Çevre Sorunları ve Politikaları Dersi 3. Ünite Özet

23.07.2022
9
A+
A-

Doğal Kaynaklar Ve Çevre Kirliliği

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çevre Sorunları ve Politikaları Dersi 3. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Doğal Kaynaklar Ve Çevre Kirliliği

Doğal Kaynaklar ve Ekosistem

Doğal kaynaklar; var olması, değişmesi ve gelişmesi insanların bilinçli eylemlerini gerektirmeyen canlı ve cansız çevreyi belirleyen varlık ve nesnelerdir. Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler dünyanın doğal kaynaklarını oluşturur. Doğal kaynaklar insan nüfusunun yaşamını sürdürmesi ve gelişimi için hayati önem taşımaktadır. Yaşamı işlevsel kılan araç ve gereçlerin hemen hemen tamamı doğal kaynaklardan sağlanmaktadır. Doğal kaynaklar, ülkelerin ekonomik gelişimlerini belirlemede önemli bir etmendir. Ülke ekonomileri ile doğal kaynaklar arasında sıkı bir ilişki vardır. Ekonomiyi oluşturan tarım, sanayi ve hizmet dalları, doğal kaynaklara bağlı olarak kurulur ve gelişir.

Doğal kaynakların kullanımı ve yönetimi, ulusların ve uluslararası ticaretin doğal kaynaklara artan bağımlılığı nedeniyle küresel bir özellik kazanmıştır. Ekosistem canlılar ve içinde yaşadıkları hava, su ve toprak gibi ortamlardan oluşmaktadır. Dünya ekosisteminde her bir türün diğer türlerle etkileşimde bulunması nedeniyle bir türün kaybı, zincirleme olarak diğer bütün canlıların yaşamını etkilemekte ve hatta başka türlerin de yok olmasına yol açabilmektedir.

Çevre Kirliliği

Biyolojik çeşitliliği tehdit eden birçok kirlilik tipi vardır. Kirlilikler türler üzerinde tek tek etkili olduğu gibi bazen birkaçı birlikte de tür popülasyonu üzerinde olumsuz etki oluşturmaktadır. Hava, su ve toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinde gerçekleşen ve istenmeyen değişimler olarak tanımlanan “kirlilik” sonucunda ortaya çıkan çevre sorunlarıdır.

Hava Kirliliği

Atmosfer ve Yapısı: Atmosferin esas bileşenleri toplam hacminin % 99’unu kaplayan azot ve oksijendir. Atmosfer içinde bulunan oksijen, yaşamın gelişmesini ve oluşturduğu koşullarla da sürekliliğini sağlar. Güneşten gelen ışımanın % 51’i doğrudan yeryüzüne ulaşır, yeri ve yere yakın atmosferi ısıtır. Buharlaşmayı sağlar, bitkilerin fotosentez olayını gerçekleştirir. Geriye kalan % 49’un, % 4’ü yer yüzeyinden, % 26’sı bulutlar ve atmosfer tarafından yansıtılır, % 19’u ise havadaki gazlar, tanecikler ve bulutlar tarafından soğurulur.

Hava Kirleticiler ve Kaynakları: Hava kirliliği; havanın, hayvan, bitki ve eşyaya zarar verecek, insan sağlığını ve huzurunu bozacak derecede doğal yapısının değişmesi ya da yapısına yabancı maddelerin girmesi sonucu kirlenmesidir.

Hava kirliliği yaratan kirleticiler başlıca beş gruba ayrılır:

  1. Azot oksitler (NOx)
  2. Hidrokarbonlar (HC)
  3. Karbon monoksit (CO)
  4. Kükürt oksitler (SOx)
  5. Tanecikler (partikül maddeler)

Bunların troposferde yol açtığı kirlilik toplam kirliliğin yaklaşık %90’ı kadardır.

Azot Oksitler (NOx): Atmosferde farklı tiplerde azot oksitler olsa da kentlerin ve sanayi bölgelerinin üstünde yüksek derişimlerde bulunabilen azot monoksit (NO) ve azot dioksit (NO2) hava kirleticisi olarak önemlidir. Taşıt motorları, enerji üretim tesisleri, fabrikalar, fırınlar ve yangınlar gibi yüksek sıcaklık bölgelerinde oluşan azot monoksit gazı renksiz ve zehirli bir gazdır. Ayrıca, atmosferdeki nitrik asit ise asit yağmurlarının oluşumunu etkiler.

Hidrokarbonlar (HC): Hidrokarbonlar, hidrojen ve karbon içeren bileşiklerdir. Hidrokarbonlar doğada, tek karbonlu metandan uzun zincirli polimerlere kadar değişik şekillerde bulunur. Metan fotokimyasal tepkimeye girmez ve doğal olarak, biyolojik faaliyetler sonucunda atmosfere yayılır. Kentsel alanlarda ise, daha çok doğal gaz kullanılan yerlerde, dağıtım ağından sızıntı veya gazın tam yanmaması sonucu atmosfere yayılmaktadır.

Karbon Monoksit (CO): Karbon monoksit atmosferde bulunan en yaygın ve en zararlı hava kirleticilerinden biridir ve atmosferde 2-4 ay kalabilmektedir. En yaygın gaz zehirlenmeleri, tam yanmayan artık gazların solunması ile karbon monoksit alımı sonucu gerçekleşmektedir.

Kükürt Dioksit (SO2): Renksiz, boğucu kokulu ve asit özellikli bir gazdır. insan faaliyetlerinden kaynaklanan kükürt dioksit, kömür ve akaryakıtların yapısında bulunan kükürt bileşiklerinin yanması ile salınmaktadır. Buna göre başlıca kaynakları; endüstriyel süreçler, ısınma amacıyla kullanılan yakıtlar ve termik santrallerdir.

Tanecikler (Partikül Maddeler): Atmosferde bulunan çok küçük katı parçacıklara ve sıvı damlacıklarına (saf su damlacıkları hariç) partikül denir. Tane boyutu 0,001-500 µm arasında olan partikül maddeler, havada belli bir süre askıda kaldıktan sonra tekrar yeryüzüne dönerler. Bu taneciklerden başka aerosoller de hava kirliğine neden olmaktadır.

Taneciklerin atmosferde bulunması sonucu atmosferin bulanıklığı artarak görüş uzaklığı düşer, akciğerlere inerek ve soğurduğu diğer kirleticileri de akciğere taşıyarak katlanan etkiyle hastalıklara neden olur.

Su Kirliliği

Su Döngüsü:

Su, atmosfer, okyanuslar, göller, nehirler, toprak, buzullar, karla kaplı alanlar, yer altı suları gibi alanlarda tutulmaktadır. % 97,5’i denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu su halinde ve sadece % 2,5’i tatlı su halinde olan dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyon km3’tür. Dünyadaki denizlerden ve toprak yüzeyinden gerçekleşen buharlaşmalar ile atmosfere ulaşan ve su döngüsü yoluyla yağmur ve kar olarak yeniden yeryüzüne düşen toplam su yılda ortalama 500.000 km3’tür.

Yeryüzündeki toplam su varlığının yalnızca yüzde birini oluşturan tatlı su kaynakları, artan nüfus, hızla gelişen sanayi ve yok olan ormanlar nedeniyle günden güne ihtiyacı karşılamaktan uzaklaşarak, en fazla tehdit altındaki doğal kaynaklardan biri olmaktadır.

Su Tüketimi:

Bir insanın yalnızca biyolojik gereksinimlerini karşılamak için günde 2 litre suya ihtiyacı vardır. Temizlik, yemek, ısınma gibi gereksinmelerle bu ihtiyaç günde 300 litreye çıkar. İnsanın sanayi ürünü olan ihtiyaçları da (giyinme, barınma gibi) hesaba katıldığında günde kişi başına yaklaşık 3000 litreye ulaşır. Su kaynakları dünya üzerinde son derece adaletsiz dağılmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin yarıdan fazlasında su hem çok az, hem de düşük niteliktedir.

Dünyada kabul edilen ölçülere göre kişi başına su varlığı 1000 metreküpten az olan ülkeler “Su fakiri” olarak kabul edilmektedir. Yılda kişi başına kullanılabilir su miktarı 2000 metreküpten az olan ülkeler “Su azlığı” olan ve yılda kişi başına 8000-10000 metreküpten fazla olan ülkeler “Su zengini” ülkeler olarak sınıflandırılmaktadır.

Toplumun gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılı olan kişi başına düşen su kullanımı, gelişmiş ülkelerde oldukça yüksekken, gelişmekte olan ülkelerde daha düşüktür. Kişi başına günlük su tüketimi sanayileşmiş ülkelerde 266 , Afrika’da 67, Asya’da 143, Arap ülkelerinde 158, Latin Amerika’da 184 litre iken Türkiye’de 111 litredir.

Su Kirliliği:

Su kirliliği, insan faaliyetleri nedeniyle suyun, fiziksel, kimyasal ya da biyolojik özelliklerinde gerçekleşen olumsuz değişim olarak tanımlanabilir. Yerleşim birimlerinin kanalizasyon ve katı atıkları, sanayiden ve ticari faaliyetlerden oluşan sıvı ya da katı atıklar, zehirli maddeler, tarımsal gübre ve ilaçlar (pestisitler) ve hayvansal atıklar, su kirliliğine neden olan temel kaynaklardır. İçme suyu kaynakları yer altı ve yüzey kaynakları olmak üzere ikiye ayrılır. Yer altı suları, genellikle doğrudan içilebilir niteliktedir. Yüzey suları ise nehir, dere, çay, göl ve baraj sularıdır. Bu sular genellikle kirlidir ve kirlilik dereceleri de geçtikleri ve üzerinde bulundukları topraklara, yakınlarında bulunan fabrikalara ve yerleşim birimlerine bağlıdır.

Yer Altı Su Kirliliği:

Plansız kentleşme ve kontrolsüz tüketim sonucu yer altı kuyuları kirlenmektedir. Yer altı suyu kirlenmesinin en büyük nedeni, ev ve sanayi atıklarının arıtılmadan alıcı ortamlara verilmesidir. Çevreye atılan katı, sıvı ve gaz atıklar, iklime, toprak yapısına ve atık cinsine bağlı olarak zamanla yer altı sularına karışır. Yer altı suları, kanalizasyon ağının bulunmadığı yerlerde, tuvalet çukurlarından ve gübrelerden sızan kirli sular ile kirlenerek, özellikle yaz aylarında ölümlere yol açan bulaşıcı hastalıklara da neden olmaktadır. Ülkemizde yer altı suyu başlıca evsel atıkların doğrudan toprağa verilmesi sonucunda kirlenmekte ve deterjan gibi doğal ayrışmaya dirençli bileşikler yer altı suyuna ulaşarak, içme suyu kaynağı olarak kullanımında sorun yaratabilmektedir.

Yüzey Suyu Kirliliği:

Akarsu, göl ve denizler yüzey sularını oluştururlar. Yüzey suları, arıtılmamış atıkları n su yataklarına verilmesi, katı atıkların düzensiz depolanması ve kontrolsüz tarımsal ilaçlama ve gübrelemeden dolayı kirlenmektedir. Dünyada su kaynaklarının değişmemesi ancak nüfusun hızla artması, sahip olduğumuz kaynakların kirletilmemesinin ve çok iyi kullanılmasının önemini ortaya koymaktadır.

Her 8 saniyede 1 çocuk sudan kaynaklanan bir hastalıktan ölmekte her 6 kişiden 1’inin temiz içme suyuna ulaşamamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde temiz suya ulaşamayanların sayısı 1 milyar civarındadır.

a) Akarsu Kirliliği: Küçük dereler, yağmur, kar ve kaynak sularıyla beslenen akarsular, başlıca kanalizasyon sularıyla, havayı kirleten etmenlerin, tarımsal faaliyetler sonucu oluşan pestisit ve gübre atıklarının yağış ve yüzey akışlarıyla taşınmasıyla kirlenmektedir

b) Göl Kirliliği: Yüzey suları içinde kirlenmeye karşı en hassas olanlar göllerdir. Göle karışan kirleticilerin büyük bir kısmının kaynağının akarsular, sanayi atıkları, akıntı ve sızıntılar olmasına karşılık, havayla taşınan kirlilikler de son derece etkin olmaktadır.

Göller, gerek akarsuların getirdiği ve gerekse doğrudan göle boşaltılan atık sulardan kaynaklanan çok miktarda azot, fosfor ve karbon bileşikleri içermektedir. Göllerdeki bu bileşikleri besin maddesi olarak kullanan yosunların (alglerin) hızla çoğalması sonucu ötrofikasyon olarak adlandırılan olay gerçekleşmektedir. Göllere sürekli olarak bu tür besin maddesi ve tortu taşınması sonucu ötrofikasyon hızlanır ve göl zamanla sığlaşarak yok olabilir.

c) Deniz Kirliliği: Deniz kirliliğine yol açan etmenler aşağıda sıralanmıştır:

  • Deniz kıyısındaki yerleşim birimlerinin ve sanayinin atıklarını arıtmadan denize boşaltması
  • Tarımsal alanlarda toprağın aşınması sonucu toprağın ve kirleticilerin akarsularla denize taşınması (Tarım alanlarından aşınarak her yıl önemli miktarda denizlere taşınan toprağın yanı sıra, tarımsal faaliyetler sonucu akarsulara pestisit ve gübre gibi kimyasal atıklar da taşınmaktadır.)
  • Denizlerde bulunan platform ve boru hatlarından oluşan sızıntılar
  • Gemiler ve diğer deniz araçlarından oluşan kirlilik (petrol, yağ atıkları, zehirli sıvılar, atık sular, çöpler vb.)

Toprak Kirliliği

Günümüz dünyasında birçoğumuzun toprakla bağlantısı hemen hemen hiç kalmamıştır. Ancak, toprak dünyanın canlı kabuğudur, alttaki ana kayayı örter ve dünya üzerinde yaşanabilmesini mümkün hale getirir. Hava ve su gibi toprak da yaşamın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Toprak kirliliği, bırakılan zararlı atık maddelerle toprağın verimliliğinin azalması ve uygun toprak özelliklerini yitirmesiyle niteliğinin bozulmasıdır. Toprak iki faklı yolla kirlenmektedir. Birincisi hava ve suları kirleten maddelerin yağışlarla ya da “kuru depolama” gibi yollarla toprağa ulaşarak, toprakta tepkimeye girmesi ve toprağa zarar vermesi sonucu gerçekleşir. Diğeri ise, insanlar tarafından toprağın üstüne ve içine katılan zararlı maddelerin yol açtığı kirlenmedir. Toprağın bilinçsiz ve aşırı kullanımı, aşırı otlatma, kontrolsüz sulama, ormanların tahrip edilmesi ile birlikte, özellikle son yıllarda ekolojik dengenin bozulması sonucu ortaya çıkan iklim değişikliği, çölleşmeyi hızlandıran en önemli etkenlerdir.

Gürültü Kirliliği

Gürültü, insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz etkileyen, fizyolojik ve psikolojik dengelerini bozabilen, iş gücünü azaltan, çevrenin hoşluğunu ve sakinliğini yok ederek niteliğini değiştiren önemli bir çevre kirliliği türüdür. Gürültü “desibel” ile ölçülür ve dB şeklinde kısaltılır. 85 dB kulağa zarar verecek derecede gürültü kabul edilirken, sıfır dB duyma sınırını oluşturur.

Katı Atık Sorunu

Katı atık, üreticisi tarafından atılmak istenen, toplumun huzuru ve özellikle çevrenin korunması bakımından düzenli şekilde uzaklaştırılması gereken katı maddeler ve arıtma çamurları olarak tanımlanmaktadır. Çevre ve insan sağlığını, doğada yaşam olanağı kalmayacak derecede tehdit eden çöp dağları istenmiyorsa etkili bir atık azatlımı ve geri dönüşüm sağlanmalıdır.

Gelişmiş ülkelerde atıklar, %35-45’lik kısmı dışında tümüyle geri dönüştürülerek ekonomiye kazandırılmaktadır. Ülkemizde üretilen atıkların yarısından fazlası geri kazanılabilir niteliktedir ve sorun olmaktan çok ekonomik değere sahip bir kaynak olarak değerlendirilmelidir.

Elektromanyetik Kirlilik

Manyetik alan, doğrudan gözle görülemeyen veya hissedilemeyen bir olgu olmakla birlikte sonuçları görülebilir ve hissedilebilir. Tüm canlı veya cansız maddelerin, zayıf ya da güçlü manyetik alanları vardır. Manyetik alan kirliliği, görülememesi ve hissedilememesi, sonuçlarının ise uzun zaman sonra ortaya çıkması nedeniyle yeterince önemsenmemektedir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar elektromanyetik dalgaların beyinden hücrelere gönderilen sinyalleri engelleyerek vücudun bağışıklık sistemine zarar verdiği ve yüksek gerilim hatlarının çocuklarda lösemi ya da beyin kanseri yaptığı belirlenmiştir.

Nükleer Kirlilik

Nükleer enerji ağır ışınetkin (uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fizyon) veya hafif ışınetkin atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu ortaya çıkan büyük miktardaki enerjidir. Füzyon tepkimesinde açığa çıkan enerji fizyona göre çok daha büyüktür. Güneşte gerçekleşen tepkimeler füzyon tepkimeleridir. Nükleer enerjiden elektrik enerjisinin üretilmesi, nükleer reaktörlerde uranyum ve zincir tepkimeleri ile gerçekleştirilir. Nükleer tepkimeler, büyük enerji yoğunluğuna sahip çok güçlü enerji kaynaklarıdır. Nükleer tepkimelerde, fosil yakıtlarla üretilen miktara eşdeğer enerji üretmek için çok az miktarda malzemeye ihtiyaç vardır. 45.000 kg odun veya 22.000 kg kömür ya da 15.000 kg petrol ve 14.000 kg doğal gazın yanmasından elde edilen enerji tipik bir reaktörde 1 kg uranyumdan elde edilmektedir.

Nükleer enerjiden kaynaklanan en büyük sorun, nükleer reaktörün ürettiği ışınetkin atıklardır. Kullanılmış nükleer yakıtta bulunan bazı uzun ömürlü izotoplar, binlerce yıl sürecek bir nihai depolama gerektirir.

Türkiye’nin Doğal Kaynakları ve Çevre Sorunları

Ormanlar: Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynaklardan biri olan ormanların, yüzyıllar boyunca yapılan düzensiz faydalanmalar ve tahripler yüzünden sınırları oldukça daralmış, birçok orman alanı yerini maki, bozkır, step florası gibi daha değersiz oluşumlara terk etmiş ya da tamamen kıraçlaşarak çıplak bir hale gelmiştir.

Toprak ve Arazi Kullanımı: Yılda yaklaşık 500 milyon ton toprağı erozyonla taşınan Türkiye’nin en önemli ve en acil çevre sorununu erozyon oluşturmaktadır.

Madenler: Türkiye 29 çeşit maden üretimi ile, 51 çeşit maden üretiminin olduğu 152 ülke arasında 10. sırada yer almaktadır. Ancak madencilik faaliyetleri sonucu maden ocakları çalışma sahalarında ve madencilik binalarının inşa edildiği diğer alanlarda toprak ve bitki örtüsünün yok edilmesi ile çevre sorunları ortaya çıkmaktadır.

Biyolojik Çeşitlilik: Türkiye sahip olduğu flora ve bunu oluşturan %33’ten fazla endemik tür ile biyoçeşitlilik zenginliği açısından kıta ülkeleri arasında dokuzuncu sıradadır. Türkiye’de, Avrupa’da nesli tehlikeye girmiş 36 memeli hayvan türünün 15’i (% 42,8), 72 kuş türünün 46’sı (% 63,8), 47 sürüngen türünün 18’i (% 38) ve 13 kurbağa türünün de 5’i (% 38) yaşamaktadır.

Hava Kirliliği: Türkiye’de hava kirliliğinin birincil kaynakları evsel kullanım için tüketilen petrol, linyit ve odundur. Sanayi bölgelerindeki hava kirliliği, sanayi bölgesinin yerinin seçilmesinde yapılan yanlışlıklar, yeterli önlemler alınmadan katı atık, gaz ve tozların atmosfere bırakılması ve eski teknolojilerin kullanılması gibi nedenlerden oluşmaktadır.

Su Kirliliği: Ülkemizde son yıllarda çeşitli nedenlerle birçok akarsu ve gölde kirlilik yaşanmaya başlanmıştır. Su kirliliği görülen akarsularımızdan bazıları; Sakarya Nehri, Meriç-Ergene Nehri, Nilüfer Çayı, Susurluk Çayı, GedizNif Çayı iken Sapanca Gölü, Manyas Gölü, İznik Gölü, Eber Gölü, Karamuk Gölü, Burdur Gölü, Ulubat Gölü, Akşehir ve Tuz Gölü de kirlilik görülen göllerimizden bazılarıdır.

Katı Atık: Ülkemizde katı atıkların toplanması, taşınması ve insan sağlığına zarar vermeden uzaklaştırılmalarına ilişkin yükümlülük, yetki ve sorumluluklar belediyeler ile büyükşehir belediyelerine verilmiştir.

Gürültü Kirliliği: Türkiye’de gürültü kaynaklarının başında trafik gelmektedir. Bunu inşaat işlerinden, sanayiden, hava trafiğinden ve demiryolu trafiğinden kaynaklanan gürültü izlemektedir.

Doğal Kaynaklar ve Ekosistem

Doğal kaynaklar; var olması, değişmesi ve gelişmesi insanların bilinçli eylemlerini gerektirmeyen canlı ve cansız çevreyi belirleyen varlık ve nesnelerdir. Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler dünyanın doğal kaynaklarını oluşturur. Doğal kaynaklar insan nüfusunun yaşamını sürdürmesi ve gelişimi için hayati önem taşımaktadır. Yaşamı işlevsel kılan araç ve gereçlerin hemen hemen tamamı doğal kaynaklardan sağlanmaktadır. Doğal kaynaklar, ülkelerin ekonomik gelişimlerini belirlemede önemli bir etmendir. Ülke ekonomileri ile doğal kaynaklar arasında sıkı bir ilişki vardır. Ekonomiyi oluşturan tarım, sanayi ve hizmet dalları, doğal kaynaklara bağlı olarak kurulur ve gelişir.

Doğal kaynakların kullanımı ve yönetimi, ulusların ve uluslararası ticaretin doğal kaynaklara artan bağımlılığı nedeniyle küresel bir özellik kazanmıştır. Ekosistem canlılar ve içinde yaşadıkları hava, su ve toprak gibi ortamlardan oluşmaktadır. Dünya ekosisteminde her bir türün diğer türlerle etkileşimde bulunması nedeniyle bir türün kaybı, zincirleme olarak diğer bütün canlıların yaşamını etkilemekte ve hatta başka türlerin de yok olmasına yol açabilmektedir.

Çevre Kirliliği

Biyolojik çeşitliliği tehdit eden birçok kirlilik tipi vardır. Kirlilikler türler üzerinde tek tek etkili olduğu gibi bazen birkaçı birlikte de tür popülasyonu üzerinde olumsuz etki oluşturmaktadır. Hava, su ve toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinde gerçekleşen ve istenmeyen değişimler olarak tanımlanan “kirlilik” sonucunda ortaya çıkan çevre sorunlarıdır.

Hava Kirliliği

Atmosfer ve Yapısı: Atmosferin esas bileşenleri toplam hacminin % 99’unu kaplayan azot ve oksijendir. Atmosfer içinde bulunan oksijen, yaşamın gelişmesini ve oluşturduğu koşullarla da sürekliliğini sağlar. Güneşten gelen ışımanın % 51’i doğrudan yeryüzüne ulaşır, yeri ve yere yakın atmosferi ısıtır. Buharlaşmayı sağlar, bitkilerin fotosentez olayını gerçekleştirir. Geriye kalan % 49’un, % 4’ü yer yüzeyinden, % 26’sı bulutlar ve atmosfer tarafından yansıtılır, % 19’u ise havadaki gazlar, tanecikler ve bulutlar tarafından soğurulur.

Hava Kirleticiler ve Kaynakları: Hava kirliliği; havanın, hayvan, bitki ve eşyaya zarar verecek, insan sağlığını ve huzurunu bozacak derecede doğal yapısının değişmesi ya da yapısına yabancı maddelerin girmesi sonucu kirlenmesidir.

Hava kirliliği yaratan kirleticiler başlıca beş gruba ayrılır:

  1. Azot oksitler (NOx)
  2. Hidrokarbonlar (HC)
  3. Karbon monoksit (CO)
  4. Kükürt oksitler (SOx)
  5. Tanecikler (partikül maddeler)

Bunların troposferde yol açtığı kirlilik toplam kirliliğin yaklaşık %90’ı kadardır.

Azot Oksitler (NOx): Atmosferde farklı tiplerde azot oksitler olsa da kentlerin ve sanayi bölgelerinin üstünde yüksek derişimlerde bulunabilen azot monoksit (NO) ve azot dioksit (NO2) hava kirleticisi olarak önemlidir. Taşıt motorları, enerji üretim tesisleri, fabrikalar, fırınlar ve yangınlar gibi yüksek sıcaklık bölgelerinde oluşan azot monoksit gazı renksiz ve zehirli bir gazdır. Ayrıca, atmosferdeki nitrik asit ise asit yağmurlarının oluşumunu etkiler.

Hidrokarbonlar (HC): Hidrokarbonlar, hidrojen ve karbon içeren bileşiklerdir. Hidrokarbonlar doğada, tek karbonlu metandan uzun zincirli polimerlere kadar değişik şekillerde bulunur. Metan fotokimyasal tepkimeye girmez ve doğal olarak, biyolojik faaliyetler sonucunda atmosfere yayılır. Kentsel alanlarda ise, daha çok doğal gaz kullanılan yerlerde, dağıtım ağından sızıntı veya gazın tam yanmaması sonucu atmosfere yayılmaktadır.

Karbon Monoksit (CO): Karbon monoksit atmosferde bulunan en yaygın ve en zararlı hava kirleticilerinden biridir ve atmosferde 2-4 ay kalabilmektedir. En yaygın gaz zehirlenmeleri, tam yanmayan artık gazların solunması ile karbon monoksit alımı sonucu gerçekleşmektedir.

Kükürt Dioksit (SO2): Renksiz, boğucu kokulu ve asit özellikli bir gazdır. insan faaliyetlerinden kaynaklanan kükürt dioksit, kömür ve akaryakıtların yapısında bulunan kükürt bileşiklerinin yanması ile salınmaktadır. Buna göre başlıca kaynakları; endüstriyel süreçler, ısınma amacıyla kullanılan yakıtlar ve termik santrallerdir.

Tanecikler (Partikül Maddeler): Atmosferde bulunan çok küçük katı parçacıklara ve sıvı damlacıklarına (saf su damlacıkları hariç) partikül denir. Tane boyutu 0,001-500 µm arasında olan partikül maddeler, havada belli bir süre askıda kaldıktan sonra tekrar yeryüzüne dönerler. Bu taneciklerden başka aerosoller de hava kirliğine neden olmaktadır.

Taneciklerin atmosferde bulunması sonucu atmosferin bulanıklığı artarak görüş uzaklığı düşer, akciğerlere inerek ve soğurduğu diğer kirleticileri de akciğere taşıyarak katlanan etkiyle hastalıklara neden olur.

Su Kirliliği

Su Döngüsü:

Su, atmosfer, okyanuslar, göller, nehirler, toprak, buzullar, karla kaplı alanlar, yer altı suları gibi alanlarda tutulmaktadır. % 97,5’i denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu su halinde ve sadece % 2,5’i tatlı su halinde olan dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyon km3’tür. Dünyadaki denizlerden ve toprak yüzeyinden gerçekleşen buharlaşmalar ile atmosfere ulaşan ve su döngüsü yoluyla yağmur ve kar olarak yeniden yeryüzüne düşen toplam su yılda ortalama 500.000 km3’tür.

Yeryüzündeki toplam su varlığının yalnızca yüzde birini oluşturan tatlı su kaynakları, artan nüfus, hızla gelişen sanayi ve yok olan ormanlar nedeniyle günden güne ihtiyacı karşılamaktan uzaklaşarak, en fazla tehdit altındaki doğal kaynaklardan biri olmaktadır.

Su Tüketimi:

Bir insanın yalnızca biyolojik gereksinimlerini karşılamak için günde 2 litre suya ihtiyacı vardır. Temizlik, yemek, ısınma gibi gereksinmelerle bu ihtiyaç günde 300 litreye çıkar. İnsanın sanayi ürünü olan ihtiyaçları da (giyinme, barınma gibi) hesaba katıldığında günde kişi başına yaklaşık 3000 litreye ulaşır. Su kaynakları dünya üzerinde son derece adaletsiz dağılmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin yarıdan fazlasında su hem çok az, hem de düşük niteliktedir.

Dünyada kabul edilen ölçülere göre kişi başına su varlığı 1000 metreküpten az olan ülkeler “Su fakiri” olarak kabul edilmektedir. Yılda kişi başına kullanılabilir su miktarı 2000 metreküpten az olan ülkeler “Su azlığı” olan ve yılda kişi başına 8000-10000 metreküpten fazla olan ülkeler “Su zengini” ülkeler olarak sınıflandırılmaktadır.

Toplumun gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılı olan kişi başına düşen su kullanımı, gelişmiş ülkelerde oldukça yüksekken, gelişmekte olan ülkelerde daha düşüktür. Kişi başına günlük su tüketimi sanayileşmiş ülkelerde 266 , Afrika’da 67, Asya’da 143, Arap ülkelerinde 158, Latin Amerika’da 184 litre iken Türkiye’de 111 litredir.

Su Kirliliği:

Su kirliliği, insan faaliyetleri nedeniyle suyun, fiziksel, kimyasal ya da biyolojik özelliklerinde gerçekleşen olumsuz değişim olarak tanımlanabilir. Yerleşim birimlerinin kanalizasyon ve katı atıkları, sanayiden ve ticari faaliyetlerden oluşan sıvı ya da katı atıklar, zehirli maddeler, tarımsal gübre ve ilaçlar (pestisitler) ve hayvansal atıklar, su kirliliğine neden olan temel kaynaklardır. İçme suyu kaynakları yer altı ve yüzey kaynakları olmak üzere ikiye ayrılır. Yer altı suları, genellikle doğrudan içilebilir niteliktedir. Yüzey suları ise nehir, dere, çay, göl ve baraj sularıdır. Bu sular genellikle kirlidir ve kirlilik dereceleri de geçtikleri ve üzerinde bulundukları topraklara, yakınlarında bulunan fabrikalara ve yerleşim birimlerine bağlıdır.

Yer Altı Su Kirliliği:

Plansız kentleşme ve kontrolsüz tüketim sonucu yer altı kuyuları kirlenmektedir. Yer altı suyu kirlenmesinin en büyük nedeni, ev ve sanayi atıklarının arıtılmadan alıcı ortamlara verilmesidir. Çevreye atılan katı, sıvı ve gaz atıklar, iklime, toprak yapısına ve atık cinsine bağlı olarak zamanla yer altı sularına karışır. Yer altı suları, kanalizasyon ağının bulunmadığı yerlerde, tuvalet çukurlarından ve gübrelerden sızan kirli sular ile kirlenerek, özellikle yaz aylarında ölümlere yol açan bulaşıcı hastalıklara da neden olmaktadır. Ülkemizde yer altı suyu başlıca evsel atıkların doğrudan toprağa verilmesi sonucunda kirlenmekte ve deterjan gibi doğal ayrışmaya dirençli bileşikler yer altı suyuna ulaşarak, içme suyu kaynağı olarak kullanımında sorun yaratabilmektedir.

Yüzey Suyu Kirliliği:

Akarsu, göl ve denizler yüzey sularını oluştururlar. Yüzey suları, arıtılmamış atıkları n su yataklarına verilmesi, katı atıkların düzensiz depolanması ve kontrolsüz tarımsal ilaçlama ve gübrelemeden dolayı kirlenmektedir. Dünyada su kaynaklarının değişmemesi ancak nüfusun hızla artması, sahip olduğumuz kaynakların kirletilmemesinin ve çok iyi kullanılmasının önemini ortaya koymaktadır.

Her 8 saniyede 1 çocuk sudan kaynaklanan bir hastalıktan ölmekte her 6 kişiden 1’inin temiz içme suyuna ulaşamamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde temiz suya ulaşamayanların sayısı 1 milyar civarındadır.

a) Akarsu Kirliliği: Küçük dereler, yağmur, kar ve kaynak sularıyla beslenen akarsular, başlıca kanalizasyon sularıyla, havayı kirleten etmenlerin, tarımsal faaliyetler sonucu oluşan pestisit ve gübre atıklarının yağış ve yüzey akışlarıyla taşınmasıyla kirlenmektedir

b) Göl Kirliliği: Yüzey suları içinde kirlenmeye karşı en hassas olanlar göllerdir. Göle karışan kirleticilerin büyük bir kısmının kaynağının akarsular, sanayi atıkları, akıntı ve sızıntılar olmasına karşılık, havayla taşınan kirlilikler de son derece etkin olmaktadır.

Göller, gerek akarsuların getirdiği ve gerekse doğrudan göle boşaltılan atık sulardan kaynaklanan çok miktarda azot, fosfor ve karbon bileşikleri içermektedir. Göllerdeki bu bileşikleri besin maddesi olarak kullanan yosunların (alglerin) hızla çoğalması sonucu ötrofikasyon olarak adlandırılan olay gerçekleşmektedir. Göllere sürekli olarak bu tür besin maddesi ve tortu taşınması sonucu ötrofikasyon hızlanır ve göl zamanla sığlaşarak yok olabilir.

c) Deniz Kirliliği: Deniz kirliliğine yol açan etmenler aşağıda sıralanmıştır:

  • Deniz kıyısındaki yerleşim birimlerinin ve sanayinin atıklarını arıtmadan denize boşaltması
  • Tarımsal alanlarda toprağın aşınması sonucu toprağın ve kirleticilerin akarsularla denize taşınması (Tarım alanlarından aşınarak her yıl önemli miktarda denizlere taşınan toprağın yanı sıra, tarımsal faaliyetler sonucu akarsulara pestisit ve gübre gibi kimyasal atıklar da taşınmaktadır.)
  • Denizlerde bulunan platform ve boru hatlarından oluşan sızıntılar
  • Gemiler ve diğer deniz araçlarından oluşan kirlilik (petrol, yağ atıkları, zehirli sıvılar, atık sular, çöpler vb.)

Toprak Kirliliği

Günümüz dünyasında birçoğumuzun toprakla bağlantısı hemen hemen hiç kalmamıştır. Ancak, toprak dünyanın canlı kabuğudur, alttaki ana kayayı örter ve dünya üzerinde yaşanabilmesini mümkün hale getirir. Hava ve su gibi toprak da yaşamın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Toprak kirliliği, bırakılan zararlı atık maddelerle toprağın verimliliğinin azalması ve uygun toprak özelliklerini yitirmesiyle niteliğinin bozulmasıdır. Toprak iki faklı yolla kirlenmektedir. Birincisi hava ve suları kirleten maddelerin yağışlarla ya da “kuru depolama” gibi yollarla toprağa ulaşarak, toprakta tepkimeye girmesi ve toprağa zarar vermesi sonucu gerçekleşir. Diğeri ise, insanlar tarafından toprağın üstüne ve içine katılan zararlı maddelerin yol açtığı kirlenmedir. Toprağın bilinçsiz ve aşırı kullanımı, aşırı otlatma, kontrolsüz sulama, ormanların tahrip edilmesi ile birlikte, özellikle son yıllarda ekolojik dengenin bozulması sonucu ortaya çıkan iklim değişikliği, çölleşmeyi hızlandıran en önemli etkenlerdir.

Gürültü Kirliliği

Gürültü, insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz etkileyen, fizyolojik ve psikolojik dengelerini bozabilen, iş gücünü azaltan, çevrenin hoşluğunu ve sakinliğini yok ederek niteliğini değiştiren önemli bir çevre kirliliği türüdür. Gürültü “desibel” ile ölçülür ve dB şeklinde kısaltılır. 85 dB kulağa zarar verecek derecede gürültü kabul edilirken, sıfır dB duyma sınırını oluşturur.

Katı Atık Sorunu

Katı atık, üreticisi tarafından atılmak istenen, toplumun huzuru ve özellikle çevrenin korunması bakımından düzenli şekilde uzaklaştırılması gereken katı maddeler ve arıtma çamurları olarak tanımlanmaktadır. Çevre ve insan sağlığını, doğada yaşam olanağı kalmayacak derecede tehdit eden çöp dağları istenmiyorsa etkili bir atık azatlımı ve geri dönüşüm sağlanmalıdır.

Gelişmiş ülkelerde atıklar, %35-45’lik kısmı dışında tümüyle geri dönüştürülerek ekonomiye kazandırılmaktadır. Ülkemizde üretilen atıkların yarısından fazlası geri kazanılabilir niteliktedir ve sorun olmaktan çok ekonomik değere sahip bir kaynak olarak değerlendirilmelidir.

Elektromanyetik Kirlilik

Manyetik alan, doğrudan gözle görülemeyen veya hissedilemeyen bir olgu olmakla birlikte sonuçları görülebilir ve hissedilebilir. Tüm canlı veya cansız maddelerin, zayıf ya da güçlü manyetik alanları vardır. Manyetik alan kirliliği, görülememesi ve hissedilememesi, sonuçlarının ise uzun zaman sonra ortaya çıkması nedeniyle yeterince önemsenmemektedir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar elektromanyetik dalgaların beyinden hücrelere gönderilen sinyalleri engelleyerek vücudun bağışıklık sistemine zarar verdiği ve yüksek gerilim hatlarının çocuklarda lösemi ya da beyin kanseri yaptığı belirlenmiştir.

Nükleer Kirlilik

Nükleer enerji ağır ışınetkin (uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fizyon) veya hafif ışınetkin atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu ortaya çıkan büyük miktardaki enerjidir. Füzyon tepkimesinde açığa çıkan enerji fizyona göre çok daha büyüktür. Güneşte gerçekleşen tepkimeler füzyon tepkimeleridir. Nükleer enerjiden elektrik enerjisinin üretilmesi, nükleer reaktörlerde uranyum ve zincir tepkimeleri ile gerçekleştirilir. Nükleer tepkimeler, büyük enerji yoğunluğuna sahip çok güçlü enerji kaynaklarıdır. Nükleer tepkimelerde, fosil yakıtlarla üretilen miktara eşdeğer enerji üretmek için çok az miktarda malzemeye ihtiyaç vardır. 45.000 kg odun veya 22.000 kg kömür ya da 15.000 kg petrol ve 14.000 kg doğal gazın yanmasından elde edilen enerji tipik bir reaktörde 1 kg uranyumdan elde edilmektedir.

Nükleer enerjiden kaynaklanan en büyük sorun, nükleer reaktörün ürettiği ışınetkin atıklardır. Kullanılmış nükleer yakıtta bulunan bazı uzun ömürlü izotoplar, binlerce yıl sürecek bir nihai depolama gerektirir.

Türkiye’nin Doğal Kaynakları ve Çevre Sorunları

Ormanlar: Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynaklardan biri olan ormanların, yüzyıllar boyunca yapılan düzensiz faydalanmalar ve tahripler yüzünden sınırları oldukça daralmış, birçok orman alanı yerini maki, bozkır, step florası gibi daha değersiz oluşumlara terk etmiş ya da tamamen kıraçlaşarak çıplak bir hale gelmiştir.

Toprak ve Arazi Kullanımı: Yılda yaklaşık 500 milyon ton toprağı erozyonla taşınan Türkiye’nin en önemli ve en acil çevre sorununu erozyon oluşturmaktadır.

Madenler: Türkiye 29 çeşit maden üretimi ile, 51 çeşit maden üretiminin olduğu 152 ülke arasında 10. sırada yer almaktadır. Ancak madencilik faaliyetleri sonucu maden ocakları çalışma sahalarında ve madencilik binalarının inşa edildiği diğer alanlarda toprak ve bitki örtüsünün yok edilmesi ile çevre sorunları ortaya çıkmaktadır.

Biyolojik Çeşitlilik: Türkiye sahip olduğu flora ve bunu oluşturan %33’ten fazla endemik tür ile biyoçeşitlilik zenginliği açısından kıta ülkeleri arasında dokuzuncu sıradadır. Türkiye’de, Avrupa’da nesli tehlikeye girmiş 36 memeli hayvan türünün 15’i (% 42,8), 72 kuş türünün 46’sı (% 63,8), 47 sürüngen türünün 18’i (% 38) ve 13 kurbağa türünün de 5’i (% 38) yaşamaktadır.

Hava Kirliliği: Türkiye’de hava kirliliğinin birincil kaynakları evsel kullanım için tüketilen petrol, linyit ve odundur. Sanayi bölgelerindeki hava kirliliği, sanayi bölgesinin yerinin seçilmesinde yapılan yanlışlıklar, yeterli önlemler alınmadan katı atık, gaz ve tozların atmosfere bırakılması ve eski teknolojilerin kullanılması gibi nedenlerden oluşmaktadır.

Su Kirliliği: Ülkemizde son yıllarda çeşitli nedenlerle birçok akarsu ve gölde kirlilik yaşanmaya başlanmıştır. Su kirliliği görülen akarsularımızdan bazıları; Sakarya Nehri, Meriç-Ergene Nehri, Nilüfer Çayı, Susurluk Çayı, GedizNif Çayı iken Sapanca Gölü, Manyas Gölü, İznik Gölü, Eber Gölü, Karamuk Gölü, Burdur Gölü, Ulubat Gölü, Akşehir ve Tuz Gölü de kirlilik görülen göllerimizden bazılarıdır.

Katı Atık: Ülkemizde katı atıkların toplanması, taşınması ve insan sağlığına zarar vermeden uzaklaştırılmalarına ilişkin yükümlülük, yetki ve sorumluluklar belediyeler ile büyükşehir belediyelerine verilmiştir.

Gürültü Kirliliği: Türkiye’de gürültü kaynaklarının başında trafik gelmektedir. Bunu inşaat işlerinden, sanayiden, hava trafiğinden ve demiryolu trafiğinden kaynaklanan gürültü izlemektedir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.