ve Çocuk İlişkisi

Medyanın, sürekli yenilikleri gündeme getirmesi ve hızlı bir bilgi akışına önderlik etmesi nedeniyle, medyanın yeni bir bilgi kaynağı olarak görülmesi de gündemdedir. Medya yalnızca yeni bilgilere akışkanlık sağlamıyor, aynı derecede, belki de daha fazla, toplumsal değerlerin de aktarım biçimi olarak karşımıza çıkıyor ve ‘sunulan geçmişin’ pekiştirilmesini sağlıyor. Medya bir yandan haber kaynağı, bir diğer yandan da toplumun sesi olma işlevini üstlenirken, toplumu katmanlara ayırıp her birine farklı bir biçimde seslenmeyi de ihmal etmez. Bu şekilde ayrışan bireyler, bir arada yaşayan ancak aynı şeyleri paylaşmadığı için gerçek anlamda asla bir arada olamayan bir toplum yaratırlar. Medya ve çocuk ilişkisini daha ayrıntılı olarak ele aldığımızda karşımıza şöyle bir döngü çıkmaktadır:

  • Yaşam deneyimleri beynimizi değiştirir.
  • Sunulan her şey çocuğa normal görünür çünkü çocuk, doğru-yanlış, iyi-kötü arasındaki farkı görecek mantıksal düzeneği henüz kuramamıştır.
  • Bebekler iletişime hazır bir biçimde dünyaya gelir ve gördükleri her şeyi, herkesi taklit ederler.
  • Televizyon alışkanlıklar oluşturur: Bağlanma, bunların başında gelen en tehlikeli alışkanlıktır.
  • Çocuk, kiminle uzun bir zaman dilimi geçirirse, onun alışkanlıkları ve bakış açısı ile biçimlenmektedir.
  • Çevresindeki yetişkinlerden yeteri kadar ilgi ve sevgi görmeyen çocuk ekranların tutsağı olabilir.
  • İlgi, karşılıklı iletişim, hareketlilik ve mizah gibi çocuğun tüm değer verdiği etkileşimi içinde barındıran televizyon, çocuklara bir ilişki biçimi sunar ve çocuk bunları sorgusuz bir biçimde kabullenir.
  • Televizyon, bilgisayar, cep telefonu ve diğer ekranlar, birlikte zaman geçirme süresi, gönderdiği iletileri, renkli ve hareketli uyaranları ile diğer tüm kaynaklardan daha belirleyici bir rol üstlenebilir.
  • Bebeklikten başlayarak ilişki motifleri oluşturur ve sonra, yaşam boyu bunları kullanırız.
  • Çocuklar kendilerini ifade etme noktasında kimi zaman konuşmayı kullanabilirler.
  • Çocuklar, iletişimsel bağlamı, eylemleri, duyguları, renkleri, kokuları, birbiri ile bağlantılı bir biçimde anımsarlar ve çok güçlü bir bellekleri vardır.

Çocuk Gelişiminde Görmenin Önemi

Görme duyusu çocuğun dış dünya ile iletişim kurması açısından önemlidir. Çünkü çocuk ancak gördüğü, duyduğu şeylere, fiziksel etkilere kendi gelişimi ölçüsünde yanıt verebilmektedir. Bu yüzden çocuğun medya ile ilişkisinin bebeklikten başlayarak düzenlenmesi gereklidir.

Çocuk, dünyaya geldiği ilk andan başlayarak çevresindeki her şeyi kaydeden bir kamera gibidir. Bu şekilde, edinmiş olduğu bilgi birikimini günün birinde kayıtlarda gördüğü biçimde gerçekleştirebileceğini çoktan keşfetmiştir. Bu kayıtlarda sevgi biçimleri, nefret tipleri, fedakârlıklar, yalanlar, ağlama biçimleri, yemek yeme alışkanlıkları, gülümsemeler, saç tarama biçimleri, kısacası akla gelebilecek tüm eylemler vardır.

Çocuk, kendi sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerini geliştirmeden önce uzunca bir algılama ve anlamlandırma sürecinden geçmektedir. Böylelikle diğer bireyleri inceleme ve kendini onlar arasında bir yerde konumlandırma fırsatı bulabilmektedir. İlk bilgiler genellikle toplanan verilere dayanılarak oluşturulmaktadır. İletişim süreci başladıktan sonra ortaya çıkan yeni veri akımına göre an yeniden biçimlendirilmektedir. Çocuğun, verilen algılama, işleme ve yeniden biçimlendirme hızı yetişkinlerle karşılaştırıldığında olağanüstüdür. Dikkatini iletişim ortamına veren çocuk, karşısındaki bireyin her sözcüğünü, yüzündeki her mimiği algılayıp yorumlamakta ve buna göre tutumunu ve söylemini geliştirebilmektedir. Uygun iletişim stratejilerinin gelişimi çocuğun algılarının gelişmesi ile oldukça bağlantılıdır. Algıların gelişmesi, gelişme hızı ve yoğunluğu çocuktan çocuğa değişebileceği, çocuğun içinde bulunduğu çevreden etkilenebileceği gibi, genelde belli bir yönde ilerleyen ve zaman geçtikçe çevreyi ve iletişim olanaklarını daha iyi görüp daha iyi değerlendirmeyi sağlayan bir araç niteliğindedir. Bu da çocukların belli bir yaşa gelmeden içinde bulundukları iletişim ortamını bir yetişkin gibi görmediğini, bunun olanaklarından da bir yetişkin gibi yararlanamadığını göstermektedir.

Medya ve Algı Sorunu

Çocuklara yönelik anlatılarda dikkat edilmesi gereken önemli noktalar bulunmaktadır. Anlatının içindeki kişiler, eylemler, bunların eyleme katılım oranları, çocuklara yönelik, gelişim düzeylerine uygun bildiriler ve bunların çeşitliliği ile öğreticilik ve yeniden kullanım alanları son derece önemlidir. Anlatının içeriğindeki olay akışı ve zenginliği de büyük önem taşır. Anlatı hangi biçimde olursa olsun, çocuğa ulaştığında bu özellikler çocuğu olumlu ya da olumsuz etkileyebilecektir. Medyanın algıları bir yandan zenginleştirme diğer yandan da köreltme özelliğinin bulunduğunun bilinmesi son derece önemlidir. Medya uygun biçimde kullanıldığında, çocukların üretken, yaratıcı ve yenilikçi olmalarını sağlayabilirken, uygun biçimde kullanılmadığında, çocukların yetersiz, kalıplara bağlı olarak üreten, yaratıcı olmayan taklit eserler ortaya koymalarına da neden olabilir. Benzer biçimde uygun medya çocukların sağlıklı bir biçimde yetişkinleşme süreçlerine eşlik edebileceği gibi, uygun olmayan medya da çocukların sağlıksız yetişkin olmalarına neden olabilmektedir. Yalnızca medya iletilerini yineleyebilen ancak kendileri bir şey üretemeyen çocuklar, medyanın en olumsuz yüzünü ortaya koymaktadır.

Medya ve Öğrenme Bağlantısı

Tüm eleştirilere karşın, medya aracılığı ile öğrenmek de olasıdır. Neuhart’a göre, bazı eğitimci ve ailelerin düşündüklerinin tam tersine, televizyon da çocukların eğitimi ve öğrenimi açısından en önemli araç konumundadır. Medyanın içi her ne kadar bilgi yüklü de olsa, çocuk için cazip olmadığı sürece, çocuk ona ulaşmayacak ve bir şekilde etkileşim gerçekleşmeyecektir. Bir medya ne kadar çok ve gerçek yaşam algısal ve bilişsel işaretleri sunuyorsa o kadar az zihinsel değişime gereksinim duyacak ve çocuğa o kadar çabuk ulaşılabilir ve faydalı olacaktır. Bu anlamda işitselliği ile birlikte gerçek yaşamın statik ve dinamik işaretlerini taşıyan televizyon küçük çocuklar için de uygun görünmektedir. Statik ve yalın formda olan, üstelik hareketli görsel ve işitsel unsurları pek olmayan ve daha az gerçekçi işaretler içeren resimli kitaplar, okul öncesi veya okul çağındaki çocuklar için uygundur. Bunlar çocukların ilgisini çekebilecek şekilde hareketlendirilerek daha cazip hâle getirilebilir. Sıradan kitaplar ise yalnızca yetişkinlerin ilgisini çekebilecek denli uzmanlaşma gerektiren noktada durmaktadırlar (Subrahmanyam & Greenfield, 2011). Yine de belli bir yaştan çocukların kendilerine ait bir dergilerinin olması, onların sürekli okuma alışkanlığını pekiştirme, sürdürülebilir bilgi paylaşımı ve güncel bilgilere erişim konusunda olumlu şekilde katkıda bulunabilecek bir etkendir. Günümüzün dergicilik anlayışı genelde çocukların doğasına uygun, onları bilgilendirici bilgilerden biraz uzaklaşıp daha çok popüler kültürün öngördüğü ve küresel dolaşımda olan dergileri ön plana çıkardığı için Türkiye’de güzel başlamış ve uzun süre güzel ürünler vermiş olan çocuk dergiciliğinin bugün değerini yitirdiğinden söz edilebilir.

Medya Bize Kurgulanmış Dünyalar Sunar

Yaşadığımız dünya, algıladığımız, zihnimizde yarattığımız dünyadan aslında farklı olabilir. Çünkü imgeler, genellikle bizim dışımızda yaratılan ve tüketilen, belli bir yoğunlukla bize sunulan bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız ilk andan başlayarak anlamlar oluşturmaya başladığımız bu imgesel dünya, aslında başkaları ve genellikle medya tarafından yaratılmış bir dünyadır. Okuduğumuz her gazete, karşılaştığımız her bir haber, birbirine benzer ya da birbirinden farklı metin, bilgi ve fotoğraf örüntüleri, tuğla tuğla ördüğümüz bir yapıya benzer. Bu ilk tuğlaların konuluş biçimi, sırası, sıklığı, niteliği, yalnızca olayları, durumları ve olguları kavrayış biçimimizi belirlemez, gelecekteki beklentilerimizi ve yaşamın niteliğini de belirleme özelliğine sahiptir.

Teknoloji ve Medyanın Getirdikleri

  • Teknoloji sayesinde zaman ve mekândan bağımsız bir öğrenme olanağı sağlanabilmektedir. Zamana bağlı kalmaksızın, belli saatler arasına sıkıştırılmaksızın gerçekleşen bir öğrenme olanağı sağlayabilir teknolojik donanımlar.
  • Günlük zaman içinde akışının dışına çıkılabilmekte, geçmiş, bugün, gelecek arasında gidilip gelinebilmekte, daha anlamlı ve daha somut bağlantılar kurulabilmektedir.
  • Pek çok açıdan daha verimli sonuçlar sağlayan teknolojik ve mobil medya ile enerji ve zaman konusunda ekonomi sağlanabilmektedir.
  • Teknoloji sayesinde kalıcı ve erişilebilir bilginin yaratımı ve güncellenmesi sağlanabilmektedir.
  • Teknolojinin zamandan ve mekândan bağımsızlığı, ulusal ve uluslararası çapta öğrenmeleri de beraberinde getirebilir. Bilgi, sınırların ötesinden bir yerden gelip büyüyüp çoğalarak yaşama katılabilir ve yine sınırsız bir biçimde dağılabilir.
  • Teknolojinin bilgiyi erişilebilir bir noktada tutması sürekliliği de beraberinde getiren bir olgudur. Günlük, ha alık, aylık periyodlar hâlinde sürekli güncellenmelerin yapılabilmesi sağlanabilir. Bilgiye hızlı ve ağ bağlantıları ile istenilen yerden erişilebilmesi ona daha hızlı katkıda bulunabilmeyi de beraberinde getirir. Benzer şekilde, bilgi her zaman değiştirilebilir, güncellenebilir ve her zaman birkaç adım ileri taşınabilir.
  • Zamana ve mekâna bağlı kalmadan fiziksel sınırları aşabilmek, insanların merak odaklı öğrenme, keşi er yapma, becerilerini daha da geliştirme ve açıklık, şeffaflık ilkeleri ile hareket etme olanakları tanımaktadır. Tüm bunlar, yenilikçi ve yaratıcı düşüncenin gelişimi ve devinimi için son derece önemlidir.

Bilgiyi Sorgularken

Sürekli ekran başında oturanların beyinlerinin yalnızca görsel bölümü çalışırken diğer yerler edilgen konumdadır. Bir süre sonra bu hücrelerde körelme, görevini yerine getirememe gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Genel kanının aksine, beyin, yalnızca düşünmez, aynı zamanda duyumsar, hisseder ve bizi yönlendiren her zaman mantığımız değildir. Tükenmişlik de beynin entelektüel bölümü ile ilgili değil, duygusal yönü ile ilgili bir kavramdır. Çok fazla ekran başında olmak, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde tükenmişliği körükleyerek olumsuz duygusal tepkilere neden olabilir.

Bilginin gerekliliği kaçınılmaz derecede önemlidir. Bilgiyi sorgularken, kaynağın güvenli olup olmadığını özellikle sorgulamak gereklidir. Kimi zaman kaynak çok güvenilir olmasına karşın, aktarılan bilginin aktarım biçimi dolaylı olarak bizi olumsuz etkileyebilir.

Aile ve Medya

Çocuklar, aile içinde medyayı en çok tüketen birey konumundadırlar. Henüz gazete, dergi, kitap okumamalarına karşın, çocukların televizyon ve diğer medya ile geçirdikleri zaman dilimi, tüm aile bireylerinden çok daha fazla boyutlardadır. Çocuklar, yetişkinler kadar sosyalleşmedikleri için bireyselleştirilmiş etkinlikler onlar için çok değerlidir. Bu yüzden, sosyalleşebilecekleri ortamları düşleyerek ve kendilerine seçip geliştirdikleri rol modelleri inceleyerek zaman geçirmek onlar için en verimli zaman değerlendirme etkinliğidir.

Medya ve Çocuk Hakları

Medya çoğunlukla verdiği haberlerde, belirlediği gündemde, çocukları nesne olarak konumlandırmakta, izleyiciler arasında da çocuklar bulunduğunu ve bunun nüfusun büyük bir bölümünü oluşturduğunu görmezden gelmektedir. Çocuk odaklı ve içinde çocuk bulunan haberlerin değerlendirilmesi oldukça yaralayıcı sonuçlar içermektedir. Durumu ve uygulamaları değerlendirildiğinde, bu tür programlara herhangi bir yaptırım uygulanmadığını, alıcı olan izleyiciler değerlendirildiğinde ise, onlardan yana herhangi bir tepkinin dile getirilmediğini görebilmekteyiz. Arada sırada dile getirilen bireysel örnekler ve ilerleme ümitleri bulunsa da, programlara giriş ve erişim ile ilgili, programların etkisi ve konumlandırılışı ile ilgili ve işleyen süreçlerle ilgili olarak pek çok tutarsızlık ve yanlış uygulama dikkati çekecektir. Sonuçta ulaşılan ve ulaşılabilecek olan başarı ile ilgili belli bir öngörü de çıkmaz karşımıza. Oysa çocuk odaklı bir yaklaşımla, izlenen ya da söz konusu olan medya hangisi olursa olsun, çocuğun haklarını koruyan bir yaklaşımla değerlendirmeler yapılması birincil amaç olmalıdır. Çocuğun, toplumsal bir varlık olarak toplumun bir parçası olarak ve bir nesne değil özne, bir birey olarak konumlandırılması gereklidir.

Giriş

Günümüzde medya kavramı yalnızca toplumsal bilgilendirme aracı olarak kullanılagelen ‘radyo– televizyon-gazete-dergi’ kavramının ötesine geçerek, çok daha hareketli, çok daha kapsamlı ve etkin bir kullanım alanı oluşturmaktadır. Çocukluk çağı göz önünde bulundurulduğunda, her tür oyuncak, ses çıkaran, hareket eden, renkli ve cazip olan her yeni bilgi aktarıcısı, bir medya konumundadır. Bilgisel anlamda daha çok kitaplar, gazeteler, dergiler, ansiklopediler, görsel işitsel ve kamusal alanı bilgilendirme anlamında da radyo, televizyon, sinema, reklam panoları, afişler gibi çok daha geniş bir kavram alanı da medyayı kapsamaktadır. Son zamanlarda ‘yeni medya’ ya da ‘sosyal medya’ kavramları ile medya önce bilgisayara sonrasında ise cep telefonuna indirgenmiş görünmektedir. Günümüzde üzerinde yazılar ve simgeler basılı t-shirt’lerden, boynunuza taktığınız atkıya, üzerinde reklam bulunan bir dolmuştan, taksiden, gökyüzünde süzülen uçurtmaya balona kadar bir anlam yüklenebilen hemen her şey medya hâline gelmiş durumdadır.

Medyanın Önemi

Çağımızda bilgi gerçek ve ham hâliyle bulunmaz olmuş ve bilgi denilen bellek yükü, nedense hep ikinci el, başkalarından edindiğimiz, asla kaynağına inemediğimiz ve takip edemediğimiz, elimizde tutup somutlaştıramadığımız bir biçimde devinmektedir. Bu da çocukluktan başlayarak ‘bilgi’ edinme süreçlerini ve yöntemlerini etkilemektedir.

Medya günümüzde son derece önemli bir noktada durmaktadır. Artık çevremizdeki her şey, bir anlamda medyaya dönüşmüş, farklı bir algıya ya da bir başka bilgiye açılan bir kapı olmuştur. Bununla birlikte, günümüzde öğrenmek kavramı da neredeyse tümüyle teknolojiye bağlı kavranır hâle gelmiştir.

Yeni doğan bir bebek yaşamı boyunca sahip olacağı tüm beyin hücreleri ile dünyaya gelmektedir. Ancak bebek doğduğu zaman beyin hücreleri arasındaki bağlantılar az sayıdadır. Beyin hücrelerindeki bu bağlantılara sinaps denir. Yaşamın ilk 3 yılında yeni sinapsların oluşumu çok hızlıdır. Bu dönemde sinapslar bir yetişkinin sahip olduğu sinaps sayısından çok daha fazla sayıya ulaşır. Bir süre sonra kullanılmayan sinapslar budanmaya, kullanılanlar ise daha da güçlenmeye başlar. Yeni sinapsların oluşması ve varolanların güçlendirilmesi çocuğun özellikle annesinden ve çevresinden gördüğü sevgi ile mümkündür. Çocukların yaşadıkları ortam, karşılaştıkları güçlükler(anne babadan uzakta kalma, ev içinde ya da toplumda şiddete maruz kalma ya da tanıklık etme, yiyecek kıtlığı çekme, yüksek uyaranlarla karşılaşma gibi) ve yaşadıkları yoğun stres beyinde kalıcı hasarlara yol açabilmektedir. ‘Toksik stres’ olarak adlandırılan bu durum uzun süreli sağlık sorunlarına, toplumsal ve eğitsel açıdan başarısızlık durumlarına yol açar, algıları ve yaratıcılığı olumsuz etkiler.

Medya ve Çocuk İlişkisi

Medyanın, sürekli yenilikleri gündeme getirmesi ve hızlı bir bilgi akışına önderlik etmesi nedeniyle, medyanın yeni bir bilgi kaynağı olarak görülmesi de gündemdedir. Medya yalnızca yeni bilgilere akışkanlık sağlamıyor, aynı derecede, belki de daha fazla, toplumsal değerlerin de aktarım biçimi olarak karşımıza çıkıyor ve ‘sunulan geçmişin’ pekiştirilmesini sağlıyor. Medya bir yandan haber kaynağı, bir diğer yandan da toplumun sesi olma işlevini üstlenirken, toplumu katmanlara ayırıp her birine farklı bir biçimde seslenmeyi de ihmal etmez. Bu şekilde ayrışan bireyler, bir arada yaşayan ancak aynı şeyleri paylaşmadığı için gerçek anlamda asla bir arada olamayan bir toplum yaratırlar. Medya ve çocuk ilişkisini daha ayrıntılı olarak ele aldığımızda karşımıza şöyle bir döngü çıkmaktadır:

  • Yaşam deneyimleri beynimizi değiştirir.
  • Sunulan her şey çocuğa normal görünür çünkü çocuk, doğru-yanlış, iyi-kötü arasındaki farkı görecek mantıksal düzeneği henüz kuramamıştır.
  • Bebekler iletişime hazır bir biçimde dünyaya gelir ve gördükleri her şeyi, herkesi taklit ederler.
  • Televizyon alışkanlıklar oluşturur: Bağlanma, bunların başında gelen en tehlikeli alışkanlıktır.
  • Çocuk, kiminle uzun bir zaman dilimi geçirirse, onun alışkanlıkları ve bakış açısı ile biçimlenmektedir.
  • Çevresindeki yetişkinlerden yeteri kadar ilgi ve sevgi görmeyen çocuk ekranların tutsağı olabilir.
  • İlgi, karşılıklı iletişim, hareketlilik ve mizah gibi çocuğun tüm değer verdiği etkileşimi içinde barındıran televizyon, çocuklara bir ilişki biçimi sunar ve çocuk bunları sorgusuz bir biçimde kabullenir.
  • Televizyon, bilgisayar, cep telefonu ve diğer ekranlar, birlikte zaman geçirme süresi, gönderdiği iletileri, renkli ve hareketli uyaranları ile diğer tüm kaynaklardan daha belirleyici bir rol üstlenebilir.
  • Bebeklikten başlayarak ilişki motifleri oluşturur ve sonra, yaşam boyu bunları kullanırız.
  • Çocuklar kendilerini ifade etme noktasında kimi zaman konuşmayı kullanabilirler.
  • Çocuklar, iletişimsel bağlamı, eylemleri, duyguları, renkleri, kokuları, birbiri ile bağlantılı bir biçimde anımsarlar ve çok güçlü bir bellekleri vardır.

Çocuk Gelişiminde Görmenin Önemi

Görme duyusu çocuğun dış dünya ile iletişim kurması açısından önemlidir. Çünkü çocuk ancak gördüğü, duyduğu şeylere, fiziksel etkilere kendi gelişimi ölçüsünde yanıt verebilmektedir. Bu yüzden çocuğun medya ile ilişkisinin bebeklikten başlayarak düzenlenmesi gereklidir.

Çocuk, dünyaya geldiği ilk andan başlayarak çevresindeki her şeyi kaydeden bir kamera gibidir. Bu şekilde, edinmiş olduğu bilgi birikimini günün birinde kayıtlarda gördüğü biçimde gerçekleştirebileceğini çoktan keşfetmiştir. Bu kayıtlarda sevgi biçimleri, nefret tipleri, fedakârlıklar, yalanlar, ağlama biçimleri, yemek yeme alışkanlıkları, gülümsemeler, saç tarama biçimleri, kısacası akla gelebilecek tüm eylemler vardır.

Çocuk, kendi sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerini geliştirmeden önce uzunca bir algılama ve anlamlandırma sürecinden geçmektedir. Böylelikle diğer bireyleri inceleme ve kendini onlar arasında bir yerde konumlandırma fırsatı bulabilmektedir. İlk bilgiler genellikle toplanan verilere dayanılarak oluşturulmaktadır. İletişim süreci başladıktan sonra ortaya çıkan yeni veri akımına göre an yeniden biçimlendirilmektedir. Çocuğun, verilen algılama, işleme ve yeniden biçimlendirme hızı yetişkinlerle karşılaştırıldığında olağanüstüdür. Dikkatini iletişim ortamına veren çocuk, karşısındaki bireyin her sözcüğünü, yüzündeki her mimiği algılayıp yorumlamakta ve buna göre tutumunu ve söylemini geliştirebilmektedir. Uygun iletişim stratejilerinin gelişimi çocuğun algılarının gelişmesi ile oldukça bağlantılıdır. Algıların gelişmesi, gelişme hızı ve yoğunluğu çocuktan çocuğa değişebileceği, çocuğun içinde bulunduğu çevreden etkilenebileceği gibi, genelde belli bir yönde ilerleyen ve zaman geçtikçe çevreyi ve iletişim olanaklarını daha iyi görüp daha iyi değerlendirmeyi sağlayan bir araç niteliğindedir. Bu da çocukların belli bir yaşa gelmeden içinde bulundukları iletişim ortamını bir yetişkin gibi görmediğini, bunun olanaklarından da bir yetişkin gibi yararlanamadığını göstermektedir.

Medya ve Algı Sorunu

Çocuklara yönelik anlatılarda dikkat edilmesi gereken önemli noktalar bulunmaktadır. Anlatının içindeki kişiler, eylemler, bunların eyleme katılım oranları, çocuklara yönelik, gelişim düzeylerine uygun bildiriler ve bunların çeşitliliği ile öğreticilik ve yeniden kullanım alanları son derece önemlidir. Anlatının içeriğindeki olay akışı ve zenginliği de büyük önem taşır. Anlatı hangi biçimde olursa olsun, çocuğa ulaştığında bu özellikler çocuğu olumlu ya da olumsuz etkileyebilecektir. Medyanın algıları bir yandan zenginleştirme diğer yandan da köreltme özelliğinin bulunduğunun bilinmesi son derece önemlidir. Medya uygun biçimde kullanıldığında, çocukların üretken, yaratıcı ve yenilikçi olmalarını sağlayabilirken, uygun biçimde kullanılmadığında, çocukların yetersiz, kalıplara bağlı olarak üreten, yaratıcı olmayan taklit eserler ortaya koymalarına da neden olabilir. Benzer biçimde uygun medya çocukların sağlıklı bir biçimde yetişkinleşme süreçlerine eşlik edebileceği gibi, uygun olmayan medya da çocukların sağlıksız yetişkin olmalarına neden olabilmektedir. Yalnızca medya iletilerini yineleyebilen ancak kendileri bir şey üretemeyen çocuklar, medyanın en olumsuz yüzünü ortaya koymaktadır.

Medya ve Öğrenme Bağlantısı

Tüm eleştirilere karşın, medya aracılığı ile öğrenmek de olasıdır. Neuhart’a göre, bazı eğitimci ve ailelerin düşündüklerinin tam tersine, televizyon da çocukların eğitimi ve öğrenimi açısından en önemli araç konumundadır. Medyanın içi her ne kadar bilgi yüklü de olsa, çocuk için cazip olmadığı sürece, çocuk ona ulaşmayacak ve bir şekilde etkileşim gerçekleşmeyecektir. Bir medya ne kadar çok ve gerçek yaşam algısal ve bilişsel işaretleri sunuyorsa o kadar az zihinsel değişime gereksinim duyacak ve çocuğa o kadar çabuk ulaşılabilir ve faydalı olacaktır. Bu anlamda işitselliği ile birlikte gerçek yaşamın statik ve dinamik işaretlerini taşıyan televizyon küçük çocuklar için de uygun görünmektedir. Statik ve yalın formda olan, üstelik hareketli görsel ve işitsel unsurları pek olmayan ve daha az gerçekçi işaretler içeren resimli kitaplar, okul öncesi veya okul çağındaki çocuklar için uygundur. Bunlar çocukların ilgisini çekebilecek şekilde hareketlendirilerek daha cazip hâle getirilebilir. Sıradan kitaplar ise yalnızca yetişkinlerin ilgisini çekebilecek denli uzmanlaşma gerektiren noktada durmaktadırlar (Subrahmanyam & Greenfield, 2011). Yine de belli bir yaştan çocukların kendilerine ait bir dergilerinin olması, onların sürekli okuma alışkanlığını pekiştirme, sürdürülebilir bilgi paylaşımı ve güncel bilgilere erişim konusunda olumlu şekilde katkıda bulunabilecek bir etkendir. Günümüzün dergicilik anlayışı genelde çocukların doğasına uygun, onları bilgilendirici bilgilerden biraz uzaklaşıp daha çok popüler kültürün öngördüğü ve küresel dolaşımda olan dergileri ön plana çıkardığı için Türkiye’de güzel başlamış ve uzun süre güzel ürünler vermiş olan çocuk dergiciliğinin bugün değerini yitirdiğinden söz edilebilir.

Medya Bize Kurgulanmış Dünyalar Sunar

Yaşadığımız dünya, algıladığımız, zihnimizde yarattığımız dünyadan aslında farklı olabilir. Çünkü imgeler, genellikle bizim dışımızda yaratılan ve tüketilen, belli bir yoğunlukla bize sunulan bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız ilk andan başlayarak anlamlar oluşturmaya başladığımız bu imgesel dünya, aslında başkaları ve genellikle medya tarafından yaratılmış bir dünyadır. Okuduğumuz her gazete, karşılaştığımız her bir haber, birbirine benzer ya da birbirinden farklı metin, bilgi ve fotoğraf örüntüleri, tuğla tuğla ördüğümüz bir yapıya benzer. Bu ilk tuğlaların konuluş biçimi, sırası, sıklığı, niteliği, yalnızca olayları, durumları ve olguları kavrayış biçimimizi belirlemez, gelecekteki beklentilerimizi ve yaşamın niteliğini de belirleme özelliğine sahiptir.

Teknoloji ve Medyanın Getirdikleri

  • Teknoloji sayesinde zaman ve mekândan bağımsız bir öğrenme olanağı sağlanabilmektedir. Zamana bağlı kalmaksızın, belli saatler arasına sıkıştırılmaksızın gerçekleşen bir öğrenme olanağı sağlayabilir teknolojik donanımlar.
  • Günlük zaman içinde akışının dışına çıkılabilmekte, geçmiş, bugün, gelecek arasında gidilip gelinebilmekte, daha anlamlı ve daha somut bağlantılar kurulabilmektedir.
  • Pek çok açıdan daha verimli sonuçlar sağlayan teknolojik ve mobil medya ile enerji ve zaman konusunda ekonomi sağlanabilmektedir.
  • Teknoloji sayesinde kalıcı ve erişilebilir bilginin yaratımı ve güncellenmesi sağlanabilmektedir.
  • Teknolojinin zamandan ve mekândan bağımsızlığı, ulusal ve uluslararası çapta öğrenmeleri de beraberinde getirebilir. Bilgi, sınırların ötesinden bir yerden gelip büyüyüp çoğalarak yaşama katılabilir ve yine sınırsız bir biçimde dağılabilir.
  • Teknolojinin bilgiyi erişilebilir bir noktada tutması sürekliliği de beraberinde getiren bir olgudur. Günlük, ha alık, aylık periyodlar hâlinde sürekli güncellenmelerin yapılabilmesi sağlanabilir. Bilgiye hızlı ve ağ bağlantıları ile istenilen yerden erişilebilmesi ona daha hızlı katkıda bulunabilmeyi de beraberinde getirir. Benzer şekilde, bilgi her zaman değiştirilebilir, güncellenebilir ve her zaman birkaç adım ileri taşınabilir.
  • Zamana ve mekâna bağlı kalmadan fiziksel sınırları aşabilmek, insanların merak odaklı öğrenme, keşi er yapma, becerilerini daha da geliştirme ve açıklık, şeffaflık ilkeleri ile hareket etme olanakları tanımaktadır. Tüm bunlar, yenilikçi ve yaratıcı düşüncenin gelişimi ve devinimi için son derece önemlidir.

Bilgiyi Sorgularken

Sürekli ekran başında oturanların beyinlerinin yalnızca görsel bölümü çalışırken diğer yerler edilgen konumdadır. Bir süre sonra bu hücrelerde körelme, görevini yerine getirememe gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Genel kanının aksine, beyin, yalnızca düşünmez, aynı zamanda duyumsar, hisseder ve bizi yönlendiren her zaman mantığımız değildir. Tükenmişlik de beynin entelektüel bölümü ile ilgili değil, duygusal yönü ile ilgili bir kavramdır. Çok fazla ekran başında olmak, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde tükenmişliği körükleyerek olumsuz duygusal tepkilere neden olabilir.

Bilginin gerekliliği kaçınılmaz derecede önemlidir. Bilgiyi sorgularken, kaynağın güvenli olup olmadığını özellikle sorgulamak gereklidir. Kimi zaman kaynak çok güvenilir olmasına karşın, aktarılan bilginin aktarım biçimi dolaylı olarak bizi olumsuz etkileyebilir.

Aile ve Medya

Çocuklar, aile içinde medyayı en çok tüketen birey konumundadırlar. Henüz gazete, dergi, kitap okumamalarına karşın, çocukların televizyon ve diğer medya ile geçirdikleri zaman dilimi, tüm aile bireylerinden çok daha fazla boyutlardadır. Çocuklar, yetişkinler kadar sosyalleşmedikleri için bireyselleştirilmiş etkinlikler onlar için çok değerlidir. Bu yüzden, sosyalleşebilecekleri ortamları düşleyerek ve kendilerine seçip geliştirdikleri rol modelleri inceleyerek zaman geçirmek onlar için en verimli zaman değerlendirme etkinliğidir.

Medya ve Çocuk Hakları

Medya çoğunlukla verdiği haberlerde, belirlediği gündemde, çocukları nesne olarak konumlandırmakta, izleyiciler arasında da çocuklar bulunduğunu ve bunun nüfusun büyük bir bölümünü oluşturduğunu görmezden gelmektedir. Çocuk odaklı ve içinde çocuk bulunan haberlerin değerlendirilmesi oldukça yaralayıcı sonuçlar içermektedir. Durumu ve uygulamaları değerlendirildiğinde, bu tür programlara herhangi bir yaptırım uygulanmadığını, alıcı olan izleyiciler değerlendirildiğinde ise, onlardan yana herhangi bir tepkinin dile getirilmediğini görebilmekteyiz. Arada sırada dile getirilen bireysel örnekler ve ilerleme ümitleri bulunsa da, programlara giriş ve erişim ile ilgili, programların etkisi ve konumlandırılışı ile ilgili ve işleyen süreçlerle ilgili olarak pek çok tutarsızlık ve yanlış uygulama dikkati çekecektir. Sonuçta ulaşılan ve ulaşılabilecek olan başarı ile ilgili belli bir öngörü de çıkmaz karşımıza. Oysa çocuk odaklı bir yaklaşımla, izlenen ya da söz konusu olan medya hangisi olursa olsun, çocuğun haklarını koruyan bir yaklaşımla değerlendirmeler yapılması birincil amaç olmalıdır. Çocuğun, toplumsal bir varlık olarak toplumun bir parçası olarak ve bir nesne değil özne, bir birey olarak konumlandırılması gereklidir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.