Çevre Sorunları ve Politikaları Dersi 2. Ünite Özet

23.07.2022
10
A+
A-

Çevre Sorunlarının Nedenleri

Açıköğretim ders notları öğrenciler tarafından ders çalışma esnasında hazırlanmakta olup diğer ders çalışacak öğrenciler için paylaşılmaktadır. Sizlerde hazırladığınız ders notlarını paylaşmak istiyorsanız bizlere iletebilirsiniz.

Açıköğretim derslerinden Çevre Sorunları ve Politikaları Dersi 2. Ünite Özet için hazırlanan  ders çalışma dokümanına (ders özeti / sorularla öğrenelim) aşağıdan erişebilirsiniz. AÖF Ders Notları ile sınavlara çok daha etkili bir şekilde çalışabilirsiniz. Sınavlarınızda başarılar dileriz.

Çevre Sorunlarının Nedenleri

Çevre Sorunlarının Nedenleri

İnsanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve etkileşim içinde bulundukları fiziksel, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam olarak tanımlanan çevre, insanlığın oluşturduğu etkiler olmaksızın; doğal afetler, yanardağlar vb. olaylar sonucu da çevre sorunları ile karşı karşıya gelse de, çoğunlukla sorunlar insan kaynaklı olmaktadır.

Son yıllarda çevre sorunları ve kirliliği, insanlığı tehdit eden sorunların başında gelmektedir. Hava, su ve toprak kirlenmesi tüm dünyayı ilgilendiren en önemli çevre sorunları haline gelmiştir. Bazı yerleşim alanlarındaki nüfus artışı, plansız sanayileşme ve çarpık kentleşme ile birlikte kaynakların aşırı kullanımı sonucu oluşan atık miktarı, çeşidi ve özellikleri son yıllarda artmıştır. Plansız kentleşme yanında alt yapı ve uygunluk çalışmaları yapılmadan oluşturulmuş sanayi alanları, önemli çevre kirliliklerinin yaşanmasına neden olmaktadır.

1992 Yılında Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında dünyayı koruyacak bir çevre-kalkınma çizgisi üzerinde durulmuş ve Rio Bildirgesi, Gündem 21, Orman İlkeleri, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi olmak üzere 5 temel belge ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de ilk belirgin uygulama 1982 Anayasası’nın 56. Maddesi ile başlamıştır. Çevre Kanunu ve bu kanunu esas alan yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi modern bir çevre politikası oluşumunun yolunu açmıştır.

Nüfus Artışı: Çevre sorunlarının oluşmasındaki en önemli etken hızlı nüfus artışıdır. İnsan nüfusunun artması nedeniyle, insanlar daha fazla besin ve yaşam alanına ihtiyaç duymaktadır. Enerji gereksinimini de arttıran bu artış, nüfus ve doğal kaynakların planlamasının uzun vadede yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Nüfus artışından kaynaklanan artan besin gereksinimi sonucu, kontrolsüz tarım arazilerinin açılması, atıkların çevreye kontrolsüz verilmesi ve gelişen sanayi ile doğal denge zarar görmektedir. Çevre sorunlarının temel nedenlerinden biri olan nüfus artışının, kirlenmeye yol açan atıkların daha da fazlalaşmasına neden olduğu, bir yandan da üretim ve tüketimin artmasıyla, doğal çevre üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğu ve kaynakların tükenmesine yol açtığı gözlemlenmektedir.

Plansız Kentleşme: Göçler, nüfus artışı ve kırsal bölgelerin kentsel hale gelmesi, plansız kentleşmeyi oluşturan etmenler olarak sıralanabilir. Plansız kentleşme ile kirlenen en önemli kaynaklar yer altı içme ve kullanma sularıdır.

Gelişmekte olan ülkelerde, kentlerin çekiciliğinden çok, kırsal kesimin iticiliğinden kaynaklanan ve sanayiye dayanmayan bir kentleşme olgusu yaşanmakta iken, gelişmiş ülkelerde, sanayileşme ve kentleşme birlikte gerçekleşmektedir. Kentleşme olgusu, ekolojik dengenin bozulmasına yol açan unsurları doğrudan etkilemektedir.

Plansız Sanayileşme: Sanayileşme arzu edilen gelişmiş bir yapay çevrenin oluşturulması için gerekli olan toplumsal-ekonomik gelişmenin bir ön koşuludur. Fakat, sanayileşmede yanlış yer seçimi kararları, doğal kaynakların gereksiz ve aşırı kullanılarak hızlı bir şekilde tükenmesine yol açarken, aynı zamanda uzun vadeli ve çevreyi koruyan bir sanayileşme politikası yerine, ülkemizde çoğunlukla olduğu gibi kısa vadeli kalkınma amacını dikkate alan sanayileşme politikalarının uygulanması çevre sorunlarının artmasına yol açmaktadır.

Sonuçlar

Su Kirliliği: Su, canlıların neredeyse tamamı için yaşamsal önem taşımaktadır. Su kirliliği, evsel ve endüstriyel sıvı atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara boşaltılmaları, tarımda verimi arttırmak için kullanılan gübre ve tarım ilaçlarının su ortamlarına taşınmaları gibi nedenlerle oluşmaktadır. Su kaynaklarının kirlenmesi, suyun içinde bu kaynakların kullanımını engelleyecek ya da niteliğini düşürecek organik, inorganik, radyoaktif veya biyolojik herhangi bir maddenin bulunması olarak tanımlanmaktadır.

Sanayi tesislerinden, termik santrallerden ve konutlardan kaynaklanan atık sular, tarım ilaçları gibi kirleticiler, içme ve kullanma suyu kaynaklarını kullanılamaz hale getirmektedir. Ayrıca; atıkların arıtılmadan veya kısmen arıtılarak alıcı ortam olarak kullanılan denizlere verilmesi, deniz kazaları sonucu oluşan petrol sızıntıları, nükleer santrallerin soğutma sularının denizlere boşaltılması, deniz kirliliğine yol açan başlıca eylemlerdir.

Su Kirliliğine Neden Olan Etmenler: Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan sınıflandırmaya göre su kirliliği yaratan etmenlerden bazıları şu şekilde sıralanmıştır:

  • Bakteriler, virüsler ve diğer hastalık yapıcı organizmalar; suların kirlenmesine neden olan bu organizmalar genelde hastalıklı veya taşıyıcı olan hayvan ve insanların atıklarından kaynaklanmaktadır. Etkileri, doğrudan temasla veya dolaylı olarak atıkların karıştığı suların kullanımıyla ortaya çıkmaktadır.
  • Organik maddeler; su kaynaklarında bir diğer önemli kirletici grubunu organik atıklar oluşturmaktadır. Organik atıklar suda çözünmüş halde bulunan oksijeni tüketir ve böylece sudaki yaşamı imkansız hale getirirler. Özellikle ölmüş hayvanlar, çürüyen bitkiler, evsel nitelikli atıklar organik atık kaynaklarına örnek olarak gösterilebilir.
  • Sanayi atıkları; Fenol, arsenik, krom, kadmiyum, siyanür, cıva, alüminyum gibi zehirli atıkların yanında diğer kimyasal maddeler de alıcı ortamları kirletmekte ve bu kaynaklardan yararlanan canlılar üzerinde zararlı etkiler oluşturmaktadır.
  • Yağlar ve benzeri maddeler; denizlere kurulmuş olan petrol platformları, tanker gemilerinin neden olduğu kaza ve sızıntılar, kullanılmış yağların kontrolsüz olarak atılması ile yüzeysel sularda ve denizlerde uzun süreli olumsuz etkiler gözlenmektedir.
  • Yapay temizlik malzemeleri (deterjanlar); deterjanların içerdiği yüzey aktif maddeler, beyazlatıcılar ve parfüm gibi yapay maddeler suya oksijen iletiminin engellenmesi ve deterjanlarda bulunan fosfatlı bileşiklerin su kaynaklarında ötrofikasyona yol açması bu kimyasal maddelerin neden olduğu sorunlardır.
  • Radyoaktiflik (Işın Etkinliği); nükleer santraller, nükleer silahlar ve radyoaktif madde kullanan sanayi dalları tarafından yayılan radyasyon (ışıma) çevre için önemli bir tehdit olmaktadır. Bu sektörden kaynaklanan sıvı atıklar da su kaynaklarını kirletmektedir.
  • Pestisitler; özellikle tarımda verimliliği arttırmak amacıyla, zararlı böcek, mantar, yabani ot gibi canlıları öldürmek veya kontrol altına almak için kullanılan (insektisit- böcek ve haşere ilacı-, herbisit gibi-istenmeyen otlara karşı kullanılan ilaçlar-) kimyasal maddeler, yer alt› ve yüzey su kaynaklarını ve toprağı kirletmektedir.
  • Yapay organik kimyasal maddeler; kozmetik, petrokimya ve kimya sanayi tarafından üretilen bu maddeler, doğal maddelerden daha yavaş bozunur ve suda uzun süre kalarak zararlı etkilere neden olurlar.
  • Yapay ve doğal tarımsal gübreler; tarım alanlarında çok miktarda ve bilinçsiz kullanılan yapay ve doğal gübrelerdeki azot ve fosfor, su kaynaklarına karışıp ötrofikasyona neden olduğundan suyu kirleten etmenler olarak değerlendirilirler.
  • Atık ısı; termik santraller gibi, soğutucu olarak su kullanılan tesislerden kaynaklanan ısıl kirlenme, doğal arıtma süreçlerini hızlandırır, suda bulunan çözünmüş oksijen miktarını azaltarak biyolojik hayatı olumsuz yönde etkiler.

Toprak Kirliliği: Canlı yaşamının en yoğun bulunduğu biyosferde tüm karasal ekosistemler için taşıyıcı unsur olan toprak, doğrudan veya dolaylı yollardan kirlendiğinde canlılar için önemli sorunlar oluşturur. Kirlenen toprağın temizlenip arındırılması ise diğer ortamlara göre çok daha zordur. Toprakta tarımsal amaçla kullanılan kimyasal maddelerin birikmesi, o bölgedeki tarıma doğrudan zarar vermesi yanında toprağın taşıyıcı özelliği nedeniyle yer altı sularının da kirlenmesi sonucunu doğurmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bol miktarda kullanılan DDT gibi kimyasal ilaçlar, Çernobil faciası gibi kaynaklardan ortaya çıkan nükleer sızıntı ve serpintiler, atom bombası denemeleri, atık piller, katı atıkların gelişigüzel depolanması gibi sorunlar toprakta kirliliğe neden olmaktadır.

Ukrayna’nın Çernobil kentindeki nükleer güç reaktöründe 1986’da meydana gelen kaza sonucu, ciddi boyutlara ulaşan ve günümüzde de etkili olan çevre ve sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalınmıştır.

Toprak kirliliği giderim yöntemleri; toprağın su veya kimyasal maddeler yardımı ile yıkanması, toprağın içindeki kirletici maddelerin yakılması, bitki ve mikro canlıların toprak içindeki kirleticileri kullanarak temizlemesi ve belirli maddelerin toprağa uygulanarak kirlenmenin daha ileri boyutlara ulaşmasının engellenmesi şeklinde sıralanabilir.

Hava Kirliliği: Hava kirliliği, sanayi tesislerinden salınan gazlar, uçucu kimyasal maddeler, konutlarda ısınma amacıyla kullanılan yakıtlardan kaynaklanan duman gibi kirletici unsurların atmosfere salınması ile oluşmaktadır. Hava kirliliği kaynakları, doğal ve yapay kaynaklar olmak üzere iki genel grupta toplanabilir. Doğal kaynaklar, volkan faaliyetleri, orman yangınları, hayvan ölüleri ve bitki artıklarının açık alanlarda bozulması gibi süreçleri kapsar. Yapay kaynaklar ise, hammaddelerin insanların kullanımına sunulabilmesi için uygulanan süreçlerdir.

Hava Kirliliğine neden olan bazı önemli sanayi dallarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Petrol Rafinerileri
  2. Petrokimya Entegre Tesisleri
  3. Kimya Sanayi ve Tarımsal İlaç Üretimi
  4. Enerji Üretimi (Termik Santraller)
  5. Selüloz ve Kağıt Sanayi
  6. Demir-Çelik Sanayi
  7. Çimento Sanayi
  8. Gübre Sanayi
  9. Şeker Sanayi
  10. Deri Sanayi
  11. Taş-Toprak Sanayi
  12. Tekstil Sanayi
  13. Lastik Sanayi vb.

Hava Kirliliğinin Küresel Etkileri: Hava kirliliğinin başlıca küresel etkileri; atmosferdeki karbon dioksit (CO2) derişiminin artması ile dünyanın ısınması ve koruyucu ozon tabakasının hasar görmesi ile zararlı mor ötesi ışınların (UV-B) etkisi altına girmesi olarak özetlenebilir. Sera etkisi olarak tanımlanan ısınma olgusundaki en büyük pay karbon dioksite aittir. Bir yandan aşırı fosil yakıt (Fosil yakıtlar: Canlı organizmaların öldükten sonra kalıntılarının oksijensiz ortamda milyonlarca yılda çözülmesi ile oluşan hidrokarbon içerikli yakıtlardır.) kullanımı, diğer yandan ormanların ve bitki örtüsünün yangınlar, tarıma açılma, asit yağmurları vb. etkilerle azalması ile karbon dioksitin fotosentez süreci ile harcanamaması, atmosferde karbon dioksit derişiminin giderek artmasına yol açmaktadır. Buna bağlı olarak gelişen sıcaklık artışının, dünya ikliminin değişmesine, kutuplardaki buzulların erimesi sonucu deniz düzeylerinin yükselmesine, geniş tarım alanlarının sular altında kalmasına ve diğer birçok çevre sorununun oluşmasına neden olacağı öngörülmektedir.

Hava Kirliliğinin İnsanlar Üzerindeki Etkileri: Yapılan araştırmalar, hava kirliliğinin kronik bronşit, nefes darlığı, amfizem ve akciğer kanseri gibi solunum yolu hastalıklarına neden olabildiğini göstermiştir.

Hava Kirliliğinin Bitkiler Üzerindeki Etkileri: Hava kirliliğinden gıda bitkileri, süs bitkileri ve sebzeler büyük ölçüde etkilenmektedir. Bitkiler üzerinde en tehlikeli etki, civardaki fabrikalardan havaya salınan kükürt dioksitin yarattığı etkidir.

Hava Kirliliğinin Hayvanlar Üzerindeki Etkileri: Geçmişte kaza sonucu oluşan büyük çaplı hava kirliliği olayları, kirleticilerin hayvanları öldürebileceğini göstermiştir. Kronik zehirlenmeler genel olarak yem bitkilerinde soğurulan kirleticilerden ileri gelmektedir. Çiftlik hayvanlarına en çok etki eden ve öteden beri bilinen kirletici florürdür. Çiftlik hayvanlarından özellikle sığır ve koyunlar florürden çok etkilenmekte, florüre maruz kalan hayvanlarda özellikle diş hastalıkları görülmektedir.

Hava Kirliliğinin Eşyalar Üzerindeki Etkileri: Hava kirliliğinin eşyalar üzerindeki en çok bilinen etkisi bina cephelerinde, kumaşlar ve diğer eşyalar üzerinde lekeler oluşturmasıdır. Yüzeyler üzerine 0,3 mikron büyüklüğündeki smogların (Smog: Genelde kentlerin üzerinde sanayi kaynaklı kirleticilerden oluşan ve insanlarda bronş hastalıklarına neden olabilen sis+duman kümeleridir.) birikmesi, söz konusu bozulma ve lekelere neden olmakta ve zamanla yüzeyi aşındırarak, rengin değişmesine yol açmaktadır. Hava kirliliğinin malzemelere olan bir diğer etkisi korozyonu (Korozyon: Metallerin bulundukları ortamla tepkimeye girip aşınmaları durumudur.) hızlandırmasıdır. Ozon, kauçuk ve lastik malzeme üzerine son derece zararlı etki yapmaktadır.

Hava Kirliliğinin Katlı Etkileri: Katlı (sinerjetik) etki, örneğin iki kirleticinin birlikte oluşturdukları etkinin, kirleticilerin ayrı ayrı yapacakları etkiden çok farklı olması ile açıklanır. Örneğin yalnızken bronşlara etki eden kükürt dioksit, ortamda aerosollerin (Aerosol: Herhangi bir sıvı ya da katının gaz ortam içinde dağılmasıyla oluşur.) bulunması durumunda, akciğerlerin yüzeyinde soğurularak pulmonari zarlarına kadar gider ve orada yerleşip hava torbacıklarının hasar görmesine neden olur.

Gürültü Kirliliği: Sanayileşme ve teknolojik ilerleme sonucu ortaya çıkan bir diğer çevre sorunu gürültü kirliliğidir. Gürültü kirliliği yaratan etmenler; trafik, sanayi kuruluşları, inşaatlar, eğlence merkezleri, yerleşim alanları, hava alanları olarak sıralanmaktadır. Gürültü insan sağlığına fiziksel, fizyolojik, psikolojik olarak etki etmektedir.

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği: Tarımsal faaliyetler, fosil yakıtların kullanımı gibi insan kaynaklı etkenler ile ortaya çıkan metan, karbondioksit gibi doğal sera gazları salınımlarında önemli ölçüde artış gözlenmektedir. Küresel ısınmanın en önemli etkileri kutuplarda gözlenmektedir. Ayrıca nehir akışlarında; yaz akışlarının azalması ve kış akışlarının artması şeklindeki değişimlerle yüzey sediment yükü (Sediment yükü: Akarsuların içerdiği katı madde miktarı) etkilenmektedir.

Küresel ısınma doğrudan suların sıcaklığında yükselmeye neden olmaktadır. Bu da fizyolojik sınırlarında veya yakınında bulunan türler üzerinde strese neden olmaktadır. Isınma eğilimi ile birlikte organizmaların çoğu sıcaklık ve yağışa göre fizyolojik dayanım farklılıkları geliştirirler.

Sera Gazları: Bilim insanları, küresel ısınmada en etkili etmenin, son yıllarda “sera gazları”nın atmosferde hızla artması olduğu üzerinde fikir birliğine varmışlardır. Başlıca sera gazları; su buharı, karbondioksit, metan, klorlu florlu karbon bileşikleri, ozon ve azot oksitleridir. Bunlar içinde karbondioksit %50’lik oranı ile en etkili sera gazı olarak bilinmektedir.

Ozon Tabakasının İncelmesi: Ozon tabakası oksijenle birlikte, güneşten gelen mor ötesi ışınların (UV) büyük bir bölümünü stratosfer tabakası içinde tutmakta ve yeryüzüne kadar ulaşmasını engellemektedir. Klorlu florlu karbon (CFC) gazlar›, özellikle doğal kaynağı olmayan, yalnızca insan faaliyetlerine bağlı olarak ortaya çıkan gazlardır. Ozon (O3) ile tepkimeye girerek ozon tabakasında incelmeye neden olmaktadır.

Erozyon: Erozyon, bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtü- den yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yok olmasıdır. Erozyon nedeniyle azalan bitki örtüsüne bağlı olarak su baskınları, toprak kayması gibi doğal afetler meydana gelmiş, birçok canlının yaşadığı ormanlardaki türler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış veya yok olmuştur.

Atıklar: Katı atıklar uygun yöntemler ile giderilmediklerinde toprağın, yüzey ve yer altı sularının kirlenmesine ve depolama sahalarında oluşturdukları gaz nedeniyle hava kirliliğine neden olmaktadır. Tıbbi atıklar ekolojik dengeyi bozan tehlikeli atıklardan olduğundan bu tür atıkların oluşum, taşıma-depolama ve bertarafı aşamalarında özel önlemler alınması gerekmektedir. İnsan gereksinmelerinin ve ambalajlı ürünlerin giderek artması sonucu atık niteliği değişim göstermiştir. Özellikle cam, plastik, metal, karton ve kağıt atıklar ambalaj atıkları olarak tanımlanmakta ve geri kazanım işlemlerine dahil edilmektedir. Gıda olarak kullanılan bitkisel yağlar ömürlerini tamamladıktan sonra bilinçsiz olarak su kaynaklarına atılmakta ve kirliliğe neden olmaktadır. Atık pillerin içeriğinde bulunan çeşitli kimyasal maddeler, depolandıkları sahalarda ve bilinçsizce yapılan bertaraflar sonucu yer altı ve yüzey sularını ve toprağı kirletmektedir.

Atık yönetiminde öncelik sırası;

  • Önleme,
  • Kaynakta Azaltma
  • Yeniden Kullanım
  • Geri Kazanım/Geri Dönüşüm
  • Ön İşlem (yakma dahil)
  • Bertaraf olarak sıralanabilir.

Çevre Sorunlarının Nedenlerine Yönelik Politik Yaklaşımlar: Çevre sorunları çok boyutlu bir içeriğe sahip olduğundan çevre sorunlarının çözümüne yönelik uygulanacak çevre politikalarının bu çok boyutluluğa yanıt verecek bütüncül yaklaşımlarla üretilmesi gereği vardır. Çevre sorunları, bölgesel ve küresel sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Savaştan barışa, yerelden küresele alınan her kararın uygulanması; fiziksel, kimyasal ve biyolojik sonuçlar doğurma etkisine sahiptir.

Çevre Sorunlarının Nedenleri

İnsanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve etkileşim içinde bulundukları fiziksel, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam olarak tanımlanan çevre, insanlığın oluşturduğu etkiler olmaksızın; doğal afetler, yanardağlar vb. olaylar sonucu da çevre sorunları ile karşı karşıya gelse de, çoğunlukla sorunlar insan kaynaklı olmaktadır.

Son yıllarda çevre sorunları ve kirliliği, insanlığı tehdit eden sorunların başında gelmektedir. Hava, su ve toprak kirlenmesi tüm dünyayı ilgilendiren en önemli çevre sorunları haline gelmiştir. Bazı yerleşim alanlarındaki nüfus artışı, plansız sanayileşme ve çarpık kentleşme ile birlikte kaynakların aşırı kullanımı sonucu oluşan atık miktarı, çeşidi ve özellikleri son yıllarda artmıştır. Plansız kentleşme yanında alt yapı ve uygunluk çalışmaları yapılmadan oluşturulmuş sanayi alanları, önemli çevre kirliliklerinin yaşanmasına neden olmaktadır.

1992 Yılında Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında dünyayı koruyacak bir çevre-kalkınma çizgisi üzerinde durulmuş ve Rio Bildirgesi, Gündem 21, Orman İlkeleri, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi olmak üzere 5 temel belge ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de ilk belirgin uygulama 1982 Anayasası’nın 56. Maddesi ile başlamıştır. Çevre Kanunu ve bu kanunu esas alan yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi modern bir çevre politikası oluşumunun yolunu açmıştır.

Nüfus Artışı: Çevre sorunlarının oluşmasındaki en önemli etken hızlı nüfus artışıdır. İnsan nüfusunun artması nedeniyle, insanlar daha fazla besin ve yaşam alanına ihtiyaç duymaktadır. Enerji gereksinimini de arttıran bu artış, nüfus ve doğal kaynakların planlamasının uzun vadede yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Nüfus artışından kaynaklanan artan besin gereksinimi sonucu, kontrolsüz tarım arazilerinin açılması, atıkların çevreye kontrolsüz verilmesi ve gelişen sanayi ile doğal denge zarar görmektedir. Çevre sorunlarının temel nedenlerinden biri olan nüfus artışının, kirlenmeye yol açan atıkların daha da fazlalaşmasına neden olduğu, bir yandan da üretim ve tüketimin artmasıyla, doğal çevre üzerinde bir baskı unsuru oluşturduğu ve kaynakların tükenmesine yol açtığı gözlemlenmektedir.

Plansız Kentleşme: Göçler, nüfus artışı ve kırsal bölgelerin kentsel hale gelmesi, plansız kentleşmeyi oluşturan etmenler olarak sıralanabilir. Plansız kentleşme ile kirlenen en önemli kaynaklar yer altı içme ve kullanma sularıdır.

Gelişmekte olan ülkelerde, kentlerin çekiciliğinden çok, kırsal kesimin iticiliğinden kaynaklanan ve sanayiye dayanmayan bir kentleşme olgusu yaşanmakta iken, gelişmiş ülkelerde, sanayileşme ve kentleşme birlikte gerçekleşmektedir. Kentleşme olgusu, ekolojik dengenin bozulmasına yol açan unsurları doğrudan etkilemektedir.

Plansız Sanayileşme: Sanayileşme arzu edilen gelişmiş bir yapay çevrenin oluşturulması için gerekli olan toplumsal-ekonomik gelişmenin bir ön koşuludur. Fakat, sanayileşmede yanlış yer seçimi kararları, doğal kaynakların gereksiz ve aşırı kullanılarak hızlı bir şekilde tükenmesine yol açarken, aynı zamanda uzun vadeli ve çevreyi koruyan bir sanayileşme politikası yerine, ülkemizde çoğunlukla olduğu gibi kısa vadeli kalkınma amacını dikkate alan sanayileşme politikalarının uygulanması çevre sorunlarının artmasına yol açmaktadır.

Sonuçlar

Su Kirliliği: Su, canlıların neredeyse tamamı için yaşamsal önem taşımaktadır. Su kirliliği, evsel ve endüstriyel sıvı atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara boşaltılmaları, tarımda verimi arttırmak için kullanılan gübre ve tarım ilaçlarının su ortamlarına taşınmaları gibi nedenlerle oluşmaktadır. Su kaynaklarının kirlenmesi, suyun içinde bu kaynakların kullanımını engelleyecek ya da niteliğini düşürecek organik, inorganik, radyoaktif veya biyolojik herhangi bir maddenin bulunması olarak tanımlanmaktadır.

Sanayi tesislerinden, termik santrallerden ve konutlardan kaynaklanan atık sular, tarım ilaçları gibi kirleticiler, içme ve kullanma suyu kaynaklarını kullanılamaz hale getirmektedir. Ayrıca; atıkların arıtılmadan veya kısmen arıtılarak alıcı ortam olarak kullanılan denizlere verilmesi, deniz kazaları sonucu oluşan petrol sızıntıları, nükleer santrallerin soğutma sularının denizlere boşaltılması, deniz kirliliğine yol açan başlıca eylemlerdir.

Su Kirliliğine Neden Olan Etmenler: Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan sınıflandırmaya göre su kirliliği yaratan etmenlerden bazıları şu şekilde sıralanmıştır:

  • Bakteriler, virüsler ve diğer hastalık yapıcı organizmalar; suların kirlenmesine neden olan bu organizmalar genelde hastalıklı veya taşıyıcı olan hayvan ve insanların atıklarından kaynaklanmaktadır. Etkileri, doğrudan temasla veya dolaylı olarak atıkların karıştığı suların kullanımıyla ortaya çıkmaktadır.
  • Organik maddeler; su kaynaklarında bir diğer önemli kirletici grubunu organik atıklar oluşturmaktadır. Organik atıklar suda çözünmüş halde bulunan oksijeni tüketir ve böylece sudaki yaşamı imkansız hale getirirler. Özellikle ölmüş hayvanlar, çürüyen bitkiler, evsel nitelikli atıklar organik atık kaynaklarına örnek olarak gösterilebilir.
  • Sanayi atıkları; Fenol, arsenik, krom, kadmiyum, siyanür, cıva, alüminyum gibi zehirli atıkların yanında diğer kimyasal maddeler de alıcı ortamları kirletmekte ve bu kaynaklardan yararlanan canlılar üzerinde zararlı etkiler oluşturmaktadır.
  • Yağlar ve benzeri maddeler; denizlere kurulmuş olan petrol platformları, tanker gemilerinin neden olduğu kaza ve sızıntılar, kullanılmış yağların kontrolsüz olarak atılması ile yüzeysel sularda ve denizlerde uzun süreli olumsuz etkiler gözlenmektedir.
  • Yapay temizlik malzemeleri (deterjanlar); deterjanların içerdiği yüzey aktif maddeler, beyazlatıcılar ve parfüm gibi yapay maddeler suya oksijen iletiminin engellenmesi ve deterjanlarda bulunan fosfatlı bileşiklerin su kaynaklarında ötrofikasyona yol açması bu kimyasal maddelerin neden olduğu sorunlardır.
  • Radyoaktiflik (Işın Etkinliği); nükleer santraller, nükleer silahlar ve radyoaktif madde kullanan sanayi dalları tarafından yayılan radyasyon (ışıma) çevre için önemli bir tehdit olmaktadır. Bu sektörden kaynaklanan sıvı atıklar da su kaynaklarını kirletmektedir.
  • Pestisitler; özellikle tarımda verimliliği arttırmak amacıyla, zararlı böcek, mantar, yabani ot gibi canlıları öldürmek veya kontrol altına almak için kullanılan (insektisit- böcek ve haşere ilacı-, herbisit gibi-istenmeyen otlara karşı kullanılan ilaçlar-) kimyasal maddeler, yer alt› ve yüzey su kaynaklarını ve toprağı kirletmektedir.
  • Yapay organik kimyasal maddeler; kozmetik, petrokimya ve kimya sanayi tarafından üretilen bu maddeler, doğal maddelerden daha yavaş bozunur ve suda uzun süre kalarak zararlı etkilere neden olurlar.
  • Yapay ve doğal tarımsal gübreler; tarım alanlarında çok miktarda ve bilinçsiz kullanılan yapay ve doğal gübrelerdeki azot ve fosfor, su kaynaklarına karışıp ötrofikasyona neden olduğundan suyu kirleten etmenler olarak değerlendirilirler.
  • Atık ısı; termik santraller gibi, soğutucu olarak su kullanılan tesislerden kaynaklanan ısıl kirlenme, doğal arıtma süreçlerini hızlandırır, suda bulunan çözünmüş oksijen miktarını azaltarak biyolojik hayatı olumsuz yönde etkiler.

Toprak Kirliliği: Canlı yaşamının en yoğun bulunduğu biyosferde tüm karasal ekosistemler için taşıyıcı unsur olan toprak, doğrudan veya dolaylı yollardan kirlendiğinde canlılar için önemli sorunlar oluşturur. Kirlenen toprağın temizlenip arındırılması ise diğer ortamlara göre çok daha zordur. Toprakta tarımsal amaçla kullanılan kimyasal maddelerin birikmesi, o bölgedeki tarıma doğrudan zarar vermesi yanında toprağın taşıyıcı özelliği nedeniyle yer altı sularının da kirlenmesi sonucunu doğurmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bol miktarda kullanılan DDT gibi kimyasal ilaçlar, Çernobil faciası gibi kaynaklardan ortaya çıkan nükleer sızıntı ve serpintiler, atom bombası denemeleri, atık piller, katı atıkların gelişigüzel depolanması gibi sorunlar toprakta kirliliğe neden olmaktadır.

Ukrayna’nın Çernobil kentindeki nükleer güç reaktöründe 1986’da meydana gelen kaza sonucu, ciddi boyutlara ulaşan ve günümüzde de etkili olan çevre ve sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalınmıştır.

Toprak kirliliği giderim yöntemleri; toprağın su veya kimyasal maddeler yardımı ile yıkanması, toprağın içindeki kirletici maddelerin yakılması, bitki ve mikro canlıların toprak içindeki kirleticileri kullanarak temizlemesi ve belirli maddelerin toprağa uygulanarak kirlenmenin daha ileri boyutlara ulaşmasının engellenmesi şeklinde sıralanabilir.

Hava Kirliliği: Hava kirliliği, sanayi tesislerinden salınan gazlar, uçucu kimyasal maddeler, konutlarda ısınma amacıyla kullanılan yakıtlardan kaynaklanan duman gibi kirletici unsurların atmosfere salınması ile oluşmaktadır. Hava kirliliği kaynakları, doğal ve yapay kaynaklar olmak üzere iki genel grupta toplanabilir. Doğal kaynaklar, volkan faaliyetleri, orman yangınları, hayvan ölüleri ve bitki artıklarının açık alanlarda bozulması gibi süreçleri kapsar. Yapay kaynaklar ise, hammaddelerin insanların kullanımına sunulabilmesi için uygulanan süreçlerdir.

Hava Kirliliğine neden olan bazı önemli sanayi dallarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Petrol Rafinerileri
  2. Petrokimya Entegre Tesisleri
  3. Kimya Sanayi ve Tarımsal İlaç Üretimi
  4. Enerji Üretimi (Termik Santraller)
  5. Selüloz ve Kağıt Sanayi
  6. Demir-Çelik Sanayi
  7. Çimento Sanayi
  8. Gübre Sanayi
  9. Şeker Sanayi
  10. Deri Sanayi
  11. Taş-Toprak Sanayi
  12. Tekstil Sanayi
  13. Lastik Sanayi vb.

Hava Kirliliğinin Küresel Etkileri: Hava kirliliğinin başlıca küresel etkileri; atmosferdeki karbon dioksit (CO2) derişiminin artması ile dünyanın ısınması ve koruyucu ozon tabakasının hasar görmesi ile zararlı mor ötesi ışınların (UV-B) etkisi altına girmesi olarak özetlenebilir. Sera etkisi olarak tanımlanan ısınma olgusundaki en büyük pay karbon dioksite aittir. Bir yandan aşırı fosil yakıt (Fosil yakıtlar: Canlı organizmaların öldükten sonra kalıntılarının oksijensiz ortamda milyonlarca yılda çözülmesi ile oluşan hidrokarbon içerikli yakıtlardır.) kullanımı, diğer yandan ormanların ve bitki örtüsünün yangınlar, tarıma açılma, asit yağmurları vb. etkilerle azalması ile karbon dioksitin fotosentez süreci ile harcanamaması, atmosferde karbon dioksit derişiminin giderek artmasına yol açmaktadır. Buna bağlı olarak gelişen sıcaklık artışının, dünya ikliminin değişmesine, kutuplardaki buzulların erimesi sonucu deniz düzeylerinin yükselmesine, geniş tarım alanlarının sular altında kalmasına ve diğer birçok çevre sorununun oluşmasına neden olacağı öngörülmektedir.

Hava Kirliliğinin İnsanlar Üzerindeki Etkileri: Yapılan araştırmalar, hava kirliliğinin kronik bronşit, nefes darlığı, amfizem ve akciğer kanseri gibi solunum yolu hastalıklarına neden olabildiğini göstermiştir.

Hava Kirliliğinin Bitkiler Üzerindeki Etkileri: Hava kirliliğinden gıda bitkileri, süs bitkileri ve sebzeler büyük ölçüde etkilenmektedir. Bitkiler üzerinde en tehlikeli etki, civardaki fabrikalardan havaya salınan kükürt dioksitin yarattığı etkidir.

Hava Kirliliğinin Hayvanlar Üzerindeki Etkileri: Geçmişte kaza sonucu oluşan büyük çaplı hava kirliliği olayları, kirleticilerin hayvanları öldürebileceğini göstermiştir. Kronik zehirlenmeler genel olarak yem bitkilerinde soğurulan kirleticilerden ileri gelmektedir. Çiftlik hayvanlarına en çok etki eden ve öteden beri bilinen kirletici florürdür. Çiftlik hayvanlarından özellikle sığır ve koyunlar florürden çok etkilenmekte, florüre maruz kalan hayvanlarda özellikle diş hastalıkları görülmektedir.

Hava Kirliliğinin Eşyalar Üzerindeki Etkileri: Hava kirliliğinin eşyalar üzerindeki en çok bilinen etkisi bina cephelerinde, kumaşlar ve diğer eşyalar üzerinde lekeler oluşturmasıdır. Yüzeyler üzerine 0,3 mikron büyüklüğündeki smogların (Smog: Genelde kentlerin üzerinde sanayi kaynaklı kirleticilerden oluşan ve insanlarda bronş hastalıklarına neden olabilen sis+duman kümeleridir.) birikmesi, söz konusu bozulma ve lekelere neden olmakta ve zamanla yüzeyi aşındırarak, rengin değişmesine yol açmaktadır. Hava kirliliğinin malzemelere olan bir diğer etkisi korozyonu (Korozyon: Metallerin bulundukları ortamla tepkimeye girip aşınmaları durumudur.) hızlandırmasıdır. Ozon, kauçuk ve lastik malzeme üzerine son derece zararlı etki yapmaktadır.

Hava Kirliliğinin Katlı Etkileri: Katlı (sinerjetik) etki, örneğin iki kirleticinin birlikte oluşturdukları etkinin, kirleticilerin ayrı ayrı yapacakları etkiden çok farklı olması ile açıklanır. Örneğin yalnızken bronşlara etki eden kükürt dioksit, ortamda aerosollerin (Aerosol: Herhangi bir sıvı ya da katının gaz ortam içinde dağılmasıyla oluşur.) bulunması durumunda, akciğerlerin yüzeyinde soğurularak pulmonari zarlarına kadar gider ve orada yerleşip hava torbacıklarının hasar görmesine neden olur.

Gürültü Kirliliği: Sanayileşme ve teknolojik ilerleme sonucu ortaya çıkan bir diğer çevre sorunu gürültü kirliliğidir. Gürültü kirliliği yaratan etmenler; trafik, sanayi kuruluşları, inşaatlar, eğlence merkezleri, yerleşim alanları, hava alanları olarak sıralanmaktadır. Gürültü insan sağlığına fiziksel, fizyolojik, psikolojik olarak etki etmektedir.

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği: Tarımsal faaliyetler, fosil yakıtların kullanımı gibi insan kaynaklı etkenler ile ortaya çıkan metan, karbondioksit gibi doğal sera gazları salınımlarında önemli ölçüde artış gözlenmektedir. Küresel ısınmanın en önemli etkileri kutuplarda gözlenmektedir. Ayrıca nehir akışlarında; yaz akışlarının azalması ve kış akışlarının artması şeklindeki değişimlerle yüzey sediment yükü (Sediment yükü: Akarsuların içerdiği katı madde miktarı) etkilenmektedir.

Küresel ısınma doğrudan suların sıcaklığında yükselmeye neden olmaktadır. Bu da fizyolojik sınırlarında veya yakınında bulunan türler üzerinde strese neden olmaktadır. Isınma eğilimi ile birlikte organizmaların çoğu sıcaklık ve yağışa göre fizyolojik dayanım farklılıkları geliştirirler.

Sera Gazları: Bilim insanları, küresel ısınmada en etkili etmenin, son yıllarda “sera gazları”nın atmosferde hızla artması olduğu üzerinde fikir birliğine varmışlardır. Başlıca sera gazları; su buharı, karbondioksit, metan, klorlu florlu karbon bileşikleri, ozon ve azot oksitleridir. Bunlar içinde karbondioksit %50’lik oranı ile en etkili sera gazı olarak bilinmektedir.

Ozon Tabakasının İncelmesi: Ozon tabakası oksijenle birlikte, güneşten gelen mor ötesi ışınların (UV) büyük bir bölümünü stratosfer tabakası içinde tutmakta ve yeryüzüne kadar ulaşmasını engellemektedir. Klorlu florlu karbon (CFC) gazlar›, özellikle doğal kaynağı olmayan, yalnızca insan faaliyetlerine bağlı olarak ortaya çıkan gazlardır. Ozon (O3) ile tepkimeye girerek ozon tabakasında incelmeye neden olmaktadır.

Erozyon: Erozyon, bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtü- den yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yok olmasıdır. Erozyon nedeniyle azalan bitki örtüsüne bağlı olarak su baskınları, toprak kayması gibi doğal afetler meydana gelmiş, birçok canlının yaşadığı ormanlardaki türler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış veya yok olmuştur.

Atıklar: Katı atıklar uygun yöntemler ile giderilmediklerinde toprağın, yüzey ve yer altı sularının kirlenmesine ve depolama sahalarında oluşturdukları gaz nedeniyle hava kirliliğine neden olmaktadır. Tıbbi atıklar ekolojik dengeyi bozan tehlikeli atıklardan olduğundan bu tür atıkların oluşum, taşıma-depolama ve bertarafı aşamalarında özel önlemler alınması gerekmektedir. İnsan gereksinmelerinin ve ambalajlı ürünlerin giderek artması sonucu atık niteliği değişim göstermiştir. Özellikle cam, plastik, metal, karton ve kağıt atıklar ambalaj atıkları olarak tanımlanmakta ve geri kazanım işlemlerine dahil edilmektedir. Gıda olarak kullanılan bitkisel yağlar ömürlerini tamamladıktan sonra bilinçsiz olarak su kaynaklarına atılmakta ve kirliliğe neden olmaktadır. Atık pillerin içeriğinde bulunan çeşitli kimyasal maddeler, depolandıkları sahalarda ve bilinçsizce yapılan bertaraflar sonucu yer altı ve yüzey sularını ve toprağı kirletmektedir.

Atık yönetiminde öncelik sırası;

  • Önleme,
  • Kaynakta Azaltma
  • Yeniden Kullanım
  • Geri Kazanım/Geri Dönüşüm
  • Ön İşlem (yakma dahil)
  • Bertaraf olarak sıralanabilir.

Çevre Sorunlarının Nedenlerine Yönelik Politik Yaklaşımlar: Çevre sorunları çok boyutlu bir içeriğe sahip olduğundan çevre sorunlarının çözümüne yönelik uygulanacak çevre politikalarının bu çok boyutluluğa yanıt verecek bütüncül yaklaşımlarla üretilmesi gereği vardır. Çevre sorunları, bölgesel ve küresel sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Savaştan barışa, yerelden küresele alınan her kararın uygulanması; fiziksel, kimyasal ve biyolojik sonuçlar doğurma etkisine sahiptir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.